EĞİTİM - 04 Şubat 2026 Çarşamba 11:56

BUÜ’de "Modern dünyanın kökenleri" konuşuldu

A
A
A
BUÜ’de "Modern dünyanın kökenleri" konuşuldu

Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Sosyoloji Bölümü, anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaparak merhum Prof. Dr. Hüsamettin Arslan anısına düzenlenen seminerler kapsamında Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şener Aktürk’ü misafir etti.


BUÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bengül Güngörmez Akosman’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen söyleşide, Aktürk’ün ödüllü eseri "Modern Dünyanın Kökenleri" üzerinden Batı tarihine ve sosyal bilimlerdeki yerleşik paradigmalara yönelik ezber bozan bir perspektif sunuldu.



"Hüsamettin Arslan’ın mirasına yakışan bir akademik buluşma"


Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Prof. Dr. Bengül G. Akosman, sosyal bilimlerde özgün bir tez ileri sürmenin zorluğuna değinerek Prof. Dr. Şener Aktürk’ün çalışmasının ulus devlet ve soykırım literatürünün ötesinde çok değerli bir katkı sunduğunu ifade etti. Aktürk’ü BUÜ’de ağırlamaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Akosman, Hüsamettin Arslan’ın derslerinde oryantalizm eleştirilerini ilk kez duyan bir kuşak olarak, bu sunumun Arslan’ın mirasına ve ruhuna çok uygun düştüğünü vurguladı. Batıcı ve oryantalist görüşlerin sorgulanmasında bu tür akademik buluşmaların kritik öneme sahip olduğunu belirten Akosman, sözü Prof. Dr. Şener Aktürk’e devretti.



Şener Aktürk’ten Batı merkezli sosyal bilime itiraz


Konuşmasına BUÜ’ye ve Sosyoloji Bölümüne teşekkür ederek başlayan Prof. Dr. Şener Aktürk, bu seminerin merhum Hüsamettin Arslan’ın ölüm yıl dönümüne denk gelmesinin kendisi için taşıdığı manevi öneme dikkat çekti. Aktürk, çalışmasının temelinde yatan "Batı Avrupa’daki Müslüman ve Yahudi nüfusların nasıl tamamen yok edildiği" sorusunun, Batı merkezli sosyal bilim paradigmasına bir karşı çıkış niteliği taşıdığını anlattı. Modernitenin alamet-i farikası olarak görülen "tek din ve tek mezhepli toplum" düzeninin, sanılanın aksine 19. veya 20. yüzyılın değil, 11. yüzyıldan itibaren Papalık liderliğindeki ruhban sınıfının yürüttüğü sistemli bir nüfus mühendisliğinin sonucu olduğunu savundu.



"Batı’nın tek tipçi kimliği iki kılıç doktrini ile inşa edildi"


Batı Avrupa coğrafyasında bir zamanlar var olan büyük Müslüman ve Yahudi topluluklarının silinmesinin tarihte eşi benzeri olmayan bir durum olduğunu belirten Aktürk, bu süreci "İki Kılıç Doktrini" kavramıyla açıkladı. Papalığın hem dini hem de siyasi otoriteyi elinde topladığı bu dönemde, Katolik olmayan azınlıkların temel haklarından mahrum bırakılarak adeta hedef gösterildiğini anlattı. Aktürk, Avrupa’daki parçalı siyasi yapıyı kendi lehine çeviren ruhban sınıfının, azınlıkları tasfiye ederek bugünkü tek tipçi Batı kimliğini inşa ettiğinin altını çizdi.



"Modern nüfus mühendisliğinin temelleri Orta Çağ’da atıldı"


Konuşmasının son bölümünde Orta Çağ toplumunu şekillendiren "Üç Sınıf Kuramı"na değinen Prof. Dr. Şener Aktürk, bu hiyerarşik yapıda Katolik olmayan hiçbir unsura yer verilmediğini vurguladı. Aktürk, papalığın ruhban sınıfı üzerindeki mutlak otoritesinin, azınlıkların mülksüzleştirilmesinin ve Avrupa’daki siyasi bölünmüşlüğün krallar üzerinde kurduğu baskının, bu kitlesel yok oluşun temelini oluşturduğunu belirtti. Günümüzde ulus devletlere atfedilen nüfus mühendisliği yöntemlerinin ilk ve en geniş kapsamlı örneklerinin Orta Çağ Katolik dünyasında görüldüğünü ve bu yapının modern dünyanın bürokratik temellerini attığını vurgulayan Aktürk, sunumunu akademisyen ve öğrencilerden gelen sorularla tamamladı.



BUÜ’de "Modern dünyanın kökenleri" konuşuldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Doç. Dr. Akıncı: "Türkiye, bölgemizde bir savaş istemiyor" Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden Doç. Dr. Berat Akıncı, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki gerginlikte Türkiye’nin kilit bir noktada olduğunu belirterek, "Türkiye’nin temel duruşu çok net. Türkiye, bölgemizde bir savaş istemiyor" dedi. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında son dönemde gerilimler arttı. ABD, İran ile müzakere süreci devam etmesine rağmen Orta Doğu’da yoğun deniz ve hava gücü konuşlandırarak bölgedeki askeri varlığını artırmaya devam ediyor. Son sevkiyatlarla ABD’nin bölgedeki deniz, hava ve savunma kapasitesi belirgin şekilde genişledi. Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Berat Akıncı, konuyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. "ABD, diplomasiyi ve masayı da ihmal etmiyor" ABD ile İran arasında son dönemde artan gerilime dikkat çeken Akıncı, "Amerika Birleşik Devletleri, Orta Doğu’da İsrail’i rahatsız edecek pozisyonda kimsenin olmasını istemiyor. Amerika Birleşik Devletleri, bu işi güç kullanarak çözmek istiyor ancak gücünü kullanırken diplomasiyi, masayı da ihmal etmiyor. ABD’nin Orta Doğu’da barışı ve refahı getirmeyi önceleyen bir süreciyle karşı karşıyayız. ABD, özellikle Donald Trump yönetimiyle birlikte bu tür hamleleri gücünü göstererek yaptırma arayışında" ifadelerini kullandı. "Trump, ABD’nin gücünü baskı aracı olarak kullanıyor" Akıncı, özellikle Donald Trump yönetimiyle birlikte ABD’nin gücünü daha fazla baskı aracı olarak kullandığını belirterek, "Donald Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nin gücünü baskı aracı olarak kullanıyor. Venezuela’da bunu gördük, şu anda da bunun başka bir türevini İran’da da görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri, Basra Körfezi’ne bir üs kurmuş vaziyette. Savaş uçakları, uçak gemileriyle İran’a gözdağı veriyor. Özellikle bu bölgedeki bölge ülkeleri İran’ın güç kullanarak dize getirilme ve rejim değişikliği yapılmasına çok sıcak bakmıyor" diye konuştu. "Türkiye, bölgede savaş istemiyor" Türkiye’nin bölgede savaş istemediğini de anlatan Doç. Dr. Berat Akıncı, daha sonra şunları söyledi: "Başta Türkiye olmak üzere hiçbir ülke bölgemizde savaş olmasını istemiyor. Dolayısıyla Türkiye bu noktada tekrar masaya oturtulma, diplomasinin çalıştırılması ve sorunların çözülmesinde bir arabulucu noktasında. Türkiye’nin temel tezlerinin dikkatlice takip edilmesi gerekiyor. Bölge ülkelerinin ve İran’ın da Türkiye’den yükselen sese kulak vermesi gerekiyor. Türkiye bu bölgede denge, kilit noktada. Türkiye’nin temel duruşu çok net. Türkiye, bölgemizde bir savaş istemiyor. Bu işlerin masada çözülebileceğini biliyor ve diplomasinin sesinin, silahların sesinden daha güçlü olduğunu biliyor. Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’ne aslında siz bu bölgede barışı sağlamak istiyorsanız, İsrail’in saldırgan ve yayılmacı politikalarına da karşı çıkması gerektiğini söylüyor."