POLİTİKA - 17 Ekim 2025 Cuma 18:51

TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz"

A
A
A
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz"

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum buluşmasında yaptığı açıklamada, "Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.


TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır’da sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle bir araya geldi. Toplantıda konuşan Kurtulmuş, buradaki çalışmaların verimli sonuçların oluşmasına katkı sunmasını ümit ettiklerini söyleyerek, "Bugün Diyarbakır’da da çok kısa da olsa sokaklarda dolaştığımızda insanların gözünün içine baktığımızda fevkalade ciddi bir umut, fevkalade ciddi hatta bir sevinç olduğunu gördük. Milletimizin bu anlamda devam etmekte olan bu sürece sahiplendiği ortaya çıkıyor. Ümit ederiz ki, en kısa zamanda artık ilanihaye hiçbir şekilde silahların konuşmadığı, sadece insanlar arasında esenliğin, barışın, kardeşliğin konuşulduğu ve gelişmenin, kalkınmanın, ilerlemenin, gelecek nesillere daha iyi bir Türkiye, gelecek nesillere daha iyi bir Diyarbakır bırakmanın konuşulduğu bir döneme girmiş oluruz. Öncelikle geldiğimiz çalışmaların önemi bakımından birkaç konunun altında çizmek isterim. Sabahki üniversitedeki oturumda da ifade ettim. Değerli arkadaşlar, belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz. Olaylar tahmin ettiğimizden çok daha hızlı ve çok daha değişken bir şekilde seyrediyor. Ve ne yazık ki dünyanın bütün büyük güçlerinin mücadele alanı tarih boyunca olduğu gibi yine bizim de içinde bulunduğumuz bu coğrafyada gerçekleşiyor. Tarihçilerin bir hilal olarak tanımladığı Balkanlar’dan, Akdeniz’den, Ortadoğu’dan ta Afrika’nın içlerine kadar giden bu coğrafyada, bizim de ülke olarak tam da merkezinde yer aldığımız bu coğrafyada hemen her gün bambaşka bir olay oluyor. Her gün başka bir denklem ortaya çıkıyor ve bu çerçevede maalesef şöyle geriye doğru sardığınızda filmi hiç de bölge halklarının lehine olan geliş görmüyoruz. Dolayısıyla bunun uyarıcı bir alarm olmasını hepimizin görmesi gerekiyor. Bir asır evvel Sykes-Picot ile sınırların çizildiği ve emperyalist bir paylaşımın yapıldığının üzerinden bir asır geçti. İkinci Sykes-Picot ile yeniden bu coğrafya kendi iç çatışmalarıyla, iç kavgalarıyla, bölünmeleriyle uzun yıllar harcasın ve heba etsin isteniyor. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken de tam bunudur. Bunun zıddıdır. Bugün Siyonist emperyalizmin açıkça ortaya koyduğunu aslında dün daha fazlasıyla emperyalist güçler farklı durumlarla ortaya koymuşlardı. Yani onlar bölünmeyi, parçalanmayı, dağılmayı söylüyorlarsa biz de bütünleşmeyi, birleşmeyi, beraber olmayı, birlikte ortak bir kadere doğru hareket etmeyi ortaya koymak zorundayız. İşte komisyonumuzu harekete geçiren en önemli nedenlerden birisi budur. Bu gerçeğin Türkiye’nin çok farklı toplum kesimleri tarafından anlaşılmış olmasıdır" diye konuştu.



"Bizim ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolumuz yoktur"


Birlikte ortak bir gelecek inşa etme iradesinden başka bir çıkış yolunun olmadığını dile getiren Kurtulmuş, "Türkiye’nin maalesef az evvel de ifade edildi. Yaklaşık 50 yılına mal olmuş olan bu silahlı çatışma dönemi on binlerce insanın hayattan kopartılmasına neden oldu, iki trilyon dolara mal oldu. Bunu ben ezbere konuşmuyorum. 2013 yılında bir grup üniversite öğretim üyesi arkadaşımızla çalışmıştık. O zamanki bulduğumuz rakam 1.3 trilyon dolardı. Alternatif maliyetleriyle birlikte. Bugün en azından 2 trilyon dolardır. Böyle büyük bir maliyeti Kürt de ödedi, Türk de ödedi, Sünni de ödedi, Alevi de ödedi. Bu Türkiye’nin 86 milyon yurttaşın tamamı ödedi. Bu maliyeti öderken de gelecek nesillerin Payından alınan bir takım hususlarla ödedi. Dolayısıyla bunu tersine çevirmemiz, birliği, beraberliği, bütünlüğü ortaya koymamız lazım. Akıl akıldan üstündür. Şu alışkanlık da vazgeçeceğiz. Emperyalistler projelerini koyuyorlar, kuruyorlar. Bunları görüyoruz. Bu doğru ama onlarda akıl varsa bizde de akıl var. Biz onlardan daha güçlü bir aklı ortaya koymamız lazım. O aklın yolu da bizim tarihi kodlarımızdan geçiyor. Bugün ifade ettim. Bu toprakların yetiştirdiği büyük fikir adamları ve büyük sultanların bize öğrettiği mirastan geçiyor. Alpaslan’ın, Kılıçarslan’ın, Selahattin-i Kürdi’nin o ortaya koymuş olduğu yönetim tarzından geçiyor ve bu toprakların mayasını oluşturan fikir adamlarının düşünce insanlarının yolundan geçiyor. Dolayısıyla birlik ve beraberlik içinde olabilmemiz için hem tarihi müktesebatımız fevkalade güçlüdür hem bugünün gerekleri bizi bir arada bulunmaya mecbur kılmaktadır. Bunu inşallah gönüllü bir şekilde birlikteliğe, kardeşliğe çevirecek bu projeyi ortaya koyacağız. Bunun için bu süreç başlatıldı" şeklinde konuştu.



"Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır"


5 Ağustos’tan bu yana 15 oturum düzenlediklerini vurgulayan Kurtulmuş, şöyle devam etti:


"Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de beş siyasi parti grubu, grubu bulunmayan altı parti yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki arkadaşlarımızın bir kısmı da burada. 11 siyasi farklı siyasi parti bir araya gelerek sürekli bir mesai harcadı. Hakikaten fevkalade takdire şayan bir mesaiyle 5 Ağustos’tan bu yana 15 farklı oturum düzenledik. Toplumun farklı kesimlerinin insanlar dinlendi. Bu dinlenenlerin arasında STK’lılar, kanaat önderleri oldu. 16 STK temsilcisi de Diyarbakır ilimizden katılan yani Diyarbakır merkezli kuruluşlarımız vasıtasıyla dinlediğimiz arkadaşlarımız oldu. Herkes bir şey söyledi. Herkes kendi bulunduğu yerden, kendi anlayışı çerçevesinde söyledi ve herkes de saygıyla dinledi. Ama bir tek kişi bile artık barış olmasın savaşlar durmasın, bu terör bitmesin, Türkiye bu mücadeleyle, bu terörle yıllarını heba etsin diye kimseden bir teklif gelmedi. Herkes terörün bitmesini, silahların susmasını, kardeşliğin hakim olmasını isteyen temennilerde bulundular. Bir kısmı açık tekliflerde bulundular. Bunların hepsi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şu anda kayıtları altında, zabıtları altında büyük bir müktesebat oluştu. Değerli kardeşlerim, şunu söyleyebilirim, bu vesileyle hem bu komisyon öncesindeki çalışmalarımızda hem de komisyon sırasında dünyadaki birçok çatışma çözümleri örneklerini çok yakın tanımış oldum. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim dünyadaki yani devletlerle örgütler arasındaki çatışmanın bitirildiği çözüm süreçlerinde ortalama 6 yılda, 7 yılda bazılarının ise daha yüksek uzun bir sürede geldiği noktaya Türkiye inanın ki işte Ekim 2024’ten alırsanız bir yılı aşmadan o süreyi oraya gelmiş oldu. Ve çok şükür parlamentoda bu konuyla ilgili bir komisyonun oluşması, bu komisyonun da partilerin hepsinin bir tanesi hariç hepsinin ortak iradesiyle oluşması fevkalade değerlidir. Şimdi geldiğimiz noktada daha dikkatli, daha titiz olmamız gereken bir sürece girdiğimizi açıklıkla ifade etmek isterim. Öncelikle bundan sonraki süreçte ortaya çıkmış olan bu fevkalade olumlu süreci ben inanıyorum bu salonda hemen herkes sürece olumlu yaklaşıyor. Öyle mi? Ama kusura bakmayın olsun diye isteyenler olduğu gibi olmasın diye de kenarda köşede bekleyenler var. Onun için dikkatli olacağız. Öncelikle birkaç şeyi bu sürece ilişkin sizin vasıtasıyla vasıtanızla da bütün Türkiye kamuoyuyla paylaşmak isterim. Herkes kullandığı dile dikkat etmek zorundadır. Karşımızdakini gelinen bu noktada incitmemek için, yanlış bir şey söylememek için, hatalı bir şey söylememek için herkesin diline dikkat etmelidir.’’



"Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan büyük bir çatının adıdır"


Dünyanın sadece herkesin ait olduğu siyasi partilerden ibaret olmadığını aktaran Kurtulmuş, "Türkiye’de sadece kendi Türkiye siyasi çatısından ibaret bir çatı değildir. Türkiye 86 milyonun hepsini kapsayan bir büyük çatının adıdır. Dolayısıyla sözümüzü sadece kendi siyasal alanımızda değil, Türkiye’nin bütününe söyleyeceğiz. Bunun için zehirli, kırıcı, yıkıcı eğer bazı şeyler konuşacaksak 100 konu düşünüp bir kere konuşacağız. Burada en başından ilk toplantıda itibaren söylediğim bir şeyi bir kere daha altını çizerek, üstünü çizerek ifade etmek isterim. Değerli arkadaşlar, bu süreç zor bir süreçtir. Bu sürecin başarılı olabilmesi için altın anahtar, altın oran diye bir şey varsa o da Kürt’ün hukukunu ınurunu, Türk’ün de gururunu koruyabilmektir. Bu dengeyi sağlayabildiğimiz saattir de. Yani bu memlekette Kürt diyecek ki, ‘Evet, benim hakkımı hukukum korunuyor. Benim onurum korunuyor. Benim insan olmaktan gelen haklarım ortaya konuluyor.’ Birkaç tanesini bugün sabahki oturumda üniversitede ifade ettim. Diğer taraftan da Türkiye’nin nüfus olarak büyük çoğunluğunu oluşturan Türkler de diyecek ki ‘Evet, iyi bir şey oluyor. Vatan bölünmüyor. Toprak elden gitmiyor. Millet parçalanmıyor. Türkiye emperyalistlerin oyuncağı olmuyor.’ Bu dengeyi kurmak için hepimizin ortak bir aidiyet duygusuyla hareket etmemiz lazım. Bunun için barış, kardeşlik ve demokrasi üçlüsünü sizlerin gündeminize getiriyorum. Eğer esenlikten bahsediyorsak bunun olabilmesi için kardeşlik hukukunun sağlam bir şekilde ortaya konulması ve bunun için de güçlü demokratik mekanizmaların kurulması şarttır. Sadece bir örnek verelim. Tabii ki Türkiye’yi bazı ülkelerle kıyaslamak istemem ama etrafımızdaki komşumuz olan ülkelerdeki, çok şükür Türkiye demokrasisi çoğu ülke ile kıyaslanmayacak. Hatta bazı batılı ülkelerle dahi kıyaslanmayacak ölçüde bir olgunluğa sahiptir. Bu millet milli iradenin ortadan kaldırıldığı her ortamda mücadelesini vermiş, darbelerin sonuçlarını bile kendi reyleriyle düzeltmiştir. Böylesine önemli bir demokrasi birikimine sahibiz. Dolayısıyla kardeşlik hukukunun mutlaka güçlü bir demokrasiyle beslenmesi, kardeşlik hukukunun ortak bir gönül bağıyla ve mutabakatla pekiştirilmesi şarttır. Bununla birlikte hep beraber bu alanlara yoğunlaşacağız ve inşallah üzerimizdeki bu önemli sorumluluğu yerine getireceğiz. Dile dikkat edilmesi gerektiği kadar önemli gördüğüm bir başka husus ise geçmişin acıları üzerinden yeni tartışma alanları oluşturmak durmayacağız. Ateş düştüğü yeri yakar. Her hiç kimsenin acısı bir başkası tarafından tam manasıyla gönlüne varılamaz. Analar burada arada analar var. Şehit analarını dinledik. İşte burada acılı anaları dinledik Ankara’da. Hiçbir ananın acısını bir başkasının yeterince hissetmesi, hiçbir babanın hissetmesi mümkün değildir belki. Ama şunu yapabiliriz. Biz acıları yarıştırmak yerine başkalarının acısını anlayabilmek, onun için empati yapabilmek ve o acıyı yüreğimizde hissederek gerektiğinde o acının yüküyle ağlayabilmek durumundayız. Eğer bunu yaparsak acılar üzerinden tartışma yaparak geçmişi birbirine çatışmalı bir hale getirerek ileriye dönük bir şey söyleyemeyiz. Bir daha o acılar yaşanmasın diye biz önümüzdeki döneme bakıyoruz ve buradan da inşallah yolumuzu açacak kuvveti kudreti ve fikriyatı ortaya koyacağız’’ ifadelerini kullandı.



"Kardeşliği husumetin önüne koymak durumundayız"


Bazı önemli ikilemlere dikkat çekmek istediğini anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:


"Bunlardan birisi gerçekten husumet değil. İçimizde farklı siyasi partilere, farklı görüşlere karşı bir rekabet duygusu olabilir. Bunu anlarım. Ama hiçbir rekabet bizim ülkemizin yurttaşları arasında bir husumet duygusunu körüklememelidir. Onun için bu anlamda kardeşliği husumetin yerine koymak durumundayız. Üniversitedeki son söylediğim şey burada biliyorum sizin Kürt geleneğinde, Doğu geleneğinde barışlarda, aileler arasındaki kan davaları sonrasındaki barışlarda söylenen bir söz. Orada da ilk yapılması gereken şey ki bunu ona benzetmiyorum. Orayı unutmak, husumeti bir tarafta bırakmak, onun yerine kardeşliği, barışı ve dostluğu ikame etmektir. Bir başka mesele ise bu süreç bir pazarlık meselesi değildir. Bir al al ver meselesi değildir. Herhangi bir şekilde iki farklı ülke arasında ya da iki farklı ülkenin insanları arasında bir alışveriş bir pazarlık meselesi de değil. Tam tersine bir pazarlıkla tabir edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu sürecin ana fikrini oluşturan şey ortaklaşmadır. Yani siyasi olarak, fikri olarak Türkiye’de tam manasıyla Hukukun, adaletin ve barışın sağlanabilmesi için ortak bir noktaya gelmektir. Bir başka meselemiz ise ideolojik saplantılar değil, ortak geleceği nasıl inşa Bilinci üzerinden konuşmak ve hareket etmektir. İdeolojik saplantılarla, ideolojik saplantıların labirentlerinde dolaşarak bir yol alınamayacağını 50 senedir gördük. İdeolojik saplantıların labirentlerinde dolaştığınız zaman orasının bir çıkmaz olduğunu tecrübeyle hep birlikte denedik. Dolayısıyla onları bir tarafa bırakarak ortak bir geleceği nasıl inşa edebiliriz, böylesine muhteşem bir Diyarbakır’ı, sözgelimi, daha güçlü Ortadoğu’nun merkez şehirlerinden biri haline nasıl getirebiliriz? Bir başka önemli mesele ise tek tipleştirmeyi değil farklılıkları zenginlik vesilesi olarak görmek ve bunu içselleştirmek durumundayız. Herkesin kendine has bir düşüncesi, herkesin kendine has bir inancı, herkesin kendine has bir yürüyüşü, bir hayat tarzı vardır. Ama sonuçta benim düşüncelerim ne kadar önemliyse, karşımda katılmadığım düşüncelerin de o kadar önemli olduğu, oradaki kültürel farklılıkların da o kadar önemli olduğunu bilerek, bunu da samimiyetle ortaya koyarak tek tipleştirmenin yerine zenginliklerimizi, farklılıklarımızı zenginlik olarak görmeyi başaracağız. Yolumuzu bu istikamette sürdürdüğümüz müddetçe ümit ediyorum ki bundan sonraki süreçte çok daha ileri noktalara ulaşacağız."



Komisyon çalışmalarına değinen Kurtulmuş, "Komisyon çalışmalarındaki dinlemeler, arkasından üzerinde çalışmalarımız, müzakerelerimizle biz komisyon üyeleri olarak ümit ediyorum ki şimdiye kadar aldığımız üç kararı ittifakla aldık. Bu kararı da ittifakla alarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yapılacak işleri tavsiye olarak genel kuruluna havale edeceğiz. Ancak iş orada bitmiyor. Bu meselenin bir hukuk tarafı var. Bir siyaset tarafı var. Bir sosyoloji tarafı var. İşin sosyoloji tarafını da eşzamanlı olarak yürütmek zorundayız. Yani komisyona insanların ya da bu sürece insanların katkılarına, iyi niyetli beklentilerini artırmamız ama fiilen de bütün toplumun bu sürecin yanında yer alarak ortaklaşmayı sağlamamız Bunun için bu komisyon çalışmalarında yaklaşık zannediyorum 138 STK ve kanaat önderini dinledik. Herkes olumlu şeyler söyledi. Sürecin farklı fikirler olsa da olumlu gördüğünü ifade etti. Ama şunu yapmamız lazım. Diyarbakır’ın çok kuvvetli STK’larının olduğunu biliyorum. Sadece oturup bu salonlarda konuşmak değil. Her bir STK kendi tabanında, her bir siyasi parti kendi çevresinde bu sürecin Türkiye’ye getireceklerini, bu sürecin niçin Türkiye’nin devamı için, bekası için, ülkenin, milletin selameti için şart olduğunu anlatması lazım. Böyle olursa hep beraber bu süreç 86 milyonun sahiplendiği fevkalade önemli bir siyasi başarı olur. Bir kere daha inanarak söylüyorum. Bu sefer mutlaka başaracağız. Zaten milletin arasında var olmayan ama suni olarak sokulmuş olan bir takım gerilimleri, bir takım farklılıkları Allah’ın izniyle tamamen bir kenara bırakacağız ve hep beraber güçlü bir Türkiye’nin çok daha güçlü hale gelmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu terörsüz Türkiye kendisine güvenen, birbirine güvenen ve yaslanan Türkiye Türk’ü ile Kürt’ü ile bütün unsurlarıyla inanın Orta Doğu’nun teminatıdır. Terörsüz Türkiye terörsüz bir bölge demektir. Sizi temin ederek söylüyorum ki dünyada hemen herkesin gözünü dikip baktığı yer Türkiye’dir. Türkiye’nin bugünkü dünya üzerindeki algısı esasında sahip olduğu yerden ve kuvvetten çok daha kudretli bir noktadadır. Bunun için bizim içimizde bir şekilde 50 yılımızı alan bu meseleyi derdest edip paketleyerek, çuvallayarak bir kenara atmamız lazım. Tarihin tozlu raflarına atmamız lazım. Ve Allah’ın izniyle bir daha bu memlekette bir tek vatan evladının burnunun kanamayacağı esenlik yurdu olan bir Türkiye’yi hep beraber kurmamız lazım. Allah yardımcımız olsun. Son söz olarak da şunu söyleyeyim. Eğer bu işi başarıyla tamamlarsak ki inancım tamdır, buradan bir Türkiye modeli ortaya çıkacaktır. Dünyanın birçok yerinde çatışma çözümleri üzerinde çalışanlar Başka ülkelere bakıp ne yaptıklarını değil, Türkiye’nin bu işi nasıl başardığını konuşacak ve Allah’ın izniyle de bundan ilham alacaklardır" dedi.


Toplantıya TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Galip Ensarioğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Suna Kepolu Ataman, AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Sait Yaz, AK Parti Erzurum Milletvekili Selami Altınok, CHP Diyarbakır Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Serra Bucak, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve davetliler katıldı.



TBMM Başkanı Kurtulmuş: "Belki de insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisinden geçiyoruz"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Sahil Güvenlik Komutanlığı’ndan 112 Personeline Tıbbi Tahliye Eğitimi Sağlık Bakanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında imzalanan ‘Acil Durumlarda Türk Arama Kurtarma Bölgesi İçerisinde Tıbbi Tahliye Faaliyetlerinin Yürütülmesine İlişkin İşbirliği Protokolü’ kapsamında, Manavgat’ta görevli 112 Acil Sağlık personeline Tıbbi Tahliye Eğitimi verildi. Sağlık Bakanlığı İle Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında imzalanan "Acil Durumlarda Türk Arama Kurtarma Bölgesi İçerisinde Tıbbi Tahliye Faaliyetlerinin Yürütülmesine İlişkin İşbirliği Protokolü" çerçevesinde Manavgat bölgesinde görev yapan 112 Acil Sağlık ve UMKE Personellerine Manavgat Sahil Güvenlik Komutanı SG. Gv. Asb. Üçvş Samet Nuri Yılmaz ve Sahil Güvenlik Side Kolluk Destek Tim Komutanı SG Gv.Asb.Kd.Çvş. Veli Savaşkan tarafından teorik ve uygulamalı Tıbbi Tahliye Eğitimi verildi. Uygulamalı eğitim verildi Bilgilendirmenin ardından eğitime katılan personel Manavgat Irmağı’nda konuşlandırılan Sahil Güvenlik Botlarıyla Manavgat Irmağı’ndan denize açılarak denizde ilk müdahale hakkında bilgilendirildi. 112 Acil Sağlık personeline botlarda bulunan ilk müdahale malzemelerinin tanıtılmasının ardından ırmakta ve denizde seyreden deniz araçlarında ani gelişebilecek hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda hayati tehlikesi olan ya da tıbbi müdahalede geç kalınması durumunda kalıcı sağlık problemi oluşacağı değerlendirilen hasta ve yaralılar ile sağlık ekibinin en yakın sağlık kuruluşuna nakledilmesine yönelik yapılacak çalışmalar uygulamalı olarak anlatıldı.
Kocaeli Genç kadın durakta tacizciyi saniye saniye kaydetti: "Ben hovardayım, hovarda" Kocaeli’nin Körfez ilçesinde otobüs durağında arkadaşını bekleyen Kübra Ak (28), bir şahsın mide bulandıran tavırlarına maruz kaldı. Genç kadının kayda aldığı görüntülerde, şüphelinin cinsel organıyla oynadığı anlar yer alırken, "Ben hovardayım, hovarda" diyerek güldüğü de duyuldu. Şüphelinin yaklaşık bir ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilmesinin ardından yaşadığı korku dolu anları anlatan Ak, "Alelade organıyla oynayıp, yüzüme bakarak kendi içinde keyif alıyormuş gibi hareketleri var. Ben bunlardan tiksindim. Benim yüzüm, bedenim bir başkasının zevk aracı değil" dedi. Olay, 4 Nisan’da Körfez ilçesindeki Hamit Kaplan Caddesi’nde yer alan otobüs durağında meydana geldi. Kız arkadaşıyla buluşmak üzere durağa gelen 28 yaşındaki Kübra Ak, olaydan yaklaşık bir hafta önce de kendisini rahatsız ettiği iddia edilen M.B.’ye (56) rastladı. Genç kadının durağa geldiğini gören şüpheli M.B., bakışlarıyla başladığı tacizin ardından herkesin içinde cinsel organıyla oynamaya başladı. M.B.’nin tavırlarından rahatsız olan genç kadın, cep telefonu kamerasıyla yaşananları anbean kaydetmeye başladı. Görüntülerde, şahsın cinsel organıyla oynadığı, zaman zaman dilini çıkarıp içinden söylendiği ve Ak’a bakıp kafasını salladığı, bu sırada yanlarında duran bir başka vatandaşın ise yaşananlara tepkisiz kaldığı görüldü. "Ben hovardayım, hovarda" Kübra Ak’ın yanına yaklaşan şüpheli, onu izlediğini ve durağa karşıdan geldiğini gördüğünü söyledi. Görüntülerde, bir süre daha genç kadının yanında duran M.B.’nin, gülerek "Ben hovardayım, hovarda" dediği duyuldu, ardından ise "Sevgili arıyorum" dediği öne sürüldü. "Seni terk eder giderim" Bu sözler üzerine Kübra Ak, "Nasıl yani? Siz hovardasınız ve sevgili mi arıyorsunuz? Söylemek istediğiniz bu mu?" diyerek tepki gösterdi. Şüphelinin, "Yanlış anlama, seninle işim olmaz. Benim şu an işim var" şeklindeki yanıtı üzerine genç kadın, "Neden bana hovarda olduğunuzu söylüyorsunuz? Ben şu an bunu yanlış anlıyorum. Beni oradan buraya takip ediyorsunuz" ifadelerini kullandı. Şüpheli M.B. ise "Seni terk eder giderim" karşılığını verdi. Yaşadığı korkuyla durumu mesaj attığı arkadaşının polis çağırmasının ardından, olayın getirdiği öfkeyle genç kadın şüpheliye birkaç kez vurdu. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekiplerince gözaltına alınan 2 çocuk babası M.B., emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı sulh ceza hakimliğince tutuklandı. İlk duruşmada tahliye kararı Yaklaşık bir ay tutuklu kalan sanık M.B., iki gün önce görülen ilk duruşmada hakim karşısına çıktı. Hakkındaki suçlamaları reddeden sanık, "Ben durakta bekliyordum. İki dakika durmadan ayrıldım. O kendi kendine konuşuyordu, canlı yayın mı yapıyordu ne yapıyordu anlamadım. Rahatsız olup ayrıldım. Hepsi iftira" şeklinde savunma yaptı. Sanık avukatı ise videoda ve sözlerde suç teşkil edici bir unsur olmadığını öne sürerek, "Görüntüler yanlış anlaşılmaya uygundur. Suç teşkil edip etmediği tartışmaya dayalıdır. Tutuksuz yargılanmasına karar verilmesini talep ederiz" dedi. Mahkeme heyeti, sanığın adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verdi. "Ağlama krizine girdim, karmaşıklık yaşadım" Yaşadığı travmayı İHA’ya anlatan 28 yaşındaki Kübra Ak, olayın aslında 1,5 ay öncesine dayandığını söyledi. Ak, "Yaklaşık 1,5 ay önce bir kere burada kendisiyle karşı karşıya kaldım. Karşıdan buraya yanıma geldi ve cinsel organıyla oynuyordu. O zaman sessiz kalıp gittim ve az ileride ağlama krizine girdim. İster istemez bir karmaşıklık yaşadım. Ne yapacağımı bilemiyordum" dedi. "Sevgili aradığını söylüyor, yüzüme bakarak cinsel organıyla oynuyor" Bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra (olay günü) M.B.’yi aynı bölgede bir kez daha gördüğünü ifade eden Ak, şöyle konuştu: "Arkadaşımı beklemek üzere karşıdan durağa geçtim. Benim ardımdan adam geldi, karşıya geçip bana kaş göz yaptı, dilini çıkarttı, ağzının içerisinde bir şeyler geveledi ve bu sırada da cinsel organıyla oynuyordu. Burada bir beyefendi vardı başımızda, onu kaldırıp, ’Karşı durağa gitmen gerekiyor, senin otobüsün orada’ diyip göndermeye çalıştı. Otobüs geldiğinde beyefendi kalkıp gitti. Sonra gelip buraya, ’Ahmak işte, göndermeye çalıştım gitmedi’ gibi şeyler söyledi. Ben oralı olmamaya çalışıyorum ve video kaydına devam ediyorum. Bana İzmit’e gideceğini söyledi. Ben de, ’Beni o duraktan buraya kadar takip ettiniz, gördünüz geldiğimi’ dedim. ’Evet, indin, geldiğini gördüm’ dedi. Bunlar zaten video kaydında da var. Benim geldiğimi gördüğünü söylüyor. İzmit otobüsü geldiğinde, ’Otobüs geldi, gitmeyecek misiniz?’ dedim. ’Yok, ben arkadaşımla buluşacaktım’ dedi. Otobüs gittikten sonra bana ’Ben hovardayım, sevgili arıyorum’ dedi. Ben tabii orada anlayamıyorum, konuşmasını da anlayamıyorun. ’Hovardayım işte’ deyip kahkaha atıyor. Ben o an şaşırdım. Sevgili aradığını söylüyor, yüzüme bakarak cinsel organıyla oynuyor." "Ben yaşımdan dolayı niyetini anlayabilirim ama küçük çocuklar anlayamayabilir" Kübra Ak, olayın yaşandığı durağın hemen yakınında bir okulun bulunduğuna dikkati çekerek, "Burası kalabalık bir ortam, çocukların okuldan çıktığı bir yer. Ben yaşımdan dolayı niyetini anlayabilirim ama küçük çocuklar anlayamayabilir. Hemen aşağısı dere, birine zarar gelse, boğuşma olsa... Ben bunların hepsini düşünerek arkadaşımdan destek istedim. Polis çağırdı. Polisi karşıda görünce ’İstemezsen sen bilirsin’ gibi benimle konuşarak arkasını döndü gitti. Ben o an sinirlerime hakim olamadım. Kendimi koruma içgüdüsüyle mi anlamadım birkaç kez vurdum. Ben vurunca polisler yakalamalarını söyledi. İnsanlar yakalayıp adamı getirdiler. Polise şikayetçi olduğumu söyledim. O gece karakolda kaldı" diye konuştu. "Organıyla oynayıp, yüzüme bakarak kendi içinde keyif alıyormuş gibi hareketleri var" Ak, sözlerine şöyle devam etti: "Mahkemeye gittim. Kendisi zaten avukat tutmuş. İfadesinde kendisine iftira attığımı söylüyor. Benim onu darp ettiğimi, kameraya alırken de canlı yayın yapıyormuşum, kendi kendime söylendiğimi, bu sebeple gittiğini söylüyor. Ben ona gidip saldırıyormuşum, kendi beyanı bu şekilde ama tabii hiçbir şekilde böyle bir şey yok. Ben o süreçte kendisini video kaydına alıyordum, kendimi koruma amaçlı. Burada gerçekten birine bir şey olabilirdi. Şuan dava devam ediyor. Kendisi serbest bırakıldı. Yaklaşık bir ay tutuklu kaldı. Açıkçası böyle insanların, özellikle çocuklara, kadınlara, insanlara zarar vermesini istemiyorum. Ben kendisinden şikayetçiyim. Süreç devam ediyor. Ayrıca ben velilerin de dikkat etmesini istiyorum. Hem okul köşesinde hem de kalabalık bir ortamda cinsel organıyla oynayan bir insan her şeyi yapabilir diye düşünüyorum. Kendilerinin ’görüntüler yanlış anlaşılmaya müsait’ gibi bir beyanı oldu ama ben görüntülerin yanlış anlaşılmaya müsait olduğunu düşünmüyorum. Alelade organıyla oynayıp, yüzüme bakarak kendi içinde keyif alıyormuş gibi hareketleri var, videolarda da belli. Ben bunlardan tiksindim. Bir başkasının, özellikle de küçük çocukların asla bunu yaşamasını istemiyorum. Adaletin yerini bulmasını istiyorum." "Benim yüzüm, bedenim bir başkasının zevk aracı değil" Hayatında ilk kez böyle bir olayla karşı karşıya kaldığını vurgulayan genç kadın, "Böyle olayları okumak ile yaşamak gerçekten çok farklı. Duyunca, ’Geçmiş olsun’ deyip bu kötülüğü yaşayan kişiyle empati kurmaya çalışıyorsunuz ancak yaşadığınızda ne tepki vereceğinizi, çevrenin baskısı, kimse yardım etmiyor...Ben bu olayı yaşarken durakta bir beyefendi vardı, o bile konuya dahil olmuyor. Belki gündemden dolayı dahil olamıyordur ama hoş bir durum değil. Bir kadının yüzüne bakarak iğrenç bir hareket sergileniyor, bu hoş bir durum değil. Yaşadığım duygu karışıklığı, sinir, öfke, vücuduma gelen titremeler...Kendimi ifade bile edemedim. Zaten bu yüzden şahsa vurdum ama bu duyguyu yaşadığım için bu gerçekleşti. Kötü bir şey, kimsenin başına gelsin istemem. Tamam, bana fiziksel olarak dokunmamış olabilir ama benim yüzüm, bedenim bir başkasının zevk aracı değil. Hiç kimse bir başkasının yüzünü, bedenini tatmin aracı olarak kullanamaz" ifadesini kullandı. Süreç içerisinde şahısla uzlaşmayacağının altını çizen Ak, "Maddi olarak tazminat talebim yok, ceza almasını istiyorum. Ulu orta bunu yapan bir insan başka şeyler de yapabilir diye düşünüyorum" şeklinde konuştu.
İzmir Elektronik atıklar ekonomiye kazandırılacak Her yıl milyonlarca akıllı telefon, bilgisayar ve ev aleti kullanım ömrünü tamamlayarak devasa bir "elektronik atık" dağına dönüşüyor. Modern dünyanın en hızlı büyüyen atık problemine karşı geliştirilen Circularity projesi, teknolojiyi çöpe değil, döngüye dahil etmek için bilimsel bir yol haritası sunuyor. TÜBİTAK tarafından desteklenen ve Belmont Forum kapsamında fonlanan Circularity projesinin kapanış etkinliği Yaşar Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Türkiye’den Yaşar Üniversitesi’nin yanı sıra Almanya, Japonya, Tayland ve Tayvan’dan beş üniversitenin paydaşlığında yürütülen çalışma; telefon ve elektrikli araba bataryaları gibi atıkları birer yük olmaktan çıkarıp hammaddeye dönüştürmeyi hedefliyor. Türkiye Koordinatörü Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu liderliğindeki proje ekibinde; Prof. Dr. Erhan Ada, Dr. Öğretim Üyesi Yeşim Deniz Özkan Özen, Dr. Öğretim Üyesi Mürüvvet Deniz Sezer ile araştırmacılar Çisem Lafcı ve Yalçın Berberoğlu yer aldı. Kişi başı 18.3 kg e-atık Proje kapsamında elde edilen veriler, Türkiye’nin 80 milyonu aşan nüfusuyla Batı Asya’nın en fazla elektronik atık üreten ülkelerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Türkiye’de kişi başı e-atık arzı 18,3 kilograma ulaşırken, yıllık toplam atık miktarı ise 1 milyon tonun üzerine çıkmış durumda. Araştırmalar, geleneksel "al-kullan-at" modelinin sürdürülemez olduğunu gösterirken, artan atık miktarı karşısında geri dönüşüm tesislerinin kapasitesinin yetersiz kaldığına dikkat çekiyor. Akıllı telefon ömürleri 2 yıla kadar düştü Dünyada en hızlı büyüyen e-atık kaynağının akıllı telefonlar olduğunu ortaya koyan proje, tüketim hızındaki korkutucu artışı da gözler önüne serdi. Gelişmiş ülkelerde bir cihazın kullanım süresinin 2 yılın altına, gelişmekte olan ülkelerde ise 3 yıla kadar düştüğü kaydedildi. Bu durum, teknolojik döngünün her geçen gün daha hızlı bir atık dağına dönüştüğünü gösteriyor. Geleceğin tehdidi: Elektrikli araç bataryaları Proje sadece bugünün cihazlarını değil, geleceğin teknolojisi olan elektrikli araçları da kapsıyor. Paydaş kurumlardan biri olan Almanya Bayreuth Üniversitesi’nden paylaşılan verilere göre, 2024 itibarıyla Almanya yollarındaki bataryalı elektrikli araç (BEV) stoğu 1 milyon 651 binin üzerine çıktı. Bu araçların bataryalarının gelecekte devasa bir atık havuzu oluşturmaması için döngüsel ekonomi modellerinin bugünden kurulması gerektiği vurgulanıyor. "Döngüsel ekonomi en güçlü kasımız" Proje Koordinatörü ve Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu, üniversitenin bu alandaki öncü rolünü şu sözlerle özetledi: "Üniversitemiz için döngüsel ekonomi, TÜBİTAK raporları ve küresel analizlerle tescillenmiş en güçlü kaslarımızdan biridir. Projemiz, 2023 yılında Belmont Forum tarafından fonlanan ve dünyada bu alanda seçilen sadece 7 projeden biri olma özelliğini taşıyor. ’Üret, tüket ve at’ mantığına dayanan lineer sistemlerin tıkandığı bu dönemde; lojistik penceresinden bakarak bu yapıyı döngüsel bir modele çevirmek için gayret gösteriyoruz. Amacımız gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmaktır." "Akademik rehberlik bizim için yol gösterici" Etkinliğe katılan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Döngüsel Ekonomi ve Atık Yönetimi Daire Başkanı Sabriye Ayhan, üniversitelerin bu süreçteki önemini vurgulayarak şunları söyledi: "Bakanlık olarak politikalarımızı üniversitelerimizin bilimsel rehberliğiyle yürütüyoruz. Döngüsel ekonomi artık çevresel bir tercihin ötesinde, küresel bir ekonomik zorunluluktur. ’Al-kullan-at’ modelinin yerini; kaynağın verimli kullanıldığı, atığın tekrar üretime dahil edildiği ve sektörel rekabetçiliğin arttığı yeni bir sistem almaktadır."
Bursa BUÜ’de "Ortak Dış Politika Vizyonu" konuşuldu Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ), Türk dünyasının geleceğine ışık tutan anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Uluslararası İlişkiler Topluluğu tarafından düzenlenen "Türk Devletleri Teşkilatı: Yeni Yüzyılda Ortak Dış Politika Vizyonu" başlıklı konferans, üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde gerçekleştirildi. Programın açılışında söz alan BUÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cafer Çiftçi, küresel dengelerin hızla değiştiği bir çağda ortak tarih ve kültür etrafında şekillenen birlikteliklerin önemine dikkat çekti. Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) üye ülkeler arasında siyasi, ekonomik ve kültürel bağları güçlendiren hayati bir platform olduğunu belirten Prof. Dr. Çiftçi, ortak dış politika vizyonunun uluslararası alanda güçlü bir duruş sergilemek adına stratejik bir gereklilik haline geldiğini ifade etti. Bu tür etkinliklerin yarının karar vericileri olacak gençler için büyük bir fırsat olduğunu vurgulayan Çiftçi, organizasyonda emeği geçenlere teşekkürlerini sundu. Uluslararası İlişkiler Topluluğu Başkanı Yağız Mert Uğurlu, topluluğun 30 yıllık birikimiyle Türk dünyasının jeopolitik geleceğini analiz etmeyi öncelediklerini belirtti. TDT’nin bölgesel bir iş birliğinden küresel bir faktöre dönüştüğünü vurgulayan Uğurlu, İsmail Gaspıralı’nın "dilde, fikirde, işte birlik" ülküsünün bugün stratejik bir iradeyle somutlaştığını ifade etti. Konferansın ana konuşmacısı olan ve TDT nezdinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Daimi Temsilcisi olarak atanan Büyükelçi Ufuk Ekici, mezun olduğu okulun kürsüsünde bulunmaktan duyduğu gururu dile getirerek sözlerine başladı. Diplomatik kariyerinde Bursa Uludağ Üniversitesi’nde aldığı eğitimin kilit rol oynadığını belirten Ekici, yeni hayata geçirilen "Daimi Temsilcilik" mekanizmasının teşkilatın kurumsallaşmasında tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Büyükelçi; bir asır önce filizlenen Türk birliği idealinin, bugün "2040 Vizyon Belgesi" ile ayakları yere basan somut bir jeopolitik gerçeğe dönüştüğünü ifade etti. Konuşmasının devamında TDT’nin sadece kültürel bir bağ değil, aynı zamanda enerji koridorlarından savunma sanayi iş birliklerine kadar genişleyen çok boyutlu bir güvenlik ve ekonomi havzası oluşturduğunu belirten Ekici, Türkiye’nin bu süreçteki öncü rolüne ve İstanbul’da yerleşik Daimi Temsilciliğin üye devletlerarasındaki koordinasyonu ne denli hızlandıracağına dikkat çekti. Türk dünyasının yeni yüzyılda küresel siyasette pasif bir gözlemci değil, oyun kurucu bir aktör olarak konumlandığını hatırlatan Büyükelçi, özellikle Orta Koridor gibi stratejik projelerin Türk devletlerini küresel ticaretin merkezine yerleştirdiğini söyleyerek genç mülkiyelilere bu vizyonu geleceğe taşımaları noktasında ilham verici tavsiyelerde bulundu. Etkinlik, soru-cevap bölümünün ardından çekilen fotoğraflar ile sona erdi.
İstanbul BEST Grup ile Base Studio’dan savunma sanayiinde iş birliği Tera Holding çatısı altında faaliyet gösteren BEST Grup ile İtalya merkezli askeri araç mühendisliği şirketi Base Studio, SAHA EXPO kapsamında savunma teknolojileri ve araç dizaynı alanında iş birliği anlaşması imzaladı. Türkiye’de zırhlama ve savunma teknolojileri alanında faaliyet gösteren BEST Grup ile askeri araç mühendisliği alanında çalışmalar yürüten İtalya merkezli Base Studio arasında stratejik iş birliği anlaşması SAHA EXPO’da imzalandı. Base Studio Standı’nda düzenlenen törende taraflar, savunma teknolojileri ve araç dizaynını kapsayan Mutabakat Zaptı’na imza attı. Anlaşma kapsamında yeni nesil araç tasarımları, mühendislik çözümleri ve uluslararası pazarlara yönelik ürün geliştirme süreçlerinde ortak çalışmalar yürütülmesi planlanıyor. İş birliğinin, son kullanıcının ihtiyaçlarına yönelik çözümler geliştirilmesi ve savunma sanayiinde ihracat odaklı projelerin artırılması hedefiyle hayata geçirildiği belirtildi. Tera Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, imza töreninde yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Türkiye bugün savunma sanayiinde sadece kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ülke değil, geliştirdiği teknolojilerle dünyada dikkat çeken güçlü bir üretim merkezi haline geldi. BEST Grup ile Base Studio arasında imzalanan bu stratejik iş birliği, Türk mühendisliğinin ulaştığı seviyenin önemli göstergelerinden biridir. Yerli üretim gücümüzü uluslararası mühendislik vizyonuyla birleştirerek yeni nesil teknolojiler geliştirmeye devam edeceğiz. Savunma sanayiinde atılan her güçlü adım, Türkiye’nin bağımsız üretim kapasitesine ve milli teknoloji vizyonuna katkı sağlamaktadır. İmzalanan anlaşma; savunma teknolojileri, askeri araç mühendisliği, yeni nesil zırhlı araç tasarımları ve araç dizaynı alanlarında ortak çalışmalar yürütülmesini kapsamaktadır. Bu iş birliğiyle birlikte son kullanıcının sahadaki ihtiyaçlarına daha hızlı cevap verebilen, güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel verimlilik açısından daha güçlü çözümler geliştirilmesi hedeflenmektedir. Aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayi ihracatına katkı sağlayacak yeni ürünlerin uluslararası pazarlara sunulması amaçlanmaktadır. Bu stratejik iş birliğinin ülkemiz, sektörümüz ve savunma sanayiimiz adına hayırlı olmasını diliyorum." Base Studio Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Remzi Oduncu ise açıklamasında, "Sizin gibi değerli bir markayla birlikte yol almaktan son derece mutluyuz. Geniş ürün yelpazemizle BEST Grup’a katkı sunacak olmaktan gurur duyuyoruz. Bu iş birliğinin uzun soluklu ve verimli sonuçlar doğuracağına inanıyoruz. İnşallah bir sonraki SAHA Expo’da geliştireceğimiz yeni ürünleri sergilemeyi hedefliyoruz" dedi.