- 21 Şubat 2023 Salı 09:07

Depremzede çocuklar oyun salonunda doyasıya eğlendi

A
A
A
Depremzede çocuklar oyun salonunda doyasıya eğlendi

Deprem bölgesinden Bitlis’in Tatvan ilçesine gelen çocuklar, oyun salonunda doyasıya eğlendi.

Deprem bölgesinden Bitlis’in Tatvan ilçesine gelen çocuklar, oyun salonunda doyasıya eğlendi.


6 Şubat Pazartesi günü meydana gelen ve 11 ilde etkili olan depremin yaraları sarılmaya devam ediyor. Deprem bölgelerinde bir yandan arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları aralıksız devam ederken, evleri yıkılan depremzedeler ise çeşitli illere gönderilip otel, ev ve yurtlara yerleştiriliyor. Bu çerçevede deprem bölgesinden Bitlis ve ilçelerine gelen vatandaşların beslenme ve barınma ihtiyaçları en iyi şekilde karşılanırken, depremden etkilenen çocuklar ise unutulmuyor. Aileleri ile birlikte Tatvan ilçesine yerleşen çocukların temel ihtiyaçları dışında yaralarını sarmak ve eğlenmelerini sağlamak için harekete geçen Tatvanlı gönüllüler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri Yaşam Alışveriş Merkezinde bulunan oyun salonunda etkinlik düzenledi. Aileleri ile birlikte oyun salonuna getirilen çocuklar tüm oyuncaklardan ücretsiz yararlanarak unutulmaz bir gün yaşadı.


Etkinlik yemek ikramı ve hediyelerin dağıtımının ardından sona erdi.



“Bastığım yer hâlâ sallanıyor gibi o korkuyu atamadım”


Çocukları ile birlikte Hatay’dan Tatvan’a gelen Emine Topal, yaşadığı korkuyu anlatarak, “Korkunç olay yaşadık. Allah bir daha hiçbir canlıya göstermesin. Hâlâ etkisindeyim ve bastığım yer sanki sallanıyor gibi. Bir şekilde buraya geldik. Buradaki insanlar çok yardımsever ve etkinlik çocuklara çok güzel bir moral oldu. Çünkü hepsi çok korkmuştu. Depreme uykudayken yakalandık ve o korkuyla kendimizi dışarıya attık. Benim evim yıkılmadı ama dışarıda kaldık. Birkaç gündür buradayız. Yıkılan ve çok kötü olan yerler var. Çok üzgünüm ve çok zor bir durum. Geri dönmeye korkuyoruz. Hâlâ bastığım yer sallanıyor gibi o korkuyu atamadım, aklıma mukayyet olmaya çalışıyorum. Buranın insanı çok iyi ve yardımcı da oldular. Şu an çocuklarım mutlu ya biz de mutlu olduk” şeklinde konuştu.



“Deprem olurken adeta cehennemi yaşadık”


Depremden çocukları ile birlikte çok etkilendiklerini dile getiren Ali Sürme de, etkinliğin çocuklar için çok güzel moral olduğunu belirterek, “Hatay’dan geliyorum, hayatımızı kurtardık. Bir şekilde hayat devam ediyor. Çok güzel bir etkinlik oldu ve çocuklar birazda olsa acılarını dertlerini attılar. Yardımcı olan herkesten Allah razı olsun. Deprem olurken adeta cehennemi yaşadık. Anlatılmaz ama yaşanması da çok kötü inşallah bir daha olmaz” diye konuştu.



“Araba yarışı oynadım ve gözlük takarak lunaparkı gördüm”


Ortamı çok sevdiğini dile getiren depremzede Emir Ali Sürme, “Hatay’da deprem olduğunda merdivenlerden düştüm ve alnımda yara oluştu. Sonra kuzenim bizi buraya getirdi. Buradaki ablalar ve abiler bize depremin etkisini unutmak için böyle etkinlik yaptılar. Burada çok eğlendim ve ortamı çok sevdim. Araba yarışı oynadım, sonradan gözlükle lunaparkı gördüm” şeklinde konuştu.



“Bitlis’teki gönüllü STK’lar olarak biz bu tür programları çok önemsiyoruz”


Bu tür etkinliklerin devam edeceğini söyleyen Bitlis Medeniyet Platformu Dönem Başkanı Cengiz Şahin de, “Bitlis’te bulunan gönüllü sivil toplum kuruluşları (STK) olarak yaklaşık 100 depremzede çocuk ve ailelerine 2 saate yakın ücretsiz oyuncak reyonları açıldı. Bitlis’teki gönüllü STK’lar olarak biz bu tür programları çok önemsiyoruz. Gençlik merkezinde çok daha geniş çerçeveli olarak önümüzdeki günlerde bu programları tekrarlayacağız ki bu deprem psikolojilerini ne kadar azaltabilir ve onları ne kadar çabuk hayata adapte edebilirsek bizler için de iyi olacak” ifadelerine yer verdi.


Çocukların oyun salonundaki tüm oyun aletlerinden ücretsiz yararlandığını dile getiren öğretmen Sinan Kıranşal ise, “Depremzede kardeşlerimiz bugün Tatvan’da bulunan alışveriş merkezinde eğlence programına katıldı. Buraya gelen depremzede çocuklar, oyun salonunda her türlü oyundan ücretsiz faydalandı. Daha sonra bu işi yapan gönüllü arkadaşlarımız ile beraber öğle yemeği ikram edeceğiz. Ardından da çocuklara hediyeler verilecek. Allah hepimizi felaket ve musibetlerden korusun. Depremde hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifa diliyoruz” dedi.


Depremzede çocukların mutluluğuna ortak olduklarını ifade eden Mesut Sönmez de, “Buraya gelen depremzede kardeşlerimiz oldu. Onlar için gönüllü arkadaşlarımız ile birlikte ufak çaplı bir organizasyon yaptık. Oyuncak alanımız vardı ve çocukları oyuncaklara bindirdik. Balonlar vererek yemek ikramında bulunduk. Onların mutluluğuna ortak olabildiysek ne mutlu bize. Çok güzel bir ülkeyiz. İnşallah hep birlikte böyle dayanışma içerisinde olmaya devam ederiz” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Batman Katırlarıyla birlikte saatlerce yol kat ederek ulaştıkları dağlardan pancar topluyorlar Batman’ın Sason ilçesinde ilkbaharın gelişiyle birlikte dağlarda doğal olarak yetişen pancar türleri, bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı haline geldi. Sabahın erken saatlerinde katırlarıyla yola çıkan köylüler, sarp kayalıklar ve yüksek dağlarda topladıkları şifalı otları hem tüketiyor hem de satarak aile bütçelerine katkı sağlıyor. İlçeye bağlı köylerde yaşayan vatandaşlar, gün ağarmadan yola koyularak yaklaşık 3 saatlik zorlu bir yürüyüşün ardından pancarların yetiştiği bölgelere ulaşıyor. Doğal ortamda yetişen ve bölgede şifalı olduğuna inanılan "zuzuk", "gülük" ve "soras" gibi pancar türleri büyük ilgi görüyor. Pancar toplamak için sabah ezanıyla birlikte yola çıktıklarını belirten vatandaşlardan Akif Altuk, topladıkları ürünlerin hem sofralarında yer aldığını hem de satışından gelir elde ettiklerini söyledi. Altuk, "Sabah ezan vaktiyle yola çıkıyoruz. Yaklaşık 3 saatlik yol yürüyoruz. Buraya ulaştığımızda burada bulunan pancar türlerinden topluyoruz. Bir kısmını eve götürüp pişiriyoruz. Fazlasını da satarak geçimimize katkı sağlıyoruz. Bazen eşe dosta veriyoruz, kışlık olarak da stokluyoruz. Talep edenlere gönderdiğimiz de oluyor" dedi. Bölgede pancarın oldukça sevildiğini ifade eden Mehmet Tayfur ise, her yıl ilkbahar döneminde dağlara çıkarak pancar topladıklarını belirtti. Doğal yöntemlerle toplanan ve yöre halkı tarafından yoğun ilgi gören şifalı otlar, hem sofralarda yer buluyor hem de köylülerin ekonomik yaşamına destek oluyor.
Ankara Danıştay Başkanı Yiğit’ten "yeni anayasa" vurgusu: "Türkiye, toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Danıştay’ın 158’inci kuruluş yıl dönümü töreninde yaptığı konuşmada, "Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" dedi. Danıştay’ın 158. Kuruluş Yıl Dönümü dolayısıyla tören düzenlendi. Danıştay Konferans Salonu’nda düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yargı mensupları katıldı. Açılış konuşmasını yapan Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, konuşmasında, Danıştay’ın temellerinin 1868 yılında Şura-yı Devlet adıyla atıldığını belirterek, kurumun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden köklü bir hukuk mirası olduğunu söyledi. Kuruluş yıl dönümünün yalnızca bir kurumun tarihi açısından değil, hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından da önemli olduğunu ifade eden Danıştay Başkanı, Danıştay ve İdari Yargı Günü kapsamında hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve adalet kavramlarına ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaştıklarını dile getirdi. Adaletin insanlık tarihi boyunca hak ile batıl mücadelesinin merkezinde yer aldığını kaydeden Başkan Yiğit, Hazreti Mevlana’nın adalet tarifine atıfta bulunarak, "Bizler tarihimizden devraldığımız adalet anlayışını Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin devlet olarak varlığı kabul edilemez’ sözleriyle birleştirerek Türkiye Yüzyılı’nda hukuk devletini her gün daha da tahkim etmek yükümlülüğü altındayız" dedi. Konuşmasında "Adalet mülkün temelidir" düsturunun devletin bekası ile toplumun huzuru arasındaki bağı temsil ettiğini belirten Yiğit, Şeyh Edebali’nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözünü hatırlatarak, hukukun üstünlüğünün korunmasının toplumsal düzen açısından önemine dikkat çekti. Küresel ölçekte yaşanan krizler, iletişim araçlarının etkisi ve teknolojik dönüşümlerin kadim değerleri örselediğini ifade eden Yiğit, "Hakikat ve güven algısının sorgulandığı bu hızlı değişim sürecinde değişmeyen yegane sabit eksen adalettir" diye konuştu. "Adalet toplumsal barışın güvencesidir" Adaletin yalnızca hukuki güvenliğin değil toplumsal barışın da temeli olduğunu vurgulayan Yiğit, "Bizim medeniyetimizde adalet sadece bir cezalandırma mekanizması veya soyut bir kurallar manzumesi olarak telakki edilmemiştir. Bilakis toplumsal bünyede açılan yaraları saran, sarsılan güven duygusunu yeniden tesis eden ve bireyi devletiyle kenetleyen onarıcı bir kudrettir" ifadelerini kullandı. Uluslararası hukuk ihlallerine de değinen Başkan Yiğit, insan hakları evrensel bildirgesi ve uluslararası sözleşmeler kapsamında herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olduğunu belirtti. İsrail’in Gazze başta olmak üzere Filistin, Lübnan ve diğer İslam ülkelerinde temel insan haklarını ihlal ettiğini öne süren Yiğit, uluslararası hukuk sisteminin çifte standart nedeniyle meşruiyet krizi yaşadığını savundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Dünya beşten büyüktür" sözlerine de atıf yapan Yiğit, bu ifadenin küresel hukuk düzeninin demokratikleşmesi ve yeni bir uluslararası nizam kurulmasına yönelik hukuksal bir çağrı olduğunu söyledi. İdarenin ve idari yargı sisteminin en büyük yapısal dönüşüm ihtiyacının müstakil bir idari usul kanunu olduğunu belirten Yiğit, böyle bir düzenlemenin hukuki öngörülebilirliği artıracağını ifade etti. "Anayasa sadece hukuki ve soyut bir metin değil vatandaşlarımızın huzur içinde yaşayabileceği bir toplumsal nizam vaadidir" Yargı reformu strateji belgeleri kapsamında dosyaların tekemmül sürelerinin kısaltılması, idari sulh müessesesinin zorunlu hale getirilmesi ve yapay zeka temelli karar destek sistemlerinin entegrasyonunun önemli gelişmeler olduğunu kaydeden Yiğit, "Teknolojinin hızı hakimlerimizin muhakemesinin ve vicdanının önüne geçmemelidir. Unutulmamalıdır ki yargılamada hız kendi başına bir gaye değil adaletin zamanında tecellisi için bir araçtır. Süreçleri hızlandırırken hukuki güvenlikten ve kararların niteliğinden taviz verilmemelidir. Adaletin onarıcı gücü ve toplumsal huzuru inşa eden vasfı bağlamında milli birliğimizin teminatı olan toplumsal sözleşmemize ve bunun hukuki belgesi olarak nitelendirebileceğimiz anayasamıza değinmekte fayda mülahaza ediyorum. Zira bir milletin bugünü ve geleceği hakkındaki kararı yürüyeceği yolun haritası olan anayasa sadece hukuki ve soyut bir metin değil vatandaşlarımızın güvenlik, özgürlük, milli birlik, adil bir hukuk düzeni ve huzur içinde yaşayabileceği bir toplumsal nizam vaadidir" dedi. "Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır" Yeni anayasanın toplumu kucaklayan bir "huzur belgesi" olması gerektiğini belirten Danıştay Başkanı Yiğit, "Ancak kabul etmeliyiz ki mevcut metin olağanüstü dönemde vesayetçi bir anlayışla o zamanın ruhunu yansıtacak şekilde kaleme alındığından hak ve özgürlükleri kontrolcü ve kısıtlayıcı bir dille düzenlemiştir. Yeni yüzyılda Türkiye özgür bir ortamda ve sivil bir inisiyatifle doğrudan milletimizin iradesiyle inşa edilmiş bireyi kısıtlayan değil toplumu kucaklayan bir huzur belgesine ihtiyaç duymaktadır. Yargı yetkisinin Türk milleti adına kullanılması ilkesi bu yetkinin dayandığı temel metninde bizzat milletin hür ve sivil iradesinin eseri olmasını zorunlu kılar. Türkiye Yüzyılı ilan edilen ikinci yüzyılın başında yeni bir başlangıç Cumhuriyetimizin milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, demokratik tekamülü için gelecek nesillere karşı tarihi bir ödevdir. Küresel ölçekte adaleti ve eşitliği her platformda savunan ülkemizin bu tarihi iddiası kendi iç hukukunun temeli olan anayasasını en ileri demokratik standartlara kavuşturmasıyla daha da pekişecektir. Anayasamızın sivil bir ruha kavuşması milli birliğimizin tahkimi ile de doğrudan ilintilidir" ifadelerini kullandı. Sivil anayasanın milli birlik açısından önemine işaret eden Danıştay Başkanı Yiğit, "Sivil iradenin ortaya koyacağı bir hukuk nizamı sadece kağıt üzerinde kalan bir metin değil, her vatandaşın etnik, dini veya mezhebi kökenine bakılmaksızın bu toprakların asli ve eşit parçası olduğu gerçeğinin en güçlü ifadesi olacaktır" dedi. Konuşmasının sonunda yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına vurgu yapan Danıştay Başkanı Yiğit, yargının günlük siyasi tartışmaların içine çekilmemesi gerektiğini belirtti. Hakimlik mesleğinin toplum nezdinde en saygın görevlerden biri olduğunu ifade eden Yiğit, yargı mensuplarının da tartışmalara zemin oluşturabilecek söylem ve davranışlardan kaçınması gerektiğini kaydederek, "Yargı ve adalet dağıtma göreviyle mükellef olan hakim dünyadaki en onurlu görevlerden birini icra etmektedir" ifadelerine yer verdi.