Yerel Haberler
Ankara
24 Nisan 2026 Cuma - 15:00 Bakan Göktaş: "Gençlerimizin geleceklerini sağlam adımlarla inşa etmelerini destekleyen bir anlayışla çalışıyoruz" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, "Bakanlık olarak gençlerimizin aileleriyle bağlarını kuvvetlendiren ve geleceklerini daha sağlam adımlarla inşa etmelerini destekleyen bir anlayışla çalışıyoruz" dedi. Türk Kızılay tarafından Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Konferans Salonu’nda ‘Genç Kızılay Akademi Gençlik ve Aile Araştırma Zirvesi’ gerçekleştirildi. Programa Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz da katıldı. Burada konuşan Bakan Göktaş, Genç Kızılay’ın bu zirveyle gençlerin aileye, topluma ve geleceğe dair sözünü, sorumluluğunu ve çözüm üretme gücünü görünür kılan bir çalışmaya imza attığını aktardı. Göktaş, gençlerin aileye değil, yüzeysel ilişkilere uzak olduğunu söyleyerek, "Sağlam aile, sadece aynı evde yaşamakla kalmaz. Birbirini samimiyetle anlamakla kurulur. Araştırma gösteriyor ki gençlerimiz, aile içinde adil sorumluluk paylaşımını önemsiyor. Bu bize, yeni dönemin aile tarifini de veriyor. Gençler sevginin yanında emek istiyor. Hayal kurarken yükün tek kişiye bırakılmadığı bir hayat istiyor. Yine aynı araştırma, gençlerin önemli bir kısmının çocuk sahibi olma konusuna sorumluluklar ve kariyer planları çerçevesinde dikkatle ve bilinçle yaklaştığını ortaya koyuyor" şeklinde konuştu. "Gençlerimizin geleceklerini daha sağlam adımlarla inşa etmelerini destekleyen bir anlayışla çalışıyoruz" Bakanlık olarak gençlerin aileleriyle bağlarını kuvvetlendirecek adımlar attıklarını belirten Göktaş, "Bizlere düşen görev, gençlerimizin hayal ettiği aile hayatını mümkün kılacak; güveni, dayanışmayı ve ortak sorumluluk bilincini güçlendirecek bir iklim oluşturmaktır. Bakanlık olarak gençlerimizin aileleriyle bağlarını kuvvetlendiren ve geleceklerini daha sağlam adımlarla inşa etmelerini destekleyen bir anlayışla çalışıyoruz. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Eylem Planımız bizlere gençlerimizin hayat kurma süreçlerini kolaylaştıran ve aile yapısının temellerini güçlendiren kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Aile odaklı politikalarımızı gençlerimizin ihtiyaçlarını gözeterek sürdürüyoruz. ‘Aile ve Gençlik Fonu’, bu anlayışın somut yansımalarından biridir" diye konuştu. "Sosyal ağ sağlayıcıları ve oyun platformlarına belirli yükümlülükler getirdik" Genç ve dinamik nüfus yapısını korumak için büyük bir hassasiyetle çalıştıklarına da değinen Bakan Göktaş, sözlerine şöyle devam etti: "Biz biliyoruz ki, ülkemizin geleceğine yön verecek en büyük güç; inanan, üreten, sorumluluk alan ve hayalini memleketinin geleceğiyle birlikte kuran gençlerimizdir. Nitekim Cumhurbaşkanı Yardımcımızın başkanlığında Nüfus Politikaları Kurulu ile genç ve dinamik nüfus yapımızı koruyacak çalışmaları güçlü bir koordinasyonla yürütüyoruz. Aynı şekilde dijital çağın getirdiği yeni riskler karşısında da ailelerimizi ve gençlerimizi koruyan, güvenli, bilinçli ve sağlıklı bir dijital hayatı önceleyen politikaları hayata geçiriyoruz. İki gün önce TBMM’mizde kabul edilen kanun teklimizle, bu kararlılığımız somut bir adıma dönüştü. Yeni düzenlemeyle 15 yaş altı çocuklarımıza daha güvenli dijital alanlar sunmak amacıyla sosyal ağ sağlayıcıları ve oyun platformlarına belirli yükümlülükler getirdik. Bu düzenleme, uzun soluklu hazırlanan titiz bir çalışmanın ve kurumlarımız arasında sağlanan yakın iş birliğinin bir sonucudur. 2026-2035 dönemini kapsayan ‘Aile ve Nüfus 10 Yılı’ ile birlikte aile değerlerimizi yaşatacak politikalarla tarihi bir seferberlik ruhunu hakim kılacağımıza inanıyorum." Türk Kızılay Başkanı Yılmaz ise, amaçlarının dirençli bir toplumun inşası için çalışmak olduğunu ifade etti. Yılmaz, Türk Kızılay olarak yardıma muhtaç herkese yardım götürdüklerini dile getirerek, aşevleri sayısını artırmayı hedeflediklerini anlattı. Yılmaz, "Aile dediğimiz zaman büyükler çokça şeyler söylüyor size. Biz Kızılay olarak istedik ki bunu kendi aranızda konuşun, kendiniz değerlendirin. Kaygılarınızı, sorunlarınızı da kendiniz konuşun. Çözüm önerilerini de kendiniz getirin. Bu sizler için en doğrusu olacaktır. 127 bin kişinin bir araya geldiği, farklı konularda konuştuğu ve akademik çalışmaların yapıldığı, sonrasında da bize bu kadar güzel önerilerle geldiğiniz bu programı biz çok başarılı bulduk" dedi.
24 Nisan 2026 Cuma - 14:23 Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Hedefimiz çok daha güçlü bir şekilde Ankara’yı teknoloji üreten, değer oluşturan ve güçlü bir marka kimliği taşıyan bir şehir konumuna taşımaktır" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ’Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’ programında, "Hedefimiz çok daha güçlü bir şekilde Ankara’yı teknoloji üreten, değer oluşturan ve güçlü bir marka kimliği taşıyan bir şehir konumuna taşımaktır" dedi. ATO tarafından ATO Congresium’da bu yıl 5’incisi düzenlenen ‘Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’ programına yurt içi ve yurt dışından alanında marka olmuş ekonomist, gazeteci, sanatçı, akademisyen, dijital içerik üreticisi ve her alandan girişimci katılım sağladı. İki gün sürecek programda gençler için eğitim programları da yer aldı. Program ile marka olmanın değeri konusunda bilincin artırılması ve bu konudaki bilgilerin paylaşılmasının hedeflendiği belirtildi. "Rekabet anlayışı, yerini bilgi teknolojiyle bütünleşmiş karar alma süreçlerine bırakmakta" Programın açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, ticaretin kuralları yeniden yazılırken üretimin coğrafyasının yer değiştirdiğini, rekabetin dayandığı temel parametrelerin köklü biçimde değiştiğini ifade etti. Bu değişim neticesinde devletlerin ekonomik alanı doğrudan stratejik güvenlik ve egemenlik çerçevesinde ele aldığını belirten Yılmaz, "Yarı iletkenlerden yapay zeka altyapılarına, kritik hammaddelerden yeşil enerji teknolojilerine kadar uzanan geniş bir alanda rekabet giderek daha sert bir karakter kazanmaktadır. Böyle bir tabloda rekabetin doğası da kaçınılmaz olarak değişmektedir. Geçmişte üretim kapasitesi, maliyet avantajı ve ölçek ekonomisi üzerinden şekillenen rekabet anlayışı, yerini bilgi yoğun üretime, hızlı adaptasyona ve teknolojiyle bütünleşmiş karar alma süreçlerine bırakmaktadır. Bu dönüşüm, üretimin nasıl yapıldığını, nerede ve hangi koşullarda gerçekleştirildiğini birlikte yeniden belirlemekte; küresel değer zincirleri parçalanmakta, yeniden kurulmakta ve daha karmaşık bir yapıya doğru evrilmektedir" açıklamasında bulundu. "Marka, akıl ve yapay zeka birlikte çalıştığında sürdürülebilir bir rekabet gücü ortaya çıkmaktadır" Yaşanan değişime ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, "Marka, geçmişte daha çok tanıtım, görünürlük ve iletişim gücü üzerinden değerlendirilirken, bugün veriyi işleyebilen, öngörü üretebilen ve stratejik karar alma kapasitesi geliştirebilen bir organizasyon yapısını ifade etmektedir. Bu nedenle küresel ölçekte öne çıkan yaklaşımın ‘Brand, Brain ve Artificial Intelligence’ bileşenlerinin bütünleşmesine dayandığını görüyoruz; marka, akıl ve yapay zekâ birlikte çalıştığında sürdürülebilir bir rekabet gücü ortaya çıkmaktadır" şeklinde konuştu. Yapay zekanın bu bütünün merkezinde yer aldığını sözlerine ekleyen Yılmaz, üretim süreçlerini, iş gücü piyasalarını, rekabet yapısını ve kamu politikalarını aynı anda dönüştüren genel amaçlı bir teknoloji olarak öne çıktığını belirtti. Yılmaz, hükümet olarak yapay zekayı zararlı yönlerini azaltıcı, faydalı yönlerini artıcı bir perspektifle ele aldıklarını dile getirdi. "Hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız diyoruz" Yılmaz, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin önemine işaret ederek, "Bilimsel ve teknolojik olarak çok ilerlemiş ülkelerin görülmemiş zulümler işleyebildiği, insanlık dışı birtakım eylemler yapabildiği bir çağda olduğumuzu da görüyoruz. Dolayısıyla bilgiyi ve teknolojiyi etik, ahlak, hukuk, adalet ve merhametle birleştirmediğiniz sürece insanlığa fayda üretmediğini, tam aksine yıkıcılığı daha üst seviyelere çıkardığını görüyoruz. Biz Türkiye olarak ’güçlüysem haklıyım’ anlayışını doğru bulmuyoruz. Hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız diyoruz. Bizim perspektifimiz bu" diye konuştu. Yılmaz, bu çerçevede Türkiye’nin bu dönüşümü yöneten ve yönlendiren bir yaklaşım ortaya koyduğunu, marka konusunda ’Turquality Programı’nın uygulandığını ve programın zamanla geliştirildiğini aktardı. Turquality’nin markalaşmayı kapsamlı bir çerçevede ele aldığını ve kurumsal kapasite ile yönetim kalitesini artıran, stratejik planlama ve teknolojik yetkinliklerin birlikte geliştirilmesini esas alan bir marka destek programı olduğunu bildiren Yılmaz, "Program kapsamında firmalarımızın marka bilinirliği güçlendirilirken, veri temelli karar alma süreçleri, dijital pazarlama uygulamaları, e-ihracat kapasitesi ve müşteri deneyimi yönetimi alanlarında yetkinlik kazanmaları desteklenmektedir. Bu doğrultuda yürütülen çalışmalar, firmalarımızın daha analitik, daha öngörülebilir ve daha rekabetçi bir yapıya kavuşmasına katkı sağlamaktadır" şeklinde konuştu. "E-Kolay İhracat Platformu gibi dijital altyapılar sayesinde firmalarımıza hedef pazar analizi hizmeti sunuyoruz" Yılmaz, dijital ticaret alanında da önemli adımlar attıklarını anlatarak, "E-ihracat, firmalarımız için uluslararası pazarlara erişimi daha doğrudan ve daha yönetilebilir hale getirmektedir. Bu alanı, markalaşmayı destekleyen stratejik bir araç olarak ele alıyoruz. Kolay İhracat Platformu ve E-Kolay İhracat Platformu gibi dijital altyapılar sayesinde firmalarımıza hedef pazar analizi, rekabet değerlendirmesi ve karar destek süreçlerinde rehberlik hizmeti sunuyoruz. Bu platformlar aracılığıyla firmalarımız, ürünlerini hangi pazarda nasıl konumlandıracaklarına ilişkin daha sağlıklı ve veri temelli karar alma sürecine kavuşmuş oluyor" değerlendirmesinde bulundu. "Ankara küresel ölçekte rekabet eden markaların ortaya çıktığı bir merkez haline dönüşüyor" Yılmaz, dönüşümün yalnızca firmalar arasında değil, şehirler arasında da olduğuna dikkati çekerek, "Küresel ölçekte teknoloji altyapısı güçlü, girişimcilik ekosistemi gelişmiş ve nitelikli insan kaynağına sahip şehirler ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu. Ankara’nın sahip olduğu üniversiteleri, teknokentleri ve güçlü kamu altyapısı ile bu süreçte önemli bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Yapay zeka ve ileri teknolojiler, Ankara’nın bu potansiyelini harekete geçiren ve hızlandıran bir kaldıraç rolü görüyor. Veriyi değere dönüştüren bu yapı, üretim süreçlerimizi hızlandırıp, ekosistemimizi ileriye taşıyor. Ankara yeni nesil girişimlerin doğduğu, yüksek katma değerli üretimin gerçekleştirildiği ve küresel ölçekte rekabet eden markaların ortaya çıktığı bir merkez haline her geçen gün dönüşüyor. Hedefimiz çok daha güçlü bir şekilde Ankara’yı teknoloji üreten, değer oluşturan ve güçlü bir marka kimliği taşıyan bir şehir konumuna taşımaktır" ifadelerine yer verdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın bu hedef doğrultusunda önemli bir zemin sunduğunu ve bu platformun iş dünyasını, akademiyi ve gençleri bir araya getirerek, ortak bir vizyonun güçlenmesine katkı sağladığını sözlerine ekledi.
24 Nisan 2026 Cuma - 13:30 ATO Başkanı Baran: "Hedefimiz Ankara’yı teknoloji, değer ve kültür üreten bir marka şehir haline getirmek" Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, "Hedefimiz Ankara’yı teknoloji, değer ve kültür üreten bir marka şehir haline getirmek. Yapay zekayı en hızlı adapte eden ve ekonomik değere dönüştüren şehirlerden biri olmak zorundayız" dedi. ATO tarafından ATO Congresium Kongre ve Sergi Salonu’nda bu yıl 5’incisi gerçekleştirilen ‘Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’na yurt içi ve yurt dışından alanında marka olmuş ekonomist, gazeteci, sanatçı, akademisyen, dijital içerik üreticisi ve her alandan girişimci katılıyor. İki gün sürecek programda gençler için eğitim programları da yer alıyor. Düzenlenen program ile marka olmanın değeri konusunda bilincin artırılması ve bilgilerin paylaşılması hedefleniyor. "Mesele sadece teknolojiye sahip olmak değil, onu doğru konumlandırmak" Programda bir konuşma yapan ATO Başkanı Gürsel Baran, ticareti, teknolojiyi ve markalaşmayı aynı eksende buluşturan bir anlayışla yol aldıklarını dile getirdi. Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın vizyonlarının en somut ve en güçlü yansımalarından biri olduğunu söyleyen Baran, "Artık yeni bir çağın içindeyiz. Yapay zeka, sadece bir teknoloji değil, bir kalkınma modeli, bir rekabet gücü ve bir gelecek inşa aracıdır. Veriyi anlamlandıran, süreçlerini optimize eden ve müşterisini daha iyi tanıyan şirketler, hız, verimlilik ve maliyet avantajını aynı anda yakalıyor. Yapay zekadan veri analitiğine kadar tüm teknolojiler, markalara aslında ‘Müşterini tanı, ihtiyacını önceden gör ve ona özel değer üret’ diyor. Yapay zeka, marka, şehir ya da ülke vizyonunun merkezine yerleştiğinde yollar kısalıyor, adeta otobanlar genişliyor ve hız artıyor. Bu yüzden mesele sadece teknolojiye sahip olmak değil, onu doğru konumlandırmak" açıklamasında bulundu. "Yapay zeka, adil olmalı, şeffaf olmalı, insanlığı ve insanca yaşamı güçlendirmeli" Baran, her güçlü dönüşüm gibi yapay zekanın da beraberinde hem büyük fırsatlar hem de son zamandaki savaşlarda görüldüğü gibi yeni riskler getirdiğini belirterek, "Siber güvenlikten istihdama, enerji ve su tüketiminden etik meselelere kadar birçok başlığı birlikte düşünmek zorundayız. Bu noktada, insanı merkeze alan bir dönüşüm inşa etmemizin elzem olduğuna inanıyoruz. Yapay zeka, adil olmalı, şeffaf olmalı, insanlığı ve insanca yaşamı güçlendirmeli; insan onuruna hizmet etmeli, toplumsal fayda üretmeli ve adil rekabeti desteklemeli" değerlendirmesinde bulundu. "Yapay zekayı doğru yönetirsek, ülkemizi çok daha güçlü bir noktaya taşıyabiliriz" Bugün atacakları adımların geleceği şekillendireceğini sözlerine ekleyen Baran, "Eğer bu süreci doğru yönetemezsek, hız bizi ileriye değil, hataya götürebilir. Ancak doğru yönetirsek, ülkemizi ve şehrimizi çok daha güçlü bir noktaya taşıyabiliriz. Burada bir gerçeğin altını özellikle çizmek isterim: Türkiye’nin yapay zeka ile tanışması yeni değil. Savunma sanayisindeki başarımız ile yapay zeka arasında çok güçlü bir bağ var" diye konuştu. "Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı, yapay zekayı geliştiren bir ülke olma yolunda attığı en güçlü adımlardan biridir" Baran, günümüzde savunmanın sadece fiziksel güçle değil, veriyle, algoritmalarla ve karar hızlarıyla şekillendiğine dikkati çekerek, "Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı, yapay zekayı sadece kullanan değil, geliştiren bir ülke olma yolunda attığı en güçlü adımlardan biridir. Ankara da bu alanda çok şanslı bir şehir. Savunma sanayi ekosistemi; sağlık, ulaşım, güvenlik gibi alanları besleyerek, onların da gelişimini hızlandırarak, Başkent’i bir marka üretim üssü ve teknoloji çekim merkezi haline getirebilir" ifadelerine yer verdi. Marka ile yapay zeka arasındaki ilişkinin doğrudan bir varlık ve rekabet meselesi olduğuna vurgu yapan Baran, "Teknoloji markayı büyütür, hızlandırır ve güçlendirir. Marka ise teknolojiye ruh verir, anlam katar ve onu insanla buluşturur. İşte bu yüzden ‘yapan zeka ile yapay zekanın buluşması’, sadece teknik bir birleşim değildir. Bu buluşma, adalet, vicdan, etik ve fırsat eşitliği gibi değerlerle şekillenmelidir" dedi. "Hedefimiz Ankara’yı teknoloji, değer ve kültür üreten bir marka şehir haline getirmek" Baran, Ankara’nın sahip olduğu üniversiteler, teknokentler ve güçlü kamu altyapısıyla bu yarışta çok önemli bir avantaja sahip olduğunu belirterek, "Hedefimiz Ankara’yı teknoloji, değer ve kültür üreten bir marka şehir haline getirmek. Değişimin içinde yer almamız kaçınılmaz. Yapay zekayı en hızlı adapte eden ve ekonomik değere dönüştüren şehirlerden biri olmak zorundayız. Geleceği takip eden değil, geleceği tasarlayan olmak durumundayız. İşte bu nedenle Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nı sadece bir etkinlik olarak değil, geleceği birlikte düşünme ve tasarlama zemini olarak görüyoruz. İki gün boyunca alanında uzman konuşmacılarla, panellerle, eğitimlerle ve deneyim alanlarıyla yapay zekâdan markalaşmaya uzanan geniş bir perspektifi birlikte ele alacağız. Gençlerimiz için hazırladığımız özel programlarla yeni beceriler kazandırmayı, iş dünyamız için ise yeni ufuklar açmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Program, Baran’ın konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın konuşmasıyla devam etti.
Bakan Uraloğlu: "Hürmüz Boğazı’nda Türk sahipli 14 tane gemi var, 3 tane geminin çıkma talebi yok"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 12:15 Bakan Uraloğlu: "Hürmüz Boğazı’nda Türk sahipli 14 tane gemi var, 3 tane geminin çıkma talebi yok" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Hürmüz Boğazı’ndaki Türk gemileriyle ilgili, "Boğaz’da Türk sahipli 14 tane gemi var. Dolayısıyla gemilerin bütün mürettebatıyla görüşme halindeyiz. 3 tane geminin çıkma talebi yok" dedi. Bakan Uraloğlu TBMM’deki AK Parti Grup Toplantısı öncesi basın mensuplarını sorularını cevapladı. Hürmüz Boğazı’ndaki Türk gemilerinin son durumu hakkındaki soru üzerine Uraloğlu, "Önümüzdeki sıkıntı devam ediyor. Dışişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda gemileri oradan çıkarabilir miyiz diye gayret içerisindeyiz. Boğaz’da Türk sahipli 14 tane gemi var. Dolayısıyla gemilerin bütün mürettebatıyla görüşme halindeyiz. 3 tane geminin çıkma talebi yok, belli operasyonlar için orada. Enerji üretimi için gemilerimiz var. Onun haricinde diğer gemileri çıkarma ile ilgili görüşmeler devam ediyor. Henüz gemileri çıkarma imkanı olmadı. Personelle ve kaptanlarla sürekli iletişim halindeyiz. İnsani problemlerinin olmadığını söylemek isterim. Yakından takip ediyoruz" cevabını verdi. Karadeniz’de Türk sahipli geminin vurulması ile ilgili soru üzerine Bakan Uraloğlu, "Bu olay vurulma mıdır, patlama mıdır uzmanlarımız takip ediyor. Ama dıştan bir müdahale olduğunu söyleyebilirim. Bizim karasularımızın dışında olan bir olaydır. Seferler anlamında genel bir problem yoktur" dedi.
Eğitim-Bir-Sen: "Kandıra’daki olayda mağdur edilen okul müdürümüz ve öğretmenimiz hakkındaki haksız uzaklaştırma tedbiri kararı derhal kaldırılmalıdır"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 12:11 Eğitim-Bir-Sen: "Kandıra’daki olayda mağdur edilen okul müdürümüz ve öğretmenimiz hakkındaki haksız uzaklaştırma tedbiri kararı derhal kaldırılmalıdır" Eğitim-Bir-Sen, Kandıra Anadolu Kalkınma Vakfı Ballar İlkokulu’nda okul müdürü ve bir öğretmen hakkındaki uzaklaştırma kararına tepki göstererek, kararın kaldırılmasını istedi. Eğitim-Bir-Sen, Kandıra Anadolu Kalkınma Vakfı Ballar İlkokulu’nda okul müdürü ve bir öğretmenin görevden uzaklaştırılmasına ilişkin açıklama yaptı. Kararın haksız olarak verildiği ve derhal kaldırılması gerektiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Hakkında zaten okuldan uzaklaştırma kararı bulunan bir velinin hiçbir delil ve somut belge olmadan sadece ‘okul müdürü çocuğuma zarar verebilir’ beyanıyla başlattığı süreç, tam bir hukuk garabetine dönüşmüştür. Kandıra Aile Mahkemesi, 6284 Sayılı Kanun’u dayanak göstererek okul müdürü hakkında uzaklaştırma kararı vermiştir. Savunması dahi alınmayan okul müdürü, hakkındaki uzaklaştırma kararını jandarmanın tebliği ile öğrenmiştir. Olayın etkisi sürerken, aynı okulda bir başka velinin mesnetsiz beyanları üzerine bir kadın öğretmen hakkında da uzaklaştırma kararı verildiği kolluk kuvvetlerinin tebliğinden sonra öğrenilmiştir. 6284 sayılı Kanun’un sınırlarının açık ve net biçimde belirlenmemesi, nesnel ölçütlerin aranmaması ve tek taraflı beyanın esas alınması; kişisel husumet ya da haksız menfaat amacıyla ileri sürülen gerçeğe aykırı iddiaların ayıklanmasını zorlaştırmakta, aileyi korumaktan ziyade keyfiliğe ve istismara zemin hazırlayarak yeni mağduriyetler üretmektedir. Kandıra’daki bu vahim karar, istismarcıların önünü alabildiğine açacaktır. Kanun metnindeki ve uygulamadaki sorunlar giderilmediği takdirde haksız talebi reddedilen her kişi, bir beyanıyla öğretmenleri, müdürleri ve dilediği her kamu görevlisini görev yerinden uzaklaştırabilecek bir zemine kavuşacaktır. Bu zemin, tüm kamu hizmetlerinin aksatılması ve devlet-millet bütünleşmesinin zedelenmesi gibi tehlikeli sonuçlara gebedir. Eğitim-Bir-Sen olarak uyarıyoruz: Kandıra’daki olayda mağdur edilen okul müdürümüz ve öğretmenimiz hakkındaki haksız uzaklaştırma tedbiri kararı derhal kaldırılmalıdır."