Yerel Haberler
Ankara
Bakan Kurum: "Atıkların ekonomiye katkısı 450 milyar liraya çıkacak"
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:14 Bakan Kurum: "Atıkların ekonomiye katkısı 450 milyar liraya çıkacak" Sıfır Atık Projesi’nin planlı bir şekilde büyüdüğünü belirten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "Atıkları dönüştürerek ekonomiye Mart 2026 itibarıyla 365 milyar lira kazandırdık. Yıl sonuna kadar bu rakamı 450 milyar liraya çıkarmayı hedefliyoruz" dedi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 ve Sıfır Atık Projesi ile ilgili bir gazeteye açıklamalarda bulundu. Sıfır Atık Projesi’nin planlı ve istikrarlı bir şekilde büyüdüğüne dikkat çeken Kurum, "Toplanan atıkları geri dönüştürerek, ülkemiz ekonomisine Mart 2026 itibarıyla 365 milyar lira kazandırdık. 2026 yılı sonuna kadar bu rakamı 450 milyar liraya çıkarmayı ve sonraki yıllarda bu kazancı katlayarak artırmayı hedefliyoruz" dedi. Böylece atıklar yılsonuna kadar ekonomiye ilave 85 milyar lira, yani aylık yaklaşık 10 milyar lira katkı verecek. "2026’da 100 milyon ton hedefi" 2017 yılında yüzde 13 olan geri kazanım oranının; kademeli bir artışla 2023’te yüzde 34,92’ye, 2024’te yüzde 36,08’e ve 2025 yılı itibarıyla yüzde 37,53’e yükseldiğini kaydeden Kurum, 2026 yılında hedeflerinin geri kazanım oranını yüzde 39’a çıkarmak olduğunu vurguladı Kurum, "Geri kazanım oranını 2035 yılında yüzde 60’a, 2053 yılında ise yüzde 70’e çıkarmayı hedefliyoruz. Proje başlangıcından 2025 yılı sonuna kadar geçen süreçte; toplamda 90 milyon ton geri kazanılabilir atığı ekonomiye kazandırdık. 2026 yılında hedefimiz bu rakamı 100 milyon tonun üzerine çıkartmak" dedi. Bakan Kurum sözlerine şöyle devam etti: "Ama şunu belirtmem lazım, aslında en önemli kazanım şu: Biz anlayışı değiştirmeye başladık, zihinlerde bir dönüşüm yaptık. Bakın bunlar sıradan bir istatistik değil; alışkanlıkların, zihniyet kalıplarının ve gündelik yaşam pratiklerinin yeniden düzenlenmesi demektir. Ben özellikle yeni nesillerde gençlerde, çocuklarda bu farkındalığın çok yüksek olduğunu görüyorum. Çocuklarımız daha kreşte sıfır atığı, geri dönüşümü, israf etmemeyi öğreniyor. Bu bizim en önemli kazanımımız." "Birleşmiş Milletler’den şartız destek" 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü ve bu yıl Türkiye’de yapacağımız COP31 zirvesinin ABD’deki görüşmelerin ana gündemi olduğunu dile getiren Bakan Kurum, "BM Genel Sekreteri Sayın Antonio Guterres ile görüştük, yine başka ikili görüşmelerimiz de vardı. İklim krizini bütün boyutlarıyla masaya yatırdık, paydaşlarımızla değerlendirdik. COP31 vizyonumuzun somut, uygulanabilir ve sonuç odaklı bir anlayışa dayandığını vurguladık ve bu noktada BM yetkilileri, Türkiye’nin alacağı tüm kararların arkasında olduklarını ifade ettiler" dedi. Birleşmiş Milletler’de de tüm dünyaya hem sıfır atık kazanımlarını hem COP31 hazırlıklarını anlattıklarını dile getiren Kurum sözlerini şöyle sürdürdü: "İki ayrı oturumda iki başlığı ayrı ayrı ele aldık. Tabii özellikle bu yıl Kasım ayında COP31’le, ki dünyanın en büyük zirvesi bu, 196 ülkeyi ağırlayacağız. Zirveye hazırlıklarımız noktasında, bu bilgilendirmeye ihtiyaç olduğunu da oradaki izlenimlerimizden gördük. Bizim bilgilendirmemiz bu noktada çok faydalı oldu, geri dönüşleri de aldık, Avrupa’dan Asya’ya Afrika’ya her kıtadan destek aldığımızı gördük. COP31’in ev sahibi ve başkanı olarak bu zirveye ilişkin vizyonumuzu anlattık. Biz artık taahhütlerin konuşulduğu değil, somut adımların atıldığı bir noktaya gelmek istiyoruz. Yaptığımız toplantılarda şu gerçeği bir kez daha fark ettik ki, ülkeler de bizimle aynı çizgide. Artık uygulamaların konuşulmasını istiyorlar. Bu görüşümüzü teyit etmiş olduk." Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde filizlenen Sıfır Atık Hareketi’nin artık sınırları aşan küresel bir çevre hareketi olarak kendilerini gururlandırdığını vurgulayan Kurum, "Şimdi biz burada Sıfır Atık Hareketimizle iyiliğin yayıldığını, insanlığın ortak vicdanına seslenen bir çağrıya dönüştüğüne hep birlikte şahitlik ettik. İklim krizi bir ihtimal değildir. Şu anda aslında yaşadığımız gerçeğin ta kendisidir. New York’tan dünyaya haykırdığımız bu söz, verilerle örülmüş bir tespitin özlü ifadesiydi aslında. Dert büyükse çare de büyük olurmuş, o halde hem tehditlerin hem de çarelerin büyüklüğünü cesurca konuşmak lazım diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye’yi bekleyen tehditlere de değinen Kurum, "Türkiye, coğrafyasının bir lütfu olarak dünyanın en zengin biyoçeşitliliklerinden birine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda coğrafyasının bir bedeli olarak iklim krizinin en ağır yükünü taşıyan bölgenin tam ortasında duruyor. Bilim insanlarının da bu konudaki öngörüleri açık: Akdeniz havzası, küresel ısınmanın dünya ortalamasının üzerinde bir hızla ısındığı coğrafya. Bu ne demek? Kuraklık, seller, orman yangınları ve aşırı hava olayları Türkiye için artık "olabilir" kategorisinde değil. Artık "ne zaman ve ne şiddetle" olacak? Bu sorunun gündemde tutulduğu bir gerçeklik var" diye konuştu. İklim krizini hayatın her alanında hissedildiğine vurgu yapan Kurum, "Tarım arazilerimizin verimliliği düşüyor, su havzalarımız baskı altında, kıyı şeridimiz deniz seviyesi yükselmesiyle tehdit altında, yaşadığımız seller, orman yangınlarının bir çoğu iklim krizinin sonucu. Bunların her biri aslında, yalnızca ekolojik değil; ekonomik, sosyal ve insani birer krizdir. Peki bu krizle nasıl mücadele edeceğiz? Bu değişim sürecine uyum sağlayacağız. Su yönetiminden kentsel planlamaya, tarımsal dönüşümden kıyı koruma yapılarına kadar her alanda uyum stratejilerini hayata geçirmeye devam edeceğiz" değerlendirmesinde bulundu. "Yeni dünyaya uyumlu konutlar inşa ediyoruz" Halihazırda yeni yapıların tamamını iklim dirençli, sıfır atık uyumlu, yenilenebilir enerjili olduğunu kaydeden Kurum, "Yani yeni dünyayla uyumlu. Bakın deprem bölgesinde 11 ilde 2 yılda 455 bin konut yaptık, bu evleri yaparken de sadece sağlam konutlar olarak tasarlamadık, iklim değişikliğine uyumlu yapılar da inşa ettik. Bu anlayışı her yerde ortaya koyuyoruz, koyacağız. Yeşil dönüşümü bir fırsat olarak göreceğiz. Yenilenebilir enerji alanında Türkiye, kayda değer bir yol kat etmiştir; ancak sanayi sektörünün döngüsel ekonomi ve temiz teknoloji yatırımları hem istihdam üretecek hem de rekabet gücümüzü pekiştirecektir" açıklaması yaptı. Burada en önemli konulardan birinin halkın desteğini almak olduğunu belirten Kurum, "Toplumsal farkındalık oluşturmak. Toplumsal farkındalık ve eğitim ile politikaların sürdürülebilirliğini artıracağız. Sıfır Atık hareketinin bugün 105 ülkede yankı bulması, en başta gönülleri kazanmanın gücünü göstermektedir. İklim bilinci, sınıf duvarlarından taşarak sokağa, fabrikaya, tarlaya ve sofra başına kadar ulaşmalıdır diyoruz" diye konuştu. "Depozito iade makineleri Türkiye’de yayılacak" Sıfır Atık’ın en kritik ayağının "sistemi değiştirmek" olduğunun altını çizen Bakan Kurum, "Bu noktada Depozito Yönetim Sistemi çok önemli. Siz de hatırlarsınız; eskiden şişeleri verir bakkaldan ücretini alırdık. Şimdi depozito iade makinelerimize şişeler atılacak, vatandaşımız depozito ücretini alacak, şişeler de dönüşüme gidecek, ekonomiye kazandırılacak. Bu sistemi Kızılcahamam ve Sakarya’da pilot il olarak başlatmıştık, şu anda 53 ilimizde de tam anlamıyla iade noktalarının kurulumu tamamladık. İnşallah bu yıl tüm Türkiye’de hayata geçecek" dedi. Depozito makineleri ile 3.3 milyon kW enerji tasarrufu Proje başlar başlamaz, ciddi bir geri dönüşüme şahit olduklarını dile getiren Kurum, proje tüm illerde uygulanmamasına rağmen bu sistemle bugüne kadar yaklaşık 14 milyon ambalajı geri topladıklarını kaydederek, "Bu bin 200 ton atığın ekonomiye dönmesi, 3.3 milyon kWh enerji tasarrufu ve 820 ton sera gazının önlenmesi anlamına geliyor" mesajı verdi. Yurtdışından yapılan ve her yıl artarak devam eden atık ithalatına da değinen Murat Kurum, "Şimdi sürekli gündeme geliyor değil mi? Yurtdışından çöp ithal ediliyor diye. Bizi eleştiriyorlar. Biz de anlatıyoruz, onlar çöp değil atık, hepsi bir değer. İşte bu sistem tamamen oturduğunda bu ithalat da tamamen ortadan kalkacak, kendi atıklarımızı değerlendirecek, ekonomiye kazandıracağız. Hem çevreyi koruyacağız, hem ekonomimize katkı sağlayacağız. Bir pet şişeyi çöpe değil, geri dönüşüm kutusuna atmak, tek başına anlamsız gibi görünebilir; ancak bu bilinç 86 milyon insana yayıldığında çok şey fark edecektir. Bu anlayışla inşallah daha kuracak çok sistemimiz, çok projemiz olacak" şeklinde konuştu. Sıfır Atık Projesi kapsamında Sıfır Atık Mavi Hareketi’ni, 10 Haziran 2019’da başlattıklarını hatırlatan Kurum şöyle devam etti: "Bu kapsamda düzenlemeler yaptık. Bugüne kadar yaklaşık 325 bin tondan fazla deniz çöpü toplandı. 3,1 milyon metrekare hayalet ağı kaldırıldı ve 10 milyon deniz canlısının yok olması önlendi. Az önce de bahsettim. Sıfır Atıkta, çevre hareketlerinde toplumsal farkındalık çok önemli. Bunun için de çalışıyoruz. Mesela son olarak Türkiye Basketbol Federasyonu ile başlattığımız "Sporda Sıfır Atık" modelini futbol başta olmak üzere diğer spor branşlarına da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz." "Konut ve sitelere özgü yeni modeller" Önümüzdeki dönemde konutlarda ve özellikle sitelerde uygulanacak modellerle geri kazanım oranlarını artıracaklarını, eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla toplum genelinde sıfır atık bilincini daha da güçlendireceklerini bildiren Kurum, aynı zamanda kuracakları yeni iş birliği protokolleriyle sahadaki uygulamaları yaygınlaştırarak sıfır atık yaklaşımını günlük hayatın doğal bir parçası haline getireceklerini ifade etti. "Hürmüz’ün kapanması dünyaya çok şey anlattı" Bakan Murat Kurum, COP31’de herkesin uzlaşısıyla, gelecek nesillere de ışık tutacak bir Antalya Deklarasyonu’na imza atmak istediklerine dikkat çekti. Kurum, "Burada özellikle okyanuslara, tükenecek suya dikkat çekmek istiyoruz. Son zamanlarda yaşanan gelişmeler, ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması temiz enerji dönüşümü, enerji verimliliği ve enerji arzı güvenliğinin ne kadar hayati bir mesele olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bunun için temiz enerji dönüşümü, yeşil sanayileşme, gıda güvenliği, su yönetimi, iklime dirençli şehirler ve kırılgan bölgelerde dayanıklılığın güçlendirilmesi başlıkları üzerinde paydaşlarımızla yoğun bir çalışma sürdürüyoruz" dedi. Dirençli şehirler meselesini de özellikle öne çıkarmak istediklerini vurgulayan Kurum, "Türkiye’nin 2023 depreminin ardından 2 yılda 500 bin konutu depremzede vatandaşlarımıza teslim etmesi, bu alanda dünyaya aktaracak somut bir birikimimizin olduğunu gösteriyor. Bu bilgi, beceri ve tecrübeyi tüm dünyayla paylaşmak istiyoruz" şeklinde konuştu. "COP31 Zirvesi Türkiye için büyük fırsatlar sunacak" COP31 için belirlenen, "Söz değil, eylem zamanı" temasına değinen Bakan Murat Kurum, "Tema tesadüfen belirlenmedi. Uygulama COP’ı diyoruz. Dünya kamuoyunun iklim zirvelerine olan güveni sarsılmış durumda; her toplantıdan koca vaatler, buna karşın ufak icraatlar çıkıyor. Biz bu kısır döngüyü kırmak için yola çıktık. Eylem planımız üç katmanlı işliyor: Birincisi hazırlık: Nisan’da ülke görüşlerini topluyoruz, Mayıs’ta Eylem Gündemini olgunlaştırıyoruz, Haziran’da operasyonel hâle getiriyoruz. İkincisi zirve: 9-20 Kasım boyunca müzakereler, 11-12 Kasım’da ise Liderler Zirvesi ile taahhütler somut kararlara dönüşecek. Üçüncüsü ise takip: Antalya’dan çıkan kararların uygulanıp uygulanmadığını izleyecek bir mekanizma kuruyoruz. Süreç bu şekilde işleyecek" dedi. Muazzam buluşmanın, Türkiye’yi küresel iklim çözümlerinin merkezi olarak konumlandırırken eşsiz ekonomik ve diplomatik fırsatlar da sunacağını anlatan Kurum, "Yenilenebilir enerji, yeşil teknoloji, döngüsel ekonomi ve temiz üretim alanlarında faaliyet gösteren yerli ve yabancı şirketler için COP31, dev bir iş geliştirme platformuna dönüşecektir. Türk şirketleri bu vitrinde hem teknolojilerini hem de kapasitelerini sergileme imkânı bulacaktır. Bunun yanı sıra yeşil yatırım ortaklıkları için zemin oluşacak, teknoloji transferi kapıları aralanacaktır" dedi. COP31 için 3 ilke: "Diyalog, uzlaşı, aksiyon" COP31 ile ilgili düşüncelerini de paylaşan Kurum, "Öncelikle masadaki tabloyu net görmek gerekir. Jeopolitik kırılmaların derinleştiği, hemen hemen her sabah dünyanın başka bir köşesinde afetlerin yaşandığı zorlu bir dönemden geçiyoruz. Yalnızca doğa eliyle değil, insan eliyle de yani savaşlar, soykırımlar, şehirlerin yerle bir edilmesi gibi sebeplerle iklim değişikliğinin tetiklenmesi gibi durumlar, iklim kriziyle iç içe geçmiş birbirini besleyen bir felaketler zinciri oluşturmaktadır. Bununla beraber; dünyanın ısınma hızına bizim Bu noktada COP31’de sesimiz daha da gür çıkacaktır. COP31 başkanlığı olarak 3 ilkeyle yürüyoruz: Diyalog, uzlaşı ve aksiyon. Dünya artık yeni söz değil; sonuç istiyor" dedi. Her ülkenin kendi kendine yettiği bir dünyayı hayal ettiklerini vurgulayan Bakan Kurum "Bu çerçevede çok taraflılığı savunan, kimsenin geride bırakılmadığı anlayışını öne çıkaran adil ve hakkaniyetli bir COP başkanlığı sürecini yürütüyor olacağız. Bu anlamda COP31, ülkemizi tüm ihtişamıyla dünyaya tanıtmak ve Türkiye’nin çözüm üreten, güven veren, liderlik eden bir ülke olduğunu tescil ettirmek için de eşsiz bir fırsat olacaktır" ifadelerini kullandı.
20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu
02 Nisan 2026 Perşembe - 11:01 20 yıllık ses teli çilesi ameliyatla son buldu Yozgat’ta yaşayan 63 yaşındaki Menşure Köse, 20 yıldır ses tellerindeki sorun sebebiyle yaşadığı nefes darlığından Ankara’da yapılan ameliyatla kurtuldu. 20 yıl boyunca ses telleri felci nedeniyle ciddi nefes darlığı ve konuşma güçlüğü yaşayan 63 yaşındaki Menşure Köse, gerçekleştirilen ameliyatla sağlığına kavuştu. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen ameliyatla ses telleri açılan Köse’nin hem rahat nefes alması sağlandı hem de sesi korunarak sağlık sorunları giderildi. "Ameliyatta hastamızın ses tellerini açıp rahat bir nefes almasını sağladık" Ameliyat sonrası 20 yıldır ses telleriyle ilgili sorunlar yaşayan Menşure Köse’nin sağlık problemlerinin giderildiğini belirten Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Acar, ’’Bu hastamız bize yaklaşık sekiz ay önce Çorum’dan geldi. Menşure Hanım’ın 20 yıl önce ses tellerindeki sıkıntı sebebiyle iki ses telinde felç meydana gelmiş ve bu yüzden ciddi sıkıntılar yaşamış. Son yıllarda da nefes alması ciddi şekilde azaldığı için hastanemize başvurdu. Bizde gerekli tahlil ve tetkik yaptıktan sonra ailesinden de müsaade alarak hastamızın ameliyatını planladık. Ameliyatta hastamızın ses tellerini açıp, rahat bir nefes almasını sağladık, aynı zamanda sesini de korumaya çalıştık. Yaklaşık sekiz ay oldu ameliyat olalı, şimdi kontrole çağırdık. Çok şükür her şey yolunda, hastamız iyi’’ dedi. "Hastamız toplumda çok nadir görülen ses telleri felci olmuş" Hastalığın toplumda çok nadir görüldüğünün altını çizen Prof. Dr. Acar, şu ifadelere yer verdi: ’’Tiroid bezinin yanından ses tellerine giden sinirler geçer. Sinirlerin zedelenmesi kısmi veya tamamen olabilir. Bu hastamızda da tamamen bir zedelenme olmuş ve toplumda çok nadir görülen ses telleri felci olmuş. Sonrasında buna bağlı olarak da ciddi ses kısıklığı, sesin tamamen yok olma ve nefes problemleri olmuş, bu şekilde 20 yıl yaşamış. Son yıllarda kilo alması ve şikayetlerin artmasıyla nefes alamaz hale gelmiş, bize bu şikayetlerle geldi. Durumu çok kötüydü. Çeşitli ses tahlil, tetkiklerden sonra iki taraflı ses teli felci olduğuna karar verdik. Durumu hastanın kendisi ve ailesiyle paylaştık, ameliyat kararı aldık. Hastamız 3 ayda bir kontrole gelmekte ve çok şükür durumu iyi. 20 yıllık eziyet böylece son bulmuş oldu.’’ "Yeniden doğmuş gibiyim, dünya varmış" Yıllar boyunca çektiği sıkıntıları ifade eden Menşure Köse, "Evde rahat oturamıyordum, nefes alamıyordum. Yatarken daralıyor, iş yaparken daralıyordum. Zamanla sesimin tamamını kaybettim. Sonrasında çocuklarım beni doktora götürdü. O zaman Kulak burun ve boğaz doktorları ameliyat yapacağız ve gırtlağını deleceğiz dediler, çok korktum. Birçok doktor aynı şeyi söyleyince ameliyat olmadım, gırtlağımı deldirmedim. Söylem yerindeyse artık yaşadığım hayat burnumdan geliyordu. Bir tanıdığımız bize, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniğine başvurmamızı ve burada Prof. Dr. Aydın Acar ile görüşmemizi söyledi. Bizde tavsiyesine uyarak Ankara’ya geldik ve bu hastaneye başvurduk. Sağ olsun Aydın hoca bizle çok ilgilendi. Tahliller ve tetkikler yaptılar ve ses teli felci olduğumu söylediler. Ben yine gırtlağımın delinmesinden korktum ama yaşadığım sıkıntılar yüzünden gırtlağımı delseler bile artık ameliyat olacağım dedim. Aydın hoca ve ekibi ameliyat yaptılar. Çok şükür gırtlağım delinmeden yapılan bu ameliyat bana yeni bir hayat verdi. Şu an rahat konuşabiliyorum, rahat nefes alabiliyorum. Her işimi kendim yapıyorum. Hızlı hızlı merdiven bile çıkabiliyorum. Yeniden doğmuş gibiyim, dünya varmış’’ diye konuştu.
Dünya Bankası’ndan İstanbul’un demiryolu hattına 2 milyar dolarlık kredi
02 Nisan 2026 Perşembe - 10:48 Dünya Bankası’ndan İstanbul’un demiryolu hattına 2 milyar dolarlık kredi Dünya Bankası, İstanbul Boğazı üzerinden Türkiye’nin demiryolu bağlantısını güçlendirmek için 2 milyar dolarlık finansmanı onayladı. Dünya Bankası, İstanbul Boğazı (Boğaz) boyunca demiryolu bağlantısını güçlendirecek ve Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan önemli bir lojistik merkezi rolünü pekiştirecek dönüştürücü bir yatırım olan İstanbul Kuzey Demiryolu Geçiş Projesi (INRAIL) için 2 milyar ABD doları tutarındaki krediyi onayladı. Yapılan destek, toplam 6,75 milyar dolarlık uluslararası kredi paketinin önünü açan kritik bir adım olarak öne çıkıyor. Toplam yatırım tutarı 8,3 milyar dolar olarak hesaplanan proje kapsamında, 127 kilometrelik elektrikli ve yüksek kapasiteli bir demiryolu hattı kurulacak. Hat, Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden geçerek kentin iki yakasını raylı sistemle birbirine bağlayacak. Böylece İstanbul’un çevresinde stratejik bir demiryolu çemberi oluşturulması planlanıyor. Proje aynı zamanda iki havalimanı ile ulusal demiryolu ağını entegre edecek. İNRAIL’in devreye alınmasıyla birlikte İstanbul Boğazı’ndaki yük taşımacılığı kapasitesinin yıllık yaklaşık 3 milyon tondan 50 milyon tona yükselmesi hedefleniyor. Bu sıçrama, Türkiye’nin uluslararası ticaret hatlarındaki konumunu daha da güçlendirebilir. Yeni demiryolu hattı; Orta Koridor, Irak Kalkınma Yolu ve Türkiye-Avrupa hattı gibi kritik ticaret güzergahlarını birbirine bağlayarak Türkiye’nin bölgesel bir lojistik merkez olma iddiasını destekleyecek. Proje güzergahının yaklaşık yarısının tünellerden oluşması planlanıyor. Bu sayede aşırı sıcaklık, sel, şiddetli rüzgar ve orman yangınları gibi çevresel risklere karşı daha dirençli bir altyapı hedefleniyor. Projenin hayata geçirilmesiyle birlikte, demiryolu koridoru boyunca 99 bin doğrudan istihdam oluşturulması, dolaylı etkilerle birlikte toplam istihdamın 414 bine ulaşması öngörülüyor.
İletişim Başkanı Duran: "Filistinlilere uygulanması öngörülen idam düzenlemesini şiddetle kınıyorum"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 20:11 İletişim Başkanı Duran: "Filistinlilere uygulanması öngörülen idam düzenlemesini şiddetle kınıyorum" İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen ve sadece Filistinlilere uygulanması öngörülen idam düzenlemesini şiddetle kınıyorum, telin ediyorum" dedi. İletişim Başkanı Duran sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "İsrail Parlamentosu’nda kabul edilen ve sadece Filistinlilere uygulanması öngörülen idam düzenlemesini şiddetle kınıyorum, telin ediyorum. Masum insanlara yönelik soykırımlarının bir uzantısı olarak gördüğümüz bu sözde yasa, hukukun üstünlüğünü hiçe sayan, ayrımcılığı, zulmü derinleştiren ve bir halkı topyekûn cezalandırmayı meşrulaştırmaya çalışan açık bir zulüm örneğidir. Filistin halkına yönelik sistematik baskı ve şiddetin yeni bir boyut kazandığı bu adım, işgal politikalarının geldiği noktayı gözler önüne sermektedir" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin bu tarz uygulamalar karşısında Filistin halkının yanında duracağını vurgulayan Duran, "Irkçı ve ayrımcı uygulamalarla şekillenen bu hastalıklı anlayışın ne hukukta ne de insanlık değerlerinde karşılığı vardır. Uluslararası toplumun, bu açık hukuksuzluk karşısında sessiz kalmaması; adalet, insan hakları ve evrensel değerler adına somut adımlar atması ertelenemez bir zorunluluktur. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, her zaman olduğu gibi bugün de mazlumun yanında, zalimin karşısında durmaya devam edecektir. Biliyoruz ki Filistinli kardeşlerimizin haklı davasını savunmak, insani bir sorumluluktur" dedi.
HAK-İŞ Başkanı Arslan: "Çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, Allah’a şükür Nevruz’u normalleştirdik"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 19:28 HAK-İŞ Başkanı Arslan: "Çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, Allah’a şükür Nevruz’u normalleştirdik" Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Yakın tarihte Nevruz günlerinde yapılan kavgaların, çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, hatırlıyoruz. Onun için Nevruz’u da normalleştirdik Allah’a şükür" dedi. HAK-İŞ Konfederasyonu Türk Dünyası ve Akraba Topluluklar Komitesi tarafından ‘Türk Dünyası Öğrencileriyle Buluşma ve Nevruz Etkinlikleri’ gerçekleştirildi. Konfederasyonun ev sahipliğinde gerçekleşen programda Türk tarihi ve kültürünün önemine vurgu yapılırken, birlik beraberlik ve kardeşliğin güçlendirilmesi gerektiğine değinildi. Programda bir konuşma gerçekleştiren HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, "Benim çocukluğumda ilk hatırladığım Nevruz’la ilgili baharın gelişinin müjdecisi olduğu ve çiçeğiyle beraber biz Nevruz’u hatırlıyoruz. Sultan Nevruz Bey bizde geçer. Biraz Avşar Türklerinde de böyle bir şey. Sultan Nevruz. Ve Nevruz çiçeğimiz açar. Zambağın küçüğüne benzer, mor ve sarı renklerin olduğu. Gerçekten Nevruz’dan hemen sonra Toroslar’da açan bir çiçektir. Biz Nevruz çiçeğini Çiğdemi, Nergiz’i baharla birlikte tanımıştık. Tabi bu geleneklerimizin bir ifadesiydi. Fakat gençlik yıllarımızda başka bir şeyle karşılaştık. Nevruz bir ideolojik mücadelenin ne yazık ki adı olarak topluma anlatılmaya çalışıldı. Bu da çatışmaların, kavgaların çeşitli Türkiye’yi ve bizi rahatsız eden bir kısım eylemlerin günü olarak karşımıza çıktı" açıklamasında bulundu. "Türkiye ideolojik kavgaların, çatışmaların gölgesinde 1 Mayıs’ı ve Nevruz’u uzun yıllar tartışmak zorunda kaldı" Arslan, günümüzde hem Nevruz Bayramı’nın hem de 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün normalleşmesinin gururunu yaşadıklarını aktararak, "Ne yazık ki Türkiye hem Nevruz’da hem de 1 Mayıs’ta ideolojik kavgaların, çatışmaların gölgesinde 1 Mayıs’ı ve Nevruz’u uzun yıllar tartışmak zorunda kaldı. Her ikisi de çatışmaların olduğu, gerginliklerin olduğu, polisin, copun, su sıkan TOMA’ların, gazların tartışıldığı günler olarak hafızamızda kaldı. Bunlar gerçekten bizi hem üzdü hem de tarihsel gerçeklerin sattırılması konusundaki itirazlarımız da haklı gösterdi. 1 Mayıs’ı Taksim’e hapsettiler. 1 Mayıs’ın olabilmesi için Taksim’de 1 Mayıs kutlanır. 1 Mayıs bütün alanlarda kutlanabilir. Bu tartışmaları 1 Mayıs’ı Emek Dayanışma Gününe dönüştürdük. Sonra Taksim’in tasallutundan kurtardık" ifadelerine yer verdi. "Çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruz’u normalleştirdik" Aynı şekilde Nevruz Bayramı’nın da ideolojik baskı ve kavgaların odağından kurtulduğuna dikkati çeken Arslan, "Biz bugün Nevruz’un bu yönünü konuşuyoruz. Yakın tarihte Nevruz günlerinde yapılan kavgaların, çatışmaların hatta ölümlerin olduğu Nevruzları unutmadık, hatırlıyoruz. Onun için Allah’a şükür Nevruz’u da normalleştirdik. Bugün Nevruz’u gerçek anlamıyla konuşabiliyorsak, bütün Türk dünyası ve özellikle Orta Asya toplumlarının hemen hemen pek çoğunun da sahiplendiği Nevruz’u bugün HAK-İŞ’te de konuşup kutlayabiliyorsak, Türkiye önemli iki sorunu önemli, iki kavga gününü barışa dönüştürerek hayırlı bir iş yapıldı. Burada Sayın Cumhurbaşkanımız da hükümetimize bu konudaki gayret duaları herkese teşekkür ediyoruz" değerlendirmesinde bulundu. Konuşmasının ardından Arslan, Ergenekon’da demir dağın delinerek aşılmasına ithafen temsili olarak demir dövdü. Programa HAK-İŞ Başkanı Mahmut Arslan’ın yanı sıra; HAK-İŞ Türk Dünyası ve Akraba Topluluklar Komitesi Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Yeşil, TÜRKSOY Türkiye Temsilcisi Doç. Dr. Abdullah Kutalmış Yalçın, Türk Dil Kurumu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Harun Şahin, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Mümin Şen, üye sendikaların yönetim kurulu üyeleri, Türk Dünyası öğrencileri ve akademisyenler katıldı.
Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Balcı: "200 gram ekmek fiyatını 17 buçuk lira olarak güncellemek zorunda kaldık"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 18:16 Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Balcı: "200 gram ekmek fiyatını 17 buçuk lira olarak güncellemek zorunda kaldık" Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, "Kilogramı 87 liraya denk gelecek şekilde 200 gram ekmeğik 17 buçuk lira, 230 gram ekmeği 20 lira olarak güncellemek zorunda kaldık" dedi. Türkiye Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, federasyon genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında yeni ekmek fiyatlarını açıkladı. 8 aydır ekmek fiyatlarında değişim olmadığını belirten Balcı, "Kilogramı 87 liraya denk gelecek şekilde 200 gram ekmeği 17 buçuk lira, 230 gram ekmeği 20 lira olarak güncellemek zorunda kaldık" diye konuştu. "Ekmek konusunda göstermiş olduğumuz hassasiyeti paydaşlarımızın da göstermesi gerekir" Enflasyonla mücadele konusunda da büyük hassasiyet göstermeye devam edeceklerini vurgulayan Balcı, "Bizim göstermiş olduğumuz hassasiyeti ekmek konusunda bizim paydaşlarımızın da göstermesi gerekir. Bu süre içerisinde ekmek fiyatı yüzde 39 artarken, yalnız 8 ayda un fiyatının yüzde 45, yüzde 50 civarında artması kabul edilir bir durum değil. Yani ekmeklik un fiyatında un sanayicileri de fırıncı esnafının gösterdiği hassasiyeti göstermesi gerekir diye düşünüyoruz. Bugün itibarıyla Ankara, İstanbul, Kocaeli, İzmir, Bursa, Balıkesir, Aydın, Denizli, Sakarya, Düzce ve Eskişehir ilerinde 200 gram ekmek 17 buçuk lira veya buna denk gelen 230 gram ekmek 20 lira üzerinden fiyat değişikliği uygulamaya girmiş oluyor" ifadelerini kullandı. "Hem esnafımızı hem tüketici olan halkımızı düşünmek zorundayız" Ekmekteki artışın mağduriyet getirdiğini aktaran Balcı, "Hayatında fırından ekmek almayan siyasetçilerin veya fırıncı esnafının ekmeği nasıl yapıldığını bilmeyen siyasetçinin ekmek üzerinden siyaset yapmak adı altında 17 buçukla 20 olan ekmeği ‘20 yapmayın, 50 lira yapın’ gibi gayriciddi açıklamalar yaptığını görüyoruz. Onların vatandaşımızı bizim kadar düşündüğünü zannetmiyorum. Biz hem esnafımızı hem tüketici olan halkımızı düşünmek zorundayız" dedi. "Zincir marketlerin tamamında ekmek satışının olmaması konusunda çalışmamız gündeme gelebilir" Balcı, esnafın maliyet konusunda dikkat etmesi gerektiğinin altını çizerek, şu ifadeleri kullandı: "Zincir marketlerin fırıncı esnafın üzerine yük olmaktan kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor. 150 ekmek alıp, bunun 50 ekmeğini iade ettiğinde bizim ekmek maliyetimiz artmaktadır. Fırıncı esnafımız mağdur olmaktadır. Eğer biz bir taraftan ekmek fiyatı makul bir seviyede tutmaya çalışıyorsak, enflasyonla mücadele etmek için özveri gösteriyorsak, eğer böyle bir netice alamayacak olursak fırına yakın çevrelerde zincir marketlerin belki de tamamında ekmek satışının olmaması konusunda çalışmamız gündeme gelebilir. Esnafımızın rahat etmesi konusunda, sorunların çözümü noktasında gerek Ticaret Bakanlığımız, gerekse Tarım Bakanlığımızla çalışmamız devam ediyor. Bu mağduriyet ortadan kalkmazsa, kendi aramızda bunu çözmüş olmazsak bunu da gündeme getirip, bir çözüm noktası bulmak zorundayız."