Yerel Haberler
Ankara
20 Şubat 2026 Cuma - 23:56 Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu yayımlandı: "Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin internet sitesinde, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu yayımlandı. Raporda, "Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, ‘Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" denildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği 21’inci toplantısında yapılan oylamada, nitelikli çoğunlukla kabul edilen komisyon raporu, TBMM’nin internet sitesinde yayımlandı. Yayımlanan raporun takdimini TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş kaleme aldı. TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihi sorumluluğun bir yansımasıdır, ifadesidir. Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliğiyle ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazanmaktadır" dedi. "Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz" Terör meselesinde tarihi bir dönemden geçildiğini vurgulayan Kurtulmuş, meclisin üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlendiğini vurguladı. Türkiye’nin terörden dolayı ödediği bedellerden bahseden Kurtulmuş, "Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir. On yıllardır ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen ve ülke olarak ağır bedeller ödediğimiz terör eylemleri, kalkınma ufkunu daraltmış, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştı. Bölgemizde bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunları emperyal müdahalelerin bıraktığı derin izlerin birer sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşmedir" ifadelerini kullandı. "Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yad ediyorum" Bölge istikrarı ve toplumsal barış için bu sürece emek veren herkese teşekkür eden Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Milletimizin huzuru, bölgemizin istikrarı ve toplumsal barış ülküsü için sivil toplumda, siyasette ve halkımıza hizmetin farklı alanlarında emek veren her biri kıymetli insanlarımızı şükranla; ortak vatanımızın esenliği uğruna canını veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Aziz hatıraları; atacağımız her adımda, insan onuruna, adalete ve ortak geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğu, hepimize daha güçlü biçimde hatırlatmaya devam edecektir." Komisyon çalışmaları Yayımlanan raporun ikinci kısmında komisyon çalışmalarından bahsedildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ele alınan "Terörsüz Türkiye" hedefinin, esasında dönemsel bir söylem ya da konjonktürel bir hamle değil, devlet politikası olduğu vurgulandı. Vatandaşların ortak geleceğini garanti altına alan bir yaklaşımın sonucu olduğu vurgulanan raporda, daha önce de bu sorunun çözümü çokça denenmiş fakat çeşitli nedenlerle sonuçlandırılamamış olduğu vurgulandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanlığı döneminde özellikle 2009 ve 2013 yıllarındaki çözüm gayretlerinde yürütme organı merkezli inisiyatifler belirleyici olduğuna dikkat çekilerek, geçmiş teşebbüslerde geniş tabanlı dinleme zeminini ve nitelikli çoğunlukla ortak kanaat üretecek kurumsal bir Meclis mekanizmasını işletmek mümkün olmadığı ifade edildi. Bu sürece katkı veren herkesin, bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu gösterdiği vurgulanan raporda, "Tüm bu kayıpların ötesinde en ağır bedel şüphesiz ki canla ödenmiştir. Manevi kayıplar unutulmaz acılarımızdır. Her biri ayrı bir ailenin ocağına düşen şehitlerimizin, her biri bir ömrü feda eden gazilerimizin acısı her daim tazedir. Canları pahasına bu vatanı savunan tüm kahramanlar, sürecin manevi mimarlarıdır. Bu istikamette atacağımız her adımda, onların emanetine sadakatle bağlı kalacağımızı ilan ediyoruz. İnanıyoruz ki bu sürece katkı veren herkes, bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu göstermiştir ve gösterecektir denildi. "Terörsüz Türkiye" hedefi Terörsüz Türkiye hedefinin detaylarından bahsedilen raporda, Terörsüz Türkiye hedefinin terörsüz bir bölge demek olduğu vurgulanarak, şunlar kaydedildi: "Bu hedef tam manası ile başarıya ulaştığında, Komisyon çalışmalarımız tüm yönleriyle, ‘Türkiye Modeli’ olarak literatüre geçecektir. Komisyonun çalışmaları, fesih ve örgütün silah bırakması yönünde oluşan kararın olgunlaşmasıyla birlikte, idari ve hukuki düzenlemelerin nasıl bir çerçeveye oturtulması gerektiği konusunu gündemine almıştır. Silahlı terör örgütünün varlığının sona erdirilmesinin güvenilir biçimde tespiti ile birlikte eş zamanlı olarak kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve adalet duygusunun tahkimi gibi başlıca konular öncelikle ele alınacaktır. Komisyon; millet adına çözüme ulaştırılacak sorunların müzakeresi, üzerinde uzlaşılan teklif ve tavsiyelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmesi ve bahse konu süreçlere millet adına vaziyet etmek için görev yapmıştır. Komisyonumuz, on yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin yansımasıdır. Bu çerçevede Terörsüz Türkiye, esasında terörsüz bir bölge demektir. Bu hedef, aynı zamanda bölgenin barış ve esenliğine odaklı bir vizyon olarak tezahür etmiştir." Komisyonda dinlenen kişilerin mutabakat alanları Raporda komisyonda dinlenilen kişileri mutabakat alanları aktarıldı. Raporda ortak zemin, ayrıca toplumsal rıza ve sürecin toplumca sahiplenilmesi konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu, katılımcılık, şeffaflık ve kapsayıcılık ilkelerinin siyaset kurumu, sivil toplum ve akademi çevrelerince güçlü biçimde desteklendiğini ortaya koyduğu ifade edildi. Dile getirilen görüşlerde öne çıkan bir diğer husus, sürecin sadece güvenlik ve örgütün tasfiyesi ekseninde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan bütüncül yaklaşım olduğu belirtilen raporda, "Demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması ile ekonomik kalkınma boyutlarının birlikte düşünülmesi beklenmektedir. Süreç boyunca sıklıkla işaret edilen bir diğer konu, hukuki düzenleme ihtiyacı, silah bırakma ve devamındaki sürecin yönetimi yanında hukuk devleti ve demokratikleşme başlıklarındaki talepler olmuştur. Uluslararası ve bölgesel boyutun önemi, iç huzurun güçlenmesiyle bölgesel istikrarın desteklenmesi ve küresel adalet arayışında Türkiye’nin siyasal ağırlığının artması perspektifiyle, ortak zeminin tamamlayıcı unsuru olarak öne çıkmaktadır" ifadelerine yer verildi. Terör örgütü PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması Raporda, fesih ve silah bırakmanın istihbarat-güvenlik birimlerince sınırlar dışındaki durumlar dahil tespiti, kamuoyuna yapılan beyanlarla sınırlı bir alan olmadığına dikkat çekildi. Beyanların takip ve teyitle anlam kazanacağının aşikar olduğu belirtilen raporda, silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince tespiti, ölçülebilir kriterlerle icra edileceği ve bu tespitin, sahadaki doğrulama süreçleriyle desteklenerek kamu düzeni açısından öngörülebilirlik sağlayacağı ifade edildi. Sonuç ve değerlendirme Raporun sonuç ve değerlendirme bölümünde ise, milli iradenin denetim ve imkanlarının aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koyduğu vurgulanarak, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; Meclisin temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve milli iradenin denetim imkânlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur. Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir. Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, toplumla uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır. Siyasetin görevi, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktır" denildi. "Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" Türkiye Modeli’nin kıymetli kazanımlarından bahsedilen raporda, "Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, ‘Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" ifadelerine yer verildi. "Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir" Komisyonunun, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini gösterdiği belirtilen raporda, şunlar kaydedildi: "Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkar edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir. Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir. Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi, milli bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır. Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir. Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve hâlinde dikkatlere sunmaktadır. Bundan sonraki safhada, tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır." Komisyon olarak yürütülen çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmeleri içeren raporun kamuoyuna sunulduğu açıklanarak, "Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz, millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli, meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir. Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren raporumuz, yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine saygıyla sunulmaktadır" denildi.
Ankara’da akademisyenin çocukları hedef alan paylaşımlarına tepki
05 Şubat 2026 Perşembe - 22:18 Ankara’da akademisyenin çocukları hedef alan paylaşımlarına tepki Ankara Üniversitesinde görev yapan bir akademisyenin sosyal medya hesapları üzerinden çocuklara yönelik paylaşımlar yaptığı ortaya çıktı. Vatandaşlar paylaşımlara tepki gösterirken, Ankara Üniversitesi paylaşımlarla ilgili gerekli tetkiklerin başlatıldığını açıkladı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde akademisyen olarak görev yapan Doç. Dr. Sırma Oya Tekvar’ın sosyal medya hesabı üzerinden çocukları hedef alan sözleri ortaya çıktı. Tekvar’ın sosyal medya hesabından çocuklara yönelik olarak, "Üretmeyin şu insan yavrularını, var olanları da uyutun" dedi. Tekvar’ın düzenli olarak hayvan hakları savunması adı altında, çocukları hedef aldığı paylaşımlarda bulunduğu ortaya çıktı. Tekvar, sokak hayvanları ile alakalı çıkan kanunun ardından, "Hayvanlara biçtiğiniz kader, çocuğunuzun kaderi olsun" dedi. Ayrıca Üniversite’de akademisyen olarak görev yapan Tekvar öğrencileri hedef alarak, "O arsız, edepsiz, histerik çocukların psikolojisini bozarken aldığım hazzı anlatamam. Gayet de çocuk sevmiyorum" dediği ortaya çıktı. Tekvar’ın sosyal medyadan yaptığı paylaşımlarına vatandaşlardan tepki geldi. Ankara Üniversitesinden açıklama Vatandaşların tepkisinin ardından konuya ilişkin olarak Ankara Üniversitesi tarafından açıklama yapıldı. Açıklamada, "Üniversitemiz bünyesinde görev yapan bir öğretim üyesinin geçmişte yaptığı iddia edilen sosyal medya paylaşımları ile ilgili sosyal medya platformlarında yer alan haber ve paylaşımlar, üniversite yönetimimiz tarafından yakından takip edilmektedir. Söz konusu paylaşımlar ile ilgili gerekli tetkikler başlatılmış olup, işlemler ilgili mevzuat hükümleri ve üniversitemizin kurumsal ilke ve değerleri çerçevesinde yürütülmektedir. Süreç tamamlandığında, şeffaflık ve kamuoyuna karşı sorumluluk anlayışımız doğrultusunda gerekli bilgilendirme kamuoyu ile paylaşılacaktır" ifadelerine yer verildi.
TBMM’de 6 Şubat depremleri için özel oturum
05 Şubat 2026 Perşembe - 20:30 TBMM’de 6 Şubat depremleri için özel oturum TBMM Genel Kurulu’nda, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerin 3. yıldönümü dolayısıyla özel bir oturum gerçekleştirildi. TBMM Genel Kurulu bugün Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremi gündemiyle toplandı. Toplantıda konuşan AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, 3 yıl öncesine gittiklerinde gerçekten insanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük felaketlerden biri yaşandığını belirterek, "11 vilayette 15 milyon insanımızı ilgilendiren ve 850 bin bağımsız konutun, iş yerinin ve bütün kurumların, bütün şehrin, köyün, mahallenin yerle yeksan olduğuna tanık olduk. Depremin akabinde hep beraber oradaydık. Yollar kapalıydı, yollar adeta ayağa kalkmıştı. Sonuç itibarıyla, ulaşım imkanı olmayan havaalanlarının, yolların, bütün altyapının, bütün her şeyin çöktüğü büyük bir enkaz söz konusuydu ve ilk andan itibaren, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, hükümetimizin canhıraş bir şekilde 11 vilayete derhâl intikal ederek milletvekillerimizle, bütün kamu kurum ve kuruluşlarımızla, Mehmetçik’imizle, ordumuzla, polisimizle, AFAD’ımızla, Kızılayımızla, hep beraber, bütün sivil toplum kuruluşlarıyla, milletimizin o maşeri vicdanından neşet eden o duygu seliyle beraber bütün insanlarımızla devletimiz el ele vererek bu büyük yıkımı, acıyı dindirmek için ellerinden geleni yaptı. Bütün her şey gözümüzün önünde cereyan etti. Bu konuda bütün veriler, bütün görüntüler, her şey ortadadır" dedi. Deprem döneminde ’Ordu zamanında kışladan çıkmadı’ iddiaları ile ilgili konuşan Akbaşoğlu, "Birtakım suçlamalar var ’Ordu zamanında kışladan çıkmadı’ diye. Bakın, Milli Savunma Bakanlığımızın görüntüleri anında yayınlandı ve binlerce Mehmetçik’imizin 11 vilayete intikaliyle beraber ilk andan itibaren vatandaşımızın yanında olduğu net, delilli, ispatlı ama hala bu gerçeğe rağmen bu gerçekleri ters yüz etmek, ordumuza, Mehmetçik’imize bu konuda söz söylemek vicdanları sızlatmaz mı? Hakikate bühtan değil mi bu? Rica ediyorum, herkes kendine saygılı olsun, herkes hakikate saygılı olsun. Hiçbir şey bağlamından kopartılarak uydurmalarla, yalan ve iftiralarla başka noktalara taşınmaya çalışılmamalı, gerçeği ortaya koymalıyız; bunu hepimiz için söylüyorum. Siyasette anlayışımız, hakikat ve ahlak temelli siyaset anlayışımızdır; algıya dönük değil olguları ortaya koyan bir anlayışla siyaset yapmaktır. Algı bambaşka, olgu bambaşka" şeklinde konuştu. CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ise, "Bizler büyük kazanlarda toplu yemek yapmayı öğrendik. 15 gün boyunca yıkanmadık, ekmeği paylaştık insanlarla" ifadelerini kullanarak, "Türkiye’nin her yerinden üniversitede okuyan öğrenciler, çocuklar geldi, kazmayı küreği alan çalıştı, belediyedeki itfaiye görevlileri çalıştı, polisler çalıştı. Kayseri Belediyesi de vardı, Mersin Belediyesi de vardı, biz vardık" dedi. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk ise, "Depremler elbette birbirleriyle kıyaslanamaz ama aynı büyüklükteki sarsıntıların binlerce can almaması oralarda alınan derslerin somut sonucudur. Ülkeler yaşadıkları görece az kayıplardan bile büyük dersler çıkarıyor, buna uygun yapılaşma ve denetlemeler söz konusu. Örneğin, Meksika’da 2017’de yaşanan 7,1 şiddetindeki depremde 370 kişi ölmüştü, 2022’de ise daha yüksek şiddetteki, 7,6 şiddetindeki bir depremde sadece 1 kişi hayatını kaybetti" ifadelerini kullandı. MHP Adana Milletvekili Ayşe Sibel Ersoy, 6 Şubat depremlerinin sadece binaları, yolları, köprüleri değil, gönüllerimizi, hayallerimizi, geleceğimizi de sarsan bir felaket olduğuna dikkat çekerek, "Bu derece büyük felaketin elbette telafisi kolay olmuyor. Bu büyük imtihan ancak bu büyük milletin sahip olduğu, derin köklerimizden gelen kardeşlik ve dayanışma ruhunun verdiği mücadele gücüyle atlatılmaya çalışılmıştır. Böylesi zamanları tarihte pek çok kez geçirmiş olmamızın verdiği tecrübeler bu büyük felaketin inşa sürecini kuvvetlendirmiş, birlik ruhuyla acılarımızı hafifletmiş, yaralarımızı sarmamızı ve bu sıkıntıların üstesinden gelmemizi de kolaylaştırmıştır. Milletimizin dayanışma içerisinde sergilediği asrın birlikteliğiyle depremin yaralarını sarmak, umudu yeniden inşa etmek ve geleceğe daha sağlam adımlarla yürümek için gerekli olan inancı, kararlılığı, gücü ve asrın birlikteliğini, yalnızca bugünün değil yarının da teminatı olarak gören yaklaşımımızla, gelecek nesillere aktaracağımız en değerli mirasımız olarak daha da pekiştireceğiz" ifadelerini kullandı. Yeni Yol Partisi Adana Milletvekili Sadullah Kısacık da, millet olarak çok zor bir süreç geçirdiklerini kaydederek, "Bu süreçte de aziz ve asil milletimiz nasıl bir millet olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Gerçekten de depremin ilk anından itibaren sağına soluna bakmadan, herhangi bir yerden talimat, yardım beklemeden milletimiz adeta deprem bölgelerine aktı. Herkes elinden gelen ne varsa, dükkanında ne varsa her şeyi aracına yükledi ve deprem bölgelerine aktı. Bu vesileyle de buradan aziz milletimize teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Bilal Erdoğan, "Kütüphane Sohbetleri" programına konuk oldu
05 Şubat 2026 Perşembe - 19:35 Bilal Erdoğan, "Kütüphane Sohbetleri" programına konuk oldu İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, AK Parti Kültür ve Sanat Politikaları Başkanlığının düzenlediği ‘Kütüphane Sohbetleri’ programına katıldı. AK Parti Kongre Merkezi’ndeki kütüphanede düzenlenen programda konuşan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, dünyada eşitsizliğin ve adaletsizliğin büyümeye devam ettiğini ifade ederek, "Uluslararası sistemin yerinde yeller esiyor. Dünyanın en zengin adamı birkaç yıl içerisinde servetini 5-6’ya katlamış, hala ‘657 milyar dolardan 1 trilyon dolar servete erişmem lazım ki projelerimi, hayallerimi gerçekleştireyim’ diyor. Şu anda dünyada sözüne itibar edilen kimse insanlığın ve dünyanın iyiliği, refahı için bir şeyler geliştirmiyor. Bizi buraya getiren kapitalizm. İnsanlığın hem kapitalizmle hem sömürgecilikle yüzleşmeye ihtiyacı var ve ondan sonra bunların yerine hazzı değil insanı ve adaleti merkeze alan yeni dünya düzeni mümkün olabilir mi diye çalışması gerekiyor. Cumhurbaşkanımız ise yeni bir dünya mümkün diyor" ifadelerini kullandı. Gençlerin temiz bir muhakeme yeteneğinin olduğunu ve tahrip olmamış bir vicdana sahip olduklarını dile getiren Erdoğan, "Yeter ki ayaklarını sağlam zemine basabilsinler, sosyal medyada bir cümleyle karşılarına düşmüş bir sloganı yargı edinmeyip biraz kafa yorup, ‘biraz derinlemesine konuyu anlamaya çalışıyım da ondan sonra bir şeyler söyleyeyim’ desinler. Onu yaptıktan sonra gençleri tutamazsınız, yaptığımız çalışmalarda bunu gördüğüm için söylüyorum" dedi. "Ecdat, nice bizden büyük orduları yenmiş" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘3 çocuk’ vurgusuna değinen Erdoğan, "Cumhurbaşkanımız 3 çocuk dediğinde herkes güldü. ‘Yine Cumhurbaşkanımızın 3 çocuk esprisi’ dediler. Espri değil, söylüyor ve anlatıyor. 2025’in illa ‘Aile Yılı’ olması mı gerekiyordu? 1,5 milyon öğrenci okula başlarken geçen sene 930 bin öğrenci başlamış. Ülke olarak bitiyoruz, tükeniyoruz. Biz de hızla yaşlanıyoruz, bunu ciddi şekilde çevirebilmiş ülke olmamış. Mesela biz 1 buçuğun altına düşmüşüz ama düştükten sonra 2’nin üstüne çıkmış ülke yok. Biz niye yapamayalım? Bu millet hakikaten yapılamayan işleri yapmış, biz inanılmaz işleri başarmış milletiz. Ecdat, nice bizden büyük orduları yenmiş. En iyi topları döktürmüş, en iyi yayları yapmışız ve en iyi kılıçlar bizde olmuş. Bugün Selçuk Bayraktar’ın yaptığı işlerle bizim yüzlerce yıl en iyi yayları ve okları pratikliğimizle ve teknolojiyi kullanmamızla başarmışız" diye konuştu. "Türkiye’de büyüyen bir gencin dünya çapında durumları düşünebilecek cüreti olduğunu düşünüyorum" Erdoğan, konuşmasının ardından programa katılan gençlerin sorularını cevapladı. Günümüz gençlerinin önceki kuşaklara kıyasla sahip olduğu en büyük avantajın sorulması üzerine Erdoğan, "Bence gençlerin dünyadaki diğer öğrencilerden geri kalmayan bir imkanı var ve bu büyük bir şans. Dünyanın hiçbir yerinden geri kalmadan ve eğitimde dünyanın birçok ülkesinde olmayan modelleri ülkenin tamamında uygulamayı başarmışız. Böyle de avantajlarımız var. Gençler için beşeri altyapımızın artık çok güçlü olmasını saymak lazım. Bugün Türkiye’de doğan bir çocuğun, büyüyen bir gencin dünya çapında durumları düşünebilecek cüreti olduğunu düşünüyorum. Olması gerektiği ayrı bir mesele, artık var. Ben bunun da gençler için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum" cevabını verdi. Bir katılımcının Kahramanmaraş merkezli depremlerin meydana geldiği sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hissettiklerini sorması üzerine Erdoğan, "Cumhurbaşkanımızın tepkileri düşünmeksizin ‘ben buraya gideceğim, ben bu işi yapacağım’ inancı muhteşem. Bunu yapması oradaki idarecilerin, kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin doğru mesajı almasını sağlıyor. Bir sürü tanıdığı insanı kaybetmiş insanların morali bozuk, ‘Cumhurbaşkanı geldi, her şeye rağmen bu kadar erken geldi’ şeklinde onlara moral veriyor. Zaten o günden beri hem Cumhurbaşkanımız hem bakanları hem AK Parti’nin bütün temsilcileri gitmeye devam etti. O sayede bu kadar iş oluyor. Çin de yapamazdı, siz 3 yılda 455 bin konutu yıkılmış şehirlerin üzerine yapıyorsunuz. Şehirlerin altyapısı da yıkılmış, her şeyini yeniden yapıyorsun" dedi. "Cumhurbaşkanı, her camianın önemli meselelerini çözmüş kişidir" Fransız futbolcu N’Golo Kante’nin Fenerbahçe’ye transfer olma sürecine ilişkin sorusu üzerine Erdoğan, "Bu ne ilk, ne son. Bir kere Türkiye’de sporcu bir Cumhurbaşkanı var. Kendisi 10 seneden fazla amatör futbol oynamış, Fenerbahçe’den transfer teklifi almış, direkten dönmüş. Bizzat sporcu olan bir Cumhurbaşkanı var. Dolayısıyla spor kamuoyu da zaman zaman Cumhurbaşkanı’na haksızlık etti. Her camianın zaman zaman Cumhurbaşkanına çok ciddi falsoları oldu ama Cumhurbaşkanı, her camianın önemli meselelerini çözmüş kişidir. İşte Galatasaray’ın stadını yapmıştır, Beşiktaş’ın bir şeyini yapmıştır. Zaten sorduğun zaman söylerler, sormadan kolay kolay söylemezler. Cumhurbaşkanı, bu transfer başka bir kulübün olsa yine yapardı" cevabını verdi. Epstein dosyalarının açıklanmasının sorulması üzerine Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Batı bir medeniyet. Bir kültürü var, eserler ortaya koymuş, farklı alanlarda birçok literatür oluşturmuş ve şehirler inşa etmiş ama bu medeniyetin nereden, ne ile beslendiğine baktığımız zaman kan, gözyaşı görüyoruz. Köleleştirilen Afrika halkları, yok olmuş Amerika uygarlıklarının üzerine kurulduğu için bereketi olmadı ve olmuyor. Bu şekilde kurulmuş bir medeniyet insanlığa huzur getirmiyor."
Adalet Bakanı Tunç, İşyurtları’nın Kızılay satış mağazasında vatandaşlarla alışveriş yaptı
05 Şubat 2026 Perşembe - 18:25 Adalet Bakanı Tunç, İşyurtları’nın Kızılay satış mağazasında vatandaşlarla alışveriş yaptı Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İşyurtları Kurumu’nun Kızılay’daki satış mağazasını ziyaret etti. Mağazada vatandaşlarla birlikte alışveriş yapan Bakan Tunç, çalışanlara kolaylıklar diledi. Vatandaşlarla sohbet eden Bakan Tunç, ürünler hakkında da vatandaşlardan geri bildirim aldı. Alışveriş yaparken Bakan Yılmaz Tunç ile sohbet eden vatandaşlar ürünlerin kaliteli olduğunu, İşyurtları mağazalarından alışveriş yapmaktan memnuniyet duyduklarını söyledi. İşyurtları eğitim ve üretim faaliyetleri hakkında açıklamalarda bulunan Bakan Tunç, İşyurtları müdürlüklerinde hükümlü ve tutuklarının topluma kazandırılmaları için bir taraftan mesleki eğitimler verilirken bir taraftan da üretim yapıldığını kaydetti. Yılmaz Tunç, Ceza İnfaz Kurumlarındaki atölye ve tesislerde üretilen ürünlerin satış mağazalarında ve Türkiye’nin farklı illerinde düzenlenen fuarlarda vatandaşların beğenisine sunulduğunu belirtti. Hükümlü ve tutukların İşyurtları atölyelerinde öğrendikleri meslekleri tahliye olduktan sonra da kendi işlerini kurarak icra edebildiklerini aktaran Bakan Tunç, "Bugün Kızılay’daki İşyurtları Satış Mağazamızı ziyaret ettik. Tüm mağazalarımızda olduğu gibi burada da gıdadan giyime, ayakkabıdan hediyelik eşyaya varıncaya kadar birçok ürün kaliteli ve uygun fiyatlarla vatandaşlarımıza sunuyoruz. Amacımız ceza adaleti sisteminde bir yaptırımla karşı karşıya kalan hükümlü ve tutuklunun ıslahını gerçekleştirmek. Onları topluma kazandırmak. İşyurtları Kurumumuz vasıtasıyla oluşturduğumuz tesis ve atölyelerdeki üretim süreçlerinde onları kendi istekleriyle çalıştırıyoruz. Hem kendi ekonomilerine, hem de üreterek ülkemiz ekonomisine destek sağlıyorlar. Bu çalışmalarla bir meslek kazanmış ve o mesleği cezaları bittikten sonra dışarıda uygulayarak topluma kazanmış oluyorlar" dedi. 3 binden fazla atölye ve fabrikada 200’den fazla iş kolunda üretim yapıldığını vurgulayan Bakan Tunç, "Birinci amacımız ceza adaletine katkı sağlamak, toplumu suçtan korumak, toplumsal huzuru daha da kuvvetlendirmek, suç işleyen kişileri cezaevinden tahliye olduğunda artık suç işlemeyecek şekle getirmek. Bu süreçte üretim aşamasında ortaya çıkan ürünler uygun fiyatlarla ve kaliteli bir şekilde vatandaşlarımıza sunuyoruz. Gıdadan, hayvancılığa, süt ürünlerine, tekstile, mobilyaya, metal eşyaya varıncaya kadar aklınıza gelen insanın ihtiyacı olan her çeşit ürün İşyurtlarımızda üretiliyor. Bugün vatandaşlarımızın memnuniyeti de sohbetlerimizde gördük ve mutlu olduk" diye konuştu. Ceza ve İnfaz Kurumlarında hükümlülerin, infaz sonrası yaşamlarında topluma kazandırılmaları ve meslek edinmeleri amacıyla yürütülen 378 İşyurdu Müdürlüğü bulunuyor. Fabrika gibi çalışan 3 binden fazla atölye ve tesiste her yıl ortalama 70 bin hükümlü ve tutuklu çalışıyor. Mobilyadan tekstil ve konfeksiyona, metal işlerinden el emeği ürünlere, temizlikten kozmetiğe, inşaat ve onarım malzemelerinden gıda, tarım ve hayvancılığa kadar 200’den fazla iş kolunda üretilen ürünler Türkiye genelinde 97 satış mağazasında satışa sunuluyor.
Yazıhan Belediye Başkanı Göçer: "Ben partime ihanet etmedim"
05 Şubat 2026 Perşembe - 16:43 Yazıhan Belediye Başkanı Göçer: "Ben partime ihanet etmedim" Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik eleştirileri sebebiyle CHP Yüksek Disiplin Kurulu’na (YDK) sevk edilen Malatya’nın Yazıhan Belediye Başkanı Abdulvahap Göçer, "Ben partime ihanet etmedim. Kimseyi arkasından hançerlemedim. Yıllardır alınamayan bir ilçeyi kazanarak partime hediye ettim" dedi. CHP Yüksek Disiplin Kurulu (YDK), CHP Genel Merkezi’nde toplandı. Kurulda, partisi CHP’ye yönelik eleştirileri nedeniyle tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle YDK’ye sevk edilen Yazıhan Belediye Başkanı Abdulvahap Göçer’in savunması alındı. YDK’de yaptığı savunma sonrası açıklamada bulunan Göçer, buraya geliş amaçlarının savunma olmadığını söyleyerek, "Biz parti suçu işlemedik. Rüşvet, intikam ve kamuyu zarara sokan insanlar parti suçu işler. Parti suçu kim işler? Partisine zarar veren, partisinin iktidara gelmesini engelleyen kişiler partiye zarar verir. Bizler disiplin kuruluna; ilk başta Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı’nın hakkında fezleke olduğundan dolayı görevinden istifa etmesi gerektiğini belirttim. Çünkü herhangi bir suçla hakkında fezleke olan şahısların bizim gibi insanların disipliniyle ilgili karar vermeye yetkili olmadığını düşünüyorum. Bunu bizzat disiplin kurulu başkanına belirttim" diye konuştu. "Ben partime ihanet etmedim" Belediye başkanlığını yaptığı Yazıhan Belediyesi’nde çok çalıştığını aktaran Göçer, "Ben partime ihanet etmedim. Kimseyi arkasından hançerlemedim. Yıllardır alınamayan bir ilçeyi kazanarak partime hediye ettim. Ben tek adamlığın artık bitmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne ihtiyacı var. Bizler siyasi geleceğimiz için yapılan haksızlıklara boyun eğer ve sessiz kalırsak çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakamayız. Biz bu hassasiyeti taşıyoruz ve bunun için de mücadele ediyoruz ve etmeye de devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. "Bugün burada gelip savunma yapmayı da zul olarak görüyorum" Göçer, partinin birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu dile getirerek şunları kaydetti: "Ben Aziz İhsan Aktaş’ın arkadaşı değilim. Ben Aziz İhsan Aktaş’ın otobüsüne, minibüsüne binmedim. Ben rüşvetle, irtikapla suçlanmadım. Ben partimin iktidara gelmesi için partide gördüğüm yanlışları söylediğimden dolayı bugün burada gelip savunma yapmayı da zul olarak görüyorum. Ama yine ifade verdim."
Select USA Roadshow’un Ankara durağında Türk firmalarına ABD’deki yatırım fırsatları anlatıldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 16:18 Select USA Roadshow’un Ankara durağında Türk firmalarına ABD’deki yatırım fırsatları anlatıldı Ankara’da Select USA programı kapsamında düzenlenen Roadshow toplantısında, Türk firmalarının ABD’ye doğrudan yatırımlarının artırılması ve iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğinin derinleştirilmesi ele alındı. ABD’ye doğrudan yabancı yatırımı teşvik etmeyi, yeni iş bağlantıları kurmayı ve ekonomik kalkınmayı desteklemeyi hedefleyen ‘Select USA’ programının 2026 yılı Roadshow toplantılarının Ankara bölümü, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ev sahipliğinde gerçekleşti. Bir ABD federal hükümet programı olan Select USA etkinliği kapsamında Amerikan eyalet yetkilileri, Türk firmalarına Iowa, Mississippi, Ohio, Pennsylvania, South Carolina, Virginia, West Virginia eyaletlerindeki yatırım fırsatları hakkında bilgi verdi. Ayrıca hukuk, finans, vize, muhasebe, iş geliştirme, inşaat ve lokasyon seçimi alanlarında Türk firmalarına Amerika’ya açılma süreçlerinde destek sağlayabilecek Amerikan hizmet sektörü firmaları da delegasyonda yer aldı. ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Frank Joseph, inovasyon ve girişimciliğin refahın temel itici güçleri olduğunu belirterek, bu anlayışın Türkiye ile ABD arasında paylaşılan ortak bir vizyonu yansıttığını kaydetti. Joseph, Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkinin cesur şirketler, iddialı girişimciler ve yenilikçi fikirler etrafında şekillendiğini ifade ederek, Türk firmalarının kendi alanlarında küresel ölçekte liderlik potansiyeline sahip aktörler olarak görüldüğünü vurguladı. ABD’nin bu sürecin parçası olmayı arzu ettiğini dile getiren Joseph, bu çerçevede Türk şirketlerine büyümeleri için ABD pazarının kapılarının açık olduğunu dile getirdi. ABD pazarının güçlü sermaye yapısı, dünya çapında üniversiteleri ve gelişmiş teknoloji ekosistemleriyle öne çıktığını belirten Joseph, Türk yatırımcılar açısından istikrarlı ve öngörülebilir bir ortam sunduğunu ifade etti. Joseph, ABD’de uygulanan şeffaf ve kurallara dayalı sistemin, Türk yatırımlarını koruduğunu ve Türk şirketlerinin inovasyon kapasitesini geliştirmesine imkân tanıdığını söyledi. Türk şirketlerinin ABD’ye yaptıkları yatırımların yalnızca bir pazara erişim anlamına gelmediğine dikkat çeken Joseph, bu yatırımların firmaları küresel değer zincirlerine entegre ettiğini, markaların uluslararası alandaki güvenilirliğini güçlendirdiğini ve uzun vadeli büyüme için stratejik bir zemin oluşturduğunu dile getirdi. "Freedom 250" girişimine de değinen Joseph, bu sürecin ABD’nin 250. bağımsızlık yılına yaklaşırken ekonomik özgürlük ve güvenilir ortaklarla iş birliğine verilen önemi yansıttığını ifade etti. Freedom 250’nin adil rekabet ve ortak refah anlayışını benimseyen Türk yatırımcıları teşvik etmeyi amaçladığını belirten Joseph, ABD’nin Türk iş dünyasını uzun vadeli bir ortak olarak gördüğünü kaydetti. Joseph, Türk yatırımcıları ABD’de birlikte üretmeye, yenilik geliştirmeye ve küresel ölçekte başarı hikâyeleri inşa etmeye davet ederek, bu iş birliğinin yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kapsayan bir perspektifle ele alındığını sözlerine ekledi. Programın ardından değerlendirmelerde bulunan Virginia Eyaleti Ekonomik Kalkınma Ortaklığı (VEDP) Yabancı Doğrudan Yatırımlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Antje Abshoff, Türk pazarının ve Türk şirketlerinin Virginia için büyük önem taşıdığını vurguladı. Abshoff, Virginia eyaleti olarak Select USA Roadshow kapsamında Türkiye’de Türk şirketleriyle verimli görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, bu firmaların yalnızca ABD pazarına giriş değil, aynı zamanda ABD’de ölçek büyütme ve sürdürülebilir şekilde büyüme hedefleriyle ilgilendiklerini kaydetti. Bu hedeflerin, Virginia’daki mevcut ekosistem sayesinde güçlü biçimde desteklenebileceğini dile getirdi. Virginia’nın güçlü olduğu sektörlere değinen Abshoff, Türk şirketleri için havacılık ve savunma, otomotiv, kimya, plastik, metal gibi ileri malzemeler, teknoloji, yapay zekâ ve yazılım alanlarında önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi. Abshoff ayrıca, Virginia’nın yalnızca ABD’nin değil, dünyanın en büyük veri merkezi pazarına ev sahipliği yaptığını vurguladı. Bunun yanı sıra gemi inşası, kompozit malzemeler ile gıda ve içecek işleme sektörlerinin de öne çıktığını belirten Abshoff, Virginia’da bu alanda hâlihazırda önemli Türk yatırımlarının bulunduğunu ifade etti.
SelectUSA Roadshow’un Ankara durağında Türk firmalarına ABD yatırım fırsatları anlatıldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 16:10 SelectUSA Roadshow’un Ankara durağında Türk firmalarına ABD yatırım fırsatları anlatıldı SelectUSA programı kapsamında Ankara’da düzenlenen Roadshow toplantısında, Türk firmalarının ABD’ye doğrudan yatırımlarının artırılması ve iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğinin derinleştirilmesi ele alındı. ABD’ye doğrudan yabancı yatırımı teşvik etmeyi, yeni iş bağlantıları kurmayı ve ekonomik kalkınmayı desteklemeyi hedefleyen ‘Select USA’ programının 2026 yılı Roadshow toplantılarının Ankara bölümü, TOBB ev sahipliğinde gerçekleşti. Bir ABD federal hükümet programı olan Select USA etkinliği kapsamında, Amerikan eyalet yetkilileri Türk firmalarına, Iowa, Mississippi, Ohio, Pennsylvania, South Carolina, Virginia, West Virginia eyaletlerindeki yatırım fırsatları hakkında bilgi verdi. Ayrıca hukuk, finans, vize, muhasebe, iş geliştirme, inşaat ve lokasyon seçimi alanlarında Türk firmalarına Amerika’ya açılma süreçlerinde destek sağlayabilecek Amerikan hizmet sektörü firmaları da delegasyonda yer aldı. Programın açılış konuşmasında ABD Ankara Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Frank Joseph, inovasyon ve girişimciliğin refahın temel itici güçleri olduğunu belirterek, bu anlayışın Türkiye ile ABD arasında paylaşılan ortak bir vizyonu yansıttığını kaydetti. Joseph, yaptığı konuşmada, Türkiye ve ABD arasındaki ekonomik ilişkinin cesur şirketler, iddialı girişimciler ve yenilikçi fikirler etrafında şekillendiğini ifade ederek, Türk firmalarının kendi alanlarında küresel ölçekte liderlik potansiyeline sahip aktörler olarak görüldüğünü vurguladı. ABD’nin bu sürecin parçası olmayı arzu ettiğini dile getiren Joseph, bu çerçevede Türk şirketlerine büyümeleri için ABD pazarının kapılarının açık olduğunu dile getirdi. ABD pazarının güçlü sermaye yapısı, dünya çapında üniversiteleri ve gelişmiş teknoloji ekosistemleriyle öne çıktığını belirten Joseph, Türk yatırımcılar açısından istikrarlı ve öngörülebilir bir ortam sunduğunu ifade etti. Joseph, ABD’de uygulanan şeffaf ve kurallara dayalı sistemin, Türk yatırımlarını koruduğunu ve Türk şirketlerinin inovasyon kapasitesini geliştirmesine imkân tanıdığını söyledi. Türk şirketlerinin ABD’ye yaptıkları yatırımların yalnızca bir pazara erişim anlamına gelmediğine dikkat çeken Joseph, bu yatırımların firmaları küresel değer zincirlerine entegre ettiğini, markaların uluslararası alandaki güvenilirliğini güçlendirdiğini ve uzun vadeli büyüme için stratejik bir zemin oluşturduğunu dile getirdi. Konuşmasında, "Freedom 250" girişimine de değinen Joseph, bu sürecin ABD’nin 250. bağımsızlık yılına yaklaşırken ekonomik özgürlük ve güvenilir ortaklarla iş birliğine verilen önemi yansıttığını ifade etti. Freedom 250’nin, adil rekabet ve ortak refah anlayışını benimseyen Türk yatırımcıları teşvik etmeyi amaçladığını belirten Joseph, ABD’nin Türk iş dünyasını uzun vadeli bir ortak olarak gördüğünü kaydetti. Joseph, Türk yatırımcıları ABD’de birlikte üretmeye, yenilik geliştirmeye ve küresel ölçekte başarı hikâyeleri inşa etmeye davet ederek, bu iş birliğinin yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kapsayan bir perspektifle ele alındığını sözlerine ekledi. Programın ardından değerlendirmelerde bulunan Virginia Eyaleti Ekonomik Kalkınma Ortaklığı (VEDP) Yabancı Doğrudan Yatırımlardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Antje Abshoff, Türk pazarının ve Türk şirketlerinin Virginia için büyük önem taşıdığını vurguladı. Abshoff, Virginia eyaleti olarak SelectUSA Roadshow kapsamında Türkiye’de Türk şirketleriyle verimli görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirterek, bu firmaların yalnızca ABD pazarına giriş değil, aynı zamanda ABD’de ölçek büyütme ve sürdürülebilir şekilde büyüme hedefleriyle ilgilendiklerini kaydetti. Bu hedeflerin, Virginia’daki mevcut ekosistem sayesinde güçlü biçimde desteklenebileceğini dile getirdi. Virginia’nın güçlü olduğu sektörlere değinen Abshoff, Türk şirketleri için havacılık ve savunma, otomotiv, kimya, plastik, metal gibi ileri malzemeler, teknoloji, yapay zekâ ve yazılım alanlarında önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi. Abshoff ayrıca, Virginia’nın yalnızca ABD’nin değil, dünyanın en büyük veri merkezi pazarına ev sahipliği yaptığını vurguladı. Bunun yanı sıra gemi inşası, kompozit malzemeler ile gıda ve içecek işleme sektörlerinin de öne çıktığını belirten Abshoff, Virginia’da bu alanda hâlihazırda önemli Türk yatırımlarının bulunduğunu ifade etti.
Sigorta sektöründen 6 Şubat değerlendirmesi: "Depremlerin ekonomik etkisi 103 milyar dolar"
05 Şubat 2026 Perşembe - 16:05 Sigorta sektöründen 6 Şubat değerlendirmesi: "Depremlerin ekonomik etkisi 103 milyar dolar" Türkiye Sigorta Birliği Başkan Yardımcısı Ahmet Yaşar, 6 Şubat 2023 tarihindeki depremlerin toplam ekonomik etkisinin yaklaşık 103 milyar dolar olduğunu açıkladı. Türkiye Sigorta Birliği Başkan Yardımcısı ve Maher Holding Sigorta Grubu Başkanı Ahmet Yaşar, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Yaşar, depremlerin toplam ekonomik etkisinin yaklaşık 103 milyar dolar seviyesinde olduğunu ve sigorta sektörü olarak yaklaşık 5 milyar dolarlık tazminat ödemesi yapıldığını bildirdi. Yaşar, "6 Şubat depremleri Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır afetlerden biri olarak yalnızca şehirleri değil, ekonomiyi, üretimi ve toplumsal güven duygusunu da derinden etkiledi. Bu felaket, bize sadece yapı güvenliğinin değil, finansal dayanıklılığın da en az beton kadar hayati olduğunu gösterdi. Çünkü afetler sonrasında hayatı yeniden başlatan şey yalnızca fiziki yeniden inşa değil; işletmelerin ayakta kalabilmesi, hane halkının kayıplarını telafi edebilmesi ve ekonomik düzenin kesintisiz sürdürülebilmesidir. Bunu sağlayan temel mekanizma ise sigortadır. Depremlerin toplam ekonomik etkisi yaklaşık 103 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Sigorta sektörü olarak DASK ve şirketlerimizle birlikte yaklaşık 5 milyar dolarlık tazminat ödemesi yaptık. Bu tablo iki önemli gerçeği ortaya koyuyor: Birincisi; sigorta sistemi, afet sonrası en hızlı nakit akışını sağlayarak vatandaşın ve işletmelerin toparlanmasında kritik rol oynadı. İkincisi ve daha önemlisi; ekonomik kaybın büyük kısmının hâlâ sigorta koruması dışında kalması, yani korunma açığı. Açık söylemek gerekirse Türkiye’deki en büyük afet riski deprem değil, sigortasızlıktır" dedi. "Sigorta, yalnızca hasar ödeyen bir sistem değil, ekonomik sürekliliğin altyapısıdır" Depremlerle birlikte sigortanın gerçek işlevinin çok daha net anlaşıldığını vurgulayan Yaşar, "Sigorta; üretimin devamını sağlar, işletmelerin kapanmasını önler, istihdamı korur, kamunun üzerindeki mali yükü azaltır, toparlanma süresini kısaltır. Yani sigorta, yalnızca hasar ödeyen bir sistem değil, ekonomik sürekliliğin altyapısıdır. Bu nedenle sigortayı bir gider kalemi olarak değil, bir güvenlik mekanizması olarak görmek zorundayız. 6 Şubat sonrasında sigorta sektörü, güçlü reasürans korumaları, dijital hasar altyapıları ve kesintisiz operasyon kabiliyeti sayesinde büyük bir stres testinden başarıyla geçti. Hasarlar hızla tespit edildi, ödemeler gecikmeden yapıldı, operasyonlar kesintiye uğramadı. Bu süreç, kamu bütçesine ilave yük oluşturmadan yönetildi. Bu, sigorta sisteminin Türkiye ekonomisi için stratejik bir güvence olduğunu açıkça ortaya koymuştur" diye konuştu. "Yalnızca hasar sonrası ödeme yapan bir model yeterli değil" Son dönemde sigortalılıkta artış eğilimi görmekten sevinç duyduğunu ifade eden Yaşar, "Ancak hala yeterli seviyede değil. Bugün afet kaynaklı kayıpların önemli bir kısmı hala vatandaşın tasarruflarıyla, işletmelerin öz kaynaklarıyla ya da kamu bütçesiyle karşılanıyor. Oysa risk, geniş kitlelere yayıldığında yönetilebilir hale gelir. Bu nedenle önceliğimiz sigorta bilincini yaygınlaştırmak, konut ve işletmelerde teminat kapsamını genişletmek, risk bazlı fiyatlama ve doğru veri kullanımı, güçlü reasürans kapasitesi, önleyici sigortacılık uygulamaları olmalıdır. Artık yalnızca hasar sonrası ödeme yapan bir model yeterli değil. Yeni dönemde sigortacılık riskleri önceden ölçen, azaltan, doğru fiyatlayan, süreci denetleyen bir yapıya dönüşmek zorunda. Bu yaklaşım hem bireyler hem de ülke ekonomisi için çok daha sürdürülebilir bir koruma sağlar" dedi. "Dayanıklı şehirler yalnızca betonla değil, güçlü bir finansal koruma sistemiyle inşa edilir" Afet sonrası yeniden inşa sürecinin yalnızca hızla değil, güvenle yönetilmesi gerektiğinin altını çizen Yaşar, "Bu noktada bina tamamlama sigortası gibi mekanizmalar, projelerin yarım kalması riskine karşı hem hak sahiplerini hem finansal sistemi koruyan önemli araçlar haline gelmiştir. Sigorta artık yalnızca hasarı ödeyen değil, süreci baştan güvence altına alan bir yapının parçasıdır. Depremler bize acı ama net bir ders verdi. Dayanıklı şehirler yalnızca betonla değil, güçlü bir finansal koruma sistemiyle inşa edilir. Hedefimiz, afet sonrası yaraları saran değil, afet olmadan önce toplumu koruyan bir Türkiye. Sigorta sektörü olarak bu sorumluluğun bilinciyle çalışmaya devam edeceğiz" açıklamasında bulundu.
Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Geylan: "Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz"
05 Şubat 2026 Perşembe - 15:53 Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Geylan: "Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz" Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, "Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz" dedi. Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Geylan, Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim olarak ‘Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız’ sloganıyla yola çıktıklarını belirterek, "Ekmek kavgasının doğru adresi ise Türkiye Kamu-Sen’dir, Türk Eğitim-Sen’dir. Biz ekmek kavgamızın merkezine ise Türkiye sevdasını koyduk. Çünkü şuna inanıyoruz: Türkiye varsa ekmek kavgasının bir anlamı vardır; Türkiye varsa, ondan sonra gelen her şey ancak o zaman anlam kazanır" ifadelerini kullandı. Enflasyon farkının maaşlara yansıtılmasını talep ettiklerini aktaran Geylan, "Hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Ek zam, kalıcı refah payı ve enflasyon farkının aylık olarak maaşlara yansıtılmasını istiyoruz" diye konuştu. Ocak ayı enflasyon rakamlarını değerlendiren Geylan, ocak ayında, 2026 yılının ilk altı ayı için kamu çalışanları ve emeklilere toplu sözleşme gereği yüzde 11 zam yapıldığını, ancak bu zammın yüzde 4,84’ünün daha ilk ayda enflasyon karşısında eridiğini dile getirerek, "Bu nedenle diyoruz ki; kamu çalışanlarına ve emeklilere ek zam verilmelidir" şeklinde konuştu. Ayrıca refah payının kalıcı hale getirilmesini istediklerini söyleyen Geylan, "Refah payı olmadan memur ve emekliye gerçek anlamda zam yapılmış olmaz. Biliyorsunuz hükümet yılda iki kez enflasyon farkı ödüyor. Ancak enflasyon farkını ödemekle yetinmek, enflasyon kadar zam yapmak demektir. Enflasyon kadar zam yapmak ise sıfır zam anlamına gelir. Gerçek zam; büyüyen ekonomiden kamu çalışanlarının ve emeklilerin hak ettiği payı almasıdır. Bu da enflasyon farkının üzerine refah payı uygulamasının kalıcı hale getirilmesiyle mümkündür. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti’nin bu konuda tecrübesi ve uygulamaları vardır. Hükümet geçtiğimiz yıllarda iki kez kamu çalışanlarını biraz rahatlatmak için refah payı verdi. Biz de şimdi bunun kalıcı hale getirilmesini talep ediyoruz" açıklamasında bulundu. Türk Eğitim Sen’in ücretli öğretmenlik araştırmasına da değinen Geylan, "2025-2026 eğitim öğretim yılında şu ana kadar 48 il valiliğinden ücretli öğretmen sayılarına ilişkin bilgi ulaştı. Buna göre, 48 ilde görev yapan ücretli öğretmen sayısı 59 bin 994 olurken, 47 ildeki norm kadro açığı ise 72 bin 811 olarak tespit edildi. Bu veriler, öğretmen açığının ciddi boyutlarda olduğunu göstermektedir" dedi. Eğitimin giderilmesi gereken en acil ihtiyacının öğretmen açığı olduğunu vurgulayan Geylan, "Sınıfta öğretmeniniz yoksa, eğitimle ilgili alınan diğer tedbirlerin hiçbir anlamı kalmaz. Evet, ekonomik sıkıntılar olabilir; Hazine ve Maliye Bakanlığı tasarruf tedbirleri uyguluyor olabilir. Ancak eğitimde tasarruf olmaz. Sınıfta öğretmeniniz olacak ki eğitime yönelik atılan diğer adımların da bir karşılığı ve anlamı olsun" şeklinde konuştu.