Yerel Haberler
Ankara
03 Mayıs 2026 Pazar - 16:11 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda şampiyon Sebastian Berwick 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nda genel klasmanda Caja Rural-Seguros RGA takımından Avustralyalı sporcu Sebastian Berwick şampiyon oldu. 61. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu Ankara - Ankara etabıyla tamamlandı. Genel ferdi klasmanda Caja Rural-Seguros RGA takımından Avustralyalı sporcu Sebastian Berwick şampiyonluğa ulaştı. 26 Nisan’da Çeşme’den başlayan ve 8 gün boyunca 8 etapta toplam 1.133,5 kilometrelik parkurda gerçekleştirilen organizasyon, başkentte koşulan 105,2 kilometrelik Ankara-Ankara etabıyla sona erdi. 23 takım, 27 ülkeden 159 sporcunun mücadele ettiği turda, 6. etapta liderliği ele geçiren 26 yaşındaki Sebastian Berwick, toplamda 26 saat 34 dakika 19 saniyelik derecesiyle genel klasmanda birinciliği elde ederek turkuaz mayonun sahibi oldu. Genel klasmanda Equipo Kern Pharma takımından Kolombiyalı Ivan Ramiro Sosa ikinci ve Solution Tech NIPPO Rali ekibinin Belçikalı sporcusu Kamiel Bonneu ise üçüncü sırada yer aldı. Turun 8. ve son etabında ise Team Flanders-Baloise takımından Belçikalı sporcu Tom Crabbe birinciliği elde etti. Crabbe, Ankara parkurunu 2 saat 11 dakika 35 saniyelik derecesiyle tamamladı. Mayo sahipleri belli oldu Yarışta turkuaz mayonun yanı sıra diğer kategorilerde de ödüller sahiplerini buldu. Beyaz mayo Mustafa Tarakçı’ya, yeşil mayo Tom Crabbe’ye, kırmızı mayo ise Sebastian Berwick’e takdim edildi. Takım şampiyonu Astana oldu Takım klasmanında ise World Tour ekibi Astana birinciliği elde etti. Lev Gonov, Davide Ballerini, Alessio Delle Vedove, Henok Mulueberhan, Matteo Scalco, Nicolya Vinokourov ve Darren Van Bekkum’dan oluşan ekip, organizasyonu zirvede tamamladı. TGA - GoTürkiye sponsorluğundaki Beyaz Mayo, Mustafa Tarakçı’ya Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Destek ve Mali Hizmetler Genel Müdürü Mehmet Tuncer tarafından takdim edildi. Spor Toto sponsorluğundaki Yeşil Mayo, Tom Crabbe’ye Gençlik ve Spor Bakanı Yardımcısı Hamza Yerlikaya tarafından takdim edildi. Türk Hava Yolları sponsorluğundaki Kırmızı Mayo, Sebastian Berwick’e Gençlik ve Spor Bakanı Yardımcısı Hamza Yerlikaya tarafından takdim edildi. "27 yıl aradan sonra Ankara, ilk kez finiş noktası olarak ev sahipliği yapıyor" Yarış ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Ankara’nın 27 yıl aradan sonra bu önemli etkinliğe ev sahipliği yaptığını belirterek, "Sporun birleştirişi gücünü bir kez daha ortaya koyan bu organizasyon, 27 farklı ülkeden sporcuları aynı hedef etrafında buluştururken centilmenliğin ve rekabetin en güzel örneklerini sahaya yansıttı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Anıtkabir aksındaki parkur organizasyonu sportif olduğu kadar sembolik olarak da çok daha anlamlı hale getirmiş oldu. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, yıllar içinde kazandığı tecrübe ve ulaştığı seviyeyle uluslararası güçlü bir yer edinmeye devam edecektir. Bu büyük organizasyon boyunca ülkemizin eşsiz coğrafyasını, tarihini ve doğal güzelliklerle ekranları başında takip eden yüz milyonlarca izleyici bulunmaktadır. Dolayısıyla hem ülkemizin hem de Ankara’nın tanıtımı adına güzel bir etkinlik olduğunu, çok faydalı bir etkinlik olduğunu ben tekrar altını çizerek ifade etmek istedim" dedi. Yılmaz, yarışın Türkiye’nin doğal ve kültürel güzelliklerinin tanıtımına katkı sağladığını belirterek, dereceye giren sporcuları tebrik etti ve tüm katılımcılara teşekkür etti. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ilk kez organizasyona ev sahipliği yaptığını ifade eden Yılmaz, emeği geçenlere de teşekkür etti. "Bisikleti yeni nesillere sevdirmemiz lazım" Gelecek seneki turun çok daha yoğun katılımla gerçekleşeceğini söyleyen Yılmaz, "Bizim bisikleti yeni nesillere sevdirmemiz lazım. Her bakımdan, hem kişisel sağlık açısından hem çevre açısından hem toplumumuzun genel bütünleşmesi açısından çok güzel bir şey bisiklet kullanımı. Bu vesileyle tüm topluma da bisiklet sevgisinin tekrar yansıtılması açısından da çok faydalı olacaktır diye inanıyorum" ifadelerini kullandı.
03 Mayıs 2026 Pazar - 15:43 Küresel sağlık diplomasisinde Türkiye vurgusu Türkiye, sağlık turizmi ve küresel sağlık diplomasisi alanında önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 14-15 Mayıs 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek "Uluslararası Sağlık Turizmi Zirvesi", dünyanın dört bir yanından üst düzey katılımcıları bir araya getirecek. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) öncülüğünde, Genel Başkan Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde gerçekleştirilecek zirveye, 50’den fazla ülkeden sağlık bakan yardımcıları, büyükelçiler, uluslararası yatırımcılar, akademisyenler, sağlık yöneticileri ve sektör temsilcilerinin katılması bekleniyor. Türkiye’den ise Sağlık, Ticaret ile Kültür ve Turizm bakanlıkları nezdinde üst düzey katılım öngörülüyor. Zirvede, sağlık turizminde kalite ve akreditasyon, uluslararası hasta güvenliği, yatırım modelleri, kamu-özel iş birlikleri (PPP), dijital sağlık çözümleri ve yapay zeka destekli sağlık sistemleri gibi başlıklar ele alınacak. Organizasyon kapsamında ayrıca ülkeler arası iş birliklerini geliştirmeye yönelik B2B görüşmeler ile stratejik protokol imza süreçleri de gerçekleştirilecek. Prof. Dr. Aysun Bay yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin sağlık turizminde sadece bir hizmet sağlayıcı değil, aynı zamanda küresel sağlık diplomasisinin merkezlerinden biri olma yolunda ilerlediğini belirterek, "Antalya Zirvesi ile amacımız; ülkeler arasında sürdürülebilir iş birlikleri kurmak, yatırım süreçlerini hızlandırmak ve sağlıkta kalite standartlarını uluslararası düzeyde güçlendirmektir" dedi. Zirvenin, Türkiye’nin sağlık turizmindeki güçlü altyapısını, nitelikli insan kaynağını ve stratejik coğrafi konumunu uluslararası kamuoyuna tanıtması açısından önemli bir platform olması bekleniyor.
Soylu’dan CHP lideri Özel’e yanıt: "İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii değildir"
12 Mart 2026 Perşembe - 14:51 Soylu’dan CHP lideri Özel’e yanıt: "İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii değildir" AK Parti İstanbul Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii değildir" dedi. Soylu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisine yönelttiği iddialarla ilgili, "Yüzyılın yolsuzluğunun ve hırsızlığının sanığının Silivri’de kaldığı odanın maketinden türbe yapan İngiliz Özgür yine iftiraya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir çadır devleti değildir. İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii de değildir. Tüm soruşturmalar yargıya açıktır" dedi. AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, telefonla katıldığı bir televizyon programında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, "2018 yılındaki cami yolsuzluğunun dosyasını Süleyman Soylu kapattı" iddialarını yanıtladı. Soylu şunları söyledi: "Yüzyılın yolsuzluğunun ve hırsızlığının sanığının Silivri’de kaldığı odanın maketinden türbe yapan İngiliz Özgür yine iftiraya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir çadır devleti değildir. İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii de değildir. Tüm soruşturmalar yargıya açıktır. Tarihin en büyük yolsuzluk davasını sulandırmak ve hırsızlıkları örtmek için aynı yalanları ve ithamları defalarca farklı tarihlerde takla attırarak kamuoyunu boş iftiralarla yönlendirmeye çalışan Özgür Özel, birkaç ay önce aynı yalanlara başvurunca TV programında İBB dosyaları ile ilgili yaptığım açıklama ortadadır. TV yayını gece olunca arkadaşın izlememesi, anlamaması normal. Malum promil problemi."
Polatlı’da gürültü terörüne geçit yok: Emniyetten geniş çaplı denetim
12 Mart 2026 Perşembe - 14:50 Polatlı’da gürültü terörüne geçit yok: Emniyetten geniş çaplı denetim Polatlı’da kamu huzurunu bozan ve sürüş güvenliğini tehlikeye atan araçlara yönelik kapsamlı bir denetim gerçekleştirildi. Ankara’nın Polatlı ilçesinde kamu huzurunu bozan ve sürüş güvenliğini tehlikeyi atan araçlara yönelik Polatlı İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı trafik büro ve asayiş ekiplerince sonradan otomobillere takılan yüksek sesli müzik sistemleri, amfi ve subwoofer gibi ekipmanlara karşı geniş çaplı uygulama yapıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen uygulamada çok sayıda araç kontrol edilirken sürücülere özellikle APP plaka konusunda da bilgilendirme yapıldı. Trafik büro amirinin de başında bulunduğu denetimlerde kurallara uymayan çok sayıda sürücüye cezai işlem uygulandı. Araçlarında yüksek sesli müzik sistemi bulunan sürücülere 21 bin lira para cezası kesilirken araçları ise 30 gün süreyle trafikten menedildi. Yetkililer, araçta amfi veya subwoofer sisteminin bulunmasının, kullanılmasa bile cezai işlem uygulanması için yeterli olduğunu vurguladı. Öte yandan, denetimlerde abartı egzoz kullanan, motosikletle kasksız trafiğe çıkan ve trafik kurallarını ihlal eden çok sayıda sürücüye de ceza kesildi. Polatlı’da son dönemde özellikle gece saatlerinde mahallelerde yüksek sesli müzikle vatandaşları rahatsız eden araçlara yönelik yapılan bu uygulama, ilçe halkı tarafından memnuniyetle karşılandı. Vatandaşlar, kamu huzuru ve trafik güvenliği için görev yapan emniyet ekiplerine teşekkür ederek denetimlerin devam etmesini istedi. Polatlı Emniyeti’nin kararlı çalışmaları sayesinde hem trafik güvenliğinin artırılması hem de şehirdeki gürültü kirliliğinin önüne geçilmesi hedefleniyor.
Eşinin yüzünü kestiği iddia edilen polis memurunun davasında görevsizlik kararı
12 Mart 2026 Perşembe - 14:49 Eşinin yüzünü kestiği iddia edilen polis memurunun davasında görevsizlik kararı Ankara’da boşanmak isteyen eşi Fatma Çakmak’ı yüzünden yaraladığı iddiasıyla tutuklu yargılanan polis memuru Yasin Çakmak’ın davasında mahkeme, görevsizlik kararı vererek dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verdi. Sanığın tutukluluk halinin devamına hükmedildi. Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davada müşteki sanık Yasin Çakmak ve taraf avukatları hazır bulunurken, müşteki sanık Fatma Çakmak SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile bağlandı. Mahkeme hakimi yargılamanın başladığını bildirirken müşteki sanık Yasin Çakmak’a söz verdi. "Kirli sepetine eğildiğimde içinde bir telefon olduğunu gördüm" Müşteki sanık Çakmak, "Akşam yemeğini ben hazırladım. Çocuklarım ve eşimle birlikte yemeğimizi yedik. Yedikten sonra eşim tuvalete gideceğini ve uzun süre kalma durumu olduğunu belirtmişti. Ben de ‘Tamam, gidebilirsin’ dedim. Daha sonra odaya geçtim. Odayı temizlerken aradan 45-50 dakika kadar bir zaman geçti. Daha sonra ben odayı temizlediğim için elimdeki kirli bezleri ve çoraplarımı çıkarıp banyodaki kirli sepetine atmak istedim. Kirli sepetine eğildiğimde içinde bir telefon olduğunu gördüm. Şaşırdım. Telefonu aldım, baktım. Telefonun daha önce eşimin telefonu bozulduğu için arkadaşından idareten, kullanması için aldığı telefon olduğunu gördüm" dedi. "Eşim silahı bana doğrulttu" Gördüğü mesajlar karşısında şoke olduğunu iddia eden Çakmak, "Ses kaydına bastığımda ses eşimin sesiydi. Karşı tarafa kendisinin kraliçe arısı olduğunu söylüyor. Aynı bu şekilde yazıyor. Şok oldum. Banyodan çıkarken elim ayağım titredi. Telefon elimde banyodan çıktım. Hâlen de eşimin bunu yaptığına inanamıyorum, ses kaydına rağmen. Bu telefonun banyoda ne işi olduğunu sordum. ‘Çabuk o telefonu bana ver. Sakın açıp içine bakma. İçine bakamazsın’ dedi. Baktım, eli ayağı titremeye başladı. Artık konuşamaz hâle geldi. Ben ‘Mutfağa geçelim, su iç’ diye söyledim ve mutfağa doğru yöneldim. Mutfağa girdiğimizde su içmek yerine bıçakların bulunduğu çekmeceye yöneldi. Oradan bıçağı aldı ve bana doğru, ‘O telefonu bana vereceksin’ dedi. ‘Vermem’ dedim. Ben de elimle müdahale ettim, elime bıçak saplandı. Bir yandan bıçağı almaya çalışıyorum ve bu olaya benim otizmli oğlumda şahit. Elimin kanamasını tutarken içeride silahı aradığını duydum. ‘Silah nerede? Nereye koydu silahı?’ diye söylendiğini duyunca ben hemen orada yerde bulunan tırnak makasını aldım. Onunla kapının kilidini açmaya çalıştım ama açamadım. Artık silahı bulacak korkusuyla silahın kurma sesini duydum. Bunu duyunca kapıyı kırmak zorunda kaldım. İçeriye girdiğimde bir şok daha yaşadım. Eşim silahı bana doğrulttu. Benim kendi silahım, beylik silahım. Şok oldum. Artık ne yapacağımı şaşırdım. Daha sonra hemen eli tetikte olmadığını fark edince silaha doğru davrandım. Orada bir boğuşmaya girdik ama bilincim yoktu. Ne yaptığımı bilmiyorum. Silahı almaya çalışıyorum. Çünkü oğlumun peşinde geziyor. Mücadele veriyorum. ‘Silahı bırak’ dedim, bırakmıyor. Zar zor silahı elinden almayı başardım. Ben ilk odaya girdiğimde silahı aldığımda da beni vuracak korkusu yoktu. İntihar edecek korkusu vardı. Çünkü bu yazışmalar gerçekten çok ciddiydi" diye konuştu. Çakmak eşinden şikayetçi olduğunu ifade etti. Sonrasında silahı eşinin elinden aldığını ifade eden Çakmak, "Silahın hemen şarjörünü çıkarttım, ağzındaki mermiyi çıkarttım. O arada komşular gelmiş oldu, komşularla beraber aşağıya indim. Daha sonra aşağıya indiğimde ambulans ve polis arabası vardı. Eşim beşinci kattan aşağıya kendisi yürüyerek indi. Yani burada dediği gibi bilincinin kapalı olduğu bir durum yok. Ben burada bir aile katliamını önledim. Ben bıçağı elinden aldım, kendisine zarar vermedim. Bıçakla verebilirdim, vermedim. Silahı aldım, silahla zarar vermedim. Ben burada aldatıldım ve benim ailemin temelini, direğini yıktı" dedi. Müşteki sanık Fatma Çakmak ise şu beyanlarda bulundu: "Sanık benim eşim olur. Olay tarihinde eve geldiğinde yemeği beğenmediği için yemek yapmak istedi. Üzerinde bir gerginlik olduğunu fark ettim. ‘Sen Kades’i mi yükledin?’ dedi. Telefonumu cebime koydu. Boşanmak istediğimi söyledim. Bana çok sert bir tokat attı. Bana saldıracağını anladım, o sebeple mutfağa gittim. Tezgâhın üzerindeki bıçağı kendimi savunmak için aldım. Bıçağı elimden aldı. ‘Sen kimsin, benden boşanacaksın?’ diye sözler söyledi. Bıçakla kendi elini yaraladı, kan akmaya başladı. Oğlumuz bunu görünce çok korktu. Daha sonra beni yatak odasına götürdü. Silahını çıkardı. Önce şarjörü elime almamı söyledi. Kurşunu takmam için zorladı. Silahın her yerine dokunmamı söyledi. Silahı şakağıma dayamamı söyledi. Sonra çocuğum gelince kapıyı kilitledim. Sanık kapıyı kırdı. Beni darp etmesi üzerine bayılmışım. Beni öldürme kastıyla hareket etti. Yüzümde 60 tane dikiş vardı. Yüzümü jiletle kestiğini gördüm. Yanaklarımda hâlâ izler vardır. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum." Fatma Çakmak’ın avukatları, ‘Kadına karşı nitelikli kasten yaralama’ ve ‘tehdit’ suçlarından yargılanan sanık Çakmak’ın eylemlerinin ‘öldürmeye teşebbüs’ suçunu oluşturduğunu ve ağır ceza mahkemesinde yargılanması gerektiğini savunarak, mahkemeden dosyaya görevsizlik kararı verilmesini talep etti. Sanıkların ardından mahkeme hakimi tanık dinleneceğini bildirdi. Olay gecesini anlatan tanık komşu Z.E., "Olay gecesi 23.00’dan sonra çocuk kapıyı çaldı, ‘yardım edin’ dedi. Eşim önce gitti, ben de ardından gittim. Yatak odasındaydılar, Fatma yataktaydı Yasin sırtı dönük bir şekilde üzerine eğilmiş haldeydi. Eşim Yasin’i almaya çalışıyordu. Diğer komşu geldi, Yasin’i uzaklaştırdılar. Fatma’nın yanına gittik yüzü kan içindeydi. ‘Telefonum nerde’ dedi. Nerde olduğunu bilmediğimi söyledim. Bir süre sonra sağlık ekipleri geldi. Yatak odasında müdahale ettiler. Sonrasında Fatma aşağı indi" diye konuştu. Beyanların ardından mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısı, sanığa atfedilen eylemin, ’Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçunu oluşturabileceği değerlendirmesinde bulunarak, bu nedenle dosyanın görevsizlik kararı verilerek ağır ceza mahkemesine gönderilmesi ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, dosya hakkında görevsizlik kararı vererek ağır ceza mahkemesine gönderilmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. ‘Olayın geçmişi’ Ankara’da 12 Ocak’ta polis memuru olarak görev yapan Yasin Çakmak (44), eşi Fatma Çakmak’ın (36) yüzünü keserek ağır şekilde yaraladı. Olay sonrası ifadesi alınan Yasin Çakmak serbest bırakıldı. Fatma Çakmak ise tedavisinin ardından ailesinin yaşadığı Şanlıurfa’ya giderek bir basın toplantısı düzenledi ve yardım çağrısında bulundu. Fatma Çakmak’ın açıklamalarının ardından şüpheli Yasin Çakmak gözaltına alındı. Çakmak, ifade işlemlerinin ardından, 17 Ocak’ta tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın tamamlanmasıyla iddianame hazırlandı. Savcılık, Yasin Çakmak hakkında ‘kadına karşı nitelikli kasten yaralama’ ve ‘tehdit’ suçlarından 15 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ederken; Fatma Çakmak hakkında ise eşini bıçakla hafif şekilde yaraladığı gerekçesiyle ‘eşe karşı kasten yaralama’ suçundan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezası istedi. İddianame Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilerek dava açıldı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değil, milletimizi millet yapan bir ruh köküdür"
12 Mart 2026 Perşembe - 14:37 AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değil, milletimizi millet yapan bir ruh köküdür" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Hüseyin Yayman, "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değildir, bir şiir değildir. Çağları delip geçen ve geleceğe seslenen çok büyük bir eserdir ve milletimizi millet yapan bir ruh köküdür" dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Yayman, İstiklal Marşı’nın kabulü yıl dönümü dolayısıyla Mehmet Akif Ersoy Evi Müzesi’ni ziyaret etti. Yayman, yıl dönümü dolayısıyla ziyarete gelen öğrencilerle müzeyi dolaşarak yetkililerden bilgi aldı. "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değildir, bir şiir değildir" Burada konuşan Yayman, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin ruhunu temsilen eden bir diriliş manifestosu olduğunu vurgulayarak, "Çok önemli, çok tarihi günlerden geçiyoruz ve İstiklal Marşımızın mesajını anlamanın, İstiklal Marşımızı yeniden okumanın ve Mehmet Akif Ersoy’u anlamanın öneminin bir kez daha anlaşıldığı zamanlardan geçiyoruz. Mehmet Akif Ersoy bir mütefekkirdir, bir vatanseverdir, bir eylem adamıdır, bir anti-emperyalisttir ve hem Çanakkale Destanı hem İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değildir, bir şiir değildir. Çağları delip geçen ve geleceğe seslenen çok büyük bir eserdir ve milletimizi millet yapan bir ruh köküdür. İstiklal Marşımız ise bu milletin ilan edilmemiş ruh kökünü temsil eder. Milletimizi bir arada tutan anti-emperyalizme karşı yükselen çığlığını temsil eder" ifadelerini kullandı. İstiklal Marşı’nın Türk milletinin kurucu metni ve ruh anayasası olduğuna dikkati çeken Yayman, "Dünyanın olağanüstü bir dönemden geçtiği zamanlarda İstiklal Marşımızın başlangıç cümlesi ve kelimesi çok önemlidir. ’Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’. Türk milleti birdir, beraberdir. 86 milyon olarak İstiklal Marşımızda dile getirilen ’ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım’ mesajı sadece dün değil bugün de milletimize yol gösteren, rehberlik yapan çok manalı sözlerdir" diye konuştu.
Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini içeren kanun teklifi görüşmeleri ertelendi
12 Mart 2026 Perşembe - 13:56 Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini içeren kanun teklifi görüşmeleri ertelendi Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini içeren kanun teklifi, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Toplantının başında yaşanan usul tartışmaları nedeniyle Komisyon Başkanı Vedat Bilgin görüşmeleri erteledi. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini de içeren, "Sosyal Hizmet Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ni görüşmek üzere Ankara Milletvekili Vedat Bilgin başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Bilgin, "Komisyonumuzun çalışmaları esas itibarıyla Türk devletinin sosyal devlet hüviyetiyle ilgili çalışmalardır. Bunun için elbette ki anayasal bir görev yapıyoruz ancak Türk devletinin sosyal devlet kimliğini yansıtan bir geleneğin de temsilcisiyiz. Bizim, imparatorluktan günümüze sosyal devlet vasfını Türk devletinin hep koruya geldiğini, zaman zaman sorunlar yaşansa da en kötü zamanlarda bile, erken zamanlarda bile sosyal politika uygulamalarına hassasiyetle riayet edildiğini, bunları gerçekleştirdiğini biliyoruz" dedi. "Kadın çalışanların doğum sonrası izin süresini 24 haftaya yükseltiyoruz" Komisyon Başkanı Bilgin, teklif üzerinde ilk imza sahibi olan Ak Parti Düzce Milletvekili Ercan Öztürk’e söz verdi. Öztürk, teklife ilişkin, "Değişen dünya şartları, artan sosyal ihtiyaçlar ve toplum yapısındaki dönüşüm, Darülaceze hizmet kapasitesinin daha da güçlendirilmesini ve imkanlarının geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda; Darülaceze’ye yapılan nakdi bağışların gelir ve kurumlar vergisi matrahından indirilebilmesini sağlıyoruz. Ayrıca gıda bankacılığı kapsamında yapılan bağışların da teşvik edilmesini mümkün hale getiriyoruz. Bu düzenlemeler sadece mali bir teşvik değildir. Aynı zamanda toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik önemli bir adımdır. Çünkü sosyal devlet yalnızca kamu kaynaklarıyla değil, toplumsal dayanışma ruhuyla da güçlenir. Bununla birlikte Darülaceze’nin faaliyet alanını da genişletiyor, yalnızca İstanbul’da değil, Türkiye’nin ihtiyaç duyulan diğer illerinde ve gerekli görülen durumlarda yurt dışında da hizmet verebilmesinin önünü açıyoruz. Teklifimiz ayrıca Darülaceze’nin aşevi hizmeti sunabilmesi ve gıda bankacılığı faaliyetleri yürütebilmesi için de yasal zemin oluşturmaktadır. Teklif kapsamında; kadın çalışanların doğum sonrası izin süresini 8 haftadan 16 haftaya çıkararak toplam doğum iznini 24 haftaya yükseltiyoruz. Biz yalnızca bir çalışma hayatı düzenlemesi getirmiyoruz. Çocuk gelişimi açısından son derece kritik bir adımı aslında hayata geçiriyoruz" diye konuştu. Sosyal medyaya 15 yaş sınırlaması teklifi hakkında değerlendirmede bulunan Öztürk, "Çocuklarımızın önemli bir kısmı ekran başında geçirdikleri sürenin kitap okuma alışkanlıklarını azalttığını, ders başarılarını olumsuz etkilediğini ve aileleriyle geçirdikleri zamanı düşürdüğünü ifade etmektedir. Amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değil; onları bu dünyanın imkanlarından yararlanabilen, risklere karşı bilinçli ve güçlü bireyler olarak yetiştirmektir. Bu nedenle sosyal ağ sağlayıcılara ve oyun platformlarına yönelik yeni yükümlülükler getiriyoruz. 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal medya hizmeti sunulmaması, çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet modelleri oluşturulması, ebeveyn kontrol araçlarının geliştirilmesi ve oyunların yaş derecelendirmesine tabi tutulması gibi önemli düzenlemeleri hayata geçiriyoruz" dedi. Muhalefet milletvekillerinin verdiği önergeler ve teklifin anayasaya aykırı olduğu iddiaları nedeniyle yaşanan usul tartışmaları sebebiyle Komisyon Başkanı Bilgin, görüşmelerin Ramazan Bayramı sonrasına ertelendiğini dile getirerek toplantıyı kapattı.
Bakan Ersoy: "İstiklal Marşı, bir bağımsızlık manifestosudur"
12 Mart 2026 Perşembe - 13:44 Bakan Ersoy: "İstiklal Marşı, bir bağımsızlık manifestosudur" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Bu marş, milletimizin tarih boyunca hiçbir zaman esareti kabul etmeyeceğini haykıran bir bağımsızlık manifestosudur" dedi. İstiklal Marşı’nın Kabulünün 105’inci Yıl Dönümü Tören Programı Sebilürreşad Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programda konuşan Bakan Ersoy, "Milletimizin özgürlük aşkının, inancının ve direniş ruhunun sembolü olan İstiklal Marşımız, bundan 105 yıl önce bugün Gazi Meclisimizde kabul edilerek milletimizin ortak sesi haline gelmiştir. Milletimizin gönlünde 105 yıldır yankılanan İstiklal Marşımızın nasıl yazıldığını biraz sizlere hatırlatmak isterim; Anadolu’da Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kahraman ordumuzun zorlu şartlar altında Milli Mücadeleyi sürdürdüğü sırada; Maarif Vekaleti ‘Milli Marş Yarışması’ düzenlemeye karar verir. Yarışmaya 724 adet şiir katılır ama hiçbir şiir Türk milletinin varoluş mücadelesini hakkıyla anlatamaz. Dönemin Milli Eğitim Bakanlığı ilk turda netice alınamaması sonrasında ikinci yarışmayı düzenler. Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey de yarışmaya katılması için Mehmet Akif’e özel bir davet mektubu gönderir. Davet sonrasında Mehmet Akif Ersoy Taceddin Dergahındaki odasına çekilip marşı yazmaya başlar. Ve anlatılana göre, odasından hiç çıkmadan 10 kıtalık İstiklal Marşımızı bitirir. Yarışma neticelenir ve elemeyi geçen şiirler 12 Mart 1921 tarihinde Meclis oturumunda değerlendirilir. İstiklal Marşımız Hamdullah Suphi Bey tarafından milletvekillerine okunur. Bu destansı marşı Meclisimiz gözyaşları içinde dinler ve ayakta alkışlar. Gazi Meclisimiz 105 yıldır gönüllerimizde silinmez izler bırakan bu marşı 12 Mart günü coşkuyla kabul eder" dedi. "İstiklal Marşı, bir bağımsızlık manifestosudur" Bakan Ersoy, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bu marş, milletimizin tarih boyunca hiçbir zaman esareti kabul etmeyeceğini haykıran bir bağımsızlık manifestosudur. Üstad Mehmet Akif, milletimizin yaşadığı en zorlu günlerde satırlarıyla bir milletin ruhuna tercüman olmuştur. O’nun kaleminden dökülen her mısra Anadolu’nun dört bir yanında verilen bağımsızlık mücadelesinin sesi olmuştur. Dünyamızın ve bölgemizin bugün yaşadığı krizleri düşündüğümüzde İstiklal Marşı’mız bugün bile bizlere çok önemli bir yön göstermektedir. Bizlere düşen en büyük sorumluluk, İstiklal Marşı’nın taşıdığı bu ruhu ve anlamı gelecek nesillere aktarmaktır. Çünkü İstiklal Marşı yalnızca geçmişimizi anlatmaz; aynı zamanda geleceğimizi de aydınlatır. Bu marş bize Türk Milletinin zor zamanlarda bile birlik ve beraberlik içinde ayağa kalkmayı başardığını ve vatanı söz konusu olduğunda her türlü fedakarlığı göze aldığını da hatırlatmaktadır." "Kültür, bir milletin hafızasıdır; tarih ise o hafızanın en güçlü tanığıdır" Milletlerin gücünün sadece sahip oldukları imkanlarla değil; tarihleriyle, kültürleriyle ve değerleriyle ölçüleceğini belirten Bakan Ersoy, şöyle konuştu: "Bu nedenle kültür, bir milletin hafızasıdır; tarih ise o hafızanın en güçlü tanığıdır. Geçmişimizi anlamak, köklerimizi bilmek ve kültürümüze sahip çıkmak; geleceğe daha güçlü ve daha özgüvenli adımlarla yürümemizin teminatıdır. İstiklal Marşı’nın ruhu da tam olarak bu bilinci temsil etmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bizler, bu büyük mirası korumayı, yaşatmayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı en önemli görevlerimizden biri olarak görüyoruz. Bu toprakların her köşesinde saklı olan tarihi ve kültürel mirasımız, milletimizin binlerce yıllık medeniyet birikiminin en kıymetli hazinesidir. Bugün Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Türkiye, köklü tarihi, güçlü kültürü ve zengin medeniyet mirasıyla geleceğe emin adımlarla yürüyen büyük bir ülkedir. Bizler de bu büyük mirası koruyarak, kültürümüzü yaşatarak ve değerlerimizi güçlendirerek geleceğimizi inşa etmeye devam edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki; kökleri güçlü olan milletlerin geleceği de güçlü olur. Yapacak işimiz çok ama ben ve ekip arkadaşlarım bu değerli sorumluluğu üstlenmekten gurur duyuyoruz. Sözlerimin sonunda Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere, Kurtuluş Mücadelemizin tüm kahramanları ile büyük şair Mehmet Akif Ersoy’u rahmet, minnet ve şükranla yad ediyorum. Onun kaleme aldığı İstiklal Marşı, milletimizin ebedi karakterinin de ifadesidir. Bugün de aynı ruh, aynı inanç ve aynı kararlılıkla yolumuza devam ediyoruz. İstiklal Marşı’nın kabul yıl dönümünde bir kez daha ifade etmek isterim ki; milletimizin bağımsızlık ruhu, birlik ve beraberlik iradesi sonsuza kadar yaşayacaktır." Programa Bakan Ersoy’un yanı sıra Mehmet Akif Ersoy’un torunu Selma Argon Ersoy, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve Sebilürreşad Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Bayhan katıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç ile görüştü
12 Mart 2026 Perşembe - 12:58 CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç ile görüştü CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç ile görüştü. TBMM eski Başkanı Bülent Arınç, Özel’i başkan seçildiğinde ziyaret ettiğini hatırlatarak, "Zaman zaman da Manisa’yla ilgili konularda kendileriyle görüşüyorum. O da çok büyük ilgi gösteriyor. Bugün de hem bir Ramazan ziyareti oldu. Hem de bilginiz vardır. Geçtiğimiz pazar günü, cumartesi günü ben Manisa’daydım. Ailece her sene iftar ediyoruz. Gündüz mevlüt okutuyoruz. Ben bütün arkadaşlarımı davet etmiştim. Cumhuriyet Halk Partili yönetici arkadaşlarımız, belediye başkanlarımız da gelmişlerdi. Genel Başkan’ın kendi programı çok yoğun katılamadı. Bugün de Allah kabul etsin güzel dileklerini ifade etti" ifadelerini kullandı. Özel, Arınç’ın Başbakan Yardımcısı görevinde olduğu zaman kendisinin milletvekili seçildiğini söyleyerek, "Manisa’dan seçilen tüm milletvekillerini aradı. Her işin acemiliği zordur. Milletvekilliğin daha zordur. Ankara’da yapacak bir şeyimiz var mı diye sordu. O gün bugündür partilerimiz ayrı siyasi rekabet içindeyiz. Hatta 2009 yerel seçimlerinde ben Manisa Belediye Başkanı adayı olduğum günden beri hem siyasi rekabetin gerektiğini yaptığımız dönemler oldu. Hem de iki hemşeri hem siyasetçi olmanın gerektirdiği nezaketi birbirimizden hiçbir zaman esirgemedik. Genel Başkan seçildiğimde tebrik ziyaretine gelmişlerdi. Çok acı günlerimiz oldu. Hem kendisi hem oğlu Mücahit kardeşim Ferdi Zeyrek’in cenazesinde ve daha sonra Şehzadeler Belediye Başkanımızın cenazesinde bizi hiç yalnız bırakmadılar. Ben bir iade-i ziyarette gecikmiştim. Geçen haftaki Ramazan iftar davetlerine katılamamayı da bir vesile kılarak bugün hem Ramazan’larını kutlamak hem de bir iade-i ziyaret yapma imkanı oldu" şeklinde konuştu.
Kızılcahamam’da Ramazan coşkusu fener alayı ile yaşandı
12 Mart 2026 Perşembe - 12:56 Kızılcahamam’da Ramazan coşkusu fener alayı ile yaşandı Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde Ramazan ayının manevi atmosferi, düzenlenen fener alayı yürüyüşüyle ilçe sokaklarına yansıdı. Vatandaşların yoğun katılım gösterdiği programda ilahiler, marşlar ve Mehter takımı eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüş, Ramazan’ın birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhunu ilçe genelinde hissettirdi. Programa İlçe Kaymakamı Nuri Mehmetbeyoğlu, AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan, Belediye Başkanı Süleyman Acar, Milliyetçi Hareket Partisi İlçe Başkanı Nuri Odacı, AK Parti Kızılcahamam İlçe Başkanı Güray Altunay ve ilçe protokolü ile çok sayıda vatandaş katıldı. Akşam saatlerinde başlayan yürüyüşte vatandaşlar ellerinde fenerlerle ilçe merkezinde kortej oluştururken, özellikle çocukların taşıdığı fenerler etkinliğe renkli görüntüler kattı. İlahiler ve marşlar eşliğinde gerçekleştirilen yürüyüş boyunca vatandaşlar Ramazan ayının manevi iklimini birlikte yaşadı. İlçe sokaklarında oluşan fener alayı, hem görsel açıdan dikkat çekici görüntüler ortaya çıkardı hem de Ramazan ayının paylaşma ve dayanışma kültürünü yansıtan anlamlı bir buluşmaya dönüştü. Aileleriyle birlikte yürüyüşe katılan vatandaşlar Ramazan sevincini hep birlikte paylaşırken, program ilçe sakinlerinin bir araya gelmesine vesile oldu. Yoğun katılımın olduğu etkinlikte birlik ve beraberlik mesajları ön plana çıktı. Programın sonunda katılım sağlayan vatandaşlara teşekkür edilirken, Ramazan ayının getirdiği bereket, huzur ve kardeşlik ortamının ilçe genelinde daim olması temennisinde bulunuldu.