Yerel Haberler
Ankara
Soylu’dan CHP lideri Özel’e yanıt: "İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii değildir"
12 Mart 2026 Perşembe - 14:51 Soylu’dan CHP lideri Özel’e yanıt: "İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii değildir" AK Parti İstanbul Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, "İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii değildir" dedi. Soylu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in kendisine yönelttiği iddialarla ilgili, "Yüzyılın yolsuzluğunun ve hırsızlığının sanığının Silivri’de kaldığı odanın maketinden türbe yapan İngiliz Özgür yine iftiraya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir çadır devleti değildir. İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii de değildir. Tüm soruşturmalar yargıya açıktır" dedi. AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, telefonla katıldığı bir televizyon programında CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in, "2018 yılındaki cami yolsuzluğunun dosyasını Süleyman Soylu kapattı" iddialarını yanıtladı. Soylu şunları söyledi: "Yüzyılın yolsuzluğunun ve hırsızlığının sanığının Silivri’de kaldığı odanın maketinden türbe yapan İngiliz Özgür yine iftiraya devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir çadır devleti değildir. İçişleri Bakanlığı herhangi bir soruşturmanın yargılama mercii de değildir. Tüm soruşturmalar yargıya açıktır. Tarihin en büyük yolsuzluk davasını sulandırmak ve hırsızlıkları örtmek için aynı yalanları ve ithamları defalarca farklı tarihlerde takla attırarak kamuoyunu boş iftiralarla yönlendirmeye çalışan Özgür Özel, birkaç ay önce aynı yalanlara başvurunca TV programında İBB dosyaları ile ilgili yaptığım açıklama ortadadır. TV yayını gece olunca arkadaşın izlememesi, anlamaması normal. Malum promil problemi."
Polatlı’da gürültü terörüne geçit yok: Emniyetten geniş çaplı denetim
12 Mart 2026 Perşembe - 14:50 Polatlı’da gürültü terörüne geçit yok: Emniyetten geniş çaplı denetim Polatlı’da kamu huzurunu bozan ve sürüş güvenliğini tehlikeye atan araçlara yönelik kapsamlı bir denetim gerçekleştirildi. Ankara’nın Polatlı ilçesinde kamu huzurunu bozan ve sürüş güvenliğini tehlikeyi atan araçlara yönelik Polatlı İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı trafik büro ve asayiş ekiplerince sonradan otomobillere takılan yüksek sesli müzik sistemleri, amfi ve subwoofer gibi ekipmanlara karşı geniş çaplı uygulama yapıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilen uygulamada çok sayıda araç kontrol edilirken sürücülere özellikle APP plaka konusunda da bilgilendirme yapıldı. Trafik büro amirinin de başında bulunduğu denetimlerde kurallara uymayan çok sayıda sürücüye cezai işlem uygulandı. Araçlarında yüksek sesli müzik sistemi bulunan sürücülere 21 bin lira para cezası kesilirken araçları ise 30 gün süreyle trafikten menedildi. Yetkililer, araçta amfi veya subwoofer sisteminin bulunmasının, kullanılmasa bile cezai işlem uygulanması için yeterli olduğunu vurguladı. Öte yandan, denetimlerde abartı egzoz kullanan, motosikletle kasksız trafiğe çıkan ve trafik kurallarını ihlal eden çok sayıda sürücüye de ceza kesildi. Polatlı’da son dönemde özellikle gece saatlerinde mahallelerde yüksek sesli müzikle vatandaşları rahatsız eden araçlara yönelik yapılan bu uygulama, ilçe halkı tarafından memnuniyetle karşılandı. Vatandaşlar, kamu huzuru ve trafik güvenliği için görev yapan emniyet ekiplerine teşekkür ederek denetimlerin devam etmesini istedi. Polatlı Emniyeti’nin kararlı çalışmaları sayesinde hem trafik güvenliğinin artırılması hem de şehirdeki gürültü kirliliğinin önüne geçilmesi hedefleniyor.
Eşinin yüzünü kestiği iddia edilen polis memurunun davasında görevsizlik kararı
12 Mart 2026 Perşembe - 14:49 Eşinin yüzünü kestiği iddia edilen polis memurunun davasında görevsizlik kararı Ankara’da boşanmak isteyen eşi Fatma Çakmak’ı yüzünden yaraladığı iddiasıyla tutuklu yargılanan polis memuru Yasin Çakmak’ın davasında mahkeme, görevsizlik kararı vererek dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verdi. Sanığın tutukluluk halinin devamına hükmedildi. Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davada müşteki sanık Yasin Çakmak ve taraf avukatları hazır bulunurken, müşteki sanık Fatma Çakmak SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile bağlandı. Mahkeme hakimi yargılamanın başladığını bildirirken müşteki sanık Yasin Çakmak’a söz verdi. "Kirli sepetine eğildiğimde içinde bir telefon olduğunu gördüm" Müşteki sanık Çakmak, "Akşam yemeğini ben hazırladım. Çocuklarım ve eşimle birlikte yemeğimizi yedik. Yedikten sonra eşim tuvalete gideceğini ve uzun süre kalma durumu olduğunu belirtmişti. Ben de ‘Tamam, gidebilirsin’ dedim. Daha sonra odaya geçtim. Odayı temizlerken aradan 45-50 dakika kadar bir zaman geçti. Daha sonra ben odayı temizlediğim için elimdeki kirli bezleri ve çoraplarımı çıkarıp banyodaki kirli sepetine atmak istedim. Kirli sepetine eğildiğimde içinde bir telefon olduğunu gördüm. Şaşırdım. Telefonu aldım, baktım. Telefonun daha önce eşimin telefonu bozulduğu için arkadaşından idareten, kullanması için aldığı telefon olduğunu gördüm" dedi. "Eşim silahı bana doğrulttu" Gördüğü mesajlar karşısında şoke olduğunu iddia eden Çakmak, "Ses kaydına bastığımda ses eşimin sesiydi. Karşı tarafa kendisinin kraliçe arısı olduğunu söylüyor. Aynı bu şekilde yazıyor. Şok oldum. Banyodan çıkarken elim ayağım titredi. Telefon elimde banyodan çıktım. Hâlen de eşimin bunu yaptığına inanamıyorum, ses kaydına rağmen. Bu telefonun banyoda ne işi olduğunu sordum. ‘Çabuk o telefonu bana ver. Sakın açıp içine bakma. İçine bakamazsın’ dedi. Baktım, eli ayağı titremeye başladı. Artık konuşamaz hâle geldi. Ben ‘Mutfağa geçelim, su iç’ diye söyledim ve mutfağa doğru yöneldim. Mutfağa girdiğimizde su içmek yerine bıçakların bulunduğu çekmeceye yöneldi. Oradan bıçağı aldı ve bana doğru, ‘O telefonu bana vereceksin’ dedi. ‘Vermem’ dedim. Ben de elimle müdahale ettim, elime bıçak saplandı. Bir yandan bıçağı almaya çalışıyorum ve bu olaya benim otizmli oğlumda şahit. Elimin kanamasını tutarken içeride silahı aradığını duydum. ‘Silah nerede? Nereye koydu silahı?’ diye söylendiğini duyunca ben hemen orada yerde bulunan tırnak makasını aldım. Onunla kapının kilidini açmaya çalıştım ama açamadım. Artık silahı bulacak korkusuyla silahın kurma sesini duydum. Bunu duyunca kapıyı kırmak zorunda kaldım. İçeriye girdiğimde bir şok daha yaşadım. Eşim silahı bana doğrulttu. Benim kendi silahım, beylik silahım. Şok oldum. Artık ne yapacağımı şaşırdım. Daha sonra hemen eli tetikte olmadığını fark edince silaha doğru davrandım. Orada bir boğuşmaya girdik ama bilincim yoktu. Ne yaptığımı bilmiyorum. Silahı almaya çalışıyorum. Çünkü oğlumun peşinde geziyor. Mücadele veriyorum. ‘Silahı bırak’ dedim, bırakmıyor. Zar zor silahı elinden almayı başardım. Ben ilk odaya girdiğimde silahı aldığımda da beni vuracak korkusu yoktu. İntihar edecek korkusu vardı. Çünkü bu yazışmalar gerçekten çok ciddiydi" diye konuştu. Çakmak eşinden şikayetçi olduğunu ifade etti. Sonrasında silahı eşinin elinden aldığını ifade eden Çakmak, "Silahın hemen şarjörünü çıkarttım, ağzındaki mermiyi çıkarttım. O arada komşular gelmiş oldu, komşularla beraber aşağıya indim. Daha sonra aşağıya indiğimde ambulans ve polis arabası vardı. Eşim beşinci kattan aşağıya kendisi yürüyerek indi. Yani burada dediği gibi bilincinin kapalı olduğu bir durum yok. Ben burada bir aile katliamını önledim. Ben bıçağı elinden aldım, kendisine zarar vermedim. Bıçakla verebilirdim, vermedim. Silahı aldım, silahla zarar vermedim. Ben burada aldatıldım ve benim ailemin temelini, direğini yıktı" dedi. Müşteki sanık Fatma Çakmak ise şu beyanlarda bulundu: "Sanık benim eşim olur. Olay tarihinde eve geldiğinde yemeği beğenmediği için yemek yapmak istedi. Üzerinde bir gerginlik olduğunu fark ettim. ‘Sen Kades’i mi yükledin?’ dedi. Telefonumu cebime koydu. Boşanmak istediğimi söyledim. Bana çok sert bir tokat attı. Bana saldıracağını anladım, o sebeple mutfağa gittim. Tezgâhın üzerindeki bıçağı kendimi savunmak için aldım. Bıçağı elimden aldı. ‘Sen kimsin, benden boşanacaksın?’ diye sözler söyledi. Bıçakla kendi elini yaraladı, kan akmaya başladı. Oğlumuz bunu görünce çok korktu. Daha sonra beni yatak odasına götürdü. Silahını çıkardı. Önce şarjörü elime almamı söyledi. Kurşunu takmam için zorladı. Silahın her yerine dokunmamı söyledi. Silahı şakağıma dayamamı söyledi. Sonra çocuğum gelince kapıyı kilitledim. Sanık kapıyı kırdı. Beni darp etmesi üzerine bayılmışım. Beni öldürme kastıyla hareket etti. Yüzümde 60 tane dikiş vardı. Yüzümü jiletle kestiğini gördüm. Yanaklarımda hâlâ izler vardır. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Beraatimi talep ediyorum." Fatma Çakmak’ın avukatları, ‘Kadına karşı nitelikli kasten yaralama’ ve ‘tehdit’ suçlarından yargılanan sanık Çakmak’ın eylemlerinin ‘öldürmeye teşebbüs’ suçunu oluşturduğunu ve ağır ceza mahkemesinde yargılanması gerektiğini savunarak, mahkemeden dosyaya görevsizlik kararı verilmesini talep etti. Sanıkların ardından mahkeme hakimi tanık dinleneceğini bildirdi. Olay gecesini anlatan tanık komşu Z.E., "Olay gecesi 23.00’dan sonra çocuk kapıyı çaldı, ‘yardım edin’ dedi. Eşim önce gitti, ben de ardından gittim. Yatak odasındaydılar, Fatma yataktaydı Yasin sırtı dönük bir şekilde üzerine eğilmiş haldeydi. Eşim Yasin’i almaya çalışıyordu. Diğer komşu geldi, Yasin’i uzaklaştırdılar. Fatma’nın yanına gittik yüzü kan içindeydi. ‘Telefonum nerde’ dedi. Nerde olduğunu bilmediğimi söyledim. Bir süre sonra sağlık ekipleri geldi. Yatak odasında müdahale ettiler. Sonrasında Fatma aşağı indi" diye konuştu. Beyanların ardından mütalaasını açıklayan Cumhuriyet savcısı, sanığa atfedilen eylemin, ’Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçunu oluşturabileceği değerlendirmesinde bulunarak, bu nedenle dosyanın görevsizlik kararı verilerek ağır ceza mahkemesine gönderilmesi ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, dosya hakkında görevsizlik kararı vererek ağır ceza mahkemesine gönderilmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. ‘Olayın geçmişi’ Ankara’da 12 Ocak’ta polis memuru olarak görev yapan Yasin Çakmak (44), eşi Fatma Çakmak’ın (36) yüzünü keserek ağır şekilde yaraladı. Olay sonrası ifadesi alınan Yasin Çakmak serbest bırakıldı. Fatma Çakmak ise tedavisinin ardından ailesinin yaşadığı Şanlıurfa’ya giderek bir basın toplantısı düzenledi ve yardım çağrısında bulundu. Fatma Çakmak’ın açıklamalarının ardından şüpheli Yasin Çakmak gözaltına alındı. Çakmak, ifade işlemlerinin ardından, 17 Ocak’ta tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın tamamlanmasıyla iddianame hazırlandı. Savcılık, Yasin Çakmak hakkında ‘kadına karşı nitelikli kasten yaralama’ ve ‘tehdit’ suçlarından 15 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ederken; Fatma Çakmak hakkında ise eşini bıçakla hafif şekilde yaraladığı gerekçesiyle ‘eşe karşı kasten yaralama’ suçundan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezası istedi. İddianame Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilerek dava açıldı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değil, milletimizi millet yapan bir ruh köküdür"
12 Mart 2026 Perşembe - 14:37 AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değil, milletimizi millet yapan bir ruh köküdür" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Hüseyin Yayman, "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değildir, bir şiir değildir. Çağları delip geçen ve geleceğe seslenen çok büyük bir eserdir ve milletimizi millet yapan bir ruh köküdür" dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı Yayman, İstiklal Marşı’nın kabulü yıl dönümü dolayısıyla Mehmet Akif Ersoy Evi Müzesi’ni ziyaret etti. Yayman, yıl dönümü dolayısıyla ziyarete gelen öğrencilerle müzeyi dolaşarak yetkililerden bilgi aldı. "İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değildir, bir şiir değildir" Burada konuşan Yayman, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin ruhunu temsilen eden bir diriliş manifestosu olduğunu vurgulayarak, "Çok önemli, çok tarihi günlerden geçiyoruz ve İstiklal Marşımızın mesajını anlamanın, İstiklal Marşımızı yeniden okumanın ve Mehmet Akif Ersoy’u anlamanın öneminin bir kez daha anlaşıldığı zamanlardan geçiyoruz. Mehmet Akif Ersoy bir mütefekkirdir, bir vatanseverdir, bir eylem adamıdır, bir anti-emperyalisttir ve hem Çanakkale Destanı hem İstiklal Marşı sadece 105 yıl önce yazılan bir marş değildir, bir şiir değildir. Çağları delip geçen ve geleceğe seslenen çok büyük bir eserdir ve milletimizi millet yapan bir ruh köküdür. İstiklal Marşımız ise bu milletin ilan edilmemiş ruh kökünü temsil eder. Milletimizi bir arada tutan anti-emperyalizme karşı yükselen çığlığını temsil eder" ifadelerini kullandı. İstiklal Marşı’nın Türk milletinin kurucu metni ve ruh anayasası olduğuna dikkati çeken Yayman, "Dünyanın olağanüstü bir dönemden geçtiği zamanlarda İstiklal Marşımızın başlangıç cümlesi ve kelimesi çok önemlidir. ’Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’. Türk milleti birdir, beraberdir. 86 milyon olarak İstiklal Marşımızda dile getirilen ’ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım’ mesajı sadece dün değil bugün de milletimize yol gösteren, rehberlik yapan çok manalı sözlerdir" diye konuştu.
Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini içeren kanun teklifi görüşmeleri ertelendi
12 Mart 2026 Perşembe - 13:56 Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini içeren kanun teklifi görüşmeleri ertelendi Doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini içeren kanun teklifi, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Toplantının başında yaşanan usul tartışmaları nedeniyle Komisyon Başkanı Vedat Bilgin görüşmeleri erteledi. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, doğum izni ve sosyal medyaya 15 yaş düzenlemesini de içeren, "Sosyal Hizmet Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ni görüşmek üzere Ankara Milletvekili Vedat Bilgin başkanlığında toplandı. Komisyon toplantısının açılışında konuşan Bilgin, "Komisyonumuzun çalışmaları esas itibarıyla Türk devletinin sosyal devlet hüviyetiyle ilgili çalışmalardır. Bunun için elbette ki anayasal bir görev yapıyoruz ancak Türk devletinin sosyal devlet kimliğini yansıtan bir geleneğin de temsilcisiyiz. Bizim, imparatorluktan günümüze sosyal devlet vasfını Türk devletinin hep koruya geldiğini, zaman zaman sorunlar yaşansa da en kötü zamanlarda bile, erken zamanlarda bile sosyal politika uygulamalarına hassasiyetle riayet edildiğini, bunları gerçekleştirdiğini biliyoruz" dedi. "Kadın çalışanların doğum sonrası izin süresini 24 haftaya yükseltiyoruz" Komisyon Başkanı Bilgin, teklif üzerinde ilk imza sahibi olan Ak Parti Düzce Milletvekili Ercan Öztürk’e söz verdi. Öztürk, teklife ilişkin, "Değişen dünya şartları, artan sosyal ihtiyaçlar ve toplum yapısındaki dönüşüm, Darülaceze hizmet kapasitesinin daha da güçlendirilmesini ve imkanlarının geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda; Darülaceze’ye yapılan nakdi bağışların gelir ve kurumlar vergisi matrahından indirilebilmesini sağlıyoruz. Ayrıca gıda bankacılığı kapsamında yapılan bağışların da teşvik edilmesini mümkün hale getiriyoruz. Bu düzenlemeler sadece mali bir teşvik değildir. Aynı zamanda toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik önemli bir adımdır. Çünkü sosyal devlet yalnızca kamu kaynaklarıyla değil, toplumsal dayanışma ruhuyla da güçlenir. Bununla birlikte Darülaceze’nin faaliyet alanını da genişletiyor, yalnızca İstanbul’da değil, Türkiye’nin ihtiyaç duyulan diğer illerinde ve gerekli görülen durumlarda yurt dışında da hizmet verebilmesinin önünü açıyoruz. Teklifimiz ayrıca Darülaceze’nin aşevi hizmeti sunabilmesi ve gıda bankacılığı faaliyetleri yürütebilmesi için de yasal zemin oluşturmaktadır. Teklif kapsamında; kadın çalışanların doğum sonrası izin süresini 8 haftadan 16 haftaya çıkararak toplam doğum iznini 24 haftaya yükseltiyoruz. Biz yalnızca bir çalışma hayatı düzenlemesi getirmiyoruz. Çocuk gelişimi açısından son derece kritik bir adımı aslında hayata geçiriyoruz" diye konuştu. Sosyal medyaya 15 yaş sınırlaması teklifi hakkında değerlendirmede bulunan Öztürk, "Çocuklarımızın önemli bir kısmı ekran başında geçirdikleri sürenin kitap okuma alışkanlıklarını azalttığını, ders başarılarını olumsuz etkilediğini ve aileleriyle geçirdikleri zamanı düşürdüğünü ifade etmektedir. Amacımız çocuklarımızı dijital dünyadan koparmak değil; onları bu dünyanın imkanlarından yararlanabilen, risklere karşı bilinçli ve güçlü bireyler olarak yetiştirmektir. Bu nedenle sosyal ağ sağlayıcılara ve oyun platformlarına yönelik yeni yükümlülükler getiriyoruz. 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal medya hizmeti sunulmaması, çocuklara yönelik ayrıştırılmış hizmet modelleri oluşturulması, ebeveyn kontrol araçlarının geliştirilmesi ve oyunların yaş derecelendirmesine tabi tutulması gibi önemli düzenlemeleri hayata geçiriyoruz" dedi. Muhalefet milletvekillerinin verdiği önergeler ve teklifin anayasaya aykırı olduğu iddiaları nedeniyle yaşanan usul tartışmaları sebebiyle Komisyon Başkanı Bilgin, görüşmelerin Ramazan Bayramı sonrasına ertelendiğini dile getirerek toplantıyı kapattı.