Yerel Haberler
Ankara
Anadolu’nun adı bu köyde doğdu: Taşlıca’nın bilinmeyen hikayesi 25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:17:57 Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Taşlıca Köyü, ‘Anadolu’ isminin ilk kez verildiği yer’ olarak dikkat çekiyor. Efsaneleri, türbeleri ve tarihi dokusuyla öne çıkan köy, her yıl yerli ve yabancı ziyaretçilerin uğrak noktası haline geliyor. Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde yer alan Taşlıca köyünün hikayesi, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın bölgeyi fethettiği dönemde askerleriyle birlikte köye uğramasıyla başlıyor. Köyde yaşayan ve ‘Anadolu’ya adını veren ebe’ olarak anılan Kırmızı Ebe’nin, Selçuklu askerlerine ikram etmek için tastaki ayranı büyük bir taşın içine doldurduğu belirtiliyor. Bu taşın günümüzde ‘Ayran Taşı’ olarak bilindiği ve ‘Anadolu’ isminin de buradan türediğine inanıldığı ifade ediliyor. Köyde bulunan Kırmızı Ebe Türbesi, Oruç Gazi Türbesi ve Gelin Kayası gibi noktalar da ziyaretçilerin ilgisini çeken önemli alanlar arasında yer alıyor. Taşlıca Köyü’nün en dikkat çeken özelliklerinden biri ise neredeyse her kaya ve taşın bir efsaneye konu olması. Köy halkı, bu hikayelerin yüzlerce yıldır anlatıldığını ve bölgenin kültürel hafızasını oluşturduğunu ifade ediyor. Ayrıca köyde bazı geleneklerin günümüzde de sürdüğü, örneğin Gelin Kayası efsanesi nedeniyle davul çalmanın uğursuzluk getirdiğine inanıldığı ifade ediliyor. Doğal yapısı, efsaneleri ve tarihi dokusuyla öne çıkan Taşlıca Köyü, her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor. Oruç Gazi, bölgenin Türkleşmesinde rol oynadı Oruç Gazi, Kızılcahamam ilçesi ve çevresinde adı geçen, bölgenin Türkleşme süreciyle ilişkilendirilen tarihi şahsiyetlerden biri olarak biliniyor. Hakkında kesin ve ayrıntılı tarihi kayıtlar sınırlı olsa da, genellikle Osmanlı’da yaşamış bir akıncı beyi ya da yerel kahraman olarak anıldığı ifade ediliyor. Rivayetlere göre Oruç Gazi bölgenin fetih ve iskan sürecinde rol oynamış, özellikle kırsal alanların yerleşime açılmasına katkı sağladığı vurgulanıyor. "Taştaki ayran hiç eksilmiyor" Anadolu Selçuklu Devleti’nin hükümdarı 1. Alaeddin Keykubad’ın Taşlıca köyü ve çevresine geldiği sırada Kırmızı Ebe’nin Keykubad’ın askerlerine ayran ikram ettiğini ve ayranın garip bir şekilde herkese yettiğini belirten Taşlıca köyünde yaşayan Feridun Altınkaynak, "Alaeddin Keykubad burada konakladığı esnada askerler su ihtiyacını karşılamak için beklediğinde, buranın Kırmızı Ebe veya Kırgız Ebe diye adlandırılan ermiş kadın, getirdiği ayranı buradaki taşa boşaltıyor. Fakat taştaki ayran hiç eksilmiyor. Ayran taşındaki ayranın bitmediğini gören askerlerin her biri ayranını aldıktan sonra ‘ana doluyor, ana doluyor’ diyor. Anadolu tabiri bu şekilde buradan çıkıyor. Askerler, ayranın bitmediğini, ayranın bereketli olduğunu anlatıyorlar. Bunu Selçuklu Sultanına bildiriyorlar. Selçuklu Sultanına da ‘burada mübarek bir kadın var’ diyorlar. Bunu duyan Alaeddin Keykubad’ın Kırmızı Ebe’ye söylediği şey ‘dile benden ne dilersen’ oluyor. Kadın ise ondan, ‘ben hiçbir şey istemiyorum, sizin muzaffer olmanızı istiyorum’ diyor. Alaeddin Keykubad sonra şöyle bir karar alıyor. ‘Buraları sana yurtluk olarak bağışlıyorum. Buraya bundan sonra nallı at girmeyecek diyor. Yani vergi alınmayacak anlamında anlatılmış. Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar da vergi alınmadığı söyleniyor" diye konuştu. "Yerli turistlerden gelen çok" Taşlıca köyüne ve Kırmızı Ebe’nin hikayesini araştırmak için farklı yerlerden birçok turist geldiğini ifade eden Altınkaynak, "Oruç Gazi’nin Kırmızı Ebe’nin oğlu olduğunu Alaaddin Keykubad’a söylediklerinde Keykubad ise, ‘bunu da Allah yolunda yetiştirin diyor’. Selçuklu döneminde Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’nun Türkleşmesinde rol oynadı. Buralar tamamen zaten Rum diyarı olduğu için, Hoca Ahmet Yesevi talebe olarak Oruç Gazi’yi yetiştirdikten sonra burada medrese kuruluyor. Hatta köyün aşağı tarafında medresesi olduğu, fakat uzun yıllar içerisinde yıkılıp harabe olduğu söyleniyor. Yerli turistlerden gelen çok. Bu taşın çalındıktan sonra belli bir süre sonra tekrardan buraya geldiği söyleniyor" şeklinde konuştu. "Nigar gelin, köyün en güzel kızı olarak biliniyordu" Altınkaynak, Taşlıca köyünün en güzel kızlarından biri olduğu Nigar gelinin, bir müddet sonra taş olduğu iddialarına ise, "Nigar gelin, Selçuklu döneminde buranın en güzel kızı olarak biliniyordu. O zamanlar zorla buradan alıp götürülmeye çalışıldığı sırada Oruç Gazi davul çalındığı için hem de gelini götürdükleri için, ‘rahatsız oluyorum’ diye ikaz eder. 3 kere ikaz ettikten sonra ‘Allah sizi bildiği gibi yapsın’ gibi bir ifade söyledikten sonra gelinin taş olma hikayesi olarak biliniyor" ifadelerini kullandı. "Anadolu’da Hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği yüzlerce Alperen Gaziler var" Oruç Gazi’nin, Hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği önemli bir insan olduğunun altını çizen Altınkaynak, "Oruç Gazi, Hoca Ahmet Yesevi tarafından yetiştirildi. Buranın Müslümanlaşması ve Türkleştirilmesi için kendi yetiştirdiği talebeleri de var. Talebeleriyle beraber yaptıkları çalışmalarıyla birlikte bugüne kadar gelmişler. Anadolu’da Hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği yüzlerce Alperen Gaziler var. Anadolu’nun her tarafına yayılmışlar" cümlelerine yer verdi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:06 Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu Kırgızistan’da 18 yaşına kadar skolyozla mücadele eden genç, Medicana Hastanesi’nde geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına büyük ölçüde kavuştu. Skolyoz hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Shakhbos Pochokalonov, tedavi olmak için ülkesi Kırgızistan’dan Türkiye’ye geldi. Yaklaşık bir sene önce Ankara’ya gelen Pochokalonov, burada Medicana hastanesine başvurarak, tedavi sürecini başlattı. Pochokalonov, Medicana Sağlık Grubu bünyesindeki hastanede gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Başarılı geçen ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde arttığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Atıf Erol Aksekili, skolyoz hakkında bilgi vererek, "Skolyoz kısaca omurganın S şeklini almasıdır. Ön-arka planda omurganın S şeklini almasını biz kısaca skolyoz diyoruz. Skolyoz en sık adolesan dediğimiz ergenlik döneminde görülür. Ancak diğer hastalıklarla birlikte görüldüğünde daha ileri seviyelerde karşımıza çıkabilir. Hastamız 18 yaşında bize başvurdu. Nöromüsküler skolyoz dediğimiz, nörolojik hastalıkların eşlik ettiği bir skolyoz tipi mevcut. Bu skolyozlar erken yaşta ortaya çıkar ve daha hızlı ilerler. Bu yüzden hastamız bize 90 dereceden daha ileri bir seviyede başvurdu" dedi. "Erken teşhis tedaviyi kolaylaştırır" Erken teşhis edilmesi halinde daha az cerrahi ile daha iyi sonuç alınabileceğini belirten Aksekili, "Skolyoz erken tanındığında fizik tedavi, egzersiz ve korseleme gibi yöntemlerle ilerlemesini kontrol altına alabiliyoruz. Hastamızda ileri skolyoz olduğu için iki aşamalı cerrahi uygulandı. İlk aşamada Halo Femoral traksiyon yöntemiyle skolyoz kısmen düzeltildi. İkinci aşamada ise vidalar, rodlar ve osteotomi ile omurga düzeltildi" diye konuştu. "Ameliyat sonrası süreç en az ameliyat kadar önemli" Ameliyat sonrası sürecin en az ameliyat kadar önemli olduğuna dikkati çeken Aksekili, omurganın uygun pozisyonda kaynamasının hedeflendiğini belirtti. Hastanın üç ay boyunca dorsolomber korse kullanması gerektiğini söyleyen Aksekili, "Yürümesi öneriliyor ancak ağır yük taşımaması gerekiyor. Yüzme gibi sporlara kısa sürede başlayabilir. Kaynama sürecinde diyetine dikkat etmeli ve 6 hafta ile 3 aylık periyotlarla kontrolleri yapılmalıdır. Kaynama istenilen şekilde ilerlemezse ek müdahaleler veya destek tedavileri uygulanabilir" açıklamasında bulundu. "En yakın sağlık merkezine başvurulmalı" Erken teşhisin önemine vurgu yapan Aksekili, "Erken teşhis oldukça önemlidir. Nöromüsküler skolyozlar tamamen engellenemese de özellikle ergenlik dönemindeki skolyozlar uygun postür, egzersiz ve fiziksel aktivitelerle önlenebilir. Omuz ve kalça asimetrisi ya da öne eğilince kaburgada çıkıntı gibi belirtiler fark edildiğinde en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı" Baba İlhom Pochokalonov, ise oğlunun ilk teşhisini doğumundan bir yıl sonra fark ettiklerini belirterek, "18 yaşına kadar Kırgızistan’daki doktorlara gittik. Doğumsal skolyoz olduğunu, ameliyat olursa felç kalabileceğini söylediler. Skolyoz ile mücadele eden ailelere önerim, erken teşhis ve doğru zamanda ameliyat. Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı. Biz Türkiye’ye geldik, ameliyat olduk ve şifa bulduk. Doktorlara çok minnettarız" ifadelerine yer verdi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 09:50 Sakarya Gaz Sahası’ndan bugüne kadar 6 milyar metreküp doğal gaz üretildi Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz keşfinin yapıldığı Sakarya Gaz Sahası’ndan bugüne kadar 6 milyar metreküp doğal gaz üretildi. Türkiye, tarihinin en büyük gaz keşfi olan Karadeniz’deki doğal gaz keşfinin 5’inci yılı geride bırakıldı. Keşfin ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından ‘Sakarya Gaz Sahası’ adı verilen bölgede üretim için çalışmalara başlandı. Zonguldak’ın 170 kilometre açığında ve 2 bin 200 metre derinlikte bulunan gazın, karaya getirilmesi için 170 kilometre uzunluğunda ve 16 inç çapında boru hattı inşa edildi. Yerli gaz, 20 Nisan 2023’te karaya ulaştırıldı. Bugüne kadar 6 milyar metreküp doğal gaz üretildi Faz-1 çalışmaları kapsamında Sakarya Gaz Sahası’ndaki 12 kuyudan üretim yapılıyor. Günlük üretimin 9,5 milyon metreküp olduğu sahadan bugüne kadar toplam 6 milyar metreküp üretim gerçekleştirildi. Faz-2 30 Ağustosta Osman Gazi Üretim Platformu’nun Sakarya Gaz Sahası’na uğurlanmasıyla başlayacak Üretimin artırılması için yapılan Faz-2 çalışmaları ise devam ediyor. Faz-2 kapsamında üretilecek doğal gaz ise Osman Gazi Yüzer Üretim Platformunda işlenecek. Edinilen bilgilere; göre 30 Ağustos tarihinde Osman Gazi Üretim Platformu Sakarya Gaz Sahası’na uğurlanacak. Böylece karaya taşınacak gaz ile mevcut üretim kapasitesi, ikiye katlanarak günde 20 milyon metreküpe çıkarılacak. Faz-3 çalışmaları kapsamında üretilecek gazın da 2028’de devre alınması beklenen ikinci yüzer üretim platformu tarafından işlenmesi planlanıyor. Yeni platformun devreye alınması ile Sakarya Gaz Sahası’ndaki üretim kapasitesi, günlük 40 milyon metreküpe çıkarılacak. Yerli gazın 16 milyonu aşkın hanede kullanılması hedefleniyor Türkiye’de doğal gaz kullanım sayısı yaklaşık 22 milyon haneye yükselirken, bunun 4 milyonu Karadeniz’de keşfedilen yerli doğal gazı kullanıyor. Sakarya Gaz Sahası’ndaki FAZ-2 çalışmalarının devreye girmesiyle yerli gaz kullanım oranının 8 milyona çıkması bekleniyor. Ayrıca 2028 yılında devreye girecek FAZ-3 çalışmalarıyla da yerli gazın 16 milyonu aşkın hanede kullanılması hedefleniyor. Sakarya Gaz Sahası’nda yürütülen çalışmalar, Fatih, Kanuni, Yavuz, Abdülhamid Han ve Yıldırım Sondaj Gemileri ile kesintisiz olarak devam ediyor.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 09:42 Sendikal ihlaller, çevre ve halk sağlığı iddiaları Öz İplik İş Sendikası Bursa ve Balıkesir’de faaliyet gösteren R.B.Karesi İthalat İhracat Tekstil Sanayi ve Tic. A.Ş.’de yaşanan sendikal ihlallere ve çevreye zarar verme yönündeki ciddi konulara dikkat çekmek amacıyla Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Düzenlenen basın açıklamasına Öz İplik İş Genel Sekreter Yardımcısı Bünyamin Bayır, Bursa İl Başkanı Ekrem Saraçoğlu, Düzce İl Başkanı Telat Örnek, İstanbul İl Başkanı Hacıbayram Önal, Çerkezköy İlçe Sekreteri Tolga Ergün, Bursa İl Sekreteri Serkan Açıcı ile çevre illerden gelen Öz İplik İş teşkilatı katıldı. Bursa İl Başkanı Ekrem Saraçoğlu Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde basına süreçle ilgili bilgi verdi. Karesi Tekstil’de yaşanan sendikal ihlalleri ve çevreye yönelik ciddi iddiaları kamuoyunun gündemine taşıdı. Bursa İl Başkanı Ekrem Saraçoğlu tarafından yapılan açıklamada, Bursa’da faaliyet gösteren ve binlerce işçinin çalıştığı Karesi Tekstil’de işçilerin anayasal haklarını kullanarak sendikamıza üye olduğu, ancak işverenin bu iradeyi tanımadığı vurgulandı. Sendikaya üye olan ve örgütlenme sürecine öncülük eden işçilerin hiçbir haklı gerekçe gösterilmeden işten çıkarıldığı belirtilerek, yaşananların açık bir ‘sendikal kıyım’ olduğu ifade edildi. Yaklaşık bir yıldır kararlılıkla sürdürülen örgütlenme mücadelesi boyunca işçilerin, baskı, tehdit ve sistematik sendikal ihlallerle karşı karşıya bırakıldığına dikkat çeken Saraçoğlu, 2026 yılı ücretlerinde yapılan yüksek oranlı artışların da kalıcı bir iyileştirme değil, örgütlenmeyi zayıflatmaya yönelik geçici bir adım olduğunu kaydetti. Çalışma Bakanlığı denetimlerinde ‘sendikal ihlal vardır’ tespitine rağmen sürece etkin müdahale edilmemesini de eleştirilerek, bu durumun kabul edilemez olduğu belirtti. Çevre ve halk sağlığı açısından ciddi iddialar Saraçoğlu tarafından yapılan açıklamada yalnızca emek haklarının değil, çevre ve halk sağlığının da tehdit altında olduğu vurgulandı. Karesi Tekstil’de kömür kazanlarından çıkan yoğun dumanın çevreyi kirlettiği, atık suların arıtılmadan dereye bırakıldığı ve arıtma sistemlerinin fiilen çalıştırılmadığı yönünde ciddi iddiaların bulunduğu ifade edildi. Ayrıca, tesisin tarım arazileri üzerinde faaliyet göstermesi, ruhsatlı su kuyularının durumu ve atık su deşarjına ilişkin belirsizliklerin kamuoyu açısından büyük soru işaretleri doğurduğu belirtildi. Özellikle akşam saatlerinde çalıştırılan kömür kazanlarının bölge havasını kirlettiğine dair iddiaların kaygı verici olduğu vurgulandı. İşletmenin dere yatakları, kamu arazileri ve birinci derece tarım alanlarını işgal ettiği yönündeki iddialara göz yumulmasının, aynı zamanda işçilerin hak arayışının bastırılmasına da zemin hazırladığı ifade edildi. Açıklamada işçilere yönelik uygulanan baskı yöntemleri de detaylarıyla paylaşan Bursa İl Başkanı Ekrem Saraçoğlu, işçilerin cep telefonları ve e-devlet şifrelerinin baskıyla alındığı, sendika üyeliklerinin zorla iptal ettirildiği, ‘Tazminat verelim, sendikadan vazgeç’ dayatmalarının yapıldığı, işçilerin farklı şirketler üzerinden çalıştırılmaya zorlandığı, sendika ile işçi arasındaki bağın fiziki ve idari yöntemlerle koparılmaya çalışıldığı, kamera ve takip sistemleriyle işçilerin gözetim altında tutulduğunu belirtti. Saraçoğlu, Bu uygulamaların hukuk, vicdan ve insan onuruyla bağdaşmadığını da vurguladı. Öz İplik İş Sendikası Karesi Tekstil’de üretim yaptıran markalara da çağrıda bulunarak, ’etik üretim’ söylemlerinin gereğini yerine getirmeye davet etti. Tedarik zincirlerinde yaşanan ihlallere sessiz kalmanın bu suça ortak olmak anlamına geldiği ifade edildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na da çağrıda bulunulan açıklamada, tespit edilmiş ihlaller karşısında sessiz kalınmaması ve anayasal hakların korunması için derhal gerekli adımların atılması istendi. İşçilere de birlik ve dayanışma çağrısı yapan Öz İplik İş Sendikası, Karesi Tekstil’de yaşanan hak ihlallerine karşı mücadelenin büyüyerek devam edeceğini belirterek, tüm emek ve meslek örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini ve kamuoyunu dayanışmaya davet etti.
SGK açıkladı: Son ödeme süresi 7 Nisan’a uzatıldı
31 Mart 2026 Salı - 19:33 SGK açıkladı: Son ödeme süresi 7 Nisan’a uzatıldı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Mali Otomasyon Sistemi (MOSIP) altyapısında bazı hizmetlere erişilmesinde gecikme meydana gelmesinden dolayı son ödeme günü bugün olan borçların ödeme gününün 7 Nisan’a kadar uzatıldığını duyurdu. SGK tarafından yapılan açıklamada, "Kurum muhasebe işlemlerinin yürütüldüğü Mali Otomasyon Sistemi (MOSIP) altyapısında yapılan güncelleme çalışmalarından dolayı bazı hizmetlere erişilmesinde gecikmeler meydana gelmiştir. Meydana gelen gecikmelerden dolayı 5510 sayılı Kanunun, 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (c) bendi kapsamında sigortalı çalıştıran işyerlerinin, 4 üncü maddesinin birinci fikrasının (b) bendi kapsamındaki sigortalılar ile diğer sigortalılar ve genel sağlık sigortalılarının, cari dönem sigorta prim borçlarının, yapılandırma/taksitlendirme/6183-48 inci madde taksitlendirme borçlarının, diğer her türlü borcun ve 5510 sayılı Kanununa ve ilgili kanunlara göre yapılan borçlanma (3201 sayılı Kanuna göre yapılanlar dahil) ve ihya kapsamındaki borçların son ödeme tarihi 31/03/2026 olanların ödeme süresi 7 Nisan 2026 tarihi saat 23:59’a kadar uzatılmış olup bu tarihe kadar yapılacak ödemeler yasal süresi içerisinde yapılmış sayılacaktır. Sigorta prim teşvik ve desteklerinden yararlanmaya devam edilebilmesi, süresinde ödenmeyen primler nedeniyle gecikme cezası ve gecikme zammına maruz kalınmaması ve yapılandırma ödeme planlarının ihlal edilmemesi açısından belirtilen tarihe kadar ilgili borçların ödenmesi önem arz etmektedir" denildi.
AK Parti Etimesgut İlçe Başkanı Şankazan: "Etimesgut Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmayı yakından takip ediyoruz"
31 Mart 2026 Salı - 19:15 AK Parti Etimesgut İlçe Başkanı Şankazan: "Etimesgut Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmayı yakından takip ediyoruz" AK Parti Etimesgut İlçe Başkanı Yasin Şankazan, "Etimesgut Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmayı yakından takip ediyoruz. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklama doğrultusunda sürecin hukuki bir zeminde ilerlediği açıktır" dedi. AK Parti Etimesgut İlçe Başkanı Yasin Şankazan, Etimesgut Belediyesine yönelik gerçekleştirilen soruşturma hakkında açıklama yaptı. Şankazan, "Etimesgut Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmayı yakından takip ediyoruz. Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklama doğrultusunda sürecin hukuki bir zeminde ilerlediği açıktır. Kamu kaynaklarının kullanımı noktasında şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu hakkının korunması en temel önceliğimizdir. Bu kapsamda yürütülen her türlü inceleme ve soruşturmanın sonuna kadar takipçisi olduğumuzu ifade etmek isteriz" ifadelerini kullandı. Usulsüzlük varsa bunun hukuk önüne hesabının sorulması gerektiğini vurgulayan Şankazan, "Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. Eğer ortada bir usulsüzlük varsa, bunun hukuk önünde hesabının sorulması en doğal ve gerekli süreçtir. Bizler AK Parti teşkilatı olarak; milletimizin emanetine sahip çıkma, kamu kaynaklarını koruma ve her şartta adaletin yanında durma kararlılığımızı sürdürüyoruz. Etimesgutlu hemşehrilerimizin menfaati doğrultusunda, Süreci tüm yönleriyle takip etmeye devam edeceğiz" dedi.
TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi
31 Mart 2026 Salı - 19:15 TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi Çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin tüm boyutlarıyla incelenerek koruyucu ve önleyici mekanizmalar geliştirilmesi ile çocukların toplumsal yaşama etkin katılımlarının sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla kurulan TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi. AK Parti İstanbul Milletvekili Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplanan TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu mağdur aileleri dinledi. Komisyonun başında İstanbul’da bıçaklanarak yaşamını yitiren Atlas Çağlayan’ın ikiz kardeşi Doruk Çağlayan’ın mektubu okundu. Doruk’un mektubunun okunduğu sırada salonda duygulu anlar yaşandı. "Atlas can verirken canımın nasıl acıdığını kelimelerle keşke ifade edebilsem ama karşılığı yok" Yasama Uzmanı Sezen Civelek Tokgöz tarafından okunan Doruk’un mektubun’da şu ifadeler yer aldı: "Tam 75 gün önce caminin çay bahçesindeydik, Atlas yanımıza gelmek için annemi beklemişti; sanki vedalaşmak istemişti. Biz kafede otururken yanımıza sonradan geldi, hepimiz telefonlarımızla ilgileniyorduk her zamanki gibi. Arkadaşlarımızdan biri o katille ’Ne bakıyorsun?’ diyaloğuna girdiler, kafe sahibi de ’Kavganızı dışarıda yapın’ diyerek bizi dışarıya yönlendirdi. Tam çıkarken Atlas’a seslendim, hissettim bir şey olacağını biliyor musunuz ama Atlas beni duymadı, ne olacağını tahmin bile edemedi. Biz o kadar temiz düşünüyorduk ki aklımıza böylesi korkunç bir şey gelmedi. Anlatmak istemiyorum gerçekten ama bilin ki ben orada canımı kaybettim. ’Ambulans ambulans’ diye çığlıklar atıp kendimi yerlere attım. Atlas can verirken canımın nasıl acıdığını kelimelerle keşke ifade edebilsem ama karşılığı yok. Hastanede yalvardım ’Kurtarın kardeşimi’ diye ama canice kalbinden bıçaklanmıştı. Sonra ’Atlas’ı kaybettik’ dedi doktor. Dünyam yıkıldı, hayat durdu, ben de öldüm o an." "Babası suç aletini nehre atıyor, kanlı çamaşırları yıkanıyor" Edirne’de vücuduna aldığı 30 bıçak darbesiyle hayatını kaybeden 15 yaşındaki Gülden Coni’nin kardeşi Nuran Alüzrek, "Kardeşimi katleden katil, cinayet yerinden üç dakika içerisinde evde oluyor, kanlı eşyalarıyla eve gidiyor, o an teyzesi ve kardeşi evdeymiş. Direkt aile suç delillerini yok ediyor, babası suç aletini nehre atıyor, kanlı çamaşırları yıkanıyor. Üç dakika sonra evde olmasına rağmen ailesi kardeşime bir ambulans çağırsaydı, bir müdahale etseydi belki kardeşim şu an yanımızda olacaktı. Hiçbir şekilde müdahale etmiyorlar ve kardeşimin cesedi tam sekiz saat boyunca okul bahçesindeki o soğuk betonda kalıyor. Üç mahkeme gördük, ikinci celsede karar verildi, katile 20 sene ceza verildi. 15 yaşa göre en üst ceza 20 seneymiş, tabii İnfaz Yasası’na gidince 12 seneye düşürülüyor. Sonrasında tabii bu üst mahkemeye gitti, üst mahkeme bunu bozdu o kadar delillere rağmen. Planlı olduğunun delilleri var elimizde, mesela cinayetten iki gün önce arkadaşına (Ben Gülden’i öldüreceğim’ diye söylüyor" dedi. "Siz şimdi buna nasıl çocuk diyebilirsiniz?" Komisyon, Nuran Alüzrek’in konuşmasının ardından İstanbul’da bıçaklanarak yaşamını yitiren Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü’yü dinledi. Ünlü, "Biz o gece Atlas’ı kaybettik ama bu grup aslında içeride Atlas’ı katletmek için planlar yapmışlar ifadelerde de var, kamera kayıtlarında da var. Zaten o akşam ‘Kavga çıkartalım’ diye kendi aralarında konuşmuşlar, katil bunu zaten açıkça dile getirmiş. Şimdi, ben çocuk diyemiyorum bunlara yani benim çocuğumu katleden 15 yaşında da olsa, 13 yaşında da olsa, 12 yaşında da olsa eline o bıçağı alıp sokağa çıkana, orada o planı yapana ‘Sen de çocuksun, senin de bir geleceğin olsun’ diyemiyorum, demek de istemiyorum. Benim çocuğum çocuk değil miydi? Benim çocuğum sağlıkçı olmak istiyordu, belki birçoğunuzu tedavi edecekti benim çocuğum. Şimdi, Atlas’ın telefonuna bakıyoruz, katilin telefonuna bakıyoruz; Atlas’ın telefonunda hep iyi şeyler, hep olması gerektiği, yaşının gerektirdiği şeyler, hatta yaşının gerektirdiğinden fazla iyi şeyler var. Katilin telefonuna bakıyoruz, elinde silah, tehdit, TikTok hesaplarında ‘Öyle de yaparız, böyle de yaparız’ şeklinde mesajlar var. Siz şimdi buna nasıl çocuk diyebilirsiniz" ifadelerini kullandı. "Emniyet güçleri ellerim kelepçeli bir şekilde beni alıyorlar. Neymiş, karşı taraf benden davacıymış" Ankara’nın Keçiören ilçesinde annesini ve kız kardeşini korumak isterken bıçaklanarak yaşamını yitiren 22 yaşındaki Hakan Çakır’ın Şahin Çakır yaşadıklarını ve duygularını anlattı. Çakır, "Bizim içimizin en çok yandığı kısım, büyük oğlum hastanede ölüm kalım savaşı verirken katil zanlılarının yaşları gereği bu SSÇ’ler emniyet güçlerinin elinden hastane kontrolünden kaçıyor gece. Bizler yoğun bakımdayız, onlar elinden kaçırıyorlar; bizim başımızda da emniyet güçleri bekliyor yaralıyken, onların başında beklemesi gerekirken onlarda hiçbir şey yok, ne ölü ne yaralı var, kimse yokken hastaneden kaçıyorlar. Ondan sonra, biz üç gün yattıktan sonra beni hastaneden alıyorlar benim ellerim kelepçeli bir şekilde. Neymiş? Karşı taraf benden davacıymış. Beni sanık olarak aldılar ellerim kelepçeli. Ben hastaneden çıkar çıkmaz. Oğlumun ölüm haberini alıyorum çıkarken, onu bile görmeden ellerim kelepçeli karakola gidiyorum, bir gün nezarette kalıyorum, o gece de nezarette kaldım. Ertesi gün savcılığa çıkıp bizi gönderdiler" dedi.
Bakan Uraloğlu: "5G hizmetlerini 2 yıl içerisinde ülkemizin her bir noktasında vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız"
31 Mart 2026 Salı - 19:14 Bakan Uraloğlu: "5G hizmetlerini 2 yıl içerisinde ülkemizin her bir noktasında vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, "5G’yi Türkiye’de aşamalı bir stratejiyle yaygınlaştıracağız. 5G hizmetlerini 2 yıl içerisinde ülkemizin her bir noktasında vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun katılımlarıyla 5G hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle hizmete alındı. Törende konuşan Abdulkadir Uraloğlu, haberleşme ve bilişim sektörünün, bugünün en stratejik alanlarından biri olduğunu vurguladı. Bakan Uraloğlu, bilgi teknolojilerinin, yapay zekanın, siber güvenliğin ve yüksek hızlı bağlantının; ülkelerin ekonomik kalkınmasında, rekabet gücünde ve milli güvenliğinde hayati rol oynadığını dile getirdi. Uraloğlu, Türkiye olarak, son çeyrek asırda vizyoner Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde eşsiz altyapı hamleleri yaparak kararlı adımlar attıklarını kaydetti. Uraloğlu, bir ülkenin haberleşme sistemlerinin ne kadar kapsayıcı, hızlı ve dirençliyse; dijitalleşme kapasitesinin de o ölçüde yüksek olduğunu vurguladı. Uraloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti: "Bu noktada bizleri bir araya getiren 5. Nesil Mobil Haberleşme Hizmetleri, kısa adıyla ‘5G’, sadece bir teknoloji değil; ülkemizin ekonomisini, sanayisini, sağlığını, ulaşımını ve tarımını dönüştürecek bir çağın adıdır. 5G, yalnızca daha hızlı bir internet değil; aynı zamanda daha akıllı, daha güvenli ve daha verimli bir geleceğin anahtarıdır. Kullanmakta olduğumuz 4.5G’ye kıyasla 10 kat daha hızlı veri aktarımı, ultra düşük gecikme süreleri ve yoğun cihaz bağlantısı kapasitesiyle 5G, Türkiye’yi dijital dönüşümün merkezine taşıyacaktır." Uraloğlu, söz konusu teknolojiyle hayatın her alanını dönüştürecek yeni bir altyapı sunduklarını kaydederek "Ulaşımda tam otonom sürüş ve akıllı yol uygulamalarıyla yol güvenliği artacak, trafik daha verimli yönetilecek. Sanayide akıllı fabrikalar, otonom robotlar ve anlık veri analiziyle üretim süreçleri optimize edilecek. Akıllı şehirlerde enerji yönetiminden otopark sistemlerine kadar her alanda yenilikçi çözümler hayat bulacak" dedi. Uzak köylerdeki öğrencilerin, yüksek çözünürlüklü ve artırılmış gerçeklik destekli içeriklerle dünya standartlarında eğitime erişebileceğini de söyleyen Uraloğlu, 5G’nin ağ dilimleme teknolojisinin de özel sanal ağlar oluşturarak her sektöre özel çözümler sunacağına dikkati çekti. "5G’yi daha güçlü ve hazır bir altyapıyla başlatıyoruz" Uraloğlu, Türkiye’de 5G’ye geçiş sürecini, teknik hazırlıklar, regülasyonlar, yerli üretim politikaları ve pilot uygulamalarla çok aşamalı bir stratejiyle yürüttüklerini vurguladı. Uraloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Bu strateji kapsamında, 2019 yılından itibaren İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere çeşitli lokasyonlarda 5G teknolojisine yönelik deneme izinleri verdik. İstanbul Havalimanı, dört büyük futbol kulübünün stadyumları, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Çankaya Köşkü gibi sembol yerlerde, 5G hizmetlerinin sunulmasına izin verdik. Bu uzun soluklu hazırlık dönemi sayesinde bugün geldiğimiz noktada, 5G’yi daha güçlü ve hazır bir altyapıyla başlatıyoruz." Bakan Uraloğlu, Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’un rekabetiyle 16 Ekim 2025’te gerçekleştirdikleri 5G yetkilendirme ihalesi neticesinde 3 milyar 534 milyon dolar gelir elde ettiklerini hatırlattı. "5G hizmetlerini 2 yıl içerisinde ülkemizin her bir noktasında vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız" 5G yetkilendirme ihalesinde işletmecilere yıllara göre artan şekilde yüzde 60’a varan oranlarda yerli malı belgeli ürün ve yüzde 30’a varan oranlarda milli haberleşme ürünü kullanımı yükümlülüğü getirdiklerini de söyleyen Uraloğlu, sözlerine şu şekilde devam etti: "81 ilimizde başlayacak 5G hizmetleri, 31 Aralık 2042’ye kadar sürecek yetkilendirme dönemi boyunca bu yerli-milli ruhu taşıyacaktır. 5G’yi Türkiye’de aşamalı bir stratejiyle yaygınlaştıracağız. 5G hizmetlerini 2 yıl içerisinde ülkemizin her bir noktasında vatandaşlarımızın hizmetine sunacağız." Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Yüzyılı’nda "Dijital Türkiye" hedefiyle çizdiği yol haritasının, bugün somut bir zaferle taçlandığını dile getiren Uraloğlu, "Türkiye, bu teknolojik dönüşümde sadece bir tüketici değil; yazılımı ve donanımıyla oyun kurucu bir aktör olma yolunda kararlılıkla ilerlemektedir. Yüksek vizyonunuz, sadece bugünü değil, geleceğimizi aydınlatan bir meşale niteliğindedir. 5G altyapımız Türkiye’yi dijital çağın lider ülkeleri arasına taşıyacak bir köprü vazifesi görecektir. Ekonomimizi güçlendirecek, hizmet kalitemizi arttıracak ve vatandaşlarımızın iletişimine eşsiz katkılar sağlayacaktır" diye konuştu. Konuşmaların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bitlis Selçuklu Mezarlığı, 1915 Çanakkale Köprüsü, İstanbul Çamlıca Kulesi, Hatay İskenderun Limanı, Rize- Artvin Havalimanı ve Mardin’e 5G ile canlı bağlantı gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bağlantıların da ardından butona basarak 5G hizmetlerini tüm Türkiye’de devreye aldı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş: "(İsrail parlamentosunun Filistinlileri hedef alan idam yasası) Bu büyük bir insanlık suçudur"
31 Mart 2026 Salı - 18:36 TBMM Başkanı Kurtulmuş: "(İsrail parlamentosunun Filistinlileri hedef alan idam yasası) Bu büyük bir insanlık suçudur" TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İsrail parlamentosunun Filistinlileri hedef alan idam yasasıyla ilgili, "Bu büyük bir insanlık suçudur. Yani aynı suçu işleyen Filistinli olduğu zaman idam cezası, başkası olduğu zaman ise başka bir hukuk uygulanacak. Bunun asla izahı yoktur. Bütün dünyanın bu konuda mutlaka uyanık olması lazım ve sonuna kadar karşı çıkması lazım. Aynen Gazze’deki soykırım gibi şimdi İsrail parlamentosunun aldığı bu kararla birlikte dünya büyük bir sınavın içindedir" dedi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Filistin Devlet Başkan Yardımcısı Hüseyin Şeyh ve Filistin Ulusal Konseyi Başkanı Rawhi Fattouh ile Meclis’te bir araya geldi. Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere devletin bütün kurum ve kuruluşlarının Filistin’e destek olmak için seferber olduğunu dile getirerek, "Milletin temsilcileri olarak bizler de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Filistin meselesini her zaman en üstteki dış politika meselemiz olarak gördük. Parlamenter diplomasinin bütün imkanlarını kullanarak uluslararası platformlarda Filistin devletinin ve halkının hakkını korumak için gayret sarf ettik, sarf ediyoruz" ifadesini kullandı. Kurtulmuş, Batı Şeria’da Müslümanların evlerini ve arazilerini işgal eden soykırımcıların işi fiili şiddete döktüğünü söyleyerek, "Netanyahu çetesinin özellikle son iki uygulaması, bütün sabır taşlarını çatlatmıştır. Asla kabul edilemez ve bütün Müslümanların, bütün insanlığın gözünü açmalıdır. Bunlardan birincisi ramazan ayı boyunca Mescid-i Aksa’nın kapalı tutulmasıdır. Bu doğrudan doğruya 2 milyarlık İslam alemine ve Müslümanların inançlarına karşı yapılmış bir saldırıdır. Bu kapatma kararının arkasındaki esas meselenin bir güvenlik gerekçesi olmadığını gayet iyi biliyoruz. İsrail hükümetinin esas niyeti Mescid-i Aksa’nın yıkılmasına hazırlık yapma sürecini başlatmaktır. Siyonist yönetim, kendi sapkın dini ideolojilerinden kaynaklanan nihai bir kıyamet savaşına hazırlanıyor ve bunun için de Mescid-i Aksa’nın yıkılmasını bir kilometre taşı olarak görüyor olabilir. Ancak boşuna hayal kurmasınlar, ham hayal içinde olmasınlar, Mescid-i Aksa’nın yıkılmasına asla ve asla ne İslam dünyası ne insanlık izin verecektir. Bu büyük bir insanlık suçudur. Yani aynı suçu işleyen Filistinli olduğu zaman idam cezası, başkası olduğu zaman ise başka bir hukuk uygulanacak. Bunun asla izahı yoktur. Bütün dünyanın bu konuda mutlaka uyanık olması lazım ve sonuna kadar karşı çıkması lazım. Aynen Gazze’deki soykırım gibi şimdi İsrail parlamentosunun aldığı bu kararla birlikte dünya büyük bir sınavın içindedir. Bakalım böyle cılız bir iki tane protesto cümleleriyle bunu geçiştirecekler mi yoksa başta Batı dünyası olmak üzere bütün dünya böylesine önemli bir hukuki alandaki çifte standardı, bu yanlış uygulamayı bir şekilde durdurmak için harekete geçecekler mi? Bunu göreceğiz. Bu kararıyla da İsrail’in, Gazze’deki soykırımı hukuki yollarla Batı Şeria’da genişletmek istediğini anlıyoruz. Buna dünya müsaade etmemelidir. Biz sonuna kadar bu konuda uluslararası alanda neler yapılabilirse bunun mücadelesini vermeyi sürdüreceğiz. Bu vesileyle Filistinli şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, bütün Filistin halkına sabır, direnç ve cesaret diliyorum. İnşallah en kısa süre içerisinde nehirden denize özgür bir Filistin devletinin kurulmasını görmek hepimize nasip olur. Sizlere de böylesine özgür bir Filistin devletinin yöneticileri olarak halkınıza hizmet imkanı doğar diye ümit ve temenni ediyorum. Türk milleti olarak hepimizin ortak duası budur. Bu duaların gereğini yerine getirmek için bütün gücümüzle gayret sarf ediyoruz" dedi. Batı Şeria ve Kudüs’teki saldırılara da işaret eden Şeyh, "Filistin halkımızın sebatı ve direnişi gerçekten takdire şayandır. Bu halk büyük bir fedakarlıklarla toprağına bağlı kalmak için çalışmaktadır" dedi. Şeyh, Filistin halkının, Araplar ve Müslümanların, dost ve kardeş ülke Türkiye’nin desteğini takdirle karşıladığını belirterek, "Filistinliler hürriyetlerine, bağımsızlıklarına kavuşmak için çabalarını devam ettirmektedir. Nihai amacımız başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasıdır" ifadesini kullandı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "Kütüphaneler bir hayat merkezi haline geldi"
31 Mart 2026 Salı - 17:49 AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yayman: "Kütüphaneler bir hayat merkezi haline geldi" AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Kültür ve Sanat Politikaları Başkanı ve Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, "Kütüphaneler sadece gidip bir eser okuma yeri olmaktan çıktı, bir hayat merkezi haline geldi" dedi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesinde ‘Kütüphane Haftası’na ilişkin açıklamalarda bulunan Yayman, eser bakımından dünyanın üçüncü büyük kütüphanesi olan Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nin 6 yılda 9 milyon kişi tarafından ziyaret edildiğini ifade etti. "Kütüphaneler bir hayat merkezi haline geldi" AK Parti döneminde otoyol, havalimanları, şehir hastaneleri ve üniversiteler olmak üzere çok sayıda eser yapıldığı ama bu eserler içerinde en fazla dikkat çeken yapılardan bir tanesinin de kültür sanat alanında yapılan çalışmalar olduğunu kaydeden Genel Başkan Yardımcısı Yayman, "Türkiye her alanda olduğu gibi kütüphaneler meselesinde de çok büyük bir devrim yaşamıştır. Bizler kütüphanelere 09.00’da girerdik, 17.00’de çıkardık. Oralar sanki bir kitapla buluşma yeri değil, oradaki arkadaşlarımızın bir an önce mesai bitsin de evimize gidelim dedikleri bizler için zor mekanlardı. Hepimiz şunu söylerdik; ‘Avrupa’da 24 saat açık olan kütüphaneler var, keşke Türkiye’de de 24 saat açık olan kütüphaneler olsun.’ Bugün biz Türkiye’de 24 saat açık olan kütüphaneleri görüyoruz. Türkiye’nin yüz akı olan eserler, Türkiye’nin yüz akı olan kütüphaneler inşa edildi. Kitap kokusuyla çocuk sesinin, kitap kokusuyla kahve kokusunun yan yana geldiği yaşayan mekanları görüyoruz. Artık kütüphaneler sadece sıkıcı mekanlar olmaktan çıktı. Kütüphaneler sadece gidip bir eser okuma yeri olmaktan çıktı, bir hayat merkezi haline geldi" dedi. "Türkiye’deki kütüphanelerin kullanıcı sayısı bugün 40 milyona varmıştır" Türkiye’de 2002 yılında kütüphane sayısının bin 275 olduğunu kaydeden Yayman, "Bugün bin 302 sayısına ulaşılmıştır. Yine Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde kütüphaneleri sadece bir çoğaltan değil kütüphaneleri dönüştüren bir ülke haline gelmiştir. Koleksiyonlar sayısı bakımından da 2002 yılında yaklaşık 12 milyon 400 bin kitap vardı. Bugün bu sayı 26 milyonu geçmiş durumdadır. Yüzde 100’ün üzerinde bir artış görülmüştür. 2002 yılında Türkiye’deki kütüphanelerin kullanıcı sayısı 23 milyondu, bugün 40 milyona varmıştır. Bu yüzde 70 oranında büyük bir artıştır" ifadelerine yer verdi. Kütüphaneleri Türkiye Yüzyılı’nın en önemli sembol eserlerinden birisi olarak gördüklerini aktaran Yayman, vatandaşları Türkiye’deki kütüphaneleri daha fazla kullanmaya davet etmeyi de ihmal etmedi.