POLİTİKA - 12 Mayıs 2026 Salı 17:07

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Muhalefet öyle istiyor diye biz Türk diasporasına sırtımızı dönemeyiz"

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Muhalefet öyle istiyor diye biz Türk diasporasına sırtımızı dönemeyiz"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Hiç kusura bakmasınlar, muhalefet öyle istiyor diye biz Türk diasporasına sırtımızı dönemeyiz. İster ülkemizde isterse yurt dışında yaşasın bütün vatandaşlarımızı aynı muhabbetle bağrımıza basmaya devam edeceğiz" dedi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde düzenlenen partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katıldı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, 14 Ağustos 2001’de ‘artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ iddiasıyla çıktıkları yolda 25 yıldır Türk milletinin desteği ve hayır duasıyla kararlılıkla yürüdüklerini söyledi.


"Biz önümüze bakacağız, gelecek 25 yılda nasıl bir Türkiye görmek istediğimizin yol haritasını belirlemeye odaklanacağız"


Cumhurbaşkanı Erdoğan, 25 yıldır Türk milletinin umudunu boşa çıkarmadan ve kendilerine yüklediği ağır mesuliyetin idrakiyle gece gündüz çalıştıklarını belirterek, "25’inci kuruluş yıl dönümünü hem partimiz hem de demokrasi ve kalkınma mücadelemiz açısından önemine, anlamına ve tarihimizde temsil ettiği müstesna konuma uygun şekilde değerlendirmek niyetindeyiz. Bir taraftan her günü, her anı hizmet ve eser siyasetiyle geçen 25 yılımızı tekrar hatırlarken diğer taraftan daha büyük başarılara imza atacağımız ikinci çeyrek asrın vizyonunu ortaya koyacağız. Kendimizi sigaya çekecek, nerede eksiğimiz hatamız varsa tespit edecek, hiçbir komplekse kapılmadan öz eleştirimizi cesaretle yapacağız. 25 yılın tecrübeleri ışığında Türkiye’nin ve Türk demokrasisinin gelecek çeyrek asrına yön verecek bir tasavvuru, bir paradigmayı ve millete umut aşılayacak yeni bir vizyonu şekillendirmenin çabası içinde olacağız. Hizmetle, planla, projeyle, ufukla ve vizyonla işi olmayanların bizi kendi sığ gündemleriyle meşgul etmelerine fırsat vermeyeceğiz. Her zaman söylediğim gibi biz işimize bakacağız, önümüze bakacağız 25 yılın birikiminin rehberliğinde gelecek 25 yılda nasıl bir Türkiye görmek istediğimizin yol haritasını şimdiden belirlemeye odaklanacağız" ifadelerini kullandı.


"Geride kalan 25 yılda AK Parti’nin Türk siyasetinin merkezi olma vasfının örselenmesine hiçbir şekilde müsaade etmedik"


AK Parti’nin yegane hedefinin millete ve ülkeye hizmet etmek, hizmet üretmek olan bir siyasi hareket olduğuna dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bundan 25 yıl önce partimizi kurarken, gerilim siyasetine son vereceğimizi, siyasete yeni bir soluk getireceğimizi, Türkiye’de siyasetin aktığı nehrin yatağını değiştireceğimizi vurgulamış; milletimizin tüm renklerini partimiz bünyesinde buluşturmaya gayret edeceğimizi deklare etmiştik. Geride kalan 25 yılda AK Parti’nin Türk siyasetinin merkezi olma vasfının örselenmesine hiçbir şekilde müsaade etmedik. Hayat tarzı, kökeni, meşrebi, mezhebi ne olursa olsun Türkiye merkezli düşünen, ilkelerimiz noktasında bunu benimseyen herkese kapımızı ardına kadar açtık. Bugün de aynı çizgide siyaset yapmaya devam ediyoruz" dedi.


"Meyhane jargonuyla ona buna saldırarak, hakaret ederek siyasetteki kapasite açığı kapatılamaz"


Erdoğan, 81 vilayetin her birini hiçbir ayrım yapmadan kucakladıklarını, Türkiye’ye, Türk milletine samimiyetle hizmet etmek isteyenleri de aynı duygularla partinin saflarına dahil ettiklerini belirterek, "İnşallah AK Parti ailesine yeni katılan arkadaşlarımızın rozetlerini takacağız. Türkiye’ye hizmet mücadelesini bugünden itibaren AK Parti çatısı altında yürütecek Afyonkarahisar ve Dinar belediye başkanlarımız ile belediye meclis üyelerimize aramıza hoş geldiniz, safalar getirdiniz diyorum. İyice muvazeneyi yitiren CHP yönetiminin kirli siyaseti bizi yolumuzdan alıkoyamaz. Kimse kusura bakmasın ama siyasi üslubu kişinin aynasıdır. Karakter suikasti yapanlar karakter fukaralarının ta kendileridir. Meyhane jargonuyla ona buna saldırarak, hakaret ederek siyasetteki kapasite açığı kapatılamaz. CHP yönetimi vatandaşın aklıyla alay etmeyi artık bırakmalı, başkalarını suçlama kurnazlığından bir an önce vazgeçmelidir. Hata yapmak tabii ki insana mahsustur fakat hatada ısrar etmek akıllı insanın karı değildir. Buna rağmen CHP yönetimi yanlışı daha büyük bir yanlışla telafi etmeye, ortaya saçılan pislikleri daha büyük yalanlarla örtmeye çalışmaktadır. Bu son derece bayat bir stratejidir. Bu ucuz bir politikadır ve kullanım ömrü çoktan dolmuştur" açıklamasında bulundu.


"Biz; makamda, unvanda ve koltukta şeref bulan değil aksine şerefi; millete hizmet etmekte gören bir kadroyuz"


CHP yönetiminin bahane ile fitne ürettiğini ve bunun için harcadığı enerjiyi kendi yanlışlarıyla yüzleşmeye ayırması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Herkesi bir kez daha siyasette seviyeyi, nezaketi, centilmenliği gözetmeye çağırıyorum. Onlar ne yaparsa yapsın. Biz yeni arkadaşlarımızla el ele verecek, tam bir dayanışma içinde Afyon’un daha gelişmesi için birlikte çalışacağız. Biz; makamda, unvanda ve koltukta şeref bulan değil aksine şerefi; millete hizmet etmekte gören bir kadroyuz. Bizim siyaset tarzımızda eski yeni ayrımı yoktur. Bizim anlayışımızda kibir yoktur. Böbürlenme, millete tepeden bakma, millete karşı hürmetsizlik yoktur. Bizde hizmet ve eser yarışı vardır. Milletin gönlüne girme rekabeti vardır. Hepimiz Türkiye’ye ve Türk milletine hizmet davasının neferleriyiz. Türkiye yüzyılını inşa edene kadar durmadan dinlenmeden koşturacağız" şeklinde konuştu.


"Aralarında genel başkanların da olduğu muhalefet aktörleri gurbeti sılaya çevirmiş 7 milyonu aşkın bu kardeşlerimizi dışlamaya devam ediyor"


Muhalefetin sorunlu yaklaşımından yurt dışında yaşayan Türk vatandaşların da nasibini aldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aralarında genel başkanların da olduğu muhalefet aktörleri gurbeti sılaya çevirmiş 7 milyonu aşkın bu kardeşlerimizi dışlamaya, ötekileştirmeye ve onlara ikinci sınıf insan muamelesi yapmaya maalesef devam ediyor. Geçen yaz yüreği memleket hasretiyle yanan vatanperver bir kardeşimize sırf Türkiye’yi övdü diye yapmadıklarını bırakmadılar. Hatta ağzı bozuk bir tanesi çıktı, bu insanlarımıza yönelik ‘zırzop’ ifadesini kullanacak kadar ileri gitti. Bunun için özür dileme erdemini bile göstermediler. Hiçbir şey olmamış gibi siyasi ahlaktan, vatandaşa saygıdan bahsetmeye devam ettiler. Biz hatalarını düzeltmelerini bekledikçe bunlar yanlışta ısrar etmeyi sürdürüyor" dedi.


"AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak esnafla en sık bir araya gelen kadro biziz"


Muhalefetin eline geçirdiği her fırsatı Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlara yönelik linç kampanyasına dönüştürdüğünü aktaran Erdoğan, "Buna geçtiğimiz hafta bir kez daha şahitlik ettik. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız, Belçika ziyaretinde orada yaşayan esnaflarımızı ziyaret etti diye yapmadıkları nezaketsizlik kalmadı. Neymiş? Yurt dışındaki esnaflarımızı niçin ziyaret ediyormuş? Niçin Türkiye’de esnaf ziyareti yapmıyormuşuz da Avrupa’da yapıyormuşuz? İnsanda biraz vicdan olur, adalet duygusu olur. Rakiplerini takip edecek kadar siyasi akıl olur. Hadi bunlar yok diyelim insanda en azından millet bilinci olur. Meşhur hikayedeki gibi biz bunun neresini düzeltelim? Birincisi, AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak esnafla en sık bir araya gelen ve tüccarından sanayicisine, iş çevreleriyle irtibatı en güçlü kadro biziz. Ayrıca belediye başkanlarımız, il ve ilçe başkanlarımız her fırsatta kendi il ve ilçelerinde ticaret erbabımızın kapısını çalıyor, halini hatırını soruyor. Kabinemiz; ekonomi yönetimimiz aynı şekilde iş dünyamız başta olmak üzere toplumumuzun çeşitli kesimleriyle buluşuyor, istişare ediyor" ifadelerine yer verdi.


"Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki kardeşlerimiz nasıl bizim insanımızsa Berlin’deki, Brüksel’deki vatandaşlarımız da canımızdan birer parçadır"


"Yurt dışında yaşayan 7 milyonu aşkın kardeşlerimizle, ülkemiz sınırları içinde yaşayan 86 milyon vatandaşımız arasında ne fark var?" diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:


"81 ilimizdeki esnaflarımız ile Avrupa’dan Asya’ya, Afrika’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı yerlerinde helalinden rızkını kazanan insanlarımız arasında Allah aşkına nasıl bir fark var? Bundan 60-70 sene önce bir bavulla Avrupa’ya gitmiş, çok zor şartlar altında çalışmış, yeri gelmiş aşağılanmış, yeri gelmiş ayrımcılığa uğramış ama sonunda emeği ve alın teriyle acı vatanı ikinci vatan eylemiş yurt dışında güzel ahlakın ve dürüstlüğün timsali olmuş bu kardeşlerimizi biz nasıl kendimizden ayrı görebiliriz? Ankara Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki kardeşlerimiz nasıl bizim insanımızsa Berlin’deki, Brüksel’deki vatandaşlarımız da canımızdan birer parçadır. Kulu’daki esnaflarımız nasıl ticari hayatımızın can damarlarıysa İsveç’teki Kululu kardeşlerimiz de Türk ekonomisinin önemli katkılarıdır. Afyon Emirdağlı ahilerle nasıl iftihar ediyorsak Belçika’daki Emirdağlıların başarılarıyla da aynı şekilde kıvanç duyuyoruz."


"Muhalefet öyle istiyor diye biz Türk diasporasına sırtımızı dönemeyiz"


Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşların sadece turizm gelirlerindeki paylarının 11 milyar doların üzerinde olduğunun altını çizen Erdoğan, "Buna diplomaside, kültürde, ticarette, eğitimde, bilimde yaptıkları katkıları eklediğimizde ortaya gerçekten gurur verici bir tablo çıkıyor. Hal böyleyken bu vatandaşlarımızın kapısını çalmamız, ziyaret etmemiz, hallerini hatırlarını sormamız birilerine adeta dert oluyor. Oysa burada sorgulanması gereken bizim yurt dışındaki kardeşlerimizle hemhal olmamız asla değildir. Asıl sorgulanması gereken muhalefet partilerinin böyle bir gündemlerinin olmamasıdır. Asıl eleştirilmesi gereken güya bu ülkede siyaset yapanların dünyanın yüzlerce ülkesinde kök salmış vatandaşlarımızı görmezden gelmeleridir. Asıl unutulması veya utanılması gereken milletimizin ayrılmaz parçası olan Avrupa Türk toplumuna yönelik tahkir edici ve ayrıştırıcı söylemleridir. Asıl yüz kızartıcı olan ülkemizi yurt dışında başarıyla temsil eden Türkiye sevdalısı yüreklere zırzop diyerek hakaret eden aşağılık zihniyettir. Asıl hicap duyulması gereken beş dakikacık bir görüşme için batı başkentlerinde nöbet tutanların kendi insanımıza sırtını dönmesidir. Hiç kusura bakmasınlar, muhalefet öyle istiyor diye biz Türk diasporasına sırtımızı dönemeyiz. İster ülkemizde isterse yurt dışında yaşasın bütün vatandaşlarımızı aynı muhabbetle bağrımıza basmaya devam edeceğiz. Onların kapısını muhalefet gibi seçimden seçime değil, sahir zamanlarda da çalmaya, dertlerine ve sevinçlerine ortak olmaya devam edeceğiz" diye konuştu.


Yarın Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in davetine icabet etmek üzere Kazakistan’a gideceğini söyleyen Erdoğan, "Astana’da inşallah ilk önce Türkiye- Kazakistan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin altıncı toplantısını gerçekleştireceğiz. Ardından 15 Mayıs’ta Türk Devletleri Teşkilatımızın gayri resmi zirvesine iştirak etmek üzere Türkistan şehrine geçireceğiz. 16 Mayıs tarihinde Kocaeli’nde Gençlik Kollarımızın düzenlediği gençlik şöleninde on binlerce genç kardeşimizle bir araya geleceğiz. Türk gençlerini Kocaeli Stadyumundaki büyük şölenimize davet ediyorum. Bu düşüncelerle 27 Mayıs Çarşamba günü müşerref olacağımız mübarek Kurban Bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum" ifadelerine yer verdi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından AK Parti’ye katılan Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, Afyonkarahisar Dinar İlçe Belediye Başkanı Veysel Topçu, Afyonkarahisar Belediye Meclis Üyesi Derya Palalı, Şevket Öner, Yasin Bayram Yıldırım, Ömer Elçi ve Bekir Lafçı, Dinar Belediye Meclis Üyesi Ahmet Uğur, Ali Tetik, Engin Gülbeyaz, Merkez İlçe Başkanı Halit Özdemir, Afyonkarahisar İhsaniye Belediye Başkanı Emine Gökçe ve Afyonkarahisar İscehisar Belediye Başkanı Seyhan Kılıçaraslan’a rozetini taktı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bingöl Bingöl’de Deprem Master Planı değerlendirmesi yapıldı Bingöl’de Deprem Master Planı kapsamında yürütülen çalışmalar değerlendirildi. Vali Cahit Çelik başkanlığında gerçekleştirilen programda, Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre ve Doğal Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Kenan Akbayram tarafından yürütülen çalışmalar hakkında sunum yapıldı. Programda; zemin ve jeofizik çalışmaları, sismik risk analizleri, deprem güvenli yerleşim alanları, afet lojistiği, sağlık hizmetleri, psiko-sosyal uyum, afet yönetimi ve deprem bilgi altyapısı gibi birçok başlık ele alındı. Bingöl’ün en büyük gerçeklerinden birinin deprem olduğunu belirten Vali Cahit Çelik, yapılan çalışmanın kent için önemli bir yol haritası oluşturduğunu söyledi. Çelik, "Bingöl’ün en büyük gerçeği depremdir. Deprem Master Planı kapsamında bilim insanlarımızın ortaya koyduğu çalışmalar, ilimizin afetlere karşı daha hazırlıklı hale gelmesi adına ciddi bir yön çizmektedir. Toplanma alanlarından sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok konuda öneriler sunuldu. Bu çerçevede Bingöl’ü depreme karşı daha dayanıklı hale getirmek için gerekli çalışmaları sürdüreceğiz" dedi. Yaklaşık bir yılı aşkın süredir yürütülen çalışma kapsamında Bingöl merkez ilçesinin detaylı şekilde analiz edildiğini belirten Bingöl Üniversitesi Enerji, Çevre ve Doğal Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Kenan Akbayram ise, "Bu master plan çalışmasında Bingöl’ün mikro bölgeleme çalışmaları gerçekleştirildi. Bunun yanında yapıların olası risklerinin belirlenmesi, daha deprem dayanımlı ve insan odaklı kent planlamasının nasıl yapılacağı konusunda çalışmalar yürütüldü. Ayrıca afet öncesi hazırlıkların psikososyal, ekonomik ve hukuki boyutları da ele alındı" diye konuştu. Akbayram, hazırlanan planın coğrafi bilgi sistemleri altyapısına entegre edileceğini belirterek, olası afet risklerinin yönetiminde kamu kurumlarına önemli katkılar sağlayacağını ifade etti.
Antalya Manavgat’da ’pes’ dedirten görüntü cezasız kalmadı Antalya Vali Hulusi Şahin, "Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi" tanıtımı programında yaptığı konuşmada, Manavgat’ta bir besi çiftliğinden kaynaklandığı belirtilen kirliliğe tepki göstererek, "Birkaç gün önce Manavgat’ta bir besi çiftliği hayvansal atıklarının tamamını nehre bırakıyor, deniz perişan oldu. Hatta o bölgedeki oteller rezervasyon iptalleri yaşadı. Arkadaşlarımız çok ağır cezalarla cezalandırdılar. İlk etapta 2 buçuk milyon liranın üzerinde ceza yazdılar. Ben orasında değilim; nasıl oluyor da bu kadar pervasız oluyorsun, nasıl oluyor da bu kadar umursamaz oluyorsun?" dedi. Antalya’nın sahil şeridini ve deniz ekosistemini korumak, Sıfır Atık vizyonunu denizle buluşturmak amacıyla Antalya Valiliği çatısı altında hayata geçirilen "Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi"nin tanıtım programı, Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programa, Antalya Valisi Hulusi Şahin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Dirgen Özdemir, Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin, Memorial Göztepe Hastanesi Onkoloji Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ve davetliler katıldı. Programda, Antalya’nın denizleri, kıyıları ve doğal ekosisteminin korunmasına yönelik yürütülecek çalışmalar, çevre kirliliğiyle mücadele, Sıfır Atık vizyonu ve COP31 sürecinde kentin üstleneceği sorumluluklar ele alındı. "Hastalık oluşturan şartları da iyileştirmeye çalışmalıyız" Programda konuşan Memorial Göztepe Hastanesi Onkoloji Sorumlusu Prof. Dr. Mustafa Özdoğan, çevre kirliliği ve sağlıklı yaşam şartlarının kanserden korunmadaki önemine dikkat çekti. Yıllar içinde çok sayıda kanser hastasına ve ailesine tanıklık ettiğini belirten Özdoğan, hekimlerin sorumluluğunun yalnızca hastalığı tedavi etmekle sınırlı olmadığını söyledi. Son yıllarda 50 yaş altı kanser vakalarında ciddi bir artış görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Özdoğan, "Bilim dünyası bu artışa baktığında şaşırtıcı sonuçlarla karşılaştı. Alkolle ve sigarayla açıklanamayacak 50 yaş altı bir artış söz konusu. Buna baktığımızda çevresel maruziyetler, kimyasallar, yediğimiz gıdalar ve sağlıksız beslenmemiz en temel faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su, yediğimiz gıda, yaşam kalitemizin temelleridir. Bir hekim olarak sorumluluğumuz sadece hastalığı tedavi etmek değil, hastalığı oluşturan şartları da iyileştirmeye çalışmaktır" dedi. "Üçlü gezegen krizine karşı güçlü bir şehir hareketi" Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi Proje Koordinatörü Ebru Şahin ise dünyanın iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, kirlilik ve atık krizi gibi birbirini besleyen büyük çevre sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın bu tabloyu "üçlü gezegen krizi" olarak tanımladığını belirten Şahin, ülkelerin, şehirlerin ve tüm paydaşların daha kararlı ve bütüncül adımlar atması gerektiğini ifade etti. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın 31’incisinin kasım ayında Antalya’da gerçekleştirileceğini belirten Ebru Şahin, "Bu küresel çağrıya ülkemiz, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi ile güçlü bir cevap vermiştir. Bu hareket, atığı kaynağında azaltmayı, ayrıştırmayı, geri kazanmayı ve yeniden değerlendirmeyi hedef alır. Bu nedenle Birleşmiş Milletler tarafından 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan edilmiş ve küresel ölçekte karşılık bulmuştur" diye konuştu. Antalya’nın üçlü gezegen krizine karşı cevabını denizleri ve kıyıları merkeze alan güçlü bir şehir hareketiyle ortaya koyduğunu dile getiren Şahin, "Bu hareketin adı Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi. Bugün burada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bundan yaklaşık yüz yıl önce Antalya için söylediği ‘Hiç şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir’ sözünü, yüz yıl sonra da aynı gururla söyleyebilmek için başlattığımız bu inisiyatifi sizlerle paylaşmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz" ifadelerini kullandı. "Denizimiz Antalya için hayati önem taşıyor" Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Büşra Dirgen Özdemir de Antalya’nın yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın en özel turizm merkezlerinden biri olduğunu söyledi. Akdeniz’in mavisi, doğası ve eşsiz coğrafyasıyla kentin milyonlarca ziyaretçiye ev sahipliği yaptığını belirten Özdemir, Antalya’ya gelen ziyaretçilerin önemli bir bölümünün deniz, kum ve güneş odaklı kıyı turizmi için kenti tercih ettiğini kaydetti. Denizin sadece turizm açısından değil; balıkçılık, ulaşım, biyolojik çeşitlilik, ekolojik denge ve sosyal yaşam açısından da Antalya için hayati önem taşıdığını vurgulayan Özdemir, "Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak bu bilinçle, 2020 yılında kurduğumuz Deniz ve Kıyı Şube Müdürlüğümüz bünyesinde denizlerimizin korunması, kıyı ekosisteminin sağlıklı şekilde devamlılığının sağlanması ve gelecek nesillere temiz bir çevre bırakılması konusunda Türkiye’de, hatta dünyada örnek olan çalışmalara imza attık" dedi. Deniz kirliliğiyle mücadele, deniz atıklarının izlenmesi, deniz kirliliğinin tespiti ve temizliği, deniz çöpleriyle mücadele, yapay resifler, yabancı istilacı türlerle mücadele, arıtma çıkış sularının tarımda kullanılması, plastiksiz şehirler ve plastiksiz sular gibi birçok projede çalışmaların sürdüğünü aktaran Özdemir, ASAT Genel Müdürlüğü bünyesindeki altyapı çalışmalarına da dikkat çekti. Özdemir, "Tamamı biyolojik ve ileri arıtmaya sahip 36 merkezi arıtma tesisimiz, 18 derin deniz deşarj hattımız, 284 terfi istasyonumuz ve 5 bin 835 kilometrelik kanalizasyon hattımızla denizlerimizin temizliğini güvence altına alıyoruz. Denizi ve doğayı korumaya yönelik, bilimi ve teknolojiyi esas alan inovatif çevre projelerimiz sayesinde ulusal ve uluslararası alanda 31 çevre ödülü aldık. 32’nci çevre ödülümüzü almak üzere davetimizi aldık. 2025 yılı çevre başkenti seçilen Antalya’yı, çevre konusunda en iyi şekilde temsil etmeye devam edeceğiz" diye konuştu. Antalya’nın COP31 gibi küresel ölçekte büyük bir iklim organizasyonuna ev sahipliği yapacak olmasının kente tarihi bir sorumluluk yüklediğini belirten Özdemir, bu sürecin Antalya’nın iklim duyarlılığı, çevre politikaları ve sürdürülebilirlik vizyonunu dünyaya göstermek için önemli bir fırsat olduğunu söyledi. "Bu coğrafya, bu şehir, bu deniz bizim ama sadece bizim değil" Antalya Valisi Hulusi Şahin ise konuşmasında doğaya bakışın kültürel köklerine dikkat çekti. Türk kültüründe ağaçta, taşta, toprakta ve suda bir ruh olduğuna inanıldığını belirten Vali Şahin, bu anlayışın son yıllarda zayıfladığını ifade etti. Vali Şahin, "Bizim kültürümüzde ağaçta, taşta, toprakta, suda bir ruh olduğuna inanılır. O yüzden bizim toplumumuzda ağaç kesenler, kestikleri her ağaç için özür dilerlerdi. Bizim kültürümüzde böyle bir anlayış vardı. Biz ‘Cemre düştü’ diyoruz ya, aslında cemre de bu anlayışın bir parçasıdır. Doğanın canlanmasına, ruhun bilgiye ve hayata dair özüne işaret eder. Ama her nasılsa son 50 yılda biz bu kültürü, bu değerleri kaybettik" dedi. Manavgat ilçesi Evrenseki sahilinde yaşanan kirlilik olayına da değinen Vali Şahin, bir besi çiftliğinin hayvansal atıkları nehre bıraktığını ve denizin olumsuz etkilendiğini belirtti. Şahin, "Birkaç gün önce Manavgat’ta bir besi çiftliği hayvansal atıklarının tamamını nehre bırakıyor, deniz perişan oldu. Hatta o bölgedeki oteller rezervasyon iptalleri yaşadı. Arkadaşlarımız çok ağır cezalarla cezalandırdılar. İlk etapta 2 buçuk milyon liranın üzerinde ceza yazdılar. Konuyu Cumhuriyet Savcılığına verdiler. Ben orasında değilim; nasıl oluyor da bu kadar pervasız oluyorsun, nasıl oluyor da bu kadar umursamaz oluyorsun? Bu coğrafya, bu şehir, bu deniz bizim ama sadece bizim de değil, çocuklarımızın. Aynı zamanda mensubu olduğumuz insanlık ailesinin. Bu kadar umursamaz, bu kadar pervasız olamayız. Her ne yapıyorsak çevremize zarar veriyor muyuz, vermiyor muyuz düşünmek zorunda değil miyiz?" ifadelerini kullandı. COP31’in de etkisiyle insiyatif için harekete geçtiklerini belirten Vali Şahin, Antalya’nın hemen her noktasında denize girilebilmesinin büyük bir değer olduğunu vurguladı. Şahin, "Biz Antalya’nın hemen her köşesinde denize girebiliyoruz. Bu müthiş bir şey, müthiş bir başarı. Bununla gurur duyalım. Ama karşı karşıya olduğumuz büyük bir tehlikenin de farkında olalım. Hızla kirleniyoruz" diye konuştu. "Asıl olan kirletmemek" Program sonrası basın mensuplarına da açıklamalarda bulunan Vali Şahin, Manavgat ilçesinin turizm merkezlerinden Evrenseki Sahili’nin kahverengiye bürünmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Olayın bir işletmenin neden olduğu kirlilikten kaynaklandığını belirten Şahin, gerekli idari ve adli işlemlerin başlatıldığını söyledi. Vali Şahin, "Biliyorsunuz, bir işletmenin yaptığı bir hata üzerinden bir şeyleri okumak doğru değil. Besi çiftliğinin yaptığı bir kirlilik oldu. Ekiplerimiz gitti, 2 buçuk milyon TL üzerinde bir cezayı ilk etapta yazdı. Daha sonra da proje bedelinin yüzde 1’i ya da 2’si kadar cezai işlem süreç içinde oldu. Adli işlem yapıldı, konu Cumhuriyet Başsavcılığı’na verildi ve diğer konularda da gerekli işlem yapılıyor. Kirletildikten sonra her ne yapılacaksa o yapılıyor. Asıl olan kirletmemek" dedi. Benzer olayların yıl içinde farklı alanlarda tekrarlandığını belirten Şahin, çevre hassasiyetinin yalnızca cezalarla değil, toplumsal farkındalıkla da güçlenmesi gerektiğini ifade etti. Vali Şahin, "Bu tek bir örnek değil. Buna benzer yıl içerisinde defalarca olay yaşanıyor. Bu seferki besi çiftliğiydi. Başka zamanda mesela bir zeytinyağı fabrikası yapıyor. Bir dahaki sefere bir işletme yapıyor ya da bir tarım çiftliği sebep oluyor. Her an yaşıyoruz bunu. Bu inisiyatifin hedefi de bir farkındalık, bir hassasiyet geliştirebilmek" diye konuştu. "Cezai işlemler en sert şekilde uygulanacak" Antalya Mavi Akdeniz İnisiyatifi’nin temel hedeflerinden birinin deniz ve çevre konusunda farkındalık oluşturmak olduğunu kaydeden Vali Şahin, kentin değerlerinden kazanç sağlayan herkesin Antalya’ya sahip çıkması gerektiğini vurguladı. Şahin, "Bu şehirden kazanan, ticaretiyle, siyasetiyle, yaşantısıyla her şeyini bu şehre borçlu olan insanların bu şehre ihanet etmemesi, bu şehre sahip çıkması lazım. Böyle bir içselleştirmeyi sağlamaya çalışıyoruz. Antalya’da deniz noktasından çıktığımız insiyatifin birinci bileşeni farkındalık ve görünürlük ama sadece bu değil. Temizlik de yapacağız, diğer konuları da yapacağız. Süreç devam ediyor. Bunlar mevzuat ile ilgili işler. Cezai işlemler en sert şekilde uygulanacak" ifadelerini kullandı.