POLİTİKA - 20 Şubat 2026 Cuma 16:45

Bakan Şimşek: "Sahte faturalara ilişkin ciddi bir yapay zeka algoritmalarını devreye aldık"

A
A
A
Bakan Şimşek: "Sahte faturalara ilişkin ciddi bir yapay zeka algoritmalarını devreye aldık"

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "İlk defa bu kadar yoğun ilgiyi görüyorum. Gerçekten bu yoğunluktaki ilgiyi en son 2013 yılında hatırlıyorum. Dolayısıyla ilgi çok yoğun" dedi.


Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Küresel ekonominin geçen yıl yüzde 3,3 büyüdüğünü ve bunun yüzde 70’inin gelişmekte olan ülkelerden kaynaklandığını bildiren Şimşek, küresel finansal şartların daha elverişli hale geldiğine işaret etti.


"İran’la ilgili belirsizlik olmasaydı, çok büyük ihtimalle petrol fiyatları 60’lı dolarları aşmazdı"


Avrupa Birliği ve Orta Doğu’daki ticaret ortaklarında sınırlı olsa da büyüme açısından bir toparlanma içerisinde olduğunu söyleyen Şimşek, "Bu bizim için iyi, olumlu bir gelişme. Diğer bir husus aslında İran’la ilgili belirsizlik olmasaydı, çok büyük ihtimalle petrol fiyatları 60’lı dolarları aşmazdı. Şimdi tabii yapısal olarak enerji fiyatları, emtia fiyatlarından bahsediyorum. Enerji emtiasından bahsediyorum. Yani petrol, doğalgaz normal şartlarda yapısal olarak aşağı yönlüdür. Düşüş trendindedir ve bu yapısaldır. Geçici değil. Yani petrol fiyatlarının reel olarak düştüğünü zaten söyleyebiliriz dünyada. Ama nominal olarak bu 70 dolara dayanması, bugün 70 dolar civarı olması, aslında büyük oranda İran riskinin fiyatlanmasından kaynaklanıyor. Yani geçici bir riskin fiyatlanması. Ama yapısal olarak aslında enerji fiyatlarının yönü aşağı yönlüdür" açıklamasında bulundu.


"İran ile ilgili belirsizlikler ortadan kalkarsa dezenflasyona olumlu yansıyacak"


Şimşek, Türkiye açısından ticaret ortaklarının sınırlı da olsa toparlanmasının önemli olduğuna dikkati çekerek, "Küresel finansal şartlarının elverişli hale gelmiş olması bizim için değerli. Ama en önemlisi, eğer bu belirsizlikler ortadan kaldıktan sonra, yani şöyle, İran ile ilgili belirsizliklerden bahsediyorum, ortadan kalktıktan sonra çok büyük ihtimalle yapısal olarak enerji fiyatları aşağı yönlü trendine dönecek. Bu da Türkiye için çok önemli. Çünkü bir taraftan hem cari açımıza olumlu yansıyacak, dezenflasyona olumlu yansıyacak, büyümeye olumlu yansıyacak" ifadelerine yer verdi.


"İlk defa bu kadar yoğun yatırımcı ilgisi görüyorum"


Yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilgisinin büyük olduğuna işaret eden Şimşek, gittiği Londra, New York ve Hong Kong’da 1,5 haftada yaklaşık 800 yatırımcıyla çok yoğun görüşmeler gerçekleştirdiklerini dile getirdi.


Şimşek, 2007’den ta 2018’e kadar da sürekli bir şekilde ülkemizin hikayesini anlatmak üzere biliyorsunuz sık sık seyahat ettiğini vurgulayarak, "İlk defa bu kadar yoğun ilgiyi görüyorum. Gerçekten bu yoğunluktaki ilgiyi en son 2013 yılında hatırlıyorum. Yani Türkiye’nin yatırım, kredi notunun yatırım yapılabilir seviyeye yükseldiği ve en iyi dönemlerimizin olduğu yıllardan bahsediyorum. Dolayısıyla ilgi çok yoğun. Peki diyeceksiniz ki niye? Birkaç sebebi var. Bir tanesi dünyada ve bizim bölgemizde gerçekten güçlü bir hikayesi olan fazla ülke yok. Yani Türkiye’nin güçlü bir hikayesi var. Bir dezenflasyon var. Büyüme çok dirençli bizde. Yani bu kadar sıkı para politikasına, sıkı maliye politikasına rağmen büyüme çok güçlü seyretti. Şimdi reel ekonomi ile ilgili şikayetler çok duyabilirsiniz ama yani bizi dünyayla karşılaştırdığınız zaman hele ticaret ortaklarımızla karşılaştığınız zaman Türkiye’nin büyümesi güçlü o anlamda. Tabii ki daha da potansiyelin yüksek. Zaten dezenflasyon programının da amacı o. Yani bu büyüme potansiyelini harekete geçirmek" diye konuştu.


"Yatırımcıların ilgisinin nedeni Türkiye’nin savunma gücü"


Yatırımcıların ilgisinin bir diğer nedeninin Türkiye’ye güvenlik penceresine bakıldığı zaman NATO’nun en güçlü üyelerinden bir tanesi olduğuna dikkati çeken Şimşek, "Yani ordu büyüklüğü anlamında NATO’nun en büyük ikinci ordusu ama güç, efektif güç anlamında da her zaman ilk beşte olduk. Dolayısıyla Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den bağımsız düşünülemeyeceği gibi aslında bu yeni dünya düzeninde de bizim gibi ülkelere çok ciddi ilgi var. Sektörel olarak da meselesi savunma sanayine yoğun bir ilgi var" değerlendirmesinde bulundu.


"EYT’nin etkilerini önemli ölçüde telafi ettik"


Türkiye’nin önemli bir süredir uyguladığı politikalarında oldukça tutarlı olduğunu söyleyen Şimşek, öngörülebilirlikte ciddi bir artış olduğunu sözlerine ekledi.


Mevcut konjonktüre göre güçlü bir büyümenin de olduğunu ifade eden Şimşek, "Türkiye’de borçluluk düşük. Hane halkının borcunun milli gelire oranı yüzde 10 civarı. Bütün özel sektörümüzün borçlarının milli gelire oranı dünyaya göre düşük. Kamunun borcu, devletin borcunun, bürüt iç ve dış borcunun milli gelire oranı yüzde 25 bile değil. Bize benzer ülkelerde bu oranı yüzde 74. Bir diğer konu, yani sorduğunuz için söylüyorum. Biz de bütçe disiplinini çok hızlı bir şekilde sağladık. Yani rüştümüzü ispat ettik. Bakın büyük bir deprem felaketin yaralarını sardık. EYT’nin etkilerini önemli ölçüde yönettik, telafi ettik. Bütün bunlara rağmen bakın bütçe açığının milli gelire oranı geçen sene yüzde 2,9’a düştü. Gelişmekte olan ülkelerde ortalama yüzde 6,3. Bakın yani borcumuz, gelişmekte olan ülkelerin borcunun üte birinden az. Bizim açığımızın da milli gelire oranı olarak gelişmekte olan ülkelerin yarısından daha az" şeklinde konuştu.


"Yatırımcılar bize dezenflasyonun görünümünü ve Terörsüz Türkiye’yi soruyorlar"


Yatırımcıların kendisine büyük ölçüde dezenflasyon görünümünü sorduklarını aktaran Şimşek, "Çünkü rutine döndük. Yani tabii bu geçici bir takım jeopolitik gelişmeleri bir kenara bırakırsak, gerçekten sorulan önemli bir kısmı rutine döndük. İlk dönemlerde ‘program devam edecek mi’ gibi konular gündeme geliyordu. Onları açtık şu anda. Onlar geride kaldı. Dolayısıyla bu yöndeki söylemlerin de spekülatif olduğuna ilişkin kanı dünyada yerleşti. Bana ilişkin spekülasyonlar, programın geleceğine ilişkin spekülasyonlar, programın siyasi olarak sahiplenilmesine ilişkin negatif söylemler artık karşılık bulmuyor. Dolayısıyla bir tutarlılık var, öngörülebilirlik var, iyi bir hikaye var. Bize dezenflasyonun görünümünü soruyorlar. En önemli konuların başında o geliyor. Terörsüz Türkiye’yi soruyorlar. Çünkü bunun etkileri, geçmişte de hatırlarsanız bu yönde bir çaba olmuştu. Dönem dönem de tabii ki jeopolitik, yani küresel bu mimariye ilişkin, Türkiye’nin konumu, Türkiye-Batı ilişkileri de dönem dönem gündeme geliyor. Ama genel anlamda daha teknik, daha makro konular ön planda" dedi.


Şimşek, Japonya’dan da ciddi bir yatırımcı ilgisi olduğunu söyleyerek, Japonya’nın önde gelen önemli iş gruplarının tamamıyla bir araya gelip Türkiye’ye doğrudan yatırımlar için cazip hale geldiğini aktaracaklarını dile getirdi.


Ekonomi programını 3 devre olarak tanımladıklarını kaydeden Şimşek, birinci evrede karşı karşıya kalınan risklerin kontrol altına alındığını, ikinci evrede ise makro dengesizlikleri azalttıklarını ifade etti.


Şimşek, faiz giderlerinin artışından ötürü eleştirildiklerini belirterek, "Tabii faiz dışı açık verirseniz faiz giderleri artar. Faiz dışı fazlaya geçen sene geçtik. Milli gelirin yüzde 0,4’ü kadar faiz dışı fazla verdik" dedi.


"Türkiye cari açık sorununu da önemli ölçüde kontrol altına aldı"


Cari açığa ilişkin de konuşan Şimşek, tarih boyunca bakıldığında Türkiye’nin ekonomideki yumuşak karnının cari açık olduğunu aktardı. Şimşek, "Mayıs 2023’e gidin 12 aylık cari açığımızın milli geliri oranı yüzde 5,5’lar civarına kadar çıkmıştı. Şimdi o oran 2024’te yüzde 0,8’e düştü. Altın hariç fazla verdik. Altın yenilebilir içilebilir bir emtia değil. Portföy tercihi için satın alınan önemli ölçüde. Portföy tercihi nedeniyle ithal ettiğimiz bir ürün. Tabii ki ithal ettiğimiz için açığımızın bir parçası ama o bir birikim. Yani altın bir birikim. Şimdi altın hariç 2024’te Türkiye cari fazla vermiş. 2025’te altın hariç Türkiye 0,3’lük bir cari açık vermiş. Yani sıfıra yakın. O da dahil yüzde 1,6 ve o da yönetilebilir. Yani geçmiş uzun vadeli ortalamaların yani neredeyse yarısından az, yüzde 1’i civarı. Dolayısıyla Türkiye aslında cari açık sorununu da önemli ölçüde kontrol altına aldı önce ve önemli ölçüde de sürdürülebilir bir patikaya oturttu. Cari fazla iddiamız için biraz erken. O yapısal dönüşüm gerektiriyor. Onu da başaracağız" bilgilerini kaydetti.


"Net rezervler, yani swap hariç, bütün yükümlülükler hariç, 80 milyar dolar civarı"


Türkiye’nin bürüt dış finansman ihtiyacının milli geliri oranının, tarihi olarak hep yüzde 20’nin üzerinde olduğunu kaydeden Şimşek, "İlk defa, uzun bir süredir, son 20 yıldan bahsediyorum, yüzde 20’nin altına, yüzde 17-18’ler civarına indi. Şimdi bunu niye söylüyorum? Bir taraftan cari açık azaldı. Bir taraftan dış borcunun milli geliri oranı düşüyor. Bir taraftan bürüt dış finansman ihtiyacının milli geliri oranı düşüyor. Bu arada da rezerv birikimine gittik ve 98 milyar dolarlık bürüt rezervi bugün 200 milyar doların epey üzerine taşıdık. Bu önemli. Bakın, geçen sene yaşadığımız bir sürü çalkantıya rağmen, şu andaki İran’ın belirsizliğe rağmen, şimdi net rezervlerde, yani swap hariç, bütün yükümlülükler hariç, 80 milyar dolar civarı" şeklinde konuştu.


"KKM önemli bir yükümlülüktü ve KKM stoku büyük oranda kalktı"


‘Kur Korumalı Mevduat’tan (KKM) başarılı bir şekilde çıktıklarını da hatırlatan Şimşek, "KKM önemli bir yükümlülüktü. Ve hele bu coğrafyada yaşıyorsanız, dış kırılganlığı arttıran bir yükümlülük. Çünkü herhangi bir şokta kurun gitmesi halinde, kamu ciddi bir yükümlülükle karşı karşıya kalıyor. KKM önemli bir yükümlülüktü. Ve hele bu coğrafyada yaşıyorsanız, dış kırılganlığı arttıran bir yükümlülük. Çünkü herhangi bir şokta kurun gitmesi halinde, kamu ciddi bir yükümlülükle karşı karşıya kalıyor. Dezenflasyonu da zorlaştırıyordu. 2023’ün ortasında, 143 milyar dolara çıkan KKM stoku büyük oranda kalktı. Şimdi 100 milyon dolar mı bilmiyorum, en son rakamı takip etmiyoruz artık, çünkü kapattık, programı kapattık. Esas konumuz enflasyon. Dezenflasyon konusunda çok kararlı bir programı uygulamaya devam ediyoruz. Orada da çok güçlü bir ilerleme var, biraz zaman alıyor" diye kaydetti.


"Dezenflasyonda bir bozulma yok geçici bir takım faktörlerle bir yavaşlama söz konusu"


Ocak ayı enflasyon verileriyle birlikte dezenflasyon sürecinin gidişatına yönelik eleştirilerin olduğunu söyleyen Şimşek, sözlerine şu şekilde devam etti:


"Enflasyonla mücadele bizim en temel önceliğimiz. Şimdi 1-2 aylık veriler üzerinden tabii ki değerlendirme yapmak herkesin takdiri. Ocak ayı, Şubat ayı çok iyi gelseydi de bu konudaki kararlı uygulamalarda bir gevşemeye gitmeyecektik. Şimdi Ocak, belki de Şubat ayı bilemiyorum, mevsimsel etkilerle diyelim ki nispeten yüksek geldi. Burada aslında dezenflasyonda bir bozulma yok. Ha bir yavaşlamadan bahsedilebilir. Fakat sebebine inmek lazım. Eğer gerçekten gıda ağırlıklı olarak, gıda kaynaklıysa, yani mevsimsellikten arındırılmış veya bir takım diyelim ki geçen sene kuraklığın veya bu sene, yani Ocak ayı diyelim ki kış şartlarının etkisiyle yüksek bir rakam geldiyse, onu doğru okumak lazım. Birinci konu bu. Yani dezenflasyonda bir bozulma yok. Enflasyonun aşağı yönüne inmesinde bir bozulma yok. Burada geçici bir takım faktörlerle tabii ki bir yavaşlama söz konusu."


Şimşek, enflasyondaki yavaşlamanın sebebine doğru bakılması ve bu göre değerlendirilme yapılmasının daha doğru olacağını belirterek, "Gıda kaynaklıysa, mevsimsellikten arındırılmış, geçen senenin kuraklığı, bu senenin kış şartları etkisiyle yüksek geldiyse bunu doğru okumak lazım. Burada geçici faktörlerle yavaşlama söz konusu. Bu telafi edilebilir mi? Evet. Mart, Nisan, Mayıs’ta geçmiş dönem ortalamalarının altına düşebiliriz. Bu senenin yağışları çok iyi. Yakın tarihin en iyi yağışının olduğu dönemin içindeyiz" dedi.


"Arz yönlü, yapısal dönüşüm kanalından dezenflasyonu çok önemsiyoruz"


Sıkı para politikasının dezenflasyon sürecindeki yerine de değinen Şimşek, konuşmasına şu şekilde devam etti:


"Genelde eleştiriler program para politikasından ibaret. Biz arz yönlü ve yapısal dönüşüm kanalından dezenflasyonu çok önemsiyoruz. Biz de para politikasının sınırlı etkiye sahip olduğunu, burada maliye politikasının önemli olduğunu kabul ettik. İlk defa bu sene imkanlar el verdiği için, yeniden değerleme oranını yüzde 25 olarak değil, yani yüzde 19’un altına belirledik. Efendim işte akaryakıt gibi, tütün ürünleri gibi, alkolü içecek bütün bu ürünlerdeki maktu vergileri son, normalde 6 aylık enflasyon kadar arttırmanız lazım, onu yapmadık o boyutta. Çok daha düşük oranda, yüzde 6-7 civarında arttırdık. Maliye politikasının çok güçlü bir şekilde devreye girdiği bir dönemdeyiz. Para politikası duruşunu koruyor. Arz yönlü politikalarımızın başında konut geliyor. Hayat pahalılığının en önemli bileşeni kiralardır. Konut sahipliği artana kadar sosyal konut miktarını artırmamız lazım. Deprem bölgesinde 455 bin konut teslim edildi, 166 bin konut bu senenin ortasında bitecek. 650 bin konut tamamlanmış olacak. Deprem bölgesinde kiralarda reel düşüşler var. Nominal olarak da oldukça mütevazi. 250 bin sosyal konut projesi vardı, başlamıştı, 500 bin daha sosyal konut projesini başlattık. 2-3 yıl içinde 750 bin sosyal konut tabi ki vatandaşımıza sunulmuş olacak. Hayat pahalılığını arz yönlü tedbirlerle de çözüyoruz."


"Ocak ayında bir yüksek faiz ödemesi oldu"


Şimşek, ocak ayında yüksek faiz ödendiğine dair iddialara ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, "Ocak ayında tabii ki bir yüksek faiz ödemesi oldu. Çünkü 2016’dan itibaren bu dönem dönem yeniden ihraç ediliyor. Ama ilki 2016’da. Enflasyon endeksli bir borç. Yani iç borç senedi ihraç ediyorsunuz. Yani satıyorsunuz. Bu tüfe endeksli kağıtların özelliği şu. Genelde kupon çok anlamlı değildir. Genelde o diyelim ki 10 yıllık bir kağıt, basitleştiriyorum. 10 yıl boyunca yani siz o enflasyon farklarını biriktiriyorsunuz, biriktiriyorsunuz, biriktiriyorsunuz. Ondan sonra da vadesi gelince ödüyorsunuz. Şimdi bakın çok basit bir rakam söyleyeyim size. Ocak ayı faiz ödemelerinin yüzde 53’ü bir tek kağıdın vadesinin dolmasından kaynaklanıyor. O da ne zaman ihraç edilmiş? 2016’da. Ama yıllarca bu faizi ödememişsiniz. O enflasyon farkı faiz olarak birikmiş, birikmiş, birikmiş. Ocak ayına denk gelmiş. Şimdi kalkıp buradan bir hikaye üretmek için ya cahil olmak lazım, ya da kötü niyetli olmak lazım" ifadelerinde bulundu.


"Gündemimizde Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, KDV artışı yok"


Vergilere yönelik artış olup olmayacağına dair olarak ise Bakan Şimşek, "Gündemimizde Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, KDV artışı yok. Vergi harcamalarını ciddi şekilde azaltıyoruz. Gündemimizde Kurumlar Vergisi, Gelir Vergisi, KDV artışı yok. Şunu da net bir şekilde söyleyebilirim. Yani gelir vergisinde, kurumlar vergisinde, KDV’de şu anda bir çalışmamız da yok. Ama dediğim gibi, ekonominin ihtiyaçlarına binaen dönem dönem ufak sektörel bazı şeyler yapabiliyoruz" söyleminde bulundu.


"Sahte faturalara ilişkin ciddi bir yapay zeka algoritmalarını devreye aldık"


Bakan Şimşek vergi kaçıranlara yönelik çalışmaların aralıksız sürdüğüne değinerek, "Sahte faturaya bizim, yani bizim değil, hiçbir ülkenin toleransı olamaz. Ona ilişkin ciddi bir yapay zeka algoritmalarını devreye aldık. Bundan sonra iki günlük bir firmanın kalkıp milyarlarca fatura falan filan anında, böyle işte bazen anlatıyorlar ya, işte bir minibüs kiralıyorlar, o minibüste fatura basıp ondan sonra kayboluyorlar. Bunu yapamayacaklar. Onu dahi yapamayacaklar. Çünkü çok güçlü bir, tekrar algoritmalarla, buna biz kâşif diyoruz, sahte belge düzenleyene, yani anında inşallah devreye girebileceğiz çok hızlı bir şekilde. Yine bizim başka programlarımız var. Bu Türkiye’deki bütün şehirlerdeki bir anlamda konut değerleme haritası gibi bir takım çalışmalarımız var. Dolayısıyla işlemleri bir şekilde karşılaştırma imkanımızı artıyor. Gözetim programlarımız var. Ama özellikle yüksek gelirli gruplara yönelik, yani kayıt dışı yüksek gelirli gruplardan bahsediyorum. Yani işte ne bileyim, kredi kartından tutun, yat, tekne, konu, yani lüksten bahsediyorum. Buralara ilişkin arkadaşlar malı bir çalışma içerisinde ve tekrar algoritmalar devreye giriyor. Dolayısıyla özetle biz kayıt dışında mücadeleye devam edeceğiz" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bolu Bolu’da bir haftada düzenlenen operasyonlarda 176 kişi gözaltına alındı Bolu’da polis ve jandarma ekiplerince son bir haftada düzenlenen asayiş, narkotik ve kaçakçılık operasyonlarında gözaltına alınan 176 kişiden 22’si tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bolu İl Emniyet Müdürlüğü ve İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, kent genelinde huzur ve güvenliğin sağlanması amacıyla 4-10 Mayıs tarihleri arasında geniş çaplı denetim ve operasyonlar yürüttü. Narkotik suçlarla mücadele kapsamında 11 farklı adrese düzenlenen operasyonlarda 10 şüpheli yakalandı. Yakalanan şüphelilerden 4’ü tutuklanarak cezaevine gönderildi. Yapılan aramalarda 36,66 gram metamfetamin, 9,89 gram bonzai, 29 gram eroin, 6,34 gram afyon sakızı, 2,57 skunk, 10 ectasy, 1 gram esrar, 1 gram kokain, 3 sentetik ecza ve 2 uyuşturucu kullanma aparatı ele geçirildi. Aranan 49 kişiden 17’si cezaevine gönderildi Asayişin sağlanmasına yönelik çalışmalarda ise meydana gelen 278 farklı olaya müdahale eden güvenlik güçleri, bu olaylara karışan 111 şüpheliyi yakaladı. Adli makamlara sevk edilen şüphelilerden 1’i tutuklandı. Öte yandan, uygulamalarda çeşitli suçlardan haklarında yakalama kararı bulunan 49 kişi de gözaltına alındı. Bu kişilerden 17’si, sevk edildikleri adli makamlarca tutuklanarak cezaevine teslim edildi. Kaçakçılık ve organize suçlara yönelik çalışmalarda 3 ayrı adrese yapılan operasyonlarda 6 kişi gözaltına alındı. Operasyonlarda bin adet kaçak sigara, 200 elektronik sigara ve 2 muhtelif kazı malzemesi ele geçirildi.
Samsun Sosyal Güvenlik Haftası: "Sigorta ile iş güvende, işçi güvende; gelecek güvende" Samsun’da Sosyal Güvenlik Haftası kutlamaları, "Sigorta ile iş güvende, işçi güvende; gelecek güvende" sloganıyla kutlanmaya başladı. "11-17 Mayıs Sosyal Güvenlik Haftası" kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Samsun İl Müdürü Ünal Kaya ve beraberindekiler, Samsun Valisi Orhan Tavlı’yı makamında ziyaret etti. Ziyaretin sonunda Vali Orhan Tavlı, "Sosyal güvenlik sistemimize emek vererek, ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışıyla aziz milletimize özveriyle hizmet eden tüm SGK çalışanlarımızın Sosyal Güvenlik Haftası’nı kutluyor, tüm çalışanlarımıza, işverenlerimize ve emeklilerimize sosyal güvenlik güvencesiyle sağlıklı ve huzurlu ömürler diliyoruz. Sosyal Güvenlik Haftası vesilesiyle kayıtlı istihdamın sadece yasal bir zorunluluk değil; ülkemizin aydınlık yarınlarına, çocuklarımızın geleceğine ve işletmelerimizin sürdürülebilirliğine yapılan en büyük yatırım olduğunu hatırlatarak herkesi bu ortak sorumluluğa sahip çıkmaya davet ediyoruz" dedi. SGK’dan Sosyal Güvenlik Haftası kapsamında yapılan yazılı açıklamada ise "Çalışanların sigortalı olarak çalıştırılmaları anayasal bir hak olmakla birlikte hem çalışanlar hem de işverenler açısından yasal bir zorunluluktur. İşverenlerin sigortasız istihdam sağlama hakkı bulunmadığı gibi, çalışanların da kendi rızalarıyla dahi olsa bu haktan feragat ederek sigortasız çalışmayı talep etmeleri hukuken mümkün değildir. Çalışanların sigortasız çalışma taleplerinin kabul edilmesi, işverenler açısından iyi niyetle yapılmış bir esneklik gibi görünse de ciddi yasal ve mali riskler barındırmaktadır. İşletmelerimizin bu tür talepler karşısında mevzuattan taviz vermemesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle emekli, dul ve yetim aylığı alanların, sosyal yardım yararlanıcılarının veya bakmakla yükümlü olunan kişi statüsündekilerin hak kaybı yaşamamak adına zaman zaman kayıt dışı çalışmaya eğilim gösterebildiği tespit edilmektedir. İşverenlerimizin bu tür talepler karşısında taviz vermeyerek yasal yükümlülüklerini yerine getirme bilinciyle hareket etmeleri; ileride karşılaşılabilecek ağır idari yaptırımların ve öngörülemeyen mali yüklerin önüne geçilmesi adına büyük önem taşımaktadır. Kayıt dışı istihdam, toplumun sosyal ve ekonomik değerleri üzerinde çok yönlü olumsuz etkilere neden olmakta; hem çalışanlar hem işverenler hem de devlet açısından ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Bu kapsamda kayıt dışı çalışan bir kişi: Geleceğin en önemli teminatı olan emeklilik hakkından mahrum kalır. Muhtemel bir iş göremezlik durumunda malullük aylığına hak kazanamaz. Vefatı hâlinde, geride bıraktığı ailesi (eş ve çocukları) ölüm aylığı güvencesinden yoksun kalır. Beklenmedik iş kayıplarında ekonomik bir kalkan olan işsizlik sigortasından faydalanamaz. Kendisi ve ailesi için sağlık hizmetlerinden doğrudan yararlanma hakkını riske atarak, Genel Sağlık Sigortası (GSS) primlerini kendi bütçesinden ödemek durumunda kalır. İş kazası ve meslek hastalıklarına karşı yasal olarak sağlanan koruyucu önlemlerden ve muhtemel kaza anında sunulan maddi/sağlık güvencelerinden uzak, büyük bir risk altında çalışmak zorunda bırakılır" ifadeleri kullanıldı. "Kayıt dışı istihdam, bireyleri yalnızca sosyal güvenlik şemsiyesinden değil, aynı zamanda iş mevzuatının sağladığı temel güvencelerden de koparmaktadır. Bu durumdaki çalışanlar; kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, hafta tatili ve analık izni gibi en temel özlük haklarından mahrum bırakılarak, kayıtlı istihdamın sağladığı adil ücret standartlarının gerisinde ve güvencesiz şartlarda çalışmaya maruz kalmaktadır" denilen açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi: "Sosyal güvenlik uygulamalarında asıl amacın cezalandırmak değil, rehberlik odaklı bir yaklaşımla işletmelerin sürdürülebilir ve güvenli bir zeminde büyümesini desteklemek olduğu vurgulanmalıdır. Bununla birlikte, kayıt dışı istihdamın, oluşturduğu anlık ve yanıltıcı kazancın aksine, işletmeleri telafisi güç mali risklere sürüklediği göz ardı edilmemelidir. Kayıt dışı çalışmanın tespit edilmesi halinde işletmeler; yüksek idari para cezaları, prim teşviklerinin iptali ve muhtemel iş kazalarında doğacak ağır yasal yükümlülükler gibi ticari faaliyetleri durma noktasına getirebilecek ciddi yaptırımlarla yüzleşmektedir. Bu çerçevede işverenlerin, söz konusu riskleri almak yerine sunulan istihdam teşviklerinden faydalanarak güvenli bir büyüme yolunu tercih etmeleri büyük önem taşımaktadır. Tüm bu risklerin ötesinde, kayıt dışı istihdamın makroekonomik ve toplumsal ölçekte oluşturduğu çok yönlü tahribatlar, haksız rekabet oluşur, piyasa dengesi bozulur, işverenler vergi avantajı sağlayan gider yazma ve indirim gibi haklardan mahrum kalır, işyerinde verimlilik ve motivasyon düşer, vergi ve prim kaybı oluşur, sosyal güvenlik sistemi zarar görür, çalışan/emekli dengesi bozulur, primsiz ödemelerin artmasıyla bütçe yükü artar, gelir dağılımı adaletsizleşir, kaynak dağılımında etkinlik azalır, ekonomik verilerin güvenilirliği zedelenir, doğru politikaların oluşturulması güçleşir. Çalışanlar, çalışmalarının işveren tarafından SGK’ya bildirilip bildirilmediğini veya hangi kazanç seviyesinden bildirildiğini kısa sürede öğrenebilirler. Bunun için e-Devlet şifresi ile sorgulama yapılabilir. ALO 170 Çalışma ve Sosyal Güvenlik İletişim Merkezi 7/24 aranabilir. İl veya ilçelerde bulunan Sosyal Güvenlik İl Müdürlükleri ya da Sosyal Güvenlik Merkezlerine şahsen başvuru yapılabilir. Çalışma hayatında şeffaflığın sağlanması, çalışan haklarının güvence altına alınması ve muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçilmesi amacıyla, ücret ödemelerinin banka kanalıyla yapılması büyük önem taşımaktadır. Mevzuat gereği, Türkiye genelinde 3 ve daha fazla işçi istihdam eden işletmelerde; işçilere yapılan ücret dâhil her türlü ödemenin, kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarının bankalar aracılığıyla gerçekleştirilmesi yasal bir zorunluluktur. Bu yükümlülüğe uyulmaması, işletmeleri her bir çalışan ve ihlalin devam ettiği her ay için ayrı ayrı uygulanan idari para cezalarıyla karşı karşıya bırakmakta; süreç, işverenler açısından katlanarak artan öngörülemez bir mali riske dönüşmektedir. Kayıtlı istihdam, sadece yasal bir zorunluluk değil; ülkemizin aydınlık yarınlarına, çocuklarımızın geleceğine ve işletmelerimizin sürdürülebilirliğine yapılan en büyük yatırımdır. Sosyal Güvenlik Haftası kapsamında tüm tarafları bu ortak sorumluluğa sahip çıkmaya davet ediyoruz."
Ankara MHP’li Yalçın’dan Bülent Arınç’a sert tepki: "FETÖ’ye kuryelik ve aracılık yaptığı günlerin karşılığını vermeye çalışıyor" MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın KHK’lılarla ilgili açıklamalarına sert tepki gösterdi. Yalçın, Arınç’ın "yanlış adrese gönderme yaptığını" belirterek, "Kendini gündemde tutmaya çalışıyor" ifadelerini kullandı. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilenlere ilişkin değerlendirmelerine tepki gösterdi. Yalçın paylaşımında, Arınç’ın "kendini unutturmamak ve gündemde kalmak için çaba gösterdiğini" savunarak, "Siyaset fosili Bülent Arınç; kendisini unutturmamak, politika müzesinin teşhir salonunda bulunmak için elinden geleni yapıyor" ifadelerini kullandı. Arınç’ın açıklamalarını eleştiren Yalçın, şu ifadeleri kullandı: "Sabık Meclis Başkanı Arınç, sabıka ekilmiş tarlalardan zehirli çiçekler devşirip hastalıklı bünyelere deva ekstreleri üreterek gündemde kalmaya çalışıyor. Aynı zamanda da FETÖ’ye kuryelik ve aracılık ettiği günlerde elde ettiği politik kazanımların karşılığını vermeye çabalıyor. Arınç, KHK’lılarla ilgili yanlış adrese gönderme yapıyor. Baltayı taşa vurmakla kalmıyor, kendi ayağına kurşun sıkıyor. Kim bilir, belki de bazı hamlelerin yerini yapıyor. Peki, kimler Bülent Arınç’ın avukatlığına soyunduğu bu KHK’lılar? Terör örgütleriyle iltisak, irtibat veya üyelik gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilen veya kapatılan kurumlarda çalışan kişiler. Fazla söze ne hacet."
Gaziantep Şehitkamil’de 19 Mayıs coşkusu gençlik festivali ile başlıyor Şehitkamil Belediyesi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı bu yıl da birbirinden renkli etkinliklerle kutlamaya hazırlanıyor. Günler öncesinden başlayan kutlama programları kapsamında düzenlenecek Gençlik Festivali ile ünlü müzik grubu Touche gençlerle buluşacak. Enerjik sahne performansı ve sevilen şarkılarıyla geniş bir hayran kitlesine sahip olan grup, festival alanında sahne alarak gençlere müzik dolu bir gece yaşatacak. Festival boyunca düzenlenecek etkinliklerde katılımcılar hem eğlenecek hem de 19 Mayıs ruhunu hep birlikte yaşayacak. 12 Mayıs 2026 Salı günü Kamil Ocak Spor Lisesi yanında bulunan alanda gerçekleştirilecek festival, saat 12.00’da başlayacak. Gün boyu sürecek programda sürpriz etkinlikler yer alacak. Konser alanında kahve, limonata, portakal suyu, su, çay, pizza, popcorn, ciğer kavurma ve nohut dürümü ikram edilecek. Özellikle gençlerin sosyal yaşamına katkı sunmayı amaçlayan etkinlikte birlik, beraberlik ve bayram coşkusu ön plana çıkacak. Başkan Yılmaz’dan davet Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz da 19 Mayıs’ın gençler için taşıdığı anlam ve öneme dikkat çekerek, tüm gençleri festivale davet etti. Yılmaz, "19 Mayıs; bağımsızlık meşalesinin yakıldığı, gençliğe duyulan güvenin tüm dünyaya ilan edildiği çok özel bir gündür. Bizler de bu anlamlı günü gençlerimizle birlikte coşkuyla kutlamak istiyoruz. Düzenleyeceğimiz Gençlik Festivali ile gençlerimize unutamayacakları bir bayram yaşatacağız. Tüm hemşehrilerimizi festivalimize bekliyoruz" diye konuştu.
İstanbul FIFA, 2026 FIFA Dünya Kupası için ’Teknik Çalışma Grubu’nu açıkladı FIFA, 2026 FIFA Dünya Kupası için ’Teknik Çalışma Grubu’nu açıkladı. Arsene Wenger’in rehberliğinde ve Pascal Zuberbühler’in liderliğinde oluşturulacak ’Teknik Çalışma Grubu’nda Otto Addo, Tobin Heath, Jürgen Klinsmann, Jayne Ludlow, Michael O’Neill, Gilberto Silva, Jon Dahl Tomasson, Paulo Wanchope, Aron Winter ve Pablo Zabaleta yer alacak. FIFA, 2026 FIFA Dünya Kupası için ’Teknik Çalışma Grubu’nu açıkladı. Bu grup, turnuvadaki tüm maçların en son teknolojiyle analizini sağlama görevini üstlenecek. FIFA Küresel Futbol Geliştirme Başkanı Arsene Wenger’in rehberliğinde oluşturulan TSG, Otto Addo (Gana), Tobin Heath (ABD), Jürgen Klinsmann (Almanya), Jayne Ludlow (Galler), Michael O’Neill (Kuzey İrlanda), Gilberto Silva (Brezilya), Jon Dahl Tomasson (Danimarka), Paulo Wanchope (Kosta Rika), Aron Winter (Hollanda) ve Pablo Zabaleta’dan (Arjantin) oluşuyor. Panel, FIFA Kıdemli Futbol Uzmanı Pascal Zuberbühler ve Futbol Performans Analizleri (FPI) Lideri Tom Gardner tarafından yönetilecek ve Miami ve Dallas’ta yerinde, Manchester’da (Birleşik Krallık) uzaktan çalışan bir futbol analistleri, veri mühendisleri, veri bilimcileri ve performans analistleri ekibi tarafından desteklenecek. Konu hakkında açıklama yapan Wenger de, "Teknik Çalışma Grubu, oyundaki eğilimleri belirlemeye, gelecek nesilleri futbolun gelişimine hazırlamaya ve oyuncuların gelecekte ihtiyaç duyacakları nitelikleri vurgulayarak sporu daha heyecanlı hale getirmeye yardımcı oluyor" dedi.