Yerel Haberler
Adana
15 Nisan 2026 Çarşamba - 16:17 ADASO’da KOSGEB KOBİ’ler için destek ve dönüşüm programı Adana Sanayi Odası (ADASO) ev sahipliğinde düzenlenen "KOBİ’ler İçin Destek ve Dönüşüm Programı"nda, işletmelerin dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve istihdamın korunmasının desteklenmesi süreçlerine yönelik stratejik adımlar paylaşıldı. Toplantıda konuşan KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, üretimde sürekliliği sağlamak adına KOSGEB tarafından KOBİ’lere sunulan finansa erişim mekanizmalarının ve destek paketlerinin detaylarını kamuoyuyla paylaştı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda, KOSGEB tarafından yürütülen Destek ve Dönüşüm Programları, Adana Sanayi Odası’nda düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıyla tanıtıldı. KOBİ’lerin üretim kapasitelerini artırmak, dijitalleşme süreçlerini hızlandırmak, istihdamın korunmasını sağlamak ve küresel rekabet gücünü geliştirmek amacıyla hayata geçirilen programda, sanayicilere yeni dönem yol haritası sunuldu. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren KOSGEB Başkanı Ahmet Serdar İbrahimcioğlu, KOSGEB’in sadece destek veren değil, sahanın nabzını tutan bir kurum olduğunu vurguladı. Geçtiğimiz yıl 7 milyar TL’lik bütçe ile kaldıraç etkisiyle 35 milyar TL’lik bir finansal hacim oluşturduklarını belirtti. "Yeşil dönüşüm artık ticari bir pasaporttur" Adana Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Kıvanç ise dünya ekonomisinin köklü bir değişimden geçtiğini belirterek; geleneksel üretim anlayışının yerini, yeşil dönüşüm ve yalın verimlilik sacayağına bıraktığını söyledi. Başkan Kıvanç, "Dijitalleşme artık bir lüks değil, işletmelerin sinir sistemidir. Yeşil dönüşüm ise Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Sınırda Karbon Düzenlemesi kapsamında artık ihracat pazarlarında var olabilmemiz için bir ’ticari pasaport’ niteliği taşımaktadır" dedi. KOBİ’lerin Türkiye ekonomisindeki kritik rolüne dikkat çeken Başkan Kıvanç, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye’deki işletmelerin yüzde 99’undan fazlasını oluşturan KOBİ’lerimiz; istihdamın yüzde 70’ini, ihracatın ise yüzde 30’unu sırtlamaktadır. KOBİ’lerimiz dönüşebilirse Türkiye dönüşebilir. KOSGEB’in sunduğu bu destekler, işletmelerimizi küresel devlerle rekabet edebilir hale getirecek stratejik bir can suyudur." Açılış konuşmalarının ardından etkinliğin ikinci bölümü, sanayicilerin sorularının yanıtlandığı basına kapalı oturumla devam etti. İkinci bölümde, destek mekanizmalarının detaylarını içeren kapsamlı bir sunum gerçekleştirildi.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 15:01 Adana’da eğitimciler Şanlıurfa’daki saldırıyı kınadı Adana’da Eğitim-Bir-Sen üyeleri, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen silahlı saldırıyı kınadı. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen silahlı saldırı, Adana İstasyon Meydanı’nda Eğitim-Bir-Sen üyeleri tarafından protesto edildi. Türkiye genelinde iş bırakma kararı alan eğitimciler, Adana’da da merkez Seyhan ilçesindeki İstasyon Meydanı’nda bir araya gelerek okullarda artan şiddet olaylarına tepki gösterdi. Grup adına açıklamayı yapan Eğitim-Bir-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, "Siverek’te eğitim yuvamızı kana bulayan vahşi saldırı; bizlere acı bir gerçeği bir kez daha tokat gibi çarpmıştır. Öğretmene, okul yöneticisine, eğitim çalışanına el kaldırmanın sıradanlaştığı, eğitim çağındaki çocukların silahlara pervasızca ulaşıp suç makinesine dönüştüğü karanlık bir dönemeçteyiz. Geldiğimiz noktada okullarımızda şiddet münferit eylemler olmaktan çıkmış, toplumsal çürümeyi gün yüzüne çıkarmıştır." Dedi. "Eğitimciye kalkan el, geleceğimize inen darbedir" Mustafa Sarıgeçili, şiddetin ağırlaşan toplumsal maliyeti karşısında çözüm üretmede yetersiz kalındığını belirterek, "Eğitim, şiddeti bitirmesi gereken en güçlü silahken; bugün şiddetin eğitimi tehdit eder boyuta ulaşması geleceğimizi tehlikeye sokmaktadır. Eğitimcilere yönelik her saldırı ruhumuzu karartmakta, irfanımızı yok etmektedir. Hele ki bu şiddetin kendi öğrencilerimizden gelmesi, yaramızı daha da derinleştirmektedir. Eğitimciye kalkan el, geleceğimize inen darbedir" şeklinde konuştu. "Siverek’te yaşadığımız bu acı olay son olmalıdır" Yaşam hakkı ve can güvenliğinin anayasal bir hak olduğuna dikkat çeken Başkan Sarıgeçili, daha sonra şunları söyledi: "Devlet; caydırıcı yasaları derhal çıkarmalı, okullarımızda güvenlik tedbirlerini tavizsiz bir şekilde hayata geçirmelidir. Kendi memurunu, kendi öğretmenini, kendi öğrencisini korumak devletin asli görevidir. Siverek’te yaşadığımız bu acı olay son olmalıdır. Eğitimciler savunmasız ve korumasız bırakılamaz. Bugün Türkiye genelinde bıraktığımız iş, aslında geleceğimize sahip çıkma eylemidir. Can güvenliğimiz sağlanana, caydırıcı adımlar atılana ve güvenli çalışma şartları oluşturulana kadar sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz." Şiddete karşı sloganların atıldığı eylem, basın açıklamasının ardından sona erdi.
Prof. Dr. Bakıner: "10 yıl içinde Türkiye diyabetin en yaygın olduğu 10 ülkeden biri olacak"
13 Kasım 2025 Perşembe - 09:29 Prof. Dr. Bakıner: "10 yıl içinde Türkiye diyabetin en yaygın olduğu 10 ülkeden biri olacak" Prof. Dr. Okan Sefa Bakıner, bugün her 7 kişiden birinin diyabet hastası olduğunu belirterek, "10 yıl içinde Türkiye diyabetin en yaygın olduğu 10 ülkeden biri olacak" dedi. 14 Mart Dünya Diyabet Günü’nde farkındalık oluşturmak için Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Okan Sefa Bakıner, açıklamalarda bulundu. Diyabetin görülme sıklığının son 10 yılda yüzde 90’ın üzerinde arttığını belirten Prof. Dr. Bakıner, "Bugün her 7 kişiden biri diyabet hastası. 10 yıl içinde Türkiye diyabetin en yaygın olduğu 10 ülkeden biri olacak. Türkiye’nin sıklığı açısından Avrupa’da ilk sırada yer alıyor. Kilo artışı, hareketsizlik, hazır gıdaya yönelim ve düşük proteinli beslenmeler, bu artışın en önemli nedenleri arasında. Eğitim eksikliği ve sağlıklı yaşam bilincinin yetersizliği de tabloyu ağırlaştırıyor" diye konuştu. Tip 1 ve Tip 2 diyabet arasındaki farklar Prof. Dr. Bakıner, Tip 1 ve Tip 2 diyabetin oluşum mekanizmalarının birbirinden tamamen farklı olduğunu kaydederek, "Tip 1 diyabette bağışıklık sistemi pankreasın insülin üreten hücrelerini yok eder. Bu nedenle tek tedavi yöntemi insülin tedavisidir. Tip 2 diyabette ise pankreas tamamen işlevini yitirmez, bu durumda kilo kontrolü ve insülin etkisini artıran ilaçlar tedavide kullanılır" dedi. Tip 1 diyabetle ilgili kök hücre ve yapay pankreas çalışmalarının umut verici olduğunu belirten Prof. Dr. Bakıner, "Laboratuvar ortamında insülin üreten hücrelerin geliştirilmesi ve bunların vücuda nakledilmesiyle önemli ilerlemeler kaydedildi. Yakın gelecekte bu yöntemlerin rutin tedaviye girmesi bekleniyor" ifadelerini kullandı. Tip 2 diyabet tedavisinde de yeni ilaç gruplarının geliştirildiğini belirten Bakıner, "Bu ilaçlar pankreas rezervini destekliyor, kilo kaybı sağlıyor ve kalp-böbrek sağlığını koruyor. Ancak maliyetleri nedeniyle erişim hala sınırlı" şeklinde konuştu. Diyabet hastalarının yarısı tanılarının farkında değil Diyabette erken tanının büyük önem taşıdığını vurgulayan Bakıner, "Tedavide gecikme, damar hasarlarının kalıcı hale gelmesine yol açar. Özellikle kalp, beyin ve bacak damarlarında oluşan hasarlar geri döndürülemez. Bu nedenle risk grubundaki bireylerin düzenli olarak diyabet taraması yaptırması gerekir" dedi. 2025 Dünya Diyabet Günü teması: İş yerinde diyabet Bu yıl Dünya Diyabet Günü’nün temasının "İş Yerinde Diyabet" olduğunu belirten Prof. Dr. Bakıner, "Diyabet, düzenli yaşam gerektiren bir hastalık. Özellikle vardiyalı çalışan diyabetli bireylerin yaşam düzeni zorlaşıyor. Bu nedenle ‘diyabet dostu iş yerleri’ oluşturmak büyük önem taşıyor" dedi. Bakıner, farkındalık çalışmalarının yalnızca hastaları değil, toplumun tüm kesimlerini kapsaması gerektiğini vurgulayarak, şunları söyledi: "Diyabetli bireylerin sağlıklı ve üretken bir yaşam sürdürebilmesi hem bireysel hem toplumsal sorumluluktur. Kişisel haklara ve hasta haklarına saygı göstermek, gelişmiş toplum olmanın en önemli göstergelerinden biridir. İnsülinin keşfi, diyabet tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bugün, diyabet farkındalığını artırmak ve diyabetli bireylerin yaşam kalitesini yükseltmek için bir fırsattır."
Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Doğan: "İşçilerin işe çıkışına 9 gün boyunca engel olununca erkenci mandalinalar dalında kaldı"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 11:48 Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Doğan: "İşçilerin işe çıkışına 9 gün boyunca engel olununca erkenci mandalinalar dalında kaldı" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, elçilerin işçilerin işe çıkışına 9 gün boyunca engel olması nedeniyle erkenci mandalinaların dalında kaldığını ve üreticilerin zarara uğradığını söyledi. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, mandalinaların dalında kalması ve bu nedenle üreticilerin zarara uğramasıyla ilgili açıklama yaptı. Doğan, Adana’da tarımsal faaliyetlerin kesintisiz ve sorunsuz bir şekilde devam etmesi için Adana Elçiler Derneği’nin kurulduğunu belirterek, "Çiftçi, işçi, tüccar, ziraat odaları, çiftçiler birliği, Turunçgil Üreticileri Birliği ve Budamacılar Derneği olarak yılbaşından sonra Valiliğimizin başkanlığında bir araya gelinerek ortak bir protokol hazırlanacaktır. Bu oluşumun dışında kalan hiçbir kişi veya grup, Ziraat Odamızın muhatabı değildir ve üreticilerimiz adına konuşma yetkisine sahip değildir. Turunçgil Kesim ve İhraç Tarihlerini Belirleme Komisyonu tarafından 27 Eylül 2025 tarihinde açıklanan erkenci mandalina kesim tarihi sonrasında elçilerin işçilerin işe çıkışına 9 gün boyunca engel olması nedeniyle erkenci mandalinalar dalında kalmış, raf ömrünü kaybetmiş ve üreticilerimiz ağır zarara uğramıştır" ifadelerini kullandı. "Bu sorumsuzluk ve ihmalkarlığın asla kabul edilemez olduğunu" söyleyen Doğan, "Üreticimizin emeği ve alın teriyle kimsenin oynamasına izin vermeyeceğiz. Yüreğir Ziraat Odası olarak çiftçimizin hakkını her platformda savunmaya, emeğini korumaya ve gereken tüm adımları kararlılıkla atmaya devam edeceğiz" dedi.
Dr. Can: "Uzun süre oturmak bel fıtığını tetikliyor"
12 Kasım 2025 Çarşamba - 10:31 Dr. Can: "Uzun süre oturmak bel fıtığını tetikliyor" Beyin Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Can, bel fıtığının en yaygın belirtisi olan bel ağrısının genellikle ani bir hareket, ağır kaldırma ya da uzun süre oturma gibi durumlarda artacağını belirterek, düzenli egzersiz ve doğru duruş alışkanlıkları geliştirerek bel fıtığına karşı önlem alınabileceğini söyledi. Acıbadem Adana Hastanesi Beyin Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Can, tıptaki adıyla "lomber disk hernisi", halk arasında "bel fıtığı" olarak anılan hastalığın "omurgadaki omur kemikleri arasındaki disklerin (yumuşak jelimsi yapıların) dışa taşarak ya da yırtılarak, sinir köklerine baskı yapması sonucu ortaya çıkan bir durum" olduğunu ifade etti. Omurlar arasında amortisör görevi gören disklerin dış kısmının lifli, iç kısmının ise jel kıvamında olduğunu belirten Dr. Can, "Zamanla ya da ani zorlanmayla diskin dış kısmı zayıflar veya yırtılır, içteki jelimsi madde dışarı taşar ve yakındaki sinir köklerine bası yapar. Bu da ağrı, uyuşma, karıncalanma, kas güçsüzlüğü gibi şikayetlere yol açar" diyerek bel fıtığı oluşumunu açıkladı. "Öne eğilince artan bel ağrısı fıtığa işaret eder" Bel fıtığının sıklıkla bel ve bacak ağrısı (siyatik) ve uyuşma ile kendini gösterdiğini dile getiren Dr. Can, hastalığın ayırt edici belirtilerini, "özellikle öne eğilince artan bel ağrısı, kalça ve bacak boyunca yayılan ağrı, bacakta uyuşma veya karıncalanma, kas gücünde azalma ve ciddi durumlarda idrar veya dışkı kaçırma (acil durum)" olarak sıraladı. Dr. Can, en yaygın belirti olan bel ağrısının genellikle ani bir hareket, ağır kaldırma ya da uzun süre oturma gibi durumlarda artacağını, ağrının keskin, yanıcı ya da donuk bir şekilde hissedilebileceğini sözlerine ekledi. Tedavinin fıtığın şiddetine ve belirtilerin süresine göre belirleneceğini söyleyen Can, ilk aşamada genellikle dinlenme, fizik tedavi, ağrı kesici ilaçlar ve anti-enflamatuar ilaçların kullanıldığını ifade etti. İstirahat ve korunma kapsamında 2-3 günden uzun olmayan kısa süreli yatak istirahati, ağır kaldırmamak, uzun süre oturmamak, dik oturma ve bel desteği kullanmak olduğunu anlatan Dr. Can, ilaç tedavisinin parasetamol, NSAİ ilaçlar gibi ağrı kesiciler, kas gevşeticiler ile doktor kontrolünde verilen sinir kökü ödemine karşı kortizonlu ilaçları kapsadığını dile getirdi. "Fizik tedavi gerekebilir" Fizik tedavi ve rehabilitasyonun bel ağrısı tedavisinde temel aşamalardan biri olduğunu belirten Dr. Can, bu sürecin hem ağrıyı hafifletmek hem de kasları güçlendirerek omurga üzerindeki yükü azaltmak için uygulandığını ve bazı durumlarda fizik tedaviyle iyileşme sağlanabildiğini vurguladı. İlaç veya egzersizle kontrol altına alınamayan durumlarda enjeksiyon yöntemlerinin devreye girdiğini vurgulayan Dr. Can, "Bu uygulamalar mutlaka bel anatomisine hakim deneyimli cerrahlar tarafından yapılmalıdır. Epidural steroid enjeksiyonu, foraminal blokaj, kluneal sinir enjeksiyonu ve faset eklem blokajı ağrının kaynağına doğrudan etki eder" dedi. "Tedaviye yanıt vermeyen ağrı durumunda ameliyat düşünülebilir" Radyofrekans yöntemlerinin de kronik ağrılarda oldukça etkili olduğunu belirten Dr. Can, faset eklem veya medial dal blokajının hastaların birçoğunda aynı gün içinde rahatlama sağladığını anlattı. Ayrıca sinir kökü baskısını ortadan kaldıran nükleoplasti işleminin hem hızlı sonuç verdiğini hem de konforlu bir yöntem olduğunu ifade eden Can, bu uygulamaların temel amacının ağrıyı azaltmak ya da tamamen ortadan kaldırmak olduğunu söyledi. Cerrahi tedavi yöntemlerine de değinen Dr. Can, "Ameliyatın gerektiği belli durumlar vardır. 6-8 haftadan uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen ağrı, bacakta belirgin kas güçsüzlüğü, MRI ile belirlenen büyük disk hernileri gibi durumlarda ameliyat tercih edilir. İdrar-dışkı kontrol kaybı ise acil ameliyat olmayı gerektirir" diye konuştu. "Uzun süreli oturmalardan kaçının" Bel fıtığını önlemek için bazı uyarılarda bulunan Can, şunları söyledi: "Özellikle bel ve karın kaslarını güçlendiren düzenli egzersiz yapmak, uzun süre oturmaktan kaçınmak, doğru duruş alışkanlıkları geliştirmek, ağır kaldırmaktan kaçınmak, dizleri büküp, beli dik tutarak uygulanan kaldırma tekniğini uygulamak ve sağlıklı bir kiloda kalmak önemlidir. Ayrıca ergonomik bir çalışma ortamı oluşturmak, örneğin ergonomik sandalye kullanmak ve çalışırken molalar vermek fayda sağlayacaktır."
Parkta bıçaklandı, intikamını ertesi gün silahla aldı
12 Kasım 2025 Çarşamba - 09:54 Parkta bıçaklandı, intikamını ertesi gün silahla aldı Adana’da market sahibinin tabancayla vurularak öldürüldüğü olayın, bir gün önce yaşanan bıçaklama kavgasının ardından intikam için gerçekleştiği ortaya çıktı. Olayın şüphelisi, "Bana saldırıp dövdüler, zoruma gittim. Bu nedenle marketine gidip vurdum" dedi. Olay, 10 Kasım günü Seyhan ilçesine bağlı Barbaros Mahallesi’ndeki bir markette meydana geldi. İddiaya göre, M.K. (20) husumetli olduğu Emrah Tutal (38)’a ait markete gitti. İkili arasında başlayan tartışma kısa sürede büyüdü. M.K., belinden çıkardığı tabancayla Tutal’a ateş açtı. Göğsünden vurulan Tutal, kanlar içinde yere yığılırken, M.K. olay yerinden kaçtı. Silah seslerini duyan mahallelinin ihbarıyla adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralı Tutal, ambulansla Karşıyaka Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorların tüm çabasına rağmen hayatını kaybetti. Olaydan sonra Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüpheliyi Yenibey Mahallesi’nde sokakta yakaladı. Gözaltına alınan M.K.’nın, bir gün önce parkta otururken Tutal ve arkadaşları tarafından darp edilip bıçaklandığı ortaya çıktı. M.K. sorgusunda, "Ben parkta oturup, içki içerken yanıma gelip, konuşmak istediklerini söylediler. Konuşmak istemeyince bana saldırıp, dövdüler. Hastanede tedavi olduktan sonra eve geldim. Yaptıkları zoruma gitti, kaldıramadım. Bu nedenle marketine gidip, vurdum" dedi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan M.K., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Parkta bıçaklandı, intikamını ertesi gün silahla aldı
12 Kasım 2025 Çarşamba - 09:48 Parkta bıçaklandı, intikamını ertesi gün silahla aldı Adana’da market sahibinin tabancayla vurularak öldürüldüğü olayın, bir gün önce yaşanan bıçaklama kavgasının ardından intikam için gerçekleştiği ortaya çıktı. Olayın şüphelisi, "Bana saldırıp dövdüler, zoruma gittim. Bu nedenle marketine gidip vurdum" dedi. Olay, 10 Kasım günü Seyhan ilçesine bağlı Barbaros Mahallesi’ndeki bir markette meydana geldi. İddiaya göre, M.K. (20) husumetli olduğu Emrah Tutal (38)’a ait markete gitti. İkili arasında başlayan tartışma kısa sürede büyüdü. M.K., belinden çıkardığı tabancayla Tutal’a ateş açtı. Göğsünden vurulan Tutal, kanlar içinde yere yığılırken, M.K. olay yerinden kaçtı. Silah seslerini duyan mahallelinin ihbarıyla adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralı Tutal, ambulansla Karşıyaka Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Doktorların tüm çabasına rağmen hayatını kaybetti. Olaydan sonra Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüpheliyi Yenibey Mahallesi’nde sokakta yakaladı. Gözaltına alınan M.K.’nin, bir gün önce parkta otururken Tutal ve arkadaşları tarafından darbedilip bıçaklandığı ortaya çıktı. M.K. sorgusunda, "Ben parkta oturup, içki içerken yanıma gelip, konuşmak istediklerini söylediler. Konuşmak istemeyince bana saldırıp, dövdüler. Hastanede tedavi olduktan sonra eve geldim. Yaptıkları zoruma gitti, kaldıramadım. Bu nedenle marketine gidip, vurdum" dedi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan M.K., çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.