EKONOMİ - 07 Ocak 2026 Çarşamba 09:40

Çöp sanılan servet: Kent madenciliği

A
A
A
Çöp sanılan servet: Kent madenciliği

Kullanım ömrünü tamamlayan hurdalığa ayrılan elektronik eşyalar, dünyada "kent madenciliği" yöntemiyle yeniden ekonomiye kazandırılıyor. Cep telefonu, bilgisayar, beyaz eşya ile hurda araçlardaki kablo ve bataryalardan elde edilen bakır, altın ve diğer değerli metaller geri dönüştürülerek sanayiye kazandırılıyor. Kent madenciliği sayesinde doğal kaynak kullanımı azalırken, elektronik atıkların çevreye verdiği zarar da en aza indiriliyor. Özellikle büyük şehirlerde artan atık miktarıyla birlikte yaygınlaşan bu çalışmalar, çevre kirliliğinin önlenmesine ve döngüsel ekonomiye katkı sağlıyor.


Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Maden Mühendisliği Bölümü Cevher Kömür Hazırlama ve Değerlendirme Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ersin Yener Yazıcı, "Kent madenciliğini yeraltından üretim yaptığımız madenciliğin bir devamı ve bir parçası olarak görmemiz lazım" dedi.


Klasik madencilikten elde edilen madenleri çeşitli işlemlerden sonra ürünlere dönüştürüldüğüne dikkat çeken Yazıcı "Arabalar, bilgisayarlarımız ve içinde yaşadığımız evler bunların hepsi bu madenlerden üretiliyor. Belli bir zaman sonra bunların ömrü dolunca atıl hale geliyor. Bu zamandan sonra da bir ikincil kaynak haline geliyor. Çünkü içinde değerli madenler, metaller barındırıyor. Biz bunları değerlendirdiğimizde yeniden ekonomiye geri kazandırdığımızda kent madenciliğini gerçekleştirmiş oluyoruz" şeklinde konuştu.



"Çekmeceye attığımız bir telefon aslında içinde hala bir devre kartı, mıknatıs ve çeşitli elektronik devreler barındırıyor"


Kent madenciliğinin yeşil dönüşümün anahtar kaynakları arasında yer aldığını belirten Yazıcı, "Özellikle yeşil ve enerji dönüşümü çerçevesinde çok büyük miktarda hammaddeye ihtiyacımız var. Kullandığımız telefonlar, bilgisayarlar ve bunların ötesinde özellikle son yıllarda artmaya başlayan elektrikli araçlar bunlarda kullanılan bataryalar hepsi için lityum, nikel, kobalt, mangan, kobalt gibi birçok hammaddeye ihtiyacımız var. Avrupa Birliği, gelişmiş ülkeler ve biz de dahil olmak üzere bu hammaddeleri kritik hammadde olarak tanımladık. Bunların hem normal klasik madencilikle hem de kent madenciliği ile ekonomiye geri kazandırılması artık hayati bir noktaya geldi. Çekmeceye attığımız bir telefon aslında içinde hala bir devre kartı, mıknatıs ve çeşitli elektronik devreler barındırıyor. Bunların içinde hala bakır, altın ve paladyum var. Bunlarda yeraltında bulunan cevherlere göre çok yüksek miktarda bulunuyorlar. Bizim teknik terminoloji ile metal tenörleri yani metal içerikleri çok daha yüksek. Biz nasıl madenlerden metalleri kazanıyor ve üretiyorsak geri dönüşüm içinde uyguladığımız prosesler aslında bunların bir benzeri. Tek farkı birine madenlerden metalleri kazanmakta uyguluyoruz. Diğerini de kentsel atıklardan kazanmaktan uyguluyoruz. Bunlar da temel olarak cevher zenginleştirme teknolojilerine dayanıyor. Mineralleri fiziksel özelliklerine göre nasıl ayırıyorsak kentsel atıklardaki metalleri de plastikleri de veya farklı bileşenleri de fiziksel özelliklerine göre ayırabiliyoruz. Bundan sonra da metalurjik (hidrometalurjik, pirometalurjik) işlemler uyguluyoruz. Dolayısıyla ben de içinde bulunduğum disiplin çerçevesinde aynı bir madenden nasıl metalleri kazanıyorsak elektronik atık ve farklı atıklardan da metalleri kazanmak için benzer teknolojileri kullanıyoruz" diye konuştu.



"Biz aslında cebimizde ya da bindiğimiz arabada bir servetle geziyoruz"


Elektronik atıkların barındırdıkları yüksek metal içeriğiyle stratejik bir kaynak olarak öne çıktığını kaydeden Yazıcı, "Elektronik atıklarda normal doğada bulunan altın cevherlerine göre bin kata kadar daha fazla altın bulunuyor. Bakır içeriği çok çok daha fazla. Bunun dışında gümüş, paladyum ve nadir toprak elementleri barındırıyor. Biz aslında cebimizde ya da bindiğimiz arabada bir servetle geziyoruz. Bunun kullanım ömrü dolduğunda aslında içindeki metal hala ekonomik değerini koruyor. Dolayısıyla hedefimiz bu ekonomik değeri yeniden ekonomiye kazandırmak olmalı. Özellikle bu kritik ve stratejik hammaddeler konusunda bütün dünya Çin’e bağımlı. Tedarik zinciri çok büyük oranda Çin’in tekelinde. Avrupa Birliği ve diğer ülkeler bu tekeli kırmak için hem kendi madencilik yatırımlarını arttırmaya çalışıyor aynı zamanda da geri dönüşüm oranını arttırmaya gayret ediyorlar. Biz de sınırlı kaynaklarımızı en verimli şekilde kullanmak, çevresel etkiyi en aza indirmek için hem madencilik yatırımlarını çevresel etkisi en az olacak şekilde arttırmalıyız. Hem de aynı zamanda bu kentsel atıklardan geri dönüşüm desteklerini, çabalarını ve Ar-Ge faaliyetlerini desteklemeliyiz" ifadelerini kullandı.




"Dünyada elektronik atık üretimi son istatistiklere göre 62 milyon ton civarında"


Toplanan elektronik atık miktarının dünya genelinde yüzde 22 seviyelerinde olduğuna dikkat çeken Yazıcı, "Bölümümüz kendi alanında hem ulusal sıralamalarda hem de uluslararası sıralamalarda ön sıralarda yer alıyor. Biz bölüm olarak sadece madenlerden üretim konularında değil atıkların da değerlendirilmesi konusunda önemli Ar-Ge çalışmaları yapıyoruz. Örneğin inşaat atıklarının yer altında macun dolguda kullanımından atıkların mermer kesmede kullanımına kadar elektronik atıklardan bakır, altın, gümüş, paladyum kazanımına kadar çalışmalarımız var. Dünyada elektronik atık üretimi son istatistiklere göre 62 milyon ton civarında. Bunun da 60 milyar dolardan daha fazla bir ekonomik değeri var. Dolayısıyla biz özellikle ithal ettiğimiz elektronik ürünler, elektrikli araçlar veya içinde yüksek teknoloji olan her tür ürün hatta artık kıyafetlerimizde bile bunlar kullanmaya başlandı giyilebilir teknoloji diyoruz artık bunların geri dönüşümü çok daha hayati bir noktaya geldi. Bu bizim aynı zamanda hammadde bağımlılığımızı da azaltacak önemli bir neden olacak. Dünyada yaşanan sıkıntılar ve fırsatlar aynı zamanda ülkemiz için geçerli. Toplanan elektronik atık miktarı dünyada hala çok sınırlı yüzde 22’lerde Türkiye’de de bu oran yine düşük ama bunun artırılmasına yönelik Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın faaliyetleri var. Sıfır atık projesi ile de bu yönde bir farkındalık sağlandı. Ama özellikle Ar-Ge çalışmalarına, geri dönüşüm alanında faaliyet gösteren firmalara daha çok destek verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu noktada yine ülkemizde maden aramasıyla ya da bunların üretimi ile ilgili faaliyette bulunan bildiğimiz Maden Tetik Arama (MTA) kurumumuzun da içinde olduğu bir projede elektronik atıklardan metallerin kazanımı yönelik bazı faaliyetler yapıldığını da biliyoruz. Bunlar çok olumlu gelişmeler" dedi.



Çöp sanılan servet: Kent madenciliği

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Burtom’dan geleceğin sağlık vizyonu Bursa’da 1994 yılında bir tanı merkezi olarak kurulan ve bugün Türkiye’nin 15 ilinde kapsamlı bir sağlık ekosistemine dönüşen Burtom Sağlık Grubu, teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla alanının öncüsü olmaya devam ediyor. Sağlık sektöründeki 32. yılını, tanı ve tedavi süreçlerini geliştiren dijital dönüşüm ve altyapı yatırımlarıyla taçlandıran Burtom Sağlık Grubu, 2026 yılından itibaren büyüme stratejisini "verimlilik esaslı genişleme" olarak belirledi. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erol Kılıç, tanı teknolojilerindeki yapay zekâ uygulamalarından onkolojideki milimetrik tedavi yöntemlerine ve yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımına kadar grubun çalışmalarını açıkladı. Hizmet ağını, teknolojinin en son uygulamalarını devreye alarak geliştirdiklerini anlatan Dr. Erol Kılıç, Burtom’un başarısının temelinde "tanı odaklılık" prensibinin bulunduğunu belirterek, "Burtom’un hikâyesi 32 yıl önce doğru tanıyı, doğru zamanda sunma vizyonuyla başladı. Bugün 850 kişilik büyük bir kadroya ulaşsak da ’tıbbi görüntüleme’ bizim hâlâ ana damarımızdır. Yatırımlarımızda sadece bina kapasitemizi artırmayı değil, klinik karar süreçlerine doğrudan katkı sağlayacak ileri teknoloji entegrasyonunu daha da geliştirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yeni nesil PET-CT yatırımının bu anlayışın bir ürünü olduğuna işaret eden Dr. Kılıç, "Bu cihazımız sadece teşhiste hata payını minimize etmekle kalmıyor; daha az radyasyon yayılımı ve daha kısa çekim süresiyle hastaya konfor sağlarken, yıllık 7 MWH enerji tasarrufuyla da doğayı koruyor. Bizim için sağlık hizmeti, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam alanını da korumayı kapsayan bir bütündür" diye konuştu. Yapay zekâ destekli radyoloji Modern tıpta görüntüleme cihazlarının erken teşhisteki kritik rolüne değinen Dr. Kılıç, merkezlerindeki yapay zekâ (YZ) kullanımının sağladığı somut faydaları üç ana başlıkta topladı : YZ algoritmaları, geleneksel yöntemlerle gözden kaçabilecek en küçük patolojileri ve lezyonları tespit ederek özellikle felç ve dejeneratif hastalıkların teşhisini kolaylaştırıyor. Radyologlarımıza adeta ‘ikinci bir göz’ desteği sunuyoruz. Yapay zekâ destekli 3 Tesla MR cihazlarımız, tarama sürelerini yüzde 70’e varan oranlarda kısaltıyor. Bu, özellikle kapalı alan korkusu olan hastalar, yaşlılar ve çocuklar için büyük bir devrim niteliğinde. Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekimlerinde radyasyon dozu yapay zekâ tarafından otomatik olarak optimize ediliyor. Daha az kontrast madde kullanımıyla, böbrek hastalarımız için de riskleri minimize eden güvenli bir tarama protokolü uyguluyoruz" dedi. Dr. Kılıç ayrıca, hastaneye gelemeyen hastalar için sundukları evde sağlık hizmetlerinin kapsamını da genişlettiklerini; taşınabilir dijital röntgen, EKG ve ultrason cihazlarıyla klinik kalitesinde hizmeti hastanın yatağına kadar götürdüklerini vurguladı. Onkolojide milimetrik hassasiyet Kanserle mücadelede en kritik aşamanın doğru evreleme ve kişiselleştirilmiş tedavi olduğunu belirten Dr. Kılıç, onkoloji birimlerindeki teknolojik kapasiteye dikkat çekti : "Nükleer tıp birimlerimizdeki PET/CT sistemleri, tedavi yanıtını izlemede bize büyük avantajlar sağlıyor. Bu süreci, 7 milyon dolarlık bir yatırımla devreye aldığımız Tomoterapi cihazıyla birleştiriyoruz. Tomoterapi, BT tabanlı görüntüleme ile yoğunluk ayarlı radyoterapiyi (IMRT) tek bir platformda buluşturuyor. Cihaz 360 derece dönerek ışınlama yaparken tümörü milimetrik olarak hedefler. Bu hassasiyet sayesinde sağlıklı dokular maksimum düzeyde korunur; yan etkiler azalır ve özellikle baş-boyun, beyin ve çocukluk çağı tümörlerinde klinik başarı oranlarımız hissedilir derecede artar." Yüzde 100 yeşil enerji ile doğa dostu sağlık Burtom’un sürdürülebilirlik vizyonunun sadece tıbbi cihazlarla sınırlı kalmadığını söyleyen Dr. Kılıç, İnegöl’de hayata geçirdikleri Güneş Enerji Santrali’nin (GES) grubun toplam elektrik ihtiyacının yüzde 100’ünü karşılandığını ifade etti. 2026 yılından itibaren büyüme stratejilerini "verimlilik esaslı genişleme" olarak tanımlayan Dr. Erol Kılıç, Burtom’u sadece bir hizmet sağlayıcı değil, uluslararası standartlarda bir sağlık ekosistemi haline getireceklerini belirtti. Gelecek 10 yıllık dönemde sağlık turizmi, geriatri (yaşlı bakımı), longevity (uzun ömür) ve bütüncül tıp alanlarına odaklanacaklarını, Bursa’nın termal kaynaklarını modern tıpla birleştirerek dünyaya açmayı planladıklarını dile getiren Dr. Kılıç, "Sayısal büyümeden ziyade, spesifik alanlarda uzmanlaşmış nitelikli sağlık profesyonellerini bünyemize katarak değer sağlamaya devam edeceğiz" dedi.
İzmir Ege Üniversitesi Özbekistan ile olan iş birliklerini güçlendiriyor Ege Üniversitesi, 2030 Yükseköğretim Yol Haritası ve uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda Türk Dünyası ile iş birliklerini güçlendirmeyi sürdürüyor. Bu kapsamda Özbekistan Hafif Sanayi Geliştirme Ajansı Başkan Yardımcısı Rukhullo Zikrillaev ve beraberindeki heyet, Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı ile bir araya geldi. Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) himayelerinde; Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’na bağlı Hafif Sanayi Geliştirme Ajansı ile Ege Üniversitesi arasında, Özbekistan’da tekstil mühendisliği ve tasarımı alanlarında eğitim-öğretim, akademik, bilimsel ve toplumsal katkıya yönelik iş birliği olanaklarının değerlendirilmesi amacıyla planlanan toplantıların ilki EÜ Senato Salonu’nda gerçekleştirildi. "Türk Dünyası ile yeni bilimsel iş birliklerine imza atıyoruz" Toplantıda konuşan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, " Ülkemizin köklü üniversitelerinden birisi olarak bilimsel birikimimizi başta Türk Dünyası olmak üzere küresel ölçekte görünür kılmak için yeni uluslararası akademik ve bilimsel iş birliklerine imza atıyoruz. Bu kapsamda Özbekistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu bünyesinde faaliyet gösteren Hafif Sanayi Geliştirme Ajansı ile tekstil mühendisliği ve tasarımı alanlarına iş birliği fırsatlarını değerlendirmek adına bir araya geldik. Özbekistan’daki hafif sanayi sektörünün kapsamlı gelişimine, üretim hacimlerinin artırılmasına, ileri teknolojilerin getirilmesine ve ihracat potansiyelinin genişletilmesine öncülük eden Ajans ile Üniversitemizin bilgi birikimini buluşturarak Özbekistan ile süregelen ortaklıklarımıza yenilerini eklemek istiyoruz. İki ülke arasındaki ortak kültürel mirasımızın kadim değerlerini temel alan yaklaşımımız doğrultusunda, uzun yıllardır başarıyla sürdürdüğümüz akademik iş birliklerinizi yeni alanlarla genişletmeyi hedefliyoruz. Özbekistan ile kurulan güçlü bağların ortak hedefler doğrultusunda daha da pekişerek devam edeceğine inanıyoruz" dedi. "Ege Üniversitesinin tekstil ve tasarım alanında güçlü birikimi var" Hafif Sanayi Geliştirme Ajansının çalışmaları hakkında bilgi veren Rukhullo Zikrillaev, "Ajansımız, hafif sanayi işletmelerinin modernizasyonunu, uluslararası standartlara uygun ürünlerin üretimini genişletmeyi, ihracatı teşvik etmeyi ve yeni pazarları keşfetmeyi, yatırım çekmeyi ve yenilikçi projeleri desteklemeyi, alanda personel yetiştirme sisteminin iyileştirilmesini amaçlayan bir kuruluştur. Ege Üniversitesinin tekstil, moda, konfeksiyon ve tasarım alanlarında güçlü akademik birikimi bulunuyor. Bu doğrultuda Ege Üniversitesi ile tekstil mühendisliği ve tasarımı alanlarında yapılabilecek ortak projeleri birlikte tartıştık. Ege Üniversitesine ve Rektörümüze değerli ev sahiplikleri için teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Toplantı sonunda Prof. Dr. Musa Alcı, günün anısına Rukhullo Zikrillaev’e hediye takdiminde bulundu.
Muğla Yeniköy Kemerköy Enerji, Çalışan Gazeteciler Günü’nde yerel basınla bir araya geldi Yeniköy Kemerköy Enerji, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü öncesinde yerel basın mensuplarıyla Yeniköy Sosyal Tesisleri’nde bir araya geldi. Buluşmada şirketin 2026 vizyonu paylaşılırken, sahada yürütülen zeytin ağaçlarının taşınmasına yönelik uygulamalar hakkında da kapsamlı bilgilendirme yapıldı. Yeniköy Kemerköy Enerji, yeni yılın ilk günlerinde yerel basın temsilcileriyle bir araya gelerek hem bölge gündemine hem de sahada yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Buluşmada şirketin 2026 yaklaşım ve planlamaları paylaşılırken, zeytin ağaçlarının taşınmasına yönelik uygulamalar hakkında da teknik bilgilendirme yapıldı. Küresel ölçekte yanıltıcı bilginin en ciddi risklerin başında geldiğini belirten ve kamuoyunu doğru bilgilendirmenin önemine dikkat çeken Yeniköy Kemerköy Enerji Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, "Yerel basın, bu coğrafyanın hafızasıdır. Bölgemizdeki tüm kritik süreçleri en yakından gözlemleyerek, tanıklık ederek, bölgenin nabzını tutuyor ve kamuoyunun doğru bilgilenmesini sağlıyorsunuz. Kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasına katkı sağlayan tüm gazetecilerin gününü içtenlikle kutluyorum" dedi. 2025 yılında yerli kaynaktan üretimle 500 milyon dolarlık ithalat engellendi Geçtiğimiz yıl Türkiye elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 2,2’sini karşılayan Yeniköy Kemerköy Enerji, 500 milyon dolarlık doğal gaz ithalatının önüne geçti. Şirketin Türkiye’nin elektrik arz güvenliğindeki rolüne de dikkat çeken Burak Işık, "Yerli linyit kaynaklarına dayalı üretimin, özellikle baz yük ihtiyacının karşılanmasında kritik bir fonksiyon üstleniyor. Santralin kesintisiz üretiminin yalnızca bölgesel değil, ulusal elektrik şebekesinin dengesi açısından da stratejik önem taşıyor. Küresel enerji jeopolitiğinde risklerin arttığı bu dönemde, Yeniköy Kemerköy Enerji olarak ülkemizin sürdürülebilir elektrik arz güvenliği için aralıksız çalışıyoruz" dedi. Işık, 2025 yılında yerli kaynaktan elektrik üretimi için önemli bir adım daha attıklarını hatırlatarak, "Kurulu gücü 42 megavat (MW) olacak güneş enerji santrali (GES) tesisimiz için ÇED olumlu kararı alındı" ifadelerini kullandı. "2026 vizyonu: Planlı, bilimsel ve sürdürülebilir yaklaşım" Burak Işık, şirketin 2026 vizyonunun; enerji üretimini devam ettirirken, sahadaki tüm uygulamaları planlı, bilimsel ve uzun vadeli bir bakış açısıyla ele almak üzerine kurulu olduğunu ifade etti. Işık, bu yaklaşımın, üretim faaliyetleri ile doğal çevrenin birlikte ele alındığı, sahadaki uygulamaların bilimsel veriler ışığında yönetildiği bir anlayışı esas aldığını belirterek, "Bugüne kadar enerji, maden ve çevrenin birbirine zıt iki kavram olmadığını anlatma sorumluluğuyla, bilimin öncülüğünde hareket ettik, bundan sonraki süreçte de aynı kararlılıkla çalışmalarımızı sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu. Zeytin ağaçlarına yönelik çalışmalara ilişkin bilgilendirme Buluşmada, son dönemde kamuoyunda yer alan "ağaçları maviye boyadılar" ve "zeytinleri katlettiler" şeklindeki paylaşımlar hakkında da teknik çerçevede bilgi verildi. Işık, bu iddialara ilişkin şu açıklamayı yaptı: "Bu tür gerçek bilgiden uzak haberler sahadaki bilimsel çalışmaları gölgede bırakmayı amaçlıyor. Bizim yaklaşımımız çok net: Tüm uygulamalarımız kayıt altındadır, bilimsel verilere dayanır ve ilgili kamu kurumlarıyla üniversitelerin denetimine açıktır. Bu kurumların yanı sıra bağımsız bir kuruluş olan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) tarafından zeytin taşıma sürecimiz ayrıca paydaşlarımız adına izlenmektedir." "Bordo bulamacı ve kaolin uygulamaları yapıyoruz" Sahadaki teknik uygulamalara değinen Işık, "Taşıma öncesinde ve taşıma sırasında, zeytin ağaçlarının zarar görmemesi için bordo bulamacı uygulaması yapılıyor. Bu uygulama, budama sonrası ağaçları mantar ve bakteri kaynaklı hastalıklara karşı korumak amacıyla tarımda uzun yıllardır kullanılan standart bir yöntem. Süreçte ayrıca besleyici bitkisel aktivatörlerle destekleme yapılıyor ve kaolin kaplaması ile ağaçların dış etkenlere karşı dayanıklılığı artırılıyor" ifadelerini kullandı. Üniversite destekli saha izleme çalışmaları Yürütülen uygulamaların üniversite iş birlikleriyle takip edildiğini belirten Burak Işık, Ankara Üniversitesi ile sürdürülen çalışmalara da dikkat çekerek, şöyle devam etti: "Daha önce aynı yöntemlerle taşınan 151 zeytin ağacının tamamının kök tuttuğu ve sürgün verdiği, üniversite ile yürütülen saha izleme çalışmalarıyla tespit edildi. Bu veriler, uyguladığımız yöntemlerin sahadaki karşılığını net biçimde gösteriyor." Yeni fidanlarla zeytin varlığı destekleniyor Işık, çalışmaların yalnızca mevcut ağaçlarla sınırlı kalmadığını vurguladı: "Taşınan her bir zeytin ağacı için yeni zeytin fidanları dikiliyor. Böylece sahadaki çalışmalarla eş zamanlı olarak bölgedeki zeytin varlığının korunması ve güçlendirilmesi hedefleniyor." Buluşma, yerel basın mensuplarının sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi. Yeniköy Kemerköy Enerji yetkilileri, sahada yürütülen çalışmalar ve planlamalarla ilgili sürecin şeffaflık ilkesi doğrultusunda ele alındığını, kamuoyunun doğru ve düzenli biçimde bilgilendirilmesini önemsediklerini ifade etti. Şirket, önümüzdeki dönemde de yerel basınla temasını sürdürerek, yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi paylaşımına açık bir iletişim anlayışıyla devam edeceğini belirtti.