Yerel Haberler
Sivas
Uzmanı açıkladı: "Kurban Bayramı’nın manevi yönü çocuklara anlatılmalı" 27 Mayıs 2026 Çarşamba - 21:20:38 Kurban Bayramı’nın paylaşma, dayanışma ve aidiyet duygularını güçlendiren önemli bir bayram olduğunu belirten Uzman Psikolog Dilruba Işın, çocuklara bayramın manevi yönünün yaşlarına uygun şekilde anlatılmasının önemine dikkat çekti. Kurban Bayramı’nın yalnızca dini bir ibadet olmadığını; paylaşma, dayanışma, aidiyet, affetme ve umut gibi duyguları da içerisinde barındırdığını ifade eden Uzman Psikolog Dilruba Işın, çocukların bayram sürecine yaşlarına uygun şekilde dahil edilmesi gerektiğini söyledi. Kurban ibadetinin İslam dininin bir gerekliliği olduğunun çocuklara doğru şekilde aktarılmasının önemli olduğunu vurgulayan Işın, ailelerin paylaşma duygusunu çocuklara küçük örneklerle öğretebileceğini ifade etti. Dilruba Işın, "Kurban Bayramı İslam dini için oldukça önemli bir bayram. Sadece bir dini ritüel değil aynı zamanda paylaşmayı, aidiyeti ve dayanışma gibi duyguları da içeriyor. Umudu, affetmeyi, affedilmeyi de besleyen bir bayram" dedi. "Çocuklara uygun bir dille anlatılmalı" Işın, kurban kesmenin İslam dininde yapılması gereken bir ritüel olduğunu çocuklara uygun bir dille anlatılması gerektiğini söyleyerek, "Küçük çocuklara bu durum şöyle de anlatılabilir. Bu durum dinin bir gerekliliği, İslam dini için bunu yapılması gerektiğini anlatmak gerekiyor. Kendi oyuncaklarından bir parçayı birisine vererek, hediye etmesini isteyerek kurban bayramındaki paylaşma, dayanışma gibi asıl mantığı da çocuklara anlatabilirler. Çocukların yaş seviyesine göre, İslam dininde bazı ritüeller yapılması gerektiğini ve Kurban Bayramı da bu yapılması gereken sorumluluklardan biridir şeklinde anlatabilirler" diye konuştu.
27 Mayıs 2026 Çarşamba - 07:10 Yöresel kıyafetleriyle tarihi camide bayram namazı kıldılar Sivas’ta 4 asırlık tarihi Kale Camii’nde Kurban Bayramı sevinci yaşandı. Üniversite eğitimi için kente gelen yabancı uyruklu öğrenciler, yöresel kıyafetleriyle tarihi camide saf tutarak bayramın manevi atmosferine renk kattı. Dönemin Sivas Valisi Mahmut Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılan tarihi Kale Camii’nde bayram namazı heyecanı yaşandı. Sabahın erken saatlerinde camilere akın eden vatandaşlar, bayram namazını eda etmek için tarihi camileri doldurdu. Sivas’ta üniversite öğrenimi gören yabancı uyruklu öğrenciler de bayram namazı için tarihi Kale Camii’ni tercih etti. Kendi ülkelerine ait yöresel kıyafetlerini giyerek camiye gelen öğrenciler, renkli görüntüler oluşturdu. Bayram namazını vatandaşlarla birlikte kılan öğrenciler, namazın ardından cemaatle bayramlaştı. Tarihi atmosferi ve manevi havasıyla dikkat çeken Kale Camii’nde oluşan yoğunluk, bayramın birlik ve beraberlik ruhunu gözler önüne serdi. "Kendimizi gurbette de mutlu hissediyoruz" Sudan’dan Sivas’a gelen Mohamed Elsıddıg, geleneksel kıyafetleri ile namaza geldiklerini söyleyerek, "Bugün Kurban Bayramı namazını Kale Camii’nde kılmaya geldik. Herkesin bayramını kutluyorum, hayırlı bayramlar diliyorum. Arap ülkelerinden ve Afrika’dan gelen bütün arkadaşlarla birlikte buraya geliyoruz. Bu ortamda huzur buluyor, kendimizi gurbette de mutlu hissediyoruz. Orayı özlesek de arkadaşlarla burada bunu hissetmiyoruz. Geleneksel Sudan kıyafetlerimle bayram namazı kılmaya geldim" dedi. "Çok heyecanlı ve mutluyum" Endonezya’dan gelen Rafli Muhammed ise bayram namazı için Kale Camii’ne geldiğini belirterek, "Ben Endonezyalıyım. Kurban Bayramı namazı için bugün Kale Camii’ne geldik. Bayram namazını burada kılacağım. Namaza, Endonezya’ya özgü geleneksel kıyafetimi giyerek geldim ve bu şekilde namaz kılacağım. Çok heyecanlı ve mutluyum. Herkese hayırlı bayramlar diliyorum" diye konuştu.
Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli
15 Mayıs 2026 Cuma - 12:08 Günlük 5 gramdan fazla tuz tüketilmemeli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade ederek, "Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" uyarısında bulundu. Sivas Numune Hastanesi’nde görevli Nefroloji Uzmanı Dr. Meryem Timuçin, 11-17 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Günlük tuz tüketiminin 5 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Timuçin, fazla tuz kullanımının zararlarına dikkat çekti. Tuzun mutfakların vazgeçilmez bir parçası olarak görülse de aslında sağlığı tehdit eden sessiz bir tehlike olduğunu söyleyen Timuçin, "Vücudumuzda sıvı dengesinin ve buna bağlı olarak kan basıncının düzenlenmesinde, asit-baz dengesinin sağlanmasında ve sinir-kas sisteminin çalışmasında tuzun önemli görevleri bulunmaktadır. Günlük tuz tüketimi 5 gramı, yani yaklaşık bir silme tatlı kaşığını geçmemelidir. Fazla tuz tüketilmesi hipertansiyona, ödeme, inmeye, kalp ve böbrek hastalıklarına neden olur" dedi. "Fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı tehlikeye girer" Fazla tuz tüketilmesinin böbrek sağlığını olumsuz etkilediğini ifade eden Uzm. Dr. Timuçin, "Böbrekler vücuttaki sıvı dengesi ve kan basıncını düzenleyen ana merkezlerdir. Gereğinden fazla tuz tüketilmesi durumunda vücut bu tuzu seyreltebilmek için fazla su tutmaya başlar sonuçta hipertansiyona, vücutta şişlik oluşmasına ve böbrek süzme ünitelerinin hasar görmesine yol açar. Özellikle altta yatan bir böbrek hastalığı varsa fazla tuz tüketilmesi böbrek hastalığının ilerlemesine ve böbrek çalışma yüzdesinin azalmasına sebep olur. Yine fazla tuz tüketilmesi durumunda kalp sağlığı ciddi şekilde tehlikeye girer, tuz damarların içine fazla sıvı çekilmesine sebep olarak kalbin bu sıvıyı atmak için daha fazla efor harcamasına sebep olur. Böylelikle kalbin sürekli yüksek basınçla mücadele etmesi sonucu kalp kasları kalınlaşır ve zaman içerisinde yorularak kalp yetmezliği oluşabilir. Tuzun fazla kullanıma bağlı oluşan yüksek basınç kalp ve beyin damarlarında hasar oluşmasını kolaylaştırarak, plak oluşumu sonrası kalp krizine ve inmeye sebep olabilir, ki tüm bu durumlar ölüm riskinde artış meydana getirebilir. Tansiyon ilacı kullanmak, dilediğiniz kadar tuz tüketeceğiniz anlamına gelmemektedir. Az tuzlu diyet ve ilaç birbirini tamamlayan bir tedavi bütünlüğüdür" diye konuştu. Ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuza dikkat Nefroloji Uzmanı Timuçin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sofrada tuz kullanmamak çok değerli bir adımdır ancak yeterli değildir. Hastalarımızın mutlaka tuz okuryazarlığını artırmalı ve onların bilinçlenmesini sağlamalıyız. Günlük tuz alımının büyük bir kısmı birçok işlenmiş ve ultra işlenmiş üründeki ‘gizli’ tuzdan kaynaklanmaktadır. Evet maalesef tuz yalnızca tuzlukta değildir. Hazır soslar ve konserveler, salça, ketçap ve salamura ürünler, ekmek ve unlu mamuller, raf ömürlerinin uzatılması için yoğun tuz kullanılan salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri, tuzlu peynir ve zeytinlerden özellikle uzak durulması fast food yiyecekler yerine daha fazla meyve sebze tüketilmesi ve yiyeceklerin tatlandırılması için baharatların gücünden faydalanılması sağlanmalıdır. Çoğu hasta yalnızca yiyeceklerdeki tuza odaklanır ama sodyum içeriği yüksek olan maden suyu, soda gibi içecekleri gözden kaçırabilir. Özellikle bu içeceklerde düşük sodyum içeriği tercih edilmeli veya tüketim miktarı sınırlandırılmalıdır." Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük kullanımı miktarının sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Timuçin, "Son zamanlarda popüler olan kaya tuzu zararsızdır söylemi bir yanılgıdır ve bilimsel bir karşılığı yoktur. Tuz sodyum ve klorürden oluşur. Sodyum klorür içeriği tüm tuzlarda yaklaşık olarak aynıdır. Kaya tuzunun esas maddesini de yüzde 97,35 oranında bizim ‘tuz’ dediğimiz ve asıl bileşeninin ‘sodyum’ olduğu madde oluşturmaktadır. Kaya tuzunun içerisinde sağlık açısından olumlu olarak bilinen bazı mineral ve elementler bulunmaktadır. Ancak bu maddelerin miktarının sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde bulunduğu ve maalesef ki bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısında ‘çok riskli’ olduğu bilinen ‘plütonyum’, ‘talyum’ ve ‘radyum’ gibi maddeler ve dahası ‘kurşun’ gibi ağır metallerin yine ‘çok az’ miktarda bulunduğu unutulmamalıdır. Katkı maddelerinden kaçınmak için rafine tuz yerine kaya tuzu tercih etmek bir seçimdir. Ancak ‘Bu tuz sağlıklı, istediğim kadar tüketebilirim’ yanılgısına düşmek hayati bir hatadır. Kaya tuzu asla bir sağlık ürünü veya sınırsız tüketilecek bir gıda değildir. Sonuçta tuz tuzdur. Hem Dünya Sağlık Örgütü hem Türk Nefroloji Derneği net olarak şunu ifade etmektedir: Tuzun kaynağı ne olursa olsun günlük toplam tüketim 5 gramı aşmamalıdır. Dil üzerindeki tat tomurcukları 2-3 haftada bir yenilenir. Tuzu azalttığınızda ilk birkaç gün yemekler lezzetsiz gelebilir ancak kısa bir süre içinde yiyeceklerin gerçek tadını çıkarmaya başlarsınız ve 3 hafta sonra daha önce normal dediğiniz yiyeceklerin aslında ne kadar tuzlu olduğunu fark edersiniz. Dünya Tuz Farkındalık Haftasında mesajımız net olarak şudur: Tuzu azalt ömrüne ömür kat" şeklinde konuştu.
Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında
15 Mayıs 2026 Cuma - 11:45 Obezite çağın en yaygın sağlık sorunları arasında Uzmanlar, obezitenin yalnızca estetik bir sorun değil birçok ciddi hastalık için risk oluşturan kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Günümüzde giderek artan obezitenin, doğru tedavi ve multidisipliner yaklaşımla kontrol altına alınabileceği belirtildi. Medicana Sivas Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Özden, hareketsiz yaşam tarzı ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezitenin çağın en yaygın sağlık sorunlarından biri haline geldiğini ifade etti. Obezitenin yalnızca estetik bir problem olmadığını belirten Özden, vücutta sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu söyledi. Obezitenin tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, yüksek kolesterol, uyku apnesi ve bazı kanser türleri başta olmak üzere birçok hastalık için önemli risk faktörü oluşturduğunu aktaran Özden, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Tedavide ilk adım: Yaşam tarzı değişikliği Obezite tedavisinde öncelikle cerrahi dışı yöntemlerin denendiğini belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Tedavi sürecinde ilk basamak; sağlıklı beslenme, diyet programı ve düzenli fiziksel aktivitedir. Ayrıca obeziteye neden olabilecek hormonal veya metabolik hastalıkların da mutlaka araştırılması gerekir. Bu yöntemlerle başarılı sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gündeme gelir" dedi. Obezite Cerrahisi Kimlere Uygulanır? Obezite cerrahisinin uygun hastalarda etkili bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Doç. Dr. Özden, "Vücut kitle indeksi (VKİ) 40 ve üzeri olan bireyler, VKİ 35 ve üzeri olup diyabet, hipertansiyon gibi ek hastalıkları bulunan kişiler, diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen kilo veremeyen hastalar cerrahi olabilecek hasta gruplarıdır. Bu hastalar cerrahi planlama öncesinde detaylı bir değerlendirmeden geçirilir ve kişiye özel tedavi planı oluşturulur. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük oranda kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Tüp mide başta olmak üzere uygulanan cerrahi yöntemler sayesinde hastalar daha konforlu bir süreç geçirir. Ameliyat sonrası ağrı genellikle minimal düzeydedir ve kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalar çoğunlukla 1-2 gün içerisinde taburcu edilebilir ve kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir" ifadelerini kullandı. Obezite cerrahisinin etkili sonuçlar sağladığını belirten Doç. Dr. Hüseyin Özden, "Cerrahi sonrası hastalar, düzenli takip ve uygun yaşam tarzı değişiklikleri ile hedef kilolarına genellikle 1 ila 1,5 yıl içerisinde ulaşabilmektedir. Ancak bu süreçte diyet ve egzersiz programına uyum büyük önem taşır. Obezite cerrahisi hastalar için yeni bir başlangıçtır. Ancak kalıcı başarı için ameliyat sonrası dönemde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması ve düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekmektedir. Bu sayede hem verilen kilolar korunur hem de obeziteye bağlı hastalıklarda ciddi iyileşmeler sağlanır" dedi.
Okul saldırıları sonrası gençlerin sosyal aktivitelere ilgisi arttı
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:46 Okul saldırıları sonrası gençlerin sosyal aktivitelere ilgisi arttı Sosyal medyanın ve bilgisayar oyunlarının olumsuz etkilerinden uzaklaşmak isteyen gençler, gitar, piyano ve keman gibi müzik aktivitelerine yöneliyor. Gençler hem kendilerini geliştiriyor hem de kötü alışkanlıklardan uzak durarak sosyal çevre edinip arkadaşlarını da bu alanlara teşvik ediyor. Çocuk ve gençlerin sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte dijital ortamların psikolojik gelişim üzerindeki etkileri daha fazla dikkat çekiyor. Özellikle şiddet içerikleri, yanlış rol modeller ve suçu özendirici paylaşımlar, çocukların bazı olumsuz davranışları normalleştirmesine neden olabiliyor. Bu olumsuzluklardan uzaklaşmak isteyen gençler ise çözümü sanat ve müzikte buluyor. Gitar, piyano ve keman gibi enstrümanlarla ilgilenen gençler, hem boş zamanlarını verimli geçiriyor hem de sosyal medyadan uzaklaşarak kendilerini geliştirme fırsatı yakalıyor. Müzikle uğraşan gençler, bu sayede yeni arkadaşlıklar edinirken sosyal çevrelerini de genişletiyor. Gençlerin sanata yönelmesi, kötü alışkanlıkların ve suça sürüklenme riskinin önüne geçilmesinde ise önemli rol oynuyor. Çocukların küçük yaşlardan itibaren sanat, spor ve kültürel faaliyetlere yönlendirilmesi, psikolojik gelişimlerine katkı sağlarken özgüven kazanmalarına da yardımcı oluyor. Sivas Sanat Konağı’nda piyano eğitimi veren Gencay Kiriş, çocukları bilgisayar ve oyunlardan uzaklaştırıp sanata teşvik ettiklerini söyleyerek, "Çocuklar, suçtan uzaklaşıp ayrıca burada gördükleri güzel ortamı arkadaşlarına da anlatıp onları teşvik ediyorlar" dedi. "Topluma örnek bireyler haline geliyorlar" Çocukların sosyal medya yerine sanat dalları ile kendilerini geliştirdiklerini söyleyen Gencay Kiriş, "Amacımız, çocuklarımızı küçük yaşlardan itibaren yetiştirerek onları müziğe ve sanata yönlendirmektir. Sadece akademik başarıya, matematiksel ya da sayısal gelişime değil aynı zamanda sanatsal zekalarının gelişmesine de önem veriyoruz. Çocuklarımızı bilgisayar ve oyunlardan bir nebze uzaklaştırıp sanata teşvik etmeyi hedefliyoruz. Öğrencilerimizin enstrümanlarına hakim olmalarını, ses eğitimi almalarını, resim gibi farklı sanat dallarında da kendilerini geliştirmelerini istiyoruz. Çocukların sosyal medyada vakit geçirmek yerine burada bizimle birlikte derslere katılmaları, sosyalleşmeleri ve kendilerini geliştirmeleri bizi mutlu ediyor. Çocuklar, suçtan uzaklaşıp ayrıca burada gördükleri güzel ortamı arkadaşlarına da anlatıp onları teşvik ediyorlar. Böylece çocuklar hep birlikte buraya geliyor, birlikte öğrenip gelişiyorlar. Biz de onları iyi bireyler, sanatla iç içe büyüyen güzel nesiller olarak yetiştirmeye topluma örnek olacak bireyler haline getirmeye çalışıyoruz" dedi. "Beynin daha aktif çalışmasına yardımcı oluyor" Gitar çaldığını ve bu tarz aktivitelerin kötü ortamlardan uzak tuttuğunu söyleyen Zehra Atımdar, "Uğraştığım işi seviyorum. Çünkü gerçekten boş vakitlerde sosyal medyada gezinmek yerine gün içinde en azından gitar çalışmak bana çok iyi geliyor. Bence müzikle uğraşmak, beynin daha aktif çalışmasına da yardımcı oluyor. Zeka gelişimi açısından da çocuklara fayda sağlayan bir şey olduğunu düşünüyorum. Böyle bir hobi edinmek çok güzel bir şey. Çünkü insanı kötü alışkanlıklardan ve suça sürüklenebilecek ortamlardan uzak tutuyor. Aynı zamanda insanların bakış açısını da değiştiriyor. Bu sayede kötü eğilimlerin önüne geçilmiş oluyor. İnsanların kötü aktivitelerle uğraşmak yerine kendilerine farklı hobiler edinmeleri çok daha faydalı. Kötü alışkanlıklara yönelmek yerine bu tür alanlara yönelmek, insanı geliştiren ve ona katkı sağlayan bir şeydir" diye konuştu. "Kafamız dağılıyor ve rahatlıyoruz" Keman çaldığını söyleyen ve ekran süresinin azaldığını ifade eden Zeynep Gülez, "Buraya gelmek aslında hem sınav stresimizi azaltıyor hem de telefondan uzaklaşmamızı sağlıyor. Böylece kafamız dağılıyor ve rahatlıyoruz. Ancak buraya geldikçe telefon ekran sürem ciddi şekilde azaldı. Bu yüzden burada vakit geçirmenin hem zihinsel hem de fiziksel olarak bize iyi geldiğini düşünüyorum" şeklinde konuştu.
"Sivas Uluslararası Film Festivali" kortej yürüyüşüyle başladı
14 Mayıs 2026 Perşembe - 20:48 "Sivas Uluslararası Film Festivali" kortej yürüyüşüyle başladı Sivas’ta bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşüyle başladı. Yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve geleneksel gösterilerin renk kattığı festival, 16 Mayıs’a kadar sinemaseverleri ağırlayacak. 12-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda sinemaseveri bir araya getirdi. Sivas Valiliği önünden başlayan kortej yürüyüşü, Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde sona erdi. Yürüyüşe yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, Hıdırellez şenliklerinin geleneksel unsurları da yer aldı. Özellikle ‘saya gezmesi’ kapsamında sergilenen deve karakteri, vatandaşların ilgisini çekti. Festival boyunca film gösterimlerinin yanı sıra panel ve çeşitli kültürel etkinliklerin gerçekleştirileceği öğrenildi. Sinema dünyasından birçok ismin katıldığı festivalin, kentin kültürel hayatına katkı sunması hedefleniyor. "Sivas’a değer katıyor" Festivale Kırgızistan’dan katılan üniversite öğrencisi Zhanybek Ömürkan, bu sene çok fazla yoğun olduğunu söyleyerek, "Bu sene 3’üncüsü düzenlenen film festivali muazzam bir biçimde gerçekleşiyor. Bu bizim Anadolu’muzun kadim şehri Sivas’ın diğer ülkeler tarafından tanınırlığını daha çok arttırıyor. Bu sene çok farklı, daha güzel çünkü daha yoğun ilgi görüyor. Türk dünyası öğrencileri ve yapımcı, yönetmenlerde burada ve bu bizi hem gururlandırıyor hem de çok güzel bir duygu yaşatıyor. Gerçekten çok çeşit tiplemeler mevcut festivalde bir birinden farklı mezhebe sahip insanlar geldi. Sinema dünyasının önemli bir iletişim aracı olduğunu görebiliriz. Hem de festival bağlamında da etkinliğin bu kadar rağbet ve talep görmesi Sivas’a değer katıyor" dedi. "Coşkuyu hep beraber yaşıyoruz" Yürüyüşe katılan Gamze Yanardağ ise festivalin çok coşkulu olduğunu ifade ederek, "Şu an da çok keyifli ve coşkulu bir festival oluyor. Yürüyüşte biz de bu coşkuyu hep birlikte yaşıyoruz. Birbirinden farklı çeşit karakterlerde festivalde ev sahipliği yapıyor. Film festivaline uygun bir şekilde afişlerimizler birlikte bizde bu yürüyüşe katıldık. Herkesi diğer yapılacak bütün etkinliklere bekliyoruz" diye konuştu.
Sivas Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşü ile başladı
14 Mayıs 2026 Perşembe - 20:38 Sivas Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşü ile başladı Sivas’ta bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşüyle başladı. Yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve geleneksel gösterilerin renk kattığı festival, 16 Mayıs’a kadar sinemaseverleri ağırlayacak. Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Sivas Uluslararası Film Festivali, kortej yürüyüşüyle başladı. 12-16 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek festival, yurt içinden ve yurt dışından çok sayıda sinemaseveri bir araya getirdi. Sivas Valiliği önünden başlayan kortej yürüyüşü, Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde sona erdi. Yürüyüşe yöresel kıyafetli çocuklar, klasik otomobiller ve vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Renkli görüntülere sahne olan etkinlikte, Hıdırellez şenliklerinin geleneksel unsurları da yer aldı. Özellikle ‘saya gezmesi’ kapsamında sergilenen deve karakteri, vatandaşların ilgisini çekti. Festival boyunca film gösterimlerinin yanı sıra panel ve çeşitli kültürel etkinliklerin gerçekleştirileceği öğrenildi. Sinema dünyasından birçok ismin katıldığı festivalin, kentin kültürel hayatına katkı sunması hedefleniyor. "Sivas’a değer katıyor" Festivale Kırgızistan’dan katılan üniversite öğrencisi Zhanybek Ömürkan, bu sene çok fazla yoğun olduğunu söyleyerek, "Bu sene 3’üncüsü düzenlenen film festivali muazzam bir biçimde gerçekleşiyor. Bu bizim Anadolu’muzun kadim şehri Sivas’ın diğer ülkeler tarafından tanınırlığını daha çok arttırıyor. Bu sene çok farklı, daha güzel çünkü daha yoğun ilgi görüyor. Türk dünyası öğrencileri ve yapımcı, yönetmenlerde burada ve bu bizi hem gururlandırıyor hem de çok güzel bir duygu yaşatıyor. Gerçekten çok çeşit tiplemeler mevcut festivalde bir birinden farklı mezhebe sahip insanlar geldi. Sinema dünyasının önemli bir iletişim aracı olduğunu görebiliriz. Hem de festival bağlamında da etkinliğin bu kadar rağbet ve talep görmesi Sivas’a değer katıyor" dedi. "Coşkuyu hep beraber yaşıyoruz" Yürüyüşe katılan Gamze Yanardağ ise festivalin çok coşkulu olduğunu ifade ederek, "Şu an da çok keyifli ve coşkulu bir festival oluyor. Yürüyüşte biz de bu coşkuyu hep birlikte yaşıyoruz. Birbirinden farklı çeşit karakterlerde festivalde ev sahipliği yapıyor. Film festivaline uygun bir şekilde afişlerimizler birlikte bizde bu yürüyüşe katıldık. Herkesi diğer yapılacak bütün etkinliklere bekliyoruz" diye konuştu. (YÇ-GF-
Uzmanı açıkladı: "İnsanların ayı yaşam alanlarına girmesi karşılaşmaları artırdı"
14 Mayıs 2026 Perşembe - 11:17 Uzmanı açıkladı: "İnsanların ayı yaşam alanlarına girmesi karşılaşmaları artırdı" Baharın gelmesiyle birlikte kış uykusundan uyanan bozayıların yerleşim alanlarına yakın bölgelerde görülme sıklığı arttığını söyleyen Prof. Dr. Yusuf Ziya Oğrak, insan hareketliliğinin artması ve doğal yaşam alanlarının daralması insan-ayı karşılaşmalarını da beraberinde getirdiğini ifade etti. Baharın gelmesiyle kış uykusundan uyanan ayılar doğada sıklıkla görülmeye başladı. Havaların ısınmasıyla birlikte bozayılar besin arayışı için daha geniş alanlarda hareket etmeye başladı. Özellikle ormanlık bölgeler ile yerleşim yerlerine yakın alanlarda ayıların görülme sıklığında artış yaşanıyor. Doğal yaşam alanlarının insanlar tarafından daha yoğun kullanılmaya başlanması, kırsal faaliyetlerin artması ve ayı popülasyonundaki yükseliş bu karşılaşmaların temel nedenleri arasında gösteriliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Ziya Oğrak, insanların ayıların yaşam alanlarını daha yoğun kullanmaya başladığını belirterek, "İnsanların doğaya bıraktığı gıda atıkları ve arıcılık faaliyetleri ayıları yerleşim alanlarına çekiyor. Ayılar bu bölgeleri öğrendiklerinde tekrar tekrar ziyaret ediyor. Özellikle arıcıların elektrikli çit gibi tedbirler alması önemli" dedi. Oğrak, vatandaşların doğaya çöp bırakmaması gerektiğini belirterek, alınacak önlemlerle insan-ayı karşılaşmalarının azaltılabileceğini söyledi. "Biz ayıların alanlarına girmeye başladık" Yusuf Ziya Oğrak, ayı popülasyonunda artış olduğunu söyleyerek, "Aslında biz ayıların alanlarına çok girmeye başladık diyebiliriz. Kullanmaya başladık. Bu yüzden karşılaşmalar da çok artmaya başladı. Bir taraftan da ayıların avlanmaları yasaklandığı için biraz koruma altına alındı. Bu nedenle popülasyonlarında da bir miktar artış olduğu söylenebilir. Bugün Türkiye’de baktığımız zaman 4-5 bin civarında bozayı olduğu tahmin ediliyor. Aslında ayı ailesi içerisinde 8 tane tür var. Türkiye’de de dünyanın birçok yerinde yaygın olan bozayıları görüyoruz. İnsanların daha çok bildiği kutup ayıları, pandalar vesaire gibi toplam sekiz tür bulunuyor. Bizde ise bozayılar var. Bunlar farklı irilikte hayvanlar ve Türkiye’nin en büyük etoburları arasında yer alıyor. Bu yüzden insanlarla karşılaştıkları durumlarda çeşitli çatışmalar ortaya çıkabiliyor. Sayılarında bir miktar artış olsa da, Türkiye’de insan nüfusu da çok arttı. Son kırk yılda yaklaşık iki katına çıkarak 40 milyonlardan 85 milyonlara ulaştı. Bunun yanında araç sayıları ve insanların hareketliliği de arttı. Örneğin arıcılık faaliyetleri oldukça yaygınlaştı. Son 20 yılda bal üretimi iki katına çıkmış durumda. Arı kovanı sayısı 9 milyonlara ulaşmış ve arıcılık faaliyetleri ciddi şekilde artmış" dedi. "Beslenme ihtiyacı duyuyorlar" Ayıların, insanların bırakmış olduğun çöplerin yerini öğrenip daha sık bu bölgelere geldiğini belirten, Oğrak, "Bu durum ayılar açısından da önemli bir konu haline geldi. Çünkü ayılar, özellikle sonbaharda ve ilkbaharda yani mayıs dönemlerinde kış uykusundan uyandıklarında uzun süre aç kaldıkları için ciddi kilo kaybı yaşıyorlar. Özellikle anne ayılar için bu dönem daha zor geçiyor. Çünkü doğum genellikle kış uykusu sırasında gerçekleşiyor. Bu nedenle kaybettikleri ağırlığı telafi etmek için yoğun bir beslenme ihtiyacı duyuyorlar. Çok iyi koku alan burunları sayesinde insanların yaşadığı alanlara girebiliyorlar. İnsanların ektiği bahçeler ve bostanlar ayıları cezbediyor. Özellikle arıcıların alanlarına girebiliyorlar. Arıcılar doğal olarak kovanlarını tabiatın farklı bölgelerine yerleştiriyor. Bu nedenle insanların çevreye çöp atmasının ve gıda atıkları bırakmasının engellenmesi gerekiyor. Çünkü ayılar bu tür yerleri öğreniyor ve sürekli ziyaret etmeye başlıyor. Böylece insanlarla karşılaşmalar kaçınılmaz hale geliyor. Arıcılar ya da bahçe ve bostan işi yapan kişiler için ise elektrikli çit uygulamaları önemli bir tedbir olabilir. Bu yöntem sayesinde ayılarla karşılaşma riskini azaltarak kendilerini koruyabilirler" diye konuştu.