KÜLTÜR SANAT - 01 Nisan 2025 Salı 12:25

Damak çatlatan geleneksel Gırniş yemeğini tadan bir daha unutamıyor

A
A
A
Damak çatlatan geleneksel Gırniş yemeğini tadan bir daha unutamıyor

Çerkes mutfağının en sevilen yemeklerinden biri olan Gırniş, lezzetiyle damak çatlatıyor. Özellikle misafir ağırlarken tercih edilen eşsiz lezzet, hazırlanış aşamalarındaki zahmeti ile de göze çarpıyor.


Çerkes mutfağının vazgeçilmez bir parçası olarak bilinen gırniş yemeği, günümüzde de özel günlerde yapılıyor. Yapımı zahmetli olsa da lezzetiyle kendine hayran bırakan bu geleneksel tat, özellikle misafir sofralarının vazgeçilmezi olmaya devam ediyor. Tavuk eti, hamur ve sarımsaklı tavuk suyunun eşsiz birleşimi ile hazırlanan yarım asırlık lezzet, binbir zahmet ile hazırlanıyor. Gırnişin besleyici bir yemek olduğunu ifade eden ev hanımı Meliha Akben, Gırniş yemeğinin sadece bir yemek değil, aynı zamanda köklü bir geleneğin yansıması olduğunu söylüyor.


"50 yıldır yapılan köklü lezzet mirası"


Gırniş yemeğini çocukluğundan beri bildiğini ifade eden Ev hanımı Meliha Akben, "Anne tarafım Gırniş yemeğini sıklıkla yapar. Annem anneannemden, bende annemden öğrendim. Benim bildiğim kadarıyla, ailemizde yaklaşık 50 yıldır Gırniş yemeği yapılır. Kendi çocuklarıma ve gelen misafirlere yapar ikram ederim, hepsi de çok beğenir ve memnun kalırlar. Gırniş yemeğinin hamurunun malzemeleri un, tuz, su ve yumurtadır. Katı bir hamur yoğrulur, bir parmak kalınlığında açılır, şeritler halinde kesilir ve parmak uçları ile şekil verilir. Daha sonra tavuk eti haşlanır ve haşlandıktan sonra bir kaba alınarak tiftiklenir. Sonrasında tavuk suyu ayrılı, bir tencereye konur ve 1 baş sarımsak içine ezilerek atılarak kaynatılır. Bu hamurlar genelde tavuk suyu ile haşlanarak pişirilir. Gırniş yemeği tercihe göre, et ve et suyu ile de yapılan geleneksel bir lezzettir. Hamurlar piştiği zaman servis edilecek kaba alınır ve üzerine tiftiklenmiş tavuklar ilave edilir. Son olarak ise kalan tavuk suyu bir kâseye alınır ve tepsinin ortasına yerleştirilir. Çatalla alınan hamur ve tavuk, tavuk suyuna batırılarak yenir" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Kira artış oranı düştü, Antalya’da fiyatlar değişmedi Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı mart ayı enflasyon verilerine göre, Nisan ayında kira sözleşmesini yenileyecek kiracılar için uygulanacak artış oranı yüzde 51,26 oldu. Bu oranın, geçtiğimiz aya göre yaklaşık 2 puanlık bir düşüş anlamına geldiğini ifade eden Antalya Emlakçılar Odası Başkanı İsmail Çağlar, "Kira oranı artışının düşmesinin çok bir etkisi olmaz, Antalya’da bir fiyat artışı ya da düşüşü diye bir şey söz konusu değil" dedi. Nisan ayı kira artış oranı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı mart ayı enflasyon verileriyle birlikte belli oldu. 12 aylık ortalama Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) yüzde 51,26 olarak açıklandı. Buna göre, nisan ayında kira kontratını yenileyecek olan kiracılar için azami zam oranı yüzde 51,26 olacak. "Konut sayısı yetersiz" Antalya Emlakçılar İş Takipçileri ve Oto Galericiler Esnaf Odası Başkanı İsmail Çağlar, kira artış oranının düşmesinin kentteki kiralara yansımayacağını söyledi. Çağlar, "Yüzde 2’lik düşüş çok büyük bir fark sağlamaz. Zaten sözleşmeler yılda bir yenileniyor ve kira artışı o dönemde geçerli TÜFE oranına göre yapılıyor" dedi. Antalya’da kiralık konut bulmanın hâlâ zor olduğunu belirten Çağlar, özellikle yaz sezonu öncesi talebin daha da arttığını dile getirdi. Çağlar, "Yaz sezonu yaklaşıyor. Kente hem yaz tatiline gelenler hem de sağlık hizmeti almak için gelen vatandaşlar var. Ancak kiralık konut sayısı yetersiz. Bu da fiyatların düşmesini zorlaştırıyor" ifadelerini kullandı. "Yeni kiralar, piyasa şartlarına göre belirlenir" Başkan Çağlar, Antalya’da en düşük kira bedelinin 12-13 bin TL’den başladığını, sahil bandı gibi bazı bölgelerde bu rakamın daha da yükseldiğini belirtti. Çağlar, "Bugün biri ev kiralayacaksa, çevredeki kira ortalamasına bakar. Artış oranı sadece mevcut kiracılar için önemlidir. Yeni kiralar, piyasa şartlarına göre belirlenir" diye konuştu. Öte yandan, Temmuz 2024 itibarıyla yürürlükten kalkan yüzde 25’lik zam sınırı sonrasında, kiracılar için artış oranı yeniden TÜFE ortalamasına göre hesaplanmaya başlandı.
Burdur Burdur’da 4 gündür kayıp olan yaşlı adamdan acı haber Burdur’da 4 gündür kayıp olarak aranan 63 yaşındaki Hilmi Güleşir’in cansız bedeni, dalgıç polislerce gölde bulundu. Acı haberi alan Hilmi Güleşir’in ailesi göl kenarına gelirken, eşi sinir krizi geçirdi. Oğluna sarılan Hilmi Güleşir’in eşi Selman Güleşir "Ben onu çok seviyordum" diye gözyaşı dökerken kızı Çiğdem Koç, cenaze aracının arkasından koştu. Edinilen bilgilere göre, Burdur’da 30 Mart akşamı saat 22.00 sıralarında evinden ayrılan Hilmi Güleşir’den bir daha haber alınamadı. Yapılan araştırmalarda, Güleşir’in en son saat 23.00 sıralarında Burdur Gölü halk plajı kenarındaki bir işletmeden alışveriş yaptığı tespit edildi. Bunun üzerine ekipler arama çalışmalarını bu bölgede yoğunlaştırdı. Ertesi sabah göl iskelesinin altında bir ceket bulunması üzerine bölgeye polis, sağlık ve AFAD ekipleri sevk edildi. Olay yeri inceleme ekipleri cekette incelemelerde bulunurken, polis ekipleri göl çevresinde, AFAD ekipleri ise termal dron kameralar ile göl yüzeyinde tarama çalışmaları gerçekleştirdi. Dalgıç polisler gölde arama yaptı Hilmi Güleşir’in göle girme ihtimalini değerlendiren ekipler, ilk gün Antalya’dan dalgıç polisleri bölgeye yönlendirdi. Yapılan aramalarda herhangi bir bulguya rastlanmaması üzerine, Konya ve İzmir’den de dalgıç polisler sevk edildi. Çalışmalara, 14 dalgıç polisten oluşan 3 ekip ve Asayiş Şube Müdürlüğü personeli ile AFAD ekipleri katıldı. İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı dalgıç polisler, sonar cihazı destekli tarama faaliyetlerini botla sürdürerek şüpheli bölgeleri belirledi. Cansız bedeni su yüzeyinde bulundu Arama çalışmalarının dördüncü gününde, dron destekli taramalarda, Hilmi Güleşir’in ceketinin bulunduğu halk plajına yaklaşık 3 kilometre uzaklıkta, Burdur Devlet Hastanesi yakınlarında 25 metre açıklıkta görüntü alındı. Bunun üzerine harekete geçen dalgıç polisler, botla bölgeye ulaştığında Güleşir’i su yüzeyinde hareketsiz halde buldu. Bota alınan Güleşir’in yapılan kontrollerde hayatını kaybettiği belirlendi. Cenazesi, savcı ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışmasının ardından otopsi için Burdur Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Aileden yürek yakan feryat Acı haberi alan Hilmi Güleşir’in ailesi göl kenarına gelirken, eşi sinir krizi geçirdi. Oğluna sarılan Hilmi Güleşir’in eşi Selman Güleşir "Ben onu çok seviyordum" diye gözyaşı dökerken kızı Çiğdem Koç, cenaze aracının arkasından koştu. Aile üyelerinin feryatları yürekleri dağladı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
İzmir Otizm farkındalığına renkli dokunuş Medicana International İzmir Hastanesi, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği etkinlikle otizm konusunda farkındalık oluşturdu. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği’nde gerçekleştirilen etkinlikte, çocuklar ve aileleri tuval üzerine el baskısı yaparak rengârenk bir sanat eseri oluşturdu. Etkinlik boyunca çocuklar keyifli vakit geçirirken, katılımcılara otizm hakkında bilgilendirme yapıldı. 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü nedeniyle Medicana International İzmir Hastanesi’nde çocuk hastalar ve aileleriyle farkındalık etkinliği yapıldı. Otizm Spektrum Bozukluğu’nun bireyin sosyal iletişim becerilerini ve davranışlarını etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olduğu vurgulanan etkinlikte, otizmin her bireyde farklı düzeylerde ve biçimlerde ortaya çıkabileceği belirtildi. Ayrıca erken tanı ve uygun yaklaşımlar sayesinde otizmli bireylerin eğitim ve sosyal hayata katılımının desteklenebileceği kaydedildi. Erken tanı ve farkındalığın önemi Otizm tanısının genellikle 2-3 yaş civarında konulabildiğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Ancak belirtiler daha erken yaşlarda da fark edilebilir. Ailelerin, çocuklarında gözlemlediği sosyal iletişim sorunları, göz teması kurmama, ismine tepki vermeme, tekrarlayıcı hareketler veya sınırlı ilgi alanları gibi belirtiler üzerine uzmanlara başvurması oldukça önemlidir. Tanı sürecinde çocuk nörologları, çocuk psikiyatristleri ve gelişimsel pediatristler kapsamlı değerlendirmeler yapar. Standart testler, gözlem ve aileden alınan bilgiler doğrultusunda tanı netleştirilir. Uzmanlar, tanı konulduktan sonra bireysel gelişim planları oluşturur ve gerekli terapötik müdahalelere yönlendirir" dedi. "Terapiler sosyal becerileri geliştirmektedir" Otizm belirtilerinin genellikle 18-24 ay arasında ortaya çıktığını kaydeden Uzm. Dr. Özge Yendur, "Bu süreçte çocukların sosyal ve dil becerilerindeki gerilikler dikkat çekebilir. Ancak bazı durumlarda belirtiler daha geç yaşlarda belirginleşebilir ve tanı gecikebilir. Erken tanı, müdahale sürecinin başarısını artırmak açısından kritik öneme sahiptir" diye konuştu. Otizmli çocukların sosyal yaşama ve okula uyum sağlamaları için erken müdahale programlarının büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Bireysel eğitim planları, özel eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri ile desteklenmelidir. Aile eğitimi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Sosyal becerileri geliştirmek amacıyla oyun terapisi, konuşma terapisi ve davranışsal terapiler uygulanabilir. Okul ortamında ise özel eğitim desteği, sosyal etkileşimi teşvik eden programlar ve öğretmen farkındalığı önemlidir. Otizmli çocukların sosyal hayatta daha bağımsız olabilmesi için toplumun da bilinçlenmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Otizm, yaşam boyu süren bir farklılık olarak kabul edilmelidir" Türkiye’de otizm spektrum bozukluğu teşhis sayılarının giderek artmakta olduğunu belirten Uzm. Dr. Özge Yendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu nedenle toplumda otizm farkındalığının ve erken tanı imkanlarının artırılması büyük önem taşımaktadır. Otizm, ne kadar erken teşhis edilip, müdahale ne kadar erken yapılırsa; belirtilerin yönetilmesi ve bireyin sosyal hayata katılımının artırılması o kadar mümkün olur. Eğitimsel yaklaşımlar ve terapi programları, çocukların iletişim becerilerini güçlendirmeye ve davranışsal zorlukları azaltmaya yönelik olarak planlanmaktadır. Otizm, yaşam boyu süren bir farklılık olarak kabul edilmelidir. Bu nedenle otizmli bireylerin toplumsal yaşama katılımını destekleyen projeler geliştirmek, eğitim ve sağlık hizmetlerini güçlendirmek toplumsal bir sorumluluktur. Otizmle ilgili farkındalık oluşturmak ve otizmli bireylerin hayatını kolaylaştırmak adına yapılan çalışmaların artması, hem bireyler hem de aileleri için umut vericidir."