SPOR - 03 Mart 2026 Salı 14:57

3 yıldır zarar eden Samsunspor’da Avrupa tehlikesi

A
A
A
3 yıldır zarar eden Samsunspor’da Avrupa tehlikesi

Samsunspor Mali İşler Direktörü Koray Yalçın, kulübün birkaç yıldır zarar ettiğini, bu sezonu da 17 milyon Euro zararla kapatacaklarını ve Avrupa kupalarına katılımda sıkıntı yaşamamak için denk bütçe hedefi doğrultusunda çalıştıklarını söyledi.

Samsun Nuri Asan Tesisleri’nde basın toplantısı düzenleyen Samsunspor Mali İşler Direktörü Koray Yalçın, kulübün denk bütçe hedefi, mali yapılanması ve kamuoyunda merak edilen konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Samsunspor’un mali disiplin açısından bir sorun yaşamadığını belirten Yalçın, "Bu sene Konferans Ligi’nde yer alıyoruz. Dolayısıyla UEFA’nın gözlem sürecinden geçiyoruz. Mali sürecinizle ilgili sıkıntı oluşturan bir husus olsa UEFA tarafından çeşitli yaptırımlara maruz kalıyorsunuz. Bizim bu anlamda bir ödeme sorunumuz yok ama geleceği inşa etmek için, finansal olarak sürdürülebilir bir kulüp inşa etmek adına çeşitli hedeflerimiz var" dedi.

"Samsunspor zarar ediyor, zarar eden kulüplere çeşitli yaptırımlar uygulanabilir"

Kulübün birkaç yıldır zarar ettiğini ifade eden Koray Yalçın, "UEFA’nın ve TFF’nin harcama limitleri mevzuatı gereğince gönlünüzce para harcayamadığınız bir ekosistemden bahsediyoruz. Futbol artık çok grift bir iş alanı. Dolayısıyla finansal olarak yapmış olduğunuz bütün hataların bedelini sportif olarak çekiyorsunuz. Gerek UEFA müsabakalarından men, gerek kadro kısıtlaması, transfer yasağı veya para cezası gibi birçok yaptırımla karşılaşıyorsunuz. Kulübün mali durumu itibarıyla bir ödeme zorluğu yaşanmıyor. Bu anlamda kulübün bir mali sıkıntısı yok. Ancak kulübün şöyle bir sıkıntısı var; geleceği beraberce inşa edebilmek adına ve kamuoyunu aydınlatmak açısından söylüyorum, kulüp zarar ediyor. Kulübün zarar etmesi şu açıdan sakıncalı bir durum. UEFA’nın regülasyonları gereği 3 yıl üst üste edebileceğiniz zarar toplamı 5 milyon Euro. Bunu çeşitli istisnalarla maksimum 30 milyon Euro’ya kadar çıkarabiliyor UEFA. Bu sınırı aştığınız zaman kırmızı alarm veriliyor ve çeşitli yaptırımlarla karşılaşıyorsunuz. Türk kulüpleri daha evvel bu yaptırımlarla karşılaştı. Galatasaray’ın Avrupa’dan men edildiği bir sezon bile var. Bunların tamamı aslında finansal hususlarla alakalıydı. Finansal kriterlere uymamakla ilgiliydi. Eskiden bunun adına Finansal Fair Play denirdi. Şimdi ismi değişti ama benzer bir mevzuat var. Dolayısıyla Avrupa kupalarına katılım sağlayacak, geleceğin Samsunspor’unu inşa edebilmek ve bu sene yaşadığımız başarıyı sürekli kılabilmek için mali durumumuzu da düzeltmemiz gerekiyor. Yani sadece ödeme güçlüğü yaşamamak sizin için yeterli değil. Zararınızı da yavaş yavaş kara ya da başa baş noktasına, yani sıfır noktasına çekmeniz gerekiyor ki UEFA’da sürdürülebilir bir şekilde yer alabilelim, UEFA müsabakalarına katılabilelim" diye konuştu.

"Bu sezonu da 16-17 milyon zararla kapatacağız"

Geçen senelerde olduğu gibi bu sezonu da büyük bir zararla kapatacaklarını dile getiren Yalçın, "UEFA’nın mali kriterlerine uymak zorundasınız. Aksi takdirde Avrupa hakkı kazanmanıza rağmen UEFA tarafından men edilme tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Galatasaray bunu yaşadı. Fenerbahçe keza yine kadro kısıtlamasıyla karşılaştı. Türk kulüplerinin tamamı bu sorunlarla karşılaştı. Bu sene aşağı yukarı projekte ettiğimiz 16-17 milyon Euro gibi bir zararla kapatacağız gibi duruyor bu yılı. Önceki yıllarda da keza benzer zararlarla karşılaşmıştık. Süper Lig’e çıktığımız sezonda yine ciddi bir zarar vardı ama o sezonu baz almamak lazım. Çünkü o kapsam dışında kalıyor. Süper Lig’e çıktıktan sonra zararımızı kademeli olarak her ne kadar her sene bir miktar düşürsek de hala zarar ettiğimizi söylemekte fayda var" şeklinde konuştu. Kırmızı-beyazlı yönetici, Samsunspor’un sezon başından bu yana 40 bin civarında forma sattığını dile getirirken, geçen yıl ortalama 13-14 bin kişinin maçlara geldiğini, bu sene ise bu rakamın 10 bin civarında kaldığını, kulübün mali disiplininin sağlanması ve geleceğe umutla bakılması için maça gelen seyirci sayısının artması gerektiğini sözlerine ekledi.

Erdi Demir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Eğitim-Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Miran: "Eğitimciler sahipsiz değildir" Eğitim-Bir-Sen Antalya Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, İstanbul’da öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonrası Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybetmesiyle ilgili yaptığı açıklamada, "Okullar, şiddetin değil ilmin ve huzurun yuvası olmalıdır. Eğitimciler sahipsiz değildir" dedi. İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğretmen Fatma Nur Çelik’in hayatını kaybettiği bıçaklı saldırı eğitim camiasını yasa boğdu. Memur Sen Antalya Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, yaptığı yazılı açıklamayla yaşanan olaya tepki gösterdi. Miran, "Çekmeköy Taşdelen’de bulunan Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde 11. sınıf öğrencisi olduğu belirtilen ve disiplin sorunları bulunan bir öğrencinin kesici aletle gerçekleştirdiği saldırı sonucunda iki öğretmenimiz ve bir öğrencimiz yaralanmış; ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Fatma Nur Çelik öğretmenimiz tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. Merhume öğretmenimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, yakınlarına ve eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyoruz. Tedavileri devam eden meslektaşımıza ve öğrencimize acil şifalar temenni ediyoruz" dedi. "Can güvenliği endişesi ile görev yapmamalı" Yaşanan saldırının eğitim camiasını derinden sarstığını ifade eden Miran, öğretmenlerin can güvenliği endişesiyle görev yapmaması gerektiğini vurguladı. Miran, "Bugün yüreğimiz yanıyor. Bir meslektaşımızı görevi başında kaybettik. Öğretmenlerimiz can güvenliği endişesiyle görev yapmamalıdır. Okullar, şiddetin değil ilmin ve huzurun yuvası olmalıdır. Eğitimciler sahipsiz değildir. Eğitim-Bir-Sen Antalya Şubesi olarak sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyor; bir daha benzer acıların yaşanmaması için kararlı bir duruş sergilemeye devam edeceğimizi ifade ediyoruz "ifadelerini kullandı. "Caydırıcı önlemler alınmalı" Yetkililere de çağrıda bulunan Miran, okullarda güvenlik tedbirlerinin artırılması gerektiğini belirterek şunları kaydetti: "Okullarımızdaki güvenlik tedbirleri derhal güçlendirilmelidir. Riskli durumlara karşı erken uyarı ve etkili müdahale mekanizmaları kurulmalıdır. Disiplin süreçleri daha caydırıcı hale getirilmeli, eğitim çalışanlarının güvenliğini esas alan yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir."
Adana Sarıgeçili: "Eğitimciye şiddet, bir iş güvenliği sorununa dönüşmüştür" Eğitim-Bir-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, eğitimciye yönelik şiddetin artık bir ’iç güvenlik sorunu’ haline geldiğini vurgulayarak, okullarda can güvenliğinin sağlanması için yetkilileri acil önlem almaya çağırdı. İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybettiği olayın ardından Eğitim-Bir-Sen Adana Şubesi, şiddete karşı devlet yetkililerini ve toplumu göreve çağırdı. "Eğitimciye şiddet, bir iş güvenliği sorununa dönüşmüştür" Olayla ilgili açıklamada bulunan Eğitim-Bir-Sen Adana Şube Başkanı Mustafa Sarıgeçili, eğitim sisteminin verimliliği konuşulurken eğitimcilerin can güvenliği kaygısıyla baş başa bırakılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti. Sarıgeçili, "Bir öğretmenin milletine faydalı bir vatandaş olması için ter döktüğü öğrencisi tarafından katledilmesi, yaşadığımız acıyı derinleştirmiştir. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet olayları artık münferit eylemler olmaktan çıkmış, toplumun geleceğini sekteye uğratacak yaygın bir sorun halini almıştır. Eğitimciye yönelen şiddet ne yazık ki artık bir iş güvenliği ve iç güvenlik sorununa dönüşmüştür" dedi. Şiddetin failinin bir öğrenci olmasının meselenin sadece bir asayiş sorunu değil, derin bir toplumsal yara olduğunu kanıtladığını belirten Sarıgeçili, şöyle devam etti: "Eğitimciye yönelik her saldırı ruhumuzu karartmakta, irfanımızı yok etmektedir. Ancak daha vahimi, şiddetin failinin bizatihi öğrenci olduğu hallerde, bunun sıradan bir şiddet sorunu olmadığı gerçeği tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkmaktadır. Çocuk suçluluğunun temelinde, çocuğun aile ve sosyal çevresinde gerekli sevgi, şefkat ve disiplini alamaması yatmaktadır. Aile içindeki düzensizlik ve ilgisizlik; topluma, okula ve çevreye suç olarak yansımaktadır." Sarıgeçili, yaşanan acıların ihmal sonucu gerçekleştiğini belirterek, "Devlet, anayasal bir hak olan yaşam hakkını korumak için caydırıcı yasal zemini ve idari şartları tesis etmek zorundadır. Okul güvenliğinin sağlanması ve güvenli çalışma ortamının tesisi, hukuk devleti olmanın gereğidir. Eğitimciler her türlü saldırı karşısında savunmasız bırakılmamalıdır" dedi.