ASAYİŞ - 27 Ocak 2026 Salı 12:25

Seyir halindeki tırdan düşen saman balyaları trafiği tehlikeye attı

A
A
A
Seyir halindeki tırdan düşen saman balyaları trafiği tehlikeye attı

Sakarya’nın Adapazarı ilçesi D020 kara yolunda seyir halindeki tırdan düşen saman balyaları trafiği tehlikeye attı. Yola dökülen saman balyaları cep telefonu kamerasıyla görüntülendi.


Dağdibi Mahallesi mevkiinde D020 kara yolunda meydana gelen olayda, seyir halindeki tırın dorsesinden çok sayıda saman balyası düştü. Kara yolunun bir bölümünü kaplayan balyalar sebebiyle sürücüler zor anlar yaşarken, trafikte kısa süreli aksama meydana geldi. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen ekipler, yola dökülen saman balyalarını kaldırarak yolu yeniden trafiğe açtı. Olayda herhangi bir kazanın yaşanmaması muhtemel bir faciayı önledi. Yola dökülen saman balyaları cep telefonu kamerasına yansıdı.



Seyir halindeki tırdan düşen saman balyaları trafiği tehlikeye attı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara DEM Parti’den CHP’ye ziyaret CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Partili Tuncay Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile bir araya geldi. DEM Partili Bakırhan ve Hatimoğulları, CHP Genel Başkanı Özel’i ziyaret etti. Hatimoğulları, Bakırhan, DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli’den oluşan heyeti CHP Genel Merkezi’nde CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke’nin de aralarında olduğu heyet kapıda karşıladı. CHP Genel Merkezi’nde gerçekleşen ziyaret bir saat kadar sürdü. "Siyaset, konuşmak ve çözüm üretmek için yapılır" Görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Özgür Özel, "Siyaset, konuşmak için ve çözüm üretmek için yapılır. Siyaset, ayrılıklar, kavgalar, çatışmalar üzerinden değil; barış, kardeşlik ve dostluk üzerinden yarınları kurmak için yapılır. Biz Türkiye’de süreç başladığı andan itibaren ve Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiğimiz tüm süreçlerde Türkiye’nin barışıyla Suriye’nin barışını iç içe gördük. Bunun dışında bir şeyi düşünmek, tahayyül etmek, planlamak zaten akıl ve mantıkla bağdaşır bir durum değildir. Suriye’de bir an önce istikrarın sağlanmasından; Suriye’de hem Türkmenleri hem Arapları hem Kürtleri hem Dürzileri hem Alevileri kapsayıp anayasal güvence altına alan ve Suriye’de barışı hakim kılan bir çözümden yana olduk. Bu durum Türkiye’nin barışına da katkı sağlayacaktır. Daha önce de söyledim. Ortada bir sınır çizgisinin olması, iki taraftaki kardeşliği ortadan kaldırmıyor. Sınırın iki yanında akrabalar yaşadığı gibi Türkmenlerin de Kürtlerin de Arapların da her birimizin akrabaları olduğunu ve onlarla aramızda oluşabilecek hukukun sadece kardeşlik hukuku olduğunu görmemiz lazım. Türkiye’de 6-8 milyon Arap yaşıyor ama zaman zaman Suriye’deki karışıklıklar, onun oluşturduğu iç göç Türkiye’deki sığınmacı problemleri yüzünden sanki bir Arap düşmanlığı yükseliyor. Türkiye’de Kürt kardeşlerimiz hep birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsurları olarak birlikte yaşıyoruz. İşler yolunda giderken kardeşlikten bahsedenler, birazcık ortalık karışınca gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Nefret söylemine varan, Kürtleri kıracak, onları rencide edecek bir dil kullanıyorlar. Bunların tamamını reddediyoruz" ifadelerine yer verdi. "Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılması önemli" Suriye’deki gelişmeleri dikkatle ve endişeyle takip ettiklerini belirten Özel, "Bir yandan Türkiye’den yardım konvoylarının çıkmış olmasını, Halep üzerinden Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılıyor olmasını olumlu görüyoruz. Ama orayı bu hale kim getirdi bir de ona bakmak lazım. Orada bir takım selefi yapılara yol verip de ondan sonra orada şehirler kuşatılınca, elektrikler kesilince, beş tane çocuk soğuktan donunca, insanlar açlığa sürüklenince buradan yardım tırları yollamak yerine, bunlara sebebiyet verecek kargaşaya imkan tanımayıp, hep söylediğimiz gibi diyaloğu ve çözümü ön plana almak gerekiyor Suriye’de de. Ama bir yandan da şunu söylemek lazım. Şehirlerin kuşatıldığı zamanda gidecek bu yardımlar doğru yere mi ulaşacak? Yoksa başkalarının eline mi geçecek? Bundan dolayı da endişeliyiz. Bu sırada içeride de görüşmede de konuştuk. Bu yardımların Öncüpınar’dan Halep’e, Halep’ten Ayn el-Arab’a, Kobane’ye ulaştırılmasının dışında çok daha pratik, lojistik olarak da aklın gereği olan, çok daha garanti bir yol var. Mürşitpınar Sınır Kapımız var. Mürşitpınar Sınır Kapısı açıldığında zaten yardımlar ulaşması gereken yere ulaşıyor. Bir kuşatmayı geçmek zorunda kalmaksızın. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın insani yardımlarla sınırlı olmak üzere açılmasını ve tüm yardımların buradan ulaştırılmasını önemli görüyoruz" dedi. "IŞİD öyle herhangi bir siyasi unsur değildir" İdlib’de dünyanın dört bir yanından ne kadar selefi örgüt, ne kadar cihatçı varsa Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni birinci hedef olarak gördüğünü vurgulayan Özel, "Yılbaşını en büyük düşman olarak görüyor. Anıtkabir’i ‘putun yattığı yer olarak’ gören kişiler İdlib’den o süreçte çıktılar, yayıldılar. Şimdi cezaevleri el değiştirecek, yok firar haberleri falan ama biri IŞİD tehlikesi sınırımızın orasında. Bu IŞİD meselesi, hepimizin tüylerini diken diken yapan, daha Yalova’da 3 polisimizi şehit edenlerin veya bir yılbaşı gecesi gidip de yılbaşının kutlandığı eğlence mekanını kana bulayanların şu anda Suriye’de rejimle birlikte operasyonlar yapmaları, birtakım yerlere bayraklarının çekmeleri, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’nin her vatandaşının en üst düzeyde hassasiyeti vardır. Bu meseleye herkes dikkat etsin. IŞİD öyle herhangi bir siyasi unsur değildir. HTŞ’ye kravat giydirmekle, rejimin başına getirmekle dünyanın dört bir tarafında bu uğurda ölüp de cennete gideceğini düşünen, hepimizi düşman bilen, demokrasiyi düşman bilen, Yani sandıktan nefret eden, demokrasiyi ‘Allah’a şirk koşmak’ olarak gören bir takım zihniyetteki kişilerin hareket alanı bulacakları bir rejim, bir düzen değildir ve orada kimseye huzur yoktur. En çok da Türkiye’ye huzur yoktur" ifadelerini kullandı. "Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Alevilerin birlikte güçlendikleri bir coğrafyayı özlüyoruz" Türkiye’nin Suriye, Afganistan, Irak sınırlarının durumlarına bakılması gerektiğini dile getiren Özgür Özel, "Suriye’de de barış ve Türkiye’yle Suriye’nin omuz omuza kalkınması, artık İngilizlerin, Amerikalıların kazandığı, İsrail’in satranç oyununun ilerlediği bir coğrafya değil; Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve Alevilerin birlikte kazandıkları, birlikte güçlendikleri bir coğrafyayı özlüyoruz. Öyle dış politikayı çok iyi bilenlerin, dama oynar gibi bir ileri, iki geri gidenlerin, bir sağa, bir sola gidenlerin değil; Türkiye’deki herkesin menfaatini stratejik bir akılla gözeten, bu coğrafyaya barış gelirse Kürt’ün de Türk’ün de çocuğunun geleceğinin parlak olabileceğini gören, doğru ve uzun vadeli kazanmaya, ülkesine ve ülkesindeki tüm toplumlara birlikte kazandırmaya odaklanmış bir aklın egemen olması gerekmektedir. Hiçbirimizin siyasi geleceği, Türkiye’nin ve bölgedeki tüm halkların; Suriye’nin, Ortadoğu‘nun geleceğinden, barışından ve kalkınmasından daha değerli değildir" açıklamasında bulundu. "Feti bey bugün keşkek yapmaya karar verse uğraşması lazım" Özel, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız’ın Aziz İhsan Aktaş davasına yönelik değerlendirmeleri hakkındaki soruya şu yanıtı verdi: "Teorik olarak şöyle söyleyeyim, Feti beyin değerlendirmeleri çok kıymetli. Zaman zaman sürece yönelik son derece olumlu, katkı sağlayabilecek, demokrasiden yana, adil yargılanmadan yana açıklamalar yapıyor. Bunları çok kıymetlendiriyoruz. Bir de pratikte bir şey söyleyeyim, Feti bey diyor ki ’Keşke mevzuat uygun olsaydı.’ MHP için mevzuatı uygun hale getirmek, ’keşke’ diyor ya, ’keşkek yapmaktan’ daha kolay. Feti bey bu sabah keşkek yapmaya karar verse daha çok uğraşır. Yapacakları bir tek şey var, her konuda kayıtsız şartsız destek verdikleri, her türlü siyasi riski aldıkları, emekliye sefalet ücreti verilirken bile ’iktidar değil ittifak ortağıyız, destek vermek siyasi ahlak gereğidir’ diyerek destek verdikleri Adalet ve Kalkınma Partisi’ne bu sabah bir telefon açıp, ’Sayın Bahçeli canlı yayını uygun görmüştür. Sayın Erdoğan da ’Devlet bey isabet buyurmuşlar, yerinde olur’ dediğine göre biz Meclis’in açıldığı ilk gün Cumhur İttifakı olarak davaların, eğer yargılananlar da talep ediyorlarsa canlı yayınlanmasının önünde bir engel bırakmayalım’ ki bizim yargılanacak arkadaşlarımızın tamamı talep ediyor. Çünkü tamamı, bizim iftira dediğimiz bir takım iddiaların da duyulmasını, yanıtlarının da canlı yayında verilmesini, öyle kulaktan dolma olmamasını istiyoruz. Feti bey bugün keşkek yapmaya karar verse uğraşması lazım. Öyle ’keşke’ dediği mesele bir telefonluk iştir. Biz de hemen komisyon toplantısına katılır, ertesi gün de Meclis’te ya da iki gün sonra yine Meclis’te oy birliği ile çıkmasına katkı sağlarız. O yüzden Feti beyin canı keşkek istiyorsa keşkek bizden olsun, Egeliyiz. ’Keşke’ demesin, şu kanunu getirsin." "IŞİD’in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor" Bakırhan ise yaptığı konuşmada şu ifadelere yer verdi: "IŞİD sadece Kobani için bir tehdit değil. Diyarbakır için de İzmir için de tehdit. Türkiye’nin dört bir yanındaki yaşayan insanlarımızın tamamı için bir tehdittir. IŞİD’in canlandığı bir zemini iyi okumak, iyi görmek gerekiyor. Kürtler çekilince bir zafer ortaya çıktığını sananlar bence orada palazlanan, canlanan, örgütlenen, IŞİD belasını da iyi görmeliler. Yine günlerdir kimi medya, yayın organları ve kimi siyasetçiler Kürtleri kıran, ötekileştiren bir dil kullanıyorlar. Bu dilin kimseye bir yararı yok. İçinde bulunduğumuz süreç hassas. Bu süreçte Kürtleri de merkezine alan, onların demokratik haklarını da gören, barışçıl bir dile ihtiyacı var. DEM Parti olarak biz bu dili kullanmaya devam edeceğiz. Kırıcı, ötekileştirici dilin de başta medya olmak üzere, siyasetin kimi aktörleri olmak üzere vazgeçmeleri gerektiğini belirtmek istiyoruz. Bu süreci hep birlikte dayanışmayla atlatacağız. Artık bölgemiz yeterince çatışma, kan, şiddet gördü. Türkiye’de iktidara, siyasi partilere başta da bugün bulunduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’ne hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Başta bölge olmak üzere sorunların diyalog ve müzakere ile çözülmesi için siyasette bir rol üstlenmeli."
Kocaeli Cinayet davasında sanığın eşi: "Maktul beni rahatsız ediyordu, ısrarla mesaj atıyordu" Kocaeli’nin Kartepe ilçesinde eşini aradığını iddia ettiği kişiyi öldüren sanığın yargılanmasına devam edildi. Tanık olarak dinlenen sanığın eşi, "Maktulle bir ilişkim yoktu. Israrla mesaj atarak beni rahatsız ediyordu. Kendisini engelledim. Yemek siparişini getiren maktulü, kapıyı uygunsuz kıyafetle karşıladığım ve paranın üstüne notlar yazdığımı iddiasını kabul etmiyorum. Tam olarak okuma yazma bilmiyorum" iddiasında bulundu. Olay, 29 Mart 2025 tarihinde saat 23.00 sıralarında Derbent Mahallesi Ahmet Lütfü Arat Caddesi’ndeki parkta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Hikmet Ş. ile Hasan Hüseyin Osmanoğlu (34) ve ağabeyi Halil İbrahim Osmanoğlu arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesiyle çıkan kavgada Hikmet Ş., belinden çıkardığı silahla 3 el ateş etti. Kurşunların hedefi olan Hasan Hüseyin Osmanoğlu göğsünden vurularak ağır yaralandı. Hikmet Ş. olay yerinden kaçtı. Hastaneye kaldırılan Hasan Hüseyin Osmanoğlu hayatını kaybetti. Yakalanan 3 şüpheliden biri tutuklandı Olayla ilgili çalışma başlatan polis ekipleri, olayı gerçekleştiren Hikmet Ş. ile A.A. ve E.Ç.’yi yakaladı. 3 şüpheli Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği’nde tamamlanan işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. A.A. ve E.Ç. çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Hikmet Ş. ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. "Para ve bahşişlerin üzerine duygusal ve rahatsız edici notlar" Dava dosyasına yansıyan iddialara göre, sanığın eşinin, sipariş getiren maktul Hasan Hüseyin Osmanoğlu’na ödeme yaparken paraların üzerine duygusal ve rahatsız edici notlar yazdığı öne sürüldü. Maktulün bu durumdan rahatsız olduğu ve karşılık vermediği belirtilirken, durumu öğrenen sanığın Osmanoğlu’nu takip ettiği ve bölgeyi terk etmesi yönünde uyarılarda bulunduğu iddia edildi. Tutuklu sanık ise savunmasında, maktulün eşini arayarak rahatsız ettiğini, olay günü maktul ve ağabeyi tarafından sıkıştırıldığını, korkutmak amacıyla çıkardığı silahın yaşanan arbede sırasında ateş aldığını ileri sürdü. "Maktul bana sürekli mesaj atıyordu ancak karşılık vermedim" Olaya ilişkin duruşma Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti. Duruşmaya "Haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme" suçundan tutuklu yargılanan Hikmet Ş., taraf avukatları ve tanık katıldı. Sanığın eşi Fatma Ş., duruşmada tanık olarak dinlendi. Fatma Ş., maktulle sosyal medya hesabından kendisine attığı istek ve mesajla tanıştığını iddia ederek, "Maktul bana sürekli mesaj atıyordu ancak karşılık vermedim. En son bana telefon numaramı mesaj olarak atınca numaramı nereden bulduğunu sordum, o ise ’Esnaf sırrı’ dedi. Çocuklar eve yemek siparişi verirken numarayı oradan almış. Ben maktule bu mesaj dışında cevap vermedim. Maktul, sürekli aramaya devam etti. Kendisi ile ilişkimiz olmadı. Aramasından rahatsız oluyordum. Eşim durumumdan şüphelendi, ancak kendisine söylemedim. Engellenenler kısmında maktulün numarasını bulmuş" dedi. "Tam olarak okuma yazma bilmiyorum" Eşi Hikmet Ş. ile anlaşamadıklarını söyleyen Fatma Ş., "Eşimle anlaşamamamızın sebebi maktul değildi. Yemek siparişini getiren maktule karşı kapıyı uygunsuz kıyafetle karşıladığım iddiasını kabul etmiyorum. Paranın üstüne notlar yazdığımı da kabul etmiyorum. Tam olarak okuma yazma bilmiyorum. Normalde sesli yazdırma uygulamasıyla mesajları yazıyorum. Gelen mesajları da tam olarak anlayamıyorum. Bu sebeple maktule mesaj yazdığım iddiasını kabul etmiyorum. Eşim son zamanlarda tedirgindi, takip edildiğini söylüyordu. Hatta bu nedenle plakasını değiştirdi. Bu olaylar üzerine sığınma evine gittim ve bir süre sonra eve döndüm. Eşimin, ’Beni nasıl aldatırsın?’ diyerek beni darp ettiği doğrudur. Olay günü ise Hikmet beni arayarak, ’Adam senin yüzünden yanlışlıkla vuruldu’ dedi" şeklinde konuştu. Sanığın bir diyeceğinin olmadığını söylemesi ve avukatların süre talep etmesi üzerine mahkeme heyeti, tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi. İlk celse sanığın savunması Sanık Hikmet Ş. ilk celse yaptığı savunmada, eşinin uzun süre bilinmeyen bir telefon numarasıyla sürekli görüştüğünü fark ettiğini, numaranın kime ait olduğunu sorduğunda eşinin kadın sığınma evine gittiğini söyledi. Daha sonra yaptığı araştırmada bu numaranın maktul Hasan Hüseyin Osmanoğlu’na ait olduğunu öğrendiğini öne süren sanık, olay günü Osmanoğlu ile karşılaştığında da bu durumu konuştuğunu, maktulün eşini aradığını kabul ettiğini ve bu nedenle aralarında çıkan tartışmada olayın gerçekleştiğini iddia etti.