SAĞLIK
MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi’nde Robotik Cerrahi dönemi başladı 13 Mart 2026 Cuma - 17:43:49 Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nde ileri teknolojiye sahip Da Vinci X Robotik Cerrahi Sistemi hizmete alındı. Sistemle birlikte hastanede minimal invaziv (kapalı) cerrahi uygulamaları ileri teknoloji desteğiyle yapılmaya başlandı. Kurulan sistem sayesinde MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Türkiye’de robotik cerrahi teknolojisini aktif olarak kullanan 10. kamu üniversite hastanesi olurken, Manisa da Da Vinci robotik cerrahi sistemi bulunan 12. il olarak robotik cerrahi altyapısına sahip şehirler arasına girdi. Robotik cerrahi teknolojisi sayesinde Manisa ve çevre illerde yaşayan hastalar, ileri teknoloji ile gerçekleştirilen kapalı ameliyatlara artık kendi bölgelerinde ulaşabilecek. Yüksek hassasiyetle gerçekleştirilen bu operasyonlar; daha küçük kesiler, daha az kan kaybı, hastanede daha kısa kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor. Sistem başta üroloji, genel cerrahi ile kadın hastalıkları ve doğum branşları olmak üzere birçok cerrahi alanda kullanılabilecek. Böylece hastanenin ileri cerrahi teknoloji kapasitesi güçlenirken, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesi de daha üst seviyeye taşınacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MCBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, robotik cerrahi sisteminin üniversite hastanesi için önemli bir adım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hafsa Sultan Hastanesinde ilk kez uygulanan robotik cerrahi yöntemiyle böbrek alma ameliyatı (nefrektomi) başarıyla gerçekleştirildi. Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve yüksek hassasiyet sağlayan bu ileri teknoloji artık Manisa’nın hizmetinde. Emeği geçen tüm sağlık ekibimizi kutluyoruz. Robotik cerrahi sisteminin hizmete alınması hem sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran hem de üniversitemizin bilimsel ve teknolojik altyapısını güçlendiren önemli bir yatırımdır. Bu altyapı aynı zamanda tıp fakültemizde yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır. Sürecin başından itibaren destek veren AK Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekilimiz Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu’na şehrimiz ve üniversitemiz adına teşekkür ediyorum."
13 Mart 2026 Cuma - 17:33 Selçuk Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen programda öğretim üyelerine cübbe giydirildi, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan akademisyenler ödüllendirildi. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesinin Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacağını söyledi. Sultan Alparslan Kültür Merkezinde düzenlenen programda akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrenciler bir araya geldi. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, üniversitenin sağlık alanındaki gelişimine dikkat çekti. Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri ile 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesi, Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacak" dedi. Rektör Prof. Dr. Yılmaz, ayrıca mevcut hastanede sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında 5 yeni ameliyathane, preoperatif polikliniği, yeni laboratuvar binası, çocuk ve yetişkin kan alma ünitesi, fizik tedavi polikliniği ve sterilizasyon ünitesinin hizmete alındığını kaydetti. 18 yataklı modern günübirlik servis, yeni onkoloji polikliniği, radyasyon onkolojisi ünitesi ile radyoloji görüntülüme sistemine yönelik de çalışmalarının sürdüğünü aktardı. 2025 yılında hastanede yaklaşık 1,5 milyon poliklinik hizmeti verildiğini ifade eden Yılmaz, "Elbette bu başarı tesadüf değildir. Bu başarı; hekimlerimizin emeğinin, sağlık çalışanlarımızın fedakarlığının ve akademisyenlerimizin bilimsel gayretinin bir sonucudur" diye konuştu. Programa katılan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan bir görev olduğunu belirterek "Hekimlik; yalnızca bir meslek değil, insanın en zor anında yanında olmayı gerektiren büyük bir sorumluluktur. İnsanların duasını almak, acılarını dindirmek ve hayatlarına dokunabilmek hekimliğin en kıymetli yönüdür" dedi. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin ise 14 Mart Tıp Bayramı’nın tarihi arka planına değinerek tıp eğitiminin Osmanlı’dan günümüze uzanan gelişimini anlattı. Programda konuşmaların ardından bilimsel çalışmalarda en yüksek puanları alan öğretim elemanlarına ve ödüle değer görülen akademisyenlere teşekkür belgeleri takdim edildi. Profesör ve doçent ünvanı alan öğretim üyelerine cübbe giyme merasiminin de gerçekleştirildiği programda, 2024 - 2025 Eğitim Öğretim Yılı Gelişim Sınavı birincileri ile dönem birincilerine de teşekkür belgesi verildi. Programa Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Ak, Genel Sekreter Mustafa Karakışla, Konya İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri, İlaç ve Tıbbi Cihaz Hizmetleri Başkanı Prof. Dr. Emre Korkut da katıldı.
13 Mart 2026 Cuma - 17:01 Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Çebi, sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutladı Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle ilçede faaliyet gösteren hastane ve sağlık merkezlerini ziyaret etti, sağlık çalışanlarının Tıp bayramını kutladı. Büyükçekmece Belediyesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da sağlık çalışanlarının fedakarlıklarını unutturmamak ve günlerini kutlamak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenledi. Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle Büyükçekmece Belediye Meclis Üyesi Mustafa Büyükyılmaz, Büyükçekmece Belediyesi Koordinatörü Seçkin Özdemir ile birlikte ilçe genelinde faaliyet gösteren devlet hastaneleri, özel sağlık kuruluşlarını ziyaret etti. Hastanelerin başhekimleri tarafından karşılanan Başkan Vekili Çebi ve berberindeki heyet doktor, hemşire ve sağlık görevlilerine çiçek takdim ederek, günlerini kutladı. "İnsanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar" Sağlık alanında hizmet veren her sağlık çalışanının toplumlar için büyük bir önem taşıdığını belirten Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, "İnsan sağlığını ve yaşam hakkını koruyan, her koşulda sorumluluğunun bilincinde olan hekimlerimiz ve tüm sağlık personelimiz, gece gündüz demeden insanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar. Bu vesileyle hayatımızın her anında yanımızda olan ve kendilerine çok şey borçlu olduğumuz hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyor; tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum" dedi.
Trabzon Şehir Hastanesi inşaatının yüzde 90’ı tamamlandı
01 Şubat 2026 Pazar - 09:56 Trabzon Şehir Hastanesi inşaatının yüzde 90’ı tamamlandı Trabzon’da Şenol Güneş Spor Kompleksi’nin yanındaki dolgu alanında, yapımı süren 900 yataklı Şehir Hastanesi inşaatının fiziki gerçekleşme oranı yüzde 90’a yaklaştı. İnşaatında 5 bin fore kazığın kullanıldığı şehir hastanesi depreme dayanıklı olarak inşa edilen sismik izolatörler ile korunacak. Kentteki yoğun bakım kapasitesini 2 katına çıkartacak olan Trabzon Şehir Hastanesi’nde, 300 poliklinik ve 33 ameliyathane olacak. Hastane inşaatı ile ilgili bilgi veren Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Topsakal, 2026 yılının Mayıs sonu yada Haziran ayı itibarıyla hastanenin teslim alınmaya başlanacağını söyledi. Topsakal, "Şu anda fiziki gerçekleşme oranı yüzde 86-87 seviyelerinde olup, yüzde 90’a yaklaşmıştır" dedi. Şehir hastanesinde hem yasal hem de fiziki süreçte sona yaklaşıldığını kaydeden Topsakal, "Şehir hastanemizde hem yasal hem de fiziki süreçte sona yaklaşmış durumdayız. Allah nasip ederse, 2026 yılının Mayıs sonu veya Haziran ayı itibarıyla hastanemizi teslim almaya başlayacağız. Yasal süresi 15 Aralık 2025’te sona eren hastanemiz için, Bakanlık ve yönetim olarak proje değişikliklerinden kaynaklanan süreler ile müteahhide ek süre verilmiş ve bu süre Mayıs-Haziran dönemine kadar uzatılmıştır. Bu ek sürenin Mayıs sonu Haziran ortası gibi tamamlanmasıyla birlikte hastanemizi devralacağız. Şu anda fiziki gerçekleşme oranı yüzde 86-87 seviyelerinde olup, yüzde 90’a yaklaşmıştır" diye konuştu. Yaklaşık 900 yatak kapasitesiyle hizmet verecek Hastanenin yaklaşık 900 yatak kapasiteyle hizmet vereceğini belirten Topsakal, "Sağlık profesyonelleri olarak bir sağlık politikası geliştiriyor ve birleştirilecek hastaneleri gündeme alıyoruz. Sayın Bakanımızla yaptığımız istişarelerde, Ahi Evren Hastanemizin ve Kemik Hastanemizin taşınması yönünde talimatlar verilmiştir. Bu talimatlar doğrultusunda projemizi revize ediyoruz. Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanemizin ise yalnızca eğitim kadrosu şehir hastanesine taşınacaktır. Bunun dışında hastane mevcut yerinde hizmet vermeye devam edecektir. Bu kapsamda yaklaşık 200 yatak, diğer hastaneden ise 180 yatak olmak üzere toplamda 380 yatak taşınacaktır. Şehir hastanemiz yaklaşık 900 yatak kapasitesiyle Trabzon’umuza hizmet verecektir. Dolayısıyla Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü olarak kârdayız; ilimize 500 yataklı yeni bir hastaneyi entegre etmiş olacağız. Bu durum bizleri son derece mutlu etmektedir. Bakanlığımıza ayrıca teşekkür ediyorum. Şehir merkezinde acil, travma ve ikinci basamak hastanesi olarak Fatih Devlet Hastanesi’nin hizmet vermeye devam etmesi yönünde bizim de görüşümüz bulunmaktadır. Fatih Devlet Hastanemiz, mekânsal eskimesi nedeniyle ekonomik ömrünü büyük ölçüde tamamlamıştır. Muhtemelen hastaneyi yeni şehir hastanesine geçici olarak taşıyarak mevcut binayı yıkıp yerine 250 yataklı yeni bir hastane yapma düşüncemiz bulunmaktadır. İnşallah bu alanı da mekânsal olarak yenileyerek, önümüzdeki 50 yıl Trabzon’un sağlık altyapısıyla ilgili mekânsal sorunlarını çözmüş olacağız. Şehir hastanelerinin en büyük avantajı mekânsal konfordur. 900 yatağın 236’sı yoğun bakım yatağı, 664’ü ise tek kişilik nitelikli yataklardan oluşmaktadır. Bu durum, hastaların tek başına yatabileceği nitelikli yatak oranını çok yüksek bir seviyeye çıkaracaktır. Mekânsal olarak her türlü imkâna sahip olan hastanemiz, içerisinde modern tıbbi tetkiklerin tamamının yapılabileceği donanıma sahiptir" diye konuştu. Hafif raylı sistemle birlikte bölgedeki ulaşımı rahatlatacak Hafif raylı sistemin bölgedeki ulaşımı rahatlatacağına dikkat çeken Topsakal, "Karayolları Genel Müdürümüzün ve Ulaştırma Bakanımızın talimatları doğrultusunda, hastanenin etrafını tamamen çevreleyen kuzey, güney, doğu ve batı yönlerinde yollar yapılmaktadır. Ayrıca DSİ Genel Müdürümüzün katkılarıyla, güney taraftaki dağlardan gelen yağmur sularının denize ulaşımını sağlayacak transfer hattı oluşturulmuştur. Bu hat, kapalı sistem bakslar aracılığıyla suların güvenli şekilde denize ulaştırılmasını sağlamaktadır. Belediye Başkanımızın da hafif raylı sistemle birlikte bölgedeki ulaşımı rahatlatacak bir projesi bulunmaktadır. Hafif raylı sistemin ulaşım ağına entegre edilmesiyle birlikte, trafik sorununun büyük ölçüde çözüleceğini düşünüyorum" dedi.
Gençler duygusal yorgunluk ve yalnızlık hissediyor
01 Şubat 2026 Pazar - 09:32 Gençler duygusal yorgunluk ve yalnızlık hissediyor Uzmanlar, sınav odaklı eğitim sistemi ve erken yaşta sosyal medya kullanımının gençlerde yalnızlık ve mutsuzluğu artıran en önemli faktörler arasında yer aldığını söyledi. Gençlerin ruh haline ilişkin yapılan araştırmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirten Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz, yapılan değerlendirmelere göre gençlerin yarısından fazlasının kendisini mutlu, neşeli ve heyecanlı hissettiğini ifade ederken, yarısına yakınının ise mutsuzluk, yalnızlık ve duygusal yorgunluk yaşadığını belirtti. Prof. Dr. Ercan Yılmaz, erkek gençlerin kadın gençlere kıyasla yalnızlık ve mutsuzluk duygularını daha yoğun yaşadığını vurguladı. Erken yaşta sosyal medya kullanımının gençlerde yalnızlık hissini artırdığına ve mutsuzluğu derinleştirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ercan Yılmaz, sınav odaklı eğitim sisteminin de gençler üzerinde ciddi bir performans baskısı oluşturduğunu belirtti. Necmettin Erbakan Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Yılmaz Türkiye ölçeğinde gençler üzerine bir araştırma yaptıklarını belirterek, "15-23 yaş arasında gençler üzerinde gerçekleştirdiğimiz bir çalışma sonucunda gençlerin mutluluğu ve yalnızlık duyguları üzerinde önemli sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmamızın örneklerinde yaklaşık bin 547 genç var. Bu araştırmayı yüzde 95 güven aralığında güvenilir bir örneklem büyüklüğünde gerçekleştirdik. Araştırmamızda geçerli ve güvenilir ölçme araçları kullandık. Araştırma sonuçlarımıza göre gençlerin yarısından fazlası olumlu duygular yaşıyor. Daha mutlu, daha neşeli, kendisini daha mutlu hissediyor, heyecanlı hissediyor. Ama yarısına yakını da mutsuz, neşesiz, her şeyden önce duygusal yorgunluk ve yalnızlık hissediyor. Yine baktığımız zaman araştırma sonuçlarında erkek gençler, kadın gençlere göre daha fazla mutsuz ve yalnızlık duygularını daha fazla hissediyorlar. Erken yaşta sosyal medya kullanımı gençleri yalnızlığa yönlendiriyor ve yalnızlık duygusunu daha fazla arttırıyor. Aynı zamanda mutsuz ediyor. Gençler sosyal ortamlarda, sosyal medyada olsa bile o ortamlarda kendilerini yalnız hissedebiliyorlar" dedi. "Eğitim sistemimiz çocuklarımızı daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz ve daha fazla yalnız hale getiriyor" Eğitim sisteminin öğrencileri daha duygusallaştırarak yorgun hale getirebildiğini ifade eden Prof. Dr. Ercan Yılmaz, "Çocuklarımızda ciddi bir şekilde sınav performansı kaygısı var. Aileler çocuklarının başarılı olabilmesi için her türlü ortamı oluşturmaya çalışıyor. Ama bu oluşturma çabası aynı zamanda çocuklarda bir beklenti de oluşturuyor. Çocukların eğitim sürecine bu beklentiyi karşılayamaması ya da beklentiyi karşılamak için ciddi bir şekilde çaba içerisine girmesi, bir mücadele içerisine girmesi gençleri daha fazla duygusal yorgun haline getirebilir veya bu süreçte kendilerini daha fazla yalnız hissettirebilir. Birinci bulgu bu esasında. Yani bizim eğitim sistemimiz çocuklarımızı daha fazla yorgun, daha fazla mutsuz ve daha fazla da yalnız hale getiriyor. Bunlardan birincisi de yani eğitim sistemimizin maalesef sınav odaklı bir eğitim anlayışı olması ve çocuklarımızın performansının sınav merkezli birtakım yaklaşımlarla ölçülmeye çalışılması. Yine yoğun bir şekilde sosyal medya kullanımı yani erken yaşlarda sosyal medya kullanan çocuklar, gençler daha geç yaşlarda sosyal medya alışkanlığı olan gençlere göre daha fazla mutsuz, daha fazla yalnız. Erken yaşlarda sosyal medya kullanımına başlamak süreç içerisinde gençleri daha fazla yalnız, daha fazla mutsuz edebiliyor" ifadelerini kullandı. "Bilişin, bilincin, bilginin, duygunun paylaşılmadığı bir ortamda çocuklar kendilerini daha fazla yalnız hissedebilir" Çocuklar aile ortamında bulunsa bile tüm aile üyelerinin sosyal medyanın içerisinde olduğunu dikkat çeken Prof. Dr. Ercan Yılmaz, "Evet, herkes evde, aynı fiziki ortamda ama bilinçleri, duyguları aynı ortamda değil. Sonuç olarak bilişin, bilincin, bilginin, duygunun paylaşılmadığı bir ortamda çocuklar kendilerini daha fazla yalnız hissedebilirler. Yine eğitim sistemimiz de böyle maalesef. Yani biz çocuklarımızı bilgi aktarılması gereken varlıklar olarak görüyoruz. Ama varlık böyle bir şey değil. Yani sanatın olmadığı, sporun olmadığı bir yerde, duygunun olmadığı bir yerde, çocuklar duygularını ifade edemediği, aynı zamanda enerjisini aktaramadığı ortamlarda kendisini daha fazla duygusal yorgun hissedebilir, daha fazla yalnız hissedebilir, daha fazla mutsuz olabilir. Çünkü zamanımızda gençler çok fazla kalori alıyor. Ama bu kaloriyi, bu enerjiyi harcayabilecek ortamlar bulamıyorlar. Yani gençlerimizin çoğunda rutin bir spor alışkanlığı yok, sanatsal faaliyetler yok. Bunlar da gençlerin kendisini daha rahat ifade edememesine sebep olabilir. Bu da beraberinde hem mutsuzluğu hem de yorgunluğu getirebilir" diye konuştu.
Üzerine kaynar su dökülen bebeğin vücudunun yüzde 27’si yandı
01 Şubat 2026 Pazar - 09:18 Üzerine kaynar su dökülen bebeğin vücudunun yüzde 27’si yandı İstanbul’da kaynar suyun üzerine devrilmesi sonucu 20 aylık bebeğin vücudunun yüzde 27’sinde yanık meydana geldi. Hastasının duruma ilişkin konuşan Doç. Dr. Mehmet Arpacık, "Evde sıcak su dökülmesi sonrası yüzde 27 oranında 2’nci derece yanık, tüm yanıkların yaklaşık yarısını çocuk yanıkları ve büyük çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturuyor. Önlemler almamız lazım" dedi. İstanbul’un Güngören ilçesinde yaşayan ailenin, 20 aylık bebeğinin üzerine iddiaya göre 23 Aralık günü evde ailesiyle olduğu sırada su ısıtıcısındaki kaynar su döküldü. Olay sonrası hemen yakındaki bir hastaneye götürülen minik bebek, ilk müdahalenin ardından Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yanık ve Tedavi Merkezi’ne yönlendirildi. 14 yataklı, birçok hastaya şifa olan merkezde yapılan incelemelerde bebeğin çoğunluğu kolları ve bacaklarında olmak üzere vücudunun yaklaşık yüzde 27’sinin yandığı belirlendi. Burada gerçekleştirilen tedavinin ardından bebek taburcu edilirken Yanık Merkezi Sorumlusu, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Arpacık hastasının durumu ve yanık vakalarına ilişkin bilgi verdi. "Yüzde 80-90’ı konservatif tedavi dediğimiz kremlerle, yanık örtüleriyle, pansumanlarla düzeldi" Yanık Merkezinin 2020 yılında, pandemi döneminde 14 yataklı olarak açıldığını belirten Doç. Dr. Mehmet Arpacık, "10 yatağı 3’üncü düzey, yoğun bakım özelliğinde, 4 yatak da normal servis yatağı. 1 uzman, 2 pratisyen hekim, toplam 19 hemşire ve 5 personel, 1 sekreterle yaklaşık 5 yıldır yanık hastalarına hizmet veriyoruz. Hastamız yaklaşık 2 yaşında, evde sıcak su dökülmesi sonrası yüzde 27 oranında 2’nci derece yanıkla bir başka hastaneye başvurmuş. Oradan hastanemize getirdiler. Yanık alanlarının yaklaşık yüzde 80-90’ı konservatif tedavi dediğimiz kremlerle, yanık örtüleriyle, pansumanlarla düzeldi. Sıcak sıvı yanıkları genellikle 2’nci derece yanıklardır" şeklinde konuştu. "Tüm yanık vakalarının yaklaşık yarısı çocuk, önlememiz lazım" Yanık vakalarının büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Arpacık, sözlerine şöyle devam etti: "Dünyada da öyle aşağı yukarı Türkiye’de de tüm yanıkların yaklaşık yarısını çocuk yanıkları oluşturuyor. Bunların da büyük çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturuyor. 5 yaş altındaki çocukların yüzde 90’dan fazlası evde ve önlenebilir ev kazaları sonucu olan yanıklardır. Çocuk yanıklarını önlemek için önlemler almamız lazım. Medyaya hem sosyal medyaya hem ailelere hem eğiticilere çok önemli görevler düşüyor. Çocukların tek başına mutfağa alınmamasını özellikle öneriyoruz. Yapılan çalışmalar bunu gösteriyor; yanıkların birçoğu mutfakta veya yemek yenen, çay içilen yerlerde oluyor. Mümkünse 5 yaş altındaki çocukların ebeveynleri evde; masanın, sehpanın üzerine sıcak sıvıları, sıcak yemekleri koymasın. Eğer yanık alanı çok fazla değilse öncelikle 10-15 dakika akan musluk suyunun altına tutmalarını istiyoruz. Çok soğuk bir su, buz değil, oda sıcaklığında akan suyun altında tutmalarını istiyoruz. Bu ne yapıyor; oradaki ısıyı azaltıp yanığın derinleşmesini engelliyor. Temiz bir örtü üzerine örtüp en yakın sağlık kuruluşuna mümkünse bir çocuk yanık merkezine başvurmalarını rica ediyoruz."
Gürcistan’dan Samsun’a uzanan zorlu tedavi süreci başarıyla tamamlandı
31 Ocak 2026 Cumartesi - 14:41 Gürcistan’dan Samsun’a uzanan zorlu tedavi süreci başarıyla tamamlandı Gürcistan’dan Samsun’a tedavi için gelen 65 yaşındaki hasta, pankreas ve sağ böbreğinde tespit edilen kanser kitleleri nedeniyle yapılan zorlu cerrahi müdahalelerin ardından sağlığına kavuştu. Gürcistan’dan Samsun’a tedavi için gelen 65 yaşındaki bir hasta, pankreas ve sağ böbreğinde tespit edilen kanser kitleleri nedeniyle Medicana International Samsun Hastanesi’nde, Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kerim Güzel tarafından gerçekleştirilen, genel cerrahinin en zor ameliyatlarından biri olan Whipple ameliyatı ile sağlığına kavuştu. Aynı zamanda sağ böbreğinde de ikinci bir kanser odağı bulunan hastanın sağ böbreği, aynı seansta Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Önder Çınar tarafından alındı. "Güvenebileceğim bir yer arıyordum" Tedavi sürecine ilişkin konuşan Mamuka Kavjarazade, hastaneye ilk olarak yılın başında başvurduğunu belirterek, "Hastaneye gelmeden önce durumumu zaten biliyorlardı. Kerim hocam, ameliyat yapılamazsa ciddi sorunlarla karşılaşabileceğimizi söyledi. Ailecek karar alarak ameliyatımı burada olmaya karar verdik. Bu ameliyat için Batum’da da başvuruda bulunmuştum ancak güvenebileceğim bir yer arıyordum. Buradaki yaklaşım bana büyük moral verdi" dedi. "Cerrahinin en zor ameliyatlarından birini yaptık" Hastanın tedavi süreci hakkında bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Kerim Güzel ise hastanın Gürcistan’da sarılık ve kilo kaybı şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvurduğunu söyledi.Yapılan değerlendirmelerde safra kanalında tıkanıklık tespit edildiğini belirten Güzel, "Safranın on iki parmak bağırsağına akmasını sağlayan kanalda tıkanma vardı. Yaptığımız tetkiklerde bu tıkanmanın pankreas başında yer alan kanser kaynaklı bir kitleden oluştuğunu belirledik. Ayrıca hastamızın sağ böbreğinde de ayrı bir malign kitle tespit ettik" diye konuştu. "Her iki kanser odağına aynı seansta müdahale ettik" Hastaya hem pankreas hem de böbrek kitlesi için cerrahi tedavi uygulanmasının planlandığını ifade eden Doç. Dr. Güzel, "Hastamıza genel cerrahinin en zor ameliyatları arasında yer alan bir operasyonu gerçekleştirdik. Her iki kanser odağına aynı seansta müdahale ettik. Süreci, hastanemiz bünyesinde multidisipliner bir yaklaşımla başarılı şekilde tamamladık" ifadelerini kullandı. Hastanenin onkoloji merkeziyle hem yurt içinden hem de yurt dışından çok sayıda hastaya hizmet verdiğini belirten Güzel, her türlü cerrahi ve onkolojik tedavinin uygulanabildiği donanıma sahip olduklarını sözlerine ekledi.
Muş’ta bir ilk: Kulak keloidi, ödüllü cerrahi teknikle tedavi edildi
31 Ocak 2026 Cumartesi - 14:34 Muş’ta bir ilk: Kulak keloidi, ödüllü cerrahi teknikle tedavi edildi Muş Devlet Hastanesi’nde, çocuk yaşta kulak deldirme sonrası gelişen ve yıllar içinde büyüyen ileri derecede kulak keloidi, Türk Plastik Cerrahi Derneği tarafından ödüle layık görülen cerrahi yöntemle başarıyla alındı. Muş’ta yaşayan 32 yaşındaki iki çocuk annesi H.A., çocukluk döneminde kulak deldirme sonrası oluşan ve zamanla büyüyerek çevre dokulara yayılan kulak keloidi nedeniyle Muş Devlet Hastanesi’nde ameliyat edildi. Kentte ilk kez uygulanan özel cerrahi teknik sayesinde hasta sağlığına kavuştu. Uzun yıllardır sağ kulağında büyüyen ve hem estetik hem de fiziksel rahatsızlığa yol açan keloid dokusu, Muş Devlet Hastanesi Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Halil Işık ve ekibi tarafından yapılan detaylı değerlendirme sonrası ameliyata alındı. Operasyonda, Dr. Işık’ın uzmanlık eğitimi döneminde hocaları ile birlikte geliştirdiği ve Türk Plastik Cerrahi Derneği tarafından ödüle layık görülen özel bir cerrahi yöntem kullanıldı. Titizlikle gerçekleştirilen müdahale sonucu keloid doku tamamen temizlenirken, kulağın doğal görünümünün korunmasına da özen gösterildi. Ameliyat sonrası kısa sürede taburcu edilen hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu ve düzenli kontrollerle iyileşme sürecinin takip edildiği söyleyen Dr. Işık, Uygulanan yöntemin, keloid oluşumunun tekrar etme riskini azaltmaya yönelik planlandığını belirtti. Keloid oluşumunun vücuttaki yara iyileşme mekanizmasının kontrolsüz çalışması sonucu ortaya çıktığını ifade eden Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Halil Işık, "Vücudumuzda herhangi bir yaralanma olduğunda yara iyileşme mekanizması devreye girer ve bu süreç genellikle bir yara iziyle sonuçlanır. Keloid durumunda ise bu mekanizma kontrolden çıkar ve aşırı büyümüş bir yara izi oluşur. En sık kulak, omuz, sırt ve göğüs orta hattında görülür. Genellikle ağrı, kaşıntı, akıntı ve kulak şeklinde bozulma şikayetleriyle karşımıza çıkar. Hastamız da polikliniğimize her iki kulağında keloid lezyonlarıyla başvurdu. Özellikle sağ kulağında oldukça agresif ve büyük bir keloid mevcuttu. Kulağın yarısına kadar yayılmış, sağ yanak ve boyun bölgesine doğru ilerlemişti. Lezyonun ortasında akıntılı büyük bir yara bulunuyordu" dedi. Hastanın öyküsünde daha önce cerrahi müdahale bulunmasının süreci daha karmaşık hâle getirdiğini aktaran Op. Dr. Işık, şunları kaydetti: "Hastamızda ağrı ve kaşıntı şikayetleri de vardı. Ayrıca kolunda da keloid öyküsü bulunuyordu. Daha önce yapılan cerrahi sonrası keloid daha agresif şekilde tekrar etmişti. Keloid tedavisindeki en zor nokta, hastalığın doğası gereği tekrar etme riskinin yüksek olmasıdır. Bu hastamızda iki önemli zorluk vardı. Birincisi, kulağın kendine özgü ve hassas yapısını mümkün olduğunca korumak; ikincisi ise keloidin tekrar etme ihtimalini en aza indirmekti. Bu nedenle, uzmanlık eğitimimiz sırasında geliştirdiğimiz ve plastik cerrahi literatüründe yer alan özel bir tekniği kullandık." Tedavinin tek bir işlemle sınırlı kalmadığını hatırlatan Op. Dr. Işık, "İlk ameliyatta kulağın şeklini maksimum düzeyde koruyarak lezyonun büyük kısmını çıkardık. Ardından hastanın kendi hücrelerinden oluşturulan özel bir tedavi protokolü uyguladık. Takip sürecinde birkaç seans daha tedavi gerçekleştirdik. İkinci ve üçüncü girişimlerde de aynı yöntemi kullanarak nüks riskini minimuma indirmeyi hedefledik. Şu anki takiplerinde hastamızda herhangi bir nüks bulgusu yok. Ağrı, kaşıntı ve akıntı şikayetleri tamamen geriledi. Sonuçtan oldukça memnunuz" ifadelerini kullandı. Kulakta oluşan her yaralanmanın keloide yol açabileceğini ancak en sık nedenin küpe veya piercing gibi deldirme işlemleri sonrası oluşan yaralar olduğunu belirten Işık, "Bu işlemler uygun olmayan ortamlarda yapıldığında enfeksiyon ve iyileşmeyen yaralara, dolayısıyla kulak keloidlerine neden olabilmektedir. Bu nedenle kulakta iyileşmeyen yara, geçmeyen akıntı ya da şişlik varsa mutlaka erken dönemde plastik cerrahiye başvurulmalıdır. Muş Devlet Hastanesi’nde bu büyüklükte bir kulak keloidini ilk kez ameliyat ettik ve hastamızda çok başarılı bir sonuç elde ettik. Benzer şikâyetlerle başvuran birçok hastamızda da kendi geliştirdiğimiz teknikle başarılı sonuçlar almaya devam ediyoruz" diye konuştu. Baba Abdülbaki Aydemir ise, "Kızımın kulağındaki sorun, küçük yaşlarda küpe takılmasına bağlı olarak başladı. Çocukluğundan beri kulağında yara vardı, zamanla büyüdü. Daha sonra hastaneye geldik. Burada Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Halil Işık hocamızla tanıştık. Yaklaşık 6 ay önce tedavi sürecine başladık. Bu süreçte ameliyat oldu ve iki-üç seanslık bir tedavi uygulandı. Şu an Allah’a şükür kızımın durumu çok iyi. Ameliyattan sonra düzenli olarak 15 günde bir kontrole geliyoruz. Şu anda herhangi bir sıkıntımız yok, durumu gayet iyi. Emeği geçenlere teşekkür ederim" dedi. Muş Devlet Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen bu başarılı operasyon, bölgedeki sağlık hizmetlerinin ulaştığı seviyeyi bir kez daha ortaya koydu. Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Işık, benzer şikâyetleri olan vatandaşların gecikmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini vurguladı.
Su tüketimiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar
31 Ocak 2026 Cumartesi - 12:01 Su tüketimiyle ilgili doğru bilinen yanlışlar Su sağlıklı yaşamın vazgeçilmezleri arasında yer alsa da uzmanlar tarafından, her birey için aynı miktarda tüketilmesinin doğru olmadığını, özellikle kısa sürede aşırı su içmenin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini ve suyun ancak doğru kişide, doğru miktarda fayda sağladığını ifade edildi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Dahiliye Bölümü’nden Uzm. Dr. Erbil Çümen, su tüketimiyle ilgili toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekti. Suyun sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı olarak görüldüğünü belirten Çümen, "Vücudumuzun yaklaşık dörtte üçünün su olduğunu boşuna dile getirmiyoruz. En sık duyduğumuz cümlelerden biri "Ne kadar çok su içersen o kadar sağlıklısın." Oysa bu düşünce her zaman doğru değil. Gereğinden fazla su içmek, özellikle kısa sürede çok miktarda alındığında vücutta ciddi sorunlara yol açabiliyor. Aşırı su tüketimi, kandaki tuz dengesini bozarak baş dönmesi, bulantı, hatta bilinç kaybına kadar gidebilen tablolara neden olabiliyor. Su, her gün kullanmak zorunda olduğumuz bir ilaç gibi düşünülmelidir; doğru kişide, doğru miktarda fayda sağlar. En sağlıklı yaklaşım, vücudu dinlemek, aşırıya kaçmamak ve varsa hastalıklara göre su tüketimini doktor önerisiyle düzenlemektir" dedi. "Susamıyorsak suya ihtiyacımız olmadığı düşüncesi yanlıştır" Özellikle yaşlılarda katabolizma bazı hormon dengelerinin değişmesi nedeniyle susama hissi azalttığını ifade eden Çümen, "Yani kişi susamadığını düşünse bile vücudu susuz kalmış olabilir. Bu nedenle ’canım su istemiyor’ demek, yeterince su aldığınız anlamına gelmez. Öte yandan gün boyu sürekli su içen, şişesini elinden düşürmeyen bazı kişilerde de farkında olmadan fazla su alımı görülebilir. Hatta su zehirlenmesi dahi yaşayabilirler. Burada önemli olan dengeyi yakalamaktır" şeklinde konuştu. "Çay ve kahvenin su yerine geçtiğini düşünmek bizi yanılgıya düşürür" Çümen, Çay ve kahve su içerir ama fazla tüketildiklerinde vücuttan su atımını artırırlar. Yani "nasıl olsa çay içiyorum" diyerek su içmemek doğru bir yaklaşım değildir. Su tüketimimize göre idrar rengimiz değişir, ancak koyu idrar az su içtiğimizi, açık renk idrar çok ya da yeterli su içtiğimizi her zaman göstermeyebilir. Bu konuda genelleme yapmak mümkün değildir" diye konuştu. "Böbrekleri temizlemek için bol su içmek gerekir" Böbrek taşı olan kişilerde yeterli su içmesinin çok önemli olduğunu belirten Çümen, "Ancak kalp yetmezliği, ileri böbrek hastalığı veya karaciğer sirozu olan hastalarda fazla su içmek, vücutta su toplanmasına, nefes darlığına ve hastaneye yatışlara neden olabilir. Bu hastalarda su miktarı mutlaka doktor tarafından bireysel olarak değerlendirilip belirlenmelidir" ifadelerini kullandı. "Herkesin günde mutlaka sekiz ila on bardak su içmesi gerekir" Çümen son olarak, "Su ihtiyacı kişiye göre değişir. Yaş, kilo, günlük hareket miktarı, terleme, gebelik, emzirme ve hatta yaşanılan şehir bile bu ihtiyacı etkiler. Sıcak bölgelerde yaşayan bir kişiyle serin bir şehirde yaşayan bir kişinin su ihtiyacı aynı değildir. Bu yüzden tek bir rakam herkese uymaz" dedi.
Profesör açıkladı: "Nipah virüsü ülkemiz için risk oluşturmuyor"
31 Ocak 2026 Cumartesi - 11:09 Profesör açıkladı: "Nipah virüsü ülkemiz için risk oluşturmuyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Hindistan’da bildirilen nadir ve ölümcül Nipah virüsü vakalarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, virüsün Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını söyledi. Son günlerde DSÖ tarafından doğu Hindistan’da iki Nipah virüsü vakasının bildirildiğini hatırlatan Prof. Dr. Özkaya, Nipah virüsünün enfekte ettiği kişilerin yarısından fazlasında ölümle sonuçlanabilen son derece tehlikeli bir virüs olduğunu belirtti. Nipah virüsünün kızamıkla aynı virüs ailesine ait olduğunu ancak kızamık kadar bulaşıcı olmadığını ifade eden Özkaya, buna karşın çok daha ölümcül seyrettiğini dile getirdi. "Hayvanlardan insanlara bulaşıyor" Nipah virüsünün zoonotik bir virüs olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, bulaşmanın çoğunlukla enfekte domuzlar veya meyve yarasalarıyla doğrudan temas yoluyla gerçekleştiğini söyledi. Meyve yarasalarının idrarı veya tükürüğüyle kontamine olmuş meyve ve meyve ürünlerinin tüketilmesinin de bulaşmaya neden olabildiğini belirten Özkaya, virüsün yakın temas halinde insandan insana da geçebildiğini kaydetti. "Salgınlar Asya’da görülüyor" Nipah virüsü salgınlarının ağırlıklı olarak Bangladeş, Hindistan, Malezya, Filipinler ve Singapur gibi Asya ülkelerinde görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Özkaya, bunun temel nedeninin virüsü taşıyan meyve yarasalarının bu bölgelere özgü olması olduğunu söyledi. Virüsün genellikle yarasaların üreme dönemi ve hurma özsuyu hasat mevsimi olan Aralık-Mayıs ayları arasında daha sık görüldüğünü aktardı. Dünya genelinde Nipah vakalarının oldukça nadir olduğunu belirten Özkaya, 2024 yılı itibarıyla bildirilen toplam vaka sayısının yaklaşık 754 olduğunu, ancak bu sayının gerçek vakaların altında olabileceğini ifade etti. "Türkiye için risk yok" Türkiye’de Nipah virüsünün yayılımına neden olacak hayvan-insan temasının bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özkaya, "Virüs, enfekte kişilerden çok yakın temas ve vücut sıvılarıyla bulaşabiliyor. Ülkemizde bu tür temasların yaygın olmaması nedeniyle risk söz konusu değil" dedi. Belirtiler ve seyir Nipah virüsünde kuluçka süresinin 4 ila 14 gün arasında değiştiğini belirten Özkaya, ilk belirtilerin ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve boğaz ağrısı gibi grip benzeri şikayetler olduğunu söyledi. Hastaların büyük bir kısmında hastalığın hızla ilerlediğini, bazı vakalarda koma gelişebildiğini ve solunum belirtilerinin görülebildiğini aktardı. Virüsün beyin dokusunu etkileyerek ciddi nörolojik hasara yol açabildiğini ifade eden Özkaya, hayatta kalan hastalarda ise uzun süreli yorgunluk ve sinir sistemiyle ilgili kalıcı sorunlar görülebildiğinin altını çizdi. "Aşı ve tedavisi yok" Nipah virüsüne karşı onaylanmış bir aşı veya özel bir tedavi bulunmadığını belirten Prof. Dr. Özkaya, tedavinin destekleyici bakım şeklinde uygulandığını söyledi. Ağır vakalarda solunum desteği gerekebileceğini ifade eden Özkaya, virüsün yüksek ölüm oranı ve salgın potansiyeli nedeniyle küresel ölçekte yakından takip edildiğini belirtti. Prof. Dr. Özkaya, alınacak en önemli önlemin hayvandan insana bulaşma riskini azaltmak ve enfekte kişilerle temas sırasında enfeksiyon kontrol önlemlerine titizlikle uymak olduğunu sözlerine ekledi.
Op. Dr. Elif Melike Genç Özcan: "Serviks kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor"
31 Ocak 2026 Cumartesi - 10:49 Op. Dr. Elif Melike Genç Özcan: "Serviks kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor" Bozüyük Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Elif Melike Genç Özcan, Serviks (Rahim Ağzı) kanseri hakkında açıklamada bulundu. Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında açıklamalarda bulunan Bozüyük Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Elif Melike Genç Özcan, serviks kanseri hakkında önemli bilgiler verdi. Op. Dr. Elif Melike Genç Özcan, "Serviks kanseri, rahmin vajinaya açılan alt kısmı olan rahim ağzı dokusundan gelişen bir kanser türüdür. Genellikle uzun bir kanser öncesi dönemden sonra ortaya çıkar ve bu dönemde çoğu zaman herhangi bir belirti görülmez. Tarama testleri sayesinde erken tanı konulabilir. Erken evrede tanı alan kadınlarda 5 yıllık sağkalım oranı yaklaşık yüzde 92’dir. HPV çok yaygın bir virüstür ve çoğu kişide herhangi bir sağlık sorununa yol açmaz. Ancak yüksek riskli HPV tipleriyle gelişen kalıcı enfeksiyonlar serviks kanserinin en önemli nedenidir. Ülkemizde vakaların yaklaşık yüzde 70’i HPV tip 16 ve 18 ile ilişkilidir" dedi. Türkiye’de Ulusal Serviks Kanseri Tarama Programı kapsamında 30-65 yaş arası kadınların 5 yılda bir ücretsiz HPV-DNA testi ile tarandığını hatırlatan Özcan, "HPV testi sırasında rahim ağzından küçük bir sürüntü örneği alınır. İşlem kısa sürer, genellikle ağrısızdır ve anestezi gerektirmez. Tarama hizmetleri aile sağlığı merkezleri, KETEM’ler, sağlıklı hayat merkezleri ve mobil tarama araçları aracılığıyla ücretsiz olarak sunulmaktadır" diye konuştu. "Serviks kanserinden korkmayın, geç kalmaktan korkun" Serviks kanserinin erken dönemlerinde genellikle belirti vermediğini vurgulayan Op. Dr. Elif Melike Genç Özcan, "İleri dönemlerde cinsel ilişki sonrası kanama, adet dışı kanama, menopoz sonrası kanama, kötü kokulu vajinal akıntı ve pelvik ağrı gibi şikayetler görülebilir. Bu tür belirtiler yaşayan kadınların vakit kaybetmeden hekime başvurması gerekir. Serviks kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Düzenli tarama yaptırmak, HPV aşısı olmak ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları büyük önem taşır. Serviks kanserinden korkmayın, geç kalmaktan korkun. Kanserde erken teşhis hayat kurtarır" sözleriyle tamamladı.