SAĞLIK - 01 Şubat 2026 Pazar 09:18

Üzerine kaynar su dökülen bebeğin vücudunun yüzde 27’si yandı

A
A
A
Üzerine kaynar su dökülen bebeğin vücudunun yüzde 27’si yandı

İstanbul’da kaynar suyun üzerine devrilmesi sonucu 20 aylık bebeğin vücudunun yüzde 27’sinde yanık meydana geldi. Hastasının duruma ilişkin konuşan Doç. Dr. Mehmet Arpacık, "Evde sıcak su dökülmesi sonrası yüzde 27 oranında 2’nci derece yanık, tüm yanıkların yaklaşık yarısını çocuk yanıkları ve büyük çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturuyor. Önlemler almamız lazım" dedi.


İstanbul’un Güngören ilçesinde yaşayan ailenin, 20 aylık bebeğinin üzerine iddiaya göre 23 Aralık günü evde ailesiyle olduğu sırada su ısıtıcısındaki kaynar su döküldü. Olay sonrası hemen yakındaki bir hastaneye götürülen minik bebek, ilk müdahalenin ardından Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yanık ve Tedavi Merkezi’ne yönlendirildi. 14 yataklı, birçok hastaya şifa olan merkezde yapılan incelemelerde bebeğin çoğunluğu kolları ve bacaklarında olmak üzere vücudunun yaklaşık yüzde 27’sinin yandığı belirlendi. Burada gerçekleştirilen tedavinin ardından bebek taburcu edilirken Yanık Merkezi Sorumlusu, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Arpacık hastasının durumu ve yanık vakalarına ilişkin bilgi verdi.



"Yüzde 80-90’ı konservatif tedavi dediğimiz kremlerle, yanık örtüleriyle, pansumanlarla düzeldi"


Yanık Merkezinin 2020 yılında, pandemi döneminde 14 yataklı olarak açıldığını belirten Doç. Dr. Mehmet Arpacık, "10 yatağı 3’üncü düzey, yoğun bakım özelliğinde, 4 yatak da normal servis yatağı. 1 uzman, 2 pratisyen hekim, toplam 19 hemşire ve 5 personel, 1 sekreterle yaklaşık 5 yıldır yanık hastalarına hizmet veriyoruz. Hastamız yaklaşık 2 yaşında, evde sıcak su dökülmesi sonrası yüzde 27 oranında 2’nci derece yanıkla bir başka hastaneye başvurmuş. Oradan hastanemize getirdiler. Yanık alanlarının yaklaşık yüzde 80-90’ı konservatif tedavi dediğimiz kremlerle, yanık örtüleriyle, pansumanlarla düzeldi. Sıcak sıvı yanıkları genellikle 2’nci derece yanıklardır" şeklinde konuştu.



"Tüm yanık vakalarının yaklaşık yarısı çocuk, önlememiz lazım"


Yanık vakalarının büyük çoğunluğunu çocukların oluşturduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Arpacık, sözlerine şöyle devam etti:


"Dünyada da öyle aşağı yukarı Türkiye’de de tüm yanıkların yaklaşık yarısını çocuk yanıkları oluşturuyor. Bunların da büyük çoğunluğunu 5 yaş altı çocuklar oluşturuyor. 5 yaş altındaki çocukların yüzde 90’dan fazlası evde ve önlenebilir ev kazaları sonucu olan yanıklardır. Çocuk yanıklarını önlemek için önlemler almamız lazım. Medyaya hem sosyal medyaya hem ailelere hem eğiticilere çok önemli görevler düşüyor. Çocukların tek başına mutfağa alınmamasını özellikle öneriyoruz. Yapılan çalışmalar bunu gösteriyor; yanıkların birçoğu mutfakta veya yemek yenen, çay içilen yerlerde oluyor. Mümkünse 5 yaş altındaki çocukların ebeveynleri evde; masanın, sehpanın üzerine sıcak sıvıları, sıcak yemekleri koymasın. Eğer yanık alanı çok fazla değilse öncelikle 10-15 dakika akan musluk suyunun altına tutmalarını istiyoruz. Çok soğuk bir su, buz değil, oda sıcaklığında akan suyun altında tutmalarını istiyoruz. Bu ne yapıyor; oradaki ısıyı azaltıp yanığın derinleşmesini engelliyor. Temiz bir örtü üzerine örtüp en yakın sağlık kuruluşuna mümkünse bir çocuk yanık merkezine başvurmalarını rica ediyoruz."



Üzerine kaynar su dökülen bebeğin vücudunun yüzde 27’si yandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adana Adana’da bayram sofralarının vazgeçilmezi içli köfte mesaisi başladı Adana’nın Kozan ilçesinde kadınlar, yaklaşan Ramazan Bayramı öncesi bayram sofralarını süsleyecek yöresel lezzetler için hazırlıklara başladı. İlçede özellikle bayram sofralarının vazgeçilmezlerinden olan İçli köfte, kadınların imece usulü çalışmasıyla evlerde büyük bir özenle hazırlanıyor. Kozan’da kadınlar, günler öncesinden bir araya gelerek kentim yöresel lezzetlerinden içli köfte yapımı için hazırlıklara başladı. Zahmetli ve ince işçilik gerektiren içli köfte, kadınlar tarafından titizlikle hazırlanıyor. İki farklı bulgur çeşidinin kullanıldığı içli köftenin hamuru uzun uğraşlarla hazırlanırken, iç harcı ise kıyma, kuyruk yağı ve baharatlarla lezzetlendiriliyor. Kadınlar, gün boyu süren hazırlıkların ardından hazırlanan içli köfteleri bayramda misafirlerine ikram etmek için saklıyor. "Çok ince işçiliği var" İçli köfte hazırlayan kadınlardan Atike Solmuşgül, bu geleneğin yıllardır sürdüğünü belirterek, "İftar ve bayram sofralarımızın vazgeçilmezidir. İnce bulgur ve setik dediğimiz bulguru kullanırız. İç harcında kıyma, kuyruk yağı, salça ve baharat olur. Gün boyu süren bir hazırlık gerektirir. Çok ince işçiliği vardır" dedi. "Kalabalık aile sofralarında vazgeçilmezdir" Kadınlardan Sevda Ersin ise imece usulü hazırlık yaptıklarını belirterek, "Yöresel olarak misafirlerimiz için hazırlıyoruz. Özellikle tadını bilmeyenlere ikram ediyoruz. Kalabalık aile sofralarında vazgeçilmezdir. Ailede çalışan ya da yapamayanlar için de hazırlıyoruz" diye konuştu.
Mersin Limonda hasat sonu: Kadınların yoğun mesaisi sürüyor Türkiye’nin limon deposu Mersin’in Erdemli ilçesinde hasat sonuna yaklaşılırken, yüzde 70’ini kadınların oluşturduğu ayrıştırma ve paketleme tesislerinde mesailer yoğunlaştı. Türkiye’de yaş sebze ve meyve üretiminde önemli bir yere sahip Mersin’de limon hasadının sonuna gelindi. Limon deposu olarak bilinen Erdemli ilçesinde hem hasatta hem de tesislerdeki ayrıştırma ve paketleme de binlerce tarım işçisi çalışıyor. Eylül ayı ile birlikte hasadın başladığı bölgede Mart ayında sezon bitme aşamasına geliyor. Toplanan limonlar iç ve dış piyasaya satılırken, önemli bir bölümü de yazın tüketilmek için soğuk hava depolarına alınıyor. Binlerce ailenin ekmek yediği limonun yetiştirilmesinden, hasadına, ayrıştırmasından paketlemesine kadar ki bölümde çalışanların yüzde 70’ini ise kadınlar oluşturuyor.Geçen yıl sezonda bahçede kilogramı 5 ile 10 TL olan limon, bu sene 35 ile 50 TL arasında alıcı buldu. "Bir çok ülkeye ihraç ediliyor" Limon deposu Mersin’de hasat sonuna geldiklerini belirten üretici esnaflardan Murat Topal, son hasatların yapıldığını ancak tesislerde yoğun mesainin sürdüğünü söyledi. Topal," Hasat edilen depoya alınan ürünler tesiste tek tek ayrıştırılıp başta yurt içinde İstanbul’dan Diyarbakır’a Van’dan Ankara’ya kadar yurdun her yerine gönderiliyor.Bunun yanı sıra Balkanlar’dan Rusya’ya ve Orta Doğu‘ya bir çok ülkeye ihraç ediliyor" dedi. Bölgede yaklaşık 1 milyon ton limon üretimi yapıldığına dikkat çeken Topal, Mersin’in Türkiye’de limon üretiminde birinci sırada yer aldığının altını çizdi. Kadınların üretimdeki önemine de vurgu yapan Topal," Limon üretiminde dalından sofraya kadar olan süreçte kadınlar yoğun mesai harcıyor. Narenciye paketleme fabrikalarında çalışan ve istihdam ettiğimiz personelin yüzde 70’i kadınlardan oluşuyor" diyerek sözlerini tamamladı. Limon hasadı yapan kadınlar, artık son bahçelere girdiklerini yaklaşık 10-15 gün daha kesim işleri yapacaklarını söyledi. Limon ayrıştırma ve paketleme de çalışan kadınlarda, bölgedeki her evden bir kadının mutlaka üretimde yer aldığını söyledi. Kadınlar," Ailemizi, çocuklarımızı geçindirmek kolay değil. Kadınlar olarak üretimde yer alıp çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.
Malatya Kayısıda kritik bakım dönemi başladı Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, kayısı ağaçlarında tomurcukların kabarma dönemine girildiğini belirterek üreticilere doğru zamanda bakım ve ilaçlama yapılması uyarısında bulundu. Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan kayısı üretiminde mevsimsel olarak önemli bir döneme girildiğini belirterek özellikle tomurcukların şişme ve çiçeklenme sürecinin başlamasıyla birlikte bahçe bakımlarının büyük önem taşıdığını söyledi. Üreticilerin bakım ve ilaçlama dönemleri konusunda Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından yapılan bilgilendirmeleri yakından takip etmeleri gerektiğini ifade eden Özcan, süreçte doğru zamanda yapılacak uygulamaların ürün kalitesini doğrudan etkilediğini kaydetti. Kayısıda tomurcuk kabarma döneminin ardından çiçeklenme ve meyve bağlama sürecinin başlayacağını belirten Özcan "Önümüzdeki yaklaşık iki aylık süreç kayısı üretimi açısından en kritik dönemlerden biri. Bu süreçte rutin bakımların doğru zamanda yapılması ve ilaçlamaların zamanında gerçekleştirilmesi gerekiyor" dedi. Yaş kayısı ihracatında en önemli sorunlardan birinin ilaç kalıntıları olduğunu belirten Özcan, üreticilerin ruhsatlı ilaçları ziraat mühendislerinin denetiminde ve yetkili bayilerden temin etmeleri gerektiğini söyledi. Kontrolsüz ve zamansız ilaç kullanımının kayısıya faydadan çok zarar verebileceğini kaydeden Özcan, özellikle pestisit kalıntılarının ihracatta sorun oluşturduğunu ifade etti. Düşük rakımlı bölgelerde çiçeklenmenin Mart ayı ortalarında başlayabileceğini aktaran Özcan, Doğanyol, Kale ve Eski Malatya bölgelerinde tomurcukların kabarmaya başladığını söyledi. Geceleri havanın kısmen soğuk seyrettiğini buna paralel gündüz sıcaklıklarının ise artmaya başladığını kaydeden Özcan, üreticilerin bakım süreçlerini iklim şartlarını dikkate alarak yürütmeleri gerektiğini ifade etti. Nisan ayının ortalarından itibaren meyve oluşumunun belirginleşmesini beklediklerini belirten Ramazan Özcan yeni sezonda iyi bir rekolte hedeflediklerini ifade ederek, "Bu yıl hem kuru kayısı hem de yaş kayısı ihracatında hedeflerimiz yüksek. 100 bin ton ihracat hedefimizin üzerine çıkmayı planlıyoruz" diye konuştu.
Diyarbakır Diyarbakır’da kolon kanserine dikkat çekmek için sunumlar gerçekleştirildi Diyarbakır’da Memorial Hastanelerinde kolon kanserine dikkat çekmek için sunumlar yapıldı. Memorial Diyarbakır ve Memorial Dicle Hastanesinde düzenlenen etkinliklere hastane yöneticileri, doktorlar, çalışanlar ve vatandaşlar katıldı. Konferans salonunda yapılan konuşmalarda kolon kanserinin dünyada en sık görülen üçüncü kanser türü olduğuna dikkat çeken doktorlar, hastalığın gelişim süreci ve korunma yolları hakkında detaylı sunumlar yaptı. Sunumların ardından açıklamalarda bulunan Memorial Sağlık Grubu Direktörü Abdurrahman Aktaş, mart ayının kolon kanseri farkındalık ayı olduğunu söyledi. Bunun rengi olarak da maviyi, gökyüzünün ve denizin mavisini seçerek hayata ve canlılığa vurgu yaptıklarını belirten Aktaş, çünkü erken teşhise en fazla olumlu yanıt veren kanser türlerinden biri kolon kanseri olduğunu dile getirdi. Aktaş, Memorial olarak sadece sağlığın tedavi edici yönünü değil, aynı zamanda kitlelerde sağlık farkındalığının, sağlık okuryazarlığının ve bilinçlenmenin de oluşmasına dair sorumluluk gördüklerini belirterek, "Her ne kadar bugünlerde deniz ve gökyüzü maviliğinden savaşlarla bir renk kaybetmiş olsa da insanımızın rengi sağlıkla buluşup erken teşhisle hayata bağlansın diyoruz" dedi. Gastroenteroloji Uzm. Doç. Dr. Nurettin Tunç ise kolon kanserinin dünyada en sık görülen üçüncü kanser ve dünyada kansere bağlı ölümlerin en sık ikinci sebebi olduğuna değinerek, "Dünyada en sık ölüm sebebi meme kanseri iken, ikincisinde kolon kanseri var. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Gastroenteroloji Derneği’nin önerileriyle 45 yaşını geçen her vakada bu açıdan kolonoskopi taraması önerilmekte. Şuna dikkat çekmek istiyorum; özellikle hiçbir şikayeti olmayan hastalarda da tarama amacıyla kolonoskopi tetkiki önermekteyiz" diye konuştu. Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzm. Musluh Hakseven de, mart ayının kolon kanseri farkındalık ayı olduğunu, bu kapsamda ülke genelinde ve dünya genelinde çeşitli etkinlikler yapıldığını kendilerinin de bu kapsamda kendi hastalarıyla farkındalık toplantısı gerçekleştirdiklerini kaydetti. Hakseven, "Kolon kanseri yaşı gittikçe küçülmekte. Eskiden 50 yaşında taramaya başlarken, şu an kolon kanseri için tarama yaşı 45’e çekildi. Dolayısıyla gittikçe artan bir hastalık yüküyle karşı karşıyayız. Bizim elimizdeki en önemli silah da bunu erken tespit etmek. Hastalık bulgu verdiğinde, semptom başladığında; şişkinlik, kanama gibi şikayetler ortaya çıktığında artık gecikmiş oluyoruz. Bu nedenle erken dönemde mutlaka tarama yapmak gerekiyor. Hiçbir şikayet olmasa bile kolonoskopi yapılması lazım. Ailede kanser öyküsü varsa, kanser öyküsü olan hastanın kardeş ve anne-babasında taramayı özellikle o hastanın tanı yaşından 10 yıl öncesine kadar indirmek gerekiyor. Bazen sendromik durumlar da olabiliyor, ırsi durumlar gibi. Bu durumlarda taramalar 25-30 yaşlarına kadar başlayabiliyor. Dolayısıyla tarama burada en hayat kurtarıcı şey" şeklinde konuştu.