SAĞLIK
MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi’nde Robotik Cerrahi dönemi başladı 13 Mart 2026 Cuma - 17:43:49 Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nde ileri teknolojiye sahip Da Vinci X Robotik Cerrahi Sistemi hizmete alındı. Sistemle birlikte hastanede minimal invaziv (kapalı) cerrahi uygulamaları ileri teknoloji desteğiyle yapılmaya başlandı. Kurulan sistem sayesinde MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Türkiye’de robotik cerrahi teknolojisini aktif olarak kullanan 10. kamu üniversite hastanesi olurken, Manisa da Da Vinci robotik cerrahi sistemi bulunan 12. il olarak robotik cerrahi altyapısına sahip şehirler arasına girdi. Robotik cerrahi teknolojisi sayesinde Manisa ve çevre illerde yaşayan hastalar, ileri teknoloji ile gerçekleştirilen kapalı ameliyatlara artık kendi bölgelerinde ulaşabilecek. Yüksek hassasiyetle gerçekleştirilen bu operasyonlar; daha küçük kesiler, daha az kan kaybı, hastanede daha kısa kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor. Sistem başta üroloji, genel cerrahi ile kadın hastalıkları ve doğum branşları olmak üzere birçok cerrahi alanda kullanılabilecek. Böylece hastanenin ileri cerrahi teknoloji kapasitesi güçlenirken, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesi de daha üst seviyeye taşınacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MCBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, robotik cerrahi sisteminin üniversite hastanesi için önemli bir adım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hafsa Sultan Hastanesinde ilk kez uygulanan robotik cerrahi yöntemiyle böbrek alma ameliyatı (nefrektomi) başarıyla gerçekleştirildi. Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve yüksek hassasiyet sağlayan bu ileri teknoloji artık Manisa’nın hizmetinde. Emeği geçen tüm sağlık ekibimizi kutluyoruz. Robotik cerrahi sisteminin hizmete alınması hem sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran hem de üniversitemizin bilimsel ve teknolojik altyapısını güçlendiren önemli bir yatırımdır. Bu altyapı aynı zamanda tıp fakültemizde yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır. Sürecin başından itibaren destek veren AK Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekilimiz Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu’na şehrimiz ve üniversitemiz adına teşekkür ediyorum."
13 Mart 2026 Cuma - 17:33 Selçuk Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen programda öğretim üyelerine cübbe giydirildi, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan akademisyenler ödüllendirildi. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesinin Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacağını söyledi. Sultan Alparslan Kültür Merkezinde düzenlenen programda akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrenciler bir araya geldi. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, üniversitenin sağlık alanındaki gelişimine dikkat çekti. Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri ile 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesi, Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacak" dedi. Rektör Prof. Dr. Yılmaz, ayrıca mevcut hastanede sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında 5 yeni ameliyathane, preoperatif polikliniği, yeni laboratuvar binası, çocuk ve yetişkin kan alma ünitesi, fizik tedavi polikliniği ve sterilizasyon ünitesinin hizmete alındığını kaydetti. 18 yataklı modern günübirlik servis, yeni onkoloji polikliniği, radyasyon onkolojisi ünitesi ile radyoloji görüntülüme sistemine yönelik de çalışmalarının sürdüğünü aktardı. 2025 yılında hastanede yaklaşık 1,5 milyon poliklinik hizmeti verildiğini ifade eden Yılmaz, "Elbette bu başarı tesadüf değildir. Bu başarı; hekimlerimizin emeğinin, sağlık çalışanlarımızın fedakarlığının ve akademisyenlerimizin bilimsel gayretinin bir sonucudur" diye konuştu. Programa katılan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan bir görev olduğunu belirterek "Hekimlik; yalnızca bir meslek değil, insanın en zor anında yanında olmayı gerektiren büyük bir sorumluluktur. İnsanların duasını almak, acılarını dindirmek ve hayatlarına dokunabilmek hekimliğin en kıymetli yönüdür" dedi. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin ise 14 Mart Tıp Bayramı’nın tarihi arka planına değinerek tıp eğitiminin Osmanlı’dan günümüze uzanan gelişimini anlattı. Programda konuşmaların ardından bilimsel çalışmalarda en yüksek puanları alan öğretim elemanlarına ve ödüle değer görülen akademisyenlere teşekkür belgeleri takdim edildi. Profesör ve doçent ünvanı alan öğretim üyelerine cübbe giyme merasiminin de gerçekleştirildiği programda, 2024 - 2025 Eğitim Öğretim Yılı Gelişim Sınavı birincileri ile dönem birincilerine de teşekkür belgesi verildi. Programa Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Ak, Genel Sekreter Mustafa Karakışla, Konya İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri, İlaç ve Tıbbi Cihaz Hizmetleri Başkanı Prof. Dr. Emre Korkut da katıldı.
13 Mart 2026 Cuma - 17:01 Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Çebi, sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutladı Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle ilçede faaliyet gösteren hastane ve sağlık merkezlerini ziyaret etti, sağlık çalışanlarının Tıp bayramını kutladı. Büyükçekmece Belediyesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da sağlık çalışanlarının fedakarlıklarını unutturmamak ve günlerini kutlamak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenledi. Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle Büyükçekmece Belediye Meclis Üyesi Mustafa Büyükyılmaz, Büyükçekmece Belediyesi Koordinatörü Seçkin Özdemir ile birlikte ilçe genelinde faaliyet gösteren devlet hastaneleri, özel sağlık kuruluşlarını ziyaret etti. Hastanelerin başhekimleri tarafından karşılanan Başkan Vekili Çebi ve berberindeki heyet doktor, hemşire ve sağlık görevlilerine çiçek takdim ederek, günlerini kutladı. "İnsanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar" Sağlık alanında hizmet veren her sağlık çalışanının toplumlar için büyük bir önem taşıdığını belirten Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, "İnsan sağlığını ve yaşam hakkını koruyan, her koşulda sorumluluğunun bilincinde olan hekimlerimiz ve tüm sağlık personelimiz, gece gündüz demeden insanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar. Bu vesileyle hayatımızın her anında yanımızda olan ve kendilerine çok şey borçlu olduğumuz hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyor; tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum" dedi.
Ağrısız bir dünya için Manisa’dan küresel mesaj
02 Şubat 2026 Pazartesi - 13:39 Ağrısız bir dünya için Manisa’dan küresel mesaj Tüm kıtalarda eş zamanlı olarak tek günlük düzenlenen ve Türkiye’de 3 ilde gerçekleştirilen 3. Dünya Rejyonel Anestezi ve Ağrı Tedavisi Günü programlarından biri, Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nin ev sahipliğinde Manisa’da gerçekleştirildi. MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen program, ’Ağrısız Bir Dünya için El Ele Kampanyası’ kapsamında Türkiye’de İstanbul, Ankara ve Manisa’da eş zamanlı olarak gerçekleştirildi. Manisa’daki toplantı, Yunusemre ilçesinde bulunan Elginkan Vakfı Eğitim Salonu’nda yapıldı. Tek günlük toplantı hakkında açıklamalarda bulunan MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu, kendisinin Rejyonel Anestezi Derneği’nin eski başkanlarından biri olduğunu belirterek, derneğin koordinasyonunda tüm dünya genelinde eş zamanlı olarak 3. Dünya Rejyonel Anestezi ve Ağrı Tedavisi Günü kursunun düzenlendiğini söyledi. Türkiye’de yapılan 3 ilden biri Manisa Kursun tüm kıtalarla birlikte Türkiye’de Manisa, İstanbul ve Ankara’da eş zamanlı olarak yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Topçu, "Bugün ağrısız bir dünya için el ele kampanyasını yürüten Avrupa’daki dernek ve bununla birlikte 5 kıtanın dernekleri tarafından 80’in üzerinde ülke, 200’ün üzerinde şehir ve 15 binin üzerinde katılımcıyla küresel bir kampanya gerçekleştiriyoruz. Ağrı konusunda adeta bir eğitim seferberliği yapıyoruz. Bizim toplantımıza bugün 120’ye yakın ağrı ile ilgilenen doktor katılıyor. Sabah teorik dersler, öğleden sonra ise mankenler üzerinde uygulamalı olarak ağrı tedavisine yönelik girişimleri öğrenecekler." dedi. Böylesine önemli bir bilimsel etkinliğe Manisa’da ev sahipliği yapmanın kendileri için gurur verici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Topçu, "Şu an Ege ve Marmara bölgelerinden çok sayıda öğretim üyesi ve araştırma görevlisi hekim burada. Katılımcılar bilgi ve deneyimlerini artırmaya çalışıyor. Bilimsel etkinliğin kapsamı; rejyonel yani bölgesel anestezi ile hastaları uyutmadan ameliyata hazır hale getirme yöntemlerinin öğretilmesi esasına dayanıyor. Bunun yanında kronik ağrıların tedavi yöntemleri de ele alınıyor. En yeni gelişmeler ve güncel uygulamalar paylaşılıyor. Hem teorik hem de pratik anlamda yoğun ve heyecan verici bir eğitim programı." diye konuştu.
Tatvan Devlet Hastanesi’nde uyku laboratuvarı hizmete açıldı
02 Şubat 2026 Pazartesi - 12:57 Tatvan Devlet Hastanesi’nde uyku laboratuvarı hizmete açıldı Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan ‘Uyku Laboratuvarı’ hizmet vermeye başladı. Uyku bozukluklarının tanı ve tedavisinde bölge halkına daha erişilebilir ve nitelikli sağlık hizmeti sunulmasının hedeflendiği belirtilirken, laboratuvarın teknik altyapı ve tıbbi donanım çalışmalarının tamamlanmasının ardından faaliyete geçtiği ifade edildi. Uyku laboratuvarında yürütülecek tıbbi süreçler hakkında bilgi veren Nöroloji Uzmanı Uz. Dr. Çağla Tomris, uyku hastalıklarının multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Uz. Dr. Tomris, "Uyku laboratuvarları; uyku sırasında solunum, kalp ritmi ve beyin aktiviteleri gibi fizyolojik süreçlerin eş zamanlı olarak izlendiği bilimsel değerlendirme alanlarıdır. Uyku apnesi, huzursuz bacak sendromu, narkolepsi ve parasomni gibi hastalıkların tanı ve tedavisi bu merkezlerde yapılmaktadır. Amacımız, hastaların uyku kalitesini objektif verilerle değerlendirmek ve buna uygun bir tedavi planı oluşturmaktır" dedi. Tatvan Devlet Hastanesi’nde uyku laboratuvarının hizmete girmesiyle birlikte horlama şikâyeti olan, uykuda nefes durması yaşayan ya da genel uyku problemleri bulunan hastaların başvuruda bulunabileceğini belirten Tomris, tetkik sürecine ilişkin şu bilgileri verdi: "Uyku şikâyetiyle başvuran hastalar için en az 8 saatlik uyku tetkiki planlıyoruz. EEG elektrotlarıyla beyin aktivitelerini, EMG elektrotlarıyla kas ve hareket aktivitelerini takip ediyoruz. Aynı zamanda solunum ve kardiyak aktiviteleri, hastanın uyku pozisyonlarıyla birlikte grafikler eşliğinde izliyoruz." Elde edilen tüm verilerin bilgisayar destekli sistemler aracılığıyla değerlendirildiğini ifade eden Tomris, hesaplanan indeksler doğrultusunda uyku apnesi ve uykuda periyodik hareket bozukluğu gibi hastalıkların tespit edilerek kişiye özel tedavi sürecinin planlandığını söyledi.
Uzmanı anlattı: Fonksiyonel tıp yol haritası çizer
02 Şubat 2026 Pazartesi - 12:12 Uzmanı anlattı: Fonksiyonel tıp yol haritası çizer Fonksiyonel tıpın kişinin hikayesini merkeze alan bir yaklaşımı temsil ettiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yunus Coşkun, "Herkese aynı diyet listesi veya aynı tetkik paketleri uygulanmaz. Bunun yerine vücutta sorunlara yol açan temel mekanizmalara odaklanılır" dedi. Fonksiyonel tıp, hastalıklara sadece tanı üzerinden bakmak yerine kişiyi bir bütün olarak değerlendiren ve sorunun kökenine inmeyi amaçlayan bir sağlık yaklaşımı olarak tanımlanıyor. Özellikle son yıllarda daha sık gündeme gelen bu yaklaşım, belirsiz kalan ve çoğu zaman göz ardı edilen şikayetlerin nedenlerini anlamaya odaklanıyor. Kimi zaman yapılan tetkiklerde ciddi bir hastalık tespit edilmese bile dile getirilen yakınmalar bireyin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebiliyor. Konu hakkında önemli bilgiler veren Medline Adana Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yunus Coşkun, "Fonksiyonel tıp, birkaç cümlelik tanılarla yetinmeyip kişinin hikayesini merkeze alan bir yaklaşımı temsil eder. Burada amaç hastaya özel bir iyilik hali sağlamaktır" dedi. Hasta bütün olarak ele alınıyor Fonksiyonel tıpın hastalığı yalnızca bir tanı başlığı altında değerlendirmek yerine kişiyi bir bütün olarak ele alan ve bilimsel temellere dayanarak kişiye özel planlamayı merkeze koyan bir klinik yaklaşım olduğunu kaydeden Dr. Coşkun, "Bu anlayışta temel soru yalnızca ‘Hangi hastalık var?’ değildir. Aynı zamanda ‘Bu durum neden ortaya çıktı?’ ve ‘Günlük yaşamda nelerin değişmesi gerekiyor?’ sorularına da yanıt aranır. Çünkü aynı tanıya sahip iki kişinin beslenme alışkanlıkları, stres yükü, uyku düzeni ve metabolik yapısı gibi unsurlar birbirinden tamamen farklı olabilir. Fonksiyonel tıpta ilk değerlendirme, klasik bir muayeneden daha kapsamlıdır. Tetkik sonuçlarda elde edilen veriler doğrultusunda vücutta en fazla etki oluşturan temel sorun alanları belirlenir. Bunun yanı sıra kişinin uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, gün içindeki enerji dalgalanmaları, stres düzeyi, fiziksel aktivite durumu ve sindirim sistemiyle ilgili yakınmaları ayrıntılı şekilde ele alınır. Gerektiğinde ilaç düzenlemeleri ve bilimsel kanıta dayalı vitamin-mineral destekleri bu sürece eklenir. Ardından, tüm bu adımlar düzenli takip randevuları ve ölçülebilir hedeflerle izlenir" diye konuştu. "Herkese aynı diyet listesi veya aynı tetkik paketleri uygulanmaz" Bu yaklaşımın olağanüstü çözümler vaat etmediğinin altını çizen Coşkun, "Tek bir testle ya da tek bir takviye ile her şeyin düzeleceğini iddia etmez. Herkese aynı diyet listesi veya aynı tetkik paketleri uygulanmaz. Bunun yerine vücutta sorunlara yol açan temel mekanizmalara odaklanılır. İnsülin direnci, kronik inflamasyon, uyku ve stres dengesi, hormon sistemi, bağırsak sağlığı ve mikro besin eksiklikleri bu sürecin önemli başlıkları arasında yer alır. Gerekli görülen durumlarda çevresel faktörler ve yaşam şartları da değerlendirmeye dahil edilir. Fonksiyonel tıp yaklaşımı; kronik yorgunluk, uyku bozuklukları, insülin direnci, kilo yönetimi sorunları, hashimoto dahil olmak üzere tiroid hastalıkları, bağırsak problemleri, vitamin ve mineral eksiklikleri, karaciğer yağlanması, trigliserid yüksekliği ve hipertansiyon gibi yaygın sağlık sorunlarında destekleyici bir yol haritası sunmak için devreye girer. Bunun yanı sıra ailesinde kalp-damar hastalığı öyküsü bulunan bireylerde, kardiyometabolik risklerin daha ayrıntılı değerlendirilmesine de imkan tanır" ifadelerini kullandı.
"Zor Vakalar, Canlı Çözümler"
02 Şubat 2026 Pazartesi - 11:04 "Zor Vakalar, Canlı Çözümler" Samsun Şehir Hastanesinde düzenlenen "Zor Vakalar, Canlı Çözümler" toplantısına Karadeniz Bölgesi başta olmak üzere farklı şehirlerden 100’ün üzerinde hekim katılırken, canlı yayınlanan zorlu vakalar üzerinden güncel tedavi yöntemleri ele alındı. Samsun Şehir Hastanesinde kardiyoloji alanında "Zor Vakalar, Canlı Çözümler" başlıklı bilimsel toplantı gerçekleştirildi. Toplantı kapsamında Samsun Şehir Hastanesi anjiyografi laboratuvarında 4 zorlu vaka ele alındı. Gerçekleştirilen girişimler, canlı yayınla hastanenin konferans salonuna aktarılarak Karadeniz Bölgesi’nin farklı illerinden toplantıya katılan hekimlere sunuldu. Canlı yayın sırasında vakalar üzerinden değerlendirmeler yapılarak tedavi süreçleri tartışıldı. Günün sonunda ele alınan 4 vakanın da başarıyla tamamlandığı belirtilirken, en güncel tedavi yöntemleri bölgedeki kardiyoloji hekimleriyle birlikte ele alındı. Toplantıya ilişkin açıklamalarda bulunan Samsun Şehir Hastanesi Kardiyoloji Klinik Sorumlusu ve Samsun Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Karagöz, bu tür toplantıların güncel tedavi yöntemlerini takip etmek isteyen hekimler için önemli bir rehber niteliği taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Karagöz, Samsun Şehir Hastanesini bölge halkına sağlık hizmeti sunan bir merkez olmasının yanı sıra, bilimsel ve eğitsel faaliyetlerin gerçekleştirildiği bir eğitim üssü haline getirmeyi hedeflediklerini ifade etti.
TVHB Başkanı Eroğlu: "Sulak alanların tahribi zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır"
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:49 TVHB Başkanı Eroğlu: "Sulak alanların tahribi zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır" Türk Veteriner Hekimleri Birliği (TVHB) Başkanı Ali Eroğlu, "Göçmen kuşların mola alanı olan sulak alanların tahribi, kuş gribi, Batı Nil virüsü ve benzeri zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır" dedi. TVHB Başkanı Eroğlu, sulak alanların tahribinin toplum sağlığını tehdit etmesi ile ilgili bir açıklama yayımladı. Eroğlu, göçmen kuşların da mola alanı olan sulak alanların tahribine dayalı, kuş gribi, Batı Nil virüsü ve benzeri zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkıp yayılma riskinin arttığını açıkladı. "Sulak alanların tahribi zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır" Ali Eroğlu, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 2 Şubat, 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar (Ramsar) Sözleşmesi’nin kabul edildiği güne atfen Dünya Sulak Alanlar Günü olarak ilan edilmiştir. Türkiye’nin de taraf olduğu sözleşmeyi 172 ülke imzalamıştır. Sulak alanlar; dünyamızın biyolojik çeşitliliğinin korunması, iklim dengesinin sürdürülebilirliği ve su kaynaklarının devamlılığı açısından hayati öneme sahip doğal ekosistemlerdir. Bu alanlar yalnızca çok sayıda canlı türü için yaşam alanı oluşturmakla kalmamakta; suyun doğal filtrasyonu, taşkınların dengelenmesi, karbon tutumu, mikroklimanın düzenlenmesi ve ekosistem sürekliliğinin sağlanması gibi hayati işlevleri de yerine getirmektedir. Ancak son yıllarda hızlanan kentleşme, plansız arazi kullanımı, kontrolsüz tarımsal faaliyetler, endüstriyel kirlilik ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle sulak alanlarımız ciddi baskı altındadır. Sulak alanların kirlenmesi ya da yok olması, yaban hayatındaki hassas dengeyi bozarak yabani türlerin insan ve evcil hayvanlarla temasını artırmakta; bu durum halk sağlığı açısından önemli biyolojik riskler doğurmaktadır. Özellikle göçmen kuşların mola alanı olan sulak alanların tahribi, kuş gribi, Batı Nil virüsü ve benzeri zoonotik enfeksiyonların ortaya çıkma ve yayılma riskini artırmaktadır." "Ekosistemlerde meydana gelen bozulmalar, yeni risk alanları oluşturmaktadır" Sulak alanların aynı zamanda, antimikrobiyal dirençle mücadelede ’doğanın böbrekleri’ işlevini gördüğünü belirten Eroğlu, "Hayvansal ve tarımsal atıkların su kaynaklarına karışmasını engelleyen, patojen yükünü azaltan bu doğal filtrasyon sistemlerinin bozulması; dirençli mikroorganizmaların doğrudan çevreye ve gıda zincirine karışmasına zemin hazırlamaktadır. Sulak alanlar; hayvancılık, balıkçılık ve tarımsal üretim açısından stratejik öneme sahip olmasının yanı sıra, zoonotik hastalıkların izlenmesi, çevresel risklerin erken tespiti ve biyogüvenliğin sağlanması bakımından da kritik alanlardır. Bu ekosistemlerde meydana gelen bozulmalar, ekosistem dengesini zayıflatmakta ve toplum sağlığını tehdit eden yeni risk alanlarının oluşmasına neden olmaktadır" şeklinde konuştu. "Kamu kurumları, yerel yönetimleri duyarlı olmaya ve somut adımlar atmaya davet ediyoruz" ’Tek sağlık’ yaklaşımına değinen Eroğlu, "Veteriner hekimler; hayvan hastalıklarının kontrolü, yaban hayatının izlenmesi ve sulak alanlarda yaşayan canlıların sağlığının korunması süreçlerinde bilimsel ve kamusal sorumluluk üstlenmektedir. İnsan, hayvan ve çevre sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğunu esas alan ’tek sağlık’ yaklaşımı, sulak alanların korunmasında temel bir yol haritası niteliği taşımaktadır. Ülkemiz, uluslararası sözleşmeler kapsamında sulak alanların korunmasına yönelik önemli yükümlülükler üstlenmiş bulunmaktadır. Ancak mevcut tehditlerin boyutu dikkate alındığında; bu taahhütlerin sahaya etkin biçimde yansıtılması, koruma-kullanma dengesini esas alan, bilimsel temelli, şeffaf ve denetlenebilir politikaların kararlılıkla uygulanması gerekmektedir. Biyolojik çeşitliliğin korunması, ekosistem sağlığının sürekliliği ve doğal mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için sulak alanların korunması zorunludur. Türk Veteriner Hekimleri Birliği olarak; ilgili kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, meslek örgütlerini ve toplumu, sulak alanlarımızın korunması konusunda daha duyarlı olmaya ve somut adımlar atmaya davet ediyoruz" diye konuştu.
‘Gece terlemesi’ ciddi hastalıkların habercisi olabilir
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:11 ‘Gece terlemesi’ ciddi hastalıkların habercisi olabilir İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasemin Turgut Sezgin, gece terlemesinin çoğu zaman göz ardı edildiğini ancak önemli sağlık sorunlarının işareti olabileceğini söyledi. Gece uykusundan sonra sabahları yastık kılıfları ve çarşafları ıslatacak kadar yoğun terlemenin basit bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Büyük Anadolu Samsun Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Yasemin Turgut Sezgin, gece terlemesinin uyunan ortamdan bağımsız olarak ortaya çıkan aşırı terleme şeklinde tanımlandığını dile getirdi. Dr. Sezgin, "Gece terlemesi; uyunan odanın fiziksel koşullarından bağımsız olarak kişinin kıyafetlerini değiştirecek, yastık ve yatak kılıflarını ıslatacak kadar fazla terleme şeklinde olmasıdır. Uyku bozuklukları ve kullanılan bazı ilaçların gece terlemesine yol açabileceği gibi; lösemi ve lenfoma gibi kanser hastalıkları, verem ve brusella gibi enfeksiyon hastalıkları, kan şekerinin aşırı düşmesi veya yükselmesi, tiroit bezinin hızlı çalışması, böbrek üstü bezi tümörleri, menopoz ve diğer hormonal değişiklikler gece terlemesinin altında yatan nedenler arasında yer almaktadır. Gece terlemesi, uyku sırasında kişinin uykusunu bölecek kadar yoğun terleme ile kendini göstermektedir. Uzun süredir devam eden, tekrarlayan veya ateş, kilo kaybı, halsizlik gibi başka şikâyetlerle birlikte görülen gece terlemelerinin ihmal edilmemesi gerekmektedir. Tek başına bir hastalık olmayan gece terlemelerinin altta yatan nedenin doğru şekilde tespit edilmelidir. Basit ortam düzenlemeleri yeterli olmayabilir. Uzun süredir devam eden veya başka şikâyetlerle birlikte görülen gece terlemelerinde mutlaka uzman hekime başvurulmalıdır" dedi.
Uzmanından demir eksikliğine karşı beslenme önerisi
02 Şubat 2026 Pazartesi - 09:39 Uzmanından demir eksikliğine karşı beslenme önerisi Demirin hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklardan alınabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Kahvaltıda yumurta tüketmek hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemlidir. Yumurtanın içindeki demirden en iyi şekilde faydalanmak için yanına mevsiminde kapya biber, kivi, mandalina gibi besinleri tüketerek demir emilimini en üst düzeye çıkarabilirsiniz" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz demir eksikliğinin çabuk yorulma, halsizlik, baş dönmesi, odaklanma problemleri, çarpıntı, soluk beniz görünümü, saç dökülmesi ve tırnaklarda yıpranma gibi sorunlarla kendini gösterdiğini belirterek, "Bu belirtiler yoğun yaşandığında kişiler bunu iş temposunun yoğunluğu gibi nedenlerle olduğunu düşünebilirler. Ancak bu belirtiler, demir düşüklüğünü de işaret eder. Bunlardan emin olmanın tek yolu, bir doktora başvurmak ve gerekli kan tahlillerini yaptırmaktır" uyarısında bulundu. "Kırmızı et hayvansal, kuru baklagiller bitkisel kaynaklı demir sağlar" Demirin bağışıklık sistemi, kas fonksiyonları ve zihinsel performans üzerinde önemli rol oynadığını ve kanda düşük çıkması durumunda hayvansal ve bitkisel kaynaklardan demir alınabileceğini belirten Gündüz, "Kırmızı et, karaciğer ve yumurta demirin yüksek olduğu hayvansal kaynaklardır. Kuru baklagiller ise bitkisel kaynaklı demir sağlar" diye konuştu. "Demiri C vitamini ile birlikte alın" Kahvaltıda yumurta tüketmenin hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemli olduğuna dikkat çeken Gündüz, "Yumurtanın içindeki demirin emilimini artırabilmek için yanında bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Yani mevsimine göre kırmızı kapya biber, kivi, mandalina, maydanoz, nane, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketmek demirin emilimini artıracaktır" ifadelerini kullandı. "Köftenin yanına bol limonlu salata ekleyin" Izgara köftenin yanına eklenecek bol limonlu salatanın da demir alımını pozitif yönde etkileyeceğini aktaran Gündüz, "Özellikle hindi, balık ve deniz ürünleri zengin birer demir kaynağıdır. Kuru yemişler ve özellikle kurutulmuş meyveler demir oranı yüksek gıdalardır" diye konuştu. Demir eksikliğinin özellikle adet gören kadınlarda, ergenlik dönemine girmiş kız çocuklarında, emziren ve hamile kadınlarda daha sık görülebildiğine dikkat çeken Gündüz, "Demir içeriği yüksek bir diğer besin de pekmezdir. Pekmezin 1 tatlı kaşığında 1 miligram demir bulunur. C vitamininden yüksek portakal ile birlikte tüketildiğinde demir emilimi de artar. Ancak pekmez kalorili bir yiyecek olduğundan porsiyon kontrolü yaparak tüketilmeli" diye konuştu. Toplumda çay ve kahve tüketiminin oldukça yaygın olduğunu anlatan Gündüz, "Demir içeren öğünlerden hemen sonra çay ve kahve tüketimi demir emilimini azaltabilir. Bu içecekleri ana öğünden en az 1 saat sonra tüketmek daha doğru olur" diyerek sözlerini tamamladı.
Uzmanından demir eksikliğine karşı beslenme önerisi: "Demir kaynaklarını C vitaminli besinlerle tüketin"
02 Şubat 2026 Pazartesi - 09:36 Uzmanından demir eksikliğine karşı beslenme önerisi: "Demir kaynaklarını C vitaminli besinlerle tüketin" Demirin hem hayvansal hem de bitkisel kaynaklardan alınabileceğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Kahvaltıda yumurta tüketmek hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemlidir. Yumurtanın içindeki demirden en iyi şekilde faydalanmak için yanına mevsiminde kapya biber, kivi, mandalina gibi besinleri tüketerek demir emilimini en üst düzeye çıkarabilirsiniz" dedi. Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz demir eksikliğinin çabuk yorulma, halsizlik, baş dönmesi, odaklanma problemleri, çarpıntı, soluk beniz görünümü, saç dökülmesi ve tırnaklarda yıpranma gibi sorunlarla kendini gösterdiğini belirterek, "Bu belirtiler yoğun yaşandığında kişiler bunu iş temposunun yoğunluğu gibi nedenlerle olduğunu düşünebilirler. Ancak bu belirtiler, demir düşüklüğünü de işaret eder. Bunlardan emin olmanın tek yolu, bir doktora başvurmak ve gerekli kan tahlillerini yaptırmaktır" uyarısında bulundu. "Kırmızı et hayvansal, kuru baklagiller bitkisel kaynaklı demir sağlar" Demirin bağışıklık sistemi, kas fonksiyonları ve zihinsel performans üzerinde önemli rol oynadığını ve kanda düşük çıkması durumunda hayvansal ve bitkisel kaynaklardan demir alınabileceğini belirten Gündüz, "Kırmızı et, karaciğer ve yumurta demirin yüksek olduğu hayvansal kaynaklardır. Kuru baklagiller ise bitkisel kaynaklı demir sağlar" diye konuştu. "Demiri C vitamini ile birlikte alın" Kahvaltıda yumurta tüketmenin hem güne iyi başlamak hem de günlük protein ihtiyacını karşılamak için önemli olduğuna dikkat çeken Gündüz, "Yumurtanın içindeki demirin emilimini artırabilmek için yanında bir C vitamini kaynağı tüketmek gerekir. Yani mevsimine göre kırmızı kapya biber, kivi, mandalina, maydanoz, nane, dereotu gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketmek demirin emilimini artıracaktır" ifadelerini kullandı. "Köftenin yanına bol limonlu salata ekleyin" Izgara köftenin yanına eklenecek bol limonlu salatanın da demir alımını pozitif yönde etkileyeceğini aktaran Gündüz, "Özellikle hindi, balık ve deniz ürünleri zengin birer demir kaynağıdır. Kuruyemişler ve özellikle kurutulmuş meyveler demir oranı yüksek gıdalardır" diye konuştu. Demir eksikliğinin özellikle adet gören kadınlarda, ergenlik dönemine girmiş kız çocuklarında, emziren ve hamile kadınlarda daha sık görülebildiğine dikkat çeken Gündüz, "Demir içeriği yüksek bir diğer besin de pekmezdir. Pekmezin 1 tatlı kaşığında 1 miligram demir bulunur. C vitamininden yüksek portakal ile birlikte tüketildiğinde demir emilimi de artar. Ancak pekmez kalorili bir yiyecek olduğundan porsiyon kontrolü yaparak tüketilmeli" diye konuştu. Toplumda çay ve kahve tüketiminin oldukça yaygın olduğunu anlatan Gündüz, "Demir içeren öğünlerden hemen sonra çay ve kahve tüketimi demir emilimini azaltabilir. Bu içecekleri ana öğünden en az 1 saat sonra tüketmek daha doğru olur"diyerek sözlerini tamamladı.