SAĞLIK
Kastamonu’da geleceğin diyetisyenleri beyaz önlüklerini giydi 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 19:28:28 Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü tarafından düzenlenen "3. Kastamonu Diyetisyenler Günü" etkinliklerinde beyaz önlük giyme töreni yoğun ilgi gördü. Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen program, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından açılış konuşmalarıyla başladı. Gün boyunca düzenlenen oturumlarda diyetisyenlik mesleğinin farklı alanları ele alındı. Etkinliğin ikinci oturumunda Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Müzikoloji Bölümü akademisyenleri ve öğrencileri tarafından müzik şöleni sunuldu. Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkadir Tuna, yaptığı konuşmada obezite, diyabet ve kalp damar hastalıkları gibi önemli sağlık sorunlarının önlenmesinde doğru ve dengeli beslenmenin öneminin her geçen gün daha da arttığını belirtti. Diyetisyenlerin bilimsel bilgiye dayalı yaklaşımlarıyla bireylerin ve toplumun sağlıklı yaşama alışkanlıkları kazanmasında kritik bir rol ve görev üstlendiğini ifade eden Prof. Dr. Tuna, bölümün başarısına dikkat çekti. Tuna, "Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak bizler de bu bilinçle nitelikli ve donanımlı diyetisyenler yetiştirmeyi temel hedeflerimiz arasında görmekteyiz. Bu vesileyle gurur verici bir gelişmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Beslenme ve diyetetik bölümümüz bu yıl akreditasyon sürecini başarıyla tamamlayarak kalite mühendisliğini tescillemiştir. Bu önemli başarı bölümümüzün eğitim kalitesinin, akademik kadrosunun yetkinliğini ve öğrencilerimize sunduğumuz imkanların güçlü bir göstergesidir. Akreditasyon sadece bir sonuç değil aynı zamanda daha iyisini hedefleyen sürekli gelişim yolculuğunda bir parçasıdır. Diyetisyenlik insanı bütüncül olarak ele almayı gerektiren, bilimsel olduğu kadar da iletişim becerisini isteyen bir meslektir. Bu nedenle alan bilginizi güçlü tutarken insan ilişkileri, empati ve etkili iletişim bilgilerinizi de mutlaka geliştirmelisiniz" dedi. Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hülya Gökmen Özel ise, diyetisyenlik bölümünün tarihi sürecine ve kontenjan sorunlarına değindi. 1998 yılına kadar başka bölüm olmadığını, 1988 yılında ilk Erciyes Üniversitesi’nin öğrenci almaya başladığını belirten Prof. Dr. Özel, "1999’da Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi olarak kurulan ilk üniversite. 2007 yılından itibaren de diğer üniversiteler sürece katılıyoruz. 2023’den 2024’e bakın orada 11 üniversitede kontenjan azalırken, 11 yeni üniversite de öğrenci almaya başlıyor. Dolayısıyla biz aslında program olarak yeni programları, yeni açılacak programların kriterlerini ağırlaştırmadığımız sürece ve var olan programları, çekirdek eğitim programlarına uyumlu hale getirmediğimiz sürece kontenjan hiçbir zaman 10’a, 20’ye düşmeyecek. Çünkü her üniversite belli miktar almak zorunda. Şu an bütün devlet üniversiteleri 27’ye düştü. 27’yi ben öğrenciliğimde bile hatırlamıyorum. Ne kadar kontenjan azaltılması yapılırsa yapılsın programlar bu şekilde fazla olmaya devam ettiği sürece benzer sorunları yaşıyor olacağız" şeklinde konuştu. Prof. Dr. Özel, serbest çalışan diyetisyenlerin hakları için Sağlık Bakanlığı ile görüşme sürecinde olduklarını belirterek, "Biz önce yönetmeliği bir anladık, sonra sahadan arkadaşlarımızdan görüş topladık. Bayağı sahayla görüşmeler yaptık. Tabii bu arada bize çok fazla sorun. Biz oturduk o sorunları tek tek çözdük. Çünkü her belirtilen sorun, bazen objektif olarak iletilen sorun olmuyor. O kişinin şahsi sorunu oluyor ya da bazen kötü değil, kendi kazancı düşmesin diye iletilen sorunlar oluyor. Biz bunları oturduk çalıştık. Sonra en önemli yaptığımız şey biliyorsunuz hekimler var sürecin içerisinde. Bakanlık tarafından denetlenen muayenehane hekimleri. Onların bir yönetmeliği var, Ayaktan Tanı Tedavi Yönetmeliği diye. Oturduk o yönetmelikleri açtık. Bizim yönetmelikleri açtık. Serbest çalışan hekimlere hangi haklar verilmiş, neler yasaklanmış, bizimkinde hangi haklar var? Tabii ki hekimle haklarımız bir değil. Ama eğer fiziksel mekanla ilgili bir sorun doğurduğu bir hak verebilirse öbür tarafta o hakkı tabii talep edebilir. Sonuçta gün sonunda bakanlık, bir sağlık aracılığıyla da bunları denetleyecek. Orada birtakım sıkıntılar tespit ettik ve onları bakanlıkla görüşmeye başladık" diye konuştu. Öğrenci ailelerinin de katıldığı beyaz önlük giyme töreninde duygusal anlar yaşanırken, alanda sergilenen ve her yaşa hitap edecek şekilde hazırlanan beslenme eğitimi materyalleri de yoğun ilgi gördü. İki oturum halinde gerçekleştirilen program, etkinliğe katkı sunan konuşmacılar ve katılımcılara teşekkür belgesi takdim edilmesi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29 Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54 Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05 "Sessiz katil" hipertansiyona dikkat Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Ağrı’da kalp hastası yeni doğan bebek ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 12:27 Ağrı’da kalp hastası yeni doğan bebek ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi Ağrı’da doğuştan kalp rahatsızlığı bulunan 16 saatlik erkek bebek, Sağlık Bakanlığına ait ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde dün sabah 3 kilo 440 gram ağırlığında dünyaya gelen bebeğin yapılan ilk kontrollerinde konjenital kalp hastalığı bulunduğu belirlendi. Bebeğin cerrahi tedavisinin yapılabilmesi için ileri düzey bir sağlık merkezine nakline karar verildi. Ağrı İl Sağlık Müdürlüğünün girişimleriyle Sağlık Bakanlığından ambulans uçak talep edildi. Bunun üzerine Ağrı’ya gönderilen ambulans uçak, Ahmed-i Hani Havalimanı’nda hazır bekletildi. Bebek, hastaneden ambulansla havalimanına götürüldükten sonra uçakla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesine nakledildi. Ağrı İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer, sağlık ekiplerinin 7 gün 24 saat esasına göre fedakârca çalıştığını vurgulayarak, bebeğin sağlığına kavuşması için tüm imkânların seferber edildiğini söyledi. Ağrı Valiliğinden yapılan açıklamada, "Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 3.440 gram ağırlığında dünyaya gelen ve doğuştan konjenital kalp hastalığı tanısı konulan 16 saatlik yenidoğan bebek, ileri düzey tedavi gereksinimi nedeniyle Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda uçak ambulansla Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiştir. Minik yavrumuza acil şifalar diliyor, ailesine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz." ifadelerine yer verildi.
Sakarya Büyükşehir’den Dünya Çölyak Günü’nde anlamlı adım
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:44 Sakarya Büyükşehir’den Dünya Çölyak Günü’nde anlamlı adım Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’nde düzenlenen özel programa katıldı. Çölyak hastaları ve aileleriyle bir araya gelen Başkan Alemdar, Demokrasi Meydanı’nda çölyak hassasiyeti olanlar için glütensiz ürünlerin yer alacağı bir noktayı hizmete alacakları müjdesini verdi. Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, 9 Mayıs Dünya Çölyak Günü’nde Büyükşehir’in anlamlı ve özel organizasyonunda çölyak hastaları ve aileleriyle buluştu. Sakarya’da ikamet eden çölyak hastaları ve yakınlarının yoğun ilgi gösterdiği programa, Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Ahmet Öksüzoğlu, Şube Müdürü İbrahim İkiz ve Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dt. Metin Çoban katıldı. Alemdar, çölyak hastalığıyla mücadele eden her bir vatandaşın yanında olduklarını vurgulayarak önemli bir müjdeyi paylaştı. 15 Temmuz Demokrasi Meydanı’nda glütensiz ürünlerin yer alacağı, çölyak hassasiyeti üzerine üretilen birçok gıda ürününü satılacağı bir nokta oluşturulacağını açıklayan Alemdar, sürecin 2 haftalık süreç içerisinde tamamlanacağını ifade etti. Alemdar başlatılan çalışmayla ilgili bilgi verirken, "Her şeyden önce şunu ifade etmeliyim ki, sizlerin yaşadığı zorlukları biliyoruz. Bu anlamda bizler de yaşadığınız zorluklara kayıtsız kalmayacağız. Bu kapsamda en kısa süre içerisinde Demokrasi Meydanı’nda Çölyak hastalarımız için temel gıda ürünlerinin bulunacağı bir alan oluşturacağız. Ekiplerimiz gereken hazırlıkları yapacak ve kısa sürede bu ürünler vatandaşlarımızla buluşacak" ifadelerini kullandı. Başkan Alemdar, "Hepimizin hayatında farklı imtihanlar var. Bizim görevimiz, sizlerin emaneti olan bu şehirde sizlerin taleplerine kulak vermek ve çözümler üretmektir. Sizlerin verdiği bu kıymetli mücadelede Rabbim kolaylık versin. Unutmayın, bizim hem kapımız hem de gönlümüz sizlere her zaman açık. İnşallah hayatımızda gelişen zorlukları el ele vererek hep birlikte aşacağız" şeklinde konuştu. Görüşmede katılımcıların taleplerini dinleyen Alemdar, günün anısına hatıra fotoğrafları çekildi.
Elazığ’da hemşireler ve ebeler günü kutlandı
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:21 Elazığ’da hemşireler ve ebeler günü kutlandı Elazığ’da hemşireler ve ebeler günü Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde düzenlenen etkinlikte kutlandı. Fırat Üniversitesi Hastanesi Hemşirelik Hizmetleri Müdürlüğü, 5 Mayıs Ebeler Günü ve 12-14 Mayıs Hemşireler Günü dolayısıyla ‘Sağlıkta Gücümüz: Hemşireler ve Ebelerle Geleceğe’ temalı kapsamlı ve anlamlı bir program düzenledi. Programa, hastane başhekimi Prof. Dr. Gökhan Artaş, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr Gamze Kırkıl, başhekim yardımcıları, kurum müdürleri ve müdür yardımcıları, öğretim üyeleri, klinik yöneticileri, hemşireler ile öğrenciler katıldı. Konuşmaların yapıldığı programın ikinci bölümünde panel düzenlendi. Doç. Dr. Dilek Güneş moderatörlüğündeki panelde 4 akademisyen konuşmalarıyla katkı sundu. Bir sağlık çalışanında bulunması gereken en önemli özelliğin empati olduğunu dile getiren Başhekim Prof. Dr. Gökhan Artaş, "Empatiyi kurarken birincisi çalıştığımız ortamdaki mesai arkadaşlarımıza karşı olan sevgimiz ve saygımız, bir de bize canlarını emanet eden hastalarımıza karşı olan saygımızdır. Bunları hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. 50’nci yılımızda Fırat Üniversitesi, Türkiye’de söz sahibi bir üniversite haline geldi. Bizler hekimler olarak sağlıktaki en temel taşımız olan hemşireler ve ebelerimizin kıymetinin bilincinde olan insanlarız. Bu bilinç ile arkadaşlarımıza her konuda imkanlar dahilinde yardımcı olmak üzere elimizden geleni yapmaya karşı kendimizi borçlu hissediyoruz" dedi. Etkinlik, müzik dinletisi ve teşekkür belgelerinin takdimiyle sona erdi.
SANKO Hastanesi Başhemşiresi Özyılmaz: "Hemşireler, insan sağlığı için çok kutsal bir görevi yerine getirmektedir"
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:16 SANKO Hastanesi Başhemşiresi Özyılmaz: "Hemşireler, insan sağlığı için çok kutsal bir görevi yerine getirmektedir" SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhemşiresi Ceylan Özyılmaz, 12-18 Mayıs Hemşirelik Haftası nedeniyle mesaj yayımladı. Özyılmaz, "Hemşirelerimiz ‘önce insan’ diyerek insan sağlığı için çok önemli ve kutsal olan hemşirelik görevini yerine getirmektedir" dedi. Pandemi, göç, afet, iklim değişikliği vb. küresel sorunlarla başa çıkmada ön saflarda yer alan hemşirelerin sağlığını ve refahını desteklemek için bu sene Uluslararası Hemşireler Konseyi’nin (ICN) temasını ‘Hemşirelerimiz. Geleceğimiz. Hemşirelere değer vermek ekonomileri güçlendirir’ olarak belirlediğini hatırlatan Özyılmaz, mesajını şöyle sürdürdü: "Bu tema ile hemşirelerin sağlık ve refahının desteklenmesinin sağlık sistemlerine katkı sağlayacağı ve beraberinde toplum sağlığını da iyileştirerek güçlendireceği ifade edilmiştir. Sağlık sistemlerinin merkezinde yer alan hemşirelik mesleğine, süregelen etik değerlerin yanında 21’inci yüzyılda bilimsel ve teknolojik gelişmeler de katkı sunmaktadır. Teknoloji ile uyumlu, dijital anlamda iletişime açık ve hızlı geri bildirim isteyen bir kuşakla karşı karşıya kaldığımız günümüzde, hemşireliğin temeli olan insani değerlerden asla ödün vermiyoruz. Elektronik sağlık kayıtları, robotik bakım sistemleri ve yapay zeka destekli karar sistemleri hemşirelerin iş yükünü yönetmesine ve hasta bakımını geliştirmesine katkı sağlamaktadır. Hemşirelerimiz hem hasta bakımı hem de veri yönetimi için teknolojiyi aktif kullanmaktadır." "Günümüzde sadece bakım veren değil eğitimci, savunucu, yönetici ve araştırmacı roller de üstlenen hemşirelerimiz çoğalmaktadır" diyen Özyılmaz, mesajını şöyle sonlandırdı: "Bu vesileyle görevlerini yerine getirmek için büyük bir özveri ve gayretle çalışan tüm hemşirelerimizin Hemşirelik Haftası’nı kutluyorum."
Ebelik eğitimleriyle normal doğum güçleniyor
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 11:12 Ebelik eğitimleriyle normal doğum güçleniyor Sağlık Bakanlığı tarafından "Doğal Olan Normal Doğum" temasıyla yürütülen "Normal Doğum Eylem Planı" E8 "Ebelik Eğitimlerinin Güçlendirilmesi" programı kapsamında kamu hastanelerinde çalışan ebelerin normal doğum bilgi ve becerilerinin güçlendirilmesi amacıyla düzenlenen eğitimler başladı. Tıbbi zorunluluk olmadıkça yapılan sezaryenlerin önlenmesi, normal doğumun teşvik edilmesi ve bu yolla anne, bebek sağlığının korunması amacıyla düzenlenen eğitimlere Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü akademisyenleri de aktif rol alıyor. Eğitimler, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Başkanlıkları ve Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman Soğukpınar’ın koordinasyonunda gerçekleştiriliyor. Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Esin Çeber Turfan, toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik her çalışmada yer almaktan ve kamu kurumlarıyla iş birliği içinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya katkı sunmaktan gurur duyduklarını ifade etti. Dekan Prof. Dr. Esin Çeber Turfan, "Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak’ın da çok önem verdiği Üniversitemizin Toplumsal Katkı süreçlerine katılımı doğrultusunda Sağlık Bakanlığının ‘Doğal Olan Normal Doğum’ temalı planın E8 maddesinde yer alan ‘Ebelik Eğitimlerinin Güçlendirilmesi’ faaliyetlerinde fakültemizin aktif rol üstelenmesinden memnuniyet duyuyoruz" dedi. Kamu hastanelerinde çalışan ebelerin normal doğum süreçlerinde bilgi ve beceri düzeyini artırmak amacıyla İzmir’in beş farklı Kamu hastanesinde yapılacak eğitimlerin ilki İzmir Şehir Hastanesinde gerçekleştirildi. Program Koordinatörü Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman Soğukpınar her biri beşer gün süren eğitimlerin, eğitici eğitimine katılan ebeler ile Ebelik Bölümü öğretim üye ve elemanlarının "Anne Dostu" uygulamalara ilişkin geniş bir içerikte verildiğini belirtti. Sağlık Bakanlığı tarafından tıbbi olarak zorunlu olmadığı sürece sezaryen oranlarının azaltılması, normal doğumun özendirilmesi ve nüfus artış hızının sürdürülebilir bir seviyede tutulması amacıyla hayata geçirdiği ‘Normal Doğum Eylem Planı’ kapsamında sürdürülecek eğitimlere katkı sağlamaya devam edeceklerini belirtti. Bu eğitimlerle, kamu hastanelerinde çalışan ebe unvanlı personelin doğum salonu-ünitesindeki görevlerinde daha güvenli, kanıta dayalı ve anne-bebek sağlığını önceleyen uygulamaları benimsemelerini hedeflediklerini ifade etti.
Çocuklarda el, ayak, ağız hastalığına dikkat
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:46 Çocuklarda el, ayak, ağız hastalığına dikkat Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, coxsackievirus 16 virüsünün yol açtığı el, ayak, ağız hastalığı daha çok genellikle 5 ila 7 yaş arası çocukları etkiliğini söyleyerek, "Dil, diş eti ya da yanakların iç kısmında kabarcık şeklinde çıkan lezyonların yanı sıra yüksek ateş, boğaz ağrısı ve iştah kaybı gibi belirtilerle kendini gösteren el ayak ağız hastalığı bulaşıcıdır" dedi. Koksaki virüs A16 ve enterovirüs 71 olarak adlandırılan iki virüsün bulaşmasıyla oluşan el ayak ağız hastalığı temas yoluyla bulaşmakta, en sık çocuklarda görülen bu hastalık aile bireylerine de bulaşabilir olmakta. Hastalık ve korunma yolları için bilgi veren Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, "El ayak ağız hastalığı, genellikle bebekler ve küçük çocuklar arasında yaygın görülen, ancak bazen yetişkinlerin de hasta veya taşıyıcı olduğu viral bir hastalıktır. Genellikle koksaki virüsü ve diğer enterovirüslersebep olur. Hastalık, bağışıklık sistemi düşük olan çocuklarda daha sık görülse de, sağlıklı bireylere de rahatça bulaşabilir. Yaz döneminde havuzlarda, sonbahar kış döneminde kalabalık ortamlarda bulaşma sık görülür. El ayak ağız hastalığı, adını, vücutta en çok etkilenen bölgeler olan eller, ayaklarve ağızda oluşturduğu lezyonlardan almaktadır. Bu hastalık, virüslerin vücuda girmesiyle başlar ve vücutta birkaç gün süren semptomlara yol açar. Çoğunlukla ateş, döküntü ve ağız içi yaralar ile kendini gösterir" dedi. "Bu döküntüler başlangıçta kırmızımsı, sonra içi su dolu kabarcıklara dönüşebilir" Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, "El ayak ağız hastalığı genellikle 3-7 gün süren bir hastalıktır. En yaygın belirtiler ateş, hastalık genellikle yüksek ateşle başlar. Ateş, özellikle hastalığın ilk günlerinde 38-40C’ye kadar çıkabilir. Ağız içinde yaralar, çocuklarda, dilde, damakta, diş etlerinde ve ağzın içinde küçük, beyaz ve ağrılı yaralar oluşur. Bu yaralar, çocuğun yemek yemesini, sıvı alımını zorlaştırabilir ve ağrıya yol açabilir.Döküntüler, en belirgin semptomlardan biridir. Genellikle ellerde, ayaklarda, popoda ve bazen vücutta da döküntüler görülür. Bu döküntüler başlangıçta kırmızımsı, sonra içi su dolu kabarcıklara dönüşebilir. İştahsızlık ve halsizlik, ağız içindeki yaralar nedeniyle çocuklar yemek yemekte zorlanabilir. Bunun yanı sıra genel bir halsizlik ve huzursuzluk hali de gözlemlenir. El ayak ağız hastalığı son derece bulaşıcıdır ve başlıca şu yollarla yayılır. Damlacık yolu, hasta bir kişinin öksürmesi, hapşırması ya da konuşmasıyla yayılan damlacıklar yoluyla bulaşabilir. Temas yolu, virüs, hasta bir kişinin elleriyle dokunduğu yüzeylerde, oyuncaklarda veya kişisel eşyalarında uzun süre hayatta kalabilir. Bu nedenle çocuklar, sık sık ellerini yıkamaları gerektiğini unutmamalıdır. Fekal-oral yolla bulaş: virüs, dışkı yoluyla da yayılabilir. Özellikle tuvalet sonrası ellerin düzgün yıkanmaması enfeksiyonun yayılmasını hızlandırabilir. Risk faktörleri arasında çocukların kalabalık ortamlarda bulunmaları, kreşler, okullar veya oyun gruplarında vakaların artması sayılabilir. Yetişkinler de virüsü taşıyıcı olarak çocuklarına bulaştırabilir" dedi. "Hastalığın aktif olduğu dönemde, okul ve kreşe gitmemesi önerilir" Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil, hastalığın tedavi yöntemleri hakkında bilgi vererek, "El ayak ağız hastalığının spesifik bir tedavisi yoktur, ancak belirtiler genellikle birkaç gün içinde geçer. Tedavi, semptomları hafifletmeye yöneliktir: Ateşi düşürücü- ağrı kesiciler, yüksek ateşi kontrol altına almak için veya ağızdaki yaraların neden olduğu ağrı için doktor önerisiyle kullanılabilir. Ağız gargaraları- ağız spreyleri, ağızdaki yaraların neden olduğu ağrı için kullanılabilir. Bazı çocuklar için soğuk içecekler ve dondurma, ağrıyı hafifletebilir. Bol sıvı alımı, ağızda yaralar olduğunda çocukların sıvı alımını zorlaştırabilir. Su, ayran, taze meyve suları gibi sıvıların tüketimi teşvik edilmelidir. Sıvı kaybını önlemek için düzenli olarak su içmeleri sağlanmalıdır. El ayak ağız hastalığının yayılmasını önlemek için alabileceğiniz bazı önlemler şunlardır. Elleri sık sık yıkama, çocuklar, sık sık sabunlu su ile ellerini yıkamalıdır. Özellikle tuvalet kullanımı sonrası, yemek yemeden önce ve dışarıdan eve geldiklerinde ellerini yıkamaları önemlidir. Hijyen kurallarına dikkat etme, çocuğunuzun kişisel eşyalarını (örneğin, oyuncaklar, çatal-bıçak vb.) başkalarıyla paylaşmaması sağlanmalıdır. Ayrıca evde sık kullanılan yüzeylerin (kapı kolları, oyuncaklar, telefonlar gibi) düzenli olarak temizlenmesi virüsün yayılmasını engeller. Hasta kişilerle teması sınırlama, el ayak ağız hastalığı bulaşıcı olduğundan, hasta olan çocukları evde tutmak ve toplu ortamlardan uzak tutmak çok önemlidir. Hastalığın aktif olduğu dönemde, okul ve kreşe gitmemesi önerilir. Bağışıklık sistemi güçlendirici beslenme, sağlıklı bir beslenme, çocuğun bağışıklık sistemini güçlendirecek ve hastalıklara karşı daha dirençli olmasını sağlayacaktır" dedi. "El ayak ağız hastalığı genellikle ciddi bir sağlık sorunu oluşturmaz, ancak çocukları ve aileleri zorlayabilen bir hastalıktır" Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı İdil Fil son olarak hastalık ne zaman ciddi olacağını anlatarak, "Çoğu çocuk el ayak ağız hastalığından sonra tamamen iyileşir, ancak bazı durumlarda komplikasyonlar gelişebilir. Eğer çocuğunuzda şu belirtiler görülürse, bir sağlık profesyoneline başvurmanız önemlidir: Yüksek ateşin 3 günden fazla sürmesi, ağızda geniş yaraların oluşturduğu şiddetli ağrı, aşırı halsizlik, hiç sıvı tüketememesi döküntülerin kötüleşmesi ya da enfeksiyon belirtileri olması (sarı renkli akıntı, şişlik gibi). El ayak ağız hastalığı genellikle ciddi bir sağlık sorunu oluşturmaz, ancak çocukları ve aileleri zorlayabilen bir hastalıktır. Erken tanı ve uygun tedavi ile iyileşme süreci hızlandırılabilir. Unutmayın, hijyen önlemleri almak, erken dönemde semptomları yönetmek ve hastalığın bulaşmasını engellemek, sağlıklı bir iyileşme süreci için oldukça önemlidir" ifadelerine yer verdi.
Yurt dışında kanser tanısı aldı, Türkiye’de sağlığına kavuştu
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:39 Yurt dışında kanser tanısı aldı, Türkiye’de sağlığına kavuştu Yurt dışında böbrek kanseri tanısı konulan hasta, Türkiye’ye döndüğünde kapalı ameliyatla sağlığına kavuştu. Operasyonu gerçekleştiren Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, "Ciddi yapışıklıklara rağmen sadece kitlenin çıkarıldığı ve böbreğin korunduğu başarılı bir ameliyat oldu" dedi. Dubai’de ağrı şikayetiyle acil olarak hastaneye başvurduğunda hem böbrek taşı hem de 4,5 santimlik bir kitle tespit edildiğini söyleyen Çiğdem Eken, kendisine böbrek kanseri teşhisi konulduğunu ifade etti. Ameliyatı orada olmak istemediğini dile getiren Eken, "Türkiye’ye döndüğümde farklı hastanelere de gittim; ancak doktorlar, ameliyatta böbreğimin alınma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyorlardı. Böbreğimin alınmasını hiç istemedim. Hastane düzeni, fiziki şartlar, bilgilendirme eksiklikleri gibi faktörler nedeniyle psikolojik olarak çok yıprandım, böbreğimi kaybetme korkum daha da arttı. Son olarak doktorum Serdar Bey’in adını duyarak kendisine başvurdum" diye konuştu. Laparoskopik parsiyel nefrektomi yöntemiyle böbreği zarar görmeden kitlesi alınan 61 yaşındaki Eken, operasyonun ardından ikinci günde taburcu edildi. "Ciddi yapışıklıklara rağmen kitleyi çıkardık" Acıbadem Bodrum Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, tedavisini üstlendiği Eken’in sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Hastanın daha önce geçirdiği bağırsak ameliyatı nedeniyle karın içinde ciddi yapışıklıklar oluştuğunu belirten Doç. Dr. Yalçın, "Zor diyebileceğimiz bir vakaydı. Bu ameliyatı laparoskopik dediğimiz kapalı yöntemle gerçekleştirdik. Karından sadece birkaç 4-5 mm’lik küçük cilt kesileri ile girerek kamera eşliğinde sadece böbreğin üstündeki kitleyi çıkarmayı başardık. Kalan böbrek dokusu neredeyse normal büyüklükte ve tüm özelliklerini sürdürebilecek durumda. Böbrek damarını sadece 15 dakika kadar geçici süre ile kapatıp böbrek kan akımının kesildiği ve ‘böbrek iskemisi’ adını verdiğimiz yöntem ile hem kitleden kurtulduk hem de böbreği aktif olarak çalışır halde koruduk" dedi. Ameliyat sırasında "Frozen" adı verilen patoloji yöntemiyle sağlam böbrek dokusunun da değerlendirildiğini aktaran Doç. Dr. Yalçın, ameliyatı gerçekleştiren ekibin deneyiminin de sürecin başarısında önemli rol oynadığını söyledi. "Tüm kanserlerin yüzde 4’ü böbrek kanseri" "Böbreklerin başlıca görevinin kandan atık maddeleri ve fazla sıvıyı filtreleyerek idrar yoluyla atılım sağlamak, böylece vücudun sıvı, elektrolit, mineral ve asit-baz dengesini korumaktır; ayrıca halk arasında ‘tansiyon’ olarak bilinen kan basıncını düzenlemeye katkı sağlamaktır" diye konuşan Doç. Dr. Yalçın, "Böbrek kanseri, normal işlevini sürdüren hücrelerin şekil ve görevlerini kaybederek kontrolsüz şekilde büyümesiyle ortaya çıkar" dedi. Tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturan böbrek tümörlerinde son yıllarda artış gözlendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Yalçın, bu kanserlerin erken evrede yakalanması ve yapılan cerrahi tedavilerle başarılı sonuçlar alınabildiğini dile getirdi. Yalçın, tedavinin kişiden kişiye; hastalığın evresine, tümörün böbrekteki konumuna, büyüklüğüne, derecesine ve diğer organlara yayılıp yayılmadığına göre planlandığını anlattı. "Erken tanı organı koruyor ve yaşam kalitesini arttırıyor" Erken tanı ve kişiye özel cerrahi müdahalelerin, böbrek kanseri tedavisinde organ koruyucu ve yaşam kalitesini yüksek tutan yaklaşımlar sunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yalçın şunları söyledi: "Tümörün ameliyatla çıkarılmasının amaçlandığı cerrahi yaklaşım, tedavi protokolünün ilk sırasında yer alıyor. Özellikle küçük tümörlerde, böbreğin korunup sadece tümörün çıkarıldığı ‘parsiyel nefrektomi’ altın standart olarak kabul ediliyor. Bu işlem, laparoskopik veya robotik yöntemlerle uygulanabiliyor. Daha büyük tümörlerde ise yerleşim yerine göre cerrahi şekilleniyor; eğer tümör damarlanmanın yoğun olduğu merkezi bölgede yer alıyorsa böbreğin tamamı alınabiliyor. Ancak tümör böbreğin kenarlarına yakın bir bölgede yerleşmişse, parsiyel nefrektomiyle böbrek korunabiliyor"
Lokman Hekim Hastanesinden Nahçıvan’a çıkarma
12 Mayıs 2025 Pazartesi - 10:22 Lokman Hekim Hastanesinden Nahçıvan’a çıkarma Van’da yıllardır sağlık sektöründe önemli hizmetler veren Özel Lokman Hekim Van Hastaneleri, Nahçıvan’a çıkarma yaptı. Lokman Hekim Van Hastaneleri Genel Müdürü Fatih Doğan, Uluslararası Hasta Birim Sorumlusu Ayhan Kurt, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Tuncer, Ortopedi Uzmanı Operatör Dr. Abdürrahim Gözen, Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Operatör Dr. Mehmet Siraç Demir, Genel Cerrah Uzmanı Operatör Dr. Davut Demir ve İç Hastalıklar Uzmanı Dr. Faruk Şaylık, Nahçıvan’a çıkarma yaparak burada iki gün boyunca ücretsiz sağlık hizmeti sundu. Ziyaretleri ile ilgili açıklamada bulunan Van Hastaneleri Genel Müdürü Fatih Doğan, "Sağlık, evrensel bir hizmet sunumudur. Bu nedenle yurtdışındaki hastalara da sağlık turizmi kapsamında bundan önce olduğu gibi bundan sonra da hizmet vermeye devam edeceğiz. Daha önce de Nahçıvan’dan hastanelerimize tedavi amacıyla hastalar geliyordu. Önceki yıllarda olduğu gibi bundan sonra da Nahçıvan halkının Van’da başta sağlık olmak üzere elimizden gelen tüm ihtiyaçlarını karşılayacağız. Amacımız Van’a ulaşım imkanı olan çevre ülkeler açısından şehrimizi ve kurumumuzu bir cazibe merkezi haline getirmek. Nahçıvan’a yaptığımız ziyaretten memnun bir şekilde ayrılıyoruz. Ben bu duygularla bizleri ağırlamalarından dolayı Nahıçan Sağlık Bakanı Samig Sadıkhov ve Nahçıvan Sahbuz Devlet Hastanesi Başhekimi Emine Huseynova’ya teşekkür ediyorum" dedi.