SAĞLIK
Erzincan’da ileri ortopedik travma cerrahisi eğitimi düzenlendi 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 18:29:27 Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesinde, ortopedi ve travmatoloji alanında uzman hekimlere yönelik "Asetabulum Kırıkları Kadavra Kursu" düzenlendi. Kemik ve Eklem Cerrahisi Derneği Başkanı ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara koordinasyonunda gerçekleştirilen 2 günlük kursa, Türkiye’nin farklı illerinden uzman hekimler katıldı. Ortopedik travma cerrahisinin zorlu alanlarından biri olan asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisine yönelik düzenlenen eğitim programında, katılımcılara ileri düzey teorik ve uygulamalı eğitim verildi. Kursun eğitmen kadrosunda Prof. Dr. Hakan Kınık, Prof. Dr. Güvenir Okçu ve Prof. Dr. Ahmet Aslan yer aldı. Program kapsamında uzman hekimlere asetabulum kırıklarının cerrahi tedavisinde güncel yaklaşımlar, anatomik değerlendirme, cerrahi planlama, yaklaşım teknikleri, kırık tespit prensipleri ve komplikasyon yönetimi konularında bilgi aktarıldı. Kadavra uygulamalarıyla desteklenen eğitimlerde katılımcılar, cerrahi teknikleri uygulamalı olarak deneyimleme fırsatı buldu. Kursa Van, Erzurum, Samsun, Trabzon, Tokat, Sinop, Giresun, Ordu, Rize, Sivas ve İstanbul’dan ortopedi ve travmatoloji uzmanları katıldı. Prof. Dr. Nizamettin Koçkara, asetabulum kırıklarının yüksek düzey cerrahi bilgi ve deneyim gerektiren kompleks yaralanmalar olduğunu belirterek, uygulamalı eğitimlerin cerrahi becerilerin geliştirilmesinde önemli rol oynadığını ifade etti. Koçkara, Erzincan’da gerçekleştirilen organizasyonun hem hekimlerin mesleki gelişimine hem de üniversitenin akademik görünürlüğüne katkı sunduğunu kaydetti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:54 Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:05 "Sessiz katil" hipertansiyona dikkat Sivas Numune Hastanesi’nde Dahiliye Uzmanı olarak görev yapan Dr. Gülşah Altun, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen hipertansiyona ilişkin açıklamalarda bulundu. Hipertansiyonun erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirten Altun, "Hipertansiyon yani yüksek tansiyon kanın damar duvarına uyguladığı basıncın normal değerlerin üzerinde olması durumudur. Belirtileri baş ağrısı, ense kökünde gerginlik, kulak çınlaması ve ara sıra burun kanaması olsa da genellikle tehlikeli boyutlara çıkmadan bulgu vermediği için ‘sessiz katil’ olarak tanımlarız" dedi. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı Toplumda her 3 kişiden birinin yüksek tansiyon hastası olduğunu söyleyen Altun, "Hipertansiyon 65 yaş üstü kişilerde ve kadınlarda yüzde 40 oranında görülmektedir. 40 yaşın üzerinde en az yılda bir kez tansiyon ölçümü yaptırılmalı, eğer ailede kalp hastalığı ve diyabet varsa bu ölçümleri 30 yaşın üzerinde herkes senede bir yaptırmalıdır. Kronik böbrek hastalığının diyabetten sonraki ikinci en sık sebebi hipertansiyondur. Her 5 diyaliz hastasında birinin diyalize girme sebebi hipertansiyondur. Yine inme kalp krizi felç görme kayıplarının en sık sebebi hipertansiyondur" dedi. Günlük tuz tüketimi bir çay kaşığını geçmemelidir Hipertansiyonun sebeplerini sıralayan Altun, "Genetik yatkınlığın yanı sıra aşırı tuz tüketimi, fazla kilolu olma, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol, kronik stres, diyabetik olma önemli sebeplerdir. Özellikle Türk toplumunda tuz tüketim oranı sağlıklı insanlara önerilen tuz tüketiminden 4 kat daha fazladır. Günlük tuz tüketimi toplamda 5 gram yani bir çay kaşığını geçmemelidir. Hipertansiyonun tedavisinde ise mutlaka düzenli hekim kontrolleri, verilen tedavinin geçici görülmeyip hastaların kendini iyi hissettiğinde dahi tedaviye devam etmesi çok kıymetlidir. Dünyada yıllık 10 milyon kişinin ölümünden doğrudan ya da dolaylı olarak hipertansiyon sorumludur" ifadelerine yer verdi. Düzenli fiziksel aktivite çok önemli Hastalıktan korunma yollarından bahseden Altun, "Hipertansiyondan korunmada sağlıklı yaşam alışkanlıkları kilit rol oynar. Özellikle tuz tüketime dikkat edilmesi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kiloda kalabilme, mümkün olduğunca sigara alkol ve stresten uzak kalınması önemlidir. Sonuç olarak hipertansiyon erken tanı ve doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Toplumda farkındalığın artırılması ve düzenli sağlık kontrollerinin yaygınlaştırılması hipertansiyona bağlı ciddi komplikasyonların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Başkan ve eşi, obezite ile mücadele için mutfağa girdi
15 Mayıs 2025 Perşembe - 18:06 Başkan ve eşi, obezite ile mücadele için mutfağa girdi Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesi çerçevesinde BTSO Mutfak Akademi’de eşi Seden Bozbey ile birlikte mutfağa girerek ’Enginarlı Fit Salata’ yaptı. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’de ve dünyada son yıllarda önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelen obeziteyle mücadele etmek ve sağlıklı yaşama dikkat çekmek amacıyla ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesini hayata geçirdi. Proje ile sadece kent merkezinde değil, dağ köylerinden mahallelere, okullardan kamu kurumlarına kadar geniş bir alanda farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. Diyetisyenler, fizyoterapistler, eğitmenler ve gönüllülerle yürütülen çalışmalar aracılığıyla, bilgiye erişimi artırmak ve harekete geçilmesini sağlamak hedefleniyor. Proje kapsamında Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve eşi Seden Bozbey, mutfak önlüklerini takıp BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ile birlikte mutfağa girdi. BTSO Mutfak Akademi’de usta şefler Barış Uysal ve Şenol Eralp rehberliğinde, hem lezzetli hem de sağlıklı bir alternatif olan Enginarlı Fit Salata hazırlayan Mustafa Bozbey ve Seden Bozbey, mutfaktaki yetenekleriyle usta şeflerden tam not aldı. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak halk sağlığına büyük önem verdiklerini söyleyen Başkan Mustafa Bozbey, toplumların en büyük sorunlarından biri haline gelen obeziteye karşı harekete geçmek amacıyla ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesini hayata geçirdiklerini dile getirdi. Proje kapsamında BTSO Mutfak Akademi’de mutfağa girdiklerini söyleyen Başkan Bozbey, "Projenin gerçekleşmesine önemli katkılar sunan değerli eşim Seden Bozbey ve BTSO Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Burkay ile birlikte keyifli ve anlamlı bir etkinlikte bir araya geldik. Sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla BTSO Mutfak Akademi’de mutfağa girdik. Usta şeflerimizin eşliğinde Enginarlı Fit Salata hazırladık. Bu etkinlikle; dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve bilinçli yaşam tarzı alışkanlıklarının obeziteyle mücadelede ne denli etkili olduğunu bir kez daha vurgulamış olduk. Sağlıklı bireylerden oluşan sağlıklı bir toplum için hep birlikte adım atmaya devam edeceğiz" dedi. Obezitenin, sadece bireysel bir sağlık sorunu değil; çağın en yaygın halk sağlığı problemlerinden biri olduğunu söyleyen Seden Bozbey, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik gibi etkenlerle giderek artan sorunun, çocukları da tehdit ettiğini belirtti. Sağlıklı bir bedenin, sağlıklı bir toplumun temeli olduğunu ifade eden Seden Bozbey, "Bu nedenle Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı ve hayata geçirilmesine katkı sunduğum ‘Adım At Gülümse, Sağlığını Önemse’ projesini çok değerli buluyorum. Kadınlar olarak yalnızca ailemizin değil, toplumun sağlığını ve geleceğini de şekillendiren bir güce sahibiz. Bizler sağlıklı yaşamın temellerini atıyor, çocuklarımıza ve çevremize farkındalığı taşıyoruz. Obeziteyle mücadelede de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaşmasında da kadınların liderliği belirleyicidir. Obeziteye karşı verdiğimiz bu mücadele, yaşam kalitemizi artıracak, çocuklarımıza daha sağlıklı bir yarın bırakmamızı sağlayacaktır" diye konuştu.
Bakan Memişoğlu’ndan ’vücut kitle indeksi’ paylaşımı
15 Mayıs 2025 Perşembe - 14:21 Bakan Memişoğlu’ndan ’vücut kitle indeksi’ paylaşımı Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 81 ilde başlatılan boy, kilo ve vücut kitle indeksi uygulamasına ilişkin, "81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm" dedi. Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından 81 ilde başlatılan "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasına ilişkin paylaşımda bulundu. Memişoğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Sevgili gençler, sosyal medyada yazdıklarınızı okuyorum. Çok eğlencelisiniz ancak fazla kilo konusu ciddi. 81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm. Fazla kilolu kişileri Aile Sağlığı Merkezlerimize ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdiğimiz, ücretsiz beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti almalarını sağladığımız yeni uygulamamızı, bu konuda farkındalık oluşturmak ve sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak için önemli bir adım olarak görüyoruz." Bakan Memişoğlu, paylaşımında, Bakanlık yerleşkesi ve çevresinde yürüyüş yaptığı görüntülere de yer verdi. Yürüyüşü esnasında büfeden sigara satın alan bir vatandaşla sohbet eden Memişoğlu, vatandaşı Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvurabileceğini kaydetti. Paylaşımında, yaptırdığı vücut kitle indeksi ölçümlerine de değinen Memişoğlu, "Biraz fazlamız varmış. İş başa düştü, her gün yürüyeceğiz" dedi.
Bakan Memişoğlu’ndan ’vücut kitle indeksi’ paylaşımı
15 Mayıs 2025 Perşembe - 14:19 Bakan Memişoğlu’ndan ’vücut kitle indeksi’ paylaşımı Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 81 ilde başlatılan boy, kilo ve vücut kitle indeksi uygulamasına ilişkin, "81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm" dedi. Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından 81 ilde başlatılan "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasına ilişkin paylaşımda bulundu. Memişoğlu, paylaşımında şu ifadelere yer verdi: "Sevgili gençler, sosyal medyada yazdıklarınızı okuyorum. Çok eğlencelisiniz ancak fazla kilo konusu ciddi. 81 ilde eş zamanlı başlattığımız uygulama kapsamında ben de gönüllü olarak vücut kitle indeksimi ölçtürdüm. Fazla kilolu kişileri Aile Sağlığı Merkezlerimize ve Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdiğimiz, ücretsiz beslenme danışmanlığı ve takip hizmeti almalarını sağladığımız yeni uygulamamızı, bu konuda farkındalık oluşturmak ve sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmak için önemli bir adım olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu, paylaşımında, Bakanlık yerleşkesi ve çevresinde yürüyüş yaptığı görüntülere de yer verdi. Yürüyüşü esnasında büfeden sigara satın alan bir vatandaşla sohbet eden Memişoğlu, vatandaşı Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvurabileceğini kaydetti. Paylaşımında yaptırdığı vücut kitle indeksi ölçümlerine de değinen Memişoğlu, "Biraz fazlamız varmış. İş başa düştü, her gün yürüyeceğiz" dedi.
Kars’ta Çocuk Kardiyoloji Servisi hastalara umut oldu
15 Mayıs 2025 Perşembe - 13:13 Kars’ta Çocuk Kardiyoloji Servisi hastalara umut oldu Kars Harakani Devlet Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Servisi 9 ayda kendisini yenilemeye devam ederek, Kars’ın yanı sıra Ardahan, Iğdır, Ağrı ve Erzurum’a hizmet veriyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Hülya Özer Şahin, Ağustos 2024’ten bu yana 4 bin 185 hasta muayenesi gerçekleştirirken, hastaların bin 878’i randevulu, 2 bin 307 hasta ise randevusuz olarak hizmet aldı. Kars Harakani Devlet Hastanesi’nden 9 aylık süreçte yalnızca 13 hasta ileri tetkik ve operasyonlar amacı ile il dışına sevk edildi. Muayenesi gerçekleştirilen tüm hastalarda mutlak gerekli olan ve 9 aydır kullanılmakta olan Çocuk EKO Kardiyografi cihazı, çocuk, yeni doğan ve prematür (erken doğan) bebekler için probu olan son model cihaz ile değiştirildi. Uzman Dr. Hülya Özer Şahin, cihazlarının yeni ve güncel bütün yazılımlarla hizmet verdiklerini ifade etti. Şahin, "Bu yeni cihazın daha önceki baktığımız hastalara göre farkı nedir diye sorarsak, hem fonksiyonlarına kalbin morfolojik yani konjenital dediğimiz doğuştan hastalıklarını tanıma konusunda çok daha etkin bütün özellikleri olan herhangi sıkıntılı bir hasta tanı koyamayacağımız yani ultrason ile tanı koyabileceğimiz bütün bilgi ve ekipman bu cihazda mevcut. Ayrıca bir diğer baktığımız süreçten farklı olarak yeni bir özellikle yeni doğan yani ortalama 1 kilonun üzerinde olan bütün bebeklere bakabileceğimiz prob dediğimiz kalbi inceleyen bir ekipmanımız da mevcut. Bununla beraber dediğim gibi son zamanlarda özellikle geldikten sonra söylediğimiz gibi aslında hem Kars ki Kars’la birlikte çok aktif şekilde hem Iğdır hem Ardahan hem de Erzurum’un bize yakın olan köyleri ve oralardan yönlendirilen takip amaçlı çocuklarımız var. Artık çocuklarımıza burada hizmet veriyoruz" dedi. Şahin, "Normal şartlarda elimizden, ben kendi açımdan elimden geldiğince karşıdaki hastalara ayaktan baktığım için randevu konusunda hastaların hiçbir sıkıntısı yok. Iğdır ve Ardahan istedikleri zaman bir hafta içinde çok rahat bir şekilde buraya gelip hem bebeklerini, çocuklarını ya da gençleri rahatlıkla muayene ettirebiliyorlar. Bir de bununla birlikte son zamanlarda aslında bir diğer hizmetimiz lisans raporlarında aslında etkin bir şekilde hizmet vermek. Çünkü lisans raporu için normalde riskli olan çocuklar hep şehir dışına yine gönderiliyordu. Şehirde çok fazla spor yapan çocuk var burada. Hiç sandığımız kadar az değil, onların da spor raporlarını Holter ve EFOR testleri ile birlikte hizmet vererek devam ediyoruz" diye konuştu.
Mantar enfeksiyonunda rutubete dikkat: Ciğerlere inebilir
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:55 Mantar enfeksiyonunda rutubete dikkat: Ciğerlere inebilir Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, özellikle rutubetli ortamlarda mantar bulunacağını ve bu ortamda kıyafetlerin küfleneceğini belirterek, mantarların solunum yoluyla akciğerlere nüfus edebileceğini söyledi. Bazı mantarların aslında insan florasının bir parçası olduğunu söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, "Mantarlar, tıpkı bakteriler ve virüsler gibi dışarıda bulunan mikron düzeyindeki boyutlardaki canlılardır aslında. Bunlar bazen koloniler oluşturarak görüntü hale gelebilir, çıplak gözle görebiliriz ama çoğunlukla göremediğimiz boyutlarda toprakta, havada hatta şu anda avuç içimizde sporları bulunan bir canlı türüdür. Aslında bazı mantarlar kendi floramızın bir parçasıdır. Tıpkı bakteriler gibi bulunması gereken bir şeydir. Ancak kişide bağışıklıkla ilgili bazı bozukluklar olduğunda HİV, AİDS, kanser, kemoterapi, lösemiler gibi durumlarda ya da kontrol edilemeyen durumlarda savunma hücreleri fonksiyonlarını yerine getiremediğinde bu mantarlar hava yoluyla bizim akciğerlerimize yerleşip ya da burnumuzun içerisindeki sinüslere yerleşip, bazen de kan yoluyla akciğerimizden tüm vücudumuza yayılarak bazı enfeksiyonlara sebep olabilirler" dedi Serpil Kuş, tedaviye rağmen iyileşmeyen durumların mantar enfeksiyonunu düşündürdüğünü söyleyerek, "Aslında sadece mantarda olur dediğimiz bir akciğer enfeksiyonu durumu yoktur. Aynı diğer enfeksiyonlar gibi geçmeyen öksürükler, balgam, balgamda bazen belki siyahlık ya da çok beyaz pamukçuk benzeri bir görüntünün oluşması, aralıklı ateş atakları, mevcut antibiyo terapiye rağmen düzelmeyen bir enfeksiyon kliniği olabilir. Çünkü antibiyotikler biliyorsunuz ki bakteriler içindir. Mantarlar için de antifungal, anti mantar ilaçlarının kullanılması gerekmektedir. Hastanın kliniğinin bu şekilde tedaviye rağmen kötüleşmesi, altta da özellikle bir bağışıklık yetmezliği durumu varsa bizi mantar enfeksiyonu konusunda düşündürmelidir" ifadelerini kullandı. "Mantar solunum yoluyla nüfus edebilir" Mantarın solunum yoluyla da vücuda nüfus edebileceğini söyleyen Serpil Kuş, "Mantar solunum yoluyla vücudumuza tabii ki nüfus edebilir. Akciğerlerde altta yatan boşluk oluşumuna sebep olan bir yapısal bozukluk varsa bu alanlarda yerleşip, bağışıklıkta da bir zafiyet bulduğu anda buralarda üreyebilirler. Bunların tedavisi bazen zordur ve hayati tehlike de oluşturabilir. Zaten hepimizin ortamında var diye konuşmuştuk ancak bazen rutubetli yerlerde yaşamak mecburiyetinde kalabiliyoruz. Evlerimizin duvarlarında siyah küfler oluşabiliyor. Bunlar bizim için hastalık oluşturucu mantarlar ve tekrarlayan solumalar esnasında bunlar akciğerlerimize, hava yollarımıza da inebiliyorlar. İkincil olarak da bazen mantarla çok kirlenmiş kıyafetlerin giyilmesi ya da kullanılması yine bağışıklık zafiyeti halinde kişilerde mantar enfeksiyonuna sebep olabiliyor. Ya da bağışıklığının zaten düşük olduğunu bildiğimiz bir kişinin toprakla ya da mantar konusunda rutubetin olduğu bir yerde basit ve hızlı bir şekilde hastaya bulaşmasına sebep olabiliyor" dedi. "Küflü kıyafetler giyilmemeli" Dr. Serpil Kuş, rutubetli ortamlarda kıyafetlerin küflenebileceğini ve bu kıyafetlerin giyilmemesi gerektiğini söyleyerek, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Öncelikle zaten mantar bulunan ki atasözlerinde bile ‘Rutubet insanı öldürür’ şeklinde ana fikri olan atasözleri mevcut. O yüzden bizim rutubetli yerlerden uzak durmamız, evlerimizin havalandırmasını düzenli ve iyi yapmamız gerekiyor. Bunun dışında da küflenmiş kıyafetlerimiz varsa ki dolapta bazen rutubet dolayısıyla kıyafetlerimiz küflenebiliyor. Bunların giyilmemesi gerekiyor. Bunun dışında da kesinlikle bir diyabetimiz varsa bunun kontrol altında tutulması yani 3 aylık şeker takiplerinin normal sınırlarda gitmesine özen göstermemiz gerekiyor. Bu tarz uzayan semptomlar olması, antibiyotiğe dirençli durumlar olması halinde de bir hekime erken başvuru öneriyoruz."
Mantar enfeksiyonunda rutubete dikkat: "Ciğerlere inebilir"
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:53 Mantar enfeksiyonunda rutubete dikkat: "Ciğerlere inebilir" Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, özellikle rutubetli ortamlarda mantar bulunacağını ve bu ortamda kıyafetlerin küfleneceğini belirterek, mantarların solunum yoluyla akciğerlere nüfus edebileceğini söyledi. Bazı mantarların aslında insan florasının bir parçası olduğunu söyleyen Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, "Mantarlar, tıpkı bakteriler ve virüsler gibi dışarıda bulunan mikron düzeyindeki boyutlardaki canlılardır aslında. Bunlar bazen koloniler oluşturarak görüntü hale gelebilir, çıplak gözle görebiliriz ama çoğunlukla göremediğimiz boyutlarda toprakta, havada hatta şu anda avuç içimizde sporları bulunan bir canlı türüdür. Aslında bazı mantarlar kendi floramızın bir parçasıdır. Tıpkı bakteriler gibi bulunması gereken bir şeydir. Ancak kişide bağışıklıkla ilgili bazı bozukluklar olduğunda HİV, AİDS, kanser, kemoterapi, lösemiler gibi durumlarda ya da kontrol edilemeyen durumlarda savunma hücreleri fonksiyonlarını yerine getiremediğinde bu mantarlar hava yoluyla bizim akciğerlerimize yerleşip ya da burnumuzun içerisindeki sinüslere yerleşip, bazen de kan yoluyla akciğerimizden tüm vücudumuza yayılarak bazı enfeksiyonlara sebep olabilirler" dedi Serpil Kuş, tedaviye rağmen iyileşmeyen durumların mantar enfeksiyonunu düşündürdüğünü söyleyerek, "Aslında sadece mantarda olur dediğimiz bir akciğer enfeksiyonu durumu yoktur. Aynı diğer enfeksiyonlar gibi geçmeyen öksürükler, balgam, balgamda bazen belki siyahlık ya da çok beyaz pamukçuk benzeri bir görüntünün oluşması, aralıklı ateş atakları, mevcut antibiyo terapiye rağmen düzelmeyen bir enfeksiyon kliniği olabilir. Çünkü antibiyotikler biliyorsunuz ki bakteriler içindir. Mantarlar için de antifungal, anti mantar ilaçlarının kullanılması gerekmektedir. Hastanın kliniğinin bu şekilde tedaviye rağmen kötüleşmesi, altta da özellikle bir bağışıklık yetmezliği durumu varsa bizi mantar enfeksiyonu konusunda düşündürmelidir" ifadelerini kullandı. "Mantar solunum yoluyla nüfus edebilir" Mantarın solunum yoluyla da vücuda nüfus edebileceğini söyleyen Serpil Kuş, "Mantar solunum yoluyla vücudumuza tabi ki nüfus edebilir. Akciğerlerde altta yatan boşluk oluşumuna sebep olan bir yapısal bozukluk varsa bu alanlarda yerleşip, bağışıklıkta da biz zafiyet bulduğu anda buralarda üreyebilirler. Bunların tedavisi bazen zordur ve hayati tehlike de oluşturabilir. Zaten hepimizin ortamında var diye konuşmuştuk ancak bazen rutubetli yerlerde yaşamak mecburiyetinde kalabiliyoruz. Evlerimizin duvarlarında siyah küfler oluşabiliyor. Bunlar bizim için hastalık oluşturucu mantarlar ve tekrarlayan solumalar esnasında bunlar akciğerlerimize, hava yollarımıza da inebiliyorlar. İkincil olarak da bazen mantarla çok kirlenmiş kıyafetlerin giyilmesi ya da kullanılması yine bağışıklık zafiyeti halinde kişilerde mantar enfeksiyonuna sebep olabiliyor. Ya da bağışıklığının zaten düşük olduğunu bildiğimiz bir kişinin toprakla ya da mantar konusunda rutubetin olduğu bir yerde basit ve hızlı bir şekilde hastaya bulaşmasına sebep olabiliyor" dedi. "Küflü kıyafetler giyilmemeli" Dr. Serpil Kuş, rutubetli ortamlarda kıyafetlerin küflenebileceğini ve bu kıyafetlerin giyilmemesi gerektiğini söyleyerek, sözlerini şu şekilde tamamladı: "Öncelikle zaten mantar bulunan ki atasözlerinde bile ‘Rutubet insanı öldürür’ şeklinde ana fikri olan atasözleri mevcut. O yüzden bizim rutubetli yerlerden uzak durmamız, evlerimizin havalandırmasını düzenli ve iyi yapmamız gerekiyor. Bunun dışında da küflenmiş kıyafetlerimiz varsa ki dolapta bazen rutubet dolayısıyla kıyafetlerimiz küflenebiliyor. Bunların giyilmemesi gerekiyor. Bunun dışında da kesinlikle bir diyabetimiz varsa bunun kontrol altında tutulması yani 3 aylık şeker takiplerinin normal sınırlarda gitmesine özen göstermemiz gerekiyor. Bu tarz uzayan semptomlar olması, antibiyotiğe dirençli durumlar olması halinde de bir hekime erken başvuru öneriyoruz."
Uzm. Dr. Gizem Kulakoğlu: "Menenjitte erken tanı hayat kurtarır"
15 Mayıs 2025 Perşembe - 12:06 Uzm. Dr. Gizem Kulakoğlu: "Menenjitte erken tanı hayat kurtarır" İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gizem Kulakoğlu, özellikle çocukluk çağında ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen menenjit hastalığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Menenjitin, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hayati risk taşıyan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu, hastalığın bakteriyel, viral ve nadiren fungal (mantar kaynaklı) formları bulunduğunu belirten Dr. Kulakoğlu, özellikle bakteriyel menenjitin acil müdahale gerektiren, hızlı ilerleyen ve ölümcül olabilen bir hastalık olduğuna dikkat çekti. En sık görülen belirtileri Uzm. Dr. Kulakoğlu, menenjitin belirtilerinin yaşa göre farklılık gösterebileceğini belirterek, şunları söyledi: "Yüksek ateş, ense sertliği, bilinç bulanıklığı, kusma, baş ağrısı, ışığa duyarlılık ve havale menenjitin en belirgin semptomlarıdır. Özellikle bebeklerde ise huysuzluk, beslenme zorluğu, sürekli ağlama, bıngıldakta şişlik ve havale gibi belirtiler görülebilir. Ebeveynlerin bu belirtileri dikkate alması ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması son derece önemlidir." Aşı, menenjite karşı en güçlü koruyucu Dr. Kulakoğlu, menenjitin önlenmesinde aşılamanın hayati önem taşıdığını belirterek, "Hemofilus influenza tip B (Hib), meningokok ve pnömokok aşıları, menenjit etkenlerinin büyük kısmına karşı koruma sağlar. Ailelerin çocuklarının aşı takvimine uygun şekilde bu aşıları yaptırmaları, menenjite karşı en etkili korunma yoludur." dedi. Hızlı tanı ve tedavi hayat kurtarır Menenjit şüphesi taşıyan bir çocuğun acil değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dr. Kulakoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Tanı için genellikle kan tahlilleri ve lomber ponksiyon (belden sıvı alma) gibi yöntemler kullanılır. Bakteriyel menenjitte erken antibiyotik tedavisi çok önemlidir. Gecikmeler; kalıcı beyin hasarı, işitme kaybı veya ölüm gibi ciddi sonuçlara yol açabilir." Dr. Kulakoğlu, menenjit konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini belirterek, özellikle okul öncesi ve okul çağındaki çocuklarla ilgilenen eğitimcilerin ve velilerin belirtiler konusunda farkındalık sahibi olmaları gerektiğini vurguladı.
Ölümcül hastalıkların nedeni obeziteye 5 tedavi yöntemiyle savaş açın
15 Mayıs 2025 Perşembe - 11:35 Ölümcül hastalıkların nedeni obeziteye 5 tedavi yöntemiyle savaş açın Küresel çapta hızla artan obezite, kalp-damar hastalıklarından solunum problemlerine kadar çok sayıda ölümcül rahatsızlığa zemin hazırlıyor. Diyetisyen Berna Ertuğ, "Obeziteden korunmak için bilinçlenmek, tedaviye etkin şekilde katılmak ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları kazanmak büyük önem taşıyor" dedi. Obezite, günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde ciddi boyutlara ulaşan önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2022 yılında dünya genelinde 18 yaş ve üzeri yetişkinlerin yüzde 43’ü fazla kilolu, yüzde 16’sı ise obezdi. Asya, Afrika ve Avrupa’nın altı farklı bölgesinde 12 yıl süren MONICA çalışmasında ise 10 yıllık süreçte obezite sıklığında yüzde 10 ila 30 arasında artış yaşandığı tespit edildi. Uzmanlara göre obezite, başta insülin direnci ve tip 2 diyabet olmak üzere, yüksek tansiyon, kalp-damar hastalıkları, kolesterol yüksekliği, solunum bozuklukları, hormonal sorunlar ve kas-iskelet sistemi problemlerine yol açabiliyor. Bu nedenle hastalığa karşı erken önlem alınması ve çok yönlü bir mücadele yürütülmesi gerekiyor. "Enerji dengesi bozulursa yağlanma başlar" 17 Mayıs Avrupa Obezite Günü kapsamında açıklama yapan Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Berna Ertuğ, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için alınan enerji ile harcanan enerjinin dengede olması gerektiğini vurguladı. Ertuğ, "Günlük alınan enerjinin harcanandan fazla olması durumunda, vücutta depolanan fazla enerji yağ olarak birikir ve obezite oluşur" dedi. Obezitenin, vücut yağ oranının boya göre normalin üzerine çıkmasıyla tanımlandığını belirten Ertuğ, beden kitle indeksinin 25’in üzerindeki kişilerin fazla kilolu, 30’un üzerindekilerin obez, 40’ın üzerindekilerin ise morbid obez olarak sınıflandırıldığını kaydetti. Yanlış beslenme ve hareketsizlik en büyük risk faktörleri arasında Dyt. Berna Ertuğ, obeziteye neden olan etmenlerin başında aşırı ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ile fiziksel aktivite yetersizliğinin geldiğini ifade etti. Bunun yanında genetik yatkınlık, hormonal bozukluklar, yaş, cinsiyet, psikolojik problemler, sosyo-kültürel düzey, gelir durumu, çok sık yapılan düşük enerjili diyetler, bazı ilaç kullanımları ve doğumlar arası sürenin kısa olması gibi birçok faktörün de obezite riskini artırdığını belirtti. "Tedavi bireyin kararlılığıyla başlar" Obezitenin tedavisinin uzun soluklu ve disiplinli bir süreç olduğunu vurgulayan Ertuğ, "Bu süreçte bireyin tedaviye kararlı şekilde katılması çok önemlidir. Çünkü obeziteyle mücadelede tek bir yöntem yeterli değildir; bu nedenle tedavi bir ekip işi olmalıdır. Hekim, diyetisyen, psikolog ve fizyoterapistin birlikte çalışması gerekir" diye konuştu. Obeziteden korunmanın çocukluk çağında başlaması gerektiğini söyleyen Ertuğ, çocukluk ve ergenlik döneminde gelişen obezitenin erişkinlikte kalıcı hâle gelebileceğine dikkat çekerek, aile, okul ve çevrenin yeterli ve dengeli beslenme ile fiziksel aktivite konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Tedavi yaklaşımı çok yönlü olmalı Dyt. Ertuğ, obezitenin tedavisinde temel hedefin gerçekçi bir kilo kaybıyla birlikte hastalığa bağlı sağlık sorunlarının azaltılması, bireye sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi olduğunu söyledi. Vücut ağırlığının altı aylık dönemde yüzde 10 oranında azalmasının dahi ciddi sağlık faydası sağlayacağını vurgulayan Ertuğ, tedavi sürecinde şu yöntemlerin kullanıldığını aktardı: "Farmakolojik tedavi, doktor gözetiminde kullanılan ilaçlarla yürütülüyor. Tıbbi beslenme tedavisi, diyetisyen tarafından bireye özgü planlanıyor ve sadece kilo vermeyi değil, doğru beslenme alışkanlığını sürdürülebilir hâle getirmeyi amaçlıyor. Egzersiz tedavisi kapsamında ise bireyin günlük yaşamına uygun, sürdürülebilir ve keyifli bir fiziksel aktivite programı öneriliyor. Davranış değişikliği tedavisi, yeme alışkanlıklarını ve fiziksel aktivite düzeyini değiştirmeyi hedefliyor. Gerektiğinde cerrahi tedavi yöntemlerine de başvurulabiliyor; ancak bu işlemlerin ardından da yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülmesi gerektiği belirtiliyor." Obeziteyle mücadelede bireyin motivasyonunun ve yaşam biçimi değişikliğine olan inancının kilit rol oynadığını ifade eden Dyt. Berna Ertuğ, "Kendi sağlığı için sorumluluk almayan bireyde hiçbir tedavi yöntemi -cerrahi dahil- kalıcı sonuç vermez" ifadelerini kullandı.
350 yataklı İlkadım Devlet Hastanesi için proje süreci başladı
15 Mayıs 2025 Perşembe - 11:35 350 yataklı İlkadım Devlet Hastanesi için proje süreci başladı Sağlık Bakanlığı tarafından Samsun’a kazandırılacak 350 yataklı İlkadım Devlet Hastanesi için ön proje ihalesi hazırlıkları başladı. Bakanlık yetkilileri, hastanenin yapılacağı alanda zemin etüt çalışmaları ve proje değerlendirmeleri kapsamında incelemelerde bulundu. Samsun Şehir Hastanesi’nden sonra en büyük yatırım Samsun Şehir Hastanesi’nin ardından il merkezine yapılacak en büyük sağlık yatırımı olacak olan İlkadım Devlet Hastanesi’nin, İlkadım ilçesi Kılıçdede Mahallesi’nde 73 bin metrekare kapalı alana sahip bir bölgede inşa edilmesi planlanıyor. Hastane alanında; mevcut Sağlık Müdürlüğü binası, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Ek Hizmet Binası ile Onkoloji ve Nükleer Tıp Merkezleri bulunuyor. Uras: "Süreç hızlı ilerleyecek" Konuya ilişkin açıklama yapan Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, "Samsun Şehir Hastanemizin açılışından sonra il merkezindeki sağlık hizmetlerinin planlaması netleşti. Bu kapsamda 350 yataklı İlkadım Devlet Hastanemiz için zemin etüt alanları belirlendi. Proje ve yapım ihaleleriyle ilgili ilk adımlar atılmaya başlandı" dedi. Proje sürecinin hızla tamamlanacağını vurgulayan Uras, "Sağlık Bakanlığı İnşaat ve Yapım Dairesi ekipleri, inşa edilecek alanı yerinde inceledi. Bu yıl sonuna kadar proje ihalesinin yapılmasını hedefliyoruz. Gelişmeleri belirli aralıklarla kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz. Hastanemiz şimdiden Samsun’a ve bölgemize hayırlı olsun" ifadelerini kullandı.