SAĞLIK - 18 Mayıs 2025 Pazar 10:58

Doktorların ismini yeni duyduğu rahatsızlık Eskişehir’de tedavi edildi, 10 parmağı açıldı

A
A
A

İzmir’de yaşayan Apert sendromlu ve parmakları yumruk şeklinde birleşik doğan 4 yaşındaki Umut Aras Şahin, götürüldüğü hastanelerde tedavi olamazken, Eskişehir Şehir Hastanesi’nde 10 parmağı ameliyat ile açıldı. Anne Nuriye Şahin, "Doktorlar ’Apert’ deyince, ’bu nasıl bir hastalık’ diye soruyorlar. Ama şu an yemeğini yiyor, kaşığını tutuyor, kapı açıyor, musluğu açıyor, fermuar çekiyor" dedi.

İzmir’de yaşayan ve 2’si kız 3 çocuğa sahip 45 yaşındaki Nuriye-Adem Şahin çiftinin doğuştan Apert sendromu olan oğulları 4 yaşındaki Umut Aras Şahin’in ellerindeki parmakları birleşik biçimde doğdu. Her iki elindeki parmakları da yumruk biçimde kapalı olan çocuk, günlük hayatında zorluk yaşıyor. 160 bin doğumda 1 görülme sıklığı olan rahatsızlığını tedavi ettirmek isteyen Şahin ailesi, birçok hastaneye gidip doktorlarla tedavi için görüştü.

Eskişehir’de 10 parmağı operasyonla açıldı

Birçok doktorun rahatsızlığın ismini dahi duymadığı yönünde cevap alan aile, oğullarının derdine çare bulamadılar. Uzun araştırmalar sonucunda Eskişehir Şehir Hastanesi’nin başarısını keşfeden Nuriye ve Adem Şahin, tedavi için kente geldi. Çift, Eskişehir Şehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdülkadir Calavul’dan tedavi için randevu aldı. Yapılan tetkikler sonucunda Umut Aras Şahin’in ellerinin ameliyat edileceği aileye bildirildi. Kısa süre sonra ameliyat masasına yatan küçük çocuğun 10 parmağı operasyonla açıldı. Benzer operasyon hastanede tedavi olan aynı sendroma sahip diğer çocuk hastalara da uygulandı.

Tedavi sonucunda parmaklarını aktif olarak kullanan 4 yaşındaki Umut, artık kaşık tutmaktan kapı açmaya kadar birçok işini tek başına görebiliyor. Özellikle akranlarının ters ve dışlayıcı hareketlerinden dolayı geçmiş dönemde üzülen çocuğun ve Şahin ailesinin yüzü güldü. Önceki gittikleri hastanelerde doktorların ismini aileden öğrendiği rahatsızlık, böylelikle Eskişehir’de büyük ölçüde tedavi edildi.

Doktorların ismini yeni duyduğu rahatsızlık Eskişehir’de tedavi edildi, 10 parmağı açıldı

"Doktorlar ’Apert’ deyince, ’bu nasıl bir hastalık’ diye soruyorlar"

4 yaşındaki Umut Aras Şahin’in annesi 45 yaşındaki Nuriye Şahin, "Bu ameliyatları çok iyi yapan doktorlar genelde özel hastanelerde oluyor. Devlette bulduklarımızda ise gittiğimiz zaman numara almak gibi şeyler çok zor oluyor. Oğlumun elleri bir yumruk şeklindeydi. Yani hiç parmak falan ortada yoktu. Bizim bir grubumuz var. Kendi aramızda oluşturduğumuz, bu hastalığı araştırıp öğrendiğimiz, birbirimize yol gösterdiğimiz, şu doktor iyidir diye yönlendirdiğimiz bir grubumuz var. Mesela Umut’un durumu en zordu. Grup içinde en zor el bizim oğlumuzunkiydi. 10 parmağın çıkma ihtimali yok, iki parmak açalım diye önerenler vardı. ’İhtiyacını gidersin’ falan diyorlardı. Ama bu, bir anne olarak beni çok üzüyordu. Çünkü çocuğumun on parmağı neden olmasın? Bazı doktorlar bu konuda bilgili değil, yani bilmiyorlar bu hastalığı. Biz ’Apert’ deyince, ’bu nasıl bir hastalık’ diye soruyorlar. Bilmeyenler var. Çünkü çok nadir görülen bir hastalık. Sesimizi de duyuramıyoruz. Bazı hastalıkların dernekleri falan olur, bizim böyle bir derneğimiz de yok. Şu an bir orta yüz ameliyatı olması gerekiyor Umut’un. Yapan arkadaşlar var, iki bin, üç bin gibi rakamlar isteniyormuş. Yani bir ev parası. Bir ev alınabilecek bir rakamı nasıl çıkaracağım diye düşünüyorum. Umut’un şu ana kadar orta kulak ameliyatı, tüp takılması dahil 10 tane ameliyatı oldu. Son bir ameliyat kaldı, uzatmalar kaldı. Bizim kemiklerimiz kısa kalıyor. Ellerimizde eklem olmuyor, bunun şu an bir çözümü yok. İleride teknoloji gelişir, ona da çözüm bulunur inşallah. Ama şu an Kadir Hoca sayesinde mesela yemeğini yiyor, kaşığını tutuyor, kapı açıyor, musluğu açıyor, fermuar çekiyor. Şu an tek yapamadığı şey düğme iliklemek. O da yaşından dolayı. İleride onu da yapacağına inanıyorum. Oğlum çok azimli bir çocuk. O yönden çok mutluyum böyle bir çocuğa sahip olduğum için. Hayatıma iyi ki geldi. İnsanlar farklı bakabilir ama o benim için dünyanın en güzel çocuğu. Farklı bakıldığında üzüldüğümüz anlar oluyor. Gelirken çok üzüldüğümüz, çok şeyler yaşadığımız oluyor. Ağlayarak döndüğümü biliyorum. Çocuğumun ’insanlar bana neden böyle bakıyor’ dediği zamanları da biliyorum. ’Benden korkup kaçıyorlar’ dediği dönemi de biliyorum. Toplum olarak insanlardan beklentim; çocuklarınızı gerçekten merhametli insanlar olarak yetiştirin. Biz gerçekten çok zor şeyler yaşıyoruz. En azından bu işi kolaylaştırsınlar, bize yardımcı olsunlar. Çocuklarını iyi yetiştirsinler, anlatsınlar, sevgi dolu olsun çocukları. Anne baba olarak bilinçlensinler. Çünkü çocuklar masum, onlara kızmıyorum. Ama anne babalara düşen görevler bunlar. Acımasız çocuklar olmasın. Topluma iyi insanlar yetiştirsinler. Umarım bu çocuklarımızın sesini duyurursunuz. Umut, diğer çocuklara da vesile olur. Çünkü iyi doktorlarla gerçekten iyi yerlere gelebileceklerine inanıyorum ve bunu Umut’ta gördüm. Onlara da umut olacağını biliyorum. Adını da o yüzden Umut koydum" dedi.

"10 parmak kendi kişisel ihtiyaçlarını kısmen de olsa karşılayabiliyor"

Ameliyat hakkında konuşan Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Abdülkadir Calavul, "Çocuğumuz Umut, doğuştan Apert Sendromu dediğimiz bir hastalıkla dünyaya geldi. Apert sendromunda özellikle hastaların elleri kapalı oluyor. Yani tüm el tek bir parmak halinde, parmakların hepsi yapışık oluyor. Bu parmakları açtırmak için aileler bir sürü hastane dolaşıyor. Ancak bu zor bir ameliyat olduğu için pek çok doktor bu ameliyatı yapmaya cesaret edemiyor. Bu hastalık, yaklaşık yüz binde bir oranında görülür. Yani çok nadir bir hastalık. Genelde sporadik, yani akraba evliliği olmadan da görülebilen genetik bir hastalıktır. Bu nedenle genetik testlerle hastanın tam tanısı netleşiyor. Ancak bize başvuru sebebi genellikle ellerini açtırmak oluyor. Hastanın parmakları yapışıktı. Biz daha önce parmaklarını açmıştık. Şu an hastanın kalan diğer yapışık kısımlarını düzelttik. Parmak aralarında çekintiler vardı, onları da düzelttik. Yaklaşık olarak hastayı beş ameliyatla bu hale getirdik. Daha önce her bir elinde tek bir parmak şeklinde bir görünüm mevcuttu. Şu an her iki elinde de toplam 10 parmak görüntüsü mevcut ve kendi kişisel ihtiyaçlarını kısmen de olsa karşılayabiliyor. İlerleyen zamanlarda fizik tedavi süreciyle bu ihtiyaçlarını karşılama durumu daha da artacaktır inşallah. Şu an hastamız 4 yaşında. Kısa olan parmaklarına kalçadan kemik alıp kemik ekleme yapacağız ve parmaklarını uzatacağız. O zaman daha da normal bir görünüme kavuşacaktır" ifadelerini kullandı.

Doktorların ismini yeni duyduğu rahatsızlık Eskişehir’de tedavi edildi, 10 parmağı açıldı

Op. Dr. Abdülkadir Calavul ayrıca; Eskişehir Şehir Hastenesi Başhekimi Dr. Öğretim Üyesi Fatih Alper Ayyıldız, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, anestezi ekibine ve ameliyathane ile serviste görev yapan tüm arkadaşlarna teşekkür etti.

Bahadır Turgut - Buse Aslıhan Karkazan Güneş

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kuraklığa karşı Türkiye’den küresel çözüm Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde yüzde 25’e varan artış sağlayan teknolojinin; ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da sahada kullanıldığı belirtildi. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (KOSB) kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Tesisin açılış töreni 16 Mayıs tarihinde gerçekleştirildi. Törene; TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ile çok sayıda kamu kurumu temsilcisi, akademisyen, sektör paydaşı ve uluslararası konuk katıldı. Yapılan açıklamaya göre, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının bin 800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak kullanılıyor. Akademiden sanayiye geçişte başarı örneği TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi. Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü aktardı. "Su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji" Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, dünyada ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Tek, dünyanın da güvendiği, beklediği de bu." Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçtiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı. "Suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir" TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu söyledi. Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: "Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir." Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını söyledi. "Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk" ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, sözlerini şöyle sürdürdü: "Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde Ar-Ge aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek." Nanoteknoloji ürünler daha etkin sonuç veriyor ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor." Uluslararası açılım küresel gündemle örtüşüyor ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise yaptığı açıklamada, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi. Tanrıverdi şunları kaydetti: "Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz." Laboratuvardan endüstriye Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor. Entegre bir teknoloji ailesi Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor. Küresel yapı İstanbul’da Ar-Ge ve üretim altyapısına, Hollanda Lahey’de uluslararası ofisine ve ANT Systems Holding B.V. çatısına sahip olan şirket, Avrupa merkezli küresel büyüme stratejisini sürdürüyor. Yatırımcı yapısı ANT Systems; Ünlü Portföy Yönetimi A.Ş., BloomTech Capital B.V. (Hollanda ve Umman), Foton Holding B.V. (Hollanda), Akça Holding, HEK Yatırım A.Ş. ve The Porte Global Affairs A.Ş. gibi kurumsal yatırımcıların yanı sıra Güler Sabancı, Dilara Kaya Karadeniz, Orhan Tağı, Erman Yurdakul ve Can Güneri’nin yer aldığı bir yatırımcı yapısı tarafından destekleniyor. Tören, protokol konuşmalarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi.
Kayseri YRP İl Başkanı Özcan: "19 Mayıs milli şuurla verilen mücadelenin adıdır" Yeniden Refah Partisi (YRP) Kayseri İl Başkanı Ali Özcan; 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, "19 Mayıs 1919, aziz milletimizin bağımsızlık yolunda attığı en büyük adımlardan biri; imanla, kararlılıkla ve milli şuurla verilen kutlu mücadelenin başlangıcıdır" dedi. YRP Kayseri İl Başkanı Ali Özcan mesajında; "Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkarak yaktığı istiklal meşalesi, milletimizin birlik ve beraberlik içerisinde esareti kabul etmeyeceğinin göstergesiydi. Bugün bizlere düşen en büyük sorumluluk ise geçmişten aldığımız bu ruhu, güçlü bir gelecek idealine dönüştürmektir. Güçlü Türkiye; sadece sözde değil, üretimde, teknolojide, fabrikalaşmada ve ağır sanayide kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye ile mümkün olacaktır. Yerli üretimi artıran, çalışan, üreten ve kalkınan bir anlayış; milletimizin ekonomik bağımsızlığının da en önemli teminatıdır. .Ancak biliyoruz ki kalkınma yalnızca maddi güçle değil; ahlaklı, vicdan sahibi ve maneviyatına bağlı nesillerle mümkündür. Milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, büyüklerine saygılı, vatanını seven, çalışkan ve dürüst bir gençlik; ülkemizin en büyük hazinesidir. Gençlerimizin ilimde, bilimde, sporda, sanatta ve teknolojide ilerlerken aynı zamanda ahlakı ve maneviyatı da hayatlarının merkezine alması, yarınlarımız adına en büyük temennimizdir. Yeniden büyük ve güçlü Türkiye idealine ulaşmanın yolu; üretim ekonomisini önceleyen, alın terini kıymetli gören, adaleti esas alan ve manevi kalkınmayı ihmal etmeyen bir anlayıştan geçmektedir. İnşallah gençlerimizle birlikte, her alanda daha güçlü, daha müreffeh ve daha bağımsız bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Bu vesileyle istiklal mücadelemizin tüm kahramanlarını rahmet, minnet ve saygıyla anıyor; aziz milletimizin ve kıymetli gençlerimizin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum" ifadelerine yer verdi.
Bursa Kamyonetin motorunda giden tamirci konuştu: "Müşteriyi 40 bin liradan kurtardık" Bursa’nın İnegöl ilçesinde arızayı tespit etmek için seyir halinde olan kamyonetin motor kısmına oturan tamirci konuştu. Olay, dün İnegöl’ün Mahmudiye Mahallesi Tabakhane Caddesi’nde meydana geldi. Arızalanan kamyoneti kontrol eden tamirci, sorunun kaynağını bulabilmek için aracın ön kısmına çıktı. Seyir halindeki kamyonetin motor bölümünde ilerleyen tamircinin tehlikeli yolculuğu çevredeki vatandaşlarca görüntülendi. Görüntüler kısa sürede sosyal medyada ilgi gördü. Müşterisini ciddi bir masraftan kurtardığını söyleyen oto tamircisi Mesut Torun (40) olayı tüm detaylarıyla anlattı. Torun, "Arabada bir mazot kaçağı vardı. Durduğu yerde kaçırmıyordu araç, mecbur yüke bindiği zaman kaçırıyordu. Bunu da test etmek için haliyle arabayı çalışır vaziyette denemek lazımdı. O yüzden böyle bir işe kalkıştık. Fazla gezmedik aslında, gezdiğimiz kilometre, kilometre değil de metre. 300-350 metre arasıydı. Fazla bir şey yoktu ama sonuçta arızayı da bulduk Allah’a şükür. Müşteriyi de 40 bin liradan kurtardık, yarı fiyatına maliyet ettik diyelim. Nokta atışı yapmak için bu hareketi yapmamız lazımdı. Ama halloldu çok şükür. Başka türlü olmuyordu çünkü hareket halinde denememiz lazımdı arabayı, yüke bindiği zaman yapıyordu bu. Denedik, gördük arızayı. Ben de sonradan gördüm. Akşamüstü gördüm. Şaşırdım ama bir yandan da iyi oldu. Güzel yorumlar vardı, bizim maksadımız işimizi iyi yapalım, onun için yaptık yani bu işi de. Çok nadiren ara sıra böyle bulamadığımız arızalar olduğu için yapıyoruz. Orada zaten benim el kısmım içeride, el kısmım oraya bağlıydı zaten. O şekilde ilerledik ama fazla hızlı yapmadık. Birinci kilometrede en fazla yaptığımız hız 20-25 kilometre" dedi.
Denizli Başkan Arslan genç çifti mutlu günlerinde yalnız bırakmadı Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan, dünya evine giren Hakan Ongun ile Nurgül Kubur çiftinin nikahlarını kıydı. Denizli’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nden emekli olan Mazlum ve Fadime Ongun çiftinin oğulları, sürücü kursu işletmecisi sahibi Hakan Ongun, Akköy Mahallesi’nin köklü ailelerinden Mehmet ve Raziye Kubur çiftinin hemşire kızları Nurgül Kubur ile düzenlenen görkemli düğün töreniyle dünya evine girdi. Yoğun katılımın olduğu düğün gecesi, renkli görüntülere sahne oldu. Düğün törenine iş, siyaset ve eğitim camiasından çok sayıda davetli katıldı. Gecede Hakan – Nurgül Ongun çiftinin nikah şahitliğini İrfan Hepşen ve Aleyna Odabaşı yaptı. Genç çiftin nikâhını Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan kıydı. Nikâh töreninde salonda alkışlar yükselirken Başkan Arslan, evliliğin sevgi, saygı ve anlayış üzerine kurulması gerektiğini belirterek Hakan ve Nurgül çiftine ömür boyu mutluluk dileklerinde bulundu. Başkan Arslan, evlilik cüzdanını gelin Nurgül Ongun’a teslim etti. Nikâhın ardından genç çift ilk danslarını davetlilerin alkışları eşliğinde gerçekleştirdi. Daha sonra Ege kültürünün önemli simgelerinden olan zeybek oyunu sahne aldı. Hakan ve Nurgül Ongun çiftinin sergilediği uyumlu zeybek performansı geceye damga vururken, davetliler çifti uzun süre ayakta alkışladı. Düğün boyunca çalınan hareketli müziklerle konuklar doyasıya eğlendi. Gecenin ilerleyen saatlerinde hazırlanan dev düğün pastası alkışlar eşliğinde kesildi. Davetliler genç çiftle bol bol fotoğraf çektirirken, aileler de bu özel günün mutluluğunu yakınlarıyla paylaştı. Damadın babası Mazlum Ongun, bu mutlu günlerinde kendilerini yalnız bırakmayan tüm davetlilere teşekkür ederek, "Evlatlarımızın böylesine güzel bir ortamda yuva kurmalarından büyük mutluluk duyuyoruz. Katılan, arayan ve iyi dileklerini ileten herkese ailemiz adına teşekkür ederim" dedi.