SAĞLIK
Bayramda en büyük risk yanlış beslenme ve hijyen hataları 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:08:37 Kurban Bayramı’nda bir anda artan kırmızı et tüketimi, göz ardı edilen hijyen kuralları ve acemi kasap kazaları, bayram sevincini acil servislerde sonlandırabiliyor. Toplumdaki bu risklere dikkat çekmek için "Bayramda Kurban Siz Olmayın" panelini düzenleyen Medipol Sağlık Grubu; kardiyolojiden acil tıbba, enfeksiyon hastalıklarından beslenmeye kadar birçok branştan uzmanı bir araya getirerek hastalıksız ve kazasız bir bayramın yol haritasını çıkardı. Kurban Bayramı’nın getirdiği yoğunluk, değişen beslenme alışkanlıkları ve gözden kaçan hijyen kuralları, sağlık açısından çeşitli riskleri beraberinde getirebiliyor. Medipol Sağlık Grubu tarafından düzenlenen "Bayramda Kurban Siz Olmayın" panelinde, bayram sürecinin sağlıklı geçirilmesi tüm yönleriyle ele alındı. Moderatörlüğünü Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan’ın üstlendiği panelde; Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Esin Korkut, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, Diyetisyen Ayşenur Karaca ve Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Sümeyra Acar Kurtuluş, merak edilen konulara ışık tuttu. Bayramda denge ve kontrol şart Kurban Bayramı’nda beslenme alışkanlıklarının her yıl yeniden gündeme geldiğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan,"Bayramda nasıl beslenmemiz gerektiği, mide ve kalp sağlığımızı yormadan nasıl hareket edeceğimiz önemli. Porsiyon kontrolü, kurban kesim ve saklama süreçleri, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve bayram kazalarına karşı dikkatli olunması gerekiyor" dedi. Et tüketiminde acele etmeyin Bayramda et tüketiminin artmasına dikkat çeken Prof. Dr. Esin Korkut, "Kesilen et hemen tüketilmemeli, en az 12 saat dinlendirilmelidir. Etler mümkünse kısık ateşte ve kendi suyunda pişirilmeli, ekstra yağ eklenmemelidir. Aksi halde reflü gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Sıvı tüketiminin de artırılması ve gazlı içeceklerden uzak durulması gerekir. Porsiyon kontrolüne özellikle dikkat ederek, tatlı tercihlerinde sütlü ürünler daha sağlıklı olacaktır" ifadelerini kullandı. Hijyen kuralları hayat kurtarır Kurban Bayramı’nın enfeksiyon hastalıkları açısından riskli bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Hüsrev Diktaş,"Kesimden tüketime kadar tüm süreç hijyen kurallarına uygun şekilde yürütülmelidir. El hijyeni, kullanılan bıçaklar, kesme tahtaları ve ortam temizliği büyük önem taşıyor. Etler buzdolabında dinlendirilmeli, güneş altında bırakılmamalı. Ayrıca iyi pişirilmeden tüketilmemeli ve çözülen et kesinlikle tekrar dondurulmamalıdır" uyarısında bulundu. Etin yanında sebze tüketimi önemli Diyetisyen Ayşenur Karaca ise bayram sofralarında dengeli beslenmenin önemine dikkat çekerek, kırmızı etin doğru şekilde tüketilmesi gerektiğini söyledi. Karaca, "Et tüketimi kahvaltı yerine öğle öğününde tercih edilmelidir. Tabağın büyük kısmı sebze ve lifli gıdalardan oluşmalı, et porsiyonu ise yaklaşık 100-150 gram ile sınırlandırılmalıdır" dedi. Tam tahıllı gıdaların da beslenmeye eklenmesi gerektiğini belirten Karaca, tek yönlü beslenmeden kaçınılması gerektiğini vurguladı. Acemi kasaplara dikkat Bayram sürecinde en sık karşılaşılan durumlardan birinin kesici alet yaralanmaları olduğunu belirten Uzm. Dr. Sümeyra Acar Kurtuluş, "Küçük kesilerde yara önce temiz suyla yıkanmalı, ardından temiz bir bezle basınç uygulanmalıdır. Halk arasında yaygın olan salça, kül ya da tütün sürme gibi uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır" dedi. Ciddi yaralanmalarda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Dr. Kurtuluş, kırıklar ve iç kanama riskine karşı da dikkatli olunması gerektiğini ifade etti.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:00 Dalaman Kargınkürü Mahallesi’ndeki içme suyu şebeke hattı yenilendi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Dalaman Kargınkürü Mahallesi Kıryer Mevkiinde ekonomik ömrünü tamamlayan ve vatandaşların parsellerinden geçtiği için yaşanan arızalara müdahale güçlüğü yaşatan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu şebeke hattı yeniledi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, kullanım ömrünü tamamlamış olan eski içme suyu hatlarının modernleştirilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanmasına yönelik talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü projelerine Dalaman’da devam ediyor. Bu kapsamda Kargınkürü Mahallesi Kıryer mevkiinde, kullanım ömrünü tamamladığı için sık arızalara neden olan ve vatandaş parsellerinden geçtiği için arızalara müdahale zorluğu yaşatıp kesinti sürelerinin uzamasına yol açan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu hattını kamusal alana taşıyarak yeniledi. Tamamlanan yenileme projesi sayesinde kesintisiz içme suyu Dalaman ilçesi Kargınkürü Mahallesi Kıryer Mevkiinde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan ve sık sık arızalara neden olan 2 bin metre uzunluğundaki içme suyu hattı yenilendi. Vatandaş parsellerinden geçen eski hat arıza durumlarında müdahaleyi zorlaştırarak hem iş gücü kaybına yol açıyordu hem de müdahale süresi uzadığı için kayıp-kaçak oranını artırıyordu. Bölgenin artan nüfusla birlikte eski ve yetersiz kalan hatlarda yaşanan arızalar daha sık hale gelirken, aynı zamanda yüksek kotta bulunan bölgelere su ulaştırılmasında zaman zaman aksamalara neden oluyordu. Yaşanan sıkıntıların giderilmesi amacıyla 2 bin metre uzunluğundaki hatlar vatandaşların arazilerinden çıkarılıp yol kenarına alındı. Bu sayede muhtemel arıza durumlarında hem arızanın tespiti daha hızlı hale getirildi hem de teknik personelin müdahalesinde bir zorluk söz konusu olmayacak. Aynı zamanda yenilenen şebeke hattının çapları da büyütülerek yüksek kotlara ulaştırılması için gerekli basınca dayanıklı hale getirilmiş oldu. İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, "Daha hızlı müdahale sağlayacağız" Değiştirilen içme suyu şebeke hattı sayesinde bölgede yaşanan sıkıntıların sona ereceğini söyleyen İşletmeler 3. Bölge Daire Başkanı Doğan Ayan, "Dalaman ilçemiz Kargın Kırı Mahallesi Kariyer Mevkiimize vatandaşlarımız ve muhtarımızın talebi doğrultusunda vatandaş parsellerinden geçen şebeke hattımızı projelendirerek 2 kilometre kadastral yollara taşıdık. Bu sayede hem ekonomik ömrünü tamamlayan boruları yenilemiş olduk hem de vatandaş parsellerinden çıkararak buraları kadastral yollara alıp arızalara bu sayede daha hızlı müdahale sağlayacağız. Minimum arıza ve minimum su kesintisi doğrultusunda çalışmalarımıza devam etmekteyiz." diye belirtti. Kargınkürü Mahallesi Mahalle Muhtarı Vedat Dursun, "Ekipler hızlıca harekete geçti" MUSKİ Genel Müdürlüğü’ne taleplerine hızla yerine getirerek hatlarının yenilenmesiyle mutluluğunu vurgulayan Kargınkürü Mahallesi Mahalle Muhtarı Vedat Dursun, "Bizim Kıryer bölgesinde, ana hat üzerinde bir içme suyu hattımız vardı. Ancak bu hat tarla içinden geçtiği için ulaşımı zor bir güzergahtaydı ve arıza durumlarında müdahale etmek oldukça güç oluyordu. Özellikle yaz aylarında tarla içinde meydana gelen patlaklar geç fark edildiği için vatandaşlarımız uzun süre susuz kalabiliyordu. Bu durumu yetkililerimize ilettik. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’ın talimatlarıyla, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül ve ilgili ekipler hızlıca harekete geçti ve hat yol güzergahına alındı. Önceden 60’lık olan hat, artan nüfus ihtiyacına uygun şekilde 110’luğa çıkarıldı. Yapılan bu çalışmanın en önemli faydası, arıza durumlarında artık çok daha hızlı müdahale edilebilecek olması. Ekipler hattın bulunduğu noktaya kolayca ulaşabilecek ve tarlaya girmeye gerek kalmadan yol üzerinden müdahale edilebilecek. Bu da hem zaman kazandıracak hem de vatandaşlarımızın mağduriyetini önleyecek. Başta Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras olmak üzere, MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e, bölge müdürümüz ve emeği geçen tüm ekip arkadaşlarımıza köyümüz adına teşekkür ediyorum. Gerçekten çok memnunuz" dedi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 12:39 Elazığ’da hastaları mağdur eden ve SGK’yi zarara uğratan çete çökertildi Elazığ’da hastaları mağdur ederken Sosyal Güvenlik Kurumu’nu da (SGK) zarara uğratan bir çete, Sağlık Bakanlığı ve emniyet güçlerinin ortak çalışmasıyla çökertildi. Elazığ’da hastaları mağdur edip SGK’yi zarara uğratan çeteye yönelik operasyon düzenlendi. Sağlık Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgilere göre; Elazığ’da faaliyet gösteren 2 Bakım Merkezinin ortak hareket ederek yoğun bakım endikasyonu bulunmayan hastaları usulsüz şekilde yoğun bakım hastası gibi gösterdiği ve bu yöntemle Sosyal Güvenlik Kurumundan haksız ödeme aldığı tespit edildi. Yürütülen adli soruşturma kapsamında ayrıca ruhsatsız olduğu belirtilen bir yoğun bakım ünitesinde birtakım bulgulara ulaşıldı. Soruşturma kapsamında eş zamanlı operasyon kapsamında çok sayıda şüpheli gözaltına alındı. Ayrıca edinilen bilgiye göre, operasyon sürecinin temelini ise Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Risk Esaslı Denetim Sistemi (REDES) Koordinatörlüğünün aylar öncesinden gerçekleştirdiği veri analizleri oluşturdu. REDES tarafından Elazığ’daki özel hastaneler ve yaşlı bakım merkezlerinin ortak hareket ettiğine yönelik risk tespitlerini içeren analiz raporu 20 Haziran 2025 tarihinde hazırlandı. Söz konusu rapor üzerine 26 Haziran 2025 tarihinde Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca müfettiş görevlendirmesi yapıldı. Müfettiş incelemeleri devam ederken, Jandarma birimlerince yürütülen adli soruşturmaya destek amacıyla REDES Koordinatörlüğünden ek bilgi ve belge talep edildi. REDES tarafından hazırlanan kapsamlı veri setlerinin ilgili mercilere iletilmesiyle operasyonun teknik altyapısına önemli katkı sağlandığı belirtildi. Yetkililer, adli süreçte ortaya çıkan diğer hususların da idari yönden incelenmesi amacıyla müfettişe ek görev verildiğini, inceleme ve değerlendirme çalışmalarının sürdüğünü ifade etti.
Atatürk Üniversitesi, kurumsal akreditasyon sürecine hazırlanıyor
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:34 Atatürk Üniversitesi, kurumsal akreditasyon sürecine hazırlanıyor Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yürütülen Kurumsal Akreditasyon Programı (KAP) kapsamında Atatürk Üniversitesi, 25-28 Mayıs 2025 tarihleri arasında saha ziyaretiyle değerlendirilecek. Üniversitenin liderlik ve yönetişim, kalite güvence sistemi, eğitim-öğretim, araştırma ve geliştirme ile toplumsal katkı alanlarındaki faaliyetlerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınacağı süreçte, her birimin titizlikle hazırlık yapması bekleniyor. KAP değerlendirme süreci kapsamında, 16 Mayıs 2025 tarihinde çevrim içi olarak gerçekleştirilen ön ziyarette; değerlendirme takımı ile üniversite yönetimi arasında tanışma toplantıları düzenlendi. Söz konusu toplantılarda, kurumun genel yapısı ve kalite güvencesi sistemine dair sunumlar gerçekleştirildi. Ayrıca, Değerlendirme Takımı Başkanı Prof. Dr. Hakan Atılgan öncülüğünde saha ziyaretinin detaylı planlaması yapıldı. Saha Ziyareti Süresince Birçok Görüşme Gerçekleştirilecek Değerlendirme Takımında, farklı üniversitelerden gelen akademik değerlendiriciler, idari değerlendirici ve öğrenci değerlendirici yer alıyor. Bu kapsamda, Prof. Dr. Elif Öğüt, Prof. Dr. Metin Bedir, Prof. Dr. Ahmet Şahbaz, Prof. Dr. Zait Burak Aktuğ, Doç. Dr. Selva Staub, Fakülte Sekreteri Ali Çobanlı ve öğrenci temsilcisi Oktay Kafdağlı üniversitenin çeşitli yönlerini değerlendirmek üzere görev alacaklar. Saha ziyareti süresince birim yöneticileri, akademik ve idari personel temsilcileri, öğrenci temsilcileri ve dış paydaşlarla birebir görüşmeler gerçekleştirilecek. Değerlendirme sürecinin başarıyla tamamlanabilmesi için tüm birimlerin çalışmalarını PUKÖ (Planla - Uygula - Kontrol Et - Önlem Al) döngüsü çerçevesinde hazırlamaları, ilgili belgeleri eksiksiz ve erişilebilir şekilde sunmaları gerekiyor. Kurumsal Akreditasyon, Üniversitelerin Kalite Yolculuğunda Önemli Bir Dönüm Noktası Süreçle ilgili değerlendirmede bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, kurumsal akreditasyonun üniversitelerin kalite yolculuğunda önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Yükseköğretim kurumlarının ulusal ve uluslararası alanda rekabet gücünü artıran en önemli unsurlardan biri şüphesiz ki kalite güvencesidir. Atatürk Üniversitesi olarak bilimsel üretkenliğimiz, topluma katkımız ve sürdürülebilir gelişim hedefimiz doğrultusunda her geçen gün kendimizi yeniliyor ve güçlendiriyoruz. Kurumsal Akreditasyon Programı kapsamında gerçekleştirilecek değerlendirme sürecini, kurumsal hafızamızı tazeleyip geleceğe yönelik stratejik adımlarımızı pekiştirme fırsatı olarak görüyoruz. Bu süreçte emeği geçen tüm akademik ve idari personelimize teşekkür ediyorum."
Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu"
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:31 Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, dünya tıp literatürüne geçecek nitelikte önemli bir başarıya imza attı. Hastanede görevli gastroenteroloji uzmanları, bugüne kadar tıpta birlikte görülmemiş üçlü hastalık kombinasyonunu tanımlayarak literatüre "Karadeniz Sendromu" adıyla kazandırdı. Gastroenteroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, yaptığı açıklamada, genetik kökenli Polikistik Karaciğer Hastalığı (PCLD) ile birlikte Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) gibi İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları’nın (İBH) aynı hastada birlikte görülmesinin, dünya tıp literatüründe ilk kez tanımlandığını belirtti. Prof. Dr. Dülger, "Giresunlu ve Ordulu iki ayrı kadın hastada daha önce hiç rapor edilmemiş olan bu üçlü hastalık birlikteliğini tespit ettik. Tespitimizi bilimsel temellere oturtarak uluslararası literatüre sunduk. Tanımladığımız bu yeni klinik tabloyu, hastaların memleketlerinden esinlenerek ‘Karadeniz Sendromu’ olarak adlandırdık. Yaklaşık bir ay içinde bu vakaları topladık, tedavi planlarını oluşturduk, tanısal doğrulamaları yaptık ve sonuçlarını uluslararası İBH kongresinde sunduk ve kabul edildi. Bu kombinasyon daha önce dünyada hiç tanımlanmamıştı" dedi. Tedavi yönteminde yeni bir yaklaşım Polikistik karaciğer hastalığının genetik kökenli ve ilerleyen evrelerde karaciğer nakli gerektirebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dülger, "İnflamatuvar bağırsak hastalıklarında kullanılan ilaçların polikistik karaciğer hastalığı üzerindeki etkisi bugüne kadar bilinmiyordu. Bu iki durumun eş zamanlı görüldüğü vakalarda uyguladığımız tedavilerin karaciğere olumsuz bir etkisi olmadığını gözlemledik. Böylece tedaviye ilişkin literatüre yeni ve güvenli bir bakış açısı kazandırmış olduk" dedi. Karadeniz’de görülme sıklığı yüksek Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Aydın ise, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Giresun ve çevresinde, hem polikistik karaciğer hastalığına hem de inflamatuvar bağırsak hastalıklarına sık rastlandığını kaydederek, "Bu hastalıklar bölgemizde oldukça sık görülse de birliktelikleri çoğu zaman tanımlanamadan gözden kaçıyordu. Artık bu klinik tablo tıbben tanımlanmış durumda. Böylece hem tanı süreçlerinde hem de tedavi planlamalarında daha bilinçli ve sistematik bir yaklaşım benimsenebilecek. Ayrıca, Karadeniz Sendromu’nun genetik altyapısı da ilerleyen dönemlerde ayrıntılı biçimde araştırılması gereken bir durum. Bu tanı koyma süreçlerini kolaylaştıracağı gibi, hastalara uygulanacak tedavi protokollerine de yol gösterici olacaktır" dedi. Giresun Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak ise, hastanede sağlık hizmetinin yanı sıra akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek uluslararası düzeyde başarı gösterdikleri için teşekkür etti.
Prof. Dr. Özkan: "Dişiniz eksikse dikkat! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir"
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:23 Prof. Dr. Özkan: "Dişiniz eksikse dikkat! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir" Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Dişiniz eksikse dikkat ! Kulak çınlaması ya da vertigo sizi bekliyor olabilir" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada Temporo Mandibular Eklem Bozukluğu yani çene eklem bozukluğu (TME) olan kişilerin yaklaşık yüzde 40’nın vertigo yaşadığını belirterek bunun nedenelerini şöyle açıkladı: "Peki ağızdaki bir diş eksikliği, baş dönmesi ve denge kaybına nasıl sebep oluyor? İşte TME bozukluğu, diş eksikliği ve vertigo arasındaki şaşırtıcı bağlantısı. Diş eksikliği, çiğneme kuvvetinin çenede dengesiz dağılmasına neden olarak çene ekleminde aşırı yüklenme, çene eklem kıkırdak aşınması ve çene eklem iltihaplanma sürecini başlatıyor. Çene eklemiyle iç kulağın anatomik yakınlığı sebebiyle iç kulak yolundaki kulak vestibüler sinir sistemine hasar veriyor. Bu süreç, diş eksikliğine bağlı diş çene kapanış bozukluğuna (maloklüzyon) ilaveten çene kas spazmının oluşması Kulak çınlaması ve Vertigo hastalığına yol açmaktadır. Sonuç? Kulak çınlaması, baş dönmesi ve kontrol edilemeyen denge kaybı." Diş eksikliği çene ekleminden iç kulak yoluna neden ‘Domino taşı etkisi’ oluşturur? Diş eksikliğinin özellikle arka dişlerin eksikliğinin çiğneme sistemindeki kuvvet dağılımını bozarak çene eklemine anormal yük bindirdiğini anlatan Özkan, "Bu durum, çene eklem kıkırdağında aşınma, bağ dokularda gerilme ve zamanla karşılıklı dişlerin kapanış bozukluğuna (maloklüzyon) yol açar. Yanlış kapanış ise çiğneme kaslarında kronik spazmlara, çene eklem çevresinde iltihaplanmaya ve iç kulağa yakın bölgedeki vestibüler sinirlerin sıkışmasına neden olur. Diş eksikliği, çene ekleminde adeta bir ‘zincirleme kaza’ başlatır. Önce mekanik stres çene eklem yüzeyini ve kıkırdağını aşındırır, ardından iltihaplanma süreci başlar. İltihap, iç kulakla komşu olan bu bölgede ödem yaparak denge sinyallerinin beyne yanlış gitmesine neden olur. Bu da vertigo ve kulak çınlamasıyla sonuçlanır" diye konuştu. Diş eksikliğinden kaynaklı çene eklem sorunları; Vertigoya Giden Yol Arka diş eksikliğiyle çevre dişlerin boşluğa kaydığını ve eğildiğinin altını çizen Özkan şunları kaydetti: "İşte bu anda ilgili tarafta çiğneme kuvveti çene eklemine dengesiz aşırı yük yükler ve çene ekleminde asimetrik yüklenme başlar. Çene eklem kıkırdak aşınması: Çene eklem diskinde deformasyon ve kıkırdak kaybı gelişir. Çene ekleminde İltihaplanma: Çene ekleminde aşınan dokular enflamasyonu tetikler; şişlik, ağrı ve kas spazmları ortaya çıkar. Vestibüler sistemin etkilenmesi: Çene eklemindeki iltihap, iç kulaktaki sıvı dengesini ve sinir iletimini bozarak vertigoya yol açar. Çene eklem kaynaklı vertigonun 6 kritik belirtisi ortaya çıkar. Bunlarda Çene hareketiyle şiddetlenen baş dönmesi, kulak çınlaması veya uğultu hissi, çene ekleminde tıklama sesi, takırtı ve ağrı, sabahları çene eklem tutukluğu, yüzde ve şakaklarda zonklayıcı ağrı, ani denge kaybı ve mide bulantısı." Prof. Dr. Birkan Taha Özkan’dan çene eklem bozukluğu-vertigo tedavisinde 5 altın kural Çene eklem bozukluğu ve vertigo arasındaki ilişkiyi doğru bir şekilde değerlendirebilmek için kapsamlı bir muayene gerekli olduğunu kaydeden Özkan, "Çene Cerrahı, diş eksikliği, çene ağrısı, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi semptomları göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapar. Ayrıca, çene ekleminin durumunu belirlemek için klinik muayenenin ötesinde, X-ışınları, BT taramaları veya MR gibi çeşitli radyografik görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Öncelikle eksik dişler acilen tamamlanmalı: "İmplant veya köprü protezlerle çiğneme dengesi sağlanmalı. Böylece eklem üzerindeki stres yüzde 60’a kadar azalır. Anti-enflamatuar tedavi. Kortizon içermeyen enjeksiyonlar ve lazer terapisi ile eklem içi iltihap hızla kontrol altına alınır. Fizik tedavi ve manuel terapi. Çene eklemine yönelik mobilizasyon teknikleri ve postür egzersizleri, denge sistemini destekler. Stres yönetimi. Meditasyon ve progresif kas gevşetme teknikleri, çene sıkma alışkanlığını kırmada etkilidir" dedi. Özkan, 2024’te yapılan bilimsel çalışmalarda, diş eksikliğinin ve çene eklem bozukluğu olan 150 hasta incelendiğını belirterek şöyle devam etti: "Hastalara eksik dişler implantla tamamlandığında: yüzde 89’unda vertigo atakları tamamen sonlandı, yüzde 92’sinde kulak çınlaması şiddeti azaldı, yüzde 78’i çene eklem ağrısından kurtuldu. Çiğneme sistemini diş çene ve çene eklemi ve kafa tabanı oluşturuyor. Kafa tabında çene eklemi ve kulak iç yolu da direk bağlantılı sistem entegrasyonuna sahip. Çiğneme sisteminin anatomik bütünlüğünü sağlamak, vestibüler sistemle olan ilişkiyi doğrudan düzenliyor. Bu da vertigo tedavisinde diş hekimlerinin ve çene cerrahlarının rolünün ne kadar kritik olduğunu gösteriyor."
Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu"
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:21 Giresun’dan dünya tıbbına yeni tanı: "Karadeniz sendromu" Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi, dünya tıp literatürüne geçecek nitelikte önemli bir başarıya imza attı. Hastanede görevli gastroenteroloji uzmanları, bugüne kadar tıpta birlikte görülmemiş üçlü hastalık kombinasyonunu tanımlayarak literatüre "Karadeniz Sendromu" adıyla kazandırdı. Gastroenteroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cumhur Dülger, yaptığı açıklamada, genetik kökenli Polikistik Karaciğer Hastalığı (PCLD) ile birlikte Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) gibi İnflamatuvar Bağırsak Hastalıkları’nın (İBH) aynı hastada birlikte görülmesinin, dünya tıp literatüründe ilk kez tanımlandığını belirtti. Prof. Dr. Dülger, "Giresunlu ve Ordulu iki ayrı kadın hastada daha önce hiç rapor edilmemiş olan bu üçlü hastalık birlikteliğini saptadık. Tespitimizi bilimsel temellere oturtarak uluslararası literatüre sunduk. Tanımladığımız bu yeni klinik tabloyu, hastaların memleketlerinden esinlenerek ‘Karadeniz Sendromu’ olarak adlandırdık. Yaklaşık bir ay içinde bu vakaları topladık, tedavi planlarını oluşturduk, tanısal doğrulamaları yaptık ve sonuçlarını uluslararası İBH kongresinde sunduk ve kabul edildi. Bu kombinasyon daha önce dünyada hiç tanımlanmamıştı" dedi. -Tedavi yönteminde yeni bir yaklaşım Polikistik karaciğer hastalığının genetik kökenli ve ilerleyen evrelerde karaciğer nakli gerektirebilen bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Dülger, "İnflamatuvar bağırsak hastalıklarında kullanılan ilaçların polikistik karaciğer hastalığı üzerindeki etkisi bugüne kadar bilinmiyordu. Bu iki durumun eş zamanlı görüldüğü vakalarda uyguladığımız tedavilerin karaciğere olumsuz bir etkisi olmadığını gözlemledik. Böylece tedaviye ilişkin literatüre yeni ve güvenli bir bakış açısı kazandırmış olduk"dedi. -Karadeniz’de görülme sıklığı yüksek Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Aydın ise, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Giresun ve çevresinde, hem polikistik karaciğer hastalığına hem de inflamatuvar bağırsak hastalıklarına sık rastlandığını kaydederek, "Bu hastalıklar bölgemizde oldukça sık görülse de birliktelikleri çoğu zaman tanımlanamadan gözden kaçıyordu. Artık bu klinik tablo tıbben tanımlanmış durumda. Böylece hem tanı süreçlerinde hem de tedavi planlamalarında daha bilinçli ve sistematik bir yaklaşım benimsenebilecek. Ayrıca, Karadeniz Sendromu’nun genetik altyapısı da ilerleyen dönemlerde ayrıntılı biçimde araştırılması gereken bir durum. Bu tanı koyma süreçlerini kolaylaştıracağı gibi, hastalara uygulanacak tedavi protokollerine de yol gösterici olacaktır" dedi. Giresun Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Atilla Çıtlak ise, hastanede sağlık hizmetinin yanı sıra akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek uluslararası düzeyde başarı gösterdikleri için teşekkür etti.
Cumhurbaşkanı Kararı ile Erzurum’da stratejik bir adım daha
18 Mayıs 2025 Pazar - 10:11 Cumhurbaşkanı Kararı ile Erzurum’da stratejik bir adım daha Atatürk Üniversitesi, sağlık bilimleri alanındaki araştırma ve yenilik kapasitesini stratejik bir adımla daha ileriye taşıdı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından 6 ay önce değerlendirmeye alınan, 16 Mayıs 2025 tarihinde ise Cumhurbaşkanı Kararıyla Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme doğrultusunda üniversite bünyesinde "İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü" kurulmasına karar verildi. Enstitü, yerli ve milli ilaç ile aşı geliştirme çalışmalarını hızlandırarak ülkemizin sağlık alanındaki dışa bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. 9818 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında kurulmasına karar verilen enstitü, Atatürk Üniversitesinin Ar-Ge odaklı vizyonunu güçlendirecek nitelikte. Enstitü; insan sağlığına yönelik biyoteknolojik ürün geliştirme, klinik öncesi ve sonrası çalışmalar yürütme, yüksek nitelikli bilimsel projeler üretme, ulusal ve uluslararası düzeyde ortak araştırma platformları oluşturma gibi çok yönlü misyonlara sahip olacak. Rektör Hacımüftüoğlu: "Bilimsel Üretimi Toplumsal Faydaya Dönüştüreceğiz" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin bilimsel birikimini toplumsal faydaya dönüştürme vizyonuyla hareket ettiklerini belirterek: "İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz, sadece akademik dünyamıza değil, doğrudan toplum sağlığına katkı sunacak stratejik bir kuruluştur. Pandemi sürecinde yaşananlar, sağlık alanında yerli ve milli üretimin ne kadar hayati olduğunu hepimize gösterdi. Atatürk Üniversitesi olarak bilimsel gücümüzü ve araştırma altyapımızı, bu kritik ihtiyaçlara çözüm üretmek üzere yönlendiriyoruz. Enstitümüz sayesinde hem nitelikli bilim insanları yetiştirilecek hem de Ar-Ge projeleri ile katma değeri yüksek ürünler geliştirilecek. Türkiye’nin sağlıkta dışa bağımlılığını azaltma hedefi doğrultusunda biz de üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Bu doğrultuda böylesine önemli bir birimi üniversitemize kazandıran başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar ile katkı sunan herkese teşekkür ediyorum" diye konuştu. Çok Disiplinli Bir İş Birliği Modeli Yeni kurulan enstitü, Atatürk Üniversitesi bünyesindeki çeşitli uygulama ve araştırma merkezleriyle iş birliği içerisinde faaliyet gösterecek. Özellikle "Aşı Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi" ile "Veterinerlikte Aşı ve Biyolojik Ürün Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi", bu süreçte temel araştırma ve ürün geliştirme faaliyetlerinin merkezi olacak. GLP (İyi Laboratuvar Uygulamaları) ve GMP (İyi Üretim Uygulamaları) standartlarına sahip laboratuvar altyapısı sayesinde hem insan hem de hayvan sağlığına yönelik ilaç, aşı ve biyoteknolojik ürünlerin geliştirilmesi mümkün olacak. Eğitim, Üretim ve İstihdam Eksenli Bir Hedef Yapısı Enstitünün sadece bilimsel üretime değil, aynı zamanda nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine de katkı sunması bekleniyor. İlgili alanlarda lisansüstü eğitim programlarının açılması, yüksek lisans ve doktora tezlerinin desteklenmesi, Ar-Ge projeleriyle öğrencilerin doğrudan sürece dahil edilmesi gibi uygulamalar planlanıyor. Bu kapsamda genç araştırmacılara hem akademik hem de sektörel düzeyde yeni kariyer yolları açılması hedefleniyor. Toplumsal Katkı ve Uluslararası Açılım Enstitü, geliştireceği projelerle sadece bölgesel kalkınmaya değil, aynı zamanda ülke genelinde sağlık politikalarının şekillendirilmesine katkı sunmayı amaçlıyor. Ayrıca Avrupa Birliği, TÜBİTAK, Sağlık Bakanlığı ve özel sektör destekli projelerle uluslararası düzeyde bilimsel iş birlikleri kurulması planlanıyor. Toplumun bilinçlendirilmesine yönelik sosyal sorumluluk faaliyetleri de enstitü gündeminde önemli bir yer tutacak. Atatürk Üniversitesinin köklü bilimsel birikimi ve dinamik araştırma ekosisteminden güç alacak olan İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü; nitelikli bilgi üretimi, inovasyon, toplumsal katkı ve ulusal kalkınma hedefleri doğrultusunda önemli bir rol üstlenecek. Sağlıkta yerli ve milli üretimin geliştirilmesine yönelik atılan bu adım, üniversitenin araştırma üniversitesi vizyonuyla da tam bir uyum içerisinde şekilleniyor.
Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sunulan sağlık hizmetleri yerinde incelendi
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 16:19 Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sunulan sağlık hizmetleri yerinde incelendi Ağrı Valisi Mustafa Koç, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Esra Beşer ile birlikte Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni ziyaret ederek sağlık hizmetlerinde kaydedilen iyileşmeleri yerinde inceledi. Günlük ortalama 2.800 poliklinik ve 1.000 acil hasta başvurusunun gerçekleştiği hastanede sunulan hizmetler hakkında yetkililerden bilgi alan Vali Koç, ziyaret kapsamında hasta ve hasta yakınlarıyla da bir araya geldi. Vali Koç, geçmiş olsun dileklerini ilettiği vatandaşların görüş ve taleplerini dinledi. Hastane başhekim vekili ve yardımcılarıyla bir toplantı gerçekleştiren Vali Koç, hastanenin genel işleyişi hakkında bilgi aldı. Geçtiğimiz gece yaşanan ve kısa sürede çözüme kavuşturulan su basma olayının meydana geldiği bölümlerde de incelemelerde bulunan Vali Koç, hızlı ve etkin müdahale dolayısıyla hastane yönetimine teşekkür etti. Vali Koç ayrıca, teknik bir arıza nedeniyle geçici olarak 24 saat dinlendirilen manyetik rezonans (MR) cihazının bulunduğu bölümü ziyaret etti. Vali Koç, incelemeler sırasında yaptığı açıklamada, MR cihazının bugün itibarıyla yeniden hizmet vermeye başladığını bildirdi. MHRS randevularında ve MR bekleme süresinde önemli düşüş Ziyaretin ardından değerlendirmelerde bulunan Vali Mustafa Koç, Ağrı Valiliği ve İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde son iki ayda sağlık alanında önemli adımlar atıldığını söyledi. Vali Koç, bu kapsamda Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden alınan randevu sayısının yaklaşık 15 binden 9 bine düşürüldüğünü belirtti. Vali Koç, MR bekleme süresinin ise 7 aydan 1 aya indirildiğini kaydetti. 23 Mayıs’ta ihalesi yapılacak olan ikinci MR cihazının hizmete alınmasıyla birlikte bu sürenin daha da kısaltılmasının hedeflendiğini aktaran Vali Koç, "Vatandaşlarımıza daha kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunma yönündeki çalışmalarımız kararlılıkla devam ediyor" dedi. Ziyaretin sonunda hastane çalışanlarına kolaylıklar dileyen Vali Koç, sağlık alanındaki yatırımların ve iyileştirmelerin sürdürüleceğini vurguladı.
Prof. Dr. Bektaş: "Metamfetamin kullanımında Ege kentleri ve Samsun çok ciddi alarm veriyor"
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 14:37 Prof. Dr. Bektaş: "Metamfetamin kullanımında Ege kentleri ve Samsun çok ciddi alarm veriyor" Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bektaş Murat Yalçın, "Ülkemizde metamfetamin kullanımında özellikle Ege kentleri ve Samsun çok ciddi alarm veriyor. Samsun Türkiye’de 4. sırada. 2022 yılında Samsun’da çok ciddi bir artış olmuş. Kanalizasyon ölçümlerinde 4 veya 5 katına çıkmış" dedi. Samsun’da Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi, Samsun Büyükşehir Belediyesi Çok Amaçlı Salonda düzenlendi. Kongrede konuşan OMÜ Tıp Fakültesi, Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Aile Hekimliği Anabilim Dalı Öğreti Üyesi Prof. Dr. Bektaş Murat Yalçın, uyuşturucu bağımlılığı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Bektaş Murat Yalçın, "Ülkemiz, Birleşmiş Milletler tarafından ‘haşhaş’ bitkisinin yasal olarak ekiminin izin verildiği birkaç ülkeden bir tanesidir. Biz de daha önce bu haşhaş üretimine bağlı olarak esrar ciddi olarak kötü kullanılmış madde idi. Vietnam Savaşı’nda 1 buçuk milyon insanının yüzde 20’si vatanlarına mariana ve eroin bağımlısı olarak geri dönmüş. Tarihte bu kadar büyük bir olay ancak Çin’de olmuş. Amerika da bu askerleri tedavi etmek için muazzam bir para ve kaynak ayırdı. İstihbarat ve terör örgütleri bir şey fark ediyor. Bu işi çok karlı. ‘Uyuşturucu ticareti yaparak kendi siyasi hedeflerimiz için kaynak oluşturabiliriz’ deniliyor. İlk olarak böyle bir organizasyon başlıyor. Bu işin maalesef tacirleri var. Türkiye’de de Alcaponelar var. Bunlardan bir tanesi Behçet Cantürk. Sakarya üçgeninden ilk öldürülenlerden bir tanesiydi. 1994 yılında üzerinde 10 tane kurşun deliği ile bulunmuştu. Diğerleri ise Hüseyin Baybaşin, Yaşar Avni Musullu, Eric Shoeroder, Rawa Majid, Jovan Vukot, Mark Douglas Buddle, Nenat Petrak. Ben bunları araştırdığım zaman arka arkaya baktım. 20-30 tane isim çıktı. Anlatmaya çalıştığım şey şu: Sınırlarınızı iyi kontrol etmeniz gerekiyor" diye konuştu. "Metamfetamin kullanımında Samsun 4. sırada" Türkiye’deki uyuşturucu türleri ve kullanım yaygınlığına da değinen Prof. Dr. Yalçın, şu bilgileri verdi: "Türkiye’de en fazla esrar, amfetamin, metamfetamin, bonzai, kokain ve eroin kullanılıyor. Esrar, kenevir bitkisinden elde ediliyor. İlginç bir şekilde Adıyaman esrar kullanımı konusunda en önemli il gibi gözüküyor. Bin kişi için yapılan kanalizasyon ölçümlerinde Adıyaman (13.285 miligram) açık ara önde. Tabii, bu Barcelona, İstanbul gibi şehirlerle karşılaştırılmaz bile. İlginç olan şey şu: Daha önce bu öncelik Diyarbakır’daydı. Ben Samsun nerede diye merak ederdim ama Samsun ismi geçmemiş. Sıkıntı şu: Gençler bonzaiyi kullanırken bunlara satılan ürün daha çok tarım ilaçları, aseton, amonyak gibi son derece toksik maddelerle birlikte işleniyor. Gençler farkında olmadan zehir içiyor. Buna bağlı olarak vücut sıcaklığı yükseliyor. Ağrı algısı azalıyor. Donuk yüz ifadesi ortaya çıkıyor. Kişiler vücutlarındaki uyuşmaya bağlı olarak panik atak geçiriyor. Amfetamin günümüzde kırmızı reçete ile kullanılıyor. Bunlar dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda kullanılan etkili ilaçlardır. Çocukların yarış atı gibi çalıştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. LGS’dir, üniversite sınavıdır, kendi görüşüm sanki bu ilaçlara doğru yapay bir istek oluşturuyor. Bununla ilgili çok hırslı aileler görüyorum. Hatta bana bile öğretmenler tarafından önerildiği zaman şaşkınlıkla karşılanmıştı. Amfetamin bedensel, zihinsel performansınızı artırıyor. Yüksek enerji veriyor. Yorgunluk hissetmiyorsunuz. Kişi aynaya baktığı zaman çok farklı bir imaj görüyor. 20 gün etkisi var. 1 aylık dopamin ve serotoninin yarısı gidiyor. Amfetamin çok ciddi beyin kanamaları yapıyor. Metamfetamin ise dünyanın yeni baş belası. Dünyada en güçlü ikinci madde. Kristalize formu diğer formlarına göre bağımlılık yapma oranı çok yüksek. Ülkemizde metamfetamin kullanımına baktığımız zaman özellikle Ege kentleri ve Samsun çok ciddi alarm veriyor. Samsun Türkiye’de 4. sıradadır. 2022 yılında Samsun’da çok ciddi bir artış olmuş. Kanalizasyon ölçümlerinde 4 veya 5 katına çıkmış. Kanalizasyon ölçümlerinde ortaya çıkan metabolitler gerçek durumun 6’da 1’ini gösterir. Adana da biraz sıkıntılı. Metamfetamin bağımlılığı çok zor bir tedavi gerektiriyor. Çekya, Almanya, Slovakya, Türkiye’de tedaviye başlayan 10 bin kişinin yüzde 92’si bizim ülkemizde. Önemli bir miktarda metamfetamin bağımlımız var. Türkiye’de kokain çok rağbet görmüyor. Kokain kullanımında İstanbul, İzmir ve Antalya ilk sırada yer alıyor. Turizmle ilgili kentler daha ön planda ama ilginç bir şekilde Bingöl’de ortaya çıkıyor. Bingöl uyuşturucu imal ve ticaret suçunda Türkiye’de 9. sıradadır. Eroin kullanımında ise Türkiye’de en fazla Isparta, Denizli ve Edirne’de. Ekstazi kullanımında ise Karaman, Mersin ve Konya en fazla kullanan illerdir. Bunun sebebi Avrupa’da ekstazinin en fazla yapıldığı yer Hollanda’dır. Hollanda’da çalışan işçilerin çok büyük kısmı ise Karaman ilindendir. Öyle bir hipotez düşünülmüş." "Toplumda giderek düzenli bir artış var" Sağlık Bakanlığı ve Emniyet Müdürlüğü’nün göstergelerine göre Türkiye toplumunda uyuşturucu madde kullanma sıklığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yalçın, "Yılların içerisine baktığımızda 1990’larda toplumun yüzde 1.27’si olarak gösterilmiş. 2000’lerde 1.34’lere çıkmış. 2020 verilerine göre 1.7’ye çıkmış. Toplumda giderek düzenli bir artış var. 1990’larda uyuşturucu maddeye bağlı ölümler 249 iken, 2017’de resmi rakam 923. 2022 rakamı ise bin 100’lerde" ifadelerini kullandı. Aile kongresinde ayrıca konuşan Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Erdinç Yavuz ise "Karadeniz Aile Hekimliği Kongresi’nin dördüncüsünü Kurtuluş Mücadelesi’nin ilk adımlarının atıldığı yer ve tarihte Samsun’da, 19 Mayısta düzenlemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Geçtiğimiz 4 yıl ülkemizde sağlık hizmetlerinde yaşanan gelişmeler, sosyokültürel ve demografik değişiklikler, özellikle obezite, hipertansiyon, diyabet gibi kronik hastalıkların sıklığında gözlemlediğimiz pandemi seviyesindeki artış birinci basamak sağlık hizmetlerine ve aile hekimliğine olan ihtiyacı açıkça göz önüne sermektedir. Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Türkiye aile hekimleri uzmanlık Derneği Samsun Şubesi olarak organize ettiğimiz kongremizde birinci basamak hekimlerinin ülkemizin güncel sağlık sorunlarını daha iyi yönetebilmesi için bilgi ve tecrübelerini artırabilecekleri akademik bir ortam sağlamayı amaçladık. Bu yılki kongremizde gençlik ve bağımlılık, kronik hastalık yönetimde artık önemini daha iyi kavradığımız yaşam biçimi değişiklikleri, tip 2 diyabet tedavisinde yeni modaliteler, aşılarda son yılda gerçekleşen gelişmeler, artık hızla yaşlanan ülkemizde geriatrik yaş grubunda sık rastlanan sorunlar gibi pek çok güncel ve önemli konuyu masaya yatıracağız" şeklinde konuştu. Kongrede Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Elif Mangan da bir konuşma yaptı. Kongre sunumlarla devam etti.
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli: "Ülkemizde 15-20 milyon insanın hipertansiyon sorunu olduğunu tahmin etmekteyiz"
17 Mayıs 2025 Cumartesi - 13:34 Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli: "Ülkemizde 15-20 milyon insanın hipertansiyon sorunu olduğunu tahmin etmekteyiz" Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, Türkiye’de her 3 kişiden 1’inde hipertansiyon görüldüğüne dikkat çekerek "40 yaşın altındaki hastalara 3 yılda bir 40 yaşın üzerinde de yılda bir defa mutlaka tansiyonlarını ölçtürmelerini öneriyoruz" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli 17 Mayıs Hipertansiyon Günü vesilesiyle tıp literatüründe "sessiz katil" olarak bilinen hipertansiyon ile ilgili bilgiler verdi. Türkiye’de her 3 kişiden birinde bu hastalığın bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Seyfeli "Tansiyon, kanın damar duvarında yaptığı basınçtır. Bunun 140/90 milimetre üzerine çıkmasını da hipertansiyon olarak kabul ediyoruz. Hipertansiyon kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalıklar içerisinde en sık rastladığımız risk olarak karşımıza çıkmakta ve kalp ile ilgili rahatsızlıkların neredeyse yüzde 50’den fazlasında hipertansiyon sorumlu olmaktadır. Hipertansiyon dünya genelinde yaklaşık 1.3 milyar insanı etkilemektedir. Ülkemizde de her 3 kişiden birinde tansiyon hastalığının olduğunu varsayıyoruz. Bu da erişkin toplumda yaklaşık 15-20 milyon insanın ülkemizde hipertansiyona sorunu olduğunu tahmin etmekteyiz" diye konuştu. "Kendine özgü bir şikayeti, belirtisi yok" Hipertansiyonun sessiz seyreden bir hastalık olduğunu kaydeden Prof. Dr. Seyfeli "Hipertansiyonun kendine özgü bir şikayeti yok. Hastaların birçoğunun tansiyon hastası olduğundan haberi bile yok. Bu oran yaklaşık yüzde 50 civarında. Bu gerçekten çok yüksek bir oran. Günümüz şartlarında tansiyonun bu kadar kolay teşhis edildiği ve çabuk ulaşılabildiği yerde halen insanların yarısının hasta olduğundan haberinin olmaması çok ilginç. Burada özellikle tıp derneklerine, sivil toplum kuruluşlarına, doktorlara ve basına da önemli bir rol düşüyor. Hastalarımız da farkındalığı artırmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Aort yırtılmasında da hipertansiyon gözlemleniyor" Hastalığın sinsi şekilde ilerleyerek organları bozduğunu belirten Prof. Dr. Seyfeli "Hastalar özellikle baş ağrısı, nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı, ritim bozuklukları gibi şikayetler ile gelmektedir. Bu tür şikayetler olsa da olmasa da biz özellikle 40 yaşın altındaki hastalara 3 yılda bir 40 yaşın üzerinde de yılda bir defa mutlaka tansiyonlarını ölçtürmelerini öneriyoruz. Tansiyondan özellikle başta kalp ve dolaşım sistemi olmak üzere beyin, böbrek ve göz en çok etkilenen organlar olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kalp krizleri, kalp yetmezliği, ritim bozuklukları ve kapak bozukluğu ile karşımıza çıkabilir. Son dönemde gündemde olan aort damar genişliği ve aort yırtılmasında da hipertansiyonu sık görüyoruz. Beyinde felçleri görüyoruz. Demans bunlardan bir tanesi. Diyalize kadar giden böbrek bozuklukları ve körlükle seyreden göz komplikasyonları ile de hipertansiyon karşımıza çıkıyor" diye konuştu. "Başkasının ilaçlarını kullanmayın" Hastaların başkası adına yazılan ilaçları kullanmaması uyarısında bulunan Prof. Dr. Seyfeli "Hipertansiyon bu kadar korkutucu komplikasyonlar ile karşımıza çıksa da bu hastalık önlenebilir ve riskleri azaltılabilir bir hastalık. Burada en önemli iş yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi. İlaç tedavisinde özellikle kombinasyon tedavilerini tercih ediyoruz" dedi. İlaçları hastalara özel seçtiklerini vurgulayan Prof. Dr. Seyfeli, toplumda hastaların birbirlerinin ilaçlarını kullanmasının sıklıkla yapılan bir yanlış olduğunu söyledi. "Bu ilaç bize iyi geldi, sen de kullan" gibi tavsiyelerin yanlış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Seyfeli "Tansiyon olan hastada kalp yetmezliği varsa onun ilaçları farklı. Felç geçirmişse onun ilacı farklı. Böbrek bozukluğu varsa onun ilacını farklı olarak seçiyoruz. Her hastaya özel ilaç tedavisi uyguluyoruz. Bir hastaya iyi gelen ilaç diğer hastaya iyi gelmeyebilir. Buna dikkat etmelerini öneriyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.