Son Dakika
|
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Milletvekili İsmail Ok’a yanlış ilaç verilmesi davasında savcı mütalaasını açıkladı
Kıymet Rümeysa Tezcan, Avrupa şampiyonu
Şampiyon Galatasaray üstü açık otobüsle şehir turu attı
Baklava kutusunda rüşvet davasında karar çıktı!
Tepebaşı Belediyesi operasyonunda gözaltı sayısı 25’e yükseldi
Üsküdar Belediyesi’ne yönelik irtikap operasyonu: 7 gözaltı
Trump: "Xi, İran ile anlaşma sağlanması için yardım teklif etti"
Türkiye ile Kazakistan arasında 13 anlaşma imzalandı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Taraftarları taşıyan midibüs devrildi, 27 taraftar yaralandı
MSB’den "seferberlik emri" iddialarına ilişkin açıklama
Dursun Özbek: "Biz artık küresel ölçekte rekabet eden bir organizasyon olmak zorundayız
Büyükçekmece’deki bıçaklı kavgada 16 yaşındaki çocuğun ölümüne ilişkin yeni detaylara ulaşıldı
İngiltere’de istifa eden eski bakandan Başbakan Starmer ile rekabet çağrısı
Kocaeli semalarında dronlarla "AK Parti" ve "Cumhurbaşkanı Erdoğan" koreografisi
Astana’da Hafif Raylı Sistem hizmete açıldı
SAĞLIK
Göz hastalıklarında doğru bilinen yanlışlar
17 Mayıs 2026 Pazar - 10:15:53
Bahar mevsimiyle birlikte artan göz alerjilerine evde yapılan bilinçsiz müdahaleler tehlike saçabiliyor. Uzm. Dr. Kübra Erdoğan, çayın steril bir sıvı olmadığını ve kolonyadaki alkolün gözü tahriş ettiğini vurgulayarak, "Yanlış uygulamalar, mevcut hastalığı maskeleyebileceği gibi daha ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir" dedi. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Kübra Erdoğan, bahar aylarında artan polenlerin göz sağlığını olumsuz etkilediğini belirterek, bahar mevsimiyle birlikte göz kliniklerinde en sık karşılaşılan şikayetlerin başında alerjik reaksiyonların geldiğini söyledi. Polenlerin özellikle gözlerde kaşıntı ve sulanmaya yol açtığına dikkati çeken Erdoğan, "Polen sebebiyle her iki gözde kaşıntı ve sulu akıntı görebiliyoruz. Bunun dışında halk arasında bilinmeyen ve basit görülebilen alerjiler de oluyor. Bunlara zamanında müdahale edilmediğinde ciddi sorunlar oluşabilir" dedi. "Gözlük tercih edin" Erdoğan, rüzgarlı havalarda çevresel faktörlerin değişmesiyle farklı hastalıkların da ortaya çıkabildiğini dile getirerek, kirpik dibi iltihaplanması gibi rahatsızlıkların tabloyu daha ağır hale getirebildiğini aktardı. Polen alerjisi bulunanların özellikle sabah saatlerinde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkmamaya özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, kontakt lens kullanıcılarına da şu tavsiyelerde bulundu: "Kontakt lenslerin üzerine polenler çok rahat yapışabiliyor. Bu nedenle bahar aylarında gözlük tercih edilmesi daha sağlıklı olabilir. Hafif alerjik vakalarda soğuk kompres ve suni gözyaşı damlaları yeterli olabilirken, ileri düzey şikayetlerde mutlaka bir göz hekimine başvurulmalıdır." Günümüzde cep telefonu ve bilgisayar kullanımının hayatın vazgeçilmez bir parçası olduğuna değinen Erdoğan, uzun süre ekrana bakmanın göz kırpma sayısını yarı yarıya azalttığını, bunun da göz kuruluğunu artırdığını kaydetti. Erdoğan, ekran karşısında geçirilen süre boyunca göz kırpmaların bilinçli olarak sıklaştırılması ve gerektiğinde suni gözyaşı damlalarıyla destek verilmesi gerektiğini bildirdi. "Çay steril değil, kolonya göze zarar verir" Toplumda doğru bilinen yanlış uygulamalara karşı da vatandaşları uyaran Erdoğan, göz hastalıklarında kulaktan dolma yöntemlerin kalıcı hasarlara yol açabileceğine işaret etti. Erdoğan, çay pansumanı ve kolonya kullanımının göz sağlığı açısından büyük risk oluşturduğunun altını çizerek, konuşmasını şöyle tamamladı: "Çay steril bir sıvı değildir, içerisindeki tanecikler göz yüzeyi için oldukça tahriş edicidir. Kolonyadaki yüksek alkol oranı da göz yüzeyine doğrudan zarar verir. Ayrıca başkasına ait göz damlasının kullanımı da tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Yanlış uygulamalar, mevcut hastalığı maskeleyebileceği gibi daha ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Göz, zannedilenden çok daha hassas bir organdır. Bu nedenle evde yapılan bilinçsiz müdahaleler yerine mutlaka uzman bir hekime başvurulmalıdır."
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:53
Eşyalarla kurulan tehlikeli bağın perde arkası
Evlerde bir köşeye bırakılan kullanılmayan eşyalar, atılmaya kıyılamayan eski kıyafetler, gazeteler, kutular ya da zamanla yaşam alanını daraltan birikintiler, bazı kişiler için yalnızca dağınıklık değil psikolojik bir zorlantının işareti olabiliyor. Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, son dönemde artış gösteren biriktiricilik ve istifçilik problemlerinin; yalnızlaşma, travma, kaygı ve sosyal temasın azalmasıyla doğrudan ilişkili olabileceğine dikkati çekti. Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, son dönemde biriktiricilik ve istifçilik problemleriyle çok fazla karşılaştıklarını söyledi. "Bir gün lazım olur" düşüncesiyle başlayan eşya biriktirme davranışının zamanla kişinin yaşam alanını ve sosyal ilişkilerini bozacak ciddi bir boyuta ulaşabileceğini belirten Çelik, "Aslında bunu genel bunaltıların bir sonucu olarak değerlendirebiliriz. Amerikan Psikiyatri Derneği de bu durumu takıntılı zorlantılı davranışlar içerisinde değerlendiriyor, bunaltılı davranışlar içerisinde de ele alıyor. Bireyin dönem dönem yaşadığı problemlere göre biriktiricilik ve istifçilik meydana gelebiliyor. Bu dönemin özelliklerine baktığımızda biraz daha yalnızlaşmanın, travmaların ve kaygıların dışa vurumu gibi değerlendirebiliriz. Davranış temelde eşyaları biriktirme veya onlardan ayrılamama gibi görünse de, ilk bakışta bağ kurmayla ilişkili bir problem olarak tema verse de bunun arkasında yaşanılan mevcut bir olaydan sonra ya da bir travmadan sonra gerçekleşen süreçler de olabilir" dedi. "Sosyal temasın azalması tetikliyor" İstifçiliğin son yıllarda artmasının temel nedeninin sosyal temasın azalması olduğunu vurgulayan Çelik, "İnsan insana iletişimin azalması, değerlerin, ahlak ve maneviyatın zayıflaması, yalnızlaşmanın artması bu tablonun ortaya çıkmasında etkili. En hafif tabiriyle depresif bir tablo, en ağır tablosuyla ise sert bir takıntı-zorlantı (obsesyon) bozukluğudur. Birey eşyalarla kurduğu bağdan kopamıyor ve çoğu zaman yanlış olduğunu bilse de bu davranışından vazgeçemiyor" diye konuştu. Kişi yanlış olduğunu bilse de vazgeçemeyebiliyor Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, istifçiliğin kişinin eşyalarla kurduğu bağdan kopamamasıyla ortaya çıktığına dikkati çekerek, şunları kaydetti: "Biriktiricilik ve istifçilik, kişinin eşyalarla kurduğu bağdan kopamaması, o eşyaları evinin dışına çıkaramaması ve bu çıkarmayla ilgili bir zorlantı yaşamasıyla karşımıza çıkıyor. Bildiğiniz gibi bazı durumlarda kamu kurumları da burada görev alıyor çünkü çevreye rahatsızlık veren bir durum ortaya çıkabiliyor. Şikayetler yaşansa bile birey zorla oradan çıkarılmadan, çoğu zaman yanlış olduğunu bilse de vazgeçemediği bir davranış olarak bu durum karşımıza çıkıyor." Erken müdahale ve çevre desteği şart Bu durumun önlenebilmesi için yapılması gerekenleri anlatan Çelik, "Bunu nasıl önleyebiliriz? Öncelikle hepimiz toplum içerisinde birbirimizden sorumluyuz. Çevremizde, önce kendi ailemizde, ailemizde yoksa komşularımızda böyle problemler gördüğümüzde bireyi yetkili sağlık kuruluşuna yönlendirmemiz gerekiyor. Önce bireyle iletişim kurulmalı. Bu durum en uç noktada kişinin farkında olmadığı bir zorlantıya kadar gidebilen tablolar da oluşturabilir, yetkili sağlık kuruluşunun bu bireye yönlendirilmesiyle ilk adım atılmış olabilir" ifadelerini kullandı. İstifçiliğin yalnızca belirli bir yaş, cinsiyet ya da sosyokültürel sınıfa özgü olmadığını, herkesin risk altında olabileceğini aktaran Çelik, hastalığın erken dönemde sosyal izolasyon, hayattan keyif almama, uyku düzeninde bozulma ve suçluluk duygusu gibi belirtiler verdiğini söyledi. Çelik, "Bu bunalımla ilgili bir problem olduğu için önce bunun davranışsal izlerini ve alarmlarını vermeye başlar. Birey sosyal izolasyon içerisine giriyorsa, duygularını paylaşmıyorsa, düşüncelerini paylaşmıyorsa, ilişkilerinde bozukluklar varsa, akademik işlevselliğinde veya diğer zihinsel işlevlerinde gerileme ve durgunluk varsa, hayattan keyif almıyorsa, eskiden yaptığı şeyleri artık yapmamaya başlıyorsa, uykuları azalıyorsa veya artıyorsa, suçluluk duyguları varsa, bağ kurmayla ilgili çevresiyle problemler varsa bu işaretlerle birlikte bu ihtimallerin arttığını söyleyebiliriz" diye konuştu. "Küçük işaretlerle başlar, kar topu gibi büyüyebilir" Erken müdahalenin önemine dikkat çeken Çelik, "Bu meseleler küçük küçük başlar, küçük küçük işaretlerini verir, daha sonra kar topu gibi büyüyebilir. Biz ne kadar o mesele küçükken buna el atarsak, bunu önlemeye başlarsak, o kadar muhtemel sonuçları da engelleyebiliriz" sözlerine ekledi.
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:40
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mesut Arslan, bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabildiğini söyledi. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Sık tekrarlıyorsa dikkat Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." Soğuk algınlığı ile karıştırılabiliyor "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Test yaptırarak alerji tespit edilebilir Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. İlaç veya aşı tedavisi uygulanabiliyor Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
17 Mayıs 2026 Pazar - 09:38
Hipertansiyona karşı erken teşhis çağrısı
17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında Alaşehir’de vatandaşlara yönelik önemli uyarılar yapıldı. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Veysel Çınar, "Sessiz ilerleyen hipertansiyon ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor" diyerek düzenli tansiyon kontrolünün önemine dikkat çekti. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde 17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü kapsamında vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Alaşehir Devlet Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Veysel Çınar, hipertansiyon hastalığının erken teşhis ve düzenli takip ile kontrol altına alınabileceğini belirtti. Hipertansiyonun halk arasında "yüksek tansiyon" olarak bilindiğini ifade eden Dr. Çınar, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çekti. Çınar, hipertansiyonun kalp, beyin, böbrek ve damar sağlığını olumsuz etkileyebilen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledi. Dünya Hipertansiyon Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Çınar, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalığın önlenmesinde büyük önem taşıdığını belirterek, "Hipertansiyon erken tanı ve düzenli takip ile kontrol altına alınabilir. Tuz tüketiminin azaltılması, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, sigara ve alkolden uzak durulması kalp sağlığını korumada büyük önem taşımaktadır. Özellikle ailesinde tansiyon hastalığı bulunan bireylerin düzenli olarak tansiyon ölçtürmeleri gerekmektedir" dedi. Uzmanlar, hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini belirterek vatandaşların herhangi bir şikâyeti olmasa bile düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurguladı. Yetkililer ise erken teşhis ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hipertansiyona bağlı ciddi sağlık sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynadığını belirterek vatandaşlara, "Sağlıklı yaşam için tansiyonunuzu ihmal etmeyin" çağrısında bulundu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:11
Türkiye, Avrupa’da kadın obezitesinde birinci sıraya yükseldi: Yeni nesil tedaviler umut vaat ediyor
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:17
Prof. Dr. Koca: "Kronik ağrıya doğal çözüm: Nöral terapiye ilgi artıyor"
4
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 10:09
Başhekim Sarıkaya’dan, hipertansiyona karşı ‘sessiz katil’ uyarısı
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 11:28
Kalp anjiyosundan korkmayın
27 Mayıs 2025 Salı - 14:13
Yapay zekâ ile akciğer kanseri tanısı: Yüzde 97 başarı ve erken müdahale
Doç. Dr. Handan Tanyıldızı Kökkülünk liderliğinde, TÜBİTAK destekli proje; akciğer kanseri tanısında yapay zekâ ile yüzde 97 doğruluk elde etti. PET/BT görüntüleri, sarkopeni ve iltihap biyobelirteçlerini birleştiren bu yenilikçi yöntemin, erken tanıyı mümkün kılarak sağlık hizmetlerinde devrim niteliğinde olduğu belirtildi. ’Sarkopeni, Yeni Nesil Enflamasyon Belirteçleri ve PET/BT Anatomik-Metabolik Biyobelirteçler Aracılığıyla Makine Öğrenmesi ile Akciğer Kanseri Tanısının Tahmin Edilmesi’ başlıklı TÜBİTAK 1001 projesi, Altınbaş Üniversitesi’nden Doç. Dr. Handan Tanyıldızı Kökkülünk’ün liderliği ile yapıldı. "İyi huylu, kötü huylu ve kanser dışı vakaları sınıflandırmada olağanüstü bir performans" Çalışmayı anlatan Kökkülünk, "Akciğer kanseri tanısında yapay zekânın gücünü ortaya koydu. Pozitron Emisyon Tomografisi/Bilgisayarlı Tomografi (PET/BT) görüntüleme verileri, sarkopeni (kas kaybı) belirteçleri ve kanda bulunan iltihap biyobelirteçlerini (CRP, WBC, NEU gibi) içeren çok modlu bir veri seti, rastgele orman (Random Forest) algoritmasıyla analiz edildi. Model, test verilerinde yüzde 97 doğruluk ve yüzde 99 AUC (doğruluk eğrisi alanı) ile iyi huylu, kötü huylu ve kanser dışı vakaları sınıflandırmada olağanüstü bir performans sergiledi" açıklaması yaptı. "Tedavi maliyetlerini azaltma ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirme potansiyeline sahip" Doç. Dr. Handan Tanyıldızı Kökkülünk, "Bu çalışma, yalnızca görüntüleme verilerine dayanmayan, aynı zamanda hastaların fiziksel performans ölçütleri (bel bölgesi kas alanı, yürüme hızı) ve bağışıklık sistemi göstergelerini dikkate alan bütüncül bir yaklaşım sunuyor. Bu sayede, akciğer kanserinin erken tanısı kolaylaşarak hastaların tedaviye daha hızlı erişimi sağlanıyor. Ayrıca, farklı veri kaynaklarını birleştiren bu yöntem, tedavi maliyetlerini azaltma ve hastaların yaşam kalitesini iyileştirme potansiyeline sahip" şeklinde konuştu.
27 Mayıs 2025 Salı - 14:02
Kars’ta anne ve babalar bebeklerinin gülüşünü doğmadan görebilecek
Kars’ta vatandaşlara hizmet vermeye başlayan 4D ultrason sayesinde anne karnındaki bebeğin 4 boyutlu görüntüsü kaydedilebilecek. Anne ve babalar adayları, anne karnındaki bebeğin cilt rengi ve dokusundan yüzündeki gülüş ve hareketlerine kadar bütün detayların görülebilecek. Kars’ta bazı hastalıkların erken teşhis, tanı için ve ileri tetkik için sevklerin önüne geçecek ileri teknoloji sahip olan 4 boyutlu (4D) Ultrasonun cihazı, Kars Harakani Devlet Hastanesi’nde vatandaşların hizmetine alındı. Kars Harakani Devlet Hastanesi’nde hizmete giren 4D Ultrason cihazları ile çok erken döneminde cinsiyet, yarık damak, yarık dudak, eksik parmak, beyin ve omurilikten kaynaklanan rahatsızlıkların erken tanısı konulabilecek. Ayrıca diğer taraftan geleneksel 2 boyutlu ultrasonografide bebeğin el ve ayak parmaklarını tam anlamı ile değerlendirebilmek her zaman mümkün olmayabilir. Ense kalınlığı ölçümüyle görülen ‘mongolizm’ (Down sendromu) 4D ultrason sayesinde 3. ayda taranabilmektedir. 4 boyutlu ultrasonlar ile çiftlerin ayrı bir mutluluk ve farklı bir heyecanla bekledikleri ikiz, üçüz bebeklerin gelişimi de daha net bir şekilde izlenebilecek. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Volkan Kolbaşı, Harakani Devlet Hastanesinde son teknolojilerin kullanıldığını ifade etti. Kolbaşı, "Son ve ileri teknoloji olarak bulunan 3 boyutlu ve hareketli 4 boyutlu özellikle bebeğin yüzünü görmemizi sağlayan detaylı organ taraması yapabildiğimiz ve detaylıca 4 boyutlu olarak her şeyine bakabildiğimiz bir ultrason çeşidi artık hastanemizde bir poliklinik odamızda hizmete girdi. Eskiden 2 boyutlu görüntüleme yapıyorduk artık 3 boyutlu, hareketli olarakta 4 boyutlu görüntüleme sağlıyoruz. Bu ultrason cihazı son teknoloji ve şuanda mevcut en ileri düzeydeki teknolojiye sahip bir cihaz" dedi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Volkan Kolbaşı, desteklerinden dolayı Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın ile Harakani Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Şahin Kahramanca’ya teşekkür etti. 4D ultrason cihazı, normal ultrason özelliklerinin yanında, anne karnındaki bebekte son teknolojik özellikteki 3 boyut özelliği ile cinsiyet tayini, anne karnındaki bebekten biyopsi alabilme özelliği, yapay zeka desteği ile bebeğin boy, kilo ve gelişiminin hesaplanması, bebek kalp hızının otomatik ölçümü, genetik hastalıklarda görülebilecek organ anomalilerinin tespiti için tüm organların taramasını yapabilme ve 4. boyut özelliği ile hareketli bebeğin yüzünün resmini çıkarabilme özelliğine sahip.
27 Mayıs 2025 Salı - 13:40
Büyükşehir kadınlara güç veriyor
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi, son bir yılda 10 binden fazla kadına destek sundu. Merkez, kadınlara psikolojik ve hukuki danışmanlıktan hijyenik ped desteğine kadar birçok alanda hizmet veriyor. Kadınların hayatına dokunan, onlara güç ve umut aşılayan Büyükşehir Belediyesi Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi, 2008 yılından bu yana şiddetle mücadele eden kadınların yanında yer alıyor. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Kadın Çalışmaları Şube Müdürlüğüne bağlı hizmet veren merkez sadece şehir merkezinde değil, kırsalda da kadınlara ulaşarak dayanışma ağını büyütüyor. Merkezde son bir yılda 10 binden fazla kadına ulaşıldı. Kadınlara yönelik psikolojik danışmanlık, hukuki destek, genel danışmanlık gibi birçok alanda hizmet sunulurken, beslenme ve diyet danışmanlığı da sağlanıyor. Ayrıca aylık hijyenik ped desteği, kadınlar ve genç kızlar için büyük bir katkı sunarken, bu destek özellikle öğrenciler arasında memnuniyetle karşılanıyor. Merkezde Eşitlik Birimi, Aile Danışma Birimi ile de çocuk, ergen, çift ve aile danışmanlığı hizmetleri veriliyor. Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi’nde sunulan eğitim programları ve atölyeler, kadınların hem bilgi edinmesini hem de sosyalleşmesini sağlıyor. Kadınlar, "Bu merkez sayesinde yalnız olmadığımızı hissediyoruz. Bizi yalnız bırakmayan ve her konuda destek olan Büyükşehir Belediye Başkanımız Ayşe Ünlüce’ye teşekkür ederiz." diyerek verilen hizmetlerin önemine dikkat çekiyor.
27 Mayıs 2025 Salı - 13:23
16 üniversitenin hemşirelik fakültesi dekanları Kıbrıs’ta toplandı
Hemşirelik eğitimi veren 16 üniversitenin hemşirelik fakültesi dekanları bir araya geldi. Hemşirelik eğitiminde kalite ve iş birliğini artırmak amacıyla kurulan Hemşirelik Fakülteleri Dekanlar Konseyi (HEMDEK), Yakın Doğu Üniversitesi ev sahipliğinde İrfan Günsel Kongre Merkezi’nde toplandı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki tek hemşirelik fakültesini bünyesinde bulunduran Yakın Doğu Üniversitesi’nde düzenlenen toplantıda hemşirelik eğitiminin sorunları, geleceği ve hayata geçirilebilecek iş birlikleri değerlendirildi. Toplantıya; Adnan Menderes Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, İnönü Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Mersin Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi yer aldı. Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, toplantı öncesinde fakülte dekanlarını ziyaret ederek hoşgeldiniz dileklerini iletti. Hemşirelik eğitiminin mevcut durumunun değerlendirildiği toplantıda; eğitimdeki sorunlar, ortak projeler ve mesleki gelişimi destekleyecek konular gündeme alındı. Eğitimde kaliteyi artırmak, fakülteler arası iş birliğini güçlendirmek ve çağın gerektirdiği yeniliklere uyum sağlamak amacıyla yürütülen çalışmalar ele alındı. Gerçekleştirilen toplantıda Hemşirelik Fakülteleri Dekanlar Konseyi’nin yeni dönem başkanlık seçimi de gerçekleştirildi. Yapılan oylamada Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez, konseyin yeni dönem başkanı oldu. Toplantıda, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emel Ege yürüttüğü başkanlık görevini Prof. Dr. Ayşegül Dönmez’e devretti. Akademik iş birlikleri ve kültürel paylaşımlarla renklendi Toplantı kapsamında kampüs de çeşitli ziyaretler de gerçekleştirildi. Katılımcılar, kampüs içindeki Büyük Kütüphane ve Üniversite Hastanesi’nin yanı sıra kampüs içerisinde yer alan Kıbrıs Araba Müzesi ve Kıbrıs Modern Sanat Müzesi’ni de ziyaret etti. KKTC ziyaretleri kapsamında ise Girne Kalesi, Girne Yavuz Çıkarma Plajı, Karaoğlanoğlu Şehitliği, Bellapais Manastırı ve St. Hilarion Kalesi gibi tarihi ve kültürel noktalar ile Girne çarşısı ve limanı da ziyaret edildi. Kıbrıs’ta alınan kararların sonuçları Türkiye’de görülecek Hemşirelik Fakülteleri Dekanlar Konseyi (HEMDEK) önceki dönem başkanı ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emel Ege "Hemşirelik eğitimine ilişkin sorunların tartışıldığı toplantının, eğitimin kalitesinin gelişimine katkı sunacağını umuyorum" ifadesini kullanarak "Yakın Doğu Üniversitesi ailesine, ev sahiplikleri için konsey üyeleri adına teşekkürlerimi sunuyorum" dedi. Gerçekleştirilen toplantıda HEMDEK Başkanı olarak seçilen Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez de toplantıya ev sahipliği yapan Üniversite’ye teşekkür etti. "Ev sahiplerimizi yapan Üniversite Rektörü Prof. Dr. Sayın Tamer Şanlıdağ’a, Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümran Yılmaz Dal’a ve ekiplerine çok teşekkür ederim" diyen Prof. Dr. Dönmez, "Kardeş vatan Kıbrıs’ta hemşirelik lisans ve lisansüstü eğitimine ilişkin önemli kararlar aldık. Bu kararların sonuçlarının yansımasını Türkiye’de görecek olmamız iki ülkenin bütünlüğü açısından da bizleri mutlu ediyor" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Ümran Dal Yılmaz: "Hemşirelik eğitiminde Türkiye’nin köklü kurumlarını kıymetli dekanlarını Kıbrıs’ta ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduk" Üniversite Hemşirelik Fakültesi’nin KKTC’de eğitim veren alanın tek fakültesi olduğunu hatırlatan Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümran Dal Yılmaz, "Hemşirelik eğitiminde Türkiye’nin köklü kurumlarını kıymetli dekanlarını Kıbrıs’ta ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduk. Hemşirelik Fakülteleri Dekanlar Konseyi toplantısı vesilesiyle, mesleğimizin geleceği adına önemli paylaşımlar yapma ve ortak hedefler doğrultusunda iş birlikleri geliştirme fırsatı bulduk" ifadesini kullandı. "Gerek sağlık hizmetlerinde gerekse toplumsal yaşamda çok önemli bir rol üstlenen hemşirelik mesleğinin güçlenmesi, ancak nitelikli bir eğitimle mümkündür" diyen Prof. Dr. Ümran Yılmaz Dal, "Bu bağlamda; fakülteler arası etkileşimi artırmak, ortak projeler geliştirmek ve kalite standartlarını birlikte yükseltmek büyük önem taşıyor. Toplantımızda da bu konular öncelikli gündem maddeleri arasında yer aldı. Üniversite olarak, KKTC’deki tek hemşirelik fakültesi olmanın getirdiği sorumluluğun bilinciyle, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde güçlü iş birlikleri kurmaya devam edeceğiz" dedi.
27 Mayıs 2025 Salı - 12:59
Sivas’ta Obeziteyle mücadele seferberliği başlatıldı
Sivas’ın Suşehri ilçesinde vatandaşların bilinçli ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmesi ve obeziteyle mücadele eden vatandaşların tedaviye teşvik edilmesi amacıyla "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası başlatıldı. Sağlık Bakanlığının başlattığı sağlıklı beslenme ve hareketli hayat programı çerçevesinde fazla kiloları ile mücadele eden bireylere doğrudan müdahale etmek için Suşehri Toplu Sağlığı Merkezince "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası stantları kuruldu. Toplum Sağlığı Merkezi personelleri tarafından halka ulaşabileceği yerlere stantlar açılarak, halk sağlığını bilinçlendirmek amacıyla kilo ve boy ölçümleri gerçekleştirdi. Boy ve kilo ölçümleri sırasında fazla kilosu bulunan vatandaşlar, sağlık personelleri tarafından Toplum Sağlığı Merkezine yönlendirildi.
27 Mayıs 2025 Salı - 12:45
"Botoks tedavisi ile aşırı terlemeden kurtulmak mümkün"
Vatandaşların günlük hayatını olumsuz etkileyen aşırı terlemenin çözülmesi gereken bir sorun olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Fatma Akpınar, "Botoks, ter bezlerini uyaran sinir sinyallerini geçici olarak bloke ederek terleme miktarını önemli ölçüde azaltır" dedi. VM Medical Park Gebze Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Fatma Akpınar, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman önemsenmeyen aşırı terleme (hiperhidrozis) hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Akpınar, ısı ya da fiziksel aktiviteye bağlı olmaksızın gelişen aşırı terlemenin; obezite, diyabet, tiroit hastalıkları, kalp ve solunum yetmezliği gibi ciddi rahatsızlıkların belirtisi olabileceğine dikkat çekti. Aşırı terlemenin nedenlerine değinen Uzm. Dr. Akpınar, "Aşırı terleme primer ve sekonder olarak ikiye ayrılır. Primer bölgesel hiperhidrozis (aşırı terleme) altta yatan herhangi bir neden olmadan sağlıklı kişilerde yaşanan durumdur. Aslında, aşırı terleme hastalığı primer bölgesel hiperhidrozis denilen durumdur. Sekonder hiperhidrozis (aşırı terleme) ise başka hastalıklara bağlı yaşanan terlemedir. Sekonder hiperhidrozis nedenleri, diyabet (hipoglisemi), tiroit hastalıkları (hipertiroidi), obezite, alkolizm, menopoz, solunum ve kalp yetmezliği gibi durumlardır" şeklinde konuştu. "Deri ıslak ve parlak görünür" Aşırı terlemede görülen belirtilerden bahseden Uzm. Dr. Akpınar, "Deri ıslak ve parlak görünür. Kıyafetler ıslanır. Vücutta koku oluşur. Zamanla kaşıntı veya iltihaplanma gelişebilir. Terleme genellikle çift taraflı ve aynı orandadır. Primer bölgesel hiperhidroz el, ayak, yüz, koltuk altı gibi bölgelerde terleme ile kendini gösterir, uykuda terleme görülmez. Sekonder hiperhidrozda vücudun genelinde terleme görülür, gece terlemeleri daha fazla olabilmektedir. En az haftada bir kez ortaya çıkması ve günlük hayatı etkilemesi de aşırı terleme belirtileri olarak kabul edilmektedir" dedi. "Fiziki muayene ile tanı konulabilir" Tanı konma süreci hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Akpınar, "Hastanın hikâyesi ve fizik muayenesi ile tanı konulur. Altta yatan hastalıkları tespit etmek için kan tahlilleri ve görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir" açıklamasında bulundu. "Aşırı terlemeye iyi gelen öneriler" Aşırı terlemeyi azaltacak önerilerden bahseden Uzm. Dr. Akpınar, "Günlük duş alınması ve cilt temizliğine dikkat edilmesi gerekir. Pamuklu ve hava alan giysiler tercih edilmelidir, sentetik kumaşlardan uzak durmak uygun olur. Kıyafetler sık değişitirilerek tahriş riski azalltılabilir. Ter önleyici roll-on veya spreyler kullanılmalıdır. Stres ve kaygı azaltılabilir. Baharatlı yiyeceklerden, kafein ve alkolden uzak durulabilir" dedi. "İlaç tedavisi uygulanabilir" Tedavi yollarına dikkat çeken Uzm. Dr. Akpınar, "Ellerde ve ayaklarda yoğun terleme varsa iyontoforez tedavisi yapılabilir. Yüz, koltuk altı, el ve ayak terlemesinde botoks etkili olabilir. Gerektiğinde oral ilaçlar kullanılabilir. Cerrahi müdahale (sempatektomi) sadece diğer yöntemlerle sonuç alınamazsa düşünülmelidir" ifadelerini kullandı. "Botoks terleme miktarını önemli ölçüde azaltabilir" Aşırı terlemede uygulanabilen botoks tedavisi hakkında da açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Akpınar, şu bilgileri paylaştı:"Botoks, ter bezlerini uyaran sinir sinyallerini geçici olarak bloke ederek terleme miktarını önemli ölçüde azaltır. İnce uçlu iğnelerle, deri içine enjeksiyonla yapılır. Yüz, avuç içi, ayak tabanı, koltuk altı gibi bölgelerde aşırı terlemesi olanlara yapılabilir. Etkisi 4-6 ay sürer. Senede 2 kez yapılarak yıl boyu terleme önlenmiş olur. Uygulanacak bölgenin hazırlanması ve işlem toplam 20-30 dakika sürer. Enjeksiyondan kaynaklanan şişlik ve morluk oluşabilir, ancak birkaç günde geçer. İşlem sonrası günlük hayata devam edilebilir. İşlemin yapıldığı gün duş alınmamalıdır, havuza, denize girilmemelidir. Enjeksiyon noktalarına dokunulmamalıdır. Hamam, sauna gibi sıcak ortamlardan uzak durulmalıdır. Vücudun diğer bölgelerinde terleme devam edeceği için bir zararı yoktur. Deri içine yapıldığı için, lenf bezleri daha derinde olduğu için zarar vermez."
27 Mayıs 2025 Salı - 12:39
Diyetisyen Gönen: "Deniz mevsimi açıldı, yazı sağlıklı karşılayın"
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte deniz mevsimi de başladı. Tatil planları yapılırken pek çok kişi, aynı zamanda sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olmanın yollarını ararken Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi Diyetisyeni Ezgi Gönen, bu dönemde dengeli beslenmenin ve yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekti. Sıcak havaların metabolizmayı doğrudan etkilediğini belirten Diyetisyen Ezgi Gönen, özellikle yaz tatilleri öncesinde başvurulan şok diyetlerin sağlık açısından ciddi riskler taşıdığını söylüyor. Gönen, "Tek tip diyetler ya da uzun süre aç kalmak kısa vadede kilo kaybı sağlayabilir. Ancak bu durum metabolizmayı yavaşlatır, kas kaybına yol açar ve kalıcı değildir. Bunun yerine bireye özel, dengeli ve sürdürülebilir beslenme planları tercih edilmelidir" dedi. "Su tüketimini artırın" Diyetisyen Gönen, su tüketiminin önemine dikkat çekerek, "Günde en az 2–2.5 litre su içmeye özen gösterin. Su, metabolizmayı desteklerken vücuttaki ödemin atılmasına da yardımcı olur. Domates, salatalık, karpuz, çilek gibi yaz meyve ve sebzeleriyle hem vitamin hem de lif ihtiyacınızı karşılayın. Kızartmalardan uzak durun, hafif pişirme yöntemlerini tercih edin. Bu sayede sindirim sisteminizi yormazsınız. Sağlıklı da olsa fazla tüketilen her gıda kilo alımına neden olabilir, ölçülü olun. Fiziksel aktiviteyi ihmal etmeyin. Günlük kısa yürüyüşler bile metabolizmayı canlandırır, enerjinizi artırır. Güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu sürün, sıvı kaybını önlemek için mineralli su ve ayran gibi içecekler tüketin" uyarılarında bulundu. "Yaza sağlıkla girin" Yalnızca estetik kaygılarla değil, genel sağlık açısından da bilinçli beslenmenin önemine değinen Diyetisyen Ezgi Gönen, yaz döneminin sağlıklı alışkanlıklar kazanmak için ideal bir fırsat sunduğunu belirterek, "Kilo kontrolü, yalnızca dış görünüşle ilgili değil. Kalp-damar sağlığı, sindirim sistemi ve bağışıklık sistemi için de doğru beslenme için büyük önem taşıyor" diye konuştu.
27 Mayıs 2025 Salı - 12:10
Kilis’te gençlerle sağlık yürüyüşü yapıldı
Kilis’te Sağlıklı Genç Haftası kapsamında düzenlenen yürüyüşe gençler yoğun ilgi gösterdi. Kilis’te Sağlıklı Genç Haftası kapmasında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Şehir merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, gençler sağlıklı yaşam için yürüyerek farkındalık oluşturdu. Ziraat Bankası önünden başlayarak Cumhuriyet Meydanı’na kadar süren yürüyüşün ardından katılımcıların boy ve kilo ölçümleri yapılarak, sağlık değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan İl Sağlık Müdürü Kadir Söylemez, "Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi bilinçlendirmek amacıyla bugün yürüyüş yaptık. Sağlık için sporu öneriyoruz. Haftada en az üç gün 30 ila 45 dakika tempolu yürüyüş yapılmasını tavsiye ediyoruz. Sağlıklı gençler, sağlıklı nesil ve sağlıklı gelecek demektir. Herkesi spor yapmaya davet ediyoruz" dedi.
27 Mayıs 2025 Salı - 12:08
Kilis’te gençlerle sağlık yürüyüşü yapıldı
Kilis’te Sağlıklı Genç Haftası kapsamında düzenlenen yürüyüşe gençler yoğun ilgi gösterdi. Etkinlikte boy ve kilo ölçümleri yapılarak sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekildi. Kilis’te Sağlıklı Genç Haftası dolayısıyla gençlerle birlikte yürüyüş etkinliği düzenlendi. Kent merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, gençler sağlıklı yaşam için yürüyerek farkındalık oluşturdu. Yürüyüş, Ziraat Bankası önünden başlayarak Cumhuriyet Meydanı’na kadar sürdü. Yürüyüşün ardından Genç katılımcıların boy ve kilo ölçümleri yapılarak sağlık değerlendirmeleri gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan İl Sağlık Müdürü Kadir Söylemez, "Geleceğimizin teminatı olan gençlerimizle bugün yürüdük. Sağlık için sporu öneriyoruz. Haftada en az üç gün, 30 ila 45 dakika tempolu yürüyüş yapılmasını tavsiye ediyoruz. Gençlerimizi bu konuda bilinçlendirmek amacıyla bugün hep birlikte yürüyüş yaptık. Sağlıklı gençler, sağlıklı nesil ve sağlıklı gelecek demektir. Herkesi spor yapmaya davet ediyoruz" dedi.
27 Mayıs 2025 Salı - 12:04
Op. Dr. Ahmet Zorlutuna: "Belirtiler önemsenmezse hasar bırakır"
Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Zorlutuna, özellikle baş ağrısı, boyun ve bel ağrısı, elde ya da ayakta uyuşma, karıncalanma gibi durumların önemsenmesi gerektiğini belirterek, bu tür belirtilerin ciddi rahatsızlıkların habercisi olabileceğini söyledi. Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Zorlutuna, toplumda sık görülen bazı sağlık belirtilerinin basit birer ağrı ya da yorgunluk işareti olarak görülmesinin ciddi sonuçlara yol açabileceğini ifade ederek uyarılarda bulundu. Özellikle baş ağrısı, boyun ve bel ağrısı, elde ya da ayakta uyuşma, karıncalanma, denge kaybı, ani görme bozuklukları ve kas güçsüzlüğü gibi şikayetlerin geçici olmadığına dikkat çeken Zorlutuna, bu belirtilerin beyin, omurilik ve sinir sistemini ilgilendiren ciddi rahatsızlıkların habercisi olabileceğini vurguladı. "Ağrıyı değil, sebebini tedavi etmeliyiz" Zorlutuna yaptığı açıklamada, "Birçok hasta, baş ağrısı ya da bel ağrısı gibi şikayetlerde ağrı kesiciye başvuruyor ve belirtileri geçici olarak bastırıyor. Ancak bu yöntemler yalnızca sorunu erteler. Sinir sistemindeki baskı, tümör, fıtık ya da damar tıkanıklığı gibi hayati tehlike taşıyan durumlar erken teşhis edilmezse kalıcı hasara neden olabilir" dedi. "Geç kalmak hayat kalitesini düşürüyor" Hastaların belirtileri hafife almadan uzman görüşü almasının hayati önem taşıdığını söyleyen Zorlutuna, "Özellikle el ve ayakta uyuşma, yürürken sendeleme, baş dönmesi ve idrar kontrolü problemleri gibi bulgular, omurilik veya beyin kaynaklı ciddi durumlara işaret edebilir. Bu yüzden her şikâyet ciddiyetle ele alınmalı" diye konuştu. "Sağlıklı sinir sistemi için 3 temel kural" Ahmet Zorlutuna, sinir sistemi sağlığını korumak için şu tavsiyelerde bulundu: "Vücudunuzu dinleyin. Yeni başlayan veya tekrarlayan şikayetleri ihmal etmeyin. Uzman değerlendirmesi almadan ağrı kesiciyle geçiştirmeyin. Düzenli kontrolleri ihmal etmeyin. Özellikle masa başı çalışanlar ve yaşlı bireyler periyodik muayene yaptırın."
27 Mayıs 2025 Salı - 12:02
Bilinçli güneşlenme ile tehlikeli ışınlar dost kalabilir
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte güneş ışığına maruziyet artarken, güneşin sağlık üzerindeki etkileri de yeniden gündeme geldi. Kimileri bronzlaşmak için güneşin altında uzun vakit geçirirken, kimileri ise zararlı ışınlardan korunmanın yollarını aramaya başladı. Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, güneş ışınlarının hem dost hem de düşman olabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. Güneş ışığının, vücutta D vitamini sentezlenmesi açısından hayati önem taşıdığını vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Cüneyt Soyal, "Haftada 2-3 gün, özellikle saat 10.00 ile 12.00 arasında, 4-15 dakikalık bir güneş maruziyeti günlük D vitamini ihtiyacını karşılamak için yeterlidir. Ancak bu sürenin kişinin deri rengine göre değişebileceğini unutmamak gerekir. Deri rengi koyulaştıkça, güneşte kalma süresi uzayabilir" dedi. Bağışıklık sistemiyle güneş ışığı arasındaki ilişkiye dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Yeterli düzeyde D vitamini bağışıklık sistemini güçlendirirken, uzun süreli ultraviyole (UV) maruziyeti cilt bağışıklığını baskılayarak zararlı etkilere neden olabilir. Öte yandan cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri korunmasız güneş maruziyetidir. Yeryüzünde insan hayatının devamlılığı için güneş ışığı zaruri iken, aynı güneş ışığı cilt yapımızı, deri hücrelerimizi deforme edip bozuyor, cilt yaşlanması, lekeler ve deri kanserlerinin gelişimine sebep oluyor" ifadelerini kullandı. Cilt lekeleri ve DNA hasarı Güneş ışığının farklı dalga boylarında ışınlar içerdiğini ve bunların cilt üzerindeki etkilerinin farklı olduğunu belirten Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, şöyle konuştu: "Güneş ışığı dediğimiz ışık aslında farklı ışın cinslerini bir arada içeren bir buket gibidir. Ultraviyole (morötesi) ışıklar, bu buketteki önemli ışık gruplarından sadece biri ve dalga boylarına göre Ultraviyole-A (UVA), Ultraviyole-B (UVB) ve Ultraviyole-C (UVC) olarak üç grupta incelenirler. UVC ve UVB’nin büyük bir kısmı yeryüzüne ulaşamıyor. D vitamini sentezinden, güneş yanıkları, cilt yaşlanmasına, lekeler, bağışıklık sistemi zayıflaması ve deri kanserlerine kadar birçok etkiden de UV ışıkları sorumlu. Bronzlaşma dediğimiz olgu, aslında derinin UV ışığına karşı kendisini ve DNA’larını korumak için geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. UV ışıkları deride yer alan renk hücreleri başta olmak üzere tüm hücrelerini etkileyerek yapılarının bozulmasına neden olur. Bu bozulma sonucu lekeler ve deri kanserleri gelişebilmektedir. Hücre yapısının ne kadar bozulduğuna ve kişinin güneşle olan ilişkisine göre lekeler kalıcı karakter de kazanabilirler. Güneş ışığının en korktuğumuz yan etkisi deri hücrelerinde DNA hasarına yol açabilmesidir. DNA hasarı gelişen alanlarda deri kanseri gelişme riski yüksektir." Her mevsimde, her hava koşulunda güneş kremi Güneşten korunmada en etkili yöntemlerden birinin güneş koruyucu ürünler olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Bu konuda güneşten koruyucu ürünler en önemli yardımcı. Güneşten koruyucu ürünleri, mevsim ve hava koşulları gözetmeksizin her gün kullanmak gereklidir. Unutmayalım ki UV ışıkları hava nasıl olursa olsun, her mevsim, içerisi - dışarısı, gölge - açık alan her ortamda cilde etki edebilir. Ayrıca UV’nin tek kaynağı güneş de değil. Günlük hayatta, çalışılan kapalı ortamlarda bile UV üretebilen ışıklandırma sistemleri mevcut" açıklamasında bulundu. Solaryum, güneşten daha masum değil Bronz bir ten hayaliyle tercih edilen solaryumun da en az güneş ışığı kadar zararlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Solaryumun verdiği yapay ışık da ciltte DNA hasarına yol açabilir. Ayrıca ’Bronzlaştım, artık güneş zararlı gelmez’ gibi yanlış bir algı yaratması da riski artırıyor" şeklinde konuştu. Cilt tipine göre güneşin etkilerinin değişebileceğine de dikkat çeken Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, "Açık tenli bireyler, koyu tenlilere göre güneşin zarar verici etkilerine daha kısa sürede maruz kalabilir. Bu nedenle güneşte kalma süresi belirlenirken deri rengi önemli bir kriter olmalıdır" dedi. Ultraviyole İndeksi’ni takip edebilirsiniz Uzm. Dr. Cüneyt Soyal, sözlerini şöyle tamamladı: "Güneş ışıklarının yeryüzüne en dik ulaştığı, dolayısıyla en çok UV’ye maruz kalınabilen saatler öğlen saatleridir. Bulunduğumuz konum ve özellikle yaz mevsimi göz önüne alındığında 10.00-16.00 saatleri arasıdır. Daha etkin bir koruma için Ultraviyole İndeksi (UVİ) takip edilmeli. UVİ, güneşin o günkü konumunuzda ve hava koşullarında size ne kadar zarar verebileceğini belirten sayısal bir değerdir. Bu değer, meteroloji tarafından saatlik ve günlük olarak hesaplanıp yayınlanıyor. Güneşe maruz kalınacak zaman seçilirken cep telefonlarının hava durumu kısmından çok kolay ulaşılabilecek bu değeri takip etmek pratik bir uygulama olabilir. Dışarıya çıkarken korunma tedbirlerini almayı ve güneşte kalma sürelerimizi olabildiğince kısa tutmayı unutmayalım."
27 Mayıs 2025 Salı - 12:01
Bolu’da minik öğrencilere sağlık eğitimi
Bolu’da ilkokul öğrencilerine ağız ve diş sağlığı, bulaşıcı hastalıklardan korunma, hijyen, beslenme ve fiziksel aktivite konularında sağlık eğitimi verildi. Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokol kapsamında başlatılan "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" programı çerçevesinde, Bolu İl Sağlık Müdürlüğü ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle Dağkent Kıroğlu Eğitim ve Sağlık Vakfı İlkokulu’nda kapsamlı bir sağlık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte öğrencilere, 112 Acil, UMKE, ağız ve diş sağlığı, bulaşıcı hastalıklardan korunma, hijyen, beslenme ve fiziksel aktivite konularında hem teorik hem uygulamalı eğitimler verildi. Okul bahçesinde kurulan stantlarda çeşitli sağlık senaryoları canlandırılarak doğru davranış biçimleri öğretildi. Ambulans ve UMKE araçları tanıtıldı, öğrencilere broşür, boyama kitapları, "Sağlık Elçisi" rozet ve kartları dağıtıldı. Tüm öğrencilere "Sağlık Elçisi" unvanı verildi. Etkinlikte, Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlık Elçisiyim" şarkısıyla neşeli anlar yaşandı. Etkinlikte çocuklara küçük yaşta sağlık bilinci kazandırılması hedeflendi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder