SAĞLIK
Hantavirüste gıda hijyeni 15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09:14 Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26 Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04 "Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart" Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02 Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
KBÜ’nün ‘Akıllı Kapsül’ projesi TEKNOFEST finalinde
05 Haziran 2025 Perşembe - 11:27 KBÜ’nün ‘Akıllı Kapsül’ projesi TEKNOFEST finalinde Karabük Üniversitesi (KBÜ) Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü akademisyen ve öğrencileri hazırladıkları ‘akıllı kapsül’ projesi TEKNOFEST TEKNOFEST 2025 Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması’nda finale kaldı. Mühendislik Fakültesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü tarafından manyetik kontrollü "akıllı kapsül" projesi geliştirildi. Bu projeyle sindirim sistemi hastalıklarında ilaçların sadece hedef bölgeye ulaştırılmasını sağlayarak hem tedavi etkinliği artırılıyor hem de yan etkileri en aza indiriliyor. Proje, TEKNOFEST 2025 Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Yarışması kapsamında sağlık alanında ilk 10’a girerek Temmuz ayında düzenlenecek final etabında yarışma hakkı kazandı. Projenin yürütücüsü Doç. Dr. Daver Ali, geliştirdikleri sistemin klasik tedavilere kıyasla çok sayıda avantaj sunduğunu belirterek, "Sindirim sistemi hastalıklarında kullanılan ilaçlar genellikle ağızdan alınıyor ve tüm vücuda kontrolsüz şekilde yayılıyor. Bu durum hem ilacın etkinliğini düşürüyor hem de sağlıklı dokulara zarar verebiliyor. Biz bu soruna çözüm olarak, hedefe yönlendirilebilir bir kapsül sistemi geliştirdik. Böylece tedavi çok daha verimli hale geliyor" dedi. Projede görev alan KBÜ Tıp Mühendisliği öğrencisi Khaoula Chatt ise, proje fikrinin gerçek bir sağlık sorununa çözüm üretme amacından doğduğunu vurgulayarak, "Mevcut kapsüller vücutta kontrolsüz bir şekilde çözülüyor. Biz ise sadece hedef bölgede ilaç salınımı yapabilen bir sistem geliştirdik. Projemizle TEKNOFEST finaline yükselmenin gururunu yaşıyoruz" diye konuştu.
Tunceli’de Travma İleri Yaşam Desteği eğitimi gerçekleştirildi
05 Haziran 2025 Perşembe - 11:23 Tunceli’de Travma İleri Yaşam Desteği eğitimi gerçekleştirildi Tunceli’de ilk kez Travma İleri Yaşam Desteği (TİLYAD) eğitimi düzenlendi. Tunceli’de ilk kez, İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda, travma olgularında sağlık çalışanlarının bilgi ve becerilerini geliştirmek amacıyla Travma İleri Yaşam Desteği (TİLYAD) eğitimi düzenlendi. Eğitim programı, Malatya İl Sağlık Müdürlüğü’nden gelen deneyimli eğitmenlerin katkıları ve Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü’nde görev yapan eğitmenlerin katılımıyla başarıyla gerçekleştirildi. Eğitim, Acil Sağlık Hizmetlerinde aktif olarak görev yapan sağlık personeline yönelik planlandı. İlk etapta belirlenen bir grup personelin katılımıyla gerçekleştirilen eğitim programın, ilerleyen dönemlerde Tunceli genelinde görev yapan tüm acil sağlık hizmetleri personeline verilmesi planlanıyor. 4 gün süren eğitim, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen standart müfredata uygun olarak yürütüldü. Eğitim programı; teorik dersler, uygulamalı istasyon çalışmaları, vaka simülasyonları ve sınav oturumlarından oluştu. Eğitimle, travmaya bağlı acil durumlara daha etkili, sistematik ve güvenli müdahale yapılabilmesinin hedeflendiğini dile getiren İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, "Sertifika almaya hak kazanan tüm sağlık çalışanlarımızı içtenlikle tebrik eder, eğitim sürecine değerli katkılarda bulunan tüm eğitmenlerimize özverili emeklerinden dolayı teşekkür ederiz. TİLYAD eğitimi, özellikle travma gibi zamanla yarış gerektiren durumlarda, sağlık çalışanlarının bilimsel ve standart yaklaşımlarla hareket edebilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Olay yerinden başlayarak hastaneye ulaşıncaya dek geçen tüm kritik aşamalarda doğru değerlendirme, uygun müdahale ve ekip koordinasyonu hayati önem taşımaktadır. Bu eğitim sayesinde, sağlık çalışanlarının travma yönetimi konusundaki donanımları artırılarak hasta güvenliği ve yaşam şansı yükseltilmiş olacaktır. Müdürlüğümüz, bundan sonraki süreçte de benzer eğitim ve gelişim faaliyetlerine öncülük etmeye devam edecektir. TİLYAD eğitiminin ilimizde ilk kez düzenlenmiş olması, Tunceli’nin sağlık hizmetlerindeki kalite ve nitelik artışı için önemli bir adımı temsil etmektedir" dedi.
Kanser tedavisi sonrası pelvik taban rehabilitasyonu önem taşıyor
05 Haziran 2025 Perşembe - 11:19 Kanser tedavisi sonrası pelvik taban rehabilitasyonu önem taşıyor Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Didem Sezgin Özcan, "Kanser tedavisi sonrası idrar ve dışkı kaçırma, cinsel işlev bozukluğu ve kronik pelvik ağrı gibi şikâyetler oluşabiliyor. Bu durum yaşam kalitesini düşürerek hastaları olumsuz etkileyebiliyor" dedi. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. Didem Sezgin Özcan, kanser tedavisi sonrası pelvik taban rehabilitasyonuna ilişkin açıklamalarda bulundu. Özcan, kanser tedavisi ardından meydana gelebilen komplikasyonların doktor kontrolünde uygulanacak Pelvik Taban Rehabilitasyonu ile minimalize edilebildiğini söyledi. Özcan, birçok kişinin farkında olmadığı ancak günlük yaşam kalitesini, tuvalet alışkanlıklarını, cinsel sağlığı ve genel konforunu yakından ilgilendiren pelvik taban bölgesi kanser tedavileri sonrasında da en çok ihmal edilen bölgelerden biri olarak dikkat çekti. Kanser tedavilerinin sadece hastalıklı dokuları değil, sağlıklı pelvik yapıları da etkileyebileceğini belirten Özcan "Pelvik taban yapısı rektum, mesane, üretra, rahim ve vajina gibi organları taşıyan bir kas ve bağ dokusu sistemidir. Bu alandaki kaslarda zayıflık, aşırı kasılma ya da iç organ kasları ile uyumsuz çalışma oluştuğunda; hem fizyolojik hem de psikolojik düzeyde çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Pelvik taban disfonksiyonuna en sık yol açan kanserler arasında prostat, rahim, yumurtalık, rahim ağzı, mesane, rektum ve kolon kanserleri yer alır. Özellikle pelvik bölgeyi ilgilendiren cerrahi müdahaleler, radyoterapi ve hormon baskılayıcı tedaviler, sinir, kas ve bağ dokularını etkileyerek pelvik taban kaslarında yapısal ve işlevsel bozulmalara yol açabilir. Kadınlarda jinekolojik ve gastrointestinal sistem kanserleri sonrası pelvik taban yapıları sıklıkla etkilenmektedir. Vajinal atrofi, vajinal kuruluk, ağrılı ilişki, idrar ve gaita kontrolünde zorluk gibi sorunlar, tedavi sonrası dönemde yaygın şekilde gözlemlenir. Erkeklerde ise özellikle prostat kanseri cerrahisini takiben görülen idrar kaçırma ve erektil disfonksiyon en dikkat çekici komplikasyonlardandır" diye konuştu. Rehabilitasyon bireye özgü planlanır Kanser tedavisi sürecinin fiziksel olduğu kadar psikolojik yönden de zorlayıcı olduğunu bu nedenle tedavi sonrası dönemde gelişebilecek fonksiyonel kayıpların dikkate alınmasının büyük önem taşıdığına değinen Doç. Dr. Didem Sezgin Özcan pelvik taban rehabilitasyon tedavisi ile yapılabileceklerine ilişkin şöyle konuştu: "Bu tür durumlarda pelvik taban rehabilitasyonu; kas gücünün yeniden kazanılması, sinir-kas koordinasyonunun sağlanması ve fonksiyonların geri kazanımı açısından bilimsel olarak etkili bir yöntemdir. Rehabilitasyon süreci, bu kas yapısının yeniden işlevsel hâle gelmesini sağlar ve kasların doğru çalışmasına katkıda bulunur. Tedavi her bireyin ihtiyacına özel planlanır. Sadece egzersizle sınırlı kalmayan bu süreç, karın ve pelvik taban masajı, biofeedback, elektroterapi ve manuel terapi gibi güncel ve etkili yöntemlerle ve yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmektedir. Biz klinikte, hastalarımıza bu süreçte yalnızca fiziksel bir destek değil, aynı zamanda duygusal bir güven ortamı da sunmaya özen gösteriyoruz. Çünkü bir sorunu çözebilmenin ilk adımı, onu kabul etmek ve konuşabilmek. Toplumda bu konuların daha fazla normalleşmesi, bireylerin yardım almaktan çekinmemesi ve farkındalık kazanması çok kıymetli. Çünkü iyileşme, fark etmekle ve konuşmakla başlıyor."
Çocuklarda obezite ve diyabete karşı ortak çözüm arayışı
05 Haziran 2025 Perşembe - 11:04 Çocuklarda obezite ve diyabete karşı ortak çözüm arayışı Manisa’da çocuklarda teknoloji bağımlılığı, obezite ve tip 2 diyabet gibi tehditlere karşı alınabilecek önlemler, geniş katılımlı bir çalıştayda ele alındı. Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi (SASAM) Ege Bölge Koordinatörlüğü ile Manisa Gençlik ve Spor, Milli Eğitim ve Sağlık İl Müdürlükleri iş birliğiyle düzenlenen çalıştaya, kamu kurumları yöneticileri, akademisyenler, eğitimciler ve alanında uzman birçok isim katıldı. Çalıştayda, çocukların fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişimlerini desteklemeye yönelik çözüm önerileri ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında eğitim sisteminin gelecek vizyonuna dair değerlendirmeler yapıldı. Çalıştaya Manisa İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, Manisa Gençlik ve Spor İl Müdürü Yunus Öztürk, Manisa Sağlık İl Müdürü Op. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Dr. Nazlı Doğan Ergüt, Diyetisyen Özge Pakize Şanoğlu, Diyetisyen Merve Bal, Psikolog Esra Şanlı Korkmaz, Psikolog Fatma Nur Güneş Kızılay, Rehber Öğretmen Esin Türkoğlu, Antrenör Mehmet Al, Rabia Yılmaz, Ferhat Yıldız ve Mustafa Furkan İnanır’ın yanı sıra, SASAM Başkan Yardımcısı Mesut Uyar, SASAM Yurt İçi Direktörü Murat Aktaş, SASAM Ege Bölge Koordinatörü Osman Güreser ve diğer SASAM bölge sorumluları katılım sağladı. Geleceğe yönelik öneriler sunuldu Alanında yetkin isimlerin katkılarıyla gerçekleştirilen çalıştayda, çocukların fiziksel ve ruhsal sağlığı ile sosyal gelişimlerini desteklemek için çözüm önerileri üzerinde duruldu. Ayrıca, eğitim sisteminin gelecekteki vizyonu tartışılarak önemli tespitler yapıldı. Sonuçlar kamuoyu ile paylaşılacak Çalıştayda dile getirilen önemli tespitler ve politika önerilerinin yer alacağı rapor, SASAM Ege Bölge Koordinatörlüğü tarafından hazırlanarak ilgili kurumlara ve kamuoyuna sunulacak.
Uzmanı uyardı, akraba evlilikleri fenilketonüri hastalığını tetikliyor
05 Haziran 2025 Perşembe - 11:00 Uzmanı uyardı, akraba evlilikleri fenilketonüri hastalığını tetikliyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sosyal Pediatri Bilim Dalında görevli Doç. Dr. Elif Ünver Korğalı, fenilketonüri hastalığına dair bilgiler verdi. Fenilketonürinin metabolik ve kalıtsal bir hastalık olduğunu söyleyen Korğalı, "Besinlerle alınan proteinlerin yapıtaşları aminoasitlerdir. Fenilalanin de böyle bir amioasittir ve normalde fenilalanin besinlerle alındıktan sonra vücutta kullanılıp, parçalanarak vücuttan uzaklaştırılır. Ancak fenilketonüri hastalığında bu maddeyi parçalayan enzimde sorun vardır. Bu nedenle fenilalanin vücuttan atılmaz ve birikmeye başlar. Fenilalaninin vücuttaki oranı arttıkça hastalığın klinik bulguları ortaya çıkar. Fenilketonüri hastalığı otozomal resesif olarak geçer. Yani anne ve baba herhangi bir hastalık bulgusu göstermeseler bile eğer bu hastalığın genini taşıyorlarsa, evlendiklerinde çocuklarının dörtte birinde fenilketonüri hastalığı ortaya çıkar ve çocuklarının yarısı bu hastalık için taşıyıcı olarak dünyaya gelir. Anne ve baba taşıyıcı ise çocuklarından sadece dörtte biri sağlıklı olacaktır. Ülkemizde akraba evlilikleri çok fazla olduğu için fenilketonüri hastalığı da pek çok ülkeye göre daha fazla görülmektedir. Çoğu Avrupa ülkesi ve Amerika’da fenilketonüri sıklığı 10-30 binde bir iken, ülkemizde bu oran 5-6 binde bir olacak şekilde oldukça sıktır. Her yıl ülkemizde fenilketonüri hastası olan 400-450 bebek dünyaya gelmektedir. Ülkemizde her 20-25 kişiden birinin fenlketonüri hastalığı için taşıyıcı olduğu bilinmektedir" dedi. Fenilketonüri hastalığı olan bebeklerin doğduklarında sağlıklı bebeklerden ayırt edilemediğini kaydeden Korğalı, "Ancak sağlıklı bebekler gibi beslenirlerse aylar içerisinde hem zekada hem de vücut fonksiyonlarında gerilik gözlenmeye başlar. Fenilalanin birikimi öncelikle beyne zarar vermeye başlar. Genellikle bebek 5-6 aylık olduğunda belirtiler fark edilir. Başını tutamama, anneyi tanımama, yürüyememe, gülümsememe, oturamama, yaşıtlarına göre gelişiminin geri kalması ve daha büyük çocuklarda ağır zeka geriliği şeklinde bulgular ortaya çıkar. Çocukların beyin gelişimi normal olmadığı için başları da küçük kalabilir. Fenilketonürili çocuklar genellikle anne babalarına kıyasla daha açık bir cilt ve göz rengine sahiptirler. Ciltlerinde egzematöz lezyonlar gözlenebilir. Bu çocuklarda otistik ya da agresif davranışlar, şizofreni gibi durumlara da sık rastlanmaktadır" dedi. Erken teşhis konulması halinde hastalığın tedavisinin mümkün olduğuna vurgu yapan Korğalı, "Hastalığa ait bulgular meydana gelmeden tedavisine başlanılan çocuklar tamamen yaşıtlarına uygun sağlıklı bireyler olarak gelişimlerini tamamlarlar. Tedavi edilmeyenlerde ise hastalığın şiddetine bağlı çok ağır zihinsel özür gelişir. Hastalığın klinik bulguları ortaya çıkmadan tanınması için ülkemizde 2006 yılından itibaren doğan her bebek, doğum sonrası alınan topuk kanında fenilketonüri hastalığı için ücretsiz olarak taranmaktadır. Böylece hastalık henüz klinik bulgu vermeden teşhis edilebilmekte ve bebek özel diyet tedavisi ile yaşamına sağlıklı bir şekilde devam edebilmektedir. Hastalık teşhis edilir edilmez, bebekler fenilalanin içermeyen özel mamalarla ve kandaki fenilalanin düzeyine göre kısıtlı miktarda anne sütüyle beslenmelidir. Bu çocuklar ilk 2 yaşta fenilketonüri hastaları için özel hazırlanmış ve ödemesi devlet tarafından yapılan özel mamalarla beslenebilirler. Daha büyük yaşlarda ise diyetleri hastalıklarına göre düzenlenir. Bu çocukların buğday, çavdar, yulaf, mısır ekmekleri, kuru fasulye, nohut, mercimek, soya fasulyesi, çikolata, kakao, kahve, neskafe, kuru yemişler, süt, peynir, çökelek, yoğurt, ayran, muhallebi, yumurta, et ve sakatatlar, tavuk, balık, hindi gibi besinleri tüketmesi sakıncalıdır. Özellikle beyin dokusunun hızlı geliştiği 8-10 yıl süresince tedavinin çok iyi şekilde uygulanması gerekir. Hastalık yaşın ilerlemesiyle beraber düzelmez. Diyet yaparak fenilalanin düzeyini düşük tutmak gerekir. Beyni etkilememesi için diyet ömür boyu sürmelidir. Özellikle zeka gelişiminde ciddi hasar yaratan bu hastalığın erken teşhisi hayat kurtarıcıdır. Ülkemizde çok sık görüldüğü için bebek doğduktan sonra topuktan alınan 5 damla kan erken teşhis ve tedavi için altın değerindedir. Tüm anne babaların bebeklerinin sağlığı için topuk kanı tarama testleri konusunda duyarlı davranması ve fenilketonüri hastalığı konusunda bilinçli olması çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki bir damla kan bazen hayat kurtarıcı olabilir. Tüm anne babalara bebeklerinden topuk kanı alınması gerektiğini hatırlatıyoruz" ifadelerine yer verdi.
Uzmanı uyardı: "Kurban iç organlarını köpeklere vermeyin"
05 Haziran 2025 Perşembe - 10:58 Uzmanı uyardı: "Kurban iç organlarını köpeklere vermeyin" Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok, Kurban Bayramı’nda kesilen kurbanların iç organlarının köpeklere verilmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun insanlarda ölümle sonuçlanabilen tehlikeli bir enfeksiyon hastalığı olan Kist Hidatik’e yol açabileceği konusunda uyardı. Prof. Dr. Ok, kist hidatik hastalığının Echinococcus granulosus adlı bir parazitin neden olduğu, insanlara köpeklerden bulaşabilen bir hastalık olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ok, "Kesim sırasında hastalıklı karaciğer veya akciğer gibi iç organlar köpeklere verildiğinde parazitin yaşam döngüsü tamamlanıyor. Köpeğin dışkısıyla doğaya yayılan yumurtalar, insanlara kirli ellerle, iyi yıkanmamış sebze-meyve ya da içme suyu yoluyla bulaşıyor. Parazit, insan vücudunda karaciğer, akciğer ve diğer organlarda sıvı dolu kistlere neden olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor." dedi. Hastalık en çok Kurban Bayramı’nda yayılıyor Türkiye’de her 160-165 kişiden birinde görüldüğü tahmin edilen bu hastalığın, özellikle Kurban Bayramı’nda dikkatsizlik nedeniyle daha çok yayıldığını belirten Prof. Dr. Ok, vatandaşları uyararak, "Hastalıklı organlar köpeklere verilmemeli, derin çukurlar kazılarak gömülmeli. Kesimler mutlaka veteriner kontrolünde yapılmalı ve mezbahalarda gerçekleştirilmelidir." ifadelerini kullandı. Hastalık belirtileri ve korunma yöntemleri Kist hidatik hastalığının yıllarca belirti vermeyebileceğini, ancak ilerleyen dönemlerde karaciğerde ağrı, ateş, bulantı, kusma gibi şikayetlerle kendini gösterebileceğini kaydeden Prof. Dr. Ok, erken tanının tedavi açısından önem taşıdığını ifade etti. Ok, Tedavi yöntemleri arasında ameliyat, ilaç tedavisi ve ultrason eşliğinde kist içeriğinin boşaltılması yöntemlerinin bulunduğunu belirtti. Hastalığın yayılmasını engellemek için köpeklerin düzenli veteriner kontrolüne alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Ok, "Sahipsiz köpeklerin barınma evlerinde toplanıp tedavi edilmesi, sahipli köpeklere ise 2 ayda bir antiparaziter ilaç verilmesi şarttır. Hayvan kesimleri yalnızca mezbahalarda ya da belediyelerce düzenlenmiş özel kesim yerlerinde yapılmalı, kistli organlar uygun şekilde imha edilmelidir" dedi. Toplumun, hijyen ve veteriner kontrolüne duyarlı davranması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ok, "Bu konuda tüm kurumların ve toplumun iş birliği içinde hareket etmesi gerekiyor. Köpek dışkılarının da doğru şekilde bertaraf edilmesi önemlidir" dedi.
80 yaş üstü ile yatağa bağımlı hastalar için reçete ve rapor kolaylığı
05 Haziran 2025 Perşembe - 10:53 80 yaş üstü ile yatağa bağımlı hastalar için reçete ve rapor kolaylığı Samsun’da 80 yaş üstü ve yatağa bağımlı hastalar artık sağlık raporlarını, reçetelerini evlerinden çıkmadan alabilecek. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı yeni düzenlemeyle 80 yaş ve üstü ve/veya yatağa bağımlı hastaların sağlık raporlarının bitiş sürelerinin takibinin yapılması ve raporların tıbbi ihtiyaçlar doğrultusunda hastanın ya da yakınının başvurusuna gerek olmadan yenilenmesi uygulaması Samsun’da başladı. Samsun Huzurevi ve Yaşlı Bakım Rehabilitasyon Merkezinde startı verilen uygulama hakkında bilgi veren Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Bekir Şahin, "Sağlık Bakanlığımız 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı büyüklerimizin ilaç, mama, cihaz ve benzeri raporlarını, reçetelerini hastaneye gitmeye gerek olmadan, evlerinde ya da yaşadıkları yerlerde alabilmeleri için yeni bir uygulama başlattı. Bugün de uygulamanın ilk adımını Atakum, Canik, Bafra, Çarşamba, Lâdik ve Havza ilçelerimizdeki Kurumsal bakım hizmeti sunan yataklı devlet kurumlarında (huzurevi, Yaşlı Bakım Merkezi) başlattık. Müdürlüğümüz Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığımızca organize edilen Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Hizmetleri İl Koordinatörümüz Prof. Dr. Erdinç Yavuz, Doç. Dr. Nur Şimşek Yurt ve ekiplerimizle Samsun Huzurevi ve Yaşlı Bakım Merkezindeki büyüklerimizin yanındaydık. 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı 69 büyüğümüzün muayenelerini yaptık, tansiyonlarını kontrol ettik, şeker ve satürasyon ölçümlerini yaptık, tıbbi olarak rapor ve reçete gereksinimi olanların da rapor ve reçete işlemlerini tamamladık. Tabii ki bu hizmet sadece huzurevlerinde kalan büyüklerimizi değil il genelindeki tüm 80 yaş üstü büyüklerimizi veya yatağa bağımlı hastalarımızı da kapsıyor. Evde Sağlık Ekiplerimizin bakanlık sistemi üzerinden yaptığı takip sayesinde hizmete ihtiyaç duyan vatandaşlarımız raporlarının bitiş tarihi geldi mi diye kontrol etmek zorunda kalmayacak. Reçete ve muayene işlemleri için hastaneye gitmeyecekler. Ekiplerimiz raporu biten hastalarımızı tespit ettikten sonra onlara doğrudan ulaşacak ve e-rapor hizmet sürecini başlatacak. Bugün bu minvalde sadece Canik’te değil Atakum, Bafra, Çarşamba, Lâdik ve Havza ilçelerimizde bulunan Kurumsal bakım hizmeti sunan yataklı devlet kurumlarında Huzurevi / Yaşlı Bakım Merkezi vb. kurumlarda ikamet eden ve hizmete ihtiyaç duyan büyüklerimizi de ziyaret ettik ve ilaç / rapor işlemlerini tamamladık. Bundan sonra da çalışma çerçevesinde hedefimiz etkin bir muayene ve rapor süreci oluşturarak, uygulamanın tüm il genelinde yaygın bir şekilde 80 yaş üstü veya yatağa bağımlı bireylerimizi kapsayacak şekilde uygulanması sağlamak olacak" dedi.
Sigara bırakma standında, tiryakiler ikna edilmeye çalışıldı
05 Haziran 2025 Perşembe - 10:51 Sigara bırakma standında, tiryakiler ikna edilmeye çalışıldı Ardahan’da 80. Yıl Şehir Stadyumu’nda İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı ekiplerince açılan sigara bırakma standı, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, 80. Yıl Şehir Stadı’nda sigarayı bırakma standı kurdu. Nefeste karbonmonoksit ölçümleri gerçekleştiren ekipler, Fagerström Nikotin Bağımlılığı Testi, ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ile ilgili bilgilendirici faaliyetler gösterdi. Yapılan test sonucu sigarayı bırakmaya karar verenler için kayıt alınırken bu kişilerin sigara bırakma polikliniklerine yönlendirilecekleri belirtildi. Stantta sigaranın insan vücuduna verdiği zararlar anlatılarak, tiryakiler sigarayı bırakmaları konusunda ikna edilmeye çalışıldı. Sağlık personeli Can Baydar, İl Sağlık Müdürlüğü adına sigara testi yaptıklarını söyleyerek, "Sigara kullanan arkadaşları test cihazı sayesinde, ne kadar kullandıklarını ölçüp doktorumuza yönlendiriyoruz. Doktorumuz da gerek ilaç tedavisi, gerekse sözlü olarak bilgilendirip sigarayı bırakması için gereken neyse yardımcı olmaya çalışıyor. Yapılan testte 0 ile 5 arası normal oluyor. 5’in üzeri ise bir nebze içici olarak gözüküyor. Biz İl Sağlık Müdürlüğü ekibi olarak gerek ilaç tedavisi, gerekse de bilgilendirme konusunda arkadaşlara her türlü bilgiyi vermekteyiz" dedi. Dr. Ahmet Tanrıverdi ise vatandaşların sigarayı bırakması konusunda gerekli yardımı yaptıklarını belirtti. Tanrıverdi, "Eğer sigarayı bırakmayı düşünen vatandaşlarımız varsa toplum sağlığı merkezine gelmelerini bekliyoruz. Her perşembe günü sigarayı bırakma polikliniğimizde halkımıza hizmet vermekteyiz" diye konuştu.
Uzmanı uyardı, "Günde 100-150 gramın üzerinde et tüketmeyin"
05 Haziran 2025 Perşembe - 10:46 Uzmanı uyardı, "Günde 100-150 gramın üzerinde et tüketmeyin" Uzman diyetisyen, Kurban Bayramı dolayısıyla vatandaşlara sağlıklı beslenme konusunda önemli uyarılarda bulundu. Bayram sofralarında sıkça tüketilen kırmızı etin, doğru şekilde pişirilmesi ve dengeli tüketilmesi gerektiğine dikkat çekip özellikle kronik rahatsızlığı olan bireylerin dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Yozgat Şehir Hastanesi Uzman Diyetisyeni Esra Uysal, kurban etinin kesinlikle bekletildikten sonra tüketilmesi gerektiğini belirtip, "Kurban Bayramı geleneksel yemeklerin ve özellikle et tüketiminin arttığı özel bir dönemdir. Bu süreçte sağlıklı beslenmek, sağlığımız açısından oldukça önemlidir. Bayramda en çok yapılan hatalardan biri kurban etinin hemen pişirilip tüketilmesidir. Bu hem sağlık hem de lezzet açısından aslında çok uygun değildir. Hayvan kesildiği anda hayvanın kaslarında Rigor Mortis dediğimiz bir süreç başlar. Bu terim ölüm katıldığı anlamına gelir hayvanın kaslarının kesim sonrası bir süre sertleşmesi ve sert kalması durumudur ve yaklaşık olarak 12-24 saat arasında sürebilir. Bu süreçte pişirilen etlerin sert, çiğnemesinin zor, sindiriminin zor olmasının yanında aynı zamanda da özellikle lezzeti de beklentilerin altındadır. Bütün bunlardan dolayı etlerin bir gün dolapta dinlendirilip bekletilerek ertesi gün pişirerek yenmesi hem sağlık hem de lezzet açısından daha uygundur. Kırmızı et yüksek kaliteli protein ve demir açısından oldukça zengindir. Aynı zamanda doymuş yağ oranı yüksektir. Bu yüzden et tüketiminde en dikkat etmemiz gereken noktalardan birisi de aslında etin ölçülü olarak tüketilmesidir, Bayram boyunca günlük 100-150 gram et tüketimi üzerine çıkılması sağlıklı değildir. Bunun üzerine çıkılması durumunda mide problemleri, hazımsızlık, kabızlık, kolesterol yükselmesi gibi durumları ortaya çıkabilir. Yine Kurban Bayramında en çok yapılan hatalardan biri sakatat tüketiminin artmasıdır. Özellikle kolesterol hastalarının ve kalp-damar hastalığı riski taşıyan kişilerin sakatat tüketiminden kaçınması gerekir. Yine et tüketiminde dikkat etmemiz gereken en önemli noktalardan biri de etin pişirilme yöntemidir. Etler kesinlikle kızartma yapılarak pişirilmemelidir. Fırında, ızgara, haşlama şeklinde pişirilebilir. Etin kenti yağında pişirmek aslında yeterlidir. Ekstra yağ eklemek kalori alımını arttırıp kilo kontrolünde problemlere yol açabilir. Et yemeklerinin yanında lif açısından zengin sebze yemekleri ve sakatat tüketmek hem sindirimi kolaylaştıracak hem de öğünlerin daha dengeli ve daha doyurucu olmasına yardımcı olur. Özellikle bol limonlu salata tüketmek C vitamini alımını arttırarak bizim etten aldığımız demirin daha verimli bir şekilde emilmesine ve vücutta kullanılmasına fayda sağlar. Yaz aylarında artan suya ihtiyacımız göz önünde bulundurularak günde 2-2,5 litre su tüketiminin altında düşülmemelidir. Yeterli su tüketiminin sindirimi kolaylaştırdığı metabolizmayı hızlandırdığı gibi aynı zamanda da vücuttan toksinleri yani zararlı maddeleri atmasına yardımcı olur. Bu bayram döneminin sağlıklı ve keyfine geçirebilmek için beslenmenize özen göstermeyi unutmayın." dedi. Uysal, bayram süresince aşırı ve dengesiz beslenmenin sağlık sorunlarına yol açabileceğini tekrarlayarak, sebze, yoğurt, tam tahıllar gibi dengeleyici gıdaların ihmal edilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Profesör uyardı: "Kabin öksürüğü ve seyahat hastalığı yayılıyor"
05 Haziran 2025 Perşembe - 10:43 Profesör uyardı: "Kabin öksürüğü ve seyahat hastalığı yayılıyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, bayramda tatile çıkacak vatandaşlara önemli uyarılarda bulunarak, son dönemde artan "kabin öksürüğü" ve "seyahat hastalığı"na dikkat çekti. Prof. Dr. Özkaya, "Kapalı kabin ortamına maruz kaldığımız bu yolculukların ardından en sık öksürük, halsizlik, eklem ve baş ağrıları yaşıyoruz" dedi. Bayram tatili için yola çıkacak vatandaşlara uyarılarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yeni şikayetlerin kabin öksürüğü ve seyahat hastalığı olduğuna dikkat çekti. Özkaya, "Pandeminin sona ermesi ile insanların otobüs başta olmak üzere, uçak, araba ve gemilerde yılda yaklaşık neredeyse yaklaşık 3 ile 5 seyahat geçiriyoruz. Kapalı kabin ortamına maruz kaldığımız bu yolculuk sonrası en sık öksürük, halsizlik, eklem ve baş ağrıları yaşıyoruz. Basta ’kabin öksürüğü’ diye tanımlanan bu şikayetlerden, kapalı klima sistemleri neredeyse her zaman suçludur; havayı kurutur. Sık kabin içi yolculuk yapan ve klima maruziyeti olan insanlar için kabinin etrafına birkaç nemli havlu örtmek (kabin görevlisinin onayıyla) sorunu hafifletmeye yardımcı olur. Çoğu insan için endişelenecek bir şey yok Uçuşlardaki ve iç mekan klimalarındaki kuru hava, burun kanallarının kurumasına neden olur. Nemlendirmek ve enfeksiyona karşı korunmaya yardımcı olmak için tuzlu burun spreyi kullanın. Pandeminin bitmesiyle beraber ani ısı değişikliklerine, soğuktan sıcağa geçişlere ve klimalara maruz kalmak, grip ile karıştırılabilir ve önemsenmeyebilir. Çocukların ise ne hissettiklerini anlatamadıkları için uzamış öksürük ve ateş şikayeti ile doktora başvurduklarında ciddi zatürre vakaları ile karşı karşıya kalırlar" diye konuştu. Prof. Dr. Özkaya son olarak tatile çıkan veya çıkacak vatandaşların, özellikle çocukları başta olmak üzere, araç ile seyahat ederken açtıkları klimaların temizliğine ve maruziyetine dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, "Özellikle kapalı yerlerde kendilerine dikkat etmeliler, klima ayarlarını ise 22 derecenin altına düşürmemelerini ve çok fazla ısı değişimine maruz kalmamalarını tavsiye ediyorum" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyarıyor; Güneş ışınları cilt kanseri için ana risk faktörü
05 Haziran 2025 Perşembe - 10:41 Uzmanı uyarıyor; Güneş ışınları cilt kanseri için ana risk faktörü Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevi hastalıkları (Dematoliji-Cildiye) Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Yazıcı, cilt kanseri sebepleri ve tedavisi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Güneş ışınlarının cilt kanseri için ana risk faktörü olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Yazıcı; "Solaryumda maruz kalınan yapay güneş ışını da kanser gelişimi için aynı riske sahiptir. Cilt kanseri için diğer risk faktörlerinin başında yaş gelir. Yıllar içerisinde ne kadar süre güneşe maruz kalınırsa cilt kanseri gelişim riski artar" dedi. Açık tenli bireyler ve çocuklar büyük risk altında Açık tenli bireylerin ve çocukların büyük risk altında olduğunu belirten Mustafa Yazıcı; "Deri kanseri, vücutta en yaygın olarak görülen kanser türüdür. Her kanser türünde olduğu gibi deri kanserinde de erken teşhis çok önemlidir. Eğer güneş gören göz etrafları, burun, ağız gibi güneşe daha fazla maruz kalan bölgelerde zamanla açılıp kapanan yaralar varsa veya açılan yaralar tedaviye rağmen kapanmıyor, büyüme gösteriyorsa, üzerinde kabuklanma, kanama ve akıntı gibi belirtiler buna eşlik ediyorsa mutlaka bir uzman hekime görünmek gerekiyor" diye konuştu. Cilt kanserinde en yüksek faktörün güneş ışınları olduğunu aktaran Yazıcı, "Çok fazla güneş altında vakit geçirenler, deniz kenarında yaşayanlar, meslekleri gereği sürekli güneş altında olan balıkçılar, çiftçiler ve denizciler de bu kanser türünün sık rastlandığı grubu oluşturmaktadır. Ayrıca açık tenli olmak, açık göz rengine sahip olmak, çok sayıda çil ve bene sahip olmak daha önceden kendinizin ya da ailenizden birinin deri kanseri geçirmiş olması, doğuştan büyük benlere sahip olmak ve bağışıklık sisteminin baskılanması cilt kanseri riskini artırır" ifadelerini kullandı. Cilt kanserinden korunmak için vatandaşlara devamlı, güneşten korunmalarını, şapka ve güneş kremi kullanmalarını öneren Yazıcı, "Yazın cilt kanserinden korunmak için dikkatli olmamız gerekiyor. Her sene en az bir kere ayna karşısında vücudumuzdaki benleri kontrol etmemiz gerekiyor" dedi.