SAĞLIK
Hantavirüste gıda hijyeni 15 Mayıs 2026 Cuma - 22:09:14 Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsle ilgili Türkiye’de şu anda bir pandemi sürecinin olmadığını söyleyerek, "Gıdaların kemirgenlerden korunması önem arz ediyor" dedi. Prof. Dr. Yasemin Ersoy, hantavirüsün 2 ana klinik tablo ile görüldüğünü söyleyerek, "Hantavirüs bir anda gündemimize çok yoğun şekilde girdi. Adı üstünde viral bir hastalık aslında. En başlıca kaynağı ise kemiriciler. Kemiricilerin ve böcekçillerin idrarı , dışkısı ve tükürükleri bu virüsle enfekte ve bulaşta söz konusu olabiliyor. Hantavirüs aslında 1978’de ilk kemiricilerde saptandıktan sonra insanlarda görülmeye başlanmış. Kırktan fazla virüs türü var dünyada tanımlanmış. Fakat özellikle bu seyahat gemisiyle ilişkili hantavirüste Arjantin’de endemik görülen bir hantavirüsün olduğunu görüyoruz ki bu hantavirüs özellikle insandan insana bulaşın en kolay olduğu ya da bulaşabilen hantavirüs olarak söyleyebiliriz. Başlıca da aerosol dediğimiz damlacıklar yoluyla insanlara bulaşabilmektedir. Hantaviüs 2 ana klinik tabloya neden oluyor. Biri akciğerde ödemle görülen kardiyopulmoner sendrom ki bu tabloda genellikle 14 ile 17 günlük ortalama kuluçka süresi ki bu yedi haftaya kadar da uzun olabilir. Temastan sonraki hastalıklar ortaya çıkana, bulgular ortaya çıkana kadarki dönem. Bir hafta kadar süren ateş, kas ağrıları, halsizlik, baş ağrısı ile giden bir dönemin ardından hızla kötüleşme, hipertansiyon ve akciğer ödemi tablosuyla karşımıza çıkabiliyor. Bu tabloya gelmiş hastalarda 24 saat içerisinde ölüm riski oldukça artmış olduğunu görüyoruz. Diğeri ise renal sendrom yani böbrek tutulumuyla seyreden bir tablo. Bu ise böbrek yetmezliği kliniği şeklinde giden ileri dönemlerinde kanamalı tablolara neden olan bir hastalığa neden oluyor. Başlıca klinik tablolar böyle" dedi. Hantavirüsle ilgili alınacak önlemlerin başında gıdaların kemirgenler ve böceklerin dışkılarından korunması geldiğini söyleyen Prof. Dr. Ersoy, "Bu hantavirüs özellikle bir kemirici ve böcekçillere özel bir grup. Her kemirici grubunun hantavirüsü de ayrı diyebiliriz. Dolayısıyla bunların endemik görüldüğü kemiricilerde bu virüsün, hantavirüsün görüldüğü durumlarda özellikle yiyeceklere, gıdalara ve insanlara kemirici çıkartılarının, tükürüğünün, salyasının, dışkısının ulaşmaması lazım. Dolayısıyla korunma önlemlerimiz de başlıca bu noktada olacak. Gıdalara ve insanlara bu kemirici ve böcekçillerin ulaşmasını, çıkartılarının bulaşmasını engellemek en önemli nokta. Bu gemideki olayla ilgili olarak ise aerosol yoluyla, damlacıkla bulaşın olduğu tür demiştim bunun için zaten. Burada ise özellikle temas ve damlacık önemli, insandan insana bulaş söz konusu olduğu için zaten o kişiler şu anda karantina altındalar. Dolayısıyla rastgele bir temas söz konusu değil. Bu yönden de bir panik havasına gerek olmadığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Avrupa Enfeksiyon Kontrol Örgütü’nün de burada bir salgın olmadığını belirttiklerini ve vakaların takip sürecinde olduğunu söylememiz lazım. Şu anda bir salgın riski yok, bir pandemi riski yok görünmekte. Dolayısıyla bir vaka varsa o insanla temas konusunda dikkatli olunması lazım tabi ki. Fakat şu anda gemiden ayrılan insanlar karantinada olduğu için şu anda insandan insana bulaşla ilgili panik olmaya, tedirgin olmayı gerektiren bir durum olmadığını söylemek isterim" ifadelerini kullandı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 19:26 Muş Devlet Hastanesi’nde "Vefa Masası" kuruldu Muş Devlet Hastanesi’nde şehit aileleri, gaziler, engelli bireyler ve 65 yaş üstü vatandaşların hastane işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla "Vefa Masası" hizmete açıldı. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin girişimleri sonucu, Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile Muş Devlet Hastanesi Başhekimliği iş birliğinde kurulan "Vefa Masası", vatandaşların sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşmasını hedefliyor. Uygulama kapsamında hastane içerisindeki işlemlerde destek sağlanacak, yaşanan sorunların çözümü için rehberlik hizmeti verilecek. Açılış programında konuşan Muş İl Sağlık Müdürü Dr. Erol Emre Ömür, Engelliler Haftası kapsamında hayata geçirilen uygulamanın önemli bir sosyal destek hizmeti olduğunu belirtti. Ömür, engelli bireyler, şehit aileleri, gaziler ve yaşlı vatandaşların hastaneye girişlerinden çıkışlarına kadar her aşamada destekleneceğini ifade ederek, devletin tüm vatandaşlara eşit sağlık hizmeti sunma sorumluluğu bulunduğunu söyledi. Muş Bedensel Engelliler Derneği Başkanı Bedri Korkmaz ise kentte uzun süredir hissedilen önemli bir eksikliğin giderildiğini belirterek, engelli bireylerin yaşadığı sorunları doğrudan iletebileceği bir birimin kurulmasının memnuniyet verici olduğunu kaydetti. Korkmaz, uygulamanın engelli vatandaşların yanı sıra şehit aileleri ve gazilerin sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacağını dile getirdi. Muş Vatan Kahramanları Şehit ve Gazi Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Yusuf Olcan da yapılan görüşmeler sonucunda projenin hayata geçirildiğini belirterek, destek veren Muş İl Sağlık Müdürlüğü ile hastane yönetimine teşekkür etti. Olcan, "Vefa Masası"nın şehit aileleri, gaziler ve engelli bireyler için önemli bir hizmet olacağını ifade etti. Programa Muş Kamu Hastaneleri Birliği Başkanı Uzm. Dr. Ayşe Rümeysa Doğruyol, Muş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Yalçın Güzel, şehit ve gazi yakınları, gaziler, engelli bireyler ve vatandaşlar katıldı.
15 Mayıs 2026 Cuma - 18:04 "Küresel panik yersiz, bireysel korunma şart" Dünya gündemine oturan MV Hondius keşif gemisindeki hantavirüs vakaları, pandemilerin gölgesindeki kamuoyunda yeni bir endişe dalgasına neden oldu. Konuyu akademik bir perspektifle değerlendiren İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel virüsün yayılım dinamiklerini ve bulaşma risklerini mercek altına alarak kritik değerlendirmelerde bulundu. Pandemilerin ardından dünya, yeni bir virüs haberiyle bir kez daha tetikte. Arjantin’den ayrılan MV Hondius adlı keşif gemisinde görülen hantavirüs vakaları, İsviçre’den ABD’ye uzanan geniş bir temaslı takibini beraberinde getirdi. İstanbul Arel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, merak edilen tüm soruları yanıtladı. "Bu virüs yeni bir düşman değil" Süreci değerlendiren Dr. Aylin Dağ Güzel, öncelikle hantavirüsün tarihsel arka planına dikkat çekerek, "Hantavirüsler aslında tıp dünyası için yeni değil. Biz bu grubu, Bunyaviridae ailesine mensup, zarflı RNA virüsleri olarak 1978 yılından beri yakından tanıyoruz. Temel olarak kemirgenler ve böcekçiller aracılığıyla yayılım gösteren bu virüslerin bugün tanımlanmış en az 40 türü bulunuyor. Her virüs tipi, kendine özgü bir kemirgen türüyle konakçılık ilişkisi kurar. Yani aslında doğada uzun yıllardır var olan zoonotik bir etkenden bahsediyoruz" dedi. "Andes virüsünü diğerlerinden ayıran kritik fark" MV Hondius gemisindeki vakaların neden bu kadar ses getirdiğine açıklık getiren Güzel, "Andes" türünün altını çizerek, "Şu an dünya gündemini meşgul eden asıl mesele, Arjantin’e özgü olan Andes Hantavirüsü (ANDV). Bu türü diğerlerinden ayıran çok kritik, hatta benzersiz bir nokta var: Andes virüsü, dünyada insandan insana bulaşabildiği belgelenmiş tek Hantavirüs türüdür. Gemiyle bağlantılı 8 vakanın 6’sının kesinleşmesi ve 3 kayıbın olması, virüsün vücut sıvılarında (kan, tükürük, idrar) tespit edilebilmesi endişeleri artırdı. Ancak literatürdeki veriler ve Dünya Sağlık Örgütü’nün güncel raporları, bu karşılaştığımız MV Hondius gemisindeki vakaların insandan insana bulaşma sonucu olmadığı, hastalığın geçişinin bu yolla son derece nadir gerçekleştiğini gösteriyor. Şu an için yaygın ve süregelen bir pandemi riskinden bahsetmek doğru olmaz; ancak temaslı takibi ve izolasyon hayati önemdedir" diye konuştu. "İki farklı coğrafya, iki farklı hastalık" Hastalığın seyrine ve coğrafi dağılımına dair detaylı bilgi veren Dr. Güzel, "Hantavirüs dediğimizde tek bir hastalıktan bahsetmiyoruz. Amerika kıtasında Sin Nombre ve Andes gibi virüsler, ağır akciğer tutulumu ve yüksek ölüm oranıyla seyreden Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu’na (HCPS) yol açıyor. Bizim de içinde bulunduğumuz Avrupa ve Asya coğrafyasında ise Puumala ve Dobrava gibi virüsler; ateş, kanama ve akut böbrek yetmezliği ile karakterize olan Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) tablosuna neden oluyor" dedi. Türkiye için risk analizi ve korunma yolları Türkiye’deki durumu da değerlendiren Dr. Güzel, vatandaşlara yönelik şu uyarılarda bulundu: "Türkiye’de hantavirüslerin yaban hayatındaki kemiricilerdeki varlığı, ilk kez 2004 yılında yayınlanmış bir saha çalışmasında bildirilmiştir. Zonguldak-Bartın’da 2009’da da ilk vaka rapor edilmiştir. Ancak Türkiye’deki vakalar genellikle Avrupa tipi (Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş -HFRS) olup, ölüm oranları Amerika kıtasına kıyasla oldukça düşüktür. Genellikle kırsal alanlarda, atıl bırakılmış depolarda veya kemirgenlerin yoğun olduğu bölgelerde, virüslü atıkların solunmasıyla ortaya çıkan sporadik vakalar görüyoruz. Vatandaşlarımıza en büyük uyarım; kapalı, uzun süre kullanılmayan depo ve bodrum gibi alanlara girmeden önce mutlaka ortamı havalandırmalarıdır. Temizlik yaparken kuru süpürmeden kaçınılmalı, virüsün havaya karışmasını önlemek için ortam dezenfektanla ıslatılmalıdır. Riskli alanlarda maske (mümkünse N-95), koruyucu gözlük ve eldiven kullanımı bir seçenek değil, zorunluluktur." "Erken tanı hayat kurtarır" Hastalığın başlangıçta griple (influenza) çok kolay karıştırılabileceğini belirten Güzel, son olarak tedavi süreçlerine ilişkin şöyle dedi: "İlk evrede yüksek ateş, halsizlik ve şiddetli kas ağrıları görülür. Eğer kişi son dönemde kemirgenlerin bulunduğu bir ortamda bulunduysa ve bu belirtilere nefes darlığı veya böbrek ağrısı ekleniyorsa, vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şu an için onaylanmış bir aşımız ya da virüse özgü spesifik bir ilacımız yok. Ancak erken tanı sonrası sağlanan yoğun bakım desteği ve sıvı dengesinin korunması, hayatta kalma şansını en üst seviyeye çıkarıyor. Özetle; 12 Mayıs 2026 itibarıyla küresel bir panik havasına gerek yok, ancak bireysel korunma ve profesyonel izlem bugün her zamankinden daha önemli."
15 Mayıs 2026 Cuma - 17:02 Kansere karşı sesler yükseldi: Sağlık, eğitim ve sanat tek çatı altında buluştu KOCAELİ (İHA) – Kocaeli’de Büyük Anadolu Hastaneleri tarafından kanserde farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirilen "S.E.S Projesi – Sağlık, Eğitim, Sanat Buluşması" etkinliğinde sağlık, eğitim ve sanat bir araya geldi. Toplum sağlığını yalnızca tedavi hizmetleriyle değil, koruyucu sağlık yaklaşımı ve sosyal sorumluluk projeleriyle de desteklemeyi hedefleyen Büyük Anadolu Hastaneleri, bu etkinlikle bir özel günü toplumsal faydaya dönüştürdü. Hastanenin Darıca’daki yeni hizmet binasında faaliyetlerine başlamasının ikinci yıl dönümü olan tarihi, farkındalık hareketinin ses getirdiği bu özel organizasyonla taçlandırıldı. Gebze’de bir alışveriş merkezinde gerçekleştirilen etkinlikte, kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulması ve erken tanının önemine dikkat çekilmesi amaçlandı. Yoğun katılımla düzenlenen organizasyonda vatandaşlar, sağlık alanındaki bilgilendirme programlarının yanı sıra çeşitli sanat ve kültür etkinliklerine katıldı. Programda, Büyük Anadolu Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Nilgün Yönten ile TBMM Başhekimi ve Genel Cerrah Prof. Dr. Mustafa Şahin, kanserde erken tanının hayati önemi ve korunma yolları üzerine değerli bilgiler paylaştı. Program kapsamında öğrenciler tarafından müzik dinletileri ve folklor gösterileri sahnelenirken, tiyatro performansları ve sanat atölyeleri de katılımcılardan ilgi gördü. Sağlık mesajlarının sanat ve eğitim etkinlikleriyle desteklendiği organizasyonda, kansere karşı toplumsal bilinç oluşturulmasının önemine vurgu yapıldı. "S.E.S Projesi" ile sağlık, eğitim ve sanat kavramlarının bir araya getirilerek kansere karşı toplumsal farkındalık oluşturulmasının hedeflendiği belirtildi. Programa çok sayıda protokol üyesi ve vatandaşlar katıldı.
Güneşe karşı çocuklarda ’mekanik koruma’
11 Haziran 2025 Çarşamba - 13:44 Güneşe karşı çocuklarda ’mekanik koruma’ Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Filiz Tubaş, çocukları güneşten korumak için 30 faktörün üzerinde koruyucuların tercih edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Çocuklarda güneş kremi dışında mekanik koruma da çok önemli" dedi. 6 ay altı bebeklerde uzun kollu mayolar ve şapka tercih edilerek mekanik koruma sağlanabileceğini söyleyen Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Sosyal Pediatrist Doç. Dr. Filiz Tubaş, "Güneş maruziyeti aslında en küçük bebeklerden itibaren çok dikkat etmemiz gereken problemlerdendir. Aileler bazen bulutlu havalarda güneş kremi sürmesek mi gibi bir yanlışa düşebiliyorlar. Aslında bütün havalarda, bulutlu da olsa mutlaka bebekleri ve çocukları güneşten koruyucu önlemleri almak lazım ama özellikle yazın gelmesi ile beraber önümüzde de uzun bir tatilin olması, çocukları güneşten korumak için dikkat edilmesi gereken zamanlardan. Ne yapılabilir dersek; koruma faktörü 30 faktörün üzerinde olan koruyucu güneş kremleri kullanabiliriz. 6 ay altı bebeklerde mekanik koruma daha uygundur. Mekanik koruma derken, uzun kollu mayolar, geniş bir şapka ve 1 yaştan büyük çocuklar için de takabiliyorsa gözlükle gözleri güneşten korumaktır. Özellikle çok sıcak günlerde sıcak çarpmaları ve sıvı alımına da dikkat edilmesi gerekiyor. Bebekleri pusetlerin, arabaların içinde ya da sıcak ortamlarda tutmamak ya da sıcak çarpmasın diye klimanın altına koymamak gerekiyor" dedi. "Her 2 saatte bir tekrarlayın" Doç. Dr. Tubaş, belirli saatlerde çocukların güneşe maruz bırakılmaması gerektiğini söyleyerek, "Güneş ışınlarının dik olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında bebeklerin ve çocukların güneşe çıkmaması gerekmektedir. 6 ay altı bebeklerde yüzde çinko oksitli güneş kremlerini daha çok tercih ediyoruz ama daha büyük çocuklarda güneş ürünlerini cildin diğer bölgelerine de sürerek koruma sağlıyoruz. Dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de güneş kremini sürdüm hemen çıkalım gibi yapılmamalıdır. Güneşe çıkmadan en az 15-30 dakika önce sürmek lazım. Hemen kıyafet giydirmek ve havluyla kurulamak da koruyucuların çıkmasını sağlıyor. O yüzden hem bebeklere hem de çocuklara güneşe çıkmadan önce güneş koruyucu sürmek ve hemen akabinde giydirmemek, silmemek gerekiyor. Havuza girdi ya da terledi diyelim, her 2 saatte bir de güneş kremini tekrarlamak gerekiyor. Yine suya ya da terlemeye dayanıklı ürünleri sürmekte fayda var. Küçük bebekleri dalgalı sularda yüzdürmemek gerekiyor. Havuzlar aslında hijyen açısından küçük bebekler için çok uygun olmayabilir çünkü su yutabilirler. Bunlar da çok önemli" ifadelerini kullandı.
Aşırı terlemeye karşı ETS cerrahisi tedavisi
11 Haziran 2025 Çarşamba - 13:09 Aşırı terlemeye karşı ETS cerrahisi tedavisi Aşırı terleme sorununun sosyal ilişkileri olumsuz etkilediğini, özellikle gençlerde özgüven kaybına yol açtığını belirten Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayten Güner Akbıyık çözüm için başvurulan Endoskopik Torasik Sempatektomi yani ETS cerrahisinde başarı oranının çok yüksek olduğunu söyledi. Acıbadem Bodrum Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Ayten Güner Akbıyık, ortam ısısı ya da fiziksel eforla ilişkili olmadan, özellikle eller, koltuk altları ve yüz gibi bölgelerde görülen aşırı terleme problemi, tıbbi adıyla "bölgesel hiperhidrozis"in, bireylerin hem günlük yaşam kalitesini hem de sosyal ilişkilerini ciddi şekilde olumsuz etkilediğini dile getirdi. Aşırı terlemenin özellikle genç bireylerde özgüven kaybına neden olduğuna dikkat çeken Dr. Akbıyık, bu durumun genellikle "Ellerimi saklama gereği hissediyorum" veya "Karşımdakine tokalaşmaya utanıyorum" gibi ifadelerle tarif edildiğini aktardı. Bölgesel hiperhidrozisin, altında yatan başka hastalıklar olmaksızın görülebildiğini vurgulayan Dr. Akbıyık, "Bu tür terleme, genellikle menopoz, hipertiroidizm, diyabet, enfeksiyon, tansiyon düşüklüğü, kalp yetmezliği ya da böbrek üstü bezi hastalıklarından bağımsızdır. Ancak tanı konulmadan önce bu nedenlerin dışlanması gerekir" diyerek öncelikle bazı kan tetkiklerinin yapılmasının şart olduğunu ifade etti. "Terleme 6 aydan daha uzun süredir varsa" Tanı sürecinde fizik muayenenin ve hastadan alınan ayrıntılı tıbbi öykünün büyük önem taşıdığını belirten Dr. Akbıyık, "Eğer terleme altı aydan daha uzun süredir devam ediyorsa, iki taraflı yani simetrik ise ve yalnızca uyanıkken görülüp uyku sırasında kayboluyorsa, bölgesel hiperhidrozis tanısı konulabilir" dedi. Bu hastalığın tedavisinde öncelikle medikal yöntemlerin denendiğini anlatan Dr. Akbıyık, "Terleme önleyici kremler, botoks uygulamaları ve iyontoforez gibi tedaviler geçici çözümler sunar. Bu nedenle bu yöntemler tekrarlanmak zorundadır ve kalıcı bir sonuç vermez" şeklinde konuştu. Aşırı terlemenin yaşamı zorlaştırdığı hastalarda kalıcı çözüm olarak cerrahi müdahaleye başvurulduğunu belirten Dr. Akbıyık bu noktada Endoskopik Torasik Sempatektomi yani ETS cerrahisinin gündeme geldiğini söyledi. "Ameliyat başarısı yüzde 95’in üzerinde" Sempatektomi ameliyatının halk arasında "el terlemesi ameliyatı" olarak bilindiğini ifade eden Dr. Akbıyık, bu işlemin kapalı yöntemle ve yüksek başarı oranıyla uygulandığını vurguladı. Göğüs boşluğuna koltuk altından yapılan yaklaşık 1 santimetrelik kesiyle ulaşıldığını söyleyen Dr. Akbıyık, sempatik sinirin klipslenerek, yakılarak veya cerrahi olarak kesilerek iletiminin durdurulduğunu anlattı. "Bu yöntemle terlemeye neden olan sinir uyarımı ortadan kaldırılır ve etkisi ameliyat biter bitmez başlar. Üstelik bu etki kalıcıdır" diyen Dr. Akbıyık, ameliyatın başarısının yüzde 95’in üzerinde olduğunu ve hastaların genellikle aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilebildiğini dile getirdi. "Hayat kalitesini yükseltiyor" Sempatektomi ameliyatının genellikle güvenli olduğunu ve kalıcı çözüm sunduğunu aktaran Dr. Akbıyık, nadiren de olsa görülebilecek bazı yan etkiler konusunda hastaların bilgilendirilmesinin önemine dikkat çekti. En sık karşılaşılan ancak zamanla kendiliğinden düzelme eğiliminde olan durumun kompansatuar terleme olduğunu kaydeden Dr. Akbıyık, bu terleme türünün ameliyatla kurutulan bölgelerin dışında kalan vücut alanlarında, örneğin sırt, karın veya bacaklarda ortaya çıkabileceğini ifade etti. Bu terleme tipinin genellikle 6 ay ile 1 yıl içinde azalarak kaybolacağını, ancak her ihtimalin hasta tarafından bilinmesi ve takip edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Cerrahi müdahalenin uygun hasta grubunda uzun vadeli ve etkili bir çözüm sunduğuna işaret eden Dr. Akbıyık "Aşırı el, koltuk altı ya da yüz terlemesi sosyal hayatı zora sokuyorsa ve medikal yöntemler etkisiz kalıyorsa, cerrahi sempatektomi hayat kalitesini ciddi şekilde yükseltir" şeklinde konuştu.
Kadınlarda her yaşta omurga sorunlarına dikkat
11 Haziran 2025 Çarşamba - 13:09 Kadınlarda her yaşta omurga sorunlarına dikkat Çocukluktan ileri yaşlara kadar omurga sağlığını korumak büyük önem taşıyor. Memorial Antalya Hastanesi’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, "Kadınların genç yaşlarda omurga sağlığına dikkat etmeleri, ileriki yaşlarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga için önemlidir" dedi. Omurga, vücudu ayakta tutan ve kaslar sayesinde devamlı iletişim halinde olan bir sistem olarak tanımlanıyor. Ana yapısını kemik-iskelet, hareket kabiliyeti kazandıran eklemler ve güç üreten kaslar oluşturuyor. Çocukluk ve genç erişkinlik dönemi ise omurganın sağlıklı ve dayanıklı olması için temel oluşturuyor. Kalıtsal bir hastalık bulunmayan bireylerde omurga sağlığında beslenme alışkanlıkları belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle bu yaş aralığında kalsiyumdan zengin beslenme ve yeterli D vitamini alımı, ilerleyen yaşlarda omurga rahatsızlıklarının görülme sıklığını azaltabiliyor. Kadınlarda omurga rahatsızlıkları, erkeklere oranla daha sık görülüyor. Bu nedenle genç yaşlardan itibaren omurga sağlığına özen göstermek, ilerleyen yıllarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga yapısı için önem taşıyor. Ergenlikte hızlı büyüme duruş bozukluğuna yol açabilir Bu konuda bilgi veren Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayşe Yener Güçlü, "Kadınların genç yaşlarda omurga sağlığına dikkat etmeleri, ileriki yaşlarda ağrısız ve sağlıklı bir omurga için önemlidir. Kız çocuklarında, erkek çocuklarından farklı olarak 9. ve 10. yaşlardan sonra hormonların etkisiyle kemikler uzamaya, kemik kitlesi artmaya ve kaslar kalınlaşmaya başlar. Bu hızlı büyüme dönemi ortalama 14-15 yaşına kadar devam eder ve bu süreçte eklem ve kemik ağrıları görülebilir. Özellikle geceleri ortaya çıkan sırt ve uzun kemik ağrıları nedeniyle kimi zaman ilaç kullanılması gerekebilir. Hızlı boy uzaması, duruş ve oturuş bozukluklarına ve bazen kalıcı şekil bozukluklarına neden olabilir. Düzenli yapılan spor, bu süreçte omurga sağlığını koruyucu rol oynar." Göğüslerin büyümesi ve buna bağlı olarak utanma duygusu gelişen genç kızlarda, öne eğik oturma ve saklama eğilimi görülebildiğini belirten Uzm. Dr. Güçlü, bu durumda psikiyatrik destek alınmasının faydalı olacağını kaydetti. Ayrıca, omuz asimetrisi ya da duruş bozukluğu gibi belirtiler gözlemlendiğinde veya uzun süreli, inatçı omurga ağrıları yaşandığında radyolojik görüntüleme yapılmasının önem taşıdığını söyledi. Masa başı çalışma boyun ve sırt ağrılarını artırıyor Teknolojinin gelişimiyle birlikte daha az hareket eden toplumların ortaya çıktığını vurgulayan Uzm. Dr. Güçlü, "20’li yaşlarla birlikte birçok birey çalışma hayatına atılıyor ve uzun saatler masa başında vakit geçiriyor. Günün yaklaşık 8 saatini bu şekilde geçiren kadınlarda, zamanla hareketsizliğe bağlı boyun ve sırt ağrıları ortaya çıkıyor. Bunun çözümü ise sık sık kısa molalar vermek, masa başı egzersizleri yapmak, haftada en az 3-4 gün ortalama bir saat yürüyüş ya da yüzme gibi sporlar yapmaktır. Bu aktivitelerin düzenli ve uzun vadeli olması, omurga sağlığı üzerinde olumlu etki sağlar" diye konuştu. Hamilelikte sırt ve bel ağrılarına dikkat Kadınların bir kısmının ilk hamileliklerini 20’li yaşlarda yaşadığını hatırlatan Uzm. Dr. Güçlü, özellikle gebeliğin son üç ayında bel ve sırt ağrılarının arttığını belirtti. Güçlü, "Bu dönem, annenin tüm vücut sınırlarının zorlandığı ve metabolizmasının, hormonal ve ruhsal dengesinin tamamen değiştiği bir dönemdir. Bu süreçte annenin iç huzuru, düzenli fiziksel aktiviteler ve doğuma hazırlık açısından son derece önemlidir. Günlük bir saatlik yürüyüş, yüzme veya spor salonunda uygun egzersiz programları fayda sağlayacaktır" şeklinde konuştu. Uzm. Dr. Güçlü, ayrıca yoğun çalışma hayatı olan annelerde ise emzirme ve bebek bakımı nedeniyle oluşan genel yorgunluk, uykusuzluk ve omurga ağrılarının daha sık görüldüğünü vurguladı. 30’lu yaşlardan itibaren kilo artışına bağlı sorunlar 30’lu yaşlarla birlikte daha durağan bir hayat tarzı, gebelikler ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak kilo artışının görülebildiğini dile getiren Uzm. Dr. Güçlü, şu değerlendirmeyi yaptı: "Kilo artışı ile birlikte eklemler, omurga ve kaslarda zorlanmalar yaşanabilir. Bu da çabuk yorulma ve kronik ağrılara yol açabilir. Ayrıca, hareketsizlik veya aşırı zorlanmış, yorgun bir vücut ve stres bel ve boyun fıtıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Altı aydan uzun süren, aralıklı gelen ve bacaklara veya kollara vuran ağrılar, omurgada fıtığın habercisi olabilir. Bu tür durumların tespiti muayene ve gerekli ileri tetkiklerle yapılmalıdır." 40’lı yaşlardan itibaren dejeneratif süreçler hızlanıyor Kırklı yaşlarla birlikte hormonal değişimler, geçirilmiş hastalıklar, kilo ve genetik faktörler gibi etkenlerle omurgada ve diğer eklemlerde dejeneratif süreçlerin öne çıktığını belirten Uzm. Dr. Güçlü, şunları söyledi: "Kilo kaynaklı sorunlar, omurgada daralma, fıtık ve dizlerde dejeneratif hastalıklar olarak kendini gösterebilir. Hormonal değişimle birlikte yıllık kemik yoğunluğu ölçümü ve gerektiğinde ilaç tedavisi uygulanması, ileri yaşlar için koruyucu rol oynar." 50 yaş ve sonrası Uzm. Dr. Güçlü, sözlerini şöyle tamamladı: "50 yaş ve sonrası, vücudumuza önceki yıllarda ne kadar iyi baktığımızın karşılığını alacağımız dönemdir. Bu süreçte kişinin geçmişteki yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, gebelik sayısı, kilo ve varsa sistemik hastalıkları belirleyici olur. Kemik erimesi ve dejeneratif hastalıklar bu yaşlarda daha belirginleşir. Bedensel ve zihinsel olarak kendine zaman ayıran, dengeli ve doğal beslenmeye özen gösteren, ideal kilosunu koruyan, aktif bir yaşam süren ve sigaradan uzak duran bireyler, sağlıklı bir vücuda sahip olmanın avantajını uzun yıllar sürdürebilir."
Holep ameliyatında yüzde 100 başarı sağlandı
11 Haziran 2025 Çarşamba - 13:00 Holep ameliyatında yüzde 100 başarı sağlandı Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde gerçekleştirilen holep ameliyatlarında yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 1 yıldır holep tedavisini prostat hastalarına uyguluyor. Erkeklerde ilerleyen yaşlarda görülen prostat hastalığını tedavi etmek amacıyla lazer yapılan holep tedavisi, şimdiye kadar 100 kişiye uygulandı. 100 hastanın hepsinde başarıya ulaşılan tedavide ise yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Uzman Doktorlarından Mehmet Çiftçi, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine 100’üncü holep ameliyatını yaptıklarını anlattı. Çiftçi, "Bugün ekibimiz Doç. Dr. Çağrı Şenocak, asistanlarımız, hemşirelerimiz ve teknik ekibimizle beraber hastanemizin 100. holep ameliyatını yapmaktayız. Holep lazer ile yapılan bir ameliyattır. Bilindiği üzere ilerleyen yaşlarda prostat erkeklerde ciddi bir sağlık sorunu. İdrar yapmakta güçlük, gece idrara sık çıkma, idrar yaparken bekleme, böbrek yetmezliği, idrar yoğunluğu, enfeksiyonlarına sebep olma gibi ciddi bir semptomları olan bir hastalıktır ve bu hastalığın da son yıllardaki en güncel tedavilerinden bir tanesi holep ameliyatı" dedi. "Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde holep ameliyatı yapmaktayız" İyi huylu Prostat büyümelerinde 1 yıldır bu ameliyatı yaptıklarını anlatan Çiftçi, "Bu ameliyattan kısaca bahsedecek olursak holep ameliyatı kapalı bir ameliyat. Büyük prostatlarda veya orta büyüklükteki prostatlarda kullandığımız bir yöntem. Hastanede kısa kalış süresi, kanama riskinin az olması, ameliyat sonrasında hastaların ciddi bir şekilde semptomların gerilemesiyle karakterize bir ameliyat. Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde bu ameliyatı yapmaktayız. Asistan arkadaşlarımız da uzman arkadaşlarımızdan ameliyatı öğrenmekte ve sonuçlarımız da gayet yüzde 100 başarıyla yüz güldürücü bir şekilde devam etmektedir" şeklinde konuştu. Çiftçi, hastaların hangi durumlarda mutlaka hekime başvurması gerektiğini aktararak, "’Bilindiği üzere iyi huylu prostat büyümesi hastalarda ciddi hayat kalitesini düşürecek semptomlar oluşturmaktadır. Hastalar öncelikle idrar yapmada zorluk, sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, idrarda yanma, idrar yolu enfeksiyonları, bazen idrar yollarında kanama, bazen böbrek yetmezliği, daha ileri safhalarda idrar kaçırma gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır’’ açıklamasında bulundu. Tedavi yöntemlerinden de bahseden Çiftçi sözlerine şöyle devam etti: "Tedavi esnasında bu hastaları değerlendirirken bazı hastalıkları da ekarte etmemiz gerekiyor. En baştan bir tanesi iyi huylu prostat büyümesi yüzde doksansa yüzde 10 civarında kanser çıkabilir. Prostat kanseri büyümesi çıkabilir. Bunu ayırt etmek gerekir. Onun için tabii biyopsi veya başka görüntüleme yöntemleri gerekebilir. Bunun dışında yine nörolojik hastalıklara bağlı sinirsel hastalıklara bağlı da bu şikayetler olabilir. Ya da şikayetleri artabilir veya hastanın durumu kötüleşebilir. Bu durumda hastayı ameliyat önerilerinde bulunuyoruz. Tabii dünyadaki şu anda iki tip ameliyat yöntemimiz var, bir tanesi açık ameliyat, genel olarak bir de endoskopi, kapalı ameliyat var. Şu anda dünyada standart dediğimiz kapalı ameliyat ama son yıllarda en son gelişen teknoloji holep yani lazerle prostat ameliyatı yapmak. Biz de kliniğimizde bu ameliyatı yapıyoruz." "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var" 100 hastaya uygulanan holep tedavisinde yüzde 100 başarıya ulaştıklarını dile getiren Çiftçi, "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var. Hastalarımızın memnuniyetleri bize güç veriyor. Onlarla beraber biz hekimlerde çok mutlu oluyoruz. Bizim kliniğimizde eğitim kliniği olduğundan dolayı asistanlarınıza bu ameliyatı öğretmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz" dedi. Hastanede yapılan 100 ameliyatın da başarılı geçmesinin ardından kutlama pastası kesildi. Hastane başhekimi Prof. Dr. Aydın Yılmaz ve hastane yönetiminin de katıldığı pasta kesiminde Başhekim Prof. Dr. Aydın Yılmaz, bu başarıda emeği geçen tüm mesai arkadaşlarını tebrik etti.
Holep ameliyatında yüzde 100 başarı sağlandı
11 Haziran 2025 Çarşamba - 12:54 Holep ameliyatında yüzde 100 başarı sağlandı Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde gerçekleştirilen holep ameliyatlarında yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği, 1 yıldır holep tedavisini prostat hastalarına uyguluyor. Erkeklerde ilerleyen yaşlarda görülen prostat hastalığını tedavi etmek amacıyla lazer yapılan holep tedavisi, şimdiye kadar 100 kişiye uygulandı. 100 hastanın hepsinde başarıya ulaşılan tedavide ise yüzde 100 başarı sağlandı. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Uzman Doktorlarından Mehmet Çiftçi, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine 100’üncü holep ameliyatını yaptıklarını anlattı. Çiftçi, "Bugün ekibimiz Doç. Dr. Çağrı Şenocak, asistanlarımız, hemşirelerimiz ve teknik ekibimizle beraber hastanemizin 100. holep ameliyatını yapmaktayız. holep lazer ile yapılan bir ameliyattır. Bilindiği üzere ilerleyen yaşlarda prostat erkeklerde ciddi bir sağlık sorunu. İdrar yapmakta güçlük, gece idrara sık çıkma, idrar yaparken bekleme, böbrek yetmezliği, idrar yoğunluğu, enfeksiyonlarına sebep olma gibi ciddi bir semptomları olan bir hastalıktır ve bu hastalığın da son yıllardaki en güncel tedavilerinden bir tanesi holep ameliyatı" dedi. "Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde holep ameliyatı yapmaktayız" İyi huylu Prostat büyümelerinde 1 yıldır bu ameliyatı yaptıklarını anlatan Çiftçi, "Bu ameliyattan kısaca bahsedecek olursak holep ameliyatı kapalı bir ameliyat. Büyük prostatlarda veya orta büyüklükteki prostatlarda kullandığımız bir yöntem. Hastanede kısa kalış süresi, kanama riskinin az olması, ameliyat sonrasında hastaların ciddi bir şekilde semptomların gerilemesiyle karakterize bir ameliyat. Son bir yıldır kliniğimizde de ciddi bir şekilde bu ameliyatı yapmaktayız. Asistan arkadaşlarımız da uzman arkadaşlarımızdan ameliyatı öğrenmekte ve sonuçlarımız da gayet yüzde 100 başarıyla yüz güldürücü bir şekilde devam etmektedir" şeklinde konuştu. Çiftçi, hastaların hangi durumlarda mutlaka hekime başvurması gerektiğini aktararak, "’Bilindiği üzere iyi huylu prostat büyümesi hastalarda ciddi hayat kalitesini düşürecek semptomlar oluşturmaktadır. Hastalar öncelikle idrar yapmada zorluk, sık idrara çıkma, gece idrara çıkma, idrarda yanma, idrar yolu enfeksiyonları, bazen idrar yollarında kanama, bazen böbrek yetmezliği, daha ileri safhalarda idrar kaçırma gibi durumlarda mutlaka bir hekime başvurulmalıdır’’ açıklamasında bulundu. Tedavi yöntemlerinden de bahseden Çiftçi sözlerine şöyle devam etti: "Tedavi esnasında bu hastaları değerlendirirken bazı hastalıkları da ekarte etmemiz gerekiyor. En baştan bir tanesi iyi huylu prostat büyümesi yüzde doksansa yüzde 10 civarında kanser çıkabilir. Prostat kanseri büyümesi çıkabilir. Bunu ayırt etmek gerekir. Onun için tabii biyopsi veya başka görüntüleme yöntemleri gerekebilir. Bunun dışında yine nörolojik hastalıklara bağlı sinirsel hastalıklara bağlı da bu şikayetler olabilir. Ya da şikayetleri artabilir veya hastanın durumu kötüleşebilir. Bu durumda hastayı ameliyat önerilerinde bulunuyoruz. Tabii dünyadaki şu anda iki tip ameliyat yöntemimiz var, bir tanesi açık ameliyat, genel olarak bir de endoskopi, kapalı ameliyat var. Şu anda dünyada standart dediğimiz kapalı ameliyat ama son yıllarda en son gelişen teknoloji holep yani lazerle prostat ameliyatı yapmak. Biz de kliniğimizde bu ameliyatı yapıyoruz." "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var" 100 hastaya uygulanan holep tedavisinde yüzde 100 başarıya ulaştıklarını dile getiren Çiftçi, "Sonuçlarımız gayet iyi yüzde 100 başarımız var. Hastalarımızın memnuniyetleri bize güç veriyor. Onlarla beraber biz hekimlerde çok mutlu oluyoruz. Bizim kliniğimizde eğitim kliniği olduğundan dolayı asistanlarınıza bu ameliyatı öğretmek için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz" dedi. Hastanede yapılan 100 ameliyatın da başarılı geçmesinin ardından kutlama pastası kesildi. Hastane başhekimi Prof. Dr. Aydın Yılmaz ve hastane yönetiminin de katıldığı pasta kesiminde Başhekim Prof. Dr. Aydın Yılmaz, bu başarıda emeği geçen tüm mesai arkadaşlarını tebrik etti.
Elektrik çarpmalarında ‘İlk yardım’ uyarısı: "Ne kadar erken kalp masajı hayatta kalma şansı o kadar yüksek"
11 Haziran 2025 Çarşamba - 12:25 Elektrik çarpmalarında ‘İlk yardım’ uyarısı: "Ne kadar erken kalp masajı hayatta kalma şansı o kadar yüksek" Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in evinde elektrik akımına kapılması sonrası vefat etmesi büyük üzüntüye neden olurken uzmanlar uyardı. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Emrah Özdemir, "Elektrik çarpmaları maalesef acillere gelen sık başvurulardan biri, özellikle ilk 5 dakika bu tip durumlarda çok önemli. Hastayı güvenli bir şekilde çarpıldığı yerden alıp iyi bir kalp masajı yapıp kalbini tekrar çalıştırabilirsek hasarsız bile bu süreçten çıkabiliyoruz, saniyeler bile çok önemli. Çarpılan hastaya yardım etmek isterken hayatını kaybeden vatandaşlarımız oluyor, İzmir’de oldu. Mutlaka ilk yardımı bilen, yapabilecek kişi sayısını artırmamız lazım. Ne kadar erken kalp masajı, ilk yardım hayatta kalma şansımız o kadar yüksek" dedi. Evinde elektrik akımına kapılması sonrası hastaneye kaldırılan ve tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek dün toprağa verilirken olayla ilgili soruşturma da sürüyor. Uzmanlar ise elektrik çarpması durumlarına karşı uyarılarda bulunurken Biruni Üniversite Hastanesi Acil Tıp Bölümü’nden Uzm. Dr. İlhami Demirel ve Kardiyoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Emrah Özdemir, neler yapılabileceğine ilişkin bilgi verdi, ilk müdahalenin önemine dikkat çekti. "Hem voltajın gücü hem maruz kalma süresi hayati tehlikeleri artırıyor" Ferdi Zeyrek’in vefat etmesi ilgili konuşan Uzm. Dr. İlhami Demirel, "Elektrik akımı olan bir yerde teması sonrasında olmuş, direkt temasla olmuş gibi görünüyor. Direkt temas olduğu için ve anladığım kadarıyla biraz da uzun bir süre yaklaşık 3 dakika gibi duydum. Hem voltajın gücü hem de maruz kalma süresi hayati tehlikeleri artıran sebepler oluyor. Elektrik çarpması sırasında ilk ve en ciddi etkilenen organlardan biri kalp. Kalp elektriksel aktiviteyle çalışan bir organ, durabilir ya da kalbin ritmi ciddi anlamda bozulup sonrasında kalp durabilir. Su iletkendir, bu sebeple de bir elektrik çarpması olabilir. Ev tipi elektrik çarpmalarıyla sık karşılaşıyoruz, bu tip durumlarda öncelikle kişinin eğer yapabiliyorsa bir an önce o kaynaktan uzaklaşması lazım. Evde birinin elektrik akımına kapıldığını hissettiğimizde ise ona kesinlikle direkt temas etmemeli, hızlıca elektrik kaynağını kapatmalıyız mümkünse sigortaları indirmeliyiz ya da bir fiş takılıysa hızlıca onu çekmeliyiz" şeklinde konuştu. "En önemli şey; elektrik kaçağı ihtimalini bertaraf etmek" Elektrik çarpmasıyla hastaneye başvuran kişilere yapılan işlemlere yönelik konuşan Uzm. Dr. Demirel, "Hastanın bilincinin yerinde olduğunu varsayarak söylüyorum; EKG’sini çekiyoruz, kalp ritmine bakıyoruz. Etkilenebilecek organları değerlendirmek açısından kan tahlilleri alıp bakıyoruz. Bir de sadece elektrik çarpması değil elektrik çarpması sonucu hasta düşüp bir yerini çarpabilir, travma yaşamış olabilir. Bilinci kapalı hastada ise gerekirse hızlıca nabız kontrolü vs. sonrası gerek olması durumunda kalp masajı ya da uygun bir ritimse elektroşok vermemiz gerekebilir. Yanıklar da elektrik çarpmalarında dikkat edilmesi gereken durumlardan biri, acil servislerimizdeki müdahalelerimizde mutlaka yanıkla ilgili tedavi yapıp bu hastalarda gerekiyorsa tetanos aşısı da yapmak, antibiyotik vermekte fayda var. Bütün kazalar için en önemli şey; önleyici tedbirler almak, mutlaka gerekli periyodik kontrolleri yapmak, bir elektrik kaçağı ihtimalini bertaraf etmek" dedi. "Özellikle ilk 5 dakika bu tip durumlarda çok önemli" Kardiyoloji Uzmanı Dr. Emrah Özdemir ise, "Elektrik çarpmaları maalesef acillere gelen sık başvurulardan biri, bazıları yıldırım çarpması şeklinde olabildiği gibi fabrikalarda iş kazaları bazıları da Ferdi Bey’in başına geldiği gibi evde elektrik çarpmaları şeklinde oluyor, kalp durmasına neden olan öldürücü ritim bozukluğu gelişmiş. Özellikle ilk 5 dakika bu tip durumlarda çok önemli. Hastayı güvenli bir şekilde elektriğe çarpıldığı yerden alıp iyi bir kalp masajı yapıp kalbini tekrar çalıştırabilirsek hasarsız bile bu süreçten çıkabiliyoruz ama ne kadar süre geçerse dakikalar değil saniyeler bile çok önemli, maalesef sonuçlar çok daha kötü olabilir. 10’uncu dakikadan sonra beyinde geri dönülmez bir hasar oluyor. Kalbi durmuş bir şekilde hasta ne kadar bekledi? İlk dakikalarda kalp masajına başlamakla 5-10 dakika sonra başlamak arasında çok ciddi fark var, 70 dakika çok uzun bir süre. Kalp tekrar çalışsa bile tam fonksiyonlarını yerine getirmediği zaman hastayı, ECMO dediğimiz kalp ve akciğerin yaptığı işi yapan cihaza bağlıyoruz. Bu kalbin tekrar kendine gelmesi için ek bir destek sağlıyor. Ancak uzun süren kalp masajları ve kalp durmaları sonrası nasıl beyinde geri dönüşsüz hasar oluşabiliyorsa multi organ yetmezliği dediğimiz tablo gelişebiliyor. Bu tablodan sonra kalbi tekrar çalıştırabilseniz, ECMO ile destekleseniz bile maalesef ölüm riski çok yüksek oluyor" dedi. "İlk yardım geri dönüşsüz hasarları önlemek adına çok önemli" Yaşanan kazalarda ’İlk müdahale yapıldıktan sonra hastane eğer ekipmanlara, hekimlere ve personele sahip değilse mutlaka sevk ediliyor’ diyen Uzm. Dr. Özdemir, "Elektrik çarpmalarında dışarıdan yanığı veya hasarlanmış dokuyu çok büyük görmesek bile kas yıkımı fazla olduğu için ki bunu depremlerden sonra da görüyoruz. Crush sendromu diyoruz, bu tip durumları görme ihtimalimiz de var. Çarpılan hastaya yardım etmek isterken hayatını kaybeden vatandaşlarımız oluyor, lütfen çok dikkat edelim. İzmir’de oldu, ıslanmış yoldan geçerken çarpılan hastalarımız oldu, böyle bir şüphe varsa mesela bayılmış, bilincini yitirmiş biri gördük. İlk elektrik çarpılan hastada bir titreme görebilirsiniz ama bilincini yitirmiş hastada hiçbir şey görmezsiniz o yüzden önce kendimizi koruyacağız, 112’yi arayacağız. Kendimizi koruyarak hastayı o bölgeden çekerek uzaklaştırmaya çalışacağız sonra her vatandaşımızın bilmesini istediğimiz gerekirse kalp masajı, ilk yardım müdahalesini yapabilmemiz lazım" ifadelerini kullandı. "Ne kadar erken kalp masajı, ilk yardım hayatta kalma şansımız o kadar yüksek" İlk yardım bilgisinin önemine dikkat çeken Özdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bugün en gelişmiş ülkelerde bile ki ülkemiz; en gelişmiş ülkeler seviyesinde 5 ila 10 dakika arasında ambulans geliyor. Bu süreçte yapacağımız kalp masajı, ilk yardım müdahalesi hastada oluşabilecek geri dönüşsüz hasarları önlemek adına çok önemli. Ne kadar erken kalp masajı, ilk yardım hayatta kalma şansımız o kadar yüksek. Mutlaka ilk yardımı bilen, yapabilecek kişi sayısını artırmamız lazım. En gelişmiş ülkeleri saydığınızda, ilk ondaki ülkeler daha ilkokul çağından bile çocuklara, gençlere, ilk yardımın nasıl yapılacağını öğretiyor. Bütün büyük merkezlerde kendi kendine şok veren, ölümcül ritim bozukluklarında ilk yardım yapanı yönlendiren o cihazlardan var, maliyeti bin, iki bin dolar civarında ve bunu biz de üretebiliyoruz."
Yaz aylarında az su tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor
11 Haziran 2025 Çarşamba - 11:24 Yaz aylarında az su tüketimi hastalıklara davetiye çıkarıyor Vücut ve ruh sağlığımızı korumanın yolunun yeterli su tüketiminden geçtiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hilmi Emre Kaya, "İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur. Kadınların günde 2 litrenin, erkeklerin ise 2,5 litrenin altında su tüketmesi, özellikle bahar ve sıcak yaz aylarında birçok hastalığa davetiye çıkarabilir. Vücudumuzdaki su kaybının yüzde 20’ye çıkması halinde hayatımız tehlikeye girebilir" dedi. Uzmanlara göre kadınların günde 2 litre, erkeklerin 2,5 litreden az su tüketmesi özellikle sıcak yaz aylarında birçok hastalığa davetiye çıkarabiliyor. VM Medical Park Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hilmi Emre Kaya, suyun sağlığımız üzerinde oynadığı rolle ilgili önemli bilgiler aktardı. "İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur" Vücut ve ruh sağlığımızı korumanın yolunun yeterli su tüketiminden geçtiğini dile getiren Uzm. Dr. Hilmi Emre Kaya, "Vücudumuzdaki su kaybının yüzde 20’ye çıkması halinde hayatımızın tehlikeye girebilir. İnsan vücudunun yüzde 60’ı sudan oluşur. Kadınların günde 2 litrenin, erkeklerin ise 2,5 litrenin altında su tüketmesi, özellikle sıcak yaz aylarında birçok hastalığa davetiye çıkarabilir" ifadelerini kullandı. "Ağız kokusunu gideriyor" Yeterli su alınıp alınmadığını idrar rengini gözlemleyerek anlamanın mümkün olduğunu işaret eden Uzm. Dr. Kaya, "Günde 6-7 kez idrara çıkarsanız ve idrar renginiz açık sarı renkteyse, yeterli miktarda su alıyorsunuz demektir" dedi. Çok gündemde bir konu olmasına rağmen hâlâ su içmenin halk tarafından bilinmeyen birçok faydası olduğuna işaret eden Uzm. Dr. Kaya, "Özellikle ağız kokusundan şikâyet edenlerin su tüketimine dikkat etmesini öneriyoruz. Su içmek, ağız kurumasını önleyerek tükürük salgısının yeterli olmasını sağlar" dedi. "Saçlara ve cilde iyi gelebilir" Genellikle bahar döneminde hızlanan spor aktivitelerini gerçekleştirirken de sağlığımızı koruma noktasında su tüketiminin büyük önem arz ettiğini söyleyen Uzm. Dr. Kaya, "Kas kütlemizi korumak, kaslarımızda meydana gelen kasılma ve krampları gidermek için yeterli su içmek gerekiyor. Su ayrıca beyinsel faaliyetlerin sağlıklı devam etmesi için gereklidir. Baş ağrısı, unutkanlıkların giderilmesinde bol su tüketimi oldukça etkili bir yoldur. Su, dış görünümüne önem gösterenler için de çok önemlidir. Saçlarının dökülmesinden yakınanlar mutlaka yeterli miktarda su içmelidir. Ayrıca, sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmak için su adeta bir gençlik iksiridir" açıklamasında bulundu. "Su kalp dostudur" Sağlıklı bir mide için reflünün oluşmasını engelleyen en önemli kriterlerin başında yine yeterli su tüketiminin geldiğini kaydeden Uzm. Dr. Kaya, "Hatta bu sayede yemek borusu kanseri riskini azaltmak da mümkündür. Su içmek böbrek taşı ve safra taşı oluşumunu da engelleyebilir. Az su içenlerde böbrek taşı ve safra taşı oluşması büyük ihtimaldir. Bununla birlikte, kalbin de en iyi dostu su içmektir. Su tüketiminin az olduğu hallerde, kan hacmi azalır ve kalbe düşen yük artar" dedi. "İçilen su miktarı gün içine yayılmalı" Suyun stresle savaşırken de en büyük silahlardan biri olduğunu aktaran Uzm. Dr. Kaya, "Beynin yüzde 85’i sudan oluşmaktadır. Eğer vücudumuzda yeterli oranda su olmazsa kendimizi stres altında hissederiz. Ruhsal ve fiziksel sağlığın yolu, bol su içmekten geçmektedir. İçilen su miktarı gün içine yayılmalı; tüm ihtiyacın bir anda karşılanmamasına özen gösterilmelidir" şeklinde konuştu.
‘Yaz tatili, sünnet için uygun bir zaman’
11 Haziran 2025 Çarşamba - 11:24 ‘Yaz tatili, sünnet için uygun bir zaman’ Yaz mevsiminin sünnet operasyonları için sağladığı avantajlara değinen Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mithat Kıvrak, "Yaz tatilinde çocukların okul stresinden uzak olmaları, dinlenme imkanlarının fazla olması ve açık hava şartlarının iyileşmeyi desteklemesi nedeniyle bu dönem sünnet için idealdir. Sünnet sonrası dönemde hijyenin sağlanması ve fiziksel aktivitelerin kısıtlanması gerekir. Bu yüzden yaz aylarında yapılan sünnet, hem iyileşme sürecini hızlandırır hem de çocuğun adaptasyonunu kolaylaştırır" dedi. Yaz ayları, hem çocuklar hem de aileleri için sünnet operasyonunda en uygun dönemlerden biri olarak kabul ediliyor. Medical Park Ordu Hastanesi Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Mithat Kıvrak, okul dönemi başlamadan önce gerçekleştirilen sünnet işlemlerinin iyileşme sürecini hızlandırdığını ve çocukların psikolojik olarak daha az etkilendiğini belirtti. "Sünnet mutlaka cerrahi standartlara uygun yapılmalıdır" Sünnetin dini, kültürel ve medikal nedenlerle uygulanan cerrahi bir işlem olduğunu söyleyen Opr. Dr. Kıvrak, "Ancak bu işlemin steril olmayan ortamlarda yapılması, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Sünnet mutlaka cerrahi standartlara uygun, steril şartlarda ve uzman hekim tarafından yapılmalıdır. Aksi halde enfeksiyon, kanama, şekil bozuklukları ve hatta kalıcı travmalara neden olabilir" diye konuştu. "Yazın hava şartları iyileşme sürecini hızlandırır" Yaz mevsiminin sünnet için uygun bir zaman olduğuna değinen Opr. Dr. Kıvrak, "Yaz tatilinde çocukların okul stresinden uzak olmaları, dinlenme imkanlarının fazla olması ve açık hava şartlarının iyileşmeyi desteklemesi nedeniyle bu dönem sünnet için idealdir. Sünnet sonrası dönemde hijyenin sağlanması ve fiziksel aktivitelerin kısıtlanması gerekir. Bu açıdan yaz aylarında yapılan sünnet, hem iyileşme sürecini hızlandırır hem de çocuğun adaptasyonunu kolaylaştırır. Sünnet işlemleri, lokal ya da gerektiğinde sedoanaljezi altında, çocuğun yaşına ve anatomik özelliklerine göre belirlenen modern cerrahi tekniklerle gerçekleştirilmektedir. İşlem süresi ortalama 15-20 dakika sürer ve çoğu hasta aynı gün taburcu edilebilir" ifadelerini kullandı. "Psikolojik destek önemli" Opr. Dr. Mithat Kıvrak, sünnetin sadece fiziksel değil, psikolojik yönü de olan bir işlem olduğuna dikkat çekerek, "Çocuğun yaşına uygun bilgilendirme yapılması, ailesinin yanında güvende hissetmesi ve işlem öncesi korkularının giderilmesi; sünnetin travmasız geçmesini sağlar" şeklinde konuştu.
Kokusuyla yalnızlaştıran genetik hastalık: Balık Kokusu Sendromu (Trimetilaminüri)
11 Haziran 2025 Çarşamba - 11:23 Kokusuyla yalnızlaştıran genetik hastalık: Balık Kokusu Sendromu (Trimetilaminüri) Prof. Dr. Zeynep Ocak, "Balık kokusu sendromu sosyal hayatı bitiriyor, kişinin dışlanmasına ve yalnızlaşmasına neden oluyor" dedi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tıbbi Genetik ve Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi’nden Prof. Dr. Zeynep Ocak, halk arasında "balık kokusu sendromu" olarak bilinen Trimetilaminüri (TMAU) hastalığına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Genetik kökenli bir metabolizma bozukluğu olan bu rahatsızlıkta farkındalık, hem tanı hem de yönetim açısından büyük önem taşıyor. Parçalanamayan koku molekülü, sosyal izolasyona yol açıyor Prof. Dr. Ocak, Trimetilaminüri’nin, bağırsakta bazı gıdaların sindirimi sonucu oluşan trimetilamin (TMA) adlı kokulu bileşiğin, karaciğerde etkisiz hâle getirilememesi sonucu ortaya çıktığını belirtti. "Normalde FMO3 enzimi bu maddeyi kokusuz hale getirerek trimetilamin-N-oksit’e çevirir. Ancak FMO3 genindeki patolojik değişiklikler nedeniyle bu süreç aksar, TMA birikir ve ter, idrar ve nefesten dışarı salınır. Sonuç, kişide keskin ve kalıcı bir balık kokusudur" dedi. Hastalığın genetik temeli: FMO3 geni "Hastalık, çoğunlukla FMO3 genindeki mutasyonlar sonucu oluşur ve otozomal resesif (çekinik) kalıtım gösterir" diyen Prof. Dr. Ocak, FMO3 geninin karaciğerde trimetilamini dönüştürmekle görevli enzimi kodladığını ifade etti. Genetik geçişli olduğu için, benzer şikâyetleri olan ailelerde genetik danışmanlık ve testlerin mutlaka yapılması gerektiğini vurguladı. Tanının, hastanın kokusuna ilişkin klinik gözlemle şüphelenildikten sonra konabildiğini belirten Ocak, "İdrarda trimetilamin düzeyine bakmak tanıya yardımcıdır; ancak en güvenilir tanı yöntemi FMO3 geninde mutasyon analizidir" diye konuştu. TMA içeriği yüksek gıdaları sınırlandırın Trimetilaminüri için kesin bir tedavi bulunmamakla birlikte, trimetilamin oluşumunu artıran gıdalardan kaçınılması büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Ocak, "Yumurta, deniz ürünleri, bazı baklagiller ve karaciğer gibi TMA içeriği yüksek gıdaların sınırlandırılması, aktif karbon, düşük doz antibiyotik ve B2 vitamini (riboflavin) desteği gibi yöntemlerle hastalık yönetilebiliyor" dedi. Ayrıca kişisel hijyen, stres yönetimi ve çevresel destek de hastalıkla baş etmede etkili. Toplumdan dışlanma yerine genetik danışmanlık şart TMAU’nun hijyenle ilgili değil, genetik bir bozukluk olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ocak, şu uyarılarda bulundu: "Bu bireyler genellikle koku nedeniyle toplumdan dışlanıyor, eğitim ve iş hayatında ciddi zorluklar yaşıyorlar. Oysa bu durum bir temizlik sorunu değil, genetik ve biyokimyasal bir hastalıktır. Bu yüzden tanı alan bireyler ve aileleri için genetik danışmanlık, hem psikolojik hem de yönetsel destek açısından çok değerlidir."
Sağlık Bakanlığı: "Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitimiz bulunmamaktadır"
11 Haziran 2025 Çarşamba - 10:41 Sağlık Bakanlığı: "Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitimiz bulunmamaktadır" Sağlık Bakanlığı, yaptığı yazılı paylaşım ile Türkiye’de kene yoğunluğunun geçen senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitin bulunmadığını açıkladı. Sağlık Bakanlığı, son zamanlarda yaşanan kene olaylarına ilişkin ve genel bilgilendirmelere değinilen yazılı açıklama paylaştı. Bakanlık, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Hastalığı ile mücadelelere devam edildiğini ve Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitin bulunmadığını açıkladı. Yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: "Ülkemiz coğrafi açıdan, kenelerin çoğalmalarına elverişli koşullara sahiptir. Kenelerin yoğun olarak bulunduğu yerler ise; özellikle hayvancılığın yapıldığı, otlakların bulunduğu yerlerdir. Türkiye’de kene yoğunluğunun önceki senelerden daha fazla olduğuna dair bir tespitimiz bulunmamaktadır. Bilinmelidir ki; tüm kenelerde hastalık etkeni yoktur yani her kene tutunan kişi hastalığa yakalanmaz. Kenelerden bulaştığı bilinen KKKA Hastalığı ile mücadelemiz ise kararlılıkla sürmektedir. Türkiye’de 2002 yılında İç Anadolu Bölgesi’nde görülerek dikkat çeken ve 2003 yılında kesin tanısı koyulan KKKA vakaları, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘KKKA Vaka Bildirim Çizelgesi’ ve 2011 yılında kullanıma sunulan web tabanlı ‘KKKA Bilgi Sistemi’ ile aktif olarak takip edilmektedir." "Tokat’ta tespit edildiği ifade edilen ‘Haemaphysalis longicornis’ türü keneler Doğu Asya’ya özgüdür" Sağlık Bakanlığı, belirlediği referans laboratuvarlarında tanı konulmakta olup hasta sevki ve hastalığın tedavisi için 19 bölgede merkezlerin görev yaptığını açıklayarak, "Tokat’ta tespit edildiği ifade edilen ‘Haemaphysalis longicornis’ türü keneler Doğu Asya’ya özgüdür. Bu kene türünün 10 ülkede, ağırlıklı olarak Doğu Asya, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Yeni Zelanda’da bulunduğu bildirilmiştir. KKKA virüsünü taşıdığı, KKKA hastalığına neden olduğu ya da bölgede bu hastalığın dışında başka bir hastalığa yol açtığına dair bilimsel bir veri yoktur. Bu kene türü ile ilgili yapılacak çalışmalara yönelik değerlendirmelerimiz devam etmektedir" ifadelerine yer verdi. Kene türüne göre alınacak bireysel önlemlerin farklılık göstermediğini bildiren Sağlık Bakanlığı vaka anında yapılması gerekenleri şu şekilde açıkladı: "Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde vücutta (kulak arkası, koltuk altları, kasıklar ve diz arkası dahil) kene olup olmadığı kontrol edilmelidir. Vücuda kene tutunmuş ise hiç vakit kaybetmeden, uygun bir malzeme (cımbız, eldiven, bez ve naylon poşet gibi) ile kene çıkarılmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Vücuda tutunan veya hayvanların üzerinde bulunan keneler kesinlikle çıplak el ile öldürülmemeli ve patlatılmamalıdır. Hastalığa yakalanan kişilerin kan ve vücut sıvıları ile hastalık bulaşabildiğinden, hasta ile temas eden kişilerin gerekli korunma önlemlerini (eldiven, önlük, maske vb.) alması gereklidir."
"Kene ısırığı belirtisiz başlar, hızla ağırlaşabilir"
11 Haziran 2025 Çarşamba - 10:23 "Kene ısırığı belirtisiz başlar, hızla ağırlaşabilir" Yaz aylarının yalnızca güneş ve tatili değil, bazı sağlık tehditlerini de beraberinde getirdiğini söyleyen Uzm. Dr. Samra Heydarova, bunların başında çoğu zaman fark edilmeden vücuda tutunan ve ciddi hastalıkların taşıyıcısı olan kenelerin geldiğini, kene ısırığının belirtisiz başlayarak hızla ağırlaşabileceğini belirtti. Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) etkeninin, Bunyavirales takımında, Nairoviridae ailesinde, Orthonairovirus genusunda yer alan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi virüsü olduğunu söyleyen Medicana International İstanbul Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Türkiye’de hastalık, İç Anadolu’nun kuzeyi ile Orta ve Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki yaklaşık 30 ili kapsayan coğrafi alandır. Bu bölge hiperendemik olmaya devam etmekle pek çok ilde de hastalık bildirimi yapılmaktadır. Kenelerin taşıdığı KKKA virüsü, insanlarda ciddi kanamalarla seyreden ve tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Türkiye’de özellikle Nisan ve Ekim ayları arasında vaka sayılarında belirgin artış görülmektedir" ifadelerini kullandı. "Fark edilmeyecek kadar ağrısız olabilir" Kene ısırıklarının genellikle fark edilmeyecek kadar ağrısız olabildiğine değinen Uzm. Dr. Samra Heydarova, özellikle kırsal bölge ziyaretleri sonrası kişi bazı belirtiler göstermeye başladıysa, bunun Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Ani ve nedeni bilinmeyen yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı ve kaslarda yoğun ağrı hastalığın ilk işaretleri arasında yer alabilir. Bununla birlikte halsizlik, mide bulantısı ve ishal gibi genel rahatsızlıklar da görülebilir. Daha ileri evrelerde ciltte morluklar, diş eti ve burun kanamaları görülebilir. Gözlerde kızarıklık ve sersemlik hissi de hastalığın seyrine eşlik edebilir. Bu belirtiler ortaya çıktıktan sonra hastalık hızlı bir şekilde ağırlaşabilir. Bu nedenle zamanında tanı konulması ve hastanın sağlık kuruluşlarında takibe alınması hayati önem taşır. Özellikle yaz aylarında açık arazide vakit geçirenlerin bu belirtileri dikkate alması, KKKA’ya karşı erken müdahale için büyük önem taşır" dedi. Keneyle mücadelede en doğru yöntem: Ezmeden, cımbızla çıkarma "Kenelerin deriye yapıştığı anda ezilmeden çıkarılması hayati önem taşır" diyen Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Kenenin baş kısmına yakın yerinden, cımbız yardımıyla dikkatlice ve yavaşça tutularak çıkarılması gerekir. Kireç, kolonya, sigara gibi geleneksel ancak yanlış uygulamalardan kesinlikle kaçınılmalıdır. Bu tür yöntemler enfeksiyon riskini artırabilir ve kenenin deride kalmasına neden olabilir. En sağlıklı yaklaşım, mümkünse bir sağlık kuruluşuna başvurarak profesyonel yardım almaktır. Kene çıkarıldıktan sonra ısırık bölgesi ve genel sağlık durumu en az 10 gün boyunca dikkatle izlenmelidir. Ateş, halsizlik veya diğer şüpheli belirtiler gözlemlenirse hemen doktora başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. Kene ısırıklarına karşı yaz boyu alınacak tedbirler Yaz aylarında artan kene vakalarına karşı alınacak basit ama etkili önlemlerin önem taşıdığının altını çizen Uzm. Dr. Samra Heydarova, "Açık renkli ve uzun kollu kıyafetler tercih etmek, kenelerin vücuda tutunmasını zorlaştırır. Pantolon paçalarını çorap içine sokmak ise kenelerin vücuda geçişini önemli ölçüde engeller. Doğada vakit geçirenler, özellikle piknikten veya tarladan döndükten sonra tüm vücutlarını ayrıntılı şekilde kontrol etmelidir. Bu kontrol sırasında özellikle saç dipleri, kulak arkası, koltuk altı ve diz arkası gibi bölgeler gözden kaçırılmamalıdır. Keneler genellikle bu saklı noktalara yapışmayı tercih eder. Hayvanlarla teması olan kişilerin, hayvanlarının düzenli olarak keneye karşı ilaçlanmasını sağlamaları hayati önem taşır. Evcil ve çiftlik hayvanları kenelerin yayılmasında önemli rol oynar. Bu nedenle hayvanların korunması hem kendi sağlıkları hem de insan sağlığı için gereklidir. Unutulmamalıdır ki kene ısırıklarına karşı bilinçli olmak ve önlem almak, bulaşıcı hastalıkların önüne geçilmesinde en etkili yöntemdir" diye konuştu.