SAĞLIK
5 saat süren mikro operasyon başarıyla tamamlandı: Kendi dokusuyla hayata tutundu 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:18:27 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, kanser nedeniyle memesi alınan bir hastaya, kendi dokusu kullanılarak mikro cerrahi yöntemle yeni meme oluşturuldu. Şehirde ilk kez uygulanan bu operasyonla, hastanın karın bölgesinden alınan doku damarlarıyla birlikte göğüs bölgesine nakledildi. Rahatsızlığı nedeniyle Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran hastada gerçekleştirilen operasyon iki aşamalı olarak tamamlandı. İlk olarak genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilen işlemin ardından, Plastik Cerrahi Uzmanları Dr. Muaz Zuhurlu ve Dr. Emre Berkay Zeyrek devraldı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonda, "serbest doku aktarımı" adı verilen mikro cerrahi yöntemi uygulandı. Operasyon kapsamında hastanın karın bölgesinden alınan doku, mikroskop altında damar bağlantıları yapılarak göğüs bölgesine taşındı. Uzmanlar, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu yöntemin, yapay materyallere oranla vücutla daha uyumlu ve kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Yaşam kalitesini artırıyor Uygulanan yöntemin meme kanseri sonrası rehabilitasyon sürecinde ve hastanın yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığı belirtildi. Sakarya’da ilk kez gerçekleştirilen bu mikro cerrahi müdahalesinin, bölgedeki benzer durumdaki hastalar için bir tedavi alternatifi oluşturması hedefleniyor. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve takip sürecinin devam ettiği öğrenildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:08 "Yapay zekanın tesellisi tehlike saçıyor, muhakeme yeteneğini bloke ediyor" Uzmanlar, yapay zekanın insan beynini bloke ederek muhakeme yeteneğini zayıflattığı ve yanlış yönlendirmelerle bireyleri intihara kadar sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yöyen, yapay zekayla kurulan duygusal bağın sosyal izolasyonu derinleştirdiğini ve insanın problem çözme yeteneğini körelttiğini belirtti. Yapay zekayı arkadaş olarak kullanan gençlerin sosyal olarak kendini izole etmeye meyilli olduğunu belirten Yöyen, yapay zekanın özellikle gençler üzerinde bilinçsiz kullanım sonucunda büyük hasarlara yol açabileceğini vurguladı. "Yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor" Değişen toplum yapısıyla beraber insanların yalnızlaştığını ve çözümü yapay zekada aradığını belirten Yöyen, "İnsanoğlu yalnızlığa tahammül edebilen bir varlık değildir. İnsan beyni sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla insanlar bu sosyalleşme ihtiyaçlarını yapay zekayla sohbet ederek gidermeye çalışıyorlar ve tabii ki oradan aldıkları küçük tavsiyelerle de hayatlarına yön vermeye çalışıyorlar. Fakat bu tavsiyeler aslında kişilerin kendi gerçekte küçük de olsa sorunlarında, problem çözebilme becerilerini azaltıyor. Kız arkadaşınla kavga ettiysen ona bir çiçek al ve özür dile. Oldukça robotik davranmaya başlıyoruz ve yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor. Bu anlamda insanın problem çözme ve düşünme, muhakeme edebilme süreçlerini bloke ettiği için masum bile görünse insan beynini bloke eden bu yapısıyla değersiz olduğunu düşünüyorum yapay zekanın" dedi. "Gençler neden buna ihtiyaç duyuyor" Kendini rahat ifade edemeyen ve toplumda kendilerine yer bulamayan gençlerin yapay zekayı arkadaş gibi kullandıklarını vurgulayan ve bu konuda gençlerin ailelerine ve arkadaşlarına büyük rol düştüğünü ifade eden Yöyen, "Öyle görünüyor ki yapay zekayla sohbet eden gençler daha sosyal ve ailesel ilişkileri anlamında kendini geri çekmiş. Daha sosyal anlamda izolasyonuna kendini sürüklemiş, yalnızlaşmış çocuklar. Aileler ya da onların çevresinde bulunanların buna biraz dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kendi kendinize terapi de yapamazsınız" Terapi uygulamasının bir uzman eşliğinde yapılması gerektiğini belirten Yöyen, "Terapi bir başka kişi tarafından size uygulanabilen bir hizmettir. Evet ağırlıklı olarak konuşma üzerine yapılmış olan bir tedavi biçimidir ama nasıl konuşacağımızı, ne zaman konuşacağımızı, ne zaman geri bildirim vereceğimizi, neyi nasıl yansıtacağımızı özel tekniklerle öğreniyoruz. Bu anlamda kendi kendine terapi diye bir şey yok. Sadece bu kendi var olan sorunlarını yüksek sesle dile getirmek ve bu sorunun varlığını kabul etmek bu konuda bir farkındalık geliştirmek olabilir" ifadelerini kullandı. Yapay zeka algoritmasının verilen bilgilerle şekillendiğini belirten Yöyen, terapi ve tedavi süreçlerinde bir uzman yönlendirilmesiyle kullanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yapay zeka ’gel bana derdini anlat, gel bana halini anlat, ben sana teşhis koyayım ve seni yönlendireyim’ gibi bir uygulamada bulunmaz. Bu yüzden sorumluluk tamamen yapay zekayı kullanan bireyin kendisinde olması gerekiyor. Kişinin verdiği bilgilerle yapay zeka şekillendiği ve algoritma öyle yönlendirildiği için kendini doğru ifade edemediğinde yapay zekadan alacağı geri bildirimle depresyon derinleşebilir. ’Artık gerçekten hiçbir çıkar yol bulamıyorum’ diyerek insanları intihara sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:59 Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır" Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi. Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye’de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60’ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200’ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, "Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, ’multifaktöriyel’ dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır" dedi. "Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır" Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, "Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz" diye konuştu. Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60’ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır."
Sinop’ta sağlıkta bölgesel güç birliği
20 Haziran 2025 Cuma - 12:01 Sinop’ta sağlıkta bölgesel güç birliği Sinop İl Sağlık Müdürlüğü ev sahipliğinde düzenlenen Bölge Acil Sağlık Hizmetleri Koordinasyon Komisyonu (ASKOM) Toplantısı, bölge illerinden gelen sağlık yöneticilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıya, Samsun, Ordu ve Amasya İl Sağlık Müdürleri ile Sağlık Hizmetleri Başkanları, Başkan Yardımcıları, İl Ambulans Servisi Başhekimleri ve ilgili birim sorumluları katıldı. Sinop’tan ise İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan başta olmak üzere Sağlık Hizmetleri Başkanı Dt. Halil İbrahim Ustaoğlu, Başkan Yardımcısı Dr. Aslı Kavizade, Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Oktay Doğan, ambulans servisi başhekimi ve hastane yöneticileri katılım sağladı. Toplantıda, afet ve acil durumlarda sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmak, il ambulans servislerinin mevcut durumunu değerlendirmek, hasta sevk süreçlerini koordine etmek ve sağlık tesisleri arasında iş birliğini güçlendirmek amacıyla çeşitli başlıklar ele alındı. Ayrıca hastane yatak kapasiteleri ve iller arası sevk planlamaları da masaya yatırıldı. Samsun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından teknik sunumların gerçekleştirildiği toplantıda, bilgi ve deneyim paylaşımı ile bölgesel sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik önemli adımlar atıldı. Sinop İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan, yaptığı konuşmada 6. Bölge Koordinatör İli statüsüyle sağlık hizmetlerinin eşgüdümünde önemli rol üstlenen Samsun İl Sağlık Müdürlüğü’ne teşekkür ederek, bölgesel iş birliğinin kamu hizmetlerinde kaliteyi ve sürdürülebilirliği artırdığını vurguladı.
Süt sevdanız kabusa dönüşmesin: Laktoz intoleransına dikkat
20 Haziran 2025 Cuma - 11:51 Süt sevdanız kabusa dönüşmesin: Laktoz intoleransına dikkat Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, bebek ve çocuklarda sık görülen laktoz intoleransı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Meltem Gülşan, bebek ve çocuklarda sık görülen laktoz intoleransı hakkında bilgiler vererek, "Laktoz intoleransı, süt ve süt ürünlerinde bulunan "laktoz" adlı doğal şekerin sindirilememesi durumudur. Bu sindirim işlemi, "laktaz" adlı bir enzimin yardımıyla gerçekleşir. Ancak bazı bireylerde bu enzim yeterince üretilemez veya etkin çalışmaz. Bu durumda, süt ürünleri tüketildiğinde çeşitli sindirim sorunları ortaya çıkar" dedi. Laktoz intoleransı belirtilerini aktaran Dr. Gülşah, "Laktoz intoleransı belirtileri, genellikle süt veya sütlü gıdaların tüketilmesinden sonraki 30 dakika ile 2 saat arasında görülür. En yaygın semptomları karın şişkinliği ve gaz, ishal, mide bulantısı, kramp tarzı karın ağrısı, gürültülü mide sesleridir. Bu belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve bazen başka hastalıklarla karıştırılabilir" ifadelerini kullandı. Laktoz intoleransının risk kategorilerini açıklayan Dr. Gülşah, "Laktoz intoleransı genetik bir yatkınlıkla ilişkilidir. Asya, Afrika ve Güney Amerika kökenli bireylerde daha sık görülürken, Kuzey Avrupa kökenlilerde daha nadir rastlanır. Ayrıca yaş ilerledikçe vücuttaki laktaz üretimi doğal olarak azalabilir. Bu da ileri yaşlarda intolerans gelişmesine yol açabilir" ifadelerine yer verdi. "Tanı, genellikle hastanın şikayetleri ve beslenme alışkanlıkları doğrultusunda konulur" Laktoz intoleransı tanısının genellikle hastanın şikayetleri ve beslenme alışkanlıkları doğrultusunda konulduğunu belirten Dr. Gülşah, "Kesin tanı için ise hidrojen nefes testi ya da kan şekeri testi gibi yöntemler kullanılır .Tedavide temel yaklaşım, laktoz içeren gıdalardan uzak durmaktır. Günümüzde laktozsuz süt, yoğurt ve peynir gibi ürünler kolaylıkla temin edilebilmektedir. Ayrıca, dışarıda yemek yerken kullanılmak üzere laktaz enzimi içeren takviyeler de büyük rahatlık sağlar" şeklinde konuştu. Dr. Meltem Gülşan, laktoz intoleransının yaşam kalitesini düşürebileceğine ancak doğru beslenme ve bilinçli tercihlerle kontrol altına alınabileceğine dikkat çekerek, "Süt ürünlerini diyetten çıkarmak, kalsiyum eksikliğine yol açabilir. Bu nedenle badem, brokoli, ıspanak ve sardalya gibi kalsiyum açısından zengin alternatif gıdalar tercih edilmelidir. Gerekirse doktor kontrolünde kalsiyum ve D vitamini takviyesi de alınabilir. Her süt tüketiminin ardından mide problemleri yaşanması normal değildir. Bu tür şikayetleriniz varsa mutlaka bir uzmana başvurun. Laktoz intoleransı, doğru bilgi ve dikkatli bir diyetle kolaylıkla yönetilebili" diye konuştu.
Mersin, sağlıkta marka şehir olmak istiyor
20 Haziran 2025 Cuma - 11:29 Mersin, sağlıkta marka şehir olmak istiyor Mersin’de sağlık alanında önemli yatırımlardan biri olarak öne çıkan Özel Mersin Ortadoğu Hastanesi, hem sunduğu hizmet kalitesi hem de sağlık turizmine yönelik vizyoner adımlarıyla dikkat çekiyor. Hastane Yönetim Kurulu Üyesi Engin Şahin, "Bu hastane bizden çok, halkın hastanesi" dedi. Hasta memnuniyetini hizmet anlayışlarının merkezine koyduklarını belirten Şahin, hastane ile toplum arasında güçlü bir bağ kurduklarını vurgulayarak, "Burada verdiğimiz her hizmet, halkımızın sağlığına katkı için var. Bize güvenerek gelen her bireyin beklentisine en iyi şekilde karşılık vermek temel görevimiz" ifadelerini kullandı. ’A Grubu’ statüsünde hizmet veriyor Hastanenin, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen kriterlere göre ’A Grubu’ bir hastane olarak faaliyet gösterdiğini kaydeden Şahin, "Şu anda 400 çalışanımız, 50 hekimimiz ve 220 yatak kapasitemizle kaliteli sağlık hizmeti sunuyoruz. Bu rakamlar, sadece büyüklüğü değil, sürdürülebilir kalite anlayışını da yansıtıyor" dedi. Uzman hekim kadrosuyla bölgenin referans merkezi konumuna geldiklerini söyleyen Şahin, "Her doktorumuz kendi branşında deneyimli, saygın ve birçok başarılı operasyona imza atmış kişilerden oluşuyor. Bu da hem hastalarımıza güven veriyor hem de bizi farklılaştırıyor" diye konuştu. Sağlık turizminde Mersin’e öncülük hedefi Dünya genelinde büyüyen sağlık turizmi sektöründe Mersin’in önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Şahin, coğrafi avantajlar ve turistik altyapı sayesinde şehrin cazibe merkezi haline gelebileceğini belirtti. Şahin, "Biz de bu doğrultuda yatırımlarımızı şekillendirdik. Modern teknoloji, hasta dostu hizmetler ve güçlü bir sağlık kadrosuyla Mersin’i sağlık turizminde öncü şehirlerden biri yapmayı hedefliyoruz. Mersin, sağlık turizmi için ciddi bir potansiyele sahip. Akdeniz iklimi, ulaşım avantajları, deniz, kum, güneş turizmi ile birleşince sağlık hizmetleri için cazip hale geliyor" şeklinde konuştu. "Çukurova Havalimanı bölge için büyük fırsat" Sağlık turizmi açısından ulaşımın önemine vurgu yapan Şahin, yeni açılan Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın bu alanda büyük bir fırsat sunduğunu dile getirerek, "Bu havalimanı, sadece Mersin’i değil, tüm Çukurova’yı uluslararası hasta akışına açacak bir kapı. Körfez ülkeleri, Kuzey Irak, Türki Cumhuriyetler gibi bölgelerden hasta kabul etmek için doğrudan uçuşlar kritik önemde. Özellikle Erbil gibi kentlerle doğrudan uçuşlar, sağlık turizmini çok daha ileri taşıyacaktır. Bu tür uçuşlar arttıkça, hem sağlık turizmi hem de kent ekonomisi ivme kazanacaktır" dedi. "Mersin sağlıkta marka şehir olabilir" Sağlık sektörünün sadece bireysel değil, ekonomik ve sosyal açıdan da büyük bir değere sahip olduğunu kaydeden Şahin, Mersin’in bu alandaki yatırımlarla bir marka şehir haline gelebileceğini söyledi. Şahin, "Bugün sağlık yalnızca tedavi değil, bir yaşam kalitesi ve ekonomik kalkınma unsuru haline geldi. Mersin gibi potansiyeli yüksek şehirlerde sağlık yatırımları, hem kent ekonomisini hem de halk sağlığını ileriye taşıyacaktır" dedi.
Mardin’de 30 ünitlik ağız ve diş sağlığı merkezi açıldı
20 Haziran 2025 Cuma - 11:29 Mardin’de 30 ünitlik ağız ve diş sağlığı merkezi açıldı Mardin’de, 30 ünit kapasiteli Nusaybin Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) hizmete açıldı. Hizmete yeni başlayan merkez, diş çekimi, kanal tedavisi, pedodonti (çocuk diş sağlığı) gibi birçok alanda kapsamlı hizmet sunacak. Bölge halkının daha önce il merkezine gitmek zorunda kaldığı tedaviler artık yerinde karşılanabilecek, bu da hem zaman hem ekonomik açıdan büyük kolaylık sağlayacak. Mardin İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Saffet Yavuz, ziyaret sonrası yaptığı değerlendirmede, 20 ünitlik Midyat Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin ardından 30 ünitlik Nusaybin Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hizmete sunmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Yavuz, "Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde yürütülen ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla ilimizde sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya kararlılıkla devam ediyoruz. Bu önemli yatırımla birlikte bölge halkımız hem daha hızlı hem de daha nitelikli sağlık hizmetine erişebilecek. Bu sürecin hayata geçmesinde başta, Cumhurbaşkanımıza, Sağlık Bakanımıza, Mardin Valimiz ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekilimiz Tuncay Akkoyun’a, ilimizdeki tüm yöneticilere ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Merkezimizin ilçemize ve bölgemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Vali Akkoyun, Dr. Yavuz ve yöneticiler, açılışın ardından merkezi gezerek incelemelerde bulundu.
’Gebelik şekeri hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor’
20 Haziran 2025 Cuma - 11:27 ’Gebelik şekeri hem anneyi hem bebeği tehdit ediyor’ Her 10 anne adayından 1’inde görülen gebelik şekeri (gestasyonel diyabet), hem anne hem de bebek için ciddi sağlık riskleri taşıyor. Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Gebelik şekeri, annede yüksek tansiyon ve preeklampsi riskini artırırken; bebekte yenidoğan sarılığı, şeker düşüklüğü, ileri yaşta obezite ve diyabet riskini artırır" uyarısında bulundu. Gebelik şekeri hakkında açıklamalarda bulunan Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, bu durumun çoğu zaman gebeliğin 24-28. haftaları arasında ortaya çıktığını ancak bazı riskli vakalarda 13. haftadan itibaren test yapılabildiğini belirtti. Tanının, halk arasında "şeker yükleme testi" olarak bilinen oral glukoz tolerans testi ile konduğunu kaydeden Dr. Tutal, "Hiçbir risk faktörü olmasa bile gebelik şekeri gelişebilir. Bu yüzden tarama testi tüm gebelere önerilmektedir" dedi. "Bilinmeyen şeker asıl risktir" Şeker yükleme testinin zararının olmadığını belirten Tutal, "Testte alınan şeker miktarı, birkaç dilim tatlı ya da bir tabak pilavdaki şeker kadardır. Asıl riskli olan, annede gebelik şekeri bulunması ama bunun farkında olunmamasıdır" ifadelerini kullandı. "Doğum travması, erken doğum, gelişim geriliği" Dr. Tutal, "Anne kanındaki yüksek şeker bebeğe geçerek, onun aşırı insülin üretmesine ve normalden büyük doğmasına neden olur. Bu bebeklerde doğum travması riski artar. Erken doğum kararı gerekebilir. Ayrıca akciğer gelişimi yetersiz kalabilir. Doğum sonrası ise ciddi hipoglisemi (şeker düşüklüğü) atakları yaşanabilir" dedi. "Anne için uzun vadeli diyabet riski" Gebelik şekeri geçiren annelerin bir sonraki gebeliklerinde aynı sorunla karşılaşma ihtimalinin yüksek olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Tutal, "Bu kadınlarda ilerleyen yaşlarda tip 2 diyabet riski de artar. Ancak sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle bu risk azaltılabilir" şeklinde konuştu. Doğum sonrası kan şekeri ölçümlerinin önemine dikkat çeken Dr. Tutal, doğumdan yaklaşık 2 ay sonra yapılacak şeker yükleme testi ile kalıcı diyabet riski olup olmadığının belirlenebileceğini ifade etti. Gebelik şekeri tedavisinin, endokrinoloji ve kadın hastalıkları uzmanları tarafından yürütüldüğünü hatırlatan Dr. Tutal, "Hastalığın ciddiyeti göz önünde bulundurularak, gerekirse insülin tedavisine geçilir. Düzenli takip hayati önem taşır" diye konuştu.
Sağlıklı şehirler için ortak söz: Bursa Taahhüdü açıklandı
20 Haziran 2025 Cuma - 11:27 Sağlıklı şehirler için ortak söz: Bursa Taahhüdü açıklandı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın 2025 yılı İş Toplantısı ve Teknik Konferansı, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. "Dirençli Sağlıklı Şehirler, Herkes İçin Sürdürülebilir Kentsel Gelecekler" temasıyla düzenlenen konferans kapsamında yapılan Politik Kurul Toplantısı’nda, kentlerin ortak değer ve hedeflerini yansıtan "Bursa Taahhüdü" kamuoyuna duyuruldu. Toplantının sonunda açıklanan Bursa Taahhüdü, şehirlerin huzurunu ve sürdürülebilirliğini önceleyen güçlü bir yol haritası ortaya koyarken; insan odaklı, doğaya saygılı, adil ve katılımcı yönetim anlayışına bağlı kalınacağını vurguluyor. Belge, kapsayıcı, dirençli ve sürdürülebilir kentsel çevrelerin oluşturulmasını hedeflerken; refahın yalnızca ekonomik büyüme ile değil, sağlık, fırsat eşitliği ve insan onuru ile tanımlanmasını esas alıyor. Taahhütte, barış ve sosyal uyumun desteklenmesi, kapsayıcı toplumların güçlendirilmesi, çevre koruma politikalarının uygulanması ve iklim değişikliğiyle mücadele gibi başlıklar da öne çıkıyor. Ayrıca krizlere karşı dirençli ve hazırlıklı şehir sistemlerinin kurulması hedefleniyor. Toplantıya katılan yerel yönetim temsilcileri de kendi kentlerine dair proje ve iyi niyet mesajlarını "Bursa Taahhüt Duvarı"na yapıştırarak ortak amaç ve sorumluluklara dikkat çekti. Bozbey: Ortak değerlerin güncellenmiş ifadesi Toplantıda konuşan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, şehirlerin son beş yılda pandemi, iklim krizi ve depremler gibi ciddi sınavlardan geçtiğini hatırlatarak, bu süreçte kentlerin sadece sorunları taşıyan değil, aynı zamanda çözümün de merkezinde yer aldığını söyledi. Küresel ve çok katmanlı bir dayanışmanın kaçınılmaz hale geldiğini vurgulayan Bozbey, "Dünya Sağlık Örgütü’nün çözümün yereldeki taşıyıcıları olan bizlerle birlikte yol alması, hepimizin hayalini kurduğu sağlıklı ve adil bir geleceğe daha güvenle ulaşmamızı sağlayacaktır" dedi. Bursa Taahhüdü’nün, ortak değerlerin güncellenmiş bir ifadesi olduğuna dikkat çeken Başkan Bozbey, "Bu çağrı; eşitlikten, sağlıktan, adaletten, barıştan ve doğaya duyulan saygıdan yana bir iradenin ifadesidir" ifadelerini kullandı.
Sedef ve egzama tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler
20 Haziran 2025 Cuma - 11:21 Sedef ve egzama tedavisinde devrim niteliğinde gelişmeler Karadeniz Bölgesi’nin en kapsamlı bilimsel etkinliklerinden biri olan "7. Karadeniz Dermatolojide Yenilikler Sempozyumu", Samsun’da başladı. Sempozyumda konuşan Prof. Dr. Müge Güler Özden, sedef ve egzama gibi yaygın cilt hastalıklarının tedavisinde devrim niteliğinde yöntemlerin geliştirildiğini belirterek, "Hastaların artık ömür boyu rahat edebileceği tedaviler var" dedi. Samsun’da özel bir otelde düzenlenen ’7. Karadeniz Dermatolojide Yenilikler Sempozyumu’nda dermatoloji biliminde son yıllarda yaşanan gelişmeler masaya yatırıldı. Sempozyum ve cildiye hastalıklarının tedavisi ile ilgili önemli bilgiler veren sempozyum başkanı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Müge Güler Özden, "Bu sempozyum, Karadeniz Bölgesi’nin en büyük, en kapsamlı toplantısındır. Dermatoloji bilimindeki gelişmelerin tamamını kapsayan oldukça önemli bir bilimsel toplantıdır. Hem dermatoloji camiası açısından hem de şehrimizin tanıtılması açısından çok değerli bir toplantı. Dermatoloji alanındaki yenilikleri konuşuyoruz. Dermatoloji biliminde son yıllarda çok büyük gelişmeler oldu. Özellikle sedef hastalığı ve egzamanın tedavisinde çığır açıldı. Biyolojik olarak adlandırılan ya da bir başlık adı altında akıllı ilaç olarak bilinen son derece gelişmiş ve güvenli, hastaların ömür boyunca yaşam kalitelerini düzeltmesini sağlayan çok değerli tedavileri bu toplantıda konuşuyoruz. Biz Ondokuz Mayıs Üniversitesi Dermatoloji Anabilim Dalı olarak çok büyük bir bölgeye hizmet veriyoruz. Bu coğrafya da en sık görülen hastalıklardan bir tanesi sedef hastalığıdır. Sedef hastalığının tedavisindeki gelişmelerini takip edip uyguluyoruz. Egzama da bölgemize sık görülen bir hastalıktır. Onunda tedavisindeki en sık gelişmeler üniversitemizde uygulanmaktadır" diye konuştu. Çığır açan tedaviler Hastaların artık ömür boyu rahat edebileceği tedavilerin olduğunu belirten Prof. Dr. Müge Güler Özden, "Sedef hastalığı tedavisinde çığır açıldı. Son yıllarda hastalarımızın bilmesini çok arzu ettiğimiz konu aslında sedef hastalığının tedavisinin olmadığını sanan insanlara ulaşmak ve onların tedavinin var olduğunu bilmelerini sağlamaktır. Hastaların artık ömür boyu rahat edebileceği tedaviler var. Alerjik egzamada da aynı benzer gelişmeler var. Çocukluk çağında sadece kaşınıyor diyerek geçiştirdiğimiz bir hastalık ama o çocukların yaşam kalitesinin bozulması demek, okul başarılarının düşmesi demek. Uyku kalitelerinin bozulması demek. Büyüme gelişmelerinin aksaması demek. Bunlar çok kapsamlı tedavi gerektiren hastalıklardır. Sadece basit kremlerle halledemeyeceğimiz şiddetli hastalarda o çığır açan tedavileri kullanmalıyız, kullanıyoruz" şeklinde konuştu. "Güneş yanığı cilt kanseri riskini artırıyor" Prof. Dr. Müge Güler Özden ayrıca şunları söyledi: "İnsanlar güneş yanığından kaçınmalıdır. Güneş yanığı bir kez geçiren genç bir insanın cilt kanseri olma ihtimali kat kat artıyor. Özellikle çocuklar ve gençlerimizi saat 10.00 ile 16.00 arasında güneşten korumamız çok kıymetlidir. Güneş yanığı olmamak çok değerlidir. Cilt kanseri riski açısında bu konuda dikkatli olmak gerekiyor." 7. Karadeniz Dermatolojide Yenilikler Sempozyumu, 22 Haziran Pazar günü sona erecek.
‘Kolesterol yüksekliğinin ilaçsız tedavisi, her gün tempolu yürüyüş’
20 Haziran 2025 Cuma - 11:11 ‘Kolesterol yüksekliğinin ilaçsız tedavisi, her gün tempolu yürüyüş’ Her yüksek kolesterol durumunda ilaçla tedavinin şart olmayabileceğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selda Gürol, "Kolesterol yüksekliği olan her bireye hemen ilaca başlamak yerine, öncelikle diyet, egzersiz (her gün tempolu yürüyüş), kilo kontrolü ve sigara bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri öneriyoruz. Özellikle LDL kolesterol düzeyi hafif-orta derecede yüksek olan, başka bir kalp-damar hastalığı öyküsü bulunmayan hastalarda bu yöntemlerle etkili sonuçlar alabiliyoruz" dedi. Kolesterol yüksekliği, kalp-damar hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak bu durumun her zaman ilaçla tedavi edilmesinin gerekmeyebileceğini vurgulayan Medical Park Ordu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Selda Gürol, hastalığın seyrine ve bireysel risk faktörlerine göre yaşam tarzı değişikliklerinin kolesterol seviyelerini düşürmede oldukça etkili olabileceğine dikkat çekti. "Sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü önemli" Beslenmenin önemine değinen Uzm. Dr. Gürol, Kolesterol düşürücü tedavilerin planlanmasında yaşam tarzı değişiklikleri ilk sırada yer almaktadır. Kolesterol yüksekliği olan her bireye, kilo kontrolü ve düzenli egzersiz önerilmelidir. Diyetten kastımız bilinenin aksine yağlı yiyeceklerden kaçınmak değil karbonhidratlardan uzak durmaktır. Özellikle beyaz ekmek, unlu gıdalar, pirinç, makarna gibi geleneksel mutfağımızda yer alan bu gıdaların aşırı tüketimi kolesterol yüksekliğine yol açmaktadır" diye konuştu. "Egzersiz sadece kiloya değil, kolesterole de iyi gelir" İyi kolesterol olarak adlandırılan hdl kolesterolün düşüklüğü de bir risk faktörü olarak sayılmaktadır. Düzenli egzersizin hem HDL (iyi huylu) kolesterolü artırdığı hem de LDL (kötü huylu) kolesterolü düşürdüğünü ifade eden Uzm. Dr. Gürol, haftada en az 150 dakika orta tempolu yürüyüş ya da egzersizin genel sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğunun altını çizdi. "Riskli gruplar mutlaka izlenmeli" Her bireyin tıbbi geçmişi ve risk profili farklı olduğu için kolesterol yüksekliğinde tek tip yaklaşımın doğru olmadığını belirten Uzm. Dr. Selda Gürol, özellikle diyabet, hipertansiyon, böbrek hastalığı veya ailede erken yaşta kalp krizi öyküsü olan bireylerde ilaç tedavisinin gerekli olabileceğini kaydetti. "Sağlıklı bir yaşam için düzenli kontrol şart" Kolesterol yüksekliği genellikle belirti vermediği için düzenli kan tahlilleriyle takip edilmesinin önemini vurgulayan Uzm. Dr. Gürol, "Erken teşhis ve uygun müdahale ile kalp-damar hastalıklarının önüne geçmek mümkün. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek ise sadece kolesterol için değil, genel sağlığımız için büyük bir yatırımdır" ifadelerine yer verdi.