SAĞLIK
Başkan Kaya’dan Aydın Şehir Hastanesi’ne övgü 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:47:38 Ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek olan Aydın Şehir Hastanesi, polikliniklerin de taşınmasıyla birlikte tam kapasite hizmet vermeye başlarken, hastaneye gelen İncirliova Belediye Başkanı Aytekin Kaya, duyduğu memnuniyeti dile getirerek "Hastanemiz çok güzel ve ferah olmuş" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi açılışı yapılan Türkiye’nin 21. Şehir Hastanesi, polikliniklerin de taşınmasıyla birlikte Aydın’da tam kapasite hizmet vermeye devam ediyor. Bin 300 yatak kapasitesi ile Aydın halkına birinci sınıf sağlık hizmeti sunması beklenen hastane 189 poliklinik sayısı ile hizmet vermeye başladı. Sabahın erken saatlerinde polikliniğe gelen vatandaşlar da hastane personelleri tarafından kapıda karşılanarak gidecekleri bölümlere yönlendirildi. "Aydın’a her şey yakışır" Aydın Şehir Hastanesi’nde kalan Yenipazar Belediyesi eski başkanı Zafer Savcı’yı ziyarete gelen İncirliova Belediye Başkanı Aytekin Kaya da, hastaneden övgü dolu sözlerle bahsetti. Aydın Şehir Hastanesi’nin kente önemli bir değer kattığını ifade eden İncirliova Belediye Başkanı Aytekin Kaya, hastaneden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Aydın Şehir Hastanesi’ne bugün, yeni açılan Acarlar Yolu’ndan geldik. Öncelikle Özlem Başkanı teşekkür ederim. 5 dakikada İncirliova’dan geldik. Bir köprü kalmış yapılacak. O köprüde yapılınca İncirliova ile Şehir Hastanesi arası 10 dakika sürmez. Bu yol güzel olmuş. Koçarlı’ya İncirliova’ya faydası var. Şehir Hastanesi’ne eski Yenipazar Belediye Başkanımız Zafer Savcı’ya ziyarete geldim. Güzel bakıyorlar. Hastanemiz çok güzel olmuş. Ferah olmuş. Herkes ilgileniyor. Sağ olsunlar. Güvenlikçisinden personeline kadar herkes yardımcı oluyor. İlk gün olması sebebiyle biraz karmaşa var ama en kısa zamanda o da düzene girer. Hastane çok güzel olmuş. Odalar çok güzel. Vesile olan herkesten Allah razı olsun. Aydınımıza hayırlı olsun. Aydın değişen ve gelişen bir il. Herkesin göç ettiği bir il. Aydın’a her şey yakışır" dedi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:06 Çözüm bulamadığı bel ağrısından ‘ağrı pili’ ile kurtuldu Gaziantep’te ilaç tedavisine ve defalarca ameliyat olmasına rağmen kronik ağrıları nedeniyle 5 yıldır zorlu bir yaşam süren 61 yaşındaki Saniye Kal, kentte ilk kez uygulanan "ağrı pili" yöntemi sayesinde sağlığına kavuştu. Belinde 5 yıldır hissettiği kronik ağrıları nedeniyle yürüme güçlüğü çeken ve eğilip kalkmakta zorlanan Saniye Kal, bel bölgesinden 6 defa ameliyat olan, beline platin, 20 vida takılan, 4 defa algolojik tedavi alan ve defalarca fizik tedavi gördü. Gittiği hastanelerde ağrılarına ilaç tedavisiyle çözüm bulamayan Kal’ın omurgası, ameliyatla takılan 20 metal vidalarla sabitlendi. Kal, geçirdiği operasyona rağmen şiddetli ağrı, uyku problemi ve yürüme güçlüğü çekmesi nedeniyle hayatını idame ettiremez hale geldi. Ağrılarından "ağrı pili" tedavisi sayesinde kurtuldu Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvuran Kal, algoloji bölümü doktorları muayene etti. Doktorlar Kal’a "ağrı pili" tedavisi uygulanmasına karar verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinden Op. Dr. Abdullah Duman ve ekibinin başarılı operasyonu sonucu Kal, yıllardır süren ağrılarından hastanede uygulanan "ağrı pili" tedavisi sayesinde kurtuldu. Bel bölgesine pil yerleştirilen Kal, 5 yıldır geçmeyen ve son 1 yıldır dayanılmaz bir hal alan ağrılarından kurtulmanın mutluluğunu yaşıyor. "Hastalarımıza umut olmaya devam edeceğiz" Kronik ağrıları nedeniyle yıllardır zorlu bir yaşam süren Saniye Kal’ın kentte ilk kez uygulanan "ağrı pili" yöntemi sayesinde sağlığına kavuştuğunu belirten Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Uluşan, "Hastamız bacak ağrıları nedeniyle birçok ameliyat geçirmiş. Hastamıza 20’ye yakın bir vida ameliyatı uygulanmış. Ama geçmeyen ağrıları nedeniyle hastanemize başvurdu. Gaziantep’te ve bölgede ilk defa uygulanan tedaviyle hastamız sağlığına kavuştu. Hastamız omurgaya yerleştiren ‘ağrı pili’ sayesinde ağrılarından tamamen kurtuldu. Hastamız da çok mutlu. Hastanemizde bu tarz vakaları yapmaya devam edeceğiz ve hastalarımıza umut olmaya devam etmeyi planlıyoruz" dedi. "Hastamızın iyileşmesi bizi mutlu etti" Hastanın sağlık durumu ve "ağrı pili" tedavisiyle ilgili bilgi veren Operatör Doktor Abdullah Duman ise, "Hastamız daha önce 3 kere ayaklarından, 3 kere de torakolomber bölgeden ameliyat olmuştu ve bel bölgesinde 20 adet vida vardı. Buna rağmen ağrıları geçmiyordu. Ağrıları geçmemesi üzerine algoloji hekimlerimiz tarafından takibe alınmıştı. Algoloji hekimleri tarafından hasta için ‘ağrı pili’ düşünülüp bize yönlendirildi. Biz de hocamızla beraber değerlendirdik ve hastamıza ‘ağrı pili’ni uygun gördük. Hastaya detaylı bilgilendirmeyi yaptık. Hastanın da kabul etmesi üzerine yaklaşık yarım saat süren bir operasyonla elektrotları sırtına yerleştirdik. Karnının tarafına da bir jeneratör koyduk ve bu şekilde hastanın ağrılarının azaldığını gördük. Bu durum bizi gerçekten memnun etti" şeklinde konuştu. "Sağılığıma kavuştuğum için çok mutluyum" 5 yıldır hissettiği ağrılardan kaynaklı birçok tedavi yöntemi denediğini ve çok sıkıntılı günler yaşadığını dile getiren hasta Saniye Kal da, hastanede gerçekleştirilen operasyonda bel bölgesine yerleştirilen pil ile şikayetlerinden kurtulduğunu belirterek, "Çok ameliyat geçirdim, ağrılarım çok fazlaydı ve bir türlü geçmiyordu. Geceleri uyuyamıyordum, sürekli belim ve ayaklarım ağrıyordu. Günde 6-7 tane de hap içiyordum. Yaklaşık 5 yıldır bu durumdaydım. Şimdi çok şükür iyiyim. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Yaşlılar, gebeler ve çocukların öğle saatlerinde dışarı çıkmaması gerekir"
29 Haziran 2025 Pazar - 11:38 Uzmanı uyardı: "Yaşlılar, gebeler ve çocukların öğle saatlerinde dışarı çıkmaması gerekir" Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Ömer Kaçmaz, sıcak havalarda yaşlıların, gebelerin ve çocukların öğle saatlerinde dışarı çıkmaması gerektiği uyarısında bulundu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde son günlerde artan sıcak hava dalgası yaşamı olumsuz etkiliyor. Diyarbakır Meteoroloji 15. Bölge Müdürlüğü tahminlerine göre hava sıcaklığının 40 derece, ancak termometrenin 42 derecenin üzerinde olduğu görüldü. Acil Tıp Uzmanı Dr. Ömer Kaçmaz, sıcak çarpmasının özellikle hava sıcaklığının 35-40 dereceyi geçtiği durumlarda vücut ısısını da 37 dereceyi geçip 40 derecelere ulaştığı dönemlerde vücudun maruz kaldığı sıcağa ve neme bağlı oluşan çeşitli semptomların ismi olduğunu söyledi. Sıcak çarpmasının özetle yaz günlerinde çok sık olduğunu, özellikle gündüz saatlerinde, öğle saatlerinde dışarıda çalışan işçiler, askerler, sporcular veya aşırı nemli ortamda yoğun iş yapan kişilerde ortaya çıkabildiğini belirten Dr. Kaçmaz, hipertermi denilen vücut ısısının çok yüksek olması durumu olduğunu kaydetti. Kaçmaz, "Bu bazı belirtilere yol açar özellikle ilk başlarda kimse sıcak çarpması olduğunu anlamayabilir basit bir bulantı hissi, çarpıntı, nefes darlığı sonrasında kusma hali gittikçe ajitasyon, huzursuzluk, sinirlilik sonrasında kusmalara ve sıcak çarpması artmasına bağlı komaya kadar gidebilen bazı semptomlara yol açar. Diyarbakır ve çevresinden sıcak çarpmasından çok sayıda vaka geliyor. Genelde hafif semptomlar oluyor. Daha çok vücutta kuruluk, sıcaklığa bağlı bulantı hissi, sinirlilik bu tarz şeyler. Komayı yılda bir kez olabiliyor. Genelde belli bir yerde çalışan bir kişinin baygınlık geçirmesi sonrası o sıcağa maruziyetinin süre olarak uzamış olmasına bağlıdır diğerleri hafif semptomlarla geçer ama özellikle çocuklar, yaşlılar, gebeler yoğun sıcaklığın olduğu saatlerde dışarıda çalışan kişilerin dikkat etmesi gerekir semptomları çok da ağır olabiliyor bazen tıbbi destek almak gerekir sıcak çarpmasına şüpheleniyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir" ifadelerini kullandı. Hastaneye ulaşılamayan durumlarda ise sıcaktan korunma yöntemlerine de değinen Kaçmaz, "Serin bir yere geçeceğiz, vücut ısımız artmışsa bol sıvı tüketeceğiz, sıvı tüketebilirsek özellikle böbreği korumuş oluruz. Sıcak çarpmasına bağlı en çok etkilenen organlar böbrek ve karaciğerdir. Bunları korumak için bol sıvı almamız lazım. Bir de düşürebilirsek hemen vücut ısısını düşürmemiz lazım. Serin bir yer bulursak serin bir yer yoksa suya girerek soğuk uygulamayla vücut ısısını düşürerek sıcak çarpmasının önüne geçebiliriz" diye konuştu. Sıcak çarpmasının sadece güneşte kalmaya bağlı oluşmadığını aktaran Dr. Kaçmaz, "Aynı zamanda aşırı nemli ortamda çalışmaya bağlı da oluşur. Özellikle inşaat işçileri bu konuda yüksek risk altındadır. Kapalı bir alanda sıcak saatlerde uzun süre çalışırsak ki bu bazen 45 dakikada bile oluşabiliyor zaten 8 saate kadar maruziyet olursa iş ciddi bir duruma gelebilir. O yüzden bu tür konularda dikkatli davranmamız lazım. Bölgemizde sıcak çarpmasından korunmak isteniyorsa özellikle öğle saatlerinde dışarı çıkmamaya özen göstereceğiz. Dışarı çıksak bile en kısa sürede işimizi bitirip yine serin bir yere geçmeliyiz. Nemli ortamlarda çok bulunmamalıyız, güneşten sakınmak için şemsiye ve benzeri şeyler kullanabiliriz. Hafif ve hava geçirebilen açık renkli elbiseler giymeliyiz, suyu tutan elbiselerden uzak durmalıyız" dedi.
Yetersiz gıda alınımı kanserden kurtulan hastalarda ölüm riskini artırıyor
29 Haziran 2025 Pazar - 11:17 Yetersiz gıda alınımı kanserden kurtulan hastalarda ölüm riskini artırıyor Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Uğur Coşkun, kanserden kurtulan hastalarda yetersiz beslenmenin ölüm riskini artırdığı üzerine açıklama yaptı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, yetersiz gıda alınımının kanserden kurtulan hastalarda ölüm riskini artırdığı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Coşkun, sağlık kuruluşlarında gıda güvencesizliği taramasının yapılması ve ihtiyaç sahibi bireylerin yardım programlarına yönlendirilmesi gibi girişimlerde bulunmanın önemini belirtti. Uğur Coşkun açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Kanserin gerek gelişiminde gerekse kanser tedavisi esnasında beslenmenin ne kakar önemli olduğunu biliyoruz. Fakat ABD’ de yeni yapılan bir çalışmada ilk defa gıda güvensizliğinin yani vücut için gerekli olan gıdaların zamanında ve yeterince temin edilememesinin kanserden kurtulan bireylerde ölüm riskini ciddi oranda artırdığını ortaya koydu. Bu araştırmaya göre sağlıklı gıdaya erişimi olmayan kanser hastalarının ölüm riski yüzde 28 daha yüksek. ABD’de Perelman Tıp Fakültesi’nden bilim insanları, 5 bini aşkın kişinin sağlık verilerini inceledi. Araştırma, JAMA Health Forum adlı bilimsel dergide yayımlandı. Buna göre, gıda güvencesizliği yaşayan bireylerin ölüm riski, sağlıklı gıdaya erişimi olanlara kıyasla yüzde 28 daha fazla. Üstelik bu fark, yaş, cinsiyet, sigara kullanımı gibi faktörler hesaba katıldığında da geçerli." "Gıda yardımı programlarına katılmayan bireylerde risk yüzde 42’ye çıkıyor" Verilerin 2011-2012 yıllarındaki ABD Ulusal Sağlık Anketi ve 2019 yılına kadarki ölüm kayıtlarına dayandığına değinen Coşkun, "Araştırmaya katılanların yüzde 10’unun gıda güvensizliği yaşadığı tespit edildi. Bu grubun hem kansere bağlı hem de tüm nedenlere bağlı ölüm oranlarının daha yüksek olduğu görüldü. Gıda güvencesizliği yaşayıp devlet destekli gıda yardımı programlarına katılmayan bireylerde bu riskin yüzde 42’ye kadar çıktığı belirtiliyor. Bu çalışma, gıda güvencesizliği ile kanser sonrası ölüm riski arasındaki ilişkiyi gösteren ilk bilimsel araştırma olma özelliğini taşıyor" dedi. "Sağlıklı gıdaya erişim, hastaların yaşam süresini uzatabilir" Sağlıklı gıdanın kanser tedavilerinde düşünülenden çok daha önemli olduğunu vurgulayan Uğur Coşkun, "Sağlıklı gıdaya erişim, hastaların yaşam süresini uzatabilir. Tabii, kanser hastalarının tedavi sürecinde sosyal ihtiyaçlarının da göz önünde bulundurulması gerekiyor. Ayrıca, sağlık kuruluşlarında gıda güvencesizliği taramasının yapılması ve ihtiyaç sahibi bireylerin yardım programlarına yönlendirilmesi gibi girişimlerde bulunmak oldukça önemli. Sonuç olarak kanser tedavisi esnasında beslenme ne kadar önemli ise tedaviler sonrası kanserden kurtulan hastalarda da gıdalara erişim ve sağlıklı gıdaların tüketilmesi yine o kadar önemli diyebiliriz" ifadelerini kullandı.
TUSYAD Bölge Bilimsel Toplantısı Erzincan’da yapıldı
29 Haziran 2025 Pazar - 11:04 TUSYAD Bölge Bilimsel Toplantısı Erzincan’da yapıldı Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanları ile asistanlarının katıldığı TUSYAD Bölgesel Bilimsel Toplantı Erzincan’da yapıldı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Prof. Dr. Erdoğan Büyükkasap Kültür ve Kongre Merkezi’nde bölgede farklı illerden ortopedistlerin katıldığı ön çapraz bağ yaralanmaları hastalıklarında kullanılan gelişmiş cerrahi teknikler deneyimli eğitmenler tarafından anlatıldı. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nizamettin Koçkara gerçekleştirilen toplantı ile ilgili bilgi verdi. Koçkara, "Bugün Erzincan’da Türkiye Spor Yaralanmaları Artroskopi ve Diz Cerrahisi Derneği (TUSYAD) Erzurum Şubesi ile birlikte düzenlediğimiz ön çapraz bağ konulu panelimize Rize’den, Trabzon’dan, Giresun’dan, Sivas’tan, Van’dan ve Erzurum’dan olmak üzere ortopedistler katılım sağladı. TUSYAD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Yavuz Kocabey’in de katılım sağladığı toplantının bilimsel açıdan yüksek verimlilikle tamamlandığını söyleyen Prof. Dr. Koçkara, amacımız bölgemizde ki ortopedi uzmanların bu konuda güncel bilgilerle eğitimdeki tecrübeli isimlerle buluşturmak, bölgemizde verilen hizmetin kalitesini artırmak. Hepimizin bildiği gibi ön çapraz bağ yaralanmaları insanlarımızın hayatında hayat kalitesini oldukça bozan bir yaralanmadır, bu yaralanmaların tedavisinde, teşhis ve tedavi sonrası sürecinde mevcut ve en güncel bilgileri meslektaşlarımıza sunmak." dedi. Yapılan toplantının Erzincan, üniversite ve meslektaşlar için oldukça yararlı olduğunu belirten Prof. Dr. Koçkara tüm katılımcılara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı. Katılımcılar ön çapraz bağ yaralanmaları hastalıklarında kullanılan gelişmiş cerrahi teknikleri en deneyimli eğiticilerden dinleme fırsatı buldular.
Aşırı terlemeye bağlı sıvı kaybı, kalp krizine yol açıyor
29 Haziran 2025 Pazar - 10:00 Aşırı terlemeye bağlı sıvı kaybı, kalp krizine yol açıyor Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte, hava sıcaklıkları ülke genelinde normalin üzerine çıktı. Uzmanlar, aşırı sıcakların terlemeyle birlikte vücutta sıvı kaybına yol açarak kalp krizi riskini artırabileceğini belirtiyor. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte ülke genelinde hava sıcaklıkları etkisini artırarak mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Kavurucu sıcakların, kalp hastalarının yanı sıra böbrek yetmezliği, solunum rahatsızlığı ve obezite gibi kronik hastalıklara sahip bireyler için de ciddi sağlık riskleri oluşturduğu belirtiliyor. Artan sıcaklıklarla birlikte vücutta terleme yoluyla meydana gelen aşırı sıvı kaybı, kalp krizini tetikleyebildiğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Aşırı sıcak, sağlıklı bireylerde bile bazı mekanizmalarla sağlığı olumsuz etkileyebilir. Terleme yoluyla oluşan sıvı kaybı, vücutta sodyum ve potasyum gibi elektrolit dengesizliklerine yol açabilir. Bu durum, kanın yoğunlaşmasına ve dolayısıyla pıhtılaşmaya meyil oluşturur. Özellikle hipertansiyon veya kalp yetmezliği olan bireylerde, kullanılan idrar söktürücü ilaçlar da tabloyu ağırlaştırabilir. Bu yüzden hem sağlıklı kişilerde hem de kronik hastalığı olan bireylerde aşırı sıcağa maruz kalmamak büyük önem taşır. Sıcaklığın en yüksek olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında güneşten uzak durmak ve mutlaka yeterli sıvı tüketmek gereklidir" dedi. Gençler de tehlike altında Son yıllarda kalp ve damar hastalıklarının genç yaş grubunda da artış göstermeye başladığına değinen Tengiz, "Covid enfeksiyonu ve bazı durumlarda aşılar, pıhtılaşma eğilimini artırabiliyor. Ancak esas neden, sağlıksız yaşam tarzının giderek yaygınlaşmasıdır. Hareketsizlik, obezite, kolesterol açısından zengin beslenme, sigara kullanımı bu riskleri tetikliyor. Özellikle yaz aylarında gençlerin plajlarda ya da sıcak ortamlarda aşırı alkol ve enerji içeceği tüketmesi, sıvı kaybını hızlandırarak kalp sağlığı açısından ciddi tehlikeler doğurabilir. Genç yaşlardan itibaren sağlıklı, dengeli ve kolesterolden fakir bir diyet, sigarasız yaşam ve düzenli egzersiz alışkanlığı kazandırılmalıdır" ifadelerini kullandı. Aspirin kanı sulandırıyor Kalıtsal kalp hastalıkları olan genç bireylerde sıcakla birlikte gelen stres, sıvı kaybı ve aşırı fiziksel aktivite kalp krizine neden olabileceğini söyleyen Tengiz, cümlelerini şu şekilde noktaladı: "Özellikle spor yapılacaksa, sıcak olmayan saatlerde ve bol sıvı alımıyla yapılması önemlidir. Kalp krizi belirtileri arasında göğüste baskı, ağrı ve soğuk terleme yer alır. Böyle bir durumda hastanın rahat bir pozisyona alınması ve eğer mümkünse 300 mg aspirin çiğnetilerek kanın akışkanlığının artırılması faydalı olabilir. Ancak en önemli adım, hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna ulaşmaktır."
Prof. Dr. Özkan: "Diş eksikliği kalp krizi riskini nasıl artırıyor?"
29 Haziran 2025 Pazar - 09:54 Prof. Dr. Özkan: "Diş eksikliği kalp krizi riskini nasıl artırıyor?" Uzman Diş Hekimi Ağız Diş Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan: "Kalp krizi geçirme riskinizi sadece kalp değil, ağzınızda eksik olan dişleriniz de belirliyor" dedi Özkan yaptığı açıklamada, "Kliniklerde diş çürüğü ve diş eti hastalıklarına bağlı olarak çekilen dişler, sadece estetik kaygı oluşturmakla kalmıyor. Uzun yıllardır üzerinde çalışılan ve geçtiğimiz günlerde Güney Kore’den gelen kapsamlı bir araştırmayla kanıtlanan gerçek artık bilimsel bir netliğe kavuştu. Diş kaybı kalp yetmezliğine zemin hazırlıyor. Üstelik bu ilişki, ileri yaş grubunun ötesinde, genç bireylerde de ciddi riskler taşıyor" diye konuştu. Ağız ve diş, kalbin aynası mı? Özkan, ağzın, vücudun giriş kapısı olduğuna dikkat çekerek şöyle devam etti: "Bu kapıda yaşanan bir bozulma, domino taşı etkisiyle tüm sistemleri etkiler. Diş eksikliği sadece ağız bölgesinde bir sorun olmasının ötesinde, kronik sistemik hastalıkların tetikleyicisi haline gelir. Bir dişinizi kaybettiğinizde o dişin yanında beslenmenize katkı sağladığı dişeti, çene kemiğiniz, komşu dişler ve hatta kalbiniz de bu eksiklikten etkileniyor. Ağız sağlığı ile kalp sağlığı arasında doğrudan, bilimsel olarak kanıtlanmış bir bağ var. Kalbinize giden yol dişlerinizden geçiyor. Bu çalışmayla bir kez daha anlıyoruz ki, erken yaşta başlayan diş eksikliği, ilerleyen yaşta kalp yetmezliğiyle sonuçlanabiliyor. Özellikle periodontitis gibi ileri diş eti hastalıklarıyla başlayan süreçte, bakterilerin kana karışarak damar sertliğine ve inflamasyona yol açtığı net olarak görülüyor." Gençler de risk altında! Bilimsel araştırmalar, 65 yaş altındaki bireylerde de kalp krizi riskinin yüksek olduğunu anlatan Özkan, "Özellikle sigara kullanan, diyabet hastası olan veya stresli yaşam süren bireylerde, erken diş eksikliği kalp damar sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisi daha belirgin hale geliyor. Peki diş eksikliği kalbi nasıl çökertir? Ağızdaki iltihap, kana karışır. Eksik diş bölgesindeki çene kemik zamanla eriyor, dişeti çekiliyor ve çevre dokular iltihaplanıyor. Bu iltihaplı ortam, bakterilerin kan yoluyla vücuda yayılmasına neden oluyor. Bağışıklık sistemi bu yükü taşımakta zorlanıyor, kalp-damar sistemi strese giriyor. Vücut, her gün ağızdan yayılan bu mikro enfeksiyonlarla boğuşurken kalp yavaş yavaş yetmezliğe doğru ilerliyor. Damar iç yüzeyi hasar görür. İltihaplanma, damarların iç duvarında mikro çatlaklar oluşturur. Bu da ateroskleroz (damar sertliği) ve hipertansiyonun temelini hazırlar. Kalp kası yıpranır. Kalp, bu enfeksiyöz yükü taşımak için daha fazla çalışır. Sürekli inflamasyon kalp kasının işlevini bozar. Sonuç: Kalp Yetmezliği! Dişi tedavi ettiğimizde, kalpleri de düzeliyor. Çünkü iltihap asıl kaynak noktasından kesildiğinde, vücut toparlanmaya başlıyor" diye konuştu. Her kaybedilen diş başına kalp kriz risk oranı nasıl etkileniyor? Peki çözüm? Her kaybedilen dişin yapılan araştırmalara göre, yüzre 1 oranında kalp krizi (MI), yüzde 1.5 oranında kalp yetmezliği (HF), yüzde 1.5 oranında felç ve yüzde 2 oranında ölüm riski artışı anlamına geldiğinin altını çizen Özkan şunları kaydetti: "Ve en çarpıcı bulgu şu oldu: Eksik 1-4 diş bile bu riskleri belirgin şekilde yükseltirken, 5 ve üzeri diş eksikliği tehlikeyi adeta katlıyor. İstatistik değil, gerçek: Ağızda başlayan sessiz yıkım, yıllar içinde kalbinize ulaşabilir. Prof. Dr. Özkan, şunları söyledi: "Bugün bir diş kaybını sadece implantla telafi etmek yetmez. Ana dişi korumak ve dişi çekmeden kurtarmak yaşam kalite artışıyla birlikte yaşam süresi uzaması meselesi haline geldi. Her eksik dişin, vücutta sistemik bir karşılığı var. Kalp, böbrek, beyin Hepsi etkileniyor. Bu yüzden bizim artık ‘dişi çekmeden kurtarma’ operasyonlarımız, yalnızca bir dişi değil, bir hayatı kurtarmak anlamına geldiğini anlamamız gerekiyor. Diş eksikliğiyle gelen domino taşı etkisi. Her diş bir organ gibi değerlendirilmeli. Diş eksildiğinde; komşu dişler boşluk olan bölgeye devrilir, boşluğa karşılık gelen diş kendini boşluğa bırakır, geriye kalan tüm dişler kökten hareketlenir, çürük artışı gözlenir, çiğneme etkinliği yitirilir, ağzın dengesi kaybolur, çene kası dengesizleşir, çene eklem stresi artar, çene kemik erimesi ve dişeti çekilmesi gelişir, sindirim sistemi bozulur ve kalp, bu sistemik yükü taşımakta zorlanır." Özkan: vücudun, bir bütün olarak çalıştığını, diş eksikliğinin domino etkisiyle sadece çene kemiğini değil, kalbi de yere serebileceğini belirterek, "Diş eti kanaması = kalp alarmı. Periodontitis (Kronik dişeti hastalığı) sadece ağız değil, kalp sağlığı için de büyük tehlikedir. Diş eti iltihabı, kalp kapakçıklarında endokardit gibi ölümcül enfeksiyonlara yol açabilir. Bu yüzden kanayan her diş eti, kalbinizden gelen sessiz bir yardım çağrısıdır." dedi. Bu hastalıkların önüne geçmek için Özkan’ın Önerdiği 6 hayat kurtarıcı yol şöyle: "Dişi çekmeden kurtar. Çekmek kolay, yaşatmak sanattır. Dişi kaybetmeden önce uygulanabilecek en gelişmiş tekniklerle hastanın kendi dişini kurtarılması esastır; minividalı anatomik dolgu, Kanal tedavisi, Kanal tedavisi yenileme, Apikal rezeksiyon, Hemiseksiyon, Reimplantasyon, Diş nakli yöntemi gibi Dişi çekmeden kurtarılması yöntemleriyle Kalp krizi riskinin de azaltılması hedeflenmeli" şeklinde özellikle vurguluyor. "Bugün çekilecek dediğiniz dişler bile dişi çekmeden kurtarma yöntemleriyle yaşatılabilir. Çünkü her doğal diş, vücutla mükemmel bir uyum içindedir. Onun yerini en iyi implant bile doldurması güçtür. Lazerle dikişsiz implant. Kalbe saygılı çözüm. Diş kaybından sonra çene kemik erimesi ve dişeti çekilmesi başlar ve implant uygulanacak alan kaybolur. İlk 45 gün bu açıdan kritiktir. "Dişi çektikten sonraki zaman kaybı, çene kemik erimesi anlamı taşır. Çene kemik erimesi, sistemik hastalıkların önünü açar. Kalp bu yükü taşıyamaz." Lazerle Dikişsiz İmplant yöntemi sayesinde; dikişsiz, lazerle dişetinde ve çene kemiğinde hızlı iyileşme süreci oluşur. "Lazerle dikişsiz implantlar, iltihap riskini azaltarak kalp dostu bir tedavi sunar. Özellikle kalp rahatsızlığı olan bireyler için altın standart denilebilir. Kalbiniz için dişlerinizi kurtarın. Diş eksikliğini önemsememek, kalbinizin çöküşünü hızlandırmak demektir. Her eksik diş, kalp sisteminde bir yük daha oluşturur. Bugün ihmal edilen bir boşluk, yarın sizi yoğun bakım kapısına götürebilir. "Her sabah aynaya baktığınızda eksik bir diş görüyorsanız, bilin ki eksilen sadece estetik değildir. Eksilen; sağlıktır, yaşam kalitesidir, belki de ömürdür."
Çocuklarda miyopi artıyor: Ekran süresi ve gün ışığı eksikliği en büyük neden
29 Haziran 2025 Pazar - 09:49 Çocuklarda miyopi artıyor: Ekran süresi ve gün ışığı eksikliği en büyük neden Miyopinin son yıllarda çocuklarda daha sık görülmeye başladığını belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Betül Tuğcu, "En büyük nedeni ise ekran başında geçirilen uzun süre, aşırı yakına bakmak ve yeterince gün ışığına çıkmamak. Miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak için özel gözlükler, kontakt lensler ve göz damlaları kullanıyoruz. Ancak ailelerin de üzerine düşeni yapması gerekiyor. En önemli görev ise ekran aktivitesi sınırı, ekran mesafe ayarı, ve gün ışığı görülmesi. Bunlar yapılmaz ise retina yırtılması, dekolman, glokom gibi önemli göz hastalıkları riski ortaya çıkabilir" dedi. Liv Hospital Ulus Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Betül Tuğcu, son yıllarda özellikle çocuklarda çok sık görülen göz hastalığı miyopi ile ilgili açıklamalarda bulundu. Miyopinin artmasındaki en büyük nedenin bilgisayar, tablet ve telefon başında uzun süre geçirilmesinin olduğunu vurgulayan Tuğcu, "Miyopinin ilerlemesinin durdurulabilmesi için en önemli görev ise ekran aktivitesi sınırı, ekran mesafe ayarı ve gün ışığı görülmesi. Bunlar yapılmaz ise retina yırtılması dekolman, glokom gibi önemli göz hastalıkları riski ortaya çıkabilir. Çağımızın en önemli sorunu bu aslında. Bundan 10 yıl sonra bu rahatsızlık daha da artacaktır. Araştırmaların çoğu bu durumu nasıl engelleriz diye yapılıyor" dedi. "İleri derecede miyoplarda retina yırtılması gibi önemli göz sorunları ortaya çıkabilir" Miyopi hastalığının uzağı bulanık görmeye sebep olan bir sağlık sorunu olduğunu belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Betül Tuğcu, "Son yıllarda çocuklarda görünme sıklığı arttı. Bunun en büyük sebebi aşırı ekran aktivitesi, tablet, telefon oyunları, aşırı yakına bakma ve gün ışığı görmeme gibi etkenlerdir. Bu nedenle çocuklarda miyopinin daha da ilerlediğini görmekteyiz. Anne ve baba da eğer miyopi varsa risk daha da artmakta. Biz göz doktorları olarak miyopinin ilerlemesini durdurmak için özel tasarımlı gözlükler, kontak lensler ve özel hazırlanan damlalar uygulamaktayız. Bu da yeterli olmuyor ailelere de önemli görevler düşmekte. En önemli görev ekran aktivitesine sınır koyulması. Doktorlar 2 saat öneriyoruz, 2 saati aşmaması gerekiyor. Ekran süresi sırasında aralar verilmesi gerekiyor. Örneğin; çocuğun 20 dakikada bir 5 dakika boyunca uzağa bakması öneriliyor. Uzağa bakınca kaslar gevşeyebiliyor. Ekran mesafesinin ayarlanması, 30 santimden uzakta tutulması ve aydınlatma çok önemli. Ek olarak gün ışığı görmesi lazım bu çocukların. Dışarıda aktivitelerin en az 2 saat olmasını öneriyoruz. Miyopinin ilerlemesini durdurmalıyız. Çünkü ileri derecede miyoplarda çok önemli göz sorunları ortaya çıkabiliyor. Retina yırtılması, dekolman, glokom gibi önemli göz hastalıkları riski ortaya çıkabilir. Sarı nokta hastalığı riskini bile arttığı bildiriliyor. O yüzden bu durumu yavaşlatmak için çalışmalar yapılıyor. Aslında çağımızın en önemli sorunu bu. Bundan 10 yıl sonra bu rahatsızlık daha da artacaktır. Araştırmaların çoğu bu durumu nasıl engelleriz diye yapılıyor" şeklinde konuştu.
KKKA hayatınızı tehdit etmesin
29 Haziran 2025 Pazar - 09:32 KKKA hayatınızı tehdit etmesin Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığına karşı risk artıyor. Uzmanlar, özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar ile kırsal alanları ya da piknik yerlerini ziyaret eden vatandaşların bu dönemde daha dikkatli olması gerektiği konusunda uyardı. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Özkul, KKKA’nın keneler aracılığıyla bulaşan ve ciddi sonuçlara yol açabilen tehlikeli bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirterek, korunma yolları ve erken teşhisin önemine dikkat çekti. Özkul, "Hastalık genellikle kene ısırması yoluyla bulaşıyor. Ayrıca, hastalığı taşıyan hayvanların kanı veya vücut sıvılarıyla doğrudan temas da virüsün insana geçmesine neden olabiliyor. Kene, vücuda tutunduktan sonra virüsü kana karıştırarak hastalığın ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Kene ısırmasından sonra hastalığın belirtileri genellikle 1 ila 3 gün içinde ortaya çıkıyor. Bu dönemde yüksek ateş, halsizlik, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi şikayetler görülebiliyor. Hastalık ilerledikçe ciltte döküntülerle birlikte burun ve diş eti kanamaları gibi ciddi belirtiler de ortaya çıkabiliyor. Dr. Özkul, hastalıktan korunmak için özellikle kırsal alanlarda açık renkli ve uzun kollu giysiler tercih edilmesini, pantolon paçalarının çorap içine alınmasını ve vücutta kene kontrolünün düzenli olarak yapılmasını öneriyor. Kene tespit edildiğinde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşıyor. Ayrıca, hasta ya da hastalık şüphesi taşıyan hayvanlarla temastan kesinlikle kaçınılmalı" diye konuştu. Kene tutunması durumunda ya da hastalık belirtileri ortaya çıktığında zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirten Dr. Özkul, KKKA’nın erken tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabilecek bir hastalık olduğunu hatırlattı.
Kanser tedavisinde yeni ufuklar anlatıldı
28 Haziran 2025 Cumartesi - 22:15 Kanser tedavisinde yeni ufuklar anlatıldı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Atike Pınar Erdoğan tarafından verilen "Kanser Tedavisinde Yeni Ufuklar" söyleşisinde, alandaki en son gelişmeler ve yarının tedavi yöntemleri anlatıldı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi tarafından Yükseköğretim Kurulu Bilim İletişim Ofisi desteği ile MCBÜ Tıp Tarihi ve Deontoloji Müzesinde, ortaklaşa düzenlenen ‘Kanser Tedavisinde Yeni Ufuklar’ söyleşisinde kanserle mücadelede kat edilen ilerlemelerin, umut veren yeni stratejilerin ve bilimin ışığındaki yaklaşımların tüm detayları MCBÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Atike Pınar Erdoğan tarafından katılımcılara aktarıldı. Sosyal medya üzerinden de canlı olarak verilen söyleşiye hem tıp camiası hem de vatandaşlar yoğun ilgi gösterirken etkinliğe Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar da katıldı. Kanserin birçok alt kolunun olduğunu kaydeden Erdoğan, yaptığı sunumda kanserin, hücrelerin içindeki DNA’da meydana gelen mutasyonlar ve anormal büyümeler sonucu meydana geldiğini, yapısal nedenlerle birlikte kansere neden olan durumlar arasında genetik faktör, çevresel faktörler, yoğun güneş ışını, sigara-alkol tüketimi, kanserojen maddeye maruz kalma, kötü beslenme ve stres gibi faktörlerin yer aldığını söyledi. Sunumu sırasında katılımcılara kağıt ve kalem dağıtarak herkesin bir ağaç çizmesini isteyen Erdoğan, herkesin çizdiği ağacın birbirinden farklı olduğunu ancak hepsinin ağaç olduğunu vurgulayarak kanserin de böylesine çeşitli bir hastalık olduğunu söyledi. Sunum soru cevap bölümüyle sona ererken, programın sonunda katılımcılara katılım belgesi takdim edildi.
Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Medicana arasında iş birliği protokolü
28 Haziran 2025 Cumartesi - 18:10 Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Medicana arasında iş birliği protokolü Türkiye’nin önde gelen sağlık gruplarından Medicana ile Sağlık Turizmi Konfederasyonu arasında sağlık turizmi alanında önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Türkiye’nin önde gelen sağlık gruplarından Medicana ile Sağlık Turizmi Konfederasyonu arasında sağlık turizmi alanında önemli bir iş birliği protokolü imzalandı. Sağlık Turizmi Konfederasyonu ile Medicana Sağlık Grubu arasında imzalanan protokol, Türkiye’nin sağlık turizminde uluslararası alanda daha güçlü bir aktör olmasını hedefliyor. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız ile Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay’ın öncülük ettiği protokol, sektör adına stratejik kazanımlar vaat ediyor. Protokol kapsamında nitelikli sağlık hizmetlerinin yabancı hastalara sunulması, uluslararası hasta portföyünün genişletilmesi, eğitim ve tanıtım faaliyetlerinin artırılması ile kalite standartlarının yükseltilmesi gibi başlıklarda ortak çalışmalar yürütülecek. Sağlık Turizmi Konfederasyonu Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, yapılan iş birliğinin önemine değinerek, "Türkiye’nin sağlık turizminde sahip olduğu potansiyeli daha da ileriye taşımak, dünyada söz sahibi olmak için güçlü ve vizyoner ortaklıklar kuruyoruz. Medicana gibi köklü ve kaliteli bir kurumla gerçekleştirdiğimiz bu protokol, sektörümüz için stratejik bir adımdır" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Genel Müdürü ve Başhekimi Doç. Dr. Gülçin Türkmen Sarıyıldız ise yaptığı değerlendirmede, "Sağlıkta kaliteyi ve erişimi artıracak tüm girişimlere destek veriyoruz. Medicana olarak bu iş birliğiyle uluslararası hasta kabulünde yeni bir dönem başlatmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Her iki taraf da protokolün hayırlı olmasını dileyerek, iş birliğinin Türkiye’nin sağlık turizmi hedeflerine katkı sunacağına olan inançlarını dile getirdi.
İstanbul Tıp Fakültesi’nde Geriatri Bilim Dalı’nın kuruluşunun 25’inci yılı kutlandı
28 Haziran 2025 Cumartesi - 15:00 İstanbul Tıp Fakültesi’nde Geriatri Bilim Dalı’nın kuruluşunun 25’inci yılı kutlandı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde 2000 yılında kurulan Geriatri Bilim Dalı’nın 25’inci yaşı kutlandı. Programda konuşan İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, "Şu anda bakıldığı zaman tıp alanının ihtiyaç duyduğu alanını mükemmel bir şekilde kapattığını görüyoruz" şeklinde konuştu. İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi bünyesinde 20 Haziran 2000’de kurulan Geriatri Bilim Dalı’nın 25’inci yılı düzenlenen program ile kutlandı. Rektörlük binasında düzenlenen programa İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Karan ve Guinness Rekorlar Kitabı’nda en uzun kariyere sahip erkek spor spikeri Orhan Ayhan katıldı. Konuşmaların ardından protokol heyeti, 25’inci yıl anısına pasta kesti. Program farklı oturumlar şeklinde devam etti. "Geriatriyi öğretecek bir duruma geldik" Programda konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, "Geriatriyi öğrettirecek bir duruma geldik. Geriatri çocuklarımız azaldı, 40 sene geçti bunun üzerinden. İnsanoğlunun gençken var olan hücrelerinin dinamikliği, gücü, kuvveti erken evlilikle ancak gelecek nesillere aktarılır. Ben öyle açıklama yaptığımda o zaman ’sen neredesin’ dediler. Şimdi o dediklerimin dönüşümlerini yaşıyoruz. Şimdi gerçekten geriatride birçok detayı önceden görüp, iki neslimizin Mehmet Akif Hocamızın dediği geriatri sorunlarını çözme bilim dalı olarak bunu görmeyin. Daha iyi yaşlanma nasıl olabilir, yaşlılık nasıl daha mutlu olabilir öyle bakmayın böyle bakın dedim" dedi. "Geriatri bilim dalı kurulduktan sonra kendine çok güzel bir alan oluşturdu, müfredatını geliştirdi, müktesebatını genişletti" Geriatri Bilim Dalı’nın kurulmasına öncülük eden İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek ise, "2000 yılında İstanbul Tıp Fakültesinde kuruldu. Öncesinde de kurulması ile ilgili adımlar var. Biz kendi aramızda da sohbet ederken özellikle yan dal uzmanları ile birlikte konuştuğumuzda geriatriye ne gerek var, geriokardiyoloji var ya da psikiyatri var, gerohemetoloji var. Herkes kendi alanındaki hastaya bakıyor, geriatri acaba gerekli mi? 1980’li yıllardaki gecikmenin sebebi de bu. Akif Hocamız tam söylemedi. İlk nüfus yaşlı değil denildi o zaman ama yan dalların bastırmasıyla kurulamadı. Geriatri bilim dalı kurulduktan sonra kendine çok güzel bir alan oluşturdu, müfredatını geliştirdi, müktesebatını genişletti. Şu anda bakıldığı zaman tıp alanının ihtiyaç duyduğu alanını mükemmel bir şekilde kapattığını görüyoruz" şeklinde konuştu. "Temelinde yaşlılık bilimi çalışmaları var" Programda konuşan Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Karan da, "Olayların gelişiminde, kurumların oluşumunda bireylerin etkisinde çok fazla olduğunu düşündüğümüz kişilerin davranışları, yaptıkları aktif ya da pasif eylemleri birçok olayın oluşumunu doğruluyor. Kişilere karşı da vefa duygusu beslememiz gerekiyor. Bu toplantının ikinci konusu da bu vefa duygusudur. Geriatrinin Türkiye’deki ve dünyadaki gelişiminde kimlerin rol aldığından sizlere bahsetmek istiyorum. Geriatri, yaşlı sağlığı ve hastalıklarının temelinde daima temel bilimler olmadan tek başına gelişmeye ulaşamıyor. Temelinde yaşlılık bilimi çalışmaları var, ontoloji var" şeklinde konuştu.
Erzincan’da KKKA uyarısı: Kene temasına karşı dikkatli olun!
28 Haziran 2025 Cumartesi - 13:50 Erzincan’da KKKA uyarısı: Kene temasına karşı dikkatli olun! Erzincan İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, yaz aylarında artış gösteren Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarına karşı vatandaşları dikkatli ve tedbirli olmaları konusunda uyardı. Yapılan açıklamada, hastalığın hayati risk taşıdığı ve alınacak basit önlemlerle bulaş riskinin büyük ölçüde azaltılabileceği vurgulandı. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, mevsim ve çevresel faktörlerin etkisiyle keneler aracılığıyla bulaşan KKKA hastalığında dönemsel artış gözlemlendiğine dikkat çekildi. Özellikle tarla, bağ, bahçe, ormanlık alan ve piknik yerlerine gidecek vatandaşların vücudu örten açık renkli kıyafetler giymeleri, pantolon paçalarını çorap içine sokmaları ve dönüşte vücutlarını kene yönünden kontrol etmeleri gerektiği ifade edildi. Açıklamada, kene vücuda tutunmuşsa çıplak elle kesinlikle müdahale edilmemesi, sigara, kolonya gibi maddelerle çıkarılmaya çalışılmaması gerektiği belirtildi. Bu durumda vatandaşların en kısa sürede bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerektiği bildirildi. Ayrıca, hayvanların üzerindeki kenelere temas edilmemesi, hayvanların kanı ve vücut sıvılarıyla temastan kaçınılması gerektiği de hatırlatıldı. Kene teması sonrası 10 gün içinde halsizlik, ateş, iştahsızlık, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi şikayetlerin görülmesi halinde vakit kaybedilmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması çağrısı yapıldı.