SAĞLIK
Başkan Kaya’dan Aydın Şehir Hastanesi’ne övgü 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:47:38 Ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek olan Aydın Şehir Hastanesi, polikliniklerin de taşınmasıyla birlikte tam kapasite hizmet vermeye başlarken, hastaneye gelen İncirliova Belediye Başkanı Aytekin Kaya, duyduğu memnuniyeti dile getirerek "Hastanemiz çok güzel ve ferah olmuş" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi açılışı yapılan Türkiye’nin 21. Şehir Hastanesi, polikliniklerin de taşınmasıyla birlikte Aydın’da tam kapasite hizmet vermeye devam ediyor. Bin 300 yatak kapasitesi ile Aydın halkına birinci sınıf sağlık hizmeti sunması beklenen hastane 189 poliklinik sayısı ile hizmet vermeye başladı. Sabahın erken saatlerinde polikliniğe gelen vatandaşlar da hastane personelleri tarafından kapıda karşılanarak gidecekleri bölümlere yönlendirildi. "Aydın’a her şey yakışır" Aydın Şehir Hastanesi’nde kalan Yenipazar Belediyesi eski başkanı Zafer Savcı’yı ziyarete gelen İncirliova Belediye Başkanı Aytekin Kaya da, hastaneden övgü dolu sözlerle bahsetti. Aydın Şehir Hastanesi’nin kente önemli bir değer kattığını ifade eden İncirliova Belediye Başkanı Aytekin Kaya, hastaneden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Aydın Şehir Hastanesi’ne bugün, yeni açılan Acarlar Yolu’ndan geldik. Öncelikle Özlem Başkanı teşekkür ederim. 5 dakikada İncirliova’dan geldik. Bir köprü kalmış yapılacak. O köprüde yapılınca İncirliova ile Şehir Hastanesi arası 10 dakika sürmez. Bu yol güzel olmuş. Koçarlı’ya İncirliova’ya faydası var. Şehir Hastanesi’ne eski Yenipazar Belediye Başkanımız Zafer Savcı’ya ziyarete geldim. Güzel bakıyorlar. Hastanemiz çok güzel olmuş. Ferah olmuş. Herkes ilgileniyor. Sağ olsunlar. Güvenlikçisinden personeline kadar herkes yardımcı oluyor. İlk gün olması sebebiyle biraz karmaşa var ama en kısa zamanda o da düzene girer. Hastane çok güzel olmuş. Odalar çok güzel. Vesile olan herkesten Allah razı olsun. Aydınımıza hayırlı olsun. Aydın değişen ve gelişen bir il. Herkesin göç ettiği bir il. Aydın’a her şey yakışır" dedi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 17:06 Çözüm bulamadığı bel ağrısından ‘ağrı pili’ ile kurtuldu Gaziantep’te ilaç tedavisine ve defalarca ameliyat olmasına rağmen kronik ağrıları nedeniyle 5 yıldır zorlu bir yaşam süren 61 yaşındaki Saniye Kal, kentte ilk kez uygulanan "ağrı pili" yöntemi sayesinde sağlığına kavuştu. Belinde 5 yıldır hissettiği kronik ağrıları nedeniyle yürüme güçlüğü çeken ve eğilip kalkmakta zorlanan Saniye Kal, bel bölgesinden 6 defa ameliyat olan, beline platin, 20 vida takılan, 4 defa algolojik tedavi alan ve defalarca fizik tedavi gördü. Gittiği hastanelerde ağrılarına ilaç tedavisiyle çözüm bulamayan Kal’ın omurgası, ameliyatla takılan 20 metal vidalarla sabitlendi. Kal, geçirdiği operasyona rağmen şiddetli ağrı, uyku problemi ve yürüme güçlüğü çekmesi nedeniyle hayatını idame ettiremez hale geldi. Ağrılarından "ağrı pili" tedavisi sayesinde kurtuldu Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvuran Kal, algoloji bölümü doktorları muayene etti. Doktorlar Kal’a "ağrı pili" tedavisi uygulanmasına karar verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinden Op. Dr. Abdullah Duman ve ekibinin başarılı operasyonu sonucu Kal, yıllardır süren ağrılarından hastanede uygulanan "ağrı pili" tedavisi sayesinde kurtuldu. Bel bölgesine pil yerleştirilen Kal, 5 yıldır geçmeyen ve son 1 yıldır dayanılmaz bir hal alan ağrılarından kurtulmanın mutluluğunu yaşıyor. "Hastalarımıza umut olmaya devam edeceğiz" Kronik ağrıları nedeniyle yıllardır zorlu bir yaşam süren Saniye Kal’ın kentte ilk kez uygulanan "ağrı pili" yöntemi sayesinde sağlığına kavuştuğunu belirten Gaziantep Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Uluşan, "Hastamız bacak ağrıları nedeniyle birçok ameliyat geçirmiş. Hastamıza 20’ye yakın bir vida ameliyatı uygulanmış. Ama geçmeyen ağrıları nedeniyle hastanemize başvurdu. Gaziantep’te ve bölgede ilk defa uygulanan tedaviyle hastamız sağlığına kavuştu. Hastamız omurgaya yerleştiren ‘ağrı pili’ sayesinde ağrılarından tamamen kurtuldu. Hastamız da çok mutlu. Hastanemizde bu tarz vakaları yapmaya devam edeceğiz ve hastalarımıza umut olmaya devam etmeyi planlıyoruz" dedi. "Hastamızın iyileşmesi bizi mutlu etti" Hastanın sağlık durumu ve "ağrı pili" tedavisiyle ilgili bilgi veren Operatör Doktor Abdullah Duman ise, "Hastamız daha önce 3 kere ayaklarından, 3 kere de torakolomber bölgeden ameliyat olmuştu ve bel bölgesinde 20 adet vida vardı. Buna rağmen ağrıları geçmiyordu. Ağrıları geçmemesi üzerine algoloji hekimlerimiz tarafından takibe alınmıştı. Algoloji hekimleri tarafından hasta için ‘ağrı pili’ düşünülüp bize yönlendirildi. Biz de hocamızla beraber değerlendirdik ve hastamıza ‘ağrı pili’ni uygun gördük. Hastaya detaylı bilgilendirmeyi yaptık. Hastanın da kabul etmesi üzerine yaklaşık yarım saat süren bir operasyonla elektrotları sırtına yerleştirdik. Karnının tarafına da bir jeneratör koyduk ve bu şekilde hastanın ağrılarının azaldığını gördük. Bu durum bizi gerçekten memnun etti" şeklinde konuştu. "Sağılığıma kavuştuğum için çok mutluyum" 5 yıldır hissettiği ağrılardan kaynaklı birçok tedavi yöntemi denediğini ve çok sıkıntılı günler yaşadığını dile getiren hasta Saniye Kal da, hastanede gerçekleştirilen operasyonda bel bölgesine yerleştirilen pil ile şikayetlerinden kurtulduğunu belirterek, "Çok ameliyat geçirdim, ağrılarım çok fazlaydı ve bir türlü geçmiyordu. Geceleri uyuyamıyordum, sürekli belim ve ayaklarım ağrıyordu. Günde 6-7 tane de hap içiyordum. Yaklaşık 5 yıldır bu durumdaydım. Şimdi çok şükür iyiyim. Emeği geçen herkese çok teşekkür ederim" diye konuştu.
8 aylık bebeğin anne karnında ölümüyle ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istendi
30 Haziran 2025 Pazartesi - 12:58 8 aylık bebeğin anne karnında ölümüyle ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istendi Amasya’da doğuma sayılı günler kala 8 aylık bebeğin anne karnında hayatını kaybetmesi üzerine Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istendiği bildirildi. Kucağına almayı hayal ettikleri bebeklerine kavuşamamanın üzüntüsünü yaşayan Betül Aykaç ve eşinin ’ihmal olduğu’ iddiasıyla şikayetçi olması sonrası Amasya Valiliği’nden yapılan açıklamada, olayın araştırılması için Sağlık Bakanlığı’nda müfettiş istendiği belirtildi. Yapılan açıklamada, "Çeşitli basın yayın organlarında ‘Amasya’da 8 aylık bebeğini anne karnında ihmal sonucu kaybetti’ şeklinde haberler yapılmıştır. Konuyla ilgili olarak valiliğimizin talimatıyla Sağlık Bakanlığı’ndan müfettiş istenmiş ayrıca ailenin şikayeti üzerine de adli tahkikat başlatılmıştır. Konu tüm yönleriyle titizlikle incelenmekte olup evlatlarını kaybeden aileye başsağlığı diliyoruz" ifadelerine yer verildi. İlk bebeğine hamile olan Betül Aykaç (26), hamileliği süresince bir hastanede Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. S.K.’ya düzenli olarak kontrollerini yaptırdı. Son kontrolünü 20 Haziran günü yaptırıp tansiyon değerlerinin yüksek çıktığını anlatan Betül Aykaç’a iddiaya göre, şeker yüklemesi için 4 gün sonraya randevu verildi. Bu arada özel bir hastaneye başvuran kadının yapılan muayenesinde bebeğin anne karnında hayatını kaybettiği belirlenmişti. Tekrar hastaneye dönen Betül A., bebeğini normal doğumla ölü olarak dünyaya getirmiş, eşi Fırat Aykaç da aynı gün polis merkezine giderek ’ihmali olduğunu’ öne sürdüğü doktor hakkında şikayetçi olmuştu.
Tuzla Devlet Hastanesi’nde Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarına yoğun ilgi
30 Haziran 2025 Pazartesi - 12:40 Tuzla Devlet Hastanesi’nde Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarına yoğun ilgi Tuzla Devlet Hastanesi GETAT Merkezi’nde uygulanan ozon tedavisi, akupunktur, hacamat ve mezoterapi gibi tamamlayıcı tıp yöntemleri, özellikle kronik rahatsızlığı olan hastalardan yoğun ilgi görüyor. Hastalar modern tedavilerle birlikte uygulanan bu yöntemlerle sağlıklarına kavuşuyor. Tuzla Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Merkezi’nde uygulanan ozon tedavisi, akupunktur, hacamat ve mezoterapi yöntemleri hastalar tarafından yoğun ilgi görüyor. Özellikle kronik rahatsızlıklara sahip hastaların başvurduğu merkezde, tedaviler destekleyici yöntemlerle sürdürülüyor. Hastanede en çok tercih edilen yöntemler arasında ozon tedavisi ve akupunktur yer alıyor. Ozon tedavisinde majör, minör ve torbalama yöntemleri uygulanırken, akupunktur ise genel vücut akupunkturu şeklinde 7 seanslık programlar halinde gerçekleştiriliyor. "Kendimi daha dinç ve güçlü hissediyorum" Merkezde ozon tedavisi gören 65 yaşındaki Tuncay Bayrak, tedaviden memnun kaldığını belirterek, "7 saat sırt ozon tedavisi alıyorum. Çok faydasını görüyorum. Kendimi daha dinç, daha güçlü hissediyorum. Eskiden merdiven bile çıkamıyordum, şimdi daha rahat çıkabiliyorum. Yorulmuyorum. Gerçekten iyi bir tedavi, herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim" dedi. "İştahım azaldı, hiçbir şey yemek istemiyorum" Akupunktur seansına katılan Hatice Önder isimli hasta ise, tedavi sonrası iştahının azaldığını ve daha iyi hissettiğini ifade etti. Önder, "İkinci seanstayım ama iştahım neredeyse tamamen kesildi. Şu an hiçbir şey yemek istemiyorum. Kendimi daha iyi, daha dinç hissediyorum. Hocamıza da teşekkür ederim" diye konuştu. "Tamamlayıcı uygulamalarla iyileşme süreçlerini destekliyoruz" Uygulanan tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Tuzla Devlet Hastanesi Pratisyen Hekimi Dr. Fatih Erkan Çam, "Kliniğimizde akupunktur, ozon tedavisi, hacamat ve mezoterapi uygulamaları yapıyoruz. En sık tercih edilen uygulamalar akupunktur ve ozon tedavisi. Akupunkturu hemen hemen her hastalık için kullanabiliyoruz. Özellikle kilo verme ve ağrı tedavisi amacıyla başvuran hastalara uyguluyoruz. Hastalarımız genellikle mevcut hastalıkları nedeniyle birçok klinikte tedavi görmüş ama tam çözüm bulamamış kişilerden oluşuyor. Biz burada onların mevcut tıbbi tedavilerine destek olmak, iyileşme süreçlerini hızlandırmak için tamamlayıcı uygulamalar yapıyoruz" dedi. Ozon tedavisini majör, minör ve torbalama yöntemleriyle uyguladıklarını belirten Çam, "Özellikle diyabetik ayak yaraları ve kronik yara tedavisinde torbalama yöntemi çok etkili. Birçok hastamızı ameliyata gitmeden iyileştirdik. Bunun dışında halsizlik, yorgunluk, bağışıklık güçlendirme ve diyabet kontrolü sağlamak isteyen hastalarımıza da ozon tedavisi uyguluyoruz" ifadelerini kullandı. Hacamat tedavisini genellikle detoks amacıyla uyguladıklarını aktaran Çam, "Özellikle kronik rahatsızlıkları bulunan hastalarda çok iyi sonuçlar alıyoruz" dedi. Mezoterapi uygulamalarını ise yalnızca ağrı tedavilerine yönelik yaptıklarını belirten Çam, eklem, kas ve migren tipi ağrılarda başarılı sonuçlar elde ettiklerini vurguladı. "Anadolu Yakası’nın en kapsamlı GETAT merkezi" Dr. Çam, seansların programlı şekilde ilerlediğini ve randevu sistemiyle çalıştıklarını belirterek, "Akupunktur tedavisini 7 seanslık programlarla, ozon tedavisini haftada 2 defa olmak üzere en az 10 seanslık paketlerle uyguluyoruz. Tamamlayıcı tedaviler, özellikle tıbbi tedavilerle tam iyileşme sağlayamamış hastalar için tercih ediliyor. Tuzla Devlet Hastanesi olarak Anadolu Yakası’nın en kapsamlı GETAT merkezi olduğumuzu söyleyebilirim" şeklinde konuştu. SGK kapsamında gerçekleştirilen uygulamalarda bazı işlemler için katkı payı alındığını ifade eden Dr. Çam, seansların ortalama 30 dakika sürdüğünü söyledi.
Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek: "Dünyada her yıl ortalama 230 bin kişi, Türkiye’de ise 600-bin arası kişi suda boğularak hayatını kaybediyor"
30 Haziran 2025 Pazartesi - 10:16 Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek: "Dünyada her yıl ortalama 230 bin kişi, Türkiye’de ise 600-bin arası kişi suda boğularak hayatını kaybediyor" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek, dünyada her yıl ortalama 230 bin kişinin, Türkiye’de ise 600-bin arası kişinin suda boğularak hayatını kaybettiğini belirterek, vatandaşların güvenli yerlerde denize girmeleri ve cankurtaran hizmetinin olduğu plajları tercih etmesi gerektiğini söyledi. Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte ülkemizde boğulma vakaları yaşanmaya başlarken, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre dünya genelinde her yıl ortalama 230 bin kişi suda boğularak hayatını kaybediyor. Türkiye’da ise her yıl ortalama 600 ila bin kişinin suda boğularak hayatını kaybettiği kaydedilirken, 1-24 yaş arasındaki kişiler suda boğulma riski en yüksek olan yaş grubunu oluşturuyor. Bu sayının doğal afetlerden bile daha fazla can kaybına yol açtığı belirtilirken, boğulmaların yüzde 70’ten fazlası yaz aylarında özellikle tatil dönemlerinde meydana geliyor. Konuyla ilgili uyarılarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Olcay Ayçiçek, vatandaşların güvenli yerlerde denize girmeleri gerektiğini söyledi. Ülkemizde her yıl 600 ila bin kişinin suda boğulma sonucu hayatını kaybettiğine dikkat çeken Ayçiçek, "Yaz mevsiminde, bayram tatillerinde boğulma vakalarında artış gözlemliyoruz. Bu nedenle vatandaşlarımızın bu konuda dikkatli olmaları gerekir. Suda boğulma, suya battıktan sonra nefessiz kalma sonucu gelişen durum olarak tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre dünya çapında önlenebilir ölümler arasında en yaygın üçüncü neden. DSÖ’ye göre dünya genelinde her yıl ortalama 230 bin civarında kişi suda boğularak hayatını kaybetmektedir. Türkiye’de ise her yıl ortalama 600 ila bin kişi suda boğularak hayatını kaybediyor. Bu ciddi bir oran. Bu bakımdan vatandaşlarımızın özellikle güvenli yerlerde denize girmeleri, cankurtaran hizmetinin olduğu plajları tercih etmesi çok önemli" dedi. "Kalıcı hasara yol açabilir" Su altında kalma süresinin kişide kalıcı hasarlara yol açabileceğine dikkat çeken Ayçiçek, boğulma olayı sırasında veya hemen sonrasında görülen etkileri şöyle anlattı: "Nefessizlik (Hipoksi): Boğulan kişi suya batınca nefes alamaz ve kısa sürede oksijen yetersizliği başlar. Bu durum çok tehlikelidir, çünkü beyin 4-6 dakika oksijensiz kaldığında hasar görmeye başlar. Bilinç kaybı: Kişi su altında birkaç dakika kalırsa bayılabilir. Bilinç kaybı, müdahale gecikirse kalıcı hasara yol açabilir. Kalp durması: Nefes alamama kalp atışlarının durmasına neden olabilir. Bu durumda acil müdahale (CPR) hayat kurtarıcıdır." Ayçiçek, uzun vadeli hasarları da şöyle anlattı: "Boğulmadan kurtulan bazı kişilerde olaydan sonra uzun süre devam eden sağlık sorunları oluşabilir: Beyin Hasarı: Oksijensiz kalma süresi uzunsa kişi yaşasa bile beyninde kalıcı hasarlar olabilir. Bu hafıza kaybı, konuşma bozukluğu, dikkat dağınıklığı gibi sorunlara yol açabilir. Hareket Bozuklukları: Sinir sistemi zarar gördüyse kişi yürüme, el-kol hareketleri gibi işlevlerde zorluk yaşayabilir. Psikolojik Etkiler: Boğulma tehlikesi geçiren kişilerde travma, suya karşı korku (hidrofobi), panik atak veya stres bozuklukları gelişebilir. Bu da kişinin hayat kalitesini olumsuz etkileyebilir. Akciğer Problemleri: Olay sonrası bazı kişilerde zatürre (aspirasyon pnömonisi) gibi solunum yolu enfeksiyonları gelişebilir." "Başını yana çevirin, kusturmaya çalışmayın" Boğulma vakalarında alınacak tedbirlerle ilgili bilgi veren Ayçiçek, "Boğulan kişiye yardım edecek kişinin önce kendi güvenliğini kontrol altına alması gerekir. Hasta güvenli bir şekilde kıyıya alındıktan sonra hemen 112’ye haber verilmeli. Hastanın nefes alıp almadığı, bilincinin kapalı olup olmadığı kontrol edilmeli. Başını yana çevirin, kusturmaya çalışmayın. Nefes kontrolünü gözlemleyin, tekrar bilinci kapanırsa tekrar 112’yi bilgilendirin. Eğer hastanın bilinci kapalı, solumuyorsa bu durumda en hızlı sürede kalp ve solunum masajı yapılmalı. Bunun da eğitim görmüş kişiler tarafından yapılması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz: "Metabolizma doğru alışkanlıklarla desteklenebilir"
30 Haziran 2025 Pazartesi - 09:41 Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz: "Metabolizma doğru alışkanlıklarla desteklenebilir" Kilo vermek isteyen birçok kişinin yaptığı en yaygın hatalardan birinin, düşük kalorili, kısıtlayıcı diyetler uygulamak olduğuna dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, "Metabolizma hızını artırmak mümkündür ancak bu disiplinli ve sürdürülebilir alışkanlıklarla başarılabilir" dedi. Metabolizma kavramını, vücudun yediği ve içtiği her şeyi enerjiye dönüştürdüğü karmaşık bir sistem olarak açıklayan Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, bu sürecin nefes almaktan düşünmeye kadar tüm hayati faaliyetlerde rol oynadığını vurguladı. Genetik faktörlerin belirleyici olduğu metabolizma hızının, kilo verme sürecinde en çok merak edilen konular arasında yer aldığını belirterek bu konuda önemli bilgiler paylaştı. Metabolizmanın yalnızca genetikle sınırlı olmadığına değinen Diyetisyen Gündüz "Kilo vermek istiyorsanız bu durumu değiştiremeyeceğinizi düşünerek pes etmeyin. Metabolizmanızı destekleyecek yaşam tarzı değişiklikleriyle hedefinize ulaşmanız mümkün olabilir" diye konuştu. Bazal metabolizma hızınız bile enerji harcar Vücudun dinlenme halindeyken bile kalori yaktığının altını çizen Gündüz, "Buna bazal metabolizma hızı diyoruz. Bu, vücudun nefes alma, kan dolaşımı, hücre onarımı gibi temel işlevleri yerine getirebilmesi için harcadığı enerjidir. Günlük aktiviteler, egzersizler ve hareketlilik bu sürece ek kalori harcaması kazandırır. Dolayısıyla metabolizması daha hızlı çalışan birey, dinlenirken bile daha fazla kalori yakar" ifadelerini kullandı. Kilo vermek isteyen birçok kişinin yaptığı en yaygın hatalardan birinin, düşük kalorili, kısıtlayıcı diyetler uygulamak olduğunu vurgulayan Gündüz, "Bu durum metabolizmayı yavaşlatabilir. Çünkü vücut, aşırı düşük kalori alımını bir tür açlık sinyali olarak algılar. Bu da zamanla daha az kalori harcamasına, yani metabolizmanın yavaşlamasına neden olur. Bu yüzden bazı kişiler birkaç kilo verdikten sonra kilo verememeye başlar" şeklinde konuştu. Metabolizma hızını artıran yiyecekler de olduğunu aktaran Gündüz, araştırmaların bazı besinlerin dinlenme metabolizmasını etkileyebileceğini gösterdiğini söyledi. Gündüz, Protein yönünden zengin gıdaların (yağsız tavuk, balık, baklagiller, yoğurt, kuruyemişler, chia tohumu, az yağlı süzme peynir) ve rafine edilmemiş karbonhidratların (sebzeler, meyveler, tam tahıllar, esmer pirinç) bu gruba dahil olduğunu ifade etti. Gündüz, Ayrıca kafein içeren içeceklerin ve yeşil çayın da termojenik etki oluşturabileceğini iki fincan yeşil çayın, günlük ortalama 70 kalori fazla yakılmasını sağlayabileceğini dile getirdi. "Tatlıyı sabah yiyin, akşamdan kaçının" Metabolizma hızının günün erken saatlerinde daha aktif çalıştığına vurgu yapan Diyetisyen Gündüz, "Diyet dışı kaçamaklar olacaksa, örneğin yaş pasta gibi, bunu sabah saatlerinde tüketmek daha az zarar verebilir. Sabah saatlerinde vücut daha yüksek enerji harcar ve bu sayede alınan kalorileri dengelemek daha kolay olabilir. Kas dokusu, dinlenme halinde bile yağ dokusuna göre daha fazla kalori yakar. Bu nedenle güç antrenmanları yaparak kas kitlesini artırmak, bazal metabolizmayı hızlandırır. Aynı zamanda bu tür egzersizler, egzersiz sonrası da kalori yakımının sürmesini sağlar" dedi. "Metabolizma doğru alışkanlıklarla desteklenebilir" Metabolizma hızını artırmanın mümkün olduğunu ancak bunun disiplinli ve sürdürülebilir alışkanlıklarla mümkün olabileceğini de vurgulayan Gündüz, "Sağlıklı beslenme, yeterli su tüketimi, düzenli egzersiz ve yeterli kas kütlesi ile metabolizma desteklenebilir. Bu süreçte amaç sadece kalori açığı oluşturmak değil, vücudu yeterli besinle donatarak işlevlerini desteklemektir" diyerek sözlerini tamamladı.
Fabrika patlamasında yaralanan Çinli işçi Van’da tedavi ediliyor
30 Haziran 2025 Pazartesi - 09:40 Fabrika patlamasında yaralanan Çinli işçi Van’da tedavi ediliyor Ağrı’da çakmak fabrikasında meydana gelen patlamada ağır yaralanan 54 yaşındaki Çinli işçi Cıyong Qıu, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan başarılı ameliyatlarla hayata tutundu. Ağrı’da 19 Haziran tarihinde fabrikanın üretim bölümünde yaşanan şiddetli patlamada baş, boyun, kol ve bacak bölgeleri yanan Qıu, fabrika çalışanlarının yardımıyla ilk olarak Ağrı’daki sağlık kuruluşuna kaldırıldı. Buradaki ilk müdahalenin ardından durumu ağır olan Çinli işçi, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi’ne sevk edildi. Yoğun bakımda 4 gün boyunca tedavi altında tutulan Qıu, daha sonra Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ali Rıza Karayıl ve ekibi tarafından art arda gerçekleştirilen 4 başarılı ameliyatla hayati tehlikeyi atlattı. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Ali Rıza Karayıl, kabul ettikleri hastanın meydana gelen patlama sonucunda vücudunda ikinci ve üçüncü derece derin yanıklar oluştuğunu belirtti. İlk geldiğinde genel durumu oldukça kötü olduğunu hatırlatan Dr. Karayıl, "Bu nedenle yoğun bakımda takibe aldık. Yaklaşık 3-4 gün süren bir yoğun bakım süreci geçirdi. Bu süreçte ilk tedavisine başladık, gerekli ameliyatlarını ve debridmanlarını gerçekleştirdik. Ardından servise aldık. Serviste de tedavisine ve takibine devam ediyoruz. Ameliyatları ve debridmanları sürüyor. Yaklaşık 10 gün daha hastamızı takip etmeyi, sonrasında da inşallah şifayla taburcu etmeyi planlıyoruz" dedi. "Ülkesinin sıcaklığını hissettiriyoruz" Hastaya kendi ülkesinin sıcaklığını hissettirdiklerini dile getiren Karayıl, "Hastamız, ülkesinden kilometrelerce uzakta. Biz de ona kendi ülkesinin sıcaklığını hissettirmek için yanık merkezi ekibimizle birlikte elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Hastamıza hem aile, hem doktor, hem de arkadaş olmaya gayret ediyoruz. Umuyoruz ki en kısa sürede sağlığına kavuşur ve bir daha böyle bir kaza yaşamaz. Şu an hastamızın genel durumu iyi. Türkçeyi çok iyi bilmediği için doğrudan iletişim kuramıyoruz. Ancak Türkiye’de yaşayan yeğeni aracılığıyla sağlıklı bir iletişim sağlıyoruz. Hastamız geldiği güne göre hem tıbbi açıdan hem de moral olarak çok daha iyi durumda" diye konuştu. "Dayımla çok iyi ilgilendiler" Yaralanan işçinin 27 yaşındaki yeğeni Yifei Wu ise "Dayım iki hafta önce gözünü bile açamıyordu, yemek yiyemiyordu. Şu an durumu çok daha iyi. Gözünü açıyor, konuşuyor. Buradaki doktor ve hemşirelere çok teşekkür ediyorum. Hepsi çok ilgililer" şeklinde konuştu.
El, ayak ve ağız hastalığı çocuklar arasında çok hızlı yayılıyor
30 Haziran 2025 Pazartesi - 09:38 El, ayak ve ağız hastalığı çocuklar arasında çok hızlı yayılıyor Memorial Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Samet Özer, çocuklar arasında bu sıralar hızla yayılan el, ayak ve ağız hastalığı hakkında bilgi verdi. El, ayak ve ağız hastalığı, çocukların ellerinde ve ayaklarında kabarcık benzeri döküntülerle kendini belli eden ve ağız içinde ağrılı yaralara neden olan bulaşıcı bir enfeksiyon olarak tanımlanıyor. Viral bir enfeksiyon olan hastalık, genellikle bebekleri ve 5 yaşından küçük çocukları daha çok etkiliyor, genellikle 7- 10 gün içinde kendiliğinden iyileşiyor. Coxsackievirus ve enterovirus ailelerine ait virüslerin neden olduğu hastalık kirli havuzlardan bulaşabildiği gibi öpüşmek, sarılmak ve ortak eşya kullanımı yollarıyla da çok hızlı yayılabiliyor. "Kabarcık benzeri döküntüler görülüyor" Doç. Dr. Samet Özer, hastalığın sonucunda gözlemlenen kabarcıklar olduğunu söyleyerek, "Hastalık sonucunda ellerde ve ayaklarda oluşan kabarcık benzeri döküntüler ile ağız içinde gelişen ağrılı yaralar nedeniyle ‘el, ayak ve ağız’ ismi kullanılmaktadır. Aslında döküntüler göğüs, sırt, kollar, bacaklar, genital organlar ve kalçalar dahil olmak üzere vücudunun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilmektedir" dedi. "Çocuklar birbirine bulaştırıyor" 5 yaşından küçük çocukların hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu söyleyen Doç. Dr. Özer, "Bebekler ve 5 yaşından küçük çocukların el, ayak ve ağız hastalığına yakalanma ihtimali yüksektir. Kreş ve okullarda çocuklar arasında hızla yayılma eğilimi bulunmaktadır. Yine de, daha büyük çocuklar ve hatta yetişkinlerde bile bu hastalık görülmektedir. Hastalığa birkaç virüs neden olabileceğinden, bu hastalığa birden fazla kez yakalanmak mümkündür. El, ayak ve ağız hastalığı belirtileri genellikle iki aşamada ortaya çıkmaktadır. Hastalık başladığında, çocuklarda grip benzeri belirtiler görülebilmektedir. Hafif ateş, boğaz ağrısı, burun akması, karın ağrısı ve iştahsızlık belirti olarak görülebilir" ifadelerini kullandı. Özer, belirtilerin birkaç gün içerisinde görülebileceğini söyleyerek, "Avuç içlerinde, ayak tabanında, dirseklerde ve dizlerinde, cinsel organda veya kalçalarda kaşıntılı döküntü, ağız içinde ve çevresinde, dil de dahil olmak üzere herhangi bir yerde gelişebilen ağrılı ağız içi yaralar oluşur. Yaralar genellikle parlak pembe noktalar veya sonunda kabarcıklara dönüşen küçük şişlikler şeklinde başlar ve boyunlarındaki lenf bezleri şişer. El, ayak ve ağız hastalığının belirtileri genellikle 7-10 gün içinde geçecektir. Ancak 2 yaşından küçük çocukların virüsten daha fazla etkilenecektir. El, ayak ve ağız hastalığı bulaşıcıdır. Hastalığın en bulaşıcı evresi genellikle döküntüler ortaya çıkmadan öncedir. Kabarcıklar genellikle yaklaşık 10 gün içinde kurur. Kabarcıklar kuruduktan sonra çocuğun hastalığı başkalarına bulaştırma ihtimali daha düşüktür. Ancak, döküntü geçtikten sonra virüs dışkıda haftalarca yaşayabilmektedir" dedi. Hastalığın bulaşma yolları hakkında bilgiler veren Doç. Dr. Özer, "Bu hastalık şu yollarla yayılabilmektedir; enfekte bir kişinin hapşırması veya öksürmesiyle havaya yayılan damlacıklar yoluyla. Enfekte bir kişinin tükürüğü veya dışkısıyla temas edip daha sonra ağzınıza, gözlerinize veya burnunuza dokunarak. Enfekte bir kişinin vücudundan çıkan damlacıklarla doğrudan temas. Virüs taşıyan birini öpmek veya sarılmak. Kişisel eşyaları paylaşmak. Çok nadir olsa da el, ayak ve ağız hastalığı bazen şu sorunlara neden olabilmektedir; Dehidratasyon: Ağız yaraları içmeyi ve yemeyi acı verici hale getirebilmektedir. Dehidratasyonu önlemek için yeterli sıvı içmek önemlidir. Tırnak kaybı: Bazı insanlar virüse yakalandıktan sonra birkaç tırnak veya ayak tırnağını kaybetse de tırnaklar tekrar uzamaktadır. Viral menenjit ve ensefalit: El, ayak ve ağız hastalığı olan çok az sayıda kişide menenjit ve ensefalit gelişebilmektedir. Bu nadir durum beyinde (ensefalit) ve beyin ve omurilik zarında (menenjit) tehlikeli şişmeye neden olabilmektedir. El ayak ağız hastalığı ile ilgili belirtilerin görülmesi durumunda vakit kaybedilmeden uzman doktora başvurulması önem taşımaktadır. Doktor hastalığın şiddetine göre uygun bir tedavi planı belirleyecektir. Ayrıca çevredeki kişilere bulaşmaması açısından da önlem alınmalıdır" ifadelerini kullandı.
Kars’ta "Sessiz Tehdit, Kene" etkinliği
29 Haziran 2025 Pazar - 14:12 Kars’ta "Sessiz Tehdit, Kene" etkinliği Kars’ta "Sessiz Tehdit: Kene" bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Etkinlikte Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi ve Kene ile ilgili doğru bilinen yanlışlar anlatıldı. Kafkas Üniversitesi Bilim İletişim Ofisi tarafından düzenlenen Bilim Kafe etkinliklerinin 2’incisi olan "Sessiz Tehdit: Kene" etkinliği Beylerbeyi Sarayı’nın bahçesinde düzenlendi. Etkinliğin Moderatörlüğünü Dede Korkut Eğitim Fakültesi Bilim İletişimi Ofisi Koordinatörü Doç. Dr. Ebru Kuşcu Sır yaptı. Etkinlikte Veteriner Fakültesi Klinik Öncesi Bilimler / Veterinerlik Parazitolojisi Prof. Dr. Zati Vatansever ve Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri / Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Dr. Öğr. Üyesi Elif Özge Damar Mıdık, bilgi ve deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Etkinlikte, iklim değişikliği, küresel ısınma ve aşırı avlanma gibi insan kaynaklı çevresel sorunlar, başta kırsal bölgeler olmak üzere Türkiye’de bazı parazit türlerinin (örneğin kenelerin) popülasyonunda ciddi artışlara neden olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca. yaz aylarında özellikle Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) gibi ciddi hastalıkların görülme sıklığında artış olduğu vurgulandı. Son dönemde, özellikle Orta ve Doğu Anadolu Bölgelerinde KKKA vakalarındaki yükseliş, hem tarım ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların, hem de sağlık çalışanlarının bu konuda daha fazla bilinçlenmesinin zorunlu olduğu işaret edildi. Etkinliğe katılan Prof. Dr. Zati Vatansever ve Dr. Öğr. Üyesi Elif Özge Damar Mıdık, ‘Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi nedir?’, ‘Nasıl bulaşır, belirtileri nelerdir?’, ‘Bu belirtiler görüldüğünde ne yapılmalı?’, ‘Kenelere ve benzeri parazitlere karşı nasıl korunabiliriz?’, ‘Halk arasında doğru bilinen yanlışlar neler?’ ve ‘Kene popülasyonunu azaltmaya yönelik doğal ve kimyasal önlemler nelerdir?’ konularında katılımcıları bilgilendirdi. Etkinlik vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Bu tür etkinliklerin devam edeceği öğrenildi.
Skolyoz tedavisinde erken teşhis çok önemli
29 Haziran 2025 Pazar - 11:58 Skolyoz tedavisinde erken teşhis çok önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel; skolyozun tedavisinde erken teşhisin önemine değinerek; "Skolyoz; erken tanıyla omurgadaki problemlerin önüne geçilebilir ve tedavisi mümkündür" dedi. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel; Skolyoz Ayı nedeniyle hastalık hakkında bilgiler verdi. Hastalığın kız çocuklarında erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten Dr. Yüksel; "Skolyoz; omurganın üç boyutlu deformitesidir. Omurganın sağ, sol, ön, arka olarak 10 dereceden fazla eğri olmasına skolyoz diyoruz. Dünyaca yapılan çalışmalarda toplumda yüzde 2 - 3 oranında görülmektedir. Kız çocuklarda, erkek çocuklara oranla daha sık olarak görülmektedir. Skolyozun nedenleri arasında en sık neden idiopatik dediğimiz nedeni bilinmeyen faktörlerdir. Diğer nedenler ise genetik faktörler, omurga problemleri, travmalar ve kas hastalıkları olarak verilebilir. skolyozun yüzde 80’ini nedeni bilinmeyen idiopatik skolyoz oluşturur" dedi. Hastalığın tanı ve tedavi yöntemlerini aktaran Yüksel; "Omuzlarda eşitsizlik olması, kürek kemiklerinde bir eşitsizlik olması, arkadan bakıldığı zaman kalçanın tekinde yükseklik oluşması, bacak boyu kısalığı varmış gibi omurganın yana doğru eğik olması gibi bulgularla hekime başvurulur. Hekim tarafından değerlendirilen hasta; skolyometre ile poliklinikte muayene edilir, ayrıntılı fizik muayene sonrası skolyometrede herhangi bir bozukluk olması durumunda röntgeni çekilir ve cobb açısına göre skolyoz tanısı konur. Skolyoz tanısı konduktan sonra 10 ila 20 derece arasında fizik tedavi egzersizleri, pozisyonlama ve egzersizlerle hasta takip edilir. 20 ila 40 derece arasındaki açılarda fizik tedavi egzersizleri, pozisyonlama ve korse tedavisi önerilir. 40 derecenin üstündeki eğriliklerde ise genellikle cerrahi sonrası ve öncesi rehabilitasyon şeklinde tedavi sağlanır" ifadelerini kullandı. "Çocuklarımızı erken tanıyalım" Hastalığın tedavisinde erken tanının çok önemli olduğunun altını çizen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel; "Skolyozlu ebeveynler; özellikle çocuklarının ileride omurga yapısıyla ilgili çok endişeye kapılmakta. Bizler; skolyozun tedavisinin mümkün olduğunu söylemekteyiz. Skolyozu olan çocuklar; mutlaka uygun bir spor dalına yönlendirilmesi, çanta ve okul sıralarındaki ergonomisine dikkat etmesi konusunda mutlaka uyarılmalılar. Skolyoz; erken tanıyla omurgadaki problemlerin önüne geçilebilir ve tedavisi mümkündür. Skolyozlu çocuklarımızı erken tanıyalım ve tedavisini uygulayalım" diye konuştu.
Skolyoz tedavisinde erken teşhis çok önemli
29 Haziran 2025 Pazar - 11:52 Skolyoz tedavisinde erken teşhis çok önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel; skolyozun tedavisinde erken teşhisin önemine değinerek; "Skolyoz; erken tanıyla omurgadaki problemlerin önüne geçilebilir ve tedavisi mümkündür" dedi. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel; Skolyoz Ayı nedeniyle hastalık hakkında bilgiler verdi. Hastalığın kız çocuklarında erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten Dr. Yüksel; "Skolyoz; omurganın üç boyutlu deformitesidir. Omurganın sağ, sol, ön, arka olarak 10 dereceden fazla eğri olmasına skolyoz diyoruz. Dünyaca yapılan çalışmalarda toplumda yüzde 2 - 3 oranında görülmektedir. Kız çocuklarda, erkek çocuklara oranla daha sık olarak görülmektedir. Skolyozun nedenleri arasında en sık neden idiopatik dediğimiz nedeni bilinmeyen faktörlerdir. Diğer nedenler ise genetik faktörler, omurga problemleri, travmalar ve kas hastalıkları olarak verilebilir. skolyozun yüzde 80’ini nedeni bilinmeyen idiopatik skolyoz oluşturur" dedi. Hastalığın tanı ve tedavi yöntemlerini aktaran Yüksel; "Omuzlarda eşitsizlik olması, kürek kemiklerinde bir eşitsizlik olması, arkadan bakıldığı zaman kalçanın tekinde yükseklik oluşması, bacak boyu kısalığı varmış gibi omurganın yana doğru eğik olması gibi bulgularla hekime başvurulur. Hekim tarafından değerlendirilen hasta; skolyometre ile poliklinikte muayene edilir, ayrıntılı fizik muayene sonrası skolyometrede herhangi bir bozukluk olması durumunda röntgeni çekilir ve cobb açısına göre skolyoz tanısı konur. Skolyoz tanısı konduktan sonra 10 ila 20 derece arasında fizik tedavi egzersizleri, pozisyonlama ve egzersizlerle hasta takip edilir. 20 ila 40 derece arasındaki açılarda fizik tedavi egzersizleri, pozisyonlama ve korse tedavisi önerilir. 40 derecenin üstündeki eğriliklerde ise genellikle cerrahi sonrası ve öncesi rehabilitasyon şeklinde tedavi sağlanır" ifadelerini kullandı. "Çocuklarımızı erken tanıyalım" Hastalığın tedavisinde erken tanının çok önemli olduğunun altını çizen Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hülya Yüksel; "Skolyozlu ebeveynler; özellikle çocuklarının ileride omurga yapısıyla ilgili çok endişeye kapılmakta. Bizler; skolyozun tedavisinin mümkün olduğunu söylemekteyiz. Skolyozu olan çocuklar; mutlaka uygun bir spor dalına yönlendirilmesi, çanta ve okul sıralarındaki ergonomisine dikkat etmesi konusunda mutlaka uyarılmalılar. Skolyoz; erken tanıyla omurgadaki problemlerin önüne geçilebilir ve tedavisi mümkündür. Skolyozlu çocuklarımızı erken tanıyalım ve tedavisini uygulayalım" diye konuştu. (TB-