SAĞLIK
Prof. Dr. Tok: "(Hantavirüs) Yeniden bir pandemi ihtimalı yok ama tedbir şart" 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 12:36:58 Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, "Hantavirüs şimdilik ciddi bir pandemi tehdidi değildir. Bunun için panik olmak yerine, tedbir alınmalıdır" dedi. Hantavirüsün son günlerde Güney Amerika açıklarındaki bir yolcu gemisinde görülen vakalar ve Andes virüsü varyantının insandan insana bulaşma riski nedeniyle hem küresel ve hem de yerel halk sağlığı gündeminde yeniden yer aldığını ifade eden Liv Hospital Ankara Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Duran Tok, bu durumun aynı zamanda virüsü sadece bir çevre sağlığı sorunu olmaktan çıkarıp, hastane enfeksiyon kontrolü de gerektiren bir boyuta taşıdığına dikkati çekti. "Fare hastalığı hakkında gerçekler" Hantavirüsün doğada özellikle tarla fareleri ve bazı kemirgen türlerinin salgılarında (idrar, dışkı, tükürük) bulunan bir virüs olduğunun altını çizen Tok, "İnsanlara genellikle bu atıklara temas ya da atıkların kuruyup havaya karışması sonucu tozların solunmasıyla bulaşır. Virüsün kuluçka süresi 1-8 hafta gibi geniş bir bant aralığı olduğundan, bu durum kaynağın tespitini güçleştirebilmektedir şeklinde konuştu. "Gemideki hantavirüs türü daha ölümcül" Hantavirüslerin geleneksel olarak ’Eski Dünya’ (Avrupa/Asya - böbrek tutulumlu) ve ’Yeni Dünya’ (Amerika - akciğer tutulumlu) olarak ikiye ayrıldıklarını belirten Tok, "Asya-Avrupa kökenlilerde ölüm oranı daha düşüktür. Ancak; Güney Amerika açıklarındaki bir yolcu gemisinde (MV Hondius) görülen vakalar daha ciddi seyredebilen gruptandır" ifadelerini kullandı. "Kanamalı Ateşli Böbrek Sendromu ülkemizde baskın form" Prof. Dr. Tok, hastalığın iki ayrı sendromu olduğunu aktararak "Daha ciddi seyreden Hantavirüs KardiyoPulmoner Sendromu‘nda (Hantavirüs kalp akciğer tutulumlu sendromu); spesifik olmayan ateş, kas ağrısı, halsizlik ve ciddi sindirim sistemi semptomlar (bulantı/kusma). Sonraki dönemde ise hızla ilerleyen akciğer ödemi ve şok görülür. Bu form Amerika’da baskın olan formdur. Kanamalı Ateşli Böbrek Sendromu ise; ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı, karın-bel ağrısı ve akut böbrek hasarı ile seyreder. Bu form ülkemizde, Avrupa ve Asya’da baskın olan formdur" açıklamasında bulundu. "Toplumun alması gereken önlemler Toplumun hantavirüse karşı 3 yolla önlem alabileceğinin altını çizen Tok, bunları şöyle anlattı: Temizlikte Islak Yöntem, kömürlük, depo veya eski evleri temizlerken asla kuru süpürge veya elektrikli süpürge kullanmayın. Tozu havalandırmak virüsü solumanıza neden olur. Önce çamaşır sulu suyla (yüzde 10’u çamaşır suyu) alanı ıslatın, 5-10 dakika bekleyin ve sonra silin. Kemirgen Kontrolü, evlerin girişlerini kapatın, gıdaları kapalı cam/metal kaplarda saklayın. Kişisel Korunma, kırsal alan temizliklerinde maske ve eldiven takın. Ayrıca dış ortama dayanıklı virüsler olmadığı için yıkama, temizlik ve hijyen ile yayılımın önüne geçilebilir. "Yalancı griple karışabilir" Hantavirüsün halk sağlığı açısından bazı temel tehlikeler barındırdığını söyleyen Tok, "Hastalık sık görülmez ancak bulaştığında akciğer ve böbrek yetmezliği gibi hayati riskler oluşturabilir. Ayrıca yalancı grip riski de dikkate alınmalıdır. Çünkü ilk belirtiler grip ile çok karıştırılır. Ancak kemirgen teması öyküsü varsa veya nefes darlığı eklenirse durum acildir" dedi. "Yeniden bir pandemi ihtimalı yok ama tedbir şart" Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkililerinin hantavirüsün insanlar arasında ancak uzun süreli ve çok yakın temas sonucunda yayılabildiğini bildirdiğini işaret eden Tok, "İnsandan insana bulaşma Andes suşuna özgü ve son derece nadirdir. Ayrıca toz ve enfekte kemirgen hayvan çıkartıları yoluyla bulaşması nedeni ile küresel bir pandemi riski düşük kabul edilmektedir. Hantavirüs şimdilik ciddi bir pandemi tehdidi değildir ancak bireysel düzeyde öldürücülüğü yüksek olduğu için farkındalık hayat kurtarabilir. Bunun için panik olmak yerine, tedbir alınmalıdır" ifadelerini kullandı. "Erken başvuruda testler negatif çıkabilir" Tok, tanıda hastada alınan öykü ve klinik şüphenin oldukça önemli olduğunu anlatarak "Örneğin; kırsal alan, tarla, orman, depo, gemide kapalı alanlar veya kemirgenlerle temas öyküsü olan ve aynı zamanda ateşi olan hastalarda klinik şüphe mutlaka akla gelmelidir. Laboratuvar tanısı genellikle ELISA ile hantavirüs IgM/IgG antikorlarının gösterilmesi veya erken dönemde viral RNA’nın saptanması ile konur. Erken başvurularda testler negatif çıkabileceğinden, eğer klinik şüphe devam ediyorsa tekrar test edilmelidir" şeklinde konuştu. "Tedavide sadece destekleyici bakım uygulanıyor" Hastalığın spesifik bir tedavisi olmadığının altını çizen Tok, "Tedavi tamamen destekleyici bakımdır. Sıvı-elektrolit dengesinin dikkatli yönetimi, oksijen desteği ve gerektiğinde yoğun bakım desteği sağlanır" dedi. Hantavirüs Türkiye’de yeni değil Türkiye’de Hantavirüs ile ilgili 1997’den bu yana başta Karadeniz Bölgesi olmak üzere zaman zaman vakalar bildirildiğini vurgulayan Tok, hastalığın yeni olmamasına rağmen neden önemli olduğu sorusuna ise şu şekilde yanıt verdi: "Söz konusu gemideki Andes suşu bizim coğrafyamızdaki türlerden farklıdır. Andes türü akciğerleri etkilemekte ve çok daha ağır seyretmektedir. Ülkemizde risk düşük olmakla birlikte yine de başta kırsal alanlar olmak üzere tarım ve hasat sezonunda kemirgen temasından kaçınmak, hijyen kuralarına riayet oldukça önemlidir."
Prof. Dr. Keskin: "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:30 Prof. Dr. Keskin: "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım" Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi (TOGÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adem Keskin; yaz aylarında artan kene vakalarına karşı korunma yolları ve doğru müdahale yöntemleri hakkında uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Keskin, "Asıl risk sırt bölgesindeki tükürük bezlerinde, kalan ağız parçası genellikle hastalık bulaştırmaz" dedi. Prof. Dr. Adem Keskin, yaz aylarında artış gösteren kene vakalarına karşı önemli uyarılarda bulundu. Özellikle çalılık ve orman kenarlarında bulunan kene riskine dikkat çeken Prof. Dr. Keskin, tarım alanlarında çalışanların ve doğa yürüyüşlerine çıkan vatandaşların açık renkli, uzun paçalı kıyafetler giymesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Keskin, "Uzun paçalı kıyafetleri çorap içine sokarak kenelerin vücuda girişini engelleyebiliriz. Keneler genellikle siyah-kırmızı arası renklere sahip olduğundan açık renkli kıyafetler, üzerimize tırmanan keneyi fark etmemizi kolaylaştırır. Ayrıca mümkünse çizme giymeli ve kene kovucu spreyler kullanılmalıdır" dedi. Prof. Dr. Kesken: "Kene tutunması doğaldır, paniğe gerek yok" 2008 yılından bu yana keneler üzerine çalışmalar yaptığını belirten Prof. Dr. Keskin, kendisinin de sahada bulunduğu süreçte zaman zaman kene ile karşılaştığını ancak doğru tedbirlerle bugüne kadar hiç kene tutunması yaşamadığını ifade etti. Keskin; "Üzerimde gezdiği oldu ama tutunma olmadı. Kene tutunması çok doğal bir durum. Önemli olan, keneyi erken fark edip doğru şekilde müdahale etmek" diye konuştu. Keneyi çıkartmak için sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok Kenenin çıkarılması konusunda vatandaşların yanlış uygulamalara yönelmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Keskin, Sağlık Bakanlığı’nın son protokolüne dikkat çekerek şunları söyledi: "Keneyi en kısa sürede vücuttan uzaklaştırmak gerekiyor. Bunun için mutlaka sağlık kuruluşuna gitmeye gerek yok. Keneyi bir cımbız, pens, ip, poşet ya da bez parçası yardımıyla kendimiz de çıkartabiliriz. Çıplak elle temas etmemeye özen göstermeliyiz." "Keneyi strese sokacak uygulamalardan kaçınalım" Keskin, yanlış müdahalelerin ciddi riskler doğurabileceğini belirterek; "Kenenin üzerine kimyasal madde dökmek, yakmak, delmek gibi işlemler kesinlikle yapılmamalı. Bu tür müdahaleler keneyi strese sokar ve hastalık bulaştırma riskini artırabilir" dedi. "Hipostom içeride kalabilir, bu sorun değil" Kenenin çıkarılması sırasında vücutta kalan ağız parçasının (hipostom) genellikle zararsız olduğunu belirten Prof. Dr. Keskin, "Bu kısım kan emmeye yarayan pipet benzeri bir yapıdır. Kenenin hastalık bulaştıran kısımları (tükürük bezleri) sırt bölgesindedir. Kalan parça daha sonra cımbız yardımıyla çıkarılabilir. Bu kısım koparsa kene kusma devam eder, tüm zehri bırakır gibi söylentiler doğru değil, keneler zaten zehirli de değildir, hastalık ajanlarını konaklarına bulaştırırlar" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Keskin, kenelerden korunmanın mümkün olduğunu, doğada bulunulduğu sürece her zaman dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak, vatandaşları bilinçli ve temkinli davranmaya çağırdı.
Uzmanı uyardı: "Zayıflama iğneleri herkes için uygun olmayabilir"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:28 Uzmanı uyardı: "Zayıflama iğneleri herkes için uygun olmayabilir" Son dönemde sosyal medyada ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen ilaçlar hakkında paylaşımların artması nedeniyle uyarılarda bulunan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Navdar Başaran, "Bu ilaçlar bir zayıflama modası değil, medikal bir tedavi seçeneğidir. Vücut kitle indeksi 30’un üzerinde olan bireylerde veya 27 üstü olup beraberinde obezite ile ilişkili ek hastalığı olan bireylere önerilmektedir. Ancak hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi sağlık problemlerine yol açabilir" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehtap Navdar Başaran, halk arasında ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen ilaçların tıbbi gözetim olmadan kullanımının ciddi sağlık riskleri doğurabileceğine dikkat çekti. Zayıflama iğnesi olarak bilinen GLP-1 reseptör agonistlerinin (örneğin; semaglutid, liraglutid) aslında diyabet ve obezite gibi kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaç grupları olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Mehtap Navdar Başaran, bu ilaçların yalnızca belirli hasta gruplarında ve tıbbi endikasyon doğrultusunda reçetelenmesi gerektiğini vurguladı. "Hormonları etkileyerek iştahı azaltır" Sosyal medya platformlarında yanlış ve eksik bilgilerle teşvik edilen bu ilaçların, gelişigüzel kullanımı halinde mide bulantısı, kusma, mide boşalmasında yavaşlama, safra kesesi problemleri, pankreatit gibi ciddi yan etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Başaran, "Bu ilaçlar hormonları etkileyerek iştahı azaltır. Ancak her bireyin hormon dengesi farklıdır. Altta yatan tiroit hastalığı, insülin direnci, kortizol yüksekliği gibi nedenler göz önünde bulundurulmadan bu ilaçlara başlanması sakıncalıdır. Tedavi, kişiye özel olarak düzenlenmelidir" ifadelerine yer verdi. "Kilo vermek bir süreçtir, kalıcı başarı için takip şart" İlaçların tek başına çözüm olmadığını, kilo verme sürecinin ancak düzenli takip, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve psikolojik destekle sürdürülebilir hale geleceğini vurgulayan Uzm. Dr. Mehtap Navdar Başaran, "Bu tür tedavilerde hedef sadece kilo kaybı değil, aynı zamanda metabolik sağlığın düzeltilmesidir. Kısa vadeli estetik hedeflerle kullanılan ilaçlar, uzun vadede hem fiziksel hem de ruhsal sağlık açısından sorun oluşturabilir" şeklinde konuştu. "Uzman görüşü alınmadan kullanılmamalı" Toplumda artan bilinçsiz ilaç kullanımına karşı uyarıda bulunan Uzm. Dr. Başaran, kilo problemi yaşayan bireylerin öncelikle endokrinoloji uzmanına başvurarak altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Zayıflama sürecinin hekim gözetiminde ve bilimsel veriler ışığında planlanmasının, bireylerin hem sağlıklı hem de kalıcı sonuçlar elde etmesini sağlayacağını ifade etti.
Uzmanlar uyardı: Yazın serin kalmanın yolu sofradan geçiyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 11:01 Uzmanlar uyardı: Yazın serin kalmanın yolu sofradan geçiyor Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte vücuttaki sıvı ve mineral dengesi değiştiğini belirten Diyetisyen Ayşenur Koçer, sıcak yaz günlerinde vücudun direncini korumak için dengeli beslenme ve yeterli sıvı alımının büyük önem taşıdığını sıcak hava şartlarının sağlık üzerindeki etkilerine karşı özellikle su içmenin ve beslenme alışkanlıklarının önemine dikkat çekti. Yaz mevsiminin etkisini artırdığı günlerde uzmanlar sıcak hava şartlarının vücut üzerindeki olumsuz etkilerine karşı vatandaşları uyarıyor. Artan sıcaklıklarla birlikte vücutta terleme oranı yükselirken, bu durum sıvı ve mineral kaybına neden oluyor. Bu dengenin korunmaması halinde halsizlik, baş dönmesi ve dikkat dağınıklığı gibi sağlık sorunları ortaya çıkabildiğini belirten beslenme uzmanları yeterli sıvı alımının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, yaz aylarında günlük en az 2,5 litre su tüketimi öneriliyor. Her bireyin yaz mevsiminde en az 2,5 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Diyetisyen Ayşenur Koçer su ihtiyacının idrar renginden anlaşılabileceğini söyledi. Koçer, "İdrar açık sarı ya da saydam ise su tüketimi yeterlidir. Koyu sarıysa vücut susuz kalmış demektir" dedi. Sıvı alımını destekleyen gıdalar önerdi Yalnızca su değil, ayran, maden suyu, komposto ve ev yapımı soğuk içeceklerle de sıvı kaybının önlenebileceğini belirten Koçer, ayrıca karpuz, kavun, domates ve salatalık gibi su oranı yüksek sebze-meyvelerin sofralarda yer alması gerektiğini vurguladı. Zeytinyağlı enginar ve taze fasulye gibi sebze yemeklerinin hem hafif hem de besleyici olduğunu kaydeden Koçer, ızgara balığın da sağlıklı protein açısından zengin bir seçenek olduğunu ifade etti. Yazın yapılan hatalara karşı uyardı Yaz aylarında sık yapılan hatalara da değinen Diyetisyen Koçer, "Yetersiz su içmek, şekerli meşrubatları tercih etmek, meyve porsiyonlarını aşmak, fazla dondurma tüketmek, kızartma yemekler ve açıkta kalmış gıdaları yemek sağlığı olumsuz etkileyebilir" diyerek uyarıda bulundu.
Karasu’da yeni sağlık yatırımları yükseliyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:57 Karasu’da yeni sağlık yatırımları yükseliyor Karasu’da tamamlanan Aziziye Aile Sağlığı Merkezi ile yapımına başlanan Yalı Mahallesi Aile Sağlığı Merkezi, bölge halkına daha erişilebilir ve kapsamlı sağlık hizmetleri sunmayı hedefliyor. Sakarya Milletvekili Lütfi Bayraktar, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Gökhan Oturak Karasu ile Karasu Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Anıl Erdik yapımı tamamlanan ve devam eden sağlık yatırımlarını yerinde inceledi. Heyet, Aziziye Mahallesi’nde hizmete giren Aile Sağlığı Merkezi (ASM) ve 112 Acil Sağlık İstasyonu binası ile Yalı Mahallesi’nde yapımına başlanan Aile Sağlığı Merkezi binasında detaylı incelemelerde bulundu. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Kayhan Özdemir, bin 698 metrekare arsa alanı üzerine 338 metrekare taban alanıyla inşa edilen Aziziye Aile Sağlığı Merkezi hakkında bilgi verdi. Özdemir, yeni yapılan ASM binalarının sağlık kompleksi olarak tasarlandığını ve ihtiyaçlar doğrultusunda 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu, Sağlıklı Hayat Merkezi, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) gibi birimlerin de aynı çatı altında yer alabileceğini belirtti. Bu yaklaşım, bölge halkına daha kapsamlı ve entegre sağlık hizmetleri sunmayı hedefliyor. Karasu Aşağı İncilli Mahallesi’nde 2 bin 700 metrekarelik arsa alanına 911 metrekare taban alanı ile inşa edilecek Yalı ASM binası için temel atma çalışmalarının başladığını ifade eden Doç. Dr. Özdemir, bu yeni merkezin 6 birimlik ASM ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu olarak projelendirildiğini kaydetti. Binanın tamamlanıp teslim edilmesinin ardından Karasu İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nin de bu yeni binaya taşınarak hizmet vereceği bilgisi verildi. Bu sayede Karasu’da birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki altyapısı güçlenirken, bölge halkının sağlık hizmetlerine erişimi daha da kolaylaşacak.
Kısa boy takıntısından Denizli Tekden’de kurtuldu
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:29 Kısa boy takıntısından Denizli Tekden’de kurtuldu Denizli’de kısa boyundan kaynaklı fiziksel ve bedensel rahatsızlıklar yaşayan hasta, çareyi Denizli Özel Tekden Hastanesi’nde buldu. 1.58’lik boyunun uzatılması için başarılı bir operasyon geçiren hasta, tedavisinin tamamlanmasının ardından 10 santimetre daha uzun bir boya sahip olacak. Denizli’de yaşayan 39 yaşındaki M.G., boyunun 1.58 olmasından kaynaklı fiziksel ve bedensel sorunların yaşadığını, daha uzun bir görünüme kavuşmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla Denizli Özel Tekden Hastanesi’ne başvurdu. Hasta uzun yıllardır boyunun kısalığının gerek günlük yaşamda gerekse sosyal çevresinde çeşitli zorluklara yol açtığını dile getirdi. Aynı zamanda duruş bozukluğu ve bazı fiziksel rahatsızlıklar nedeniyle uzman bir hekime danışma kararı alan M.G., hastanenin Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde görev yapan iki uzman doktora başvurdu. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Argün ve Op. Dr. Necip Özateş tarafından detaylı şekilde muayene edildi. Doktorlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu, hastanın ortalama 10 santimetre daha uzamasının mümkün olduğu belirtildi. "Ameliyat ve uzama işlemleri meşakkatli ve özen isteyen süreçtir" Ameliyat aşamasının ardından gerçekleşen süreci tek tek dile getiren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Argün, "Hastamız 1.58 boyunda olması nedeniyle sürekli boyunun kısalığından dolayı hem fiziksel hem de bedensel rahatsızlıkların olduğunu dile getirdi. Israrla boyunun uzatılmasını bizden talep eden hasta 2 aşamalı olunması gereken muayeneyi 1 aşamalı olmasını istedi. Sol tarafından başlayarak hem femur hem de tibia 5 ila 6 santimetre arasında uzatmayı planladık. Hastamızı ameliyata alıp bu işlemleri gerçekleştirdik. Hasta şuanda uzatma işlemlerinin yapılabilmesi için malzeme yerleştirme aşamasını gerçekleştirdik. Ameliyattan 10 gün sonra uzatma işlemlerini başlayacağız. Uzatma işlemleri yaklaşık 60 gün sürecek. Uzatma işlem süreci geçtikten sonra işlemi durdurup kaynaması için 2-3 ay bekleyeceğiz. Ardından ise hastanın üzerinden malzemeleri yaklaşık 150-200 gün arasında çıkaracağız. Bu tarz işlemler meşakkatli ve özen isteyen ameliyatlar" diye konuştu. Uzama sürecinde her gün 1 milimetre olmak üzere kurulan mekanizmanın başladığını dile getiren Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Necip Özateş, "Her gün 1 milimetre olmak üzere, üzerindeki mekanizma üzerinden hem uyruk kemiği hem kaval kemiği uzatılmaya başlıyor. Hem bu şekilde kemik uzaması hem de bu esnada kemik kaynaması aynı anda olduğu için daha kontrollü bir işlem oluyor. Hedef uzunluğa ulaştığımızda uzatma işlemini sonlandırıyoruz. Sonrasında da kemiğin kaynaması sürecine geçiyoruz" dedi. "Süreçlerin sonunda gayet iyi sonuçlar elde ediyoruz" İlk 4 hafta üzerine bastırmadıklarını ardından ise kontrollü bir şekilde sürecin ilerlediğini belirten Op. Dr. Necip Özateş, "İlk etapta ameliyatın erken dönemlerinde ilk 4 haftaya kadar üzerine bastırmıyoruz. Ondan sonraki günlerde yavaş yavaş hasta koltuk değnekleri yardımı ile destek alarak üzerine basmaya ve günlük yaşantısına daha rahat devam etmeye başlıyor. Yapılan ameliyat bir vatandaşın günlük hayatına etkileyen bir şey değil. Bu süreç hastanın da bilgisi dahilinde özen ve biraz daha sabır gerektiren bir süreç. Bu konuda hastayla fikirde varıldığı zaman gayet iyi sonuçlar elde ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Zayıflamak için tüketilen çaylar karaciğer ve böbrek sağlığını bozabilir
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:19 Zayıflamak için tüketilen çaylar karaciğer ve böbrek sağlığını bozabilir Yaz aylarının gelmesi ile birlikte zayıflamak isteyen vatandaşların yol kenarından dahi toplayıp bilinçsiz tüketilen bitkiler konusunda konuşan Özel Ümit Hastanesi’nden Diyetisyen Şükriye Eral, "Kontrolsüz tüketilen bitki çayları kalp ritim bozuklukları, tansiyon düzensizlikleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon yetersizlikleri yapabilir, fazla tüketimler zehir etkisi yapabilir. Diğer kullandığımız ilaçlarla, bitkilerle etkileşime girebilir" dedi. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte zayıflamak veya forma girmek isteyenler vatandaşlar çeşitli yollar deniyor. Bunların başında spor ve egzersiz gelse de vatandaşların önemli bir bölümü yeşil çay, papatya veya başka bitkilerin kaynatılması ile elde edilen çayları içerek kilo vermek için sıkça tüketiyor. Tüketilen çeşitli bitkiler genellikle uzman görüşü olmadan aktardan veya çevreden toplanarak elde ediliyor. Ancak bilinçsiz elde edilip çayı kaynatılan çaylar ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor. Özellikler çok ve bilinçsiz tüketilen zayıflama çayları, kalp ritim bozukluklarından karaciğer ve böbrek yetersizliklerine kadar birçok ciddi sağlık sorununa neden olabiliyor. "Karaciğer ve böbrek fonksiyon yetersizlikleri yapabilir" Bu noktada Özel Ümit Hastanesi’nden Diyetisyen Şükriye Eral, tavsiye ve uyarılarda bulundu. Konuyla alakalı Eral, "Son zamanlarda sosyal medyada yeşil çayın yan etkileriyle ilgili sıklıkla haberler duymaya başladık. Malum yaz ayları geldi. Kontrolsüz tüketilen bitki çayları, komşulardan alınan yağ yakıcı kürler artmaya başladı. Unutmayalım ki, kontrolsüz tüketilen bitki çayları kalp ritim bozuklukları, tansiyon düzensizlikleri, karaciğer ve böbrek fonksiyon yetersizlikleri yapabilir. Hatta çoklu organ yetmezliğine kadar götürebilir. Bu nedenle bizim önerimiz, muhakkak miktarlarına çok dikkat etmek. Dikkat edeceğimiz bir diğer nokta ise; özellikle açıkta satılan, güvenmediğiniz, etiket bilgisi olmayan, içindekiler kısmı yer almayan bitki çaylarından uzak durmakta fayda var. Bir de gençlerde kontrolsüz popüler besin tüketimi çok fazla. Avokado yaprağı, ananas kürleri, şu an matcha çayları ve latteleri çok görür olduk. O yüzden gençleri de bu konuda uyarmakta fayda var. Lütfen emin olmadığınız, size iyi geldiğini bilmediğiniz matcha çaylarını ya da herhangi bir bitki çayını çok fazla tüketmeyelim" dedi. "Doktor tavsiye etmemişse tüketmemek gerekir" Bitkisel ürünlerin uzman kontrolü ile bilinen yerlerden satın alınması ve tüketilmesi noktasında uyarılarda bulunan Diyetisyen Şükriye Eral, "Fitoterapik ürünler çok ciddi bir konu. Aslında çok güzel çalışma alanları olan ürünler var ama yolda topladığımız belki de yüzlerce papatya türü var ve endüstride kullanılan 4-5 çeşit papatyadan bahsediyoruz. Sakinleştirmesi amacıyla tükettiğimiz bu bitki çayları bizi sağlımızdan edebilir, fonksiyonel yararları olmayabilir ve diğer otlar ile kullandığımız besinlerle etkileşime girebilir. Bu yüzden kesinlikle eğer eczane ürünü değilse ve herhangi bir doktor tavsiye etmemişse tüketmemek gerekir. Besinlerin kullanım miktarları çok önemli. Özellikle fazla tüketimler zehir etkisi yapabilir. Diğer kullandığımız ilaçlarla, bitkilerle etkileşime girebilir. Bu nedenle besinleri, ilaçları zehirden ayıran kesinlikle dozudur diyoruz. O yüzden tüm halkımızı kontrollü tüketmeye davet ediyoruz" diye konuştu.
Bebeğe nefes aldıran ameliyat: Sol burun deliği olmayan bebek artık daha rahat nefes alacak
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:18 Bebeğe nefes aldıran ameliyat: Sol burun deliği olmayan bebek artık daha rahat nefes alacak Kahramanmaraş’ta doğuştan sol burun deliği kapalı olarak dünyaya gelen 3 aylık bebek, HG Hospital Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla artık daha rahat nefes almaya başladı. Kahramanmaraş’ta sol burun deliği ve solunum yolları gelişmemiş olarak dünyaya gelen bebeğin aynı zamanda kalp kapakçıklarında, iç organlarında ve uzuvlarında çoklu gelişim bozuklukları tespit edildi. Bebeğin hayati riski nedeniyle öncelikli olarak solunum yollarının açılması gerektiği belirtildi. HG Hospital’de gerçekleştirilen ameliyatla yeni bir burun deliği açılan bebek, sağlıklı şekilde nefes almaya başladı. Durumu stabil seyreden bebeğin önümüzdeki süreçte kalp ameliyatının da planlandığı bildirildi. "32 yıllık meslek hayatımda en ağır vakaydı" Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Mehmet Hanifi Dağoğlu, yapılan ameliyata ilişkin bilgi verdi. Dr. Dağoğlu, "Burada 3 aylık bir bebek ameliyatı yaptık. İlginç bir vakaydı. Çocuğumuz çoklu organ bozukluklarıyla dünyaya gelmişti, sol burun deliği yoktu. Sol gözü küçüktü. Sol kolu ve sol omuzu gelişmemişti. Kalbinde kapakçık sorunları var. Ayrıca yine iç organlarında bazı anormallikler var. Gırtlağı tam gelişmemiş. Ayrıca solunum yolu tam gelişmemiş. Şimdi bu hastalığın tabii öncelikle kalp ameliyatı olması lazım. Fakat kalp ameliyatı olabilmesi için öncelikle solunum yollarının açılması lazımdı. Biz çocuğa yeni bir burun deliği yaptık. İnşallah bu süre zarfında tam iyileşirse, sağlıklı şekilde iyileşirse ikinci seansta damar cerrahisi uzmanı arkadaşlarımız kalbini ameliyat edecek. Bu hastalar erken bebeklik çağında nefessiz kaldıkları için ölüyorlar. Fakat tanı konması büyük bir başarı. Tanı koyan çocuk uzmanı arkadaşlarımızı tebrik etmek lazım. Onların referansı ile bize gelmişti. Biz de başarılı bir şekilde ameliyat ettik. Tabii bu hastaya çeşitli merkezlerde anestezi verilemediği için ameliyat yapılamamıştı. Anestezi uzmanımız Şeyma Tekşen ve Kürşat Aköz’ün başarılı girişimleriyle ameliyatımızı gerçekleştirdik. Çok çok nadir, ben 32 yıllık KBB uzmanıyım, şimdiye kadar yaptığım dördüncü vaka falan oldu. Bu çok ağır bir vakaydı, en ağırı buydu" dedi.
Özellikle bayanlar bu hatayı daha çok yapıyor
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 10:12 Özellikle bayanlar bu hatayı daha çok yapıyor Özel İmperial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, günlük yaşamda yapılan basit hataların omurga sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, özellikle yanlış duruş, çantanın tek omuzda taşınması, hatalı hareketler ve bilinçsiz yapılan sporların omurga eğriliklerine neden olabileceğini belirtti. Kadınlarda sıkça görülen tek omuzda çanta taşıma alışkanlığının omurgada zamanla eğriliklere yol açtığını vurgulayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Yusuf Aşık, "Çantanın ağırlığı çok önemli değil. Bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması gerekiyor. Bu durum uzun vadede sırt bölgesinde postür bozukluklarına neden olabilir" dedi. Masa başında çalışanlarda da benzer riskler söz konusu olduğuna dikkat çeken Dr. Aşık, "Yanlış duruş, çantanın yanlış şekilde taşınması, hatalı hareketler veya bilinçsiz yapılan sporlar; vücudun bir tarafındaki kasları fazla çalıştırarak omurga eğriliklerine neden olabiliyor. Özellikle kadınlarda sıkça karşılaştığımız tek omuzda çanta taşıma alışkanlığı bu duruma örnektir. Çantanın ağırlığı çok önemli değil; bir kilo, hatta yarım kilo bile olsa çantanın düşmemesi için omuzun yukarı kaldırılması zamanla sırt bölgesinde eğriliklere yol açabiliyor. Bu tür postür bozukluklarına, masa başında çalışanlarda, özellikle bankacılar gibi sürekli oturarak çalışan kişilerde sıkça rastlıyoruz. Kişi karşısındaki müşteriyle yüz yüze dururken, yanda bulunan bilgisayar monitörüne dönerek çalışmak zorunda kalıyor. Bu da sürekli eğri durmaya ve zamanla skolyoz ya da kifoz gibi omurga sorunlarının ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Aynı şekilde çocuklarda da cep telefonu, tablet gibi cihazlarla uzun süre ilgilenirken sergiledikleri anormal duruşlar bu tür rahatsızlıkların gelişmesine zemin hazırlayabiliyor" diye konuştu.
"Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bağışıklık sistemi güçsüz olabilir"
02 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:31 "Çocuğunuz sık hastalanıyorsa bağışıklık sistemi güçsüz olabilir" Çocuklarda sık hastalanma durumunun genellikle düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" dedi. Medical Park Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dinçer Çelik, çocuklarda bağışıklık güçlendirmenin yolları hakkında açıklamalarda bulundu. Çocuklarda sık hastalanma durumunun düşük bağışıklık nedeniyle olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çelik, "Bir çocuğun sık hastalanmasının ardında birçok neden olabilir, ancak en yaygın nedenlerden biri bağışıklık sisteminin yeterince güçlü olmamasıdır. Ancak tek başına bu da yeterli bir açıklama olmayabilir. Çocukların yaşına, çevresel faktörlere, beslenme düzenine, uyku kalitesine ve maruz kaldıkları mikroplara göre de hastalanma sıklıkları değişkenlik gösterir" diye konuştu. "Bağışıklık sistemi, vücudu zararlı mikroorganizmalardan korur" Çocuklarda bağışıklığın öneminden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Bağışıklık sistemi, vücudu bakteri, virüs, mantar ve parazit gibi zararlı mikroorganizmalardan korur. Çocukluk çağında bu sistem henüz tam olgunlaşmadığı için enfeksiyonlara daha açık olabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi, hastalıklardan korunmada, hastalıkların daha hafif atlatılmasında ve iyileşmenin hızlanmasında kritik rol oynar" şeklinde konuştu. "Okul çağındaki çocuklarda dikkat edilmesi gerekenler" Uzm. Dr. Çelik, okul çağındaki çocuklarda bağışıklığın güçlenmesi için şu önerilerde bulundu: "Düzenli ve dengeli beslenme, yeterli uyku (ilkokul çağında 9-11 saat), bol su tüketimi, fiziksel aktivite (günlük en az 1 saat), hijyen eğitimi (el yıkama alışkanlığı), kalabalık ortamlarda hasta bireylerden uzak durma ve aşılama takviminin eksiksiz olması." "Bağışıklığı artıran öneriler" Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığı güçlendiren bazı önerilerini şu şekilde sıraladı: "C vitamini içeren besinler; turunçgiller, çilek, kivi, biber. D vitamini kaynakları; yumurta, balık, güneş ışığı. Probiyotikler; yoğurt, turşu (ev yapımı). Antioksidan zengini besinler; yaban mersini, ceviz, zeytinyağı.Protein kaynakları; yumurta, kırmızı et, tavuk, baklagiller. Çinko içeren gıdalar; kabak çekirdeği, kırmızı et, mercimek, deniz kabukluları." Uzm. Dr. Çelik, bağışıklığa iyi gelen bazı vitaminleri şöyle açıkladı: "C vitamini; antioksidan etkisiyle bağışıklığı güçlendirir. D vitamini; eksikliği enfeksiyonlara açık hale getirir. A vitamini; mukoza sağlığı için önemlidir. E vitamini; serbest radikalleri temizler. Çinko ve selenyum; bağışıklık hücrelerinin aktivitesini artırır." Uzm. Dr. Çelik, "Bu vitaminlerin kullanımı mutlaka doktor önerisiyle olmalıdır. Fazlası zararlı olabilir" dedi. "Uzak durulması gereken besinler" Uzak durulması gereken besinlere değinen Uzm. Dr. Çelik, " Şekerli yiyecek ve içecekler (bağışıklık hücrelerini baskılar), aşırı tuzlu ve işlenmiş gıdalar, gazlı içecekler, hazır paketli atıştırmalıklar, aşırı fast food tüketimi bağışıklık sistemini olumsuz etkiler" şeklinde konuştu. "Halk arasında doğru bilinen yanlışlar" Halk arasında yaygın tercih edilen, dikkat edilmesi gereken uygulamalardan bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Sarımsak yedirme zorunluluğuna özellikle dikkat edilmelidir. Faydalı olabilir ama çocuğun yaşına, mide yapısına dikkat edilmelidir. Balı 1 yaş altına vermek olumsuz sonuçlara neden olabilir. Botulizm riski taşır, kesinlikle verilmemelidir. Bitki çaylarının aşırı ve rastgele verilmesi risklidir. Bazı otlar toksik olabilir veya ilaçlarla etkileşime girebilir" açıklamasında bulundu. "5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre su tüketimi idealdir" Su tüketimin de önemini vurgulayan Uzm. Dr. Çelik, "Su, toksinlerin atılması, hücrelerin düzgün çalışması ve mukozaların nemli kalması için elzemdir. Günlük su ihtiyacı yaşa, kiloya ve fiziksel aktiviteye göre değişir ama ortalama 5-10 yaş arasındaki çocuklar için 1-1.5 litre idealdir" diye konuştu. "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller" Fast food ve abur cubur tüketiminin etkilerinden bahseden Uzm. Dr. Çelik, "Yüksek şeker ve trans yağ içerikleri, bağışıklık hücrelerinin çalışmasını engeller. Lif ve vitamin eksikliği, bağırsak sağlığını (dolayısıyla bağışıklığı) bozar. Obezite riski, bağışıklık sistemi üzerinde baskı oluşturur. İnflamasyonu (iltihabı) artırır, bu da vücudu enfeksiyonlara açık hale getirir" ifadelerini kullandı.