SAĞLIK
Denizli sağlık için hareket etti 10 Mayıs 2026 Pazar - 15:05:57 Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, sağlık çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger, "Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz" dedi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:34 Prof. Dr. Koca: "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. "Her ağrının nedeni aynı değil" Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu. "Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil" Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor. "Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor" Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir" Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.
KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Aygün’den ‘kene’ açıklaması: "Başvuruların büyük bir kısmı temel noktalardaki bilgisizlikten kaynaklanıyor"
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:09 KLİMİK Derneği Başkanı Prof. Dr. Aygün’den ‘kene’ açıklaması: "Başvuruların büyük bir kısmı temel noktalardaki bilgisizlikten kaynaklanıyor" Son dönemde endişeye neden olan keneye yönelik konuşan Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Başkanı Prof. Dr. Gökhan Aygün, "Artış trendi dünyada da bahsedilen bir trend. Başvuruların büyük bir kısmı da temel noktalardaki bilgisizlik veya temel sorunlardan kaynaklanıyor, neler yapacağımızı iyi bilmeli, uygulamalıyız. Kene olduğunda onu çıplak elle çıkarmaya çalışmak veya keneyi strese sokmak, sigarayla dokunmak gibi şeyler büyük bir risk. Sivas, Erzurum, Çorum o bölgelerde kırım kongo olguları belirgin bir şekilde var. İstanbul’da kırım kongodan değil ama kene tutmasıyla ilgili başvurularda bir artış gözlemliyoruz. Şu an İstanbul’da kırım kongoya ait kaygı duyulacak bir durum hiçbir şekilde söz konusu değil ama uzun vadede dikkatli olmamız gerekiyor" dedi. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında park, bahçe, mesire alanı gibi yeşil alanlarda bulunabilen keneler insanlara temas ettiklerinde ciltlerine veya giysilerine tutunup kan emerek çeşitli hastalıklara neden olabiliyor. Son zamanlarda kırım kongo kanamalı ateşi hastalığına neden olarak ölümlerle gündeme gelen kenelere karşı uzmanlar da uyarıyor. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Başkanı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalından Prof. Dr. Gökhan Aygün, vatandaşların kene tutunmasına karşı alabileceği önemleri aktararak önemli uyarılarda bulundu. "Daha çok başvurulduğunu görüyoruz, bir artış trendi gözleniyor" Sürece ilişkin konuşan Prof. Dr. Gökhan Aygün, "Keneyle ilgili hareketliliğin artışı genel olarak gözlediğimiz bir şey. Daha çok başvurulduğunu görüyoruz, bir artış trendi dünyada da bahsedilen bir trend. Anadolu’da zaten tüm bahardan başlayarak artan ve endemik olduğu bölgelerde Sivas, Erzurum, Çorum o bölgelerde kırım kongo olguları belirgin bir şekilde var. İstanbul’da kırım kongodan değil ama kene tutmasıyla ilgili başvurularda bir artış gözlemliyoruz, sayısal olarak şu an ortaya koymuş değiliz. Bu mevsimlerde özellikle hem kene hareketliliği artıyor hem insanların kenelerle temas edebileceği, piknik, doğa gezileri gibi uygulamalar daha çok artıyor. Açık renk, uzun kollu giyinmek, pantolonu çorapların içine sokmak gibi belki en önemlilerinden bir tanesi de gezi sonrası kene yönünden kendimizi bir araştırmak gibi yaklaşımları geliştirmek lazım. İlaçlamalar ya da diğer uygulamalarla keneyi tamamen ortadan kaldırmak veya ondan korunabilmek pek mümkün değil. Kene birçok hastalığı bulaştırabilir ama her kene bir hastalık bulaştırıyor diye bir şey söz konusu değil mesela İstanbul’da kene ısırığı sonrasında kırım kongo çok seyrek durumlar dışında beklenen bir şey değil. Endemik bölgede çok daha belirgin bir kırım kongo riski var, riketsiya, lyme hastalığı gibi ihtimaller söz konusu olabilir. Kenenin kaldığı süre, herhangi bir mikrop taşıyorsa bulaştırma riskini artıracak o yüzden mümkün olan en kısa zamanda keneyi parçalamadan, çıplak elle değmeden çıkartmak lazım. Kene ısırma hikayesi veya şüphesi olduğunda, herhangi bir klinik tablo geliştiğinde bu bilgiyle beraber en kısa zamanda sağlık kuruluşuna başvurmak lazım. Evcil hayvanı olanlarda evcil hayvanda kene bulduklarında aynı insandaki gibi davranmak veya bir veteriner hekime ulaşmak asla o kenelere çıplak elle dokunmamak gerekiyor" dedi. "Daha önce olmayan şehirlerden tespitler, tek tük olgular şeklinde var" Son dönemdeki kene hareketliliğinin sebeplerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Aygün, "Küresel ısınma, iklim değişiklikleri gibi durumların katkısı olabileceği düşünülüyor çünkü bilgiler global bir sorundan bahsediyor. Daha önce kırım kongonun bulunmadığı coğrafyalarda, bazı Avrupa ülkelerinde de kene ve ona bağlı olgular bildirilmeye başlandı. ABD’de lyme hastalığına ait artışlardan bahsediliyor. Bunların hepsi kene aktivitesinin de artışta olduğunu düşündürüyor. Şu an hiç görmediğimiz şehirlerde de kırım kongo olguları görülebilir mi, mümkün. Daha önce olmayan şehirlerden tespitler Ege Bölgesi’nden vs. küçük küçük tek tük olgular şeklinde var. Daha önceden de İstanbul’da tanı konulan olgular olmuştu, İstanbul’a çok gelen oluyor, gelen sadece insanlar değil çeşitli malzemeler, mallar, bir sürü şey, onlar da kene taşıyıcısı olabiliyor. Şimdiye kadar İstanbul’da olgular gördük, İstanbul’da tanı koyduk ama hiçbiri; birkaç nadir olgu dışında İstanbul’da kaynaklanan olgular değildi. Hangi hastalarda çok daha ağır seyrediyor derseniz; gebelerde, immün sistemi bozuk olanlarda daha ağır seyrediyor. Bu sene ki durumu ben de çok merak ediyorum, nasıl bir süreç yaşayacağız hem sayısal hem ölüm oranları konusunda. Şu an bir şey söylemek zor ama şu anki duruma göre eldeki, bilebildiğimiz sayılara göre bir artış trendi ve ona bağlı olarak bir ölüm trendi artıyor olabilir. Şu an için etkili bir aşısı yok, çok net birebir etkili tedavisi yok" diye konuştu. "İstanbul’da kaygı duyulacak bir durum söz konusu değil ama uzun vadede dikkatli olmamız gerekiyor" Kene tutunması durumunda nasıl hareket edileceğinin bilinmesinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aygün, sözlerine şöyle devam etti: "Gelen başvuruların büyük bir kısmı da temel noktalardaki bilgisizlik veya temel sorunlardan kaynaklanıyor, bilgi sahibi olmalıyız, neler yapacağımızı iyi bilmeli, uygulamalıyız. Şu an İstanbul’da kırım kongoya ait kaygı duyulacak bir durum hiçbir şekilde söz konusu değil ama uzun vadede hem odaklar oluşması hem bu türlerin adaptasyonu konusunda çok duyarlı, dikkatli olmamız gerekiyor. Kırım kongo kanamalı ateşinden vefat sonrası cenaze hazırlanması aşamasındaki kişilerin çok dikkatli olması lazım, onunla ilgili neler yapılacağı belirleniyor. Yok efendim kireçle, tabutla gömme gibi şeyler hiçbir şekilde anlamlı veya önerilen şeyler değiller. Kene olduğunda onu çıplak elle çıkarmaya çalışmak veya keneyi strese sokmak, sigarayla dokunmak gibi şeyler büyük bir risk. Bir an önce çıkartmalıyız ama çıplak elle dokunursak hele hele patlatırsak, strese sokarsak bir mikrop bulaşmadı ise bulaşmasını artırabiliriz. Kene tutulmasını kendileri çıkaran çiftçilerde daha çok kırım kongo bulaşı gözlemlemiştik bunun önemli bir risk olduğunu biliyoruz"
Büyükşehir’den glütensiz yaşama destek
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 12:09 Büyükşehir’den glütensiz yaşama destek Bursa Büyükşehir Belediyesi, buğday unu içeren gıdaları yemeleri durumunda sağlık sorunu yaşayan çölyak hastalarını ‘Glütensiz Aşure’ etkinliğinde buluşturdu. Bursa Büyükşehir Belediyesi ve Bursa Çölyakla Yaşam Derneği iş birliğinde Merinos Parkı’nda ‘Glütensiz Aşure’ etkinliği düzenlendi. Bu yıl 11.’si düzenlenen etkinliğe, Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Sinan Nergiz, Bursa Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Mehmet Us, Bursa Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altay, dernek yöneticileri ve aileler katıldı. Program kapsamında Çağdaş Drama Derneği eğitmenleri tarafından çeşitli gösteriler yapılırken, çocuklar yüz boyama etkinliğinde doyasıya eğlendi. Halk Sağlığı ve Sağlıklı Yaşam Şube Müdürü ekipleri ise çocuklara yönelik el yıkama etkinliği düzenledi. Çölyakla mücadele eden hastaların her zaman yanlarında olduklarını söyleyen Başkanvekili Sinan Nergiz, çölyaklı vatandaşların glütensiz ürünlere ulaşabilmeleri için çalışmalar yaptıklarını belirtti. Çölyakla Yaşam Derneği Başkanı Yusuf Altay ise desteklerinden dolayı Başkan Mustafa Bozbey’e ve Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Konuşmaların ardından etkinliğe katılanlara glütensiz aşure ve glütensiz dürüm ikram edildi.
Kastamonu’da şah damarı darlıklarına stentle müdahale başladı
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:53 Kastamonu’da şah damarı darlıklarına stentle müdahale başladı Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Ünitesi’nde beyne giden şah damarlarında oluşan darlık ve plaklara karşı stent tedavisi uygulanmaya başlandı. Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Ünitesi, önemli bir tedavi yöntemini daha uygulamaya başladı. Beyne giden şah damarlarında oluşan darlık ve plaklara karşı uygulanan stent tedavisi, artık Kastamonu’da da yapılmaya başlandı. Bu sayede felç (inme) riski taşıyan hastalar, büyük şehirlere gitmeden, kendi memleketlerinde tedavi olabilecek. Girişimsel radyoloji, vücut içindeki damarlara ve organlara görüntüleme cihazları eşliğinde ulaşılarak yapılan, çoğu zaman ameliyatsız şekilde uygulanan tedavileri kapsar. Bu birimde şimdiye kadar, akciğer kanaması (pulmoner hemoptizi) geçiren hastalarda kanamayı durdurma, bağırsak damarlarında (mezenterik arter) gelişen tıkanıklıklarda tekrar kan akımını sağlama gibi hayat kurtaran müdahalelerin yanında, tümör tedavileri, diyaliz kateteri yerleştirme, abse boşaltma gibi pek çok önemli işlem başarıyla gerçekleştirildi. Son olarak girişimsel radyoloji tedavilerine şah damarı stentleme işlemi de eklendi. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bölümü aynı zamanda Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi İsmail Taşkent, "Şah damarı darlıkları felç riskinin en önemli nedenlerinden biridir. Bu müdahale artık hastanemizde güvenli ve etkili şekilde uygulanıyor. Böylece hastalarımız şehir dışına gitmeden, bu önemli tedaviye burada ulaşabiliyor" dedi.
Kasıktaki küçük şişlik büyük sorunlara yol açabilir
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:27 Kasıktaki küçük şişlik büyük sorunlara yol açabilir Çocuklarda görülen kasık fıtığı, cerrahi gerektiren en yaygın sağlık sorunlarından biri olarak biliniyor. Genellikle doğuştan gelen bu durumun erkek çocuklarda kızlara oranla 6 kat daha fazla görüldüğünü belirten Op. Dr. Ali Eyvazov, kasık fıtığının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. "Kasık fıtığı erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde daha sık görülür" diyen Medicana Çamlıca Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Eyvazov, bu durumun çocuk cerrahisinin önemli gündem maddelerinden biri olduğunu ifade etti. Kasık fıtığının yüzde 50’sinin sağ, yüzde 40’ının sol, yüzde 10’unun ise her iki kasıkta birden ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Ali Eyvazov, kız çocuklarında daha az görülen bu rahatsızlığın, erkek çocuklarda genellikle skrotuma (torbaya) kadar inen bir şişlik olarak kendini gösterdiğini söyledi. "Belirti vermeyebilir ancak risklidir" Op. Dr. Ali Eyvazov, ailelerin çocuklarında genellikle ağlama, öksürme ya da ıkınma sırasında kasık bölgesinde belirginleşen bir şişlik fark ederek doktora başvurduklarını dile getirerek, "Ancak bazı durumlarda daha ciddi bulgulara da rastlanabilir. Bazen bu şişliğe safralı kusma, huzursuzluk, kaka yapamama gibi bulgular da eşlik edebilir. Bu, fıtığın sıkıştığını yani boğulma riski taşıdığını gösterebilir. Kasık fıtığı genellikle fizik muayene ile anlaşılabilir. Tanı koymada fizik muayenede saptanan şişlik çoğu zaman belirleyici olmaktadır" diyerek görüntüleme yöntemlerinin her zaman gerekli olmayabileceğini ifade etti. Kasık fıtığı kendiliğinden geçmez Kasık fıtığının mutlaka cerrahi olarak tedavi edilmesi gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Ali Eyvazov, "Fıtığın kendiliğinden iyileşmesi mümkün değildir. Tanı konulduktan sonra en kısa sürede ameliyat planlanmalıdır. Çocuk cerrahisi uzmanları tarafından gerçekleştirilen bu ameliyatlar genellikle günübirlik cerrahi kapsamında yapılı ve çoğunlukla eve aynı gün dönülebilir" dedi. Geç kalınırsa hayati tehlike oluşabilir Planlı şekilde yapılan ameliyatlarda komplikasyon riskinin oldukça düşük olduğunu dile getiren Op. Dr. Ali Eyvazov, müdahalede geç kalınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı ve ekledi: "Boğulmuş fıtık durumunda, fıtık kesesi içinde yer alan bağırsak veya yumurtalık gibi hayati organlar zarar görebilir. Bu durum hem acil cerrahi müdahale gerektirir hem de hayati risk taşır." Erken doğan bebeklerde risk yüksektir Kasık fıtığının, ebeveynlerin dikkatinden kaçmaması gereken bir durum olduğunu belirten Op. Dr. Ali Eyvazov, "Aileler, çocuklarının kasık bölgesinde oluşan anormal şişlikleri ciddiye almalı ve zaman kaybetmeden bir çocuk cerrahına başvurmalıdır" şeklinde konuştu. Çocuklarda görülen kasık bölgesi şişliklerinin mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ali Eyvazov, ailelere şu önerilerde bulundu: "Kasık bölgesinde tekrarlayan ya da geçmeyen bir şişlik varsa zaman kaybetmeden çocuk cerrahına başvurun. Bebek ağladığında ya da ıkındığında ortaya çıkan şişlikleri dikkate alın. Tanı aldıysanız, "bekleyelim, belki geçer" düşüncesine kapılmadan cerrahi işlemi geciktirmeyin. Özellikle erken doğan ya da prematüre bebeklerde bu konuda daha dikkatli olun."
Susuzluğa sağlıklı çözüm: Bol sıvı, az şeker
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 11:01 Susuzluğa sağlıklı çözüm: Bol sıvı, az şeker Yaz mevsiminde serinlemek için tüketilen çoğu içecek, günlük şeker ihtiyacının daha çok fazlasını içeriyor. Yüksek miktarda şeker tüketiminin sağlığa zarar verdiğine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Yaz aylarında daha enerjik, daha sağlıklı ve fit bir beden için sadece ne yediğinizi değil, ne içtiğinizi de mutlaka kontrol edin. Susuzluğunuzu giderirken içtiğiniz içeceklerdeki şeker sağlığınızı riske atabilir" uyarısında bulundu. Yazın sıcaklığın da etkisiyle çoğu kişi serinlemek için soğuk içeceklere yöneliyor. Meyveli, sütlü ve kahveli derken çeşit çeşit içecekler tüketicileri cezbediyor. Ancak bu içeceklerin görüldüğü kadar masum olmadığını belirten Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Yaz mevsimi geldiğinde sıcağın etkisiyle birçok kişi soğuk içeceklere yönelir. Bu içecekler, serin olmaları açısından cazip görünseler de, bu içeceklerin büyük bir bölümü yüksek şeker içeriğiyle sağlık açısından ciddi riskler taşır" dedi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, piyasada yaygın olarak bulunan içeceklerin büyül bir bölümünün Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği günlük serbest şeker tüketim miktarını tek seferde karşıladığını söyledi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Örnek verecek olursak; 330 ml gazlı içecekte 35-40, 500 ml aromalı buzlu çayda 45-50, yaklaşık 45, meyve aromalı enerji içeceklerinde 30-40 gram şeker bulunur. Hazır meyve suları (şeker ilavesiz olmayanlar) 25-30 gram şeker içeriyor. Bu da sadece bir içecekle günlük şeker ihtiyacının karşılanması, hatta fazlasını almak anlamına gelir" diye konuştu. ‘Doğal’ içecekler sanıldığı gibi sağlıklı değil Günlük şeker ihtiyacından fazla şeker tüketiminin, vücudun ihtiyaç duymadığı "boş kalori" kategorisine girdiğini dile getiren Uzm. Dyt. Mısra Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Boş kaloriler; vitamin, mineral, lif gibi vücut için faydalı hiçbir besin öğesi içermeyen, ama yüksek enerji veren kalori kaynaklarıdır. Şekerli içecekler de bunun en yaygın örneğidir. Bu içecekler tokluk hissi oluşturmadığı için, tüketildikten kısa bir süre sonra tekrar açlık hissedilir. Vücut daha fazla kalori ister, dolayısıyla gün içinde abur cubur tüketimi artar. Zamanla bu durum, kilo alımına, insülin direnci gelişimine, karaciğer yağlanmasına, tip 2 diyabet riskine, kalp damar hastalıklarına neden olabilir" sözlerini kaydetti. Ayrıca doğal sanılan içeceklerin göründüğü kadar masum olmadığını dile getiren Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Birçok kişi, hazır meyve sularını veya smoothieleri sağlıklı sanarak bolca tüketiyor. Oysa bu ürünlerin büyük bir kısmı, yüksek fruktoz içeren konsantrelerden üretilir ve içine ekstra şeker eklenir. Örneğin; 1 bardak (250 ml) portakal suyu, yaklaşık 5-6 adet portakalın şekerini içerir. Liften arındırıldığı için kana hızlı karışır, bu da kan şekerinde ani yükselmelere neden olur." İbareye aldanmayın, etiket kontrolü yapın Yazın serinlemek için alternatif ve sağlıklı içeceklere örnek veren Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Meyve dilimli su, soğuk bitki çayları, soğuk filtre kahve veya cold brew, maden suyu ve taze meyve dilimleri karışımı ya da ayran tüketilebilir" dedi. Öte yandan, satın alınan içeceklerin etiketlerine mutlaka bakılması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "İçecek tercihlerinde dikkat edilmesi gereken ilk şey, etiket okumaktır. Şekersiz ya da light ibaresine aldanmadan içindekiler kısmını mutlaka incelemek gerekir. Glikoz-fruktoz şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubu gibi içerikler varsa uzak durulmalıdır. İkincisi porsiyon kontrolüdür. 330 ml’lik bir içecek, bir porsiyon gibi görünse de çoğu zaman 2-3 porsiyonluk şeker içerebilir. Yaz aylarında daha enerjik, daha sağlıklı ve fit bir beden için sadece ne yenildiği değil, ne içildiği de mutlaka kontrol edilmelidir" ifadelerini kullandı.
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Altın: ’’D vitamini yeteri kadar alınmazsa kemik erimesi ve bel bükülmesi ortaya çıkabilir’’
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:54 İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Altın: ’’D vitamini yeteri kadar alınmazsa kemik erimesi ve bel bükülmesi ortaya çıkabilir’’ Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezilmesi halinde D vitamini sentezinin yapıldığını aktaran İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, "D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkta koruyucu faktör olduğu ispatlandı" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, D vitamini hakkında önemli açıklamalarda bulundu. D vitamininin çok önemli olduğunu dile getiren Dr. İsa Altın, "Son yıllarda önemi, daha da artıyor. MS hastalığından kansere, kanserden diyabete kadar önlenmesinde D vitamininin önemi ispat edildi. D vitamini, ihtiyacı için tatile gitmeye gerek yok. Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezerseniz D vitamini senteziniz olur. Güneşin altında en fazla 20 dakika durulmalı. Öğle saatlerinde, 11-15 saatleri itibariyle, güneşin dik açılı saatlerini tercih edebilirsiniz. Hiçbir sıkıntı olmaz. Ama güneşte uzun süre kalacaksanız, kesinlikle güneş kremi sürmeniz gerekmektedir. Güneş kremlerinin satış stratejisinin en önemli parçası cilt kanserlerinin hassaslığıdır. Eğer uzun süre güneşte kalmayacaksanız, uzun süre güneşte çalışmıyorsanız, bazalojik kanser, yaşlılık lekeleri veya daha kötü kanserlerin oluşma ihtimali çok düşük" diye konuştu. "D vitamininin aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir" Altın, "Bizim ülkemizde, okyanus ve diğer ülkeler gibi deri kanseri riski çok yüksek değil. D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkta koruyucu faktör olduğu ispatlandı. Eğer doğal vitamin alacaksak toplu taşıma araçları yerine, gideceğiniz yere güneş altında yürümeyi tercih edebilirsiniz. D vitamini için besin alımı önemli, D vitamini besinlerle alınır. Ancak, aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir. D vitamini, balıkta, bitkisel ve hayvansal ürünlerde var. Ama en önemlisi, aktif bir şekilde D vitamini alabilmek için kesinlikle güneş ışığı şart. Güneş ışığını da direkt almak gerekiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, D vitaminin önemi herkes tarafından kavrandıktan sonra özellikle bütün sağlık ocakları ve hastanemizde D vitamini seviyesini ölçüyoruz. Gerekirse tedavi uyguluyoruz. En az, 6 ayda bir D vitamini kontrolü yapmak gerekmektedir" şeklinde konuştu.
Bursa’da kök hücre başarısı
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:46 Bursa’da kök hücre başarısı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Terapötik Aferez Merkezi, hem hematoloji ve onkoloji hastalarının tedavisinde hem de gönüllü kök hücre bağışı alanında önemli başarılara imza atıyor. 2022 yılının Eylül ayında kök hücre toplama işlemine başlayan merkezde bugüne kadar 330 kök hücre toplandı. 2025 yılının ilk 4 ayında toplanan kök hücre sayısı bakımından Türkiye genelinde 2. sırayı almayı başaran Terapötik Aferez Merkezi’nde yürütülen çalışmalar, merkezde görevli Uzm. Dr. Hilmi Erdem Gözden ve Uzm. Dr. Bedrettin Orhan tarafından aktarıldı. Merkezde üç hekimin görev yaptığını belirten Hematoloji Uzmanı Dr. Hilmi Erdem Gözden, "Merkezimizde terapötik yani tedavi amaçlı aferez işlemlerinin yanı sıra, gönüllülük esasına dayalı kök hücre mobilizasyonuna da katkı sağlıyoruz. Ülkemizde birçok merkezde yapılan bu işlemin amacı ihtiyaç sahibi olan çeşitli hematolojik malignite ya da onkolojik malignite tanısı almış hastalara destek sağlamak. Kök hücre toplama işlemi öncesinde bağışçı olan kişinin kanındaki bazı etiketler yine TÜRKÖK merkezi tarafından depolanıyor. Bu depolanma sonrasında etiketlere uygun ihtiyaç sahipleriyle eşleşiyor’’ dedi. Komplikasyon Yaşanmıyor Eşleşme sonrası sürecin iki aşamada yürütüldüğünü belirten Dr. Gözden, "İlk aşamada saha ekiplerimiz bağışçı adaylarını bilgilendiriyor. Ardından merkeze başvuran aday, fizik muayene ve laboratuvar tetkiklerinden geçiriliyor. Amacımız, bağışçıya hiçbir zarar vermeden işlemi güvenli bir şekilde tamamlamak. Şimdiye kadar yapılan işlemlerde de uygulanan tedavi, sonrasında uygulanan aferez yöntemi de dahil olmak üzere hiçbir süreçte komplikasyon yaşamadık" şeklinde konuştu. Gönüllüler Detaylı Bilgilendiriliyor Merkezde görev yapan hekimlerin gönüllülük esasına dayanarak çalıştığına dikkat çeken Uzm. Dr. Gözden, "Amacımız katkı sağlayabilmek. Hastaların genelde kafalarında olan soru işaretlerini giderebilecek cevaplarımız, hem saha elemanları hem de tarafımızca yapılan muayeneler doğrultusunda veriliyor. Bazen korku ya da hastaların genel bir çekincesi olabiliyor. Bunlar arasında ilaçların uygulanması, aferez işleminin nasıl olduğu, gereken kök hücrelerin hangi taraftan toplandığıyla ilgili sorular oluyor. İşlemlerimiz genelde ufak bir iğne tedavisi sonrasında damar yolundan bir cihaz aracılığıyla kök hücre toplama işlemi olarak tamamlıyoruz" diye konuştu. "Kök Hücreye Duyulan İhtiyaç Çok Büyük" Merkezde görev yapan Hematoloji Uzmanı Dr. Bedrettin Orhan ise, "Merkezimizde yalnızca kök hücre bağışı değil, aynı zamanda yoğun bakım, nöroloji ve hematoloji hastalarına da aferez hizmeti sunuyoruz. Bu işler bizleri yormakta ve zorlamakta ancak burada uyumlu bir şekilde çalışıp vatandaşlara hizmet ettiğimiz için mutluyuz. TÜRKÖK gönüllü bağışçılarına destek olmayı çok istiyoruz. Özellikle lösemi başta olmak üzere birçok hastalıkta kök hücreye büyük ihtiyaç duyuluyor. Umarım bu çalışmalarımız bundan sonraki süreçte de devam eder" ifadelerini kullandı.
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Altın: ’’D vitamini yeteri kadar alınmazsa kemik erimesi ve bel bükülmesi ortaya çıkabilir’’
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:45 İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Altın: ’’D vitamini yeteri kadar alınmazsa kemik erimesi ve bel bükülmesi ortaya çıkabilir’’ Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezilmesi halinde D vitamini sentezinin yapıldığını aktaran İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, "D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkla koruyucu faktör olduğu ispatlandı" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İsa Altın, D vitamini hakkında önemli açıklamalarda bulundu. D vitamininin çok önemli olduğunu dile getiren Dr. İsa Altın, "Son yıllarda önemi, daha da artıyor. MS hastalığından kansere, kanserden diyabete kadar önlenmesinde D vitamininin önemi ispat edildi. D vitamini, ihtiyacı için tatile gitmeye gerek yok. Günlük 20 dakika güneşin altında kısa kollu tişört ile gezerseniz D vitamini senteziniz olur. Güneşin altında en fazla 20 dakika durulmalı. Öğle saatlerinde, 11-15 saatleri itibariyle, güneşin dik açılı saatlerini tercih edebilirsiniz. Hiçbir sıkıntı olmaz. Ama güneşte uzun süre kalacaksanız, kesinlikle güneş kremi sürmeniz gerekmektedir. Güneş kremlerinin satış stratejisinin en önemli parçası cilt kanserlerinin hassaslığıdır. Eğer uzun süre güneşte kalmayacaksanız, uzun süre güneşte çalışmıyorsanız, bazalojik kanser, yaşlılık lekeleri veya daha kötü kanserlerin oluşma ihtimali çok düşük" diye konuştu. "D vitamininin aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir" Altın, "Bizim ülkemizde, okyanus ve diğer ülkeler gibi deri kanseri riski çok yüksek değil. D vitamini, yeteri kadar alınmazsa osteoporoz yani kemik erimesi, bel bükülmesi tarzında hastalıklar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra, MS, diyabet, kanserler, demans, depresyon gibi birçok hastalıkla koruyucu faktör olduğu ispatlandı. Eğer doğal vitamin alacaksak toplu taşıma araçları yerine, gideceğiniz yere güneş altında yürümeyi tercih edebilirsiniz. D vitamini için besin alımı önemli, D vitamini besinlerle alınır. Ancak, aktifleşmesi için deride güneş ışığı gereklidir. D vitamini, balıkta, bitkisel ve hayvansal ürünlerde var. Ama en önemlisi, aktif bir şekilde D vitamini alabilmek için kesinlikle güneş ışığı şart. Güneş ışığını da direkt almak gerekiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, D vitaminin önemi herkes tarafından kavrandıktan sonra özellikle bütün sağlık ocakları ve hastanemizde D vitamini seviyesini ölçüyoruz. Gerekirse tedavi uyguluyoruz. En az, 6 ayda bir D vitamini kontrolü yapmak gerekmektedir" şeklinde konuştu.
Babası kanseri yendi kızı "Umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık" dedi
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 10:30 Babası kanseri yendi kızı "Umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık" dedi Ailesi ve çocuklarının umudunu kestiği 74 yaşındaki Mevlüt Öksüz, dördüncü evre akciğer kanseri tanısının ardından getirildiği Kahramanmaraş’taki Sular Akademi Hastanesi’nde, uygulanan kemoterapi ve immunoterapi tedavileriyle sağlığına kavuştu. Osmaniye’de yaşayan Mevlüt Öksüz, kanser hastalığına yakalandı. Bir çok sağlık kuruluşuna giden ve yanıt alamayan hastanın ailesi Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’ne başvurdu. Hastane bünyesinde kurulan Tıbbi Onkoloji Ünitesi sayesinde, ileri evre akciğer kanseri tedavisi gören hasta, tedaviye olumlu yanıt verdi. Hastanenin Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şükrü Özaydın, yaptığı açıklamada, "Kahramanmaraş’ta bir ilk olarak özel hastanemizde Tıbbi Onkoloji Ünitesi’ni kurmuş olduk. Kahramanmaraş’ımızda pek çok kanser hastası özel ve yoğun ilgi nedeniyle Gaziantep ve Adana’ya tedavi olmaya gitmekteydi. Biz, bu tür hastalara daha iyi hizmet vermek amacıyla ünitemizi kurduk. Normalde sadece Kahramanmaraş değil, Osmaniye, Adana, Hatay’dan pek çok hastamız ünitemize geliyor. Başlangıçta akciğer ve karaciğerde yoğun kitlelerimiz mevcuttu. Kemoterapi ve immunoterapi tedavileriyle hastalığımızda yüzde 90’dan fazla başarı elde ettik. Halen tedaviye devam ediyoruz. İnşallah bundan sonra da güzel sonuçlar almayı ümit ediyoruz. Bu bizim için, hastamız için ve diğer hastalar için çok büyük bir ümit kaynağı" dedi. "Çok iyiyim, her şeyden memnunum" Tedaviden memnuniyetini dile getiren Mevlüt Öksüz ise, "Hastane ve personelden çok memnunum. Allah razı olsun. Doktorumuzdan da memnunum. Her şeyden memnunum. Rahatsızlığım akciğerdendi. Çok iyiyim. Tedavi başlamadan önce biraz zorluk çektim ama şimdi çok iyiyim" diye konuştu. "Evde ağlamaya başlamıştık, şimdi hayatına döndü" Babasının tedavi süreciyle ilgili konuşan Hatice Solak ise, "Babam dördüncü evre akciğer kanseriyken Adana, Antep her yere götürdük. Ve herkes sadece ‘götürün, iyi bakın’ demekten başka bir şey söylemedi. Hocamızla tesadüf eseri hastanede karşılaştım. Kalp doktoruna gitmiştim, hocamızı görünce babamın rahatsızlığını anlattım, nasıl bir yol çizer diye uğradım. ‘Sen babanı bana getir, hiç merak etme’ dedi. Ondan sonra babamı güzel eliyle, rahatlığıyla bizim de içimizi rahatlata rahatlata tedaviye başladı. Babam ondan sonra kilo almaya, yemek yemeye, yürümeye başladı. Normal hayatına dönmeye başladı. Hocamız pet taramasını yaptı, patoloji yaptı. Babam iğneden korkan biriydi. Ama hocamızın elinin altında istediği tedaviyi uygulatabildi. Çünkü hocamıza güven sağladı, hocamız da ona güven sağladı. Ben bütün kanser hastası olan hastalarımıza diyorum ki sakın çekinmesinler, tedavisi mümkün bir hastalık. Dördüncü evreye kadar beklemesinler, mutlaka tedavi olsunlar. Maraş, Antep, Osmaniye, hangi bölgedeyse önce bir Şükrü hocamıza uğrasınlar. Biz artık umutsuzluğa kapılmıştık, evde artık ağlamalara başlamıştık. O kadar kötüydü "ifadelerini kullandı.