SAĞLIK
Denizli sağlık için hareket etti 10 Mayıs 2026 Pazar - 15:05:57 Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak ve fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında yürüyüş etkinliği düzenlendi. Yenişehir Yürüyüş yolunda düzenlenen ve büyük bir katılımın gerçekleştirildiği etkinliğe Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, Sağlık Hizmetlerinden Sorumlu Vali Yardımcısı Nurettin Ateş, Merkezefendi Kaymakamı Abdullah Demir, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mevlüt Dirim, Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Denizli İl Milli Eğitim Müdürü Emre Çalışkan, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, sağlık çalışanları, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Yürüyüş saat 10.30’da Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger’in startıyla başlarken, yürüyüşte katılımcılar sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekmek amacıyla hep birlikte yürüdü. Yürüyüşte fiziksel aktivitenin kalp sağlığı, ruhsal iyilik hali ve yaşam kalitesi üzerindeki olumlu etkilerine vurgu yapıldı. Yürüyüş sonrasında Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurulan bilgilendirme stantlarında fiziksel aktivite sağlıklı beslenme ve kronik hastalıklarla mücadele konusunda bilgilendirme yapılarak vatandaşlara broşür dağıtıldı. Katılımcılara sağlıklı atıştırmalıklar ve su ikram edildi. Tansiyon, boy-kilo ölçümü gibi sağlık taramaları da yapıldı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları tarafından vatandaşlara sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeler yapılırken, fiziksel aktivitenin ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki olumlu etkileri anlatıldı. Denizli Valisi Sayın Yavuz Selim Köşger, sağlıklı bir toplum oluşturmanın ancak sağlıklı bireylerle mümkün olacağını belirterek vatandaşları günlük yaşamlarında daha aktif olmaya davet etti: Köşger, "Düzenli yürüyüş ve egzersiz yapmak kalp-damar hastalıkları, obezite, diyabet ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde günlük yaşamda fiziksel aktivite düzeyini artırmak amacıyla Sağlık Bakanlığımız tarafından hedefler belirlenmiş ve toplumu fiziksel aktiviteye özendirmek için çalışmalar yürütülmektedir. Bugün de 10 Mayıs Sağlık İçin Hareket Et Günü kapsamında toplumda sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve her yaş grubunda hareketli yaşam kültürünün geliştirilmesini hedefleyerek İl Müdürlerimiz, vatandaşlarımız ve öğrencilerimizle birlikte yürüyüşümüzü gerçekleştirdik. Başta Sağlık Müdürlüğümüz olmak üzere emeği geçen tüm kurumlara teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı kaliteli ve sağlıklı yaşam için hareketli yaşama davet ediyoruz" dedi.
10 Mayıs 2026 Pazar - 11:34 Prof. Dr. Koca: "Manuel Terapi" ile ameliyatsız tedaviyi anlattı Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, uygun hastalarda uygulanan manuel terapinin ameliyatsız rehabilitasyon yöntemleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapinin bilimsel değerlendirme sonrası uygulanan özel bir rehabilitasyon yöntemi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Koca, "Manuel terapi; kas, eklem, bağ dokusu ve omurga üzerine uygulanan bilimsel temelli özel tekniklerden oluşan bir rehabilitasyon yöntemidir. Amaç ağrıyı azaltmak, hareket kısıtlılığını gidermek ve hastanın yaşam kalitesini artırmaktır" dedi. "Her ağrının nedeni aynı değil" Prof. Dr. İrfan Koca, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her bel ve boyun ağrısını "fıtık" olarak değerlendirmek olduğunu ifade ederek uygulama öncesinde detaylı değerlendirme yapılmasının önemine dikkat çekerek, "Kas spazmları, postür bozuklukları, eklem problemleri, sinir basıları veya romatizmal hastalıklar benzer şikâyetlere yol açabiliyor. Bu nedenle her hastaya aynı yaklaşım uygulanmaz. Öncelikle ağrının gerçek nedeni ortaya konulmalıdır" şeklinde konuştu. "Amaç sadece ağrıyı azaltmak değil" Prof. Dr. İrfan Koca’ya göre manuel terapinin temel hedeflerinden biri yalnızca mevcut ağrıyı baskılamak değil; hareket kabiliyetini artırmak, kas-iskelet sistemi dengesini yeniden sağlamak ve günlük yaşam fonksiyonlarını iyileştirmek olduğunu ifade etti. Özellikle; Bel ve boyun ağrıları, Kas spazmları, Hareket kısıtlılıkları, Duruş bozuklukları, Spor yaralanmaları sonrası rehabilitasyon, Omuz ve sırt bölgesi problemleri gibi durumlarda manuel terapiden fayda görülebileceği belirtiliyor. "Bütüncül yaklaşım tedavi başarısını artırıyor" Prof. Dr. İrfan Koca, son yıllarda fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında kişiye özel ve bütüncül yaklaşımların daha fazla önem kazandığını ifade etti. Manuel terapinin; Nöral terapi, Proloterapi, Kinezyobant uygulamaları, Kuru iğne uygulamaları ve Medikal egzersiz programları ile birlikte planlanmasının tedavi başarısını artırdığını belirten Koca, "Kas-iskelet sistemi hastalıklarında artık daha bütüncül bir yaklaşım benimsiyoruz. Manuel terapinin nöral terapi, proloterapi, kinezyobant uygulamaları ve egzersiz programlarıyla birlikte planlanması; hem ağrı kontrolü hem de hareket kapasitesi açısından daha etkili sonuçlar sağlamaktadır" ifadelerini kullandı. "Bilinçsiz uygulamalar risk oluşturabilir" Prof. Dr. İrfan Koca, manuel terapi uygulamalarının mutlaka eğitimli sağlık profesyonelleri tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak bilinçsiz müdahalelerin bazı hastalarda mevcut problemleri artırabileceğini söyledi. Özellikle travma sonrası gelişen ağrı, kol veya bacakta güç kaybı, ileri derecede uyuşma ya da idrar kaçırma gibi belirtilerin varlığında vakit kaybetmeden uzman değerlendirmesi yapılması gerektiğini ifade eden Koca, "Doğru hasta seçimi, doğru tanı ve kişiye özel rehabilitasyon planlaması rehabilitasyon sürecinin en önemli basamaklarıdır" diye konuştu.
Yakıcı madde içen çocuk hızlı müdahale ile kurtuldu
08 Temmuz 2025 Salı - 08:41 Yakıcı madde içen çocuk hızlı müdahale ile kurtuldu Korozif madde içen bebek, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji bölümünün hızlı müdahalesi ile kurtuldu. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, tıp dilinde "korozif madde" adıyla bilinen yakıcı maddelere karşı aileleri uyardı. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yeni açılan Çocuk Gastroenteroloji bölümü ile çocukluk döneminde görülen gastroenterolojik hastalıkların zamanında tanı ve tedavi edilmesine imkan sağlandı. Korozif madde (lavabo açıcı) içen 12 aylık hasta, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi tarafından yapılan acil endoskopi işlemi ile tedavi edildi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Belkıs İpekçi, çocukluk yaş grubunda kaza ile içilen korozif maddeler hakkında ailelere uyarılarda bulundu. Dr. İpekçi, "Korozif madde alımı, çocukların yanlışlıkla temizlik maddesi gibi yakıcı, aşındırıcı kimyasalları içmesi, ne yazık ki sık gördüğümüz vakalardır ve çok ağır sonuçları olabilmektedir. Bu maddeler, sadece bir yudum alındığında bile çocuğun yemek borusunda, mide duvarında kalıcı yanıklar, darlıklar ve bazen ömür boyu sürecek sindirim problemlerine yol açabilir" dedi. "En doğrusu acilen 112’yi aramak ve hiçbir şey yedirmeden hastaneye gelmektir" Çamaşır suyu, lavabo açıcı, kireç çözücü, banyo/tuvalet temizleyicileri, ağartıcılar, pas çözücüler ve bazı parfüm/deodorant veya kolonya türleri çocukların ilgisini çekecek şekilde renkli veya kokulu olduğundan su sanılarak içilebildiğine dikkat çeken İpekçi, "Bu maddelerin çocuk tarafından içilmesi halinde ‘kusturmak’, süt içirmek veya yoğurt yedirmek gibi önlemler maalesef faydası olmadığı gibi zararı arttırabilir. Bu gibi durumlarda en doğrusu acilen 112’yi aramak ve hiçbir şey yedirmeden hastaneye gelmektir" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
Alanya’da kadına yönelik şiddetle mücadele anlatıldı
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 17:24 Alanya’da kadına yönelik şiddetle mücadele anlatıldı Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sosyal Hizmetler Birimi’nce "Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele" etkinliği düzenlendi. ALKÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesi poliklinik katındaki stantta kadına yönelik şiddeti anlatan bilgilendirici broşürlerin yanı sıra, vatandaşlara KADES (Kadın Acil Destek Uygulaması) hakkında da bilgi verildi. Hastane yönetiminin de destek verdiği etkinlikte, hasta ve hasta yakınlarına; şiddet gördüklerinde ya da tanık olduklarında başvurabilecekleri merciler aktarıldı. Konu hakkında açıklama yapan Başhekim Doç. Dr. Yılmaz Güler, "Etkinliğimizin temel amacı, kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve bu konuda toplumda farkındalık ile bilinç düzeyini artırmaktır. Çok boyutlu bir toplumsal sorun olan kadına yönelik şiddeti azaltmak adına yürütülen mücadelede, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Şüphesiz sağlık hizmetlerinin de bu mücadelede büyük bir rolü vardır. Hastane olarak yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; aynı zamanda sağlık çalışanlarımıza ve halkımıza yönelik, kadının insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, toplumdaki konumunun güçlendirilmesi ve kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarını ilgili tüm kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde sürdürmeye devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Dikkat dağınıklığı aşırı yeme davranışını tetikliyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 15:22 Dikkat dağınıklığı aşırı yeme davranışını tetikliyor Son yıllarda giderek artan obezite vakalarının nedenleri ve bu duruma çözüm olarak uygulanan obezite cerrahisi hakkında önemli bilgiler veren Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yunus Topal, "Dikkat dağınıklığı aşırı yeme davranışını tetikliyor" dedi. Diyet ve egzersiz gibi geleneksel yöntemlerle kilo veremeyen veya verdiği kiloyu koruyamayan, ciddi obezite (morbid obezite) hastalarına uygulanan obezite cerrahisi, sindirim sisteminde değişiklikler yaparak kişinin daha az yemek yemesini, daha çabuk doyarak gıda alımını sınırlamasını veya yediklerinin emilimini azaltmasını sağlar. Obezitenin günümüzde küresel bir sağlık sorunu haline gelmesinin ve hızla artmasının birçok karmaşık nedeni olduğunu belirten Dr. Topal, bu nedenlerin genellikle birbirini tetikleyen ve bir döngü oluşturan faktörlerden oluştuğunu ifade etti. Hareketsiz hayat, yanlış beslenme ve daha fazlası: Obezitenin artış sebepleri BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yunus Topal, obezitenin artış nedenlerinden biri olan yanlış beslenme alışkanlıklarına dikkat çekerek günümüzde fast-food, hazır ve işlenmiş gıdaların tüketiminin yaygınlaştığını, bu yiyeceklerin yüksek kalori, şeker, tuz ve doymuş yağ içerdiğini, ayrıca porsiyon boyutlarının büyümesinin farkında olmadan fazla kalori alımına yol açtığını belirtti. Lifli gıdaların yeterince tüketilmemesinin tokluk hissini azalttığını, gece geç saatlerde yemek yemenin ve yemek sırasında dikkat dağınıklığının da aşırı yeme davranışını tetiklediğini vurguladı. "Teknolojik gelişmeler günlük hareket ihtiyacını önemli ölçüde azaltıyor" Dr. Topal, obezitenin artışının bir başka nedeni olarak teknolojik gelişmelerin günlük hareket ihtiyacını önemli ölçüde azaltmasını göstererek; ofis işleri, özel araç kullanımı, asansörler ve dijital eğlence araçlarının yaygınlaşmasıyla insanların fiziksel aktivite düzeylerinin düştüğünü, düzenli egzersiz alışkanlığının ise toplumda yeterince gelişmediğini ifade etti. Obezitenin artışında genetik yatkınlığın önemli bir faktör olduğunu belirten Dr. Topal, metabolizma hızının yavaşlaması, yağ depolamanın kolaylaşması ve iştahı kontrol eden hormonların etkilenmesinin ailede obezite öyküsünün bireyin riskini artırdığını vurguladı. "Stres, depresyon, anksiyete ve yalnızlık gibi duyguların özellikle yüksek kalorili gıdalara yönelmeyi tetiklemektedir" diyen Dr. Topal, duygusal yeme davranışı ve yeme bozukluklarının kilo artışında etkili olabileceğini, stresin yol açtığı hormonal değişikliklerin (örneğin kortizol artışı) ise vücutta yağ depolanmasını artırdığını vurguladı. "Polikistik over sendromu (PKOS) metabolizmanın yavaşlamasına neden olur" "Tiroid hastalıkları (özellikle hipotiroidi), insülin direnci ve polikistik over sendromu (PKOS) metabolizmanın yavaşlamasına ve yağ depolama eğiliminin artmasına neden olur" diyen Dr. Topal, bu hormonal ve metabolik sorunların kilo alımında etkili olduğunu vurguladı. "Yetersiz uyku, iştahı düzenleyen hormonların dengesini bozarak daha fazla yeme isteği oluşturur. Ayrıca metabolizma yavaşlar, fiziksel aktivite azalır ve uykusuz bireyler sağlıksız atıştırmalıklara yönelir" diyen Dr. Topal, uyku düzeninin obezite ile ilişkisine dikkat çekti. Bazı antidepresanlar, antipsikotikler, kortikosteroidler ile diyabet ve tansiyon ilaçların kilo alımına neden olabileceğine değinen Dr. Topal, bu tür durumlarda tedavi planının mutlaka hekim gözetiminde düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Obezite cerrahisi ile kalıcı kilo kontrolü Obezite cerrahisinin temel amacının hastaların aşırı kilolarından kurtulmasını sağlamak olduğunun altını çizen Dr. Topal, "Bu cerrahi yöntem, obeziteye bağlı ciddi sağlık sorunlarını iyileştirmek veya önlemek için uygulanmaktadır. Ameliyatların genellikle mide hacminin küçültülmesi ve besin emiliminin azaltılması prensiplerine dayanmaktadır" dedi. "Obezite cerrahisi, kalıcı ve önemli kilo kaybı sağlıyor" diyen Dr. Topal, "Diyet ve egzersizle kilo veremeyen morbid obez hastaların cerrahi sayesinde fazla kilolarının yarısını veya daha fazlasını kaybetmektedir. Ayrıca cerrahi, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi hastalıkların kontrolünde büyük fayda sağlıyor" şeklinde konuştu. "Cerrahi sonrası kilo kaybı yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor" "Cerrahi sonrası kilo kaybı yaşam kalitesini ciddi şekilde artırıyor. Hastalar kilo verdikçe fiziksel hareket kabiliyetleri artıyor, enerji seviyeleri yükseliyor ve sosyal hayatları olumlu etkileniyor" diyen Dr. Topal, obezite cerrahisinin yaşam süresini uzattığını ve ölüm riskini azalttığını da ifade etti. "Bazı cerrahi yöntemler, iştahı ve metabolizmayı düzenleyen hormonları etkileyerek tokluk hissini artırıyor" diyen Dr. Topal, "Ameliyat sonrası beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzı ve fiziksel aktivitenin değiştirilmesinin cerrahinin başarısı için çok önemlidir. Multidisipliner destekle uzun vadeli kilo kontrolü sağlanabilir" ifadelerine yer verdi.
Malazgirt Devlet Hastanesinde prostat ameliyatları başarıyla yapılıyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 15:12 Malazgirt Devlet Hastanesinde prostat ameliyatları başarıyla yapılıyor MUŞ (İHA) – Muş’un Malazgirt Devlet Hastanesinde görevli Üroloji Uzmanı Dr. İbrahim Olğun tarafından prostat ameliyatları başarıyla gerçekleştiriliyor. Açıklamalarda bulunan Dr. İbrahim Olğun, hastanenin ikinci basamak şartlarına sahip olduğunu belirterek, "Yeni yapılan hastanemiz bu tür ameliyatlar için oldukça elverişli. Anestezi ekibimiz çok güçlü. Sadece Malazgirt’ten değil, çevre ilçelerden, hatta Erzurum ve Bitlis’in bazı bölgelerinden dahi hastalar bize geliyor" dedi. Kapalı cerrahi yöntemlerinin de istenildiği zaman büyük bir kısmını gerçekleştirebildiklerini vurgulayan Dr. Olğun, "Kapalı mesane tümörü ameliyatları, kapalı prostat ameliyatları ve gerektiğinde açık cerrahi müdahaleler de hastanemizde yapılabilir" şeklinde konuştu. Malazgirt Devlet Hastanesinde prostat ameliyatı olan Raif Akgün ise "Eğer burada bu ameliyat yapılmasaydı, başka bir şehre gitmek zorunda kalacaktım. Böyle kaliteli doktorların burada olması bizler için büyük bir nimet. Ameliyatım başarıyla yapıldı, çok memnunum" ifadelerini kullandı. Hastane Müdürü Sırrı Şahin de, Malazgirt Devlet Hastanesinde başarılı operasyonların yapılmasından büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, "Başta Üroloji Uzmanımız Dr. İbrahim Olğun olmak üzere tüm sağlık ekibimize teşekkür ediyor. Hastamız Raif Akgün’e geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz" dedi.
"Metan gazında en büyük tehlike fark edilememesi"
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 15:12 "Metan gazında en büyük tehlike fark edilememesi" Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Öğr. Gör. Özlem Karagöl, metan gazı ile ilgili kapsamlı bir bilgilendirme yaptı. Irak’ın Kuzeyinde metan gazı zehirlenmesi nedeniyle 12 askerimizin şehit olmasının ardından metan gazı konusu tekrar gündeme geldi. Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Öğr. Gör. Özlem Karagöl, "Renksiz, kokusuz ve oldukça yanıcı olan metan gazı, özellikle kapalı ortamlarda görünmeyen büyük bir tehdit oluşturuyor" diyerek metan gazının özelliklerinden zehirlenme belirtilerine ve ilk yardım müdahalesine kadar birçok kritik noktaya dikkat çekti. "Boğucu değil ama boğabilir" "Metan gazı, doğal gazın ana bileşeni olup atmosferde bol miktarda bulunan, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Doğrudan toksik olmasa da yüksek konsantrasyonlarda bulunduğunda oksijenin yerini alarak boğulmaya neden olabilir. Bu da onu görünmez bir tehdit hâline getirir" diyen Karagöl, sözlerini şöyle sürdürdü: "En büyük tehlike fark edilmemesidir. Kokusuz olduğu için çoğu zaman hissedilmez. Bu nedenle doğal gazlara koku maddesi eklenir." Karagöl, şu uyarılarda bulundu: "Zehirlenme belirtileri ciddiye alınmalı. Metan gazına maruz kalan bireylerde belirtiler maruziyetin düzeyine göre değişiyor. Hafif belirtiler; baş dönmesi, bulantı, sersemlik, yorgunluk. Orta düzey belirtiler, kusma, kas zayıflığı, hızlı nabız, bilinç bulanıklığı. Ağır vakalar, bilinç kaybı, solunum durması, nöbet ve hatta ölüm. İlk müdahale hayat kurtarır." Metan gazı ile temasta hızlı müdahalenin önemine dikkat çeken Karagöl, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gaz kaynağını kapatın, ortamı havalandırın, Elektrik düğmelerine dokunmayın, kıvılcım oluşturmayın, Kişiyi temiz hava alanına çıkarın, Solunum ve dolaşım kontrolü yapın (ABC), Gerekirse suni solunum ve kalp masajı uygulayın, 112 Acil’i arayın ve profesyonel destek alın." Metan gazının iklim değişikliğinde de rol oynadığını belirten Karagöl, "Metan gazı yalnızca bireysel sağlık açısından değil, küresel iklim değişikliği açısından da tehlikeli. Karbondioksite göre 20 yıllık sürede 84 kat daha fazla ısı tutma kapasitesine sahip olan bu gaz, sera etkisini artırıyor ve küresel ısınmaya katkıda bulunuyor" dedi.
Manisa ADSM’de, implant uygulaması devam ediyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:42 Manisa ADSM’de, implant uygulaması devam ediyor Günde yaklaşık bin kişiye poliklinik hizmeti veren Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde ‘İmplant’ uygulaması başarılı bir şekilde devam ediyor. Merkezde son 7 ayda 164 implant uygulamasının yapıldığı öğrenildi. Manisa’nın tek Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 2012 yılında hizmete giren bir ana bina ve biri Yunusemre ilçesinde Laleli’de diğeri Şehzadeler ilçesinde eski Devlet Hastanesi binasındaki 2 semt polikliniği ile toplam 3 farklı yerde Manisalılara hizmet veriyor. Son 7 aydır implant uygulamasının da yapıldığı merkez, başarılarıyla adından söz ettirmeye devam ediyor. Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde 21’i uzman olmak üzere toplam 79 diş hekimi ve yardımcı sağlık personelleriyle birlikte toplam 183 personelin görev yaptığını belirten Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Barış Kaya, Sağlık Bakanlığı’nın politikaları doğrultusunda öncelikli koruyucu sağlık hizmetlerine önem vererek aynı zamanda tedavi edici ağız ve diş sağlığı hizmetlerini de Manisa halkına ulaştırmaya çalıştıklarını vurguladı. Son yıllarda modern ağız ve diş sağlığı tedavilerini kamu olarak takip ettiklerini kaydeden Başhekim Dt. Kaya, porselen kron ve hareketli protez, dolgu kanal tedavilerinin yanı sıra 2025 yılı başından bu yana modern diş hekimliği tedavilerinden olan implant tedavisine de kurum olarak başladıklarını duyurdu. Son 7 ayda 164 implant tedavisi uygulandı Şu zamana kadar da başarıyla 164 adet implantı ağıza uyguladıklarını ifade eden Başhekim Dt. Kaya, üst yapıları da zirkonyum olarak hastalara teslim edilerek, hastalar tarafından kullanıldığını kaydetti. İmplant tedavisinin gönüllülük esası ile uzman ve diş hekimleri tarafından kurumda uygulandığını belirten Başhekim Dt. Kaya, "Uzman ve pratisyen hekimlerimizle kurumumuzda hocalarımızdan aldığımız eğitimler doğrultusunda, fakültede eğitim alınmasına rağmen kurum olarak da uygulamadan önce bilgileri tazeleyecek şekilde implant uygulayacak hekime kurumumuzda eğitim verdik. Verilen bu eğitimle beraber implant uygulamalarımız başladı. Hastalarımız memnun. Diğer eksik olan dişlerin yanındaki dişlerin kesim yapmadan, zarar görmeden tek diş eksiklerinde ağızın yapısı, kemik durumu ve hastanın genel sağlık durumu uygun olan vakalarımızda hekimlerimizin uygun gördüğü hastalara implant uygulamamızı Manisa Ağız Diş Sağlığı Merkezi olarak Manisalıların hizmetine açtık." dedi. Kurum olarak hareketli protezlerin teknisyenler tarafından yapıldığını söyleyen Başhekim Dt. Kaya, 2025 yılı ilk 6 ayında 181 bin 97 hastaya poliklinik hizmeti verildiğini belirterek, bu hastalara ise 30 bin 383 adet dolgu, 10 bin 235 adet kanal tedavisi, 24 bin adet çekim, 3 bin 544 adet hareketli, takıp çıkma çıkarma protez, 23 bin 375 sabit porselen protez yapıldığını ifade etti. Başhekim Dt. Kaya, "Tabii bunların dışında bu ilk 6 ayda 170 adet implantı da başarıyla uyguladık ve hala ağızda olan implantlarımız var. Kemiğe kaynadığı zaman da bunların üst yapılarını da zirkonyum olarak takacağız." diye konuştu. Günde 800 ila bin arasında poliklinik yapılıyor Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde günlük 800 ile bin arasında vatandaşa poliklinik hizmeti verildiğini kaydeden Başhekim Dt. Kaya, "Merkez acilimizde haftanın her günü gece saat 24.00’a kadar açık. Vatandaşlarımıza ağrılı, apseli travmalı vakalarda hizmet etmekte. Poliklinik hizmetlerimiz hafta içi uygulanmaktadır." şeklinde bilgi aktardı. Haftada 2 gün 19.00’a kadar randevu veriyoruz Manisa Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde gündüz poliklinik hizmetlerinin haftada 2 gün saat 19.00’a kadar devam ettiğini vurgulayan Başhekim Dt. Kaya, "Ayrıca haftanın iki günü pazartesi ve perşembe günleri gönüllülük esaslı hekimlerimizle saat 17.00 ile 19.00 arasında uzun süredir vatandaşlarımıza mesai dışı olarak da poliklinik hizmeti veriyoruz. Çalışan ve mesai saatleri içerisinde poliklinik hizmet alamayan vatandaşlarımız, bu saatler için MHRS sistemi üzerinden randevu oluşturabilirler." dedi.
Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hizmet kalitesini arttırıyor
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:26 Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi hizmet kalitesini arttırıyor Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’ne kapsamlı bir denetim ve değerlendirme ziyareti gerçekleştirdi. Ziyaretin odağında, sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak, hasta memnuniyetini en üst seviyeye çıkarmak ve personel çalışma şartlarını iyileştirmek amacıyla hayata geçirilmesi planlanan yeni uygulamalar yer aldı. Ziyareti sırasında merkezde tedavi gören hastalarla yakından ilgilenen Dr. Akça, verilen hizmetlere dair geri bildirimleri doğrudan hasta ve yakınlarından aldı. Hizmet kalitesinin en önemli göstergesinin hasta memnuniyeti olduğunu vurgulayan İl Sağlık Müdürü, merkezde görev yapan diş hekimleri ve sağlık personeliyle de görüşerek talep ve önerilerini not etti. Görüşmelerde, sağlık hizmetlerinin daha verimli sunulmasına katkı sağlayacak yapısal iyileştirmeler üzerinde duruldu. Ayrıca merkezde hijyen ve temizlik standartları da detaylı şekilde denetlenerek, hasta güvenliğini tehdit edebilecek risklere karşı hassasiyet gösterildi. Uzman randevularında bekleme süreleri azalacak Dr. Akça, özellikle uzmanlık gerektiren diş hekimliği branşlarında yaşanan randevu sıkıntılarına değinerek, Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden daha hızlı ve kolay erişim için gerekli planlamaların başlatıldığını ifade etti. Uzman hekim kadrosunun genişletilmesi ve hasta erişiminin kolaylaştırılması adına somut adımların atılması kararlaştırıldı. Vardiyalı hizmet modeliyle kesintisiz sağlık hizmeti Muğla Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin ilerleyen süreçte vardiyalı çalışma sistemine geçeceği bilgisi de paylaşılırken, böylelikle hastalara günün her saatinde kesintisiz hizmet verilmesi hedefleniyor. Bu dönüşüm için gerekli personel planlamaları ve altyapı hazırlıkları üzerine çalışmalar başlatıldı. Teknolojik altyapı yenileniyor Merkezdeki teknik donanımı da yerinde inceleyen Dr. Akça, kullanım ömrünü tamamlamış olan diş ünitelerinin, yeni nesil teknolojik cihazlarla yenilenmesi yönünde talimat verdi. Röntgen ünitesinde yaşanan yoğunluğa çözüm olarak, ikinci bir röntgen cihazının hizmete alınması için gereken personel desteğinin sağlanması ve gerekli altyapının kurulması konusunda tam mutabakat sağlandı. "Hedefimiz modern, hızlı ve ulaşılabilir hizmet" Ziyaretin sonunda açıklama yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça; "Temel hedefimiz, Muğlalı vatandaşlarımıza modern, hızlı ve ulaşılabilir bir ağız ve diş sağlığı hizmeti sunmaktır. Bugün burada aldığımız kararlar, bu hedefe ulaşma yolunda attığımız kararlı adımlardır. Hem hastalarımızın memnuniyetini artıracak hem de sağlık personelimizin daha iyi şartlarda hizmet vermesini sağlayacak bu yenilikleri en kısa sürede hayata geçireceğiz" dedi.
Yaz aylarında kene ısırmalarına dikkat
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 14:14 Yaz aylarında kene ısırmalarına dikkat Gaziantep Anka Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Nagihan Demir, yaz aylarında kene ısırmalarına bağlı olarak Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarında artış yaşandığını belirterek, kene ısırmalarının ciddi ve ölümcül sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. Dr. Nagihan Demir, KKKA virüsünün özellikle Hyalomma cinsi kenelerin kan emmesi sırasında insanlara bulaştığını belirterek, "Keneler, kan emerken ağız salgılarıyla virüsü bulaştırırlar. Aynı zamanda kene ezildiğinde vücudundan çıkan sıvılar, ciltte açık yara veya çizik varsa bulaşma riski oluşturur" dedi. Kenelerin özellikle ahırlar, yüksek otların bulunduğu alanlar, piknik yerleri, su kenarları ve çalılıklar gibi bölgelerde bulunduğuna dikkat çeken Dr. Demir, "Pantolon paçalarını çorap içine sokmak, böcek kovucu sprey kullanmak ve riskli bölgelerde çizme giymek etkili korunma yollarıdır. Vücutta kene tespit edilirse kesinlikle çıplak elle dokunulmamalıdır. Eldiven takılarak bir pens yardımıyla kenenin ağız kısmından tutulmalı, sağa sola hafifçe oynatılarak yavaşça çıkarılmalıdır. Ardından ısırılan bölge bol sabunlu suyla yıkanmalı ve alkol veya tentürdiyotla dezenfekte edilmelidir. Antiseptikler de bu aşamada kullanılabilir" ifadelerini kullandı. Virüsün çevre şartlarına dayanıklılığına da değinen Dr. Demir, "KKKA virüsü 56C’de 30 dakikada canlılığını kaybeder. Ultraviyole ışınlarına karşı ise oldukça hassastır. Virüs vücuda girdikten 3 ila 5 gün içinde belirtiler ortaya çıkabilir. Bazı vakalarda bu süre 9 ila 13 günü bulabilir. En sık görülen belirtiler arasında ateş, halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ishal yer alır. İlk günlerde yüz ve göğüs bölgesinde cilt altı kanamalar görülebilir. Gözlerde kızarıklık, el ve ayaklarda morluk ve kızarıklıklar oluşabilir. İleri vakalarda kanlı kusma, kanlı ishal, idrarda kan, burun ve vajinal kanamalar da görülebilir. Ağır olgularda karaciğer, böbrek ve akciğer yetmezliği gelişebilir. Erken müdahale edilmediği takdirde ölüm oranı %30’a kadar çıkabilmektedir" şeklinde konuştu. Dr. Demir, henüz hastalığa karşı etkili bir aşı bulunmadığını, ancak Türkiye ve dünyada aşı çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "Tedavide en etkili yöntem destek tedavisidir. Gerekli durumlarda kan yenileme de uygulanabilir. Erken tanı ve müdahale hayat kurtarır" diye konuştu.
"Mercy ölmesin" demişti: Umuda yolculuk Antalya’da can buldu
07 Temmuz 2025 Pazartesi - 13:34 "Mercy ölmesin" demişti: Umuda yolculuk Antalya’da can buldu Doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) nedeniyle karaciğer yetmezliği yaşayan Nijeryalı minik Mercy, annesinden alınan karaciğerle Antalya’da yaşama tutundu. Nakil öncesi sosyal medyada yaptığı paylaşımlarda "Yardım edin" çağrısında bulunan anne Enoma Michelle Isoken, başarılı geçen nakil sonrası "Türkiye’ye geldiğimde ortamı görünce ‘Evet, burada bunu yapabilirler’ dedim. Mercy için gerçek şans burada doğdu" şeklinde konuşurken, ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana vermişler. Bu da bizim için onur verici" ifadelerini kullandı. Nijerya’nın Edo eyaletine bağlı Ubiaja kentinde dünyaya gelen 2 yaş 9 aylık Mercy Adesuwe Etemini, doğuştan gelen biliyer atrezi (safra kanalı yokluğu) hastalığı nedeniyle erken yaşta ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı. Gözlerinde sararma, ciltte kaşıntı, yürüyememe gibi belirtilerle başlayan süreçte, uzun süre teşhis konulamadı. Mercy, 2024 yılı başında artık ayakta duramaz hale geldi. "Mercy ölmesin" diyerek yardım çağrısı yaptı Mercy’nin annesi Enoma Michelle Isoken, Temmuz 2024’te sosyal medyada yayınladığı videoda gözyaşlarıyla yardım çağrısı yaptı. "Bebeğim acı çekiyor. Sadece yaşasın istiyorum" diyerek destek isteyen anne, sürecin başında bağış toplamakta zorlandıklarını söyledi. İlk etapta Nijeryalı bir bağışçı ve Rusya merkezli bir yardım kuruluşunun desteğiyle Medical Park Antalya Hastanesi’ne yönlendirilen aile, gerekli tutarın tamamlanmasının ardından Türkiye’ye geldi. Mercy’ye, Medical Park Antalya Hastanesi Organ Nakli Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu ve ekibi tarafından 15 Mayıs’ta annesinden alınan karaciğer parçası nakledildi. "Türkiye’ye geldiğimde içim rahatladı" Minik Mercy’nin annesi Enoma Michelle Isoken, kızının hastalık süreci ve Türkiye’ye gelişleriyle ilgili duygularını anlattı. Mercy’nin 2022 yılında sarılık şikâyetiyle tedavi görmeye başladığını, ancak uzun süre gerçek tanının konulamadığını aktaran Isoken, "Gözleri hep sarıydı, yürüyemiyor, ayakta duramıyordu. Hep iyileşecek diye bekledik ama durum gittikçe ağırlaştı. Sonunda karaciğer nakli gerektiğini öğrendik" dedi. Nakil gerektiğini öğrenmesinin ardından sosyal medya hesabı açarak, kızının durumunu paylaşmaya başlayan anne Enoma Michelle Isoken, bağış sürecinin zorluklarına değindi. Isoken, "İnternetten yardım istemeye önce utanıyordum. Ağlayarak video çektim, paylaşmak kolay olmadı ama tek çarem oydu. Sonra bir hayırsever ve Rusya’daki bir dernek yardım etti" ifadelerini kullandı. Türkiye’ye geliş anını anlatan Isoken, "Burası bize bir umut oldu. Geldiğimde doktorları ve ortamı görünce içim rahatladı. Dedim ki ‘evet, burada bunu yapabilirler’. Mercy için gerçek şans burada doğdu. Kızım gülüyorsa, ben de gülüyorum. Artık hep birlikte gülüyoruz" diye konuştu. Karaciğer nakli başarıyla gerçekleştirildi Mercy’nin ileri evrede, siroz tablosuyla kendilerine başvurduğunu dile getiren Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, "Doğuştan safra kanalı yokluğu olan Mercy, daha önce yapılması gereken ilk müdahaleyi geçirmiş. Genel durumu düşkün haldeydi. Hızlıca hazırlık yaparak nakli gerçekleştirdik" dedi. "Afrika’dan gelen ilk bebek hastamız oldu" Prof. Dr. İbrahim Aliosmanoğlu, süreci şöyle anlattı: "Mercy doğuştan safra kanalı yokluğu (biliyer atrezi) hastalığı nedeniyle karaciğer yetmezliğine girmişti. Maalesef erken dönemde yapılması gereken ameliyatı olamamıştı. Bize başvurduğunda karaciğer sirozu gelişmişti ve genel durumu kötüydü. Annesi donör adayıydı, yapılan testler olumlu çıktı ve 15 Mayıs’ta nakli gerçekleştirdik." Ameliyat sonrası takibe alınan Mercy’nin yaklaşık bir buçuk ay boyunca Antalya’da kaldığını belirten Aliosmanoğlu, "Takiplerimiz olumlu ilerledi, sağlık durumu düzeldi. Şimdi memleketine dönüyor. Mercy, Afrika’dan gelen ilk bebek hastamız oldu. Bu hem hasta hem merkezimiz adına önemli bir başlangıç. Türkiye dışında başka merkezlerle de görüşmüşler, ancak son kararı Türkiye’de ameliyat olmaktan yana kullanmışlar. Bu da bizim için onur verici" dedi. Prof. Dr. Aliosmanoğlu, bu tür nakillerde hastaların sadece tıbbi değil, sosyal açıdan da desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, "Mercy artık büyüme sürecinde. Enfeksiyonlardan korunmalı, ilaçları düzenli alınmalı, sağlıklı beslenmeli. Ama aynı zamanda okul çağı geldiğinde okula gitmeli, arkadaşlarıyla oyun oynamalı. Sosyal hayattan koparmıyoruz. Tüm nakil hastalarımızla ömür boyu iletişim halindeyiz. Gerekli testleri kendi ülkelerinde yaptırıp bize ulaştırıyorlar, biz de uzaktan tedavi planlaması yapıyoruz. Gerekirse tekrar Türkiye’ye davet ediyoruz" şeklinde konuştu. Organ bağışı konusunda da bölgesel farkındalığın arttığını belirten Aliosmanoğlu, şöyle devam etti: "Antalya Şehir Hastanesi’nin açılmasıyla yoğun bakım kapasitesi yükseldi. Bu da kadavra bağışı sayısını artırdı. Bu artışın devamını diliyoruz. Bekleme listelerinde hem karaciğer nakli için hem böbrek nakli için bekleyen çok fazla hasta var. Bunların hepsi maalesef canlı donör bulamıyor. Bazen getiriyorlar, o da uygun çıkmıyor. 7-8-10 tane donör getirip de canlı donör uygun çıkmayan hastalar var ve bu hastaların tek şansı maalesef kadavra. Umarım bu hastalara da kadavra sayısını arttırarak, bir an önce normal hayatlara dönmelerini sağlayabiliriz."