SAĞLIK
Bel ağrısını fıtığa bağlamayın, teşhiste geç kalmayın 10 Mayıs 2026 Pazar - 10:20:19 Belde oluşan ağrı genellikle fıtık olarak değerlendirilebilir. Ancak her bel ağrısını sadece ‘fıtık’ veya ‘yorgunluk’ sanmak, bazı önemli hastalıkların teşhisinde geç kalınmasına neden olabiliyor. Bel ağrılarını ciddiye almak gerektiğinin altını çizen Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, özellikle istirahat halindeyken artan ve gece uykudan uyandıran ağrıların; iltihaplı romatizmadan kanser metastazına kadar pek çok ciddi hastalığın habercisi olabileceğini açıkladı. Günlük yaşamda çoğu kişiden duyduğumuz bel ağrısı şikayeti, genellikle ‘ağır kaldırdım’ ya da ‘fıtığım azdı’ denilerek geçiştiriliyor. Ancak tıp dünyası, bel ağrısının bir hastalık değil, vücudun verdiği bir semptom olduğunun altını çiziyor. Yaklaşık 50 farklı nedene dayanan bu ağrılar, basit bir kas tutulmasından ibaret olabileceği gibi; prostat, meme veya kolon kanserinin ilk belirtisi olarak da karşımıza çıkabiliyor. Bel ağrılarına ciddiyetle yaklaşılması gerektiğinin altını çizen Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Bel ağrılarının spektrumu oldukça geniştir. Yaklaşık 40-50 farklı tanıdan söz edilebilir. Bu tanılar arasında çok hafif seyreden durumlar olduğu gibi, oldukça ciddi hastalıklar da bel ağrısına neden olabilir. Bel ağrısı bir hastalık değil, bir semptomdur. Basit bir kas incinmesi bel ağrısına yol açabileceği gibi, prostat kanserinin bele yansıması da ağrı şeklinde kendini gösterebilir. Bu nedenle bel ağrısı şikâyetiyle başvuran hastalarda dikkatli ve özenli bir muayene yapılması, gerekirse radyolojik görüntülemeye başvurulması son derece önemlidir. Çünkü basit gibi görünen bir bel ağrısı, bazı durumlarda meme veya kolon kanseri gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir. Öte yandan, kötü bir yatakta yatmak gibi basit nedenler de bel ağrısına yol açabilir" ifadelerini kullandı. Erken tanı alınmazsa sakatlığa neden olabilir Bel ağrısı semptomuyla kendini gösteren iltihaplı romatizmal hastalıklara dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özellikle genç erkeklerde görülen bu hastalıklar fark edilmez, tanı konulmaz ve tedavi edilmezse ömür boyu sakatlığa yol açabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurabilir. Ankilozan spondilit, iltihaplı romatizma türlerinden biridir ve erken tanı konulmadığında ciddi sakatlıklara neden olabilir. Bu nedenle bel ağrıları mutlaka dikkatle değerlendirilmelidir. Öte yandan bel fıtığı, omurgalar arasında yer alan disklerle ilişkilidir. Bu diskler, omurganın sağlıklı hareket etmesini sağlayan, bir aracın amortisörleri gibi görev yapan yapılardır. Disklerin zamanla aşınması ve fıtıklaşması sonucu, omurilikten çıkan sinirler sıkışabilir ve bu da fıtığa yol açar. Ancak bu durum kas ağrısıyla karıştırılabilir. Kas kaynaklı bel ağrısı genellikle kalça veya bacağa yayılmaz. Oysa fıtıkta, sinire baskı olduğu için ağrı belden başlayarak topuğa kadar inebilir. Bu iki durum dikkatli bir muayene ile kolaylıkla ayırt edilebilir." Devam eden ağrılarda ileri tetkik şart Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Belden bacağa kadar yayılan ve sinir boyunca hissedilen ağrılarda mutlaka görüntüleme yapılması gerektiğini söyledi, "Böylece hangi sinirin, hangi tarafta ve ne ölçüde baskı altında olduğu belirlenerek doğru tedavi planlanabilir" dedi. Bel ağrılarının önem derecesinin belirlenmesinde hastayla yapılan anamnezin çok kıymetli olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Örneğin, hastanın ağrısı yürürken veya otururken ortaya çıkıyor ancak yatarken geçiyorsa, bu durum genellikle dejeneratif nedenlere işaret eder. Buna karşılık, gece ortaya çıkan ya da istirahat sırasında devam eden ağrılar; iltihaplı romatizma veya kanser gibi daha ciddi durumları düşündürmelidir. Bu nedenle hastalara yöneltilen en kritik sorulardan biri, ağrının gece veya istirahat halinde olup olmadığıdır. Bu tür durumlarda mutlaka ileri tetkik yapılmalıdır. Cerrahi gerekliliği ise belirli kriterlere göre değerlendirilir. Tüm konservatif yöntemler (ilaç tedavisi, fizik tedavi, enjeksiyonlar, istirahat vb.) uygulanmasına rağmen ağrı devam ediyorsa, bu önemli bir cerrahi nedenidir. Ayrıca nörolojik bozuklukların ortaya çıkması, örneğin ayakta kuvvet kaybı gelişmesi ya da duyu kaybının devam etmesi ve ilerlemesi durumunda hasta cerrahiye yönlendirilir" diye konuştu. Tedavi yaklaşımı hastalığa göre değişir Omurgayı nasıl korumak gerektiğini ve bel ağrılarının nasıl tedavi edildiğine ilişkin konuşan Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, şöyle konuştu: "Omurga, vücudun yükünü taşıyan bir binanın ana kolonu gibidir. Ayakta dururken vücut ağırlığı bacaklar aracılığıyla aşağıya iletilir. Ancak otururken bu yük doğrudan omurga ve kuyruk sokumuna biner. Bu nedenle bel fıtığı olan hastalara uzun süre oturmamaları önerilir. Tedavi yaklaşımı hastalığa göre değişir. Örneğin, bel fıtığında ilk birkaç gün egzersiz önerilmez; öncelikle ağrının azaltılması ve kasların gevşetilmesi hedeflenir. Ağrı azaldıktan ve ödem geriledikten sonra, omurganın stabilitesini sağlamak için özel egzersizler uygulanır. Bu egzersizlerle karın, kalça ve bel kaslarının güçlendirilmesi amaçlanır. Ancak iltihaplı romatizmal hastalıklarda veya kanser metastazı bulunan durumlarda egzersiz ağrıyı artırabilir. Bu nedenle hasta egzersiz sırasında ağrısının arttığını ifade ediyorsa, durum dikkatle değerlendirilmelidir." Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, hastaların uzun süre oturması ya da uzun süre ayakta kalması gibi durumların bel ağrısına neden olabileceğini hatırlatarak, dengeli egzersiz ve dengeli aktivitenin önemine dikkat çekti.
10 Mayıs 2026 Pazar - 09:54 Işıltılı bir cilt için bol su tüketin Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı ve parlak cilt için günde 10-12 bardak kadar su içilmesinin önemli olduğunu söyledi. Sağlıklı bir cilt için ona iyi bakmak ve onu zararlı etkenlerden korumak gerekiyor. Kişiye uygun cilt bakım ürünleri kullanmanın yanı sıra sağlıklı beslenmek, yeterince su tüketmek ve güneş ışınlarından korunmak da önem taşıyor. MedicanaBursa Hastanesi Dermatoloji Bölümü Uzm. Dr. Gülbiye Güler, bahar aylarıylabirlikte daha sağlıklı bir cilt için önerilerde bulundu. Bahar mevsiminde cilt sağlığı için alınacak önlemleri sıralayan Güler, "Bahara girerken ışıltılı bir cilt için, cilt temizliği çok önemlidir.Bunun için çeşitli peelingler ve cilt bakımlarıyla cilt ölü dokulardan, yabancı maddelerden arındırılmalıdır. Bu işlemler cildin yapısına göre yapılmalıdır. Bu şekilde temizlenen cilt, siyah noktalardan arındırılır ve böylece daha ışıltılı olur. Kış boyunca kuruyan cildin nemlendirilmesi gerekmektedir. Nemlendiriciler, cildin tipine uygun olarak seçilmeli; paraben, alkol gibi ürünleri içermemeli, komedojenik olmamalıdır. Nemlendiriciler ise kuru ciltlerde özellikle yenileyici, onarıcı, su tutucu olmalı; kollajen, aminoasitler, keratin ve hyalüronik asit içermelidir’’ şeklinde konuştu. Alınan gıdaların da cilt üzerinde etkisi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Gülbiye Güler, "Cilt sağlığında beslenmenin de önemi büyüktür. Bol antioksidan, A, B, C ve E vitaminlerini içeren sebze ve meyvelerle beslenerek cildin onarılması ve tazelenmesi sağlanabilmektedir. Ayrıca, Omega-3 içeren balık ve ceviz tüketmek cildin daha parlak görünmesine destek olur" dedi. Cildi matlaştıran ve kırışıklıklar ile lekelenmeler yapan sigara, alkol ve kafeinden uzak durulmasıve günde 2 fincan yeşil çay tüketilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Gülbiye Güler, şunları söyledi; "Cildin daha parlak görünmesi için günde 10-12 bardak kadar su içilmelidir. Kan dolaşımını artırmak ve böylece cilde ışıltı kazandırmak için günde 40-45 dakikaaçık havada yürüyüş yapılmalıdır. Yorgunluk, uykusuzluk ve stres ciltte mat, soluk ve şiş bir görünüme sebep olduğundan uyku düzenine dikkat edilmemeli, yüzde yatak kaynaklı çizgilerin oluşmaması için sırt üstü yatılmalıdır. Stresten uzak durulmalıdır. Evden çıkmadan en az 20 dakika önce güneş gören bölgelere cilt tipinee uygun güneş koruyucu faktörlü kremlerden sürülmelidir. Kişisel bakım ürünleri dışında bahar aylarında dermatolog desteği alınabilir. Vitamin karışımlarından oluşan mezoterapi, kişinin kendi kanıyla hazırlanan PRP, cilde nem veren ve kırışıklıkları azaltan hyalüronik asit enjeksiyonları ile ışıltılı bir cilde sahip olunabilir."
10 Mayıs 2026 Pazar - 09:17 Kökten Hayata Şenliği’ne yoğun ilgi Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, lösemi nedeniyle hayatını kaybeden emekli öğretmen ve eski belediye meclis üyesi Bilge Altan’ın anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen "Kökten Hayata Şenliği", yoğun katılımla gerçekleştirildi. Alaşehir Belediyesi, Türk Kızılay Alaşehir Şubesi ve Altan ailesi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte vatandaşlar kök hücre ve kan bağışı konusunda bilgilendirilirken, çok sayıda kişi bağışçı oldu. Cumhuriyet ve Demokrasi Meydanı’nda 9-10 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen "Bilge Öğretmen Anısına Kökten Hayata Şenliği’nde kök hücre ve kan bağışının önemine dikkat çekildi. Eğlence, farkındalık ve sosyal dayanışmanın bir araya geldiği etkinlikte oyun alanları, workshoplar, ikram stantları, çekilişler ve çeşitli gösteriler yer aldı. Alan genelinde kök hücre bağışını teşvik eden afişler asılırken halk oyunları gösterileri de vatandaşlardan ilgi gördü. Etkinliğin açılışına Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu, Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak, geçtiğimiz yıl lösemi nedeniyle hayatını kaybeden Bilge Altan’ın kızı Avukat İpek Altan Paker, Altan ailesi ve çok sayıda vatandaş katıldı. "Anneler Gününde en anlamlı hediye" Annesinin yaşadığı süreçte insanlara yardım etmeyi hiç bırakmadığını anlatan Avukat İpek Altan Paker, duygusal anlar yaşadı. Hastalığının en ağır dönemlerinde bile annesinin öğrencilerinin sorunlarıyla ilgilenmeye devam ettiğini anlatan Paker, "Geçen sene lösemi hastalığından dolayı hayatını kaybettiğimiz annemizin anısını yaşatmak ve bu süreçte yaşadığımız zorlukları başkalarının yaşamamasına katkı sağlamak istedik. İnsanların kök hücre bağışının ne kadar kolay olduğunu öğrenmesini amaçlıyoruz. Sadece üç tüp kanla bir insana umut olabilirsiniz. Anneler Günü’nde anneme verilebilecek en anlamlı hediyenin bu olduğuna inanıyorum" dedi. Alaşehir Belediye Başkanı Ahmet Öküzcüoğlu ise Bilge Altan ile yıllara dayanan dostluklarına değinerek, "Bilge hocamız Cumhuriyet kadını, Atatürkçü ve binlerce öğrenci yetiştirmiş çok değerli bir öğretmendi. Kızı İpek’in annesinin anısını yaşatmak için düzenlediği bu etkinlik çok kıymetli. Üç tüp kan deyip geçmeyeceğiz. Belki bir gün vereceğimiz bağış bir insanın yeniden hayata tutunmasına vesile olacak" diye konuştu. Türk Kızılay Alaşehir Şube Başkanı Nedim Yamak da kan ve kök hücre bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, "Kan bağışı bir cana nefes, kök hücre bağışı ise bir hastaya yeniden yaşam umudu olabilir. Unutmayalım ki kanın tek kaynağı insandır" ifadelerini kullandı. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ise Kızılay’ın toplum için büyük önem taşıyan bir kurum olduğunu belirterek, "Kızılay siyaset üstü bir kurumdur. Kan ve kök hücre bağışı konusunda herkesin destek olması gerekiyor. Üç tüp kan vererek birçok insanın hayatına dokunabiliriz" dedi. Gün boyu süren etkinliklerde vatandaşlar hem çeşitli aktivitelerle keyifli vakit geçirdi hem de kök hücre ve kan bağışı hakkında bilgi aldı. Çok sayıda vatandaş bağışçı olarak farkındalık çağrısına destek verdi. Öte yandan etkinlik kapsamında vatandaşlara kimlerin kan ve kök hücre bağışında bulunabileceği konusunda da bilgilendirme yapıldı. Yetkililer, 18-65 yaş arasında sağlıklı bireylerin kan bağışı yapabileceğini, kök hücre bağışı için ise 18-50 yaş arasında sağlıklı bireylerin üç tüp kan örneği vermesinin yeterli olduğunu belirtti. Kök hücre bağışının ameliyat olmadığı, genelde koldan kan alınarak gerçekleştirilen güvenli bir işlem olduğu vurgulandı.
Bu besinler vücudun su ihtiyacını destekliyor
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:07 Bu besinler vücudun su ihtiyacını destekliyor Yaz aylarında sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığını belirten Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Diyetisyen Hande Güngör, yükselen vücut ısısı beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabileceğini söyledi. Yaz aylarında sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısı yükseliyor; metabolizmamız da bu duruma adapte olmaya çalışıyor. Bunun yanı sıra sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudumuzda su ve mineral kaybı yaşanıyor. Tüm bu değişikler, sağlıksız ve yanlış beslenme ile birleştiğinde ise baş dönmesi, bayılma hissi, bulantı gibi sağlık problemleri ortaya çıkabiliyor. Metabolizma terleme ile vücut ısısını dengede tutulmaya çalışsa da, aşırı sıcaklarda sadece terleyerek vücut ısısı dengede tutulamayacağını ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Hande Güngör, "Ayrıca şişmanlık, herhangi bir hastalığa bağlı yüksek ateş, aşırı sıvı kaybı (dehidrasyon), kalp hastalığı, ruh ve sinir hastalığı, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ile tedavi hedefli bazı ilaçların (tansiyon düşürücüler, idrar söktürücüler gibi) kullanımı da sıcak havalarda terlemeyi etkileyen diğer faktörlerdendir. Bu gibi durumlarda yükselen vücut ısısı beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabilir. Sıcak havalarda metabolizmanın uyum becerisini arttırmanın en önemli yollarından biri beslenmedir" dedi. Yeterli sıvı alımı hayati öneme sahip Uzm. Dyt. Hande Güngör, şöyle devam etti: Özellikle susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 12-14 su bardağı sıvı tüketilmelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay, şekerli ve gazlı içecekler gibi kafein içeren içecekler yerine de süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları, meyve ve sebze suları, sade maden suyu tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanılması söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir." Mineral kaybına dikkat Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla miktarlarda sıvı ve mineral alınması gerektiğini belirten Uzm. Diyetisyen Hande Güngör, "Terlemeyle sodyum, kalsiyum, potasyum ve magnezyum gibi mineraller büyük ölçüde kaybedilir. Mineral kayıplarının önüne geçmek için peynir, zeytin, kuruyemiş gibi sodyum kaynaklarından, yumurta, süt ve süt ürünleri ve koyu yeşil yapraklı sebzeler gibi kalsiyum kaynaklarından, muz, pazı, patates ve baklagiller gibi potasyum kaynaklarından, tam tahıllar, badem, havuç, hurma, ayçiçeği ve muz gibi potasyum kaynaklarından zengin beslenmek gerekir. Su oranı yüksek, mevsimine uygun sebze ve meyvelerden destek alınmalıdır" şeklinde konuştu. Su oranı yüksek gıdalarla serinleyin Uzm. Dyt. Hande Güngör, "Yaz mevsimde öne çıkan su içeriğinden zengin salatalık, marul, kabak, kavun, karpuz, limon, ananas, çilek, üzüm gibi yiyeceklerin çiğ tüketimi sıvı ihtiyacının karşılanmasını destekler. Mide kramplarına sebep olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Bu gibi besinler tüketilecekse yavaş ve küçük porsiyonda tüketilebilir" dedi. Güngör, "Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Tüm sebze ve meyvelerin iyi yıkanması gıda güvenliği açısından önem taşır. Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı, yemeklerde bitkisel sıvı yağlar kullanılmalıdır" ifadelerini kullandı. Sağlıklı pişirme yöntemlerine geçin "Yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır" diyen Uzm. Dyt. Hande Güngör, "Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin, tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir. Gıda zehirlenmelerinin önüne geçmek için bitkisel bazlı beslenme tercih edilmelidir. Sıcak yaz aylarında bu beslenme önerilerine özen göstererek sağlıklı bir yaz geçirilebilir" diye konuştu.
Van’da paratiroid bezi yanlış yerde olan hasta kapalı ameliyatla sağlığına kavuştu
09 Temmuz 2025 Çarşamba - 08:55 Van’da paratiroid bezi yanlış yerde olan hasta kapalı ameliyatla sağlığına kavuştu Van’ın Bahçesaray ilçesinde yaşayan ve paratiroid bezinin yanlış yerde olması nedeniyle nefes almakta bile zorlanan Sakine Allahverdi, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kapalı yöntemle yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu. Bahçesaray ilçesinde yaşayan Sakine Allahverdi (38), boğaz ve yaygın vücut ağrısı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. Burada yapılan tetkikler neticesinde hastanın 4 tane olan paratiroid bezlerinden birinin olmaması gereken bir yerde olduğu tespit edildi. Bunun üzerine ameliyata alınan Sakine Allahverdi, kapalı yöntemle ilk defa yapılan ameliyatla sağlığına kavuştu. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Operatör Dr. Müjdat Uçak, "Hasta bize boğazında ağrı, yaygın vücut ağrısı, el ve kollarında ağrı, ev işlerine katılma isteksizliği şikayetleriyle başvurdu. Bizde hastanın tetkiklerini yaptığımızda guatr bezinde nodüllerin olduğunu fark ettik. Biyopsi sonucu kansere evrilebilecek bir sonucun çıktığını gördük. Hastamızla bunu istişare ettik ve cerrahiye karar verdik. Cerrahi hazırlıklarımızı yaparken kan değerlerine ve biyokimyasal parametrelilerine baktığımızda, hastanın parat hormunu ve kalsiyumunun yüksek olduğunu gördük. Vücutta guatr bezinin arkasında olan 4 tane paratiroid bezinden hangisinin bu hormon yüksekliğine sebep olduğunu araştırdık. Bunun sonrasında normal lokalizasyonun dışında olabilen paratiroid bezinin çok daha anormal bir yerde, yani göğüs kafesinin içerisinde, kalbinin üzerinde olduğunu gördük. İleri tetkiklerimizi, kan değerlerimizi yaparak göğüs cerrahisi uzmanı ile birlikte cerrahiye aldık. Kapalı bir yöntemle göğüs kafesindeki 2 santimlik kitleyi çıkardık" dedi. "Van’da kapalı yöntemle yapılan ilk vakaydı" Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Beniz İrem Ersoy Şığva ise Van’da ilk defa bu tür bir ameliyatın gerçekleştirildiğini belirterek, "Ameliyat 6 saat sürdü. Ameliyattan sonra yoğun bakımda birkaç gün takip ettik. Çok riskli bir yerdeydi. Kalpten çıkan büyük atardamarın altında bulunuyordu. Bunu kapalı bir yöntemle, yaklaşık 3 santimlik bir kesiden girerek çıkardık. Tabi bu tür vakalarla karşılaşmıyoruz. İman tahtasının üstüne kadar olan yerlerde paratiroid bezi görülebiliyor ama daha da aşağılara kadar inene hiç rastlamadık. Van’da ilk defa kapalı yöntemle yapılan bir vakaydı" ifadelerini kullandı. "Hayatımı hocalarıma borçluyum" Daha önce birçok hastaneye başvurduğunu ancak hiçbir olumlu sonuç elde edemediğini vurgulayan Sakine Allahverdi de, "Geçen sene eylül ayında hastanelere başvurdum. Gitmediğim hastane, doktor kalmadı. İstanbul’a bile gittim. Orada da şifa bulamadım. Buraya geldim. Bu ameliyattan sonra artık iki, üç evin işini bir anda yapabilirim. Ama daha önce yerimden kalkacak mecalde değildim. Yorgundum, bitkindim, halsizdim, sancılarımdan dolayı her akşam acile gidiyordum, nefes alamıyordum. Şimdi ise mükemmelim diyebilirim. Bunu da hocalarıma borçluyum. Hayatımı hocalarıma borçluyum. Onlara canı gönülden teşekkür ediyorum" diye konuştu.
Boğaz ağrısıyla acil servisin yolunu tutan 3 çocuk annesi 55 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti
08 Temmuz 2025 Salı - 22:08 Boğaz ağrısıyla acil servisin yolunu tutan 3 çocuk annesi 55 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti Hatay’da boğaz ağrısı şikayetiyle devlet hastanesinin acil servisine giden ve iddialara göre yapılan iğne sonrası 55 gün yoğun bakımda kalarak vefat eden 37 yaşındaki Sevcan Cihan’ın 3 evladı yetim kaldı. Genç kadının ölümüyle ilgili Hatay Valiliği’nce soruşturma başlatıldığı öğrenildi. Samandağ ilçesinde yaşayan 3 çocuk annesi 37 yaşındaki Sevcan Cihan, boğaz ağrısı şikayetiyle ilçe devlet hastanesinin yolunu tuttu. Annesi ve kuzeniyle birlikte hastaneye giden kadına muayene esnasında iddiaya göre iğne yapıldı. Cihan’ın yapılan iğnenin ardından duran kalbi müdahaleyle yeniden çalıştırıldı. Aynı gece Reyhanlı ilçesindeki özel bir hastaneye sevk edilen Cihan, 55 gün süren yaşam mücadelesini kaybetti. Genç kadın, Çöğürlü Mahallesi’nde kılınan cenaze namazının ardından mahalle mezarlığına defnedildi. Ailenin hatalı olduğunu iddia ettikleri müdahaleye tepkisi üzerine Hatay Valiliği’nin genç kadının ani ölümüyle ilgili idari soruşturma başlattığı öğrenildi. Cihan’ın 3 evladının babası olan Ekrem Cihan, yavrularının yetim kaldığını ifade ederek üzüntülü olduğunu söyledi. "Eşimde hiçbir rahatsızlık yoktu, boğaz ağrısıyla acile götürüyoruz ve iğne vurmalarıyla kalbi duruyor" Eşinin akşam saatlerinde boğaz ağrısı şikayetiyle Samandağ ilçe Devlet Hastanesi’ne gittiği söyleyen Ekrem Cihan, "Saat 18.00 sıralarında eşimin boğazı ağrıdığı için annesi ve kuzeniyle birlikte Samandağ Devlet Hastanesi’ne hastaneye gittiler. Muayene olup, iğne vurdular ve 5 dakika sonra hastanenin bahçesinde kalbi durdu. Ardından da yapılan müdahaleyle kalbi çalıştı. Saat 19.00’dan gece 03.00’a kadar devlet hastanesinde kaldık. Yoğun bakımda yer bulamadık, Reyhanlı’da bulunan özel hastaneye götürdük. Orada 55 gün yoğun bakımda kaldı, orada hiç kendine gelmedi. Hiçbir şey hissetmedi ve eşim vefat etti. Boğaz ağrısı için gitmişti ve sonrasında eşim vefat etti. 3 çocuğumuz var, 2 kızım ve 1 oğlumuz var. Yetkililerden soruşturma bekliyoruz. Eşimde hiçbir rahatsızlık yoktu, boğaz ağrısıyla acile götürüyoruz ve iğne vurmalarıyla kalbi duruyor. Boğaz ağrısı için gitmişti eşim, 55 gün sonra vefat etti. Çok üzüntülüyüz 3 evladımız yetim kaldı" dedi.
Obezite cerrahisi disiplinli bir yolculuktan geçiyor
08 Temmuz 2025 Salı - 16:13 Obezite cerrahisi disiplinli bir yolculuktan geçiyor Eskişehir’de Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Tolga Hüner, obezite cerrahisinin sadece ameliyatla sınırlı olmadığını belirterek, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve psikolojik desteğin sürecin kalıcı başarısı için hayati olduğunu söyledi. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Tolga Hüner uzun süreli diyet, egzersiz ve medikal tedaviye rağmen istenilen sonuçları elde edemeyen ve vücut kitle indeksi yüksek olan bireyler için etkili bir tedavi yöntemi olan obezite cerrahisi hakkında bilgi verdi. Bu operasyonların temel amacının mide hacmini küçülterek veya bağırsaklardan emilimi azaltarak daha az gıda alımı sağlamak olduğunu söyledi. Vücut kitle indeksi 40 ve üzerinde olup da kilo veremeyen kişilere obezite cerrahisi önerildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Tolga Hüner "Ameliyat sonrası düzenli kontroller, diyetisyen gözetiminde beslenme ve psikolojik destek de en az cerrahi kadar önemlidir" dedi. "En sık uygulanan yöntemler tüp mide ve gastrik bypass" En sık uygulanan iki yöntemin tüp mide ve gastrik bypass olduğunu belirten Dr. Hüner "Tüp mide operasyonunda midenin yaklaşık yüzde 80’i çıkarılmaktadır. Böylece hem mide kapasitesi küçülür hem de açlık hissini uyaran ‘ghrelin’ hormonunun üretimi azalır. Gastrik bypass yönteminde ise hem mide küçültülür hem de ince bağırsağın bir kısmı devre dışı bırakılır. Bu sayede hem alınan gıda miktarı azalır hem de vücuda emilen kalori miktarı sınırlanmış olur" dedi. "Vücut kitle indeksi 40 ve üzerinde olmalı" Obezite cerrahisinin genellikle vücut kitle indeksi 40 ve üzerinde olan bireyler için önerildiğini aktaran Dr. Hüner, "VKİ’si 35’in üzerinde olup diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi gibi sağlık sorunları yaşayanlar da aday olabilir. Ancak bu değerlendirme çok disiplinli bir yaklaşımla yapılmalıdır. Cerrahi öncesi genel cerrahi, endokrinoloji, diyetisyen ve psikiyatrist gibi farklı uzmanlardan görüş alınmalı, kişinin uygunluğu titizlikle belirlenmelidir" şeklinde konuştu. Ameliyatların genellikle kapalı yöntemle yapıldığını ve bu tekniğin daha az ağrı, küçük kesiler ve hızlı iyileşme sağladığını ifade eden Dr. Hüner, ameliyat sonrası düzenli kontrollerin, diyetisyen gözetiminde beslenmenin ve psikolojik desteğin cerrahi kadar önemli olduğunu vurguladı. "Tip 2 diyabet ve hipertansiyon da geriliyor" Obezite cerrahisinin sağladığı yararların sadece kilo kaybıyla sınırlı kalmadığını dile getiren Dr. Hüner, "Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve uyku apnesi gibi metabolik hastalıklarda ciddi iyileşme sağlanabilir. Fiziksel hareket kabiliyeti artar, psikolojik iyilik hali güçlenir, sosyal hayata katılım artar" diye konuştu. Cerrahinin risksiz olmadığını da hatırlatan Dr. Hüner, enfeksiyon, kanama, anesteziye bağlı komplikasyon gibi ihtimallerin de göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi. Deneyimli bir ekip tarafından yapılan operasyonlarda bu risklerin en aza indiğini vurguladı. "Cerrahiden sonra disiplinli yaşam şart" Hastaların ameliyattan sonraki ilk 6-12 ayda hızlı kilo kaybı yaşadığını kaydeden Dr. Hüner uzun vadede bu kilonun korunmasının, bireyin yaşam tarzı değişikliklerine ne derece uyum sağladığıyla doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları, düzenli fiziksel aktivite ve hekim kontrollerinin cerrahinin kalıcı başarısı için olmazsa olmaz olduğunun altını çizdi. Obezite cerrahisinin tam bir çözüm olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Hüner, "Bu süreç ciddi disiplin, sabır ve sorumluluk gerektiren bir yolculuktur. Uygun adaylarda doğru şekilde planlandığında hem yaşam süresini uzatır hem de yaşam kalitesini ciddi oranda artırır" ifadelerini kullandı.
’ASHEP Eğitim Becerileri Eğitimi’ Eskişehir’de başladı
08 Temmuz 2025 Salı - 15:00 ’ASHEP Eğitim Becerileri Eğitimi’ Eskişehir’de başladı Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü ve Eskişehir İl Ambulans Servisi Eğitim Salonu ev sahipliğinde gerçekleştirilen ’ASHEP Eğitim Becerileri Eğitimi’, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici’nin tanıtımıyla başladı. Eğitimin ilk gününde konuşan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, katılımcılara teşekkür ederek, "Acil sağlık hizmetleriyle ilgili tüm eğitimlerin eksiksiz bir şekilde verilmesi, bu alandaki hizmet kalitesinin sürdürülebilirliği açısından son derece önemli. ASHEP Eğitim Becerileri Eğitimi de bu kapsamda, teorik bilgilerin yanı sıra pratik uygulamaları da içerecek şekilde planlanmıştır. Ülke olarak acil sağlık hizmetlerinde gurur duyduğumuz bir noktadayız. Ancak bu başarının devamlılığı için bilgilerin doğru şekilde aktarılması ve uygulanması kritik öneme sahip. Hepinize katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyor, verimli bir eğitim süreci geçirmenizi diliyorum" ifadelerini kullandı. Uygulamalı içerikler sunulacak Konuyla ilgili yapılan açıklamada, programa 11 farklı ilden gelen paramediklerin ve acil tıp teknisyenleri gibi alanında uzman sağlık çalışanlarının katıldığı belirtildi. Program süresince, katılımcılara eğitim becerilerini geliştirmeye yönelik kapsamlı ve uygulamalı içerikler sunulacağı ifade edildi. Eğitimin 8-11 Temmuz tarihleri arasında 4 gün süreceği aktarıldı.
Esnaf Hastanesi’nden minik Eymen için anlamlı destek
08 Temmuz 2025 Salı - 14:23 Esnaf Hastanesi’nden minik Eymen için anlamlı destek Muğla’nın Seydikemer ilçesinde yaşayan ve Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastalığı ile mücadele eden Yusuf Eymen için başlatılan kampanyaya Fethiye Özel Lokman Hekim Hastanesi de bağışta bulunarak destek verdi. Özel Lokman Hekim Başhekimi Dr. Öztürk Günal, "Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesi olarak, sağlık hizmetlerimizi yalnızca tedaviyle sınırlamıyor, toplumsal sorumluluğumuzun bir parçası olarak kalplere de dokunmayı görev biliyoruz" diyerek açıklamalarda bulundu. Dr. Günal, "Hekimlik yalnızca fiziksel sağlığı değil, umudu da yaşatabilmektir. Yusuf Eymen’in mücadelesi hepimize insan olmanın özünü hatırlatıyor. Bu anlayışla, Duchenne Musküler Distrofi (DMD) hastalığı ile mücadele eden Yusuf Eymen evladımızın tedavi süreci için başlatılan kampanyaya bağışla katkı sunarak umut yolculuğuna bizler de dahil olduk. Bu kampanyaya desteğimiz, hem vicdani hem de kurumsal sorumluluğumuzun bir parçasıdır" dedi. Dr. Öztürk Günal Yusuf Eymen’in babasıyla bir araya gelerek sürecin sadece maddi değil, manevi olarak da desteklenmesi gerektiğini vurguladı. DMD Hastası Yusuf Eymen’in babası ise duygularını şöyle dile getirdi: "Esnaf Hastanesi’nin yaptığı bu anlamlı bağış, yolculuğumuzda büyük bir umut oldu. Yaklaşık bir aydır elimizden gelen tüm çabayı gösteriyor, halkımızın desteğiyle ilerlemeye çalışıyoruz. Ancak bu süreçte yalnızca yüzde 3’lük bir kısmı tamamlayabildik. Toplamda 113 milyon TL gibi büyük bir hedefimiz var ve zaman bizim için çok kıymetli. Esnaf Hastanesi gibi güçlü kurumların yanımızda olduğunu bilmek, umutlarımızı daha da yeşertiyor"
SATKOF Türkiye’yi sağlık turizminde zirveye taşıyor
08 Temmuz 2025 Salı - 13:33 SATKOF Türkiye’yi sağlık turizminde zirveye taşıyor Türkiye’nin sağlık turizmi alanında küresel hedeflerine ulaşmasında önemli bir rol üstlenen Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF), güçlü kadrosu ve stratejik vizyonuyla çalışmalarını sürdürüyor. SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay liderliğinde yürütülen projeler, Türkiye’yi sağlıkta dünya sahnesine taşıma hedefiyle hayata geçiriliyor. Sağlıkta kalite, hasta güvenliği, uluslararası iş birlikleri ve dijital dönüşüm başta olmak üzere birçok alanda faaliyetlerini sürdüren SATKOF, Türkiye’yi medikal turizmde öncü ülkelerden biri hâline getirmeyi amaçlıyor. Kamu-özel sektör iş birliklerinin güçlendirilmesi, etik değerlere bağlı sürdürülebilir sağlık hizmeti anlayışının yaygınlaştırılması ve Türkiye’nin sağlık sisteminin uluslararası alanda tanıtılması öncelikler arasında yer alıyor. SATKOF Yönetim Kurulu, ortak akıl ve sorumluluk bilinciyle hareket ederken, sağlık sisteminin tanıtımı ve gelişimi için yoğun mesai harcıyor. Sağlık turizmine yönelik inovatif projelerin yanı sıra, küresel düzeyde iş birliklerini artırmaya yönelik temaslar da devam ediyor. SATKOF Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyor: "Prof. Dr. Aysun Bay - Genel Başkan Prof. Dr. Halil Başar, Prof. Dr. Harun Cerit, Kemal Kaçkın, Cihan Kanlıgöz, Prof. Dr. Bahadır Ege, Zeynep Kayhan, Dr. Necla Demir - Genel Başkan Yardımcıları Fatih Alp Yıldırım - Genel Sekreter Dr. Yüksel Özkale, Dr. Cemile Ceren Koçdemir, Dr. İrem Bilgetekin, Yüksel Güneş, Ahmet Gözlükaya, Mehmet Naci Şentürk, Neslihan İnce, Dr. Funda Türker, Ahmetcan Tüfekçi, Lütfi Aydın, Abdülcelil Özbabacan, Aynur Tezcan, Yeliz Özhan, Gürkan Alper Keleş ve Dr. Selda Muslu - Yönetim Kurulu Üyeleri". Konfederasyon tarafından yapılan açıklamada, "Bu değerli kadro ile birlikte; sağlık sistemimizin uluslararası tanıtımını güçlendiriyor, medikal turizmde inovatif çözümleri destekliyor ve ülkemizi tercih edilen bir sağlık destinasyonu hâline getiriyoruz" denildi. Prof. Dr. Aysun Bay başkanlığındaki SATKOF’un, Türkiye’yi sağlıkta küresel bir marka haline getirme yolunda çalışmalarını aralıksız sürdüreceği vurgulandı.
Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenocak: "Halı sahada spor yapılmasını önermiyorum"
08 Temmuz 2025 Salı - 13:05 Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenocak: "Halı sahada spor yapılmasını önermiyorum" Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Şenocak, son yıllarda halı saha ve futbol sahalarında kalp krizlerinde artış olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Şenocak, ani ölümlerin arkasındaki sağlık sorunlarını tek tek ele alarak, özellikle yüksek eforlu spor yapanların kalp kontrollerine önem vermeleri gerektiğini ifade etti. Prof. Şenocak, ’Halı Sahalarda Spor Yapılmasını kesinlikle önermiyorum! Yüksek eforlu spor yapan herkesin, yaşı ne olursa olsun kalp tetkiklerini yaptırması gerekiyor’’ dedi. "Yaş ne olursa olsun, halı sahada spor yapılmasını önermiyorum" Halı saha maçlarında ve futbol oyunlarında gençlerin aniden düşerek hayatını kaybetmesine, sigara ve stresinde kalp krizini tetiklediğine dikkat çeken Prof. Dr. Şenocak, "Efor sırasında kalp kasıldıkça koroner arterlere baskı yaparak öldürücü ritim bozuklukları ya da kalp krizine neden olabiliyor. Halı sahaya gidenlerin kendi yaş grupları ile değil, 50 yaşındaki birey karşısındaki 20 yaşındaki gençle birlikte top oynuyor. Halı sahaya giderek spor yapmalarını kesinlikle önermiyorum. Bunun yanı sıra, koroner arterlerin kasın içinden geçmesi de riski artıran faktörlerden biridir. Özellikle dikkat edilmesi gereken başka bir durum ise maling sağ koroner arter sendromudur. Bu sendrom, kalbin sağ tarafını besleyen koroner arterlerin normal yerinden çıkmayıp, sol tarafından çıkması ve aort ile pulmoner arter arasından geçmesidir. Efor sırasında bu iki ana damar şişer ve koroner arterin üzerine baskı yapar. Bu durum, kalbe kan gitmemesine yol açarak ani ölümle sonuçlanabilir. Hastalar, efor sonrası ani ölümle karşılaşabiliyor. Yüksek eforlu spor yapan herkesin, yaşı ne olursa olsun kalp tetkiklerini yaptırması gerekiyor. Halı saha maçı sırasında ani ölümler sadece kalp krizine bağlı olarak görülmemektedir. Olgunun bilmediği bir kalp kapak darlığı, kalp kapaklarında çökme, kalp kaslarında doğuştan büyüme, kalp deliği, sağ kalpte genişleme, ritim bozukluğu, antibiyotik ya da alerji ilaçlarına bağlı gelişen ölümcül ritim bozukluğu ve guatr gibi saymakla bitmeyecek sebepler de ani ölüme neden olabilir. Halı saha maçı bittikten sonra kutlama amaçlı baklava ya da başka tatlılar yemek yerine vücudun sıvı ve tuz ihtiyacını yerine koyacak besinlerin tercih edilmesi de çok önemlidir" dedi. "Sıcak hava kalp ritminizi bozar, Su içmeyi ihmal etmeyin" Sıcak havalarda dikkat edilmesinin son derece önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hüseyin Şenocak, "Sıcak havalarda vücut ısısını düşürmek için gelişen terleme ile vücudumuzdan çok fazla sıvı ve elektrolit kaybı olur. Buna bağlı tansiyon düşer ve kalbimiz bunu kompanse etmek için çok hızlı atmaya başlar. Bu durum, koroner damar hastalığı olan kimselerde kalp krizi ve ciddi ritim bozukluklarını tetikler. Bol, bol su tüketilmesini tavsiye ediyorum. Sıcak havalara paralel olarak artan nem oranı, kalp hastaları üzerinde ciddi tehditler oluşturur. Sıcak havalarda vücudun ısısını sabit tutmaya çalışan ciltteki kan dolaşımı, kalbi zorlar. Terleme nedeniyle ortaya çıkan sıvı kaybı nedeniyle kan akışkanlığı azalır ve bu durum da kalbi bir kez daha fazla efor sarf etmeye iter. Bu durum sağlıklı insanlarda sorun oluşturmazken kalp sorunu olanlarda yüksek tansiyon, ritim bozukluğu ve kalp krizine neden olabilir. Aşırı sıcaklarda terlemeyle oluşan sıvı kaybının yerine konulması için bol su içmek yaşamsal öneme sahip. Özellikle sıcaklığın en fazla olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında, kesinlikle su içmeyi ihmal etmeyin. Kişinin kilosuna göre değişmekle birlikte, yaz aylarında günde 2,5-3 litre su tüketilmesi gerekir. Bisiklete binerek, yüzerek, yürüyüş yaparak spor yapın’ "Spora asla ara vermeyin. Ancak güneş ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında, aşırı terlemeye yol açarak kalbi yoracağı için açık havada spor yapmayın. Sporu akşam saatlerine erteleyin. Sağlıklı yaşam için bisiklete binerek, yüzmeye yaparak, yürüyüş yaparak günlük spor aktivitelerinizi tamamlayabilirsiniz." "Sağlıksız beslenme, kalp için önemli bir risk" Beslenmenin de önemine vurgu yapan Prof. Dr. Şenocak, ’’Akşam yemeklerinizi hafif yiyeceklere atıştırın kesinlikle yemek yemeyin. Kalp için önemli risk beslenme şekli ve aktivite, hareketsizlik, sigara önemli faktör ise sağlıksız beslenme şeklidir. Sadece karbonhidratla beslenme değil, yağlı gıdalarla beslenmeniz zararlı olabilir. Eşit düzeyde almak gerekiyor, zararlı olabilir. Vücut ısısının ayarlanabilmesi için vücut yüzeyine yakın atardamarların iç organlara nazaran daha çok kanlanmaları gerekir. Yemek yedikten sonra dolaşımdaki kanın önemli bir miktarı sindirim sistemiyle ilgili organların kanlanması için kullanılır. Bu nedenle kan dolaşımının cilde yönlendirilmesi için sindirimi kolay besinler tüketilmesi gerekir. Sindirim sistemini yormamak için sık sık ve az miktarda yemek yemeli, yine sıvı kaybını azaltmak için sulu besinleri tercih etmelisiniz. Zeytinyağlı gıdalar, sebzeler ve meyvelerin sindirimi nispeten daha kolay olur" diye konuştu.