Son Dakika
|
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Kağıthane’de metrobüs yangını!
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
SAĞLIK
Bakan Memişoğlu: "Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz"
07 Mayıs 2026 Perşembe - 23:26:24
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen ‘Rize Günleri’ programı kapsamında ‘Dumansız Açık Hava’ konseptine geçildiğini ve 11 bin metrekarelik bölümün dumansız hava sahası ilan edildiğini açıkladı. Sağlık Bakanı Memişoğlu, Ankara’da düzenlenen "Rize Günleri’ne katıldı. Bakan Memişoğlu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Bırakalım sigarayı, içelim Rize çayı. Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor; Rize Günleri’ni ‘Dumansız Açık Hava’ konseptiyle hayata geçiriyoruz. Etkinlik alanımızdaki 11 bin metrekarelik bölümü dumansız hava sahası ilan ettik. Organizasyon boyunca bu alanlarda tütün kullanımına müsaade edilmeyecek. Sağlık Bakanlığı olarak kurduğumuz 7 ayrı istasyonda; ücretsiz kanser taramalarından sigara bırakma danışmanlığına, sağlıklı yaşam bilgilendirmelerinden koruyucu sağlık hizmetlerine vatandaşlarımızın yanında olacağız. Bu organizasyonda emeği geçenlere gönülden teşekkür ediyorum. Tüm vatandaşlarımızı sağlığa adım atmak ve bu güzel atmosferi solumak için bekliyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
2
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:44
Nefes darlığı, kalp, akciğer veya obezitenin habercisi olabilir
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 09:52
Bayburt’ta solunum yetmezliği tedavisi başarıyla sonuçlandı
25 Temmuz 2025 Cuma - 11:49
Dr. Erşan: "Sürdürülebilirlik için doğru planlama şart"
Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, yoğun bakım hizmetlerinin etkinliği ve verimliliğini artırmak amacıyla ’Yoğun Bakım Hizmetleri Değerlendirme Toplantısı’ düzenlendi. İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan’ın başkanlığında gerçekleşen toplantıya; Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Dr. Ahmet Özyalçın, Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Figen Gürbeden, Kayseri Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İbrahim Özcan, Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İsmail Altıntop, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekim Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Şahin Temel ile yoğun bakım alanında görev yapan hekimler katıldı. Kayseri genelindeki yoğun bakım yataklarının etkin ve verimli kullanımı amacıyla yapılabilecek planlama ve iyileştirme çalışmalarının ele alındığı toplantıda, mevcut hizmetlerin durumu değerlendirilerek kapasite yönetimi, hasta yönlendirme süreçleri ve ihtiyaç duyulan düzenlemeler konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Erşan yaptığı konuşmada; yoğun bakım yatak planlamasının sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Yoğun bakım ihtiyaçlarının doğru analiz edilerek kaynakların en etkili şekilde kullanılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Erşan, bu alanda atılacak her adımın çok kıymetli olduğunu ifade etti.
25 Temmuz 2025 Cuma - 11:35
Uzmandan uyarı: "Burun tıkanıklığını hafife almayın"
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölüm Başkanı Doç. Dr. İsmail Salcan, burun tıkanıklığının günlük yaşamı olumsuz etkileyen önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, burun tıkanıklığının sebepleri ve tedavi yöntemleri ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Burun tıkanıklığının günlük hayatta sıklıkla karşılaşılan ve rahatsızlık veren bir durum olduğunu, özellikle nefes almayı güçleştirdiğini, uyku kalitesini düşürerek yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Salcan, burun tıkanıklığının birçok farklı nedeni olduğunu söyledi. Soğuk algınlığı ve gribin burun tıkanıklığında en önemli etkilerden biri olduğunu ifade eden Salcan, "Sinüzit, alerjik rinit gibi rahatsızlıklar da burun tıkanıklığının nedenlerindendir. Ayrıca burun bölmesi eğriliği, burunda oluşan polipler, burun içinde konka olarak ifade ettiğimiz dokuların şişmesi, geniz eti büyümesi, sıcaklık değişimleri, hava kirliği ve tansiyon, doğum hapları gibi bazı ilaçlar, sigara dumanı, kirlilik ve özellikle çocuklarda burun deliğine sıkışan küçük bir cisimde tek taraflı burun tıkanıklığına neden olabilir" dedi. Burun tıkanıklığının nedeni basit ve geçici de olsa uzun süreli tıkanıklık durumlarında mutlaka doktora görünmenin önemli olduğunu söyleyen Salcan, "Doktor, doğru teşhis ve uygun tedavi için gerekli incelemeleri yaparak gerekli tedaviyi önerecektir" ifadelerini kullandı. İlaç tedavilerinin yanı sıra bazı durumlarda cerrahi tedavilere de başvurabildiklerini belirten Salcan, "Sıklıkla olmayan aralıklı burun tıkanıklıklarında, tuzlu su ile burun yıkama, buhar soluma, ortamın nemlendirilmesi, başın yüksekte uyunması, sigara, alkol ve kafeinin azaltılmasını da öneriyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.
25 Temmuz 2025 Cuma - 11:28
Hipertansiyonda sessiz tehlike: Böbrek yetmezliği
Yüksek tansiyon hastalarının uzun vadede karşılaşabileceği en büyük sorunlardan birinin böbrek yetmezliği olabileceğine dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Sinan Erten, "Tansiyonu kontrol altında alınmayan her 10 kişiden biri ortalama 16 yıl içinde böbrekleri küçülmüş, üre değerleri yükselmiş olarak nefroloji polikliniğine başvurmaktadır. Düzenli böbrek fonksiyon testi yaptırılarak böbrek hasarı erkenden tespit edilebilir" diye konuştu. Yüksek tansiyonun diğer organlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara neden olabileceğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Sinan Erten, yüksek tansiyona karşı alınması gereken önlemleri açıkladı. Yüksek tansiyonun komplikasyonlarından birinin de kronik böbrek yetmezliği olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Sinan Erten, yüksek tansiyon hastası kişilerin hekimlerinin önerdiği tedavi yöntemlerine sadık kalmaları gerektiğini belirtti. Yüksek tansiyona bağlı böbrek yetmezliği durumunun ilk başlarda anlaşılmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Sinan Erten, "Yüksek tansiyona bağlı baş ağrısı gibi şikayeti yoksa kişinin böbrekteki hasarlanma ve böbrek yetmezliğine ilerleme süreci sessiz ve yavaş olur. İlk semptom gece uykuda idrar yapma ihtiyacının başlaması ya da idrarda yoğun köpük görülmesi şeklinde olabilir" diye konuştu. Tansiyonu kontrol altında tutmanız önemli Tansiyonu kontrol altında olmayan her 10 kişiden birinin, ortalama 16 yıl içinde böbreklerinin küçülerek ve üre değerleri yükselerek nefroloji polikliniğine başvurduğunu belirten Uzm. Dr. Sinan Erten, sözlerine şöyle devam etti: "Yüksek tansiyon diğer organlarda olduğu gibi böbrek damarlarında da hasara yol açarak böbreğin kanlanmasında ilerleyici azalmaya neden olarak böbrek yetmezliğine yol açar. Yüksek tansiyona bağlı baş ağrısı gibi şikayeti yok ise kişinin böbrekteki hasarlanma ve böbrek yetmezliğine ilerleme süreci sessiz ve yavaş olur. İlk semptom gece uykuda idrar yapma ihtiyacının başlaması ya da idrarda yoğun köpük görülmesi şeklinde olabilir. Anne ve babasında yüksek tansiyonu olan kişilerde yüksek tansiyon olma ihtimali yüksek olduğundan bu kişiler yüksek tansiyon gelişmeden tuzsuz yemeleri, kilo almamaları yüksek tansiyonun ortaya çıkma ihtimalini azaltabilirler." Fazla kilo verilmeli Ayrıca böbrek hasarını önlemek adına tansiyonu kontrol altında tutmak için hastaların dikkat etmesi gereken diğer unsurları da açıklayan Uzm. Dr. Sinan Erten, "Fazla kiloları varsa vermeleri, tuzsuz diyetten ödün vermemeleri, böbreğe zarar veren ağrı kesiciler, damardan verilen ilaçlarla yapılan görüntüleme tetkiklerinden uzak durmaları halinde böbrek yetmezliğinin gelişme ihtimalini azaltmış olacaklardır" dedi. Şikâyetleri olmadan doktora gelmiyorlar Yüksek tansiyonu olup da şikâyeti olmayan kişilerin herhangi bir sorun yaşamadan doktora gitmediğine vurgu yapan Uzm. Dr. Sinan Erten, "Bu durum hastalığın ilerlemesine neden olmaktadır. Bu kişiler her yıl böbrek fonksiyon testlerini düzenli kontrol ettirdikleri takdirde idrarda protein kaçağı ile kendini gösteren ilk böbrek hasar belirtisi erken yakalanıp tedavi edilebilir. Böylece kronik böbrek yetmezliğinin gelişmesini engellemek mümkün olabilmektedir. Kronik böbrek yetmezliği gelişen yüksek tansiyonlu hastalarda tedavi seçenekleri diğer nedenlerle böbrek yetmezliği gelişen durumlarla benzerdir. Böbrek yetmezliği ilerleyip son döneme geldiğinde; organ nakli, hemodiyaliz ve ev hemodiyalizi, periton diyalizi tedavilerinden hastaya uygun olanı seçilerek başlanır" açıklamasını yaptı. Erken yakalanması önemli Düzenli kontrollerin hastanın sağlığı açısından önemli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Sinan Erten, "Sessiz başlayan böbrek hasarı zamanla ilerleyerek telafisi olmayan yapısal değişikliklere yol açar. Bu süreçte müdahale edilmezse hastalık kronik böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabilir ve hasta diyaliz ya da böbrek nakline ihtiyaç duyacak hale gelebilir. Erken dönemde tespit edildiğinde ise bu süreci durdurmak ya da yavaşlatmak mümkündür. Kontroller, basit kan ve idrar testleriyle yapılmakta, büyük hastalıkların önlenmesini sağlamaktadır" açıklamasını yaptı. Tansiyonu ölçtürüp gerisine bakmıyorlar Yüksek tansiyonun böbrekler üzerinde oluşturduğu tahribatla ilgili toplumsal farkındalığın yetersiz olduğunu belirten Uzm. Dr. Sinan Erten, sözlerini şöyle tamamladı: "Ne yazık ki toplumumuzda hipertansiyonun böbrekler üzerinde oluşturduğu sessiz tahribatla ilgili farkındalık yetersiz. Tansiyonunu ölçtüren birçok kişi yalnızca o anki değere odaklanıyor, böbrek gibi hedef organ hasarı açısından tetkik yaptırmayı ihmal ediyor. Bu nedenle düzenli sağlık kontrolleri ve toplum eğitimi büyük önem taşıyor."
25 Temmuz 2025 Cuma - 11:25
Eskişehir’de sigarayı bırakmak isteyenlere yeni merkez
Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından tütünle mücadele kapsamında Şirintepe Sağlıklı Hayat Merkezi’nde kurulan Sigara Bırakma Polikliniği, 28 Temmuz Pazartesi günü itibarıyla vatandaşlara hizmet vermeye başlayacak. Tütün kullanımının kalp hastalıkları, KOAH, inme ve kanser gibi ciddi hastalıklara yol açtığına dikkat çeken İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, bu doğrultuda bireye özel desteklerin sağlandığı yeni bir poliklinikle mücadeleye devam ettiklerini belirtti. Polikliniğin açılışına İl Değerlendirme Komisyonu Başkanı Uzm. Dr. Burcu Işıktekin Atalay, Sağlık Hizmetleri Başkanlığı’ndan Dr. Fusün Yahya ve Tütünle Mücadele Birimi’nden Sağlık Memuru Şeref Biçer katıldı. Merkezdeki çalışmaları sorumlu hekim Dr. Pakize Gizem Topçu yürütecek. Poliklinikte; bireysel değerlendirme, nikotin bağımlılık düzeyinin ölçülmesi, ilaç tedavisi, davranışsal danışmanlık ve düzenli takip hizmetleri sunulacak. Tüm bu hizmetlerin ücretsiz olacağı kaydedildi. "Sigarayı bırakmak isteyen her vatandaşımıza rehberlik edeceğiz" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, açılan polikliniğin önemine değinerek, "Tütün bağımlılığı ile mücadelede en etkili adımlardan biri, doğrudan ve bireye özel destek sunabilen merkezler oluşturmaktır. Şirintepe Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde hizmet vermeye başlayacak Sigara Bırakma Polikliniğimiz, bu alandaki önemli bir ihtiyaca cevap verecek. Bilimsel yöntemlerle, uzman hekimlerimiz eşliğinde yürütülecek bu süreçte, sigarayı bırakmak isteyen her vatandaşımıza rehberlik edeceğiz. Bununla birlikte, merkezimizde sadece tütün bağımlılığı değil; sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, psikososyal destek gibi birçok başlıkta da ücretsiz hizmetler sunulmaktadır. Tüm hemşehrilerimizi bu çok yönlü sağlık hizmetlerinden yararlanmaya davet ediyoruz" dedi. Yetkililer, vatandaşların doğrudan Şirintepe Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurarak ya da ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı üzerinden randevu alarak hizmetlerden faydalanabileceğini belirtti.
25 Temmuz 2025 Cuma - 10:55
Sanal kumar felaketi: "Seferberlik ilan edilmeli"
Dijitalleşen dünyada hızla artan sanal kumar bağımlılığı, bireyleri sosyal izolasyondan borç batağına, hatta intihara kadar sürüklüyor. Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, günümüzde kliniklere başvuran bağımlılık türlerinin en başında sanal kumarın geldiğini belirterek, "Sanal kumar bağımlılığı çok önemli, üzerine düşülmesi ve seferberlik ilan edilmesi gereken bir meseledir" dedi. Dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan sanal kumar bağımlılığı, pandemi sonrası hızla yaygınlaşarak toplum sağlığını tehdit eden bir sorun haline geldi. İlk etapta eğlenceli ve masum görünen bu alışkanlık, fark edilmeden bireyleri ekonomik zorluklara, sosyal kopukluğa ve ciddi psikolojik sorunlara sürüklüyor. Sanal kumarın yaygınlaşmasındaki dikkat çekici faktörlerden biri de, çeşitli bahis ve oyun sitelerinden gönderilen tanıtım SMS’leri. Pek çok vatandaş, telefonlarına gelen ve çeşitli "fırsatlar" veya "kampanyalar" içeren bu davet mesajlarının sıklığından yakınıyor. Bu mesajlar, konuya yabancı olan kişilerde merak uyandırabilirken, bu alışkanlıktan uzak durmaya çalışan bireyler için de zorlayıcı bir durum oluşturabiliyor. Kişisel telefon numaralarına nasıl ulaşıldığı ise merak konusu olurken, bu noktada gözler, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) çevriliyor. "Bu alışkanlık değil, hastalık" Kocaeli Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, bağımlılığın doğru anlaşılmasının önemini vurgulayarak, bunun bir "alışkanlık" değil, "hastalık" olduğunu belirtti. Bağımlılıkların "madde kaynaklı" ve "davranışsal" olmak üzere iki türü olduğunu ifade eden Çelik, özellikle pandemi sonrası dijitalleşmenin hız kazanmasıyla davranışsal bağımlılıkların büyük bir artış gösterdiğini söyledi. Çelik, "Biz bunu 2013 yıllarına kadar dürtü kontrol bozuklukları kümesinde sınıflandırıyorduk ancak son dönemde dijitalleşen dünyada özellikle pandemiden sonra davranışsal bağımlılıkların özelinde sanal kumar bağımlılıklarının çok arttığını görüyoruz" dedi. Sanal kumar bağımlılığının, bireyin dijital ortamlarda, özellikle para kaybetmeyle karakterize edilen ve takıntılı bir şekilde kontrol edemediği kumar oynama davranışı olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, bu sürecin öncelikle kullanım ile başladığını, ardından kullanım bozukluğuna ve sonrasında hafif, orta ve ağır düzeylerde seyreden bağımlılık aşamalarına ilerlediğini aktardı. "Bağımlılık türlerinin en başında sanal kumar yer alıyor" Kumarın bir oyun ve eğlence olarak sinsice insanların hayatına girdiğini vurgulayan Çelik, "Dijitalleşen dünyada duygularımızı ve dürtülerimizi kontrol altına almaya amaçlayan bir bağımlılık endüstrisi oluştu. O endüstrisi de dikkat ekonomisi çağında dikkatimizi hedef alarak, dikkatimizi işgal ederek bağımlılık, kumar oyunları, kumar bağımlılığına itmeye başladı. Son dönemde dijitalleşmeyle, artan teknolojiyle, ulaşılabilmeyle birlikte maalesef kumar bağımlılığının çok fazla arttığını görüyoruz. Günümüzde kliniklere başvuran bağımlılık türlerinin en başında sanal kumarın geldiğini söyleyebiliriz" diye konuştu. Belirtiler göz ardı edilmemeli Sanal kumar bağımlılığının belirtileri hakkında da detaylı bilgi veren Çelik, psikiyatrik tanımlamaya göre 12 aylık bir süreçte belirlenen 9 kriterden 4’ünün gözlemlenmesiyle bağımlılık tanısı konulabildiğini açıkladı. Bu kriterlerin en önemli iki çekirdek belirtisinin "tolerans gelişmesi" ve "yoksunluk belirtileri" olduğunu vurgulayan Çelik, şunları söyledi: "Tolerans gelişmesinde bireyin çok fazla para harcamaya başlayarak, paranın artık yetmediği ve harcamanın arttığı bir örüntüden bahsedebiliriz. Yoksunluk belirtisi olarak da bireyin kumar oynayamadığında, sanal kumara erişemediğinde bir gerginlik, bir öfke, bir sinirlilik hali gözlemlemesi beklenir. Fazla para kaybetme, bunun problemli olduğunu fark etse de engelleyememe durumu, çok fazla yalan söyleme davranışı, öz bakım azalması, işlevselliğinin bozulması, akademik işlevlerinin düşmesi ve bireysel ilişkilerdeki bozulmalar diğer önemli belirtilerdir. Ayrıca, bireyin daha önce zevk aldığı olaylardan artık zevk almaması ve intihar düşüncelerinin gelmesiyle birlikte bağımlılığın farkına varabilir" "Sanal kumar bağımlılığı, seferberlik ilan edilmesi gereken meseledir" Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, sanal kumar bağımlılığının kontrol edilemediği takdirde kişileri intihara sürükleyebildiğinin altını çizdi. "Maalesef son dönemde bunun bir neticesi olarak çok fazla intihar vakası gözlemleniyor" diyen Çelik, bu durumun nedenlerini şöyle açıkladı: "İnsanlar özellikle para harcama alışkanlıklarının bozulmasıyla, çok fazla borç batağına saplanmasıyla, çevresinden parayla ilgili olarak çok fazla eleştiri almasıyla ve bunu ailesine açıklayamamasıyla kendi iç dünyasında bu sıkıntıları çözmeye çalışıyor. Tabii bu durum, maalesef son dönemde artan bir şekilde intiharla sonuçlanıyor diyebiliriz. Dolayısıyla çok kritiktir. Sanal kumar bağımlılığı çok önemli bir meseledir, üzerine düşülmesi gereken bir meseledir. Seferberlik ilan edilmesi gereken bir meseledir. Bireyin çok fazla para harcaması, kendi içine kapanması, öz bakımını ihmal etmesi, çok fazla yalan söyleme davranışının artması gözlemlendiğinde muhakkak kontrol altına alınması gerekir. Çünkü son dönemde çok fazla intihara meyilli sonuçlar maalesef görüyoruz" Uzmanından ailelere hayati uyarılar: İletişim ve kontrol şart Ailelere de önemli uyarılarda bulunan Ali Ruhan Çelik, aile bireylerinin birbirleriyle derinlikli bir iletişim içerisinde olması ve birbirlerinin kişilik özelliklerinin farkında olması gerektiğini vurguladı. Çelik, "Birey çok fazla para harcama ve çok fazla yalan söyleme davranışı gösteriyorsa dikkate alınmalıdır. Özellikle sanal kumar bağımlılığında yalan söyleme davranışının çok karakterize olduğunu görüyoruz. Kişinin kendi karakterinden kaynaklanan bir problem değil. Meseleyi örtmek için, meseleyi bir şekilde telafi etmek için çok fazla yalana başvurduğunu görüyoruz. Yine öz bakım becerileri azalıyorsa, ilişkilerinde problemler yaşanıyorsa muhakkak bu meselenin detaylı bir incelenmesi gerekiyor. Çocuklar özelinde de muhakkak filtreli bir şekilde sanal içeriklerle meşgul olmasını, sanal içeriklerin kontrol edilmesini sağlamaları gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Gençleri hedef alıyorlar" Sanal kumar sitelerinin önce gençleri, ardından 25-35 yaş arası bireyleri hedef aldığına dikkat çeken Çelik, "Maalesef günümüzde dijital dünyada, tuzaklarla bezeli bir durumda, oyun içerikleriyle gençleri hedef alan bir alan. Gençler onlar için kalıcı müşterilerdir, kolay ikna edilebilirler. Dolayısıyla en fazla gençleri hedef alırlar" dedi. Ayrıca Çelik, kişinin geçmiş yaşantısında değersizlik duygusu yaşaması, sosyal fobilerinin bulunması, istismara maruz kalması ve aileyle sağlıklı bir bağ kuramaması gibi durumların sanal kumar bağımlılığını tetikleyebileceğini de ekledi. "Tedavi mümkün ama en iyi ilaç hiç temas etmemek" Tedavi yöntemleri hakkında da bilgi veren Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ali Ruhan Çelik, "Alkol bağımlılıklarında, sigara bağımlılıklarında tedavi edici bazı ilaçlar mevcut ama özellikle davranışsal bağımlılıklarda direkt bir ilaç yok. Psikoterapilerle bunun önlenmesi son dönemde artmış durumda, bu yönde çalışmalar var. Özellikle EMDR tedavisinde, bağımlılık yapıcı dürtüleri hedefleyerek veya travmatik bir mesele varsa işin psikolojik altyapısında geçmiş travmaları duyarsızlaştırarak bunun günümüze etkisini engelleyerek bir tedavisi mümkün. Bunun yanında bilişsel davranışçı terapilerle özellikle olumsuz otomatik düşünceler ve bilişsel çarpıtmaları hedef alan psikoterapilerle bu sanal kumar bağımlılığının tedavileri mümkün. Şu anda güzel sonuçlar veriyor ama tabii ki yine evvela ilk söylediğimi tekrarlamak istiyorum: Bağımlılığın en iyi ilacı hiç temas etmemektir" ifadelerini kullandı. "Aile desteği çok önemli" Çelik, bağımlılık tedavisinin aile, uzman ve danışan özelinde 3 ayaklı bir süreç olduğunu ve bu 3 ayağın birbiriyle uyumlu bir şekilde devam etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Bağımlılıklarda aile desteği çok önemli. Çünkü birey tedavi olmak için bazen isteksiz davranabiliyor veya tedavinin sürdürümünde isteksiz davranabiliyor ama uzun süreli sık tedavi ve daha sonra izleme aşamalarıyla birlikte bunun tedavisi mümkün. Biz de kliniğimizde bu tedavilerini yapıyoruz" şeklinde konuştu. "Bağımlılıkla mücadele etmek vatanı savunmakla eşdeğerdir" Son olarak Dr. Ali Ruhan Çelik, dijital dünyadaki tehlikelerin bireylerin ihtiyaçlarına saldırdığının altını çizerek, kişinin bu tuzaklardan önce kendisini, ardından aile bireylerini uzak tutması gerektiğine dikkat çekti. Çelik, "Kesinlikle büyük bir seferberlikle bunun üzerine gitmemiz gerekiyor. Çünkü bu çok büyük bir zihinsel işgal demek. Bağımlılıkla mücadele etmek vatanı savunmakla eşdeğerdir" diye konuştu.
25 Temmuz 2025 Cuma - 10:13
Yaşlı nüfus artıyor, denge tehlikede
Medicana International Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. F. Figen Ayhan, "Sağlıklı yaşlanma bugün sağlık sistemlerinin ve hükümetlerin en temel amacı. Çünkü dünya nüfusu yaşlanıyor ve hasta yaşlanmak hem sağlık sistemlerini, hem insanları, hem aileleri en çok zorlayan konu" dedi. Uzmanlar, yaşlanan insanların düzenli egzersiz yapması gerektiğine vurgu yapıyor. Özellikle 65 yaş üstü kişilerde kullanılan ilaçlar ve kronik rahatsızlıklar yaşlılarda denge kaybına yol açabiliyor. Medicana International Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. F. Figen Ayhan, yaşlıların düzenli egzersiz yapmaları gerektiğine dikkati çekerek, aynı zamanda yaşlı yakınlarına da büyük sorumluluk düştüğünü vurguladı. "Sağlıklı yaşlanmak bizim esas hedefimiz" Türkiye’de yaşlı nüfusunun arttığını ve yaşlıların dengede kalması için egzersizin önemini vurgulayan Ayhan, "Biz biliyoruz ki Dünya Sağlık Örgütü’nün projeksiyonlarına göre 2030 yılında her 6 kişiden birisi 60 yaş üzerinde olacak. Yaşlanan bir dünyayla karşı karşıyayız ama tabii ki sağlıklı yaşlanmak burada bizim esas hedefimiz" diye konuştu. "Yaşlılarımızın ayağına giydiği ayakkabılar çok önemli" Düşme durumunun yaşlılarda çok sık görüldüğünü anlatan Ayhan, "Düşmeler bizim yaşlılarda sık gördüğümüz sakatlıklara ve ölümlere neden olan bir durum. Neden düşüyor yaşlılarımız? Birincisi pek çok ilaç kullanıyorlar. En basit ağrı kesiciler, aspirin, kas gevşeticiler, depresyon ilaçları, nöroloji ilaçları, Alzheimer, Parkinson gibi. Bunun yanı sıra kalp damar sistemi hastalarında antihipertansifler düşmelerin en sık nedeni. Dolayısıyla düşen hastalarda her zaman bir ilaç denetimi yapıyoruz. İkincisi yaşlılarımızın ayağına giydiği ayakkabılar çok önemli. Biz genellikle spor ayakkabısı öneriyoruz hepsine. Çünkü takılıp düşmeler çok yaygın ve düşmelerin yüzde 80’i de ev içinde meydana geliyor. Özellikle evin kötü aydınlatılmış olması ya da takılacak halı, kilim, kablolu şeylerin olması önemli nedenler. Bunları mutlaka düzeltmemiz lazım" ifadelerini kullandı. Düşmenin büyük çoğunluğunun banyoda olduğuna dikkati çeken Ayhan, "Genellikle tuvalete kalktığında düşüyor yaşlılarımız ve kalça kırıklarını çok sık görüyoruz maalesef. Bunlar da yüzde 20-40 arasında ölüm nedeni olarak biliniyor" şeklinde konuştu. "Bir kırık geçirmişse yüzde 50 tekrar kırık geçirir" Ayhan, düşmelere ilişin sözlerine şöyle devam etti: "İnmeler, en sık gördüğümüz düşmelerin nedeni. Hastalarımız bir beyin felci geçirip düşüyorlar. Bunların da önlenebilir olduğunu bilmemiz gerekiyor. Aynı şekilde işitme ile ilgili, görme ile ilgili sorunları olabiliyor. Mutlaka yılda bir kulak burun boğaz ve göz doktoruna gitmeleri gerekiyor. Peki düşünce ne oluyor? Tekrarlayan düşmeler meydana geliyor. Yılda birden fazla düşüyorsa o yaşlı ve bir kırık geçirmişse yüzde 50 tekrar kırık geçirecek. Dolayısıyla bu insanların özellikle kemik ve kas sağlığını desteklememiz gerekiyor. Burada fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlarına çok büyük bir iş düşüyor." "Çok basit egzersiz teknikleriyle hastalarımızın daha sağlıklı, daha az düşen bireyler haline gelmesini sağlıyoruz" Hastaları muayene ettikten sonra onlara uygun egzersiz programı verdiklerini belirten Ayhan, "Özellikle bacak ve kol kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersiz programlarını düzenliyoruz. Bu egzersiz programları öncelikle bir aerobik egzersiz şeklinde. Yani haftada 150 dakika orta şiddette bir yürüyüş çok ideal bir egzersiz oluyor. Haftada 2 gün bu yaşlılarımıza kuvvetlendirme egzersizi öneriyoruz. Bunlar dambıllarla olabilir, direnç bantlarıyla olabilir. Kol kaslarını ve bacak kaslarını güçlendirmemiz gerekiyor. Üçüncü olarak da denge egzersizleri. Denge egzersizleri kapsamında yoga, tai chi başta olmak üzere tek ayak üstüne durma, yan yürüme gibi çok basit egzersiz teknikleriyle de hastalarımızın daha sağlıklı, daha az düşen bireyler haline gelmesini sağlıyoruz" dedi. Kas kitlesinin belirleyici olduğunu vurgulayan Ayhan, "Bizim sarkopeni dediğimiz bir durum var, kas kitlesinde azalma demek. Maalesef Türkiye’de her 3 yaşlıdan biri, her 3 kişiden biri obez. Yani vücut kitle indeksi 30’un üzerinde ve maalesef kas kitleleri çok düşük. Bizim kas kitlemiz ne kadar fazlaysa o kadar yavaş yaşlılığa ve ölüme doğru gidiyoruz. Çünkü kas kitlemiz bizim temel sağlık belirtecimiz. Dolayısıyla sarkopeniyi önlemek amacıyla da her yaşlıya uygun bir egzersiz programı vermemiz gerekiyor. Bunun için de bizim fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlarının geriatrik rehabilitasyon kapsamında hastalarımızı değerlendirmemiz çok önemli oluyor" değerlendirmesinde bulundu. "Yaşlılarımıza gerçekten güzel bakmamız gerekiyor" Yaşlı yakınlarına da büyük görev düştüğüne dikkati çeken Ayhan, şu ifadeleri kullandı: "Lütfen yaşlılarımıza dikkat edelim. Yürüyüşlerine dikkat edelim. Normal yürüyüşte kolların, bacakların savunuyor olması gerekiyor. Parkinson hastalarında bu kayboluyor. Yine felç geçirmiş hastalarda sağ ve sol arasında bir kuvvet eşitsizliği meydana geliyor. Fark etmeyebilir yaşlı bunu. Bizim mutlaka izlememiz lazım. Yani yaşlılarımıza gerçekten güzel bakmamız gerekiyor. Herhangi bir kuvvetsizlik hissettiğimizde bunu en sık oturup kalkarken anlıyoruz. Onlar kolçaklı sandalye dışında başka bir sandalyede oturamıyorlar. Çünkü bacak kasları, uyruk kası zayıfladığı için kalkamıyorlar. Çok basit bir test var. 5 kere sandalyeden oturup kalkma testi. Bunu maalesef ardışık başaramıyor yaşlılarımız. Görmeyi düzenlememiz gerekiyor. Görmediği için de düşüyorlar çünkü sıklıkla. Yine işitme beynin çok önemli bir organı. Genellikle bir yere çarpmalarda ve düşmelerde bunu da görüyoruz. Çünkü dur diyorsunuz ama duymuyor o yaşlı onu. Mesela merdivenlerden düşme genellikle bu şekilde oluyor. Çünkü duramıyorlar duymadıkları için. Bu nedenle bunun bir ekip olarak yürütülmesi gerekiyor." Yaşlıların sevdiği egzersizleri yapmasını önemsediklerini aktaran Ayhan, "Dans bu alanda çok araştırma yapılan, çok güzel bir alan. Çünkü müziğin eşliğinde yani işitsel bir uyaranla, görsel bir uyaranla birlikte dans etmek faydalı. Yoga ve tai chi denge için çok güzel egzersizler ama dansta da aslında bu dengeyi sağlıyoruz. Zaten dans ederken bir insanın denge problemi varsa mutlaka ortaya çıkıyor, sendelediğini görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Sağlıklı yaşlanma bugün toplumun sağlık sistemlerinin ve hükümetlerinin en temel amacı" Ayhan, alınması gereken önlemlere ilişkin şunları kaydetti: "İlaçların yan etkilerini de çok dikkatli izlemek lazım. Yaşlılarımız oturup kalkarken hareketlerini çok yavaş yapmalılar. Kalktığı zaman kanın beyne ve bacaklara gitmemesine bağlı olan düşmeleri de çok sık görüyoruz. Dolayısıyla hızlı hareketlerden kaçınmalarını istiyoruz. Düşünerek davranmalarını istiyoruz. Tabii ki zihinsel gelişim için egzersizler, bilişsel fonksiyonları bozulduysa mutlaka ona yönelik de işte mandala gibi boyama mental egzersizler bunlar, zihin egzersizleri. Hem beyni, hem bedeni çok güzel bir şekilde biz egzersizlerle destekliyoruz. Sağlıklı yaşlanma bugün toplumun sağlık sistemlerinin ve hükümetlerinin en temel amacı. Çünkü dünya nüfusu yaşlanıyor ve hasta yaşlanmak gerçekten hem sağlık sistemlerini, hem insanları hem aileleri en çok zorlayan konu yaşlı bakımında."
25 Temmuz 2025 Cuma - 10:03
Doç. Dr. Mehmet Aslan’dan rinoplasti uyarısı: "Estetik ameliyat basite alınmamalı"
Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Aslan, rinoplasti (estetik burun ameliyatı) hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de ve dünyada en sık yapılan estetik operasyonlardan biri haline gelen rinoplasti hakkında uyarılarda bulunan Aslan, ameliyat sürecinde dikkat edilmesi gereken yaş sınırından psikolojik hazırlığa, iyileşme sürecinden beklenti yönetimine kadar birçok konuda bilgiler paylaştı. Doç. Dr. Aslan, rinoplastinin yalnızca burun şeklini düzeltmek için değil, aynı zamanda burun içindeki yapısal sorunların giderilmesi amacıyla da yapıldığını belirtti. Plastik cerrahlardan farklı olarak kulak burun boğaz uzmanlarının burun içi fonksiyonlarını da dikkate aldığını belirten Aslan, bu nedenle ameliyatın hem estetik hem fonksiyonel açıdan değerlendirildiğini söyledi. "Yaş sınırı önemli bir kriter" Rinoplasti yaptırmayı düşünen hastaların yaş kriterine dikkat etmesi gerektiğini ifade eden Aslan, "Erkeklerde sakalın oturmasıyla birlikte 18-20 yaşları, kızlarda ise en az 2 yıl düzenli adet dönemi sonrası estetik burun ameliyatı için uygun yaşlardır. Çünkü ergenlik döneminde vücut ve yüz şekli hala gelişmektedir" dedi. "Ergenlikte yapılan ameliyatlar ileri dönemde sorun oluşturabilir" Ergenlik döneminde estetik kaygıların daha yoğun yaşandığını kaydeden Aslan, bu yaşlarda yapılan estetik müdahalelerin ilerleyen yıllarda yüz hatları oturduğunda beklenmedik sonuçlara yol açabileceğini belirterek, "Ergenlik bitmeden yapılan müdahaleler, yüzde istenmeyen bir görünüm oluşturabilir, sırf moda olduğu için, sosyal medyada gördüğü için ameliyat olan bireyler, gerçekçi olmayan beklentilerle operasyona giriyor. Kendi yüz yapısını tanımadan, arkadaşından gördüğü sonucu kendisinde de bekleyen hastalar sonrasında mutsuz olabiliyor" ifadelerini kullandı. "Her yüz yapısı farklıdır aynı sonucu beklemeyin" Beklentilerin gerçekçi olması gerektiğine dikkat çeken Aslan, her hastanın yüz yapısının farklı olduğunu ve yapılan ameliyatların da kişiye özel sonuçlar doğurduğunu söyledi. Aslan, "Cerrah ne kadar iyi bir operasyon yapsa da, eğer kişi kendi yüzünü ve yapısını kabullenmemişse, sonuçtan memnun olmayabilir" dedi. Ameliyat sonrası iyileşme sürecinin zaman aldığını belirten Doç. Dr. Aslan, ödemlerin geçmesi ve burun şeklinin oturması için birkaç ay, ideal sonuçlar için ise en az altı ay beklenmesi gerektiğini, erken dönemde yapılacak revizyonların daha fazla sorun oluşturabileceğini belirterek sabırlı olunması gerektiğini ifade etti. "Ameliyat sonrası bakıma dikkat" Doç. Dr. Aslan, rinoplasti sonrası dönemde hastaların sigaradan uzak durması, ağır sporlardan kaçınması ve verilen talimatlara eksiksiz uyması gerektiğini belirterek aksi halde iyileşme sürecinin olumsuz etkilenebileceğini söyledi. Türkiye’nin estetik cerrahide dünya genelinde önemli bir konumda olduğunu belirten Aslan, "Ülkemizde bu konuda çok deneyimli cerrahlar var. Ancak her hastalık her bireyde farklı seyredebilir. Bu nedenle her burun ameliyatı da farklı sonuçlar verir. Hastaların bu bilinçle hareket etmesi gerekir" diye konuştu.
25 Temmuz 2025 Cuma - 09:58
İl Sağlık Müdürü Öztürk, Çayırbağ’ı ziyaret etti
Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürü Dr. Hakkı Öztürk, Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. İlker Ahmet Çınar ile birlikte Çayırbağ beldesinde bir dizi ziyarette bulundu. Ziyaret kapsamında ilk olarak Öztürk, Çayırbağ Aile Sağlığı Merkezi’ne giderek sağlık hizmetlerinin yürütülme süreçlerini yerinde inceledi. İl Sağlık Müdürü Öztürk, merkezde görev yapan sorumlu hekim ve sağlık çalışanlarından bilgi aldı ve mevcut hizmetlerle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Öztürk’ün, sağlık hizmetlerinin etkinliğini artırmak amacıyla sahadaki inceleme ve istişarelerine önümüzdeki süreçte de devam edeceği bildirildi.
25 Temmuz 2025 Cuma - 09:57
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Karaoğlu’ndan yaz tatilinde çocuklar için sağlıklı ve güvenli tatil önerileri
Liv Hospital Gaziantep Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özlem Karaoğlu, yaz aylarında çocuklarda en sık görülen sağlık sorunlarına karşı ebeveynlere uyarılarda bulunarak güvenli tatil için alınması gereken önlemleri sıraladı. Uzm. Dr. Özlem Karaoğlu, "Yaz mevsimi, çocuklar için eğlence, tatil ve bol bol dışarıda zaman geçirme fırsatı demek. Ancak sıcak hava, kalabalık havuzlar, açıkta satılan gıdalar ve yetersiz hijyen şartları çocuklar için bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Sıcak havalarda gıdaların daha hızlı bozulması, mikropların kolayca çoğalmasına neden oluyor. Bu durum, özellikle küçük çocuklarda ishal vakalarında artışa yol açıyor. Yaz aylarında hijyenik şartlarda hazırlanmayan yiyecek ve içecekler, el temizliğine dikkat edilmemesi ve kontamine sular, çocuklarda mide-bağırsak enfeksiyonlarına ve ishal ataklarına sebep olabilir. İshal, özellikle 5 yaş altı çocuklarda ciddi sıvı kaybı ve halsizlik oluşturabilir. Tedavi geciktiğinde hastaneye yatış gerekebilir" dedi. "Çocuklar her dışarıdan geldiklerinde ellerini sabunla yıkamalı" Tatilde yapılması gerekenleri anlatan Uzm. Dr. Karaoğlu, "Temizlik ve klorlama işlemleri düzenli yapılmayan havuzlar, kulak iltihabı, göz enfeksiyonları, deri döküntüleri ve mide-bağırsak enfeksiyonlarına yol açabiliyor. Ayrıca, çocukların havuz suyu yutması da mikropların doğrudan vücuda alınmasına neden oluyor. Dışarıda satılan dondurma, meyve suyu, çiğ köfte gibi yiyeceklerden uzak durulmalı. Sebze ve meyveler mutlaka bol suyla yıkanmalı. Çocuklar her dışarıdan geldiklerinde ellerini sabunla yıkamalı. Bol su içmeleri sağlanmalı; şekerli ve gazlı içeceklerden kaçınılmalı. Sıcak havalarda serinlemek isteyen çocukların en çok tercih ettiği yerlerden biri havuzlar. Ancak hijyenik şartlara dikkat edilmezse, havuzlar ciddi enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir" şeklinde konuştu. "Çocuklar havuza girmeden önce ve sonra duş almalı" Havuz kullanımında nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlem Karaoğlu, "Havuzun günlük temizlik ve klorlama bilgileri mutlaka sorgulanmalı. Çocuklar havuza girmeden önce ve sonra duş almalı. 2 yaş altı çocuklar için havuzdan uzak durulmalı ya da özel bebek havuzları tercih edilmeli. Havuz gözlüğü ve bone kullanımı hem hijyen hem de göz sağlığı için faydalıdır. Yazın keyfini çıkarırken güneşin zararlı etkileri de unutulmamalı. Güneşin en dik geldiği saatlerde (11.00-16.00 arası) çocukların dışarıda uzun süre kalması, ciltte yanıklara ve sıcak çarpmasına neden olabilir. Özellikle bebek ve küçük çocuklar daha hassastır. Güneşe çıkmaları gerekiyorsa mutlaka koruyucu önlemler alınmalı. En az 30 SPF içeren, çocuklara özel güneş kremleri kullanılmalı. Her 2-3 saatte bir güneş kremi tekrar uygulanmalı. Açık renkli, pamuklu giysiler tercih edilmeli. Güneş gözlüğü kullanımı alışkanlık haline getirilmeli. Çocuğunuzu her gün düzenli su içmeye teşvik edin. Seyahatlerde yanınıza mutlaka ateş düşürücü, pişik kremi ve yara bandı gibi temel sağlık ürünlerini alın. Açık alan aktivitelerinde böcek ısırıklarına karşı doğal içerikli koruyucular kullanın" şeklinde konuştu.
25 Temmuz 2025 Cuma - 09:28
15 sene iğne ve ilaçla tedavi edilmeye çalışıldı, ameliyatla sağlığına kavuştu
Adana’da bel fıtığı ve bel kayması şikayetiyle 15 senedir sadece ilaçla tedavi edilmeye çalışılan 65 yaşındaki kadın, ameliyatla sağlığına kavuştu. Adana’da yaşayan 65 yaşındaki Kadriye Ücüm’e 15 sene önce bel fıtığı ve bel kayması teşhisi konuldu. Yaşlı kadın birçok doktora başvurdu ancak ameliyat yerine doktorlar iğne ve ilaçla tedavi etti. Şikayetleri devam eden Ücüm, çocukları yardımıyla 2 ay önce Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu. Şen, yaptığı muayene sonucu yaşlı kadını ameliyat etti. Ücüm, ameliyat sonrası normal yürümeye ve günlük işlerini görmeye başladı. "İkinci baharımı yaşıyorum" İhlas Haber Ajansı’na konuşan Kadriye Ücüm, "Bel fıtığı ve bel kaymasıyla 15 senedir uğraşıyorum. Gitmediğim doktor ve hastane kalmadı ancak bir çare bulamadım. En sonunda Orhan hocaya başvurdum ve şu anda ikinci baharımı yaşıyorum. Hiçbir doktor beni ameliyat etmedi. Sürekli belimden kortizonlu iğne yaptılar, doktorlar ameliyata gerek yok diyordu. Son zamanlarda artık mutfaktan odaya bile ağlayarak gidiyordum" ifadelerini kullandı. "Artık hastamız çok rahat gezebiliyor" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise hastasının artık sağlığına kavuştuğunu belirterek, "Hastamız son 1 yılında evinden dahi çıkamayacak hale gelmişti. Mikro cerrahi yolla önce beldeki kanaldaki darlığı açtık. Artık hastamız çok rahat gezebiliyor ve dolaşabiliyor, yüzü gülüyor" dedi. "Hastayı mutlaka dinleyin" Genç meslektaşlarına da tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Şen, "Eğer hasta ayakta duramayıp yol yürüyemiyorsa o hastaların radyolojik görüntülerine bir kez daha bakın. Hastayı mutlaka dinleyin" ifadelerini kullandı.
25 Temmuz 2025 Cuma - 09:16
Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Orman yangınları sırasında ortaya çıkan gazlar ve tozlar insan sağlığı açısından ciddi riskler taşır"
Medical Park Karadeniz Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, yaşanan orman yangınları sonrası ortaya çıkan duman ve küllerin solunum yolu hastalığı bulunan vatandaşları olumsuz etkileyebildiğini belirterek, "Yangın alanında veya çevresinde bulunan kişiler son derece dikkatli olmalı. Çünkü yanma sırasında ortaya çıkan gazlar ve tozlar insan sağlığı açısından ciddi riskler taşır" dedi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle karbonmonoksit, karbondioksit, metan, aldehitler ve diğer zararlı gazlar yoğun şekilde solunduğunda zehirlenmelere ve ölümlere yol açabileceğini ifade ederek, sadece gazlar değil, havada dolaşan duman ve toz partiküllerinin de ciddi bir risk taşıdığını kaydetti. "Yangın bölgelerindekiler koruyucu maske kullanmalı ya da rüzgârın yönüne göre pozisyon alınarak alevlere müdahale edilmelidir" diyen Özlü, "Yangın alanında veya yakın çevresinde bulunan ve yangına müdahale eden kişilerin son derece dikkatli olması gerekir. Çünkü yanma sırasında ortaya çıkan gazlar ve tozlar insan sağlığı açısından ciddi riskler taşır. Özellikle karbonmonoksit, karbondioksit, metan, aldehitler ve diğer zararlı gazlar yoğun şekilde solunduğunda zehirlenmelere ve ölümlere yol açabilir. Bu nedenle ya koruyucu maske kullanılmalı ya da rüzgârın yönüne göre pozisyon alınarak müdahale edilmelidir. Aksi takdirde ne yazık ki çok üzücü sonuçlar yaşanabilir. Gazların yanı sıra, havada dolaşan çok sayıda partikül madde de bulunur. Bu duman ve toz partikülleri, yangın alanının dışına taşarak rüzgârla birlikte çevredeki yerleşim alanlarına ulaşabilir ve bir süre orada kalabilir. Bu maddelerin solunması, özellikle astım, KOAH gibi solunum yolu hastalıkları olan bireylerde nefes darlığına, hastalığın alevlenmesine ve acil sağlık başvurularına neden olabilir. Ayrıca alerjik reaksiyonlara, tahrişe ve iritasyonlara yol açabilir. Sadece akciğerlerde değil, burun, göz, ağız, mukoza ve ciltte de tahribatlara yol açabilir. Bu nedenle yoğun duman ve partiküllerin bulunduğu ortamlarda mümkün olduğunca dışarı çıkmamak, kapı ve pencereleri kapalı tutmak ve evde kalmak sağlık açısından önemlidir. Sağlıklı bireylerin de dikkatli olması faydalıdır. Bu zararlı etkiler sadece insanları değil, bitkileri, eşyaları ve çevreyi de olumsuz etkileyebilir. Partiküller uzun süre havada asılı kalabilir ve zamanla uzayan risklere neden olabilir" diye konuştu. Yangın sırasında yoğun duman ve toz oluştuğunu kaydeden Özlü, "Genellikle yangın sırasında yoğun duman ve toz oluşur. Yangına müdahale edilip söndürüldükten sonra bile bir süre bu gazlar havaya karışmaya devam eder. Ayrıca yangını söndürmek için kullanılan bazı kimyasal maddelerin de bu sürece etkisi olabilir. Yanan ortamda bulunan plastik eşyalar, atıklar ve diğer malzemeler de dumanın içeriğini ve etkisini değiştirir. Zamanla bu yoğunluk azalacak ve minimal düzeye inecektir. Ancak özellikle yangının ilk günlerinde söndürme sırasında daha büyük çapta hasarlar meydana gelebilir" ifadelerini kullandı.
25 Temmuz 2025 Cuma - 09:13
30 yıllık sigara bağımlılığını sağlık merkezinde bıraktı
Sinop’ta 50 yaşındaki bir vatandaş, 30 yıldır kullandığı sigarayı Sağlıklı Hayat Merkezi’nin desteğiyle bırakmayı başardı. Sinop’ta yaşayan 50 yaşındaki Oktay Ayran, 30 yıl boyunca süren sigara alışkanlığını Sağlıklı Hayat Merkezi’nin desteğiyle sonlandırdı. Eşiyle birlikte uzun yıllar sigara kullandıklarını belirten Ayran, önce eşinin sigarayı bıraktığını, ardından kendi karar aldığını söyledi. Sigarayı bırakma sürecini anlatan Ayran, "Eşimle birlikte 30 yıl sigara kullandık. Öncelikle o sigarayı bıraktı. Ben bir süre devam ettim. Daha sonra ben de bırakmaya karar verdim. KETEM’den destek aldım. İlaç kullanarak sigarayı bırakma aşamasına girdik. Öncelikle kafada bitirmek gerekiyor. Söylendiği gibi çok zor bir süreç değil, kolay da değil ama istedikten sonra kesinlikle başarılacak bir süreç olduğunu düşünüyorum" dedi. Ayran, bu süreçte kendisine destek olan Sağlıklı Hayat Merkezi personeline de teşekkür etti. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Metin Arslan ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sigarayla mücadeledeki kararlı duruşunu ve Sağlık Bakanlığı’nın bu alanda yürüttüğü etkin çalışmaları hatırlatarak, "Bakanlığımızın sağlıklı yaşamı desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Sağlıklı Hayat Merkezleri, sigara bağımlılığıyla mücadelede vatandaşlarımıza önemli bir yol gösteriyor. Oktay Bey’in başarısı, bu hizmetlerin ne denli kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder