Son Dakika
|
Bakan Gürlek açıkladı: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Çöp evde bitkin halde bulunan adamın yeni hali şaşırttı
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
7 Haziran'da 6 sandık: AK Parti'nin adayları belli oldu
Vatikan: "Papa ile Rubio arasındaki görüşme samimi geçti"
Niklas Süle, 30 yaşında futbolu bıraktı
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
Aracın hurdaya döndüğü kazayı burnu bile kanamadan atlattı
SAĞLIK
Öğrenciler ikna etti, veliler kan verdi
07 Mayıs 2026 Perşembe - 20:24:36
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılayı tarafından düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Öğrencilerin ailelerini bağışa yönlendirdiği kampanyada ilk gün 80 ünite kan toplandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Manisa Türk Kızılayı ile Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörlüğü tarafından ortaklaşa düzenlenen hediyeli kan bağışı kampanyası yoğun katılımla başladı. Sarıgöl Hükümet Konağı bahçesinde gerçekleştirilen kampanyada vatandaşlar kan bağışında bulunurken, bağışa destek veren öğrenci velilerine çeşitli hediyeler takdim edildi. Kampanyanın özellikle öğrencilerin ailelerini teşvik etmesiyle büyük ilgi gördüğü belirtildi. Sarıgöl Türk Kızılayı Koordinatörü Yusuf Tüfekçi, kampanyanın ilk gününde 80 ünite kan toplandığını ifade ederek, "İlçemizde bir öğrenci velisini kan bağışına getirdiğinde öğrencilerimize çeşitli hediyeler veriyoruz. Bu kampanya çok iyi tuttu. İlk gün 80 ünite kan topladık. Çocuklarımızın ailelerini ikna etmeleri çok güzel bir davranış. Bağışta bulunan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum." dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 16:55
Denizli’de ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı
Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin ekonomik sıkıntılar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken ailelere yönelik hayata geçirdiği ücretsiz HPV aşı uygulaması başladı. Kansere karşı büyük bir farkındalık oluşturulan aşılama programına erkeklerin de dahil edilmesi fark oluşturdu. Denizli Büyükşehir Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve sağlıkta fırsat eşitliği sağlamak amacıyla yüksek maliyetli sağlık hizmetlerine erişmekte zorluk çeken vatandaşlara yönelik başlattığı HPV aşı desteği fiilen uygulamaya geçti. Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı’nın yürüttüğü proje kapsamında ilk ziyaretler yapıldı. Evde Bakım ve Sağlık Hizmetleri Şube Müdürlüğü’nde görevli sağlıkçıların ilk doz HPV aşısını uyguladığı programa Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanı Veysel Danacıoğlu da eşlik etti. Aşılama programına katılan vatandaşlar bu maliyetli ve hayati derecede önemli aşıya ücretsiz ulaşabilmenin kendileri için büyük bir destek olduğunu belirterek sağlanan imkan dolayısıyla Başkan Çavuşoğlu’na teşekkürlerini iletti. Aşılama hizmeti vatandaşın ayağına götürülüyor Halkın yoğun ilgisiyle büyüyen projenin sağlık desteği olmanın ötesine geçerek kent genelinde bilinçlenme seferberliğine dönüştüğü belirtildi. Randevu sistemiyle hak sahiplerinin adreslerine gidilerek yerinde uygulanan aşılama programına erkek çocuk ve gençlerin de dahil edilmesi ise kanserle mücadelede bir fark oluşturdu. Söz konusu uygulamanın virüsün bulaş zincirini kırmak ve toplum bağışıklığını sağlamak adına büyük önemi olduğu belirtilirken, aşıların muhafazasından taşınmasına kadar tüm süreçlerin ‘soğuk zincir’ kurallarına uygun olarak yürütüldüğü kaydedildi. Proje kapsamda, Dünya Sağlık Örgütü önerilerine göre, 9-14 yaş arası kız ve erkek çocuklarına 2 doz, 15-30 yaş arası kadınlara 3 doz ve 15-21 yaş arası erkeklere 3 doz dokuz valanlı HPV aşısı yapılacak. Sağlıklı bir gelecek için Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Bülent Nuri Çavuşoğlu, HPV aşısının henüz Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı uygulaması içerisinde yer almadığına dikkati çekerek, bugünün ekonomik şartlarında bu hizmete ulaşmanın pek çok aile için mümkün olmadığını söyledi. Hem sağlıkta adaletsizliği gidermeye katkı koymak hem de kansere karşı bir farkındalık oluşturmak için hayata geçirdikleri projenin amacına ulaştığını vurgulayan Başkan Çavuşoğlu, "Projemize gösterilen yoğun ilgi, ne kadar doğru bir iş yaptığımızı bizlere bir kez daha gösterdi. Şehrimizde sağlıklı bir gelecek inşa etmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye devam edeceğiz" dedi. HPV aşısı neden önemli? Genital siğil, prekanseröz genital lezyonlar (servikal, vajinal, vulvar, anal) ile serviks, vajinal, vulvar, anal, penil ve baş-boyun kanserleri gibi birçok kanser türüne karşı koruyucu özelliği kanıtlanmış olan HPV aşısı, modern tıbbın kanserle mücadelesindeki en güçlü silahı olarak kabul ediliyor. Türkiye’de rutin aşılama takviminde olmadığı için eczanelerden ücretli olarak temin edilebilen aşı özellikle 9-14 yaş arasında uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendirerek en yüksek korumayı sağlıyor.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:52
Uzm. Psikoloğu Turan: "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur"
SANKO Üniversitesi Hastanesi Uzm. Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, "Çocukların sağlıklı gelişimi, yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur" dedi. ‘Riskli çocuk’ kavramının, çoğu zaman yanlış yorumlandığını söyleyen Uzm. Psikolog Turan, "Riskli çocuk, doğuştan tehlikeli olan değil; gelişim sürecinde çeşitli biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin etkisiyle duygusal ve davranışsal zorluklar yaşama ihtimali artmış çocuğu ifade eder" ifadelerini kullandı. Riskli çocukların toplumda farklı şekillerde karşımıza çıkabildiğini belirten Uzm. Psikolog Turan, "Bazı çocuklar aşırı öfkeli, saldırgan ya da kurallara karşı gelme eğiliminde olabilirken; bazıları da içe kapanık, kaygılı, yalnız ve görünmez kalmayı tercih edebilir. Bu çocukların ortak noktası, duygularını düzenlemekte zorlanmaları, yaşadıkları zorluklar karşısında esnek davranamaması ve sağlıklı baş etme becerilerinin yeterince gelişmemiş olmasıdır" dedi. Anne-baba ve öğretmenler için erken farkındalığın oldukça önemli olduğuna vurgu yapan Uzm. Psikolog Turan, "Çocukta hızlı ve anlamsız davranış değişiklikleri, yoğun öfke patlamaları, arkadaş ilişkilerinde bozulma, okuldan kaçınma, akademik başarıda düşüş, kuralları sürekli ihlal etme ya da aşırı içe kapanma gibi belirtiler dikkatle izlenmelidir. Özellikle şiddet içerikli konuşmalar, kendine veya başkalarına zarar verme ifadeleri mutlaka ciddiye alınmalıdır. Bu durumların ortaya çıkmasında tek bir neden yoktur. Aile içi çatışmalar, ihmal ya da tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, akran zorbalığı, dijital içeriklere kontrolsüz maruz kalma ve bazı nörogelişimsel ya da psikiyatrik yatkınlıklar bu süreci etkileyebilir. Yani çocuk davranışı, çoğu zaman çevresel ve duygusal birikimlerin bir yansımasıdır" ifadelerini kullandı. Riskli çocuklarda görülebilecek belirtiler Riskli olarak değerlendirilen çocuklarda sıklıkla görülebilecek belirtilerin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), davranış bozukluğu, zıt olma-karşı gelme bozukluğu ya da travma sonrası stres olduğunu kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Ancak burada önemli olan, çocuğu bir tanıya göre değil de bütüncül bir değerlendirme yapmaktır. Bu süreçte bir çocuk ve ergen psikiyatristi ile birlikte kapsamlı bir değerlendirme yapılması önemlidir" ifadelerine yer verdi. Riskli çocukların tedavi ve destek süreci Riskli çocuklarda tedavi ve destek sürecinin çocuğun ihtiyacına göre planlandığını kaydeden Uzm. Psikolog Turan, "Psikoeğitim, oyun terapisi, aile danışmanlığı ve gerektiğinde çocuk psikiyatrik değerlendirme süreci, müdahalenin temel yapı taşlarını oluşturur. Aileyle iş birliği içinde ilerlemek, en güçlü koruyucu faktörlerden biridir. Çünkü çocuk, değişimi en çok güvenli ve destekleyici ilişkiler içinde öğrenir" dedi. Uzm. Psikolog Turan, riski çocuklara yardımcı olmak için yapılabileceklerle ilgili olarak ise, "Öncelikle yargılamak yerine anlamaya çalışmak gerekir. ‘Neden böyle davranıyor?’ sorusu yerine ‘Bu çocuk ne yaşıyor?’ sorusunu sormak çok daha kapsayıcıdır. Sınır koyarken aynı zamanda duygusal destek sunmak, tutarlı ve güvenli bir ilişki kurmak ve çocuğun kendini ifade edebileceği alanlar oluşturmak büyük önem taşır. Destek almak için rehberlik servisleri, çocuk psikologları, çocuk ve ergen psikiyatrisi birimleri ve aile danışmanlık merkezlerine başvurulabilir. Erken müdahale, riskli davranışların kalıcı hale gelmesini önlemede kritik rol oynar. Unutulmamalıdır ki her çocuk anlaşılmaya, görülmeye ve doğru destekle yeniden yön bulmaya ihtiyaç duyar. Riskli çocukları dışlamak değil, onlara ulaşmak toplum olarak en büyük sorumluluğumuzdur" diye konuştu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:24
"Genital estetik yaşam kalitesini destekleyebilir"
Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, "Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" dedi. Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor. Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, "Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir" şeklinde konuştu. "Estetik sorunların ötesinde fonksiyonel şikâyetler" Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, "İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" ifadelerini kullandı. "Her kadın kendine özgüdür" vurgusu Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, "Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir" dedi. "Cerrahi yöntemlerle konfor ve özgüven artabiliyor" Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı: "Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır." Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, "Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir" dedi. "Cerrahi dışı uygulamalara yönelim artıyor" Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, "Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor" diye konuştu. Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, "Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır" dedi. Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, "Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir" diye konuştu. "Uzman değerlendirmesi şart" Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
4
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:46
Diyarbakır’da "Her Gebeye Bir Ebe" uygulamasıyla anne adaylarına birebir destek
27 Temmuz 2025 Pazar - 12:25
Prof. Dr. Özkan: "40’lı yaşlarda diş kaybı alarmı nedeni erken menopoz"
Uzman Diş Hekimi ve Ağız Diş Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, özellikle menopoz sonrası dönemde kadınların diş eti hastalıklarına karşı çok daha savunmasız hale geldiğini vurgulayarak, "46 yaş menopoz çağına giren bir kadında diş kaybı riski 3 kat artıyor. Diş eti hastalıkları fark edilmeden ilerlediğinde çene kemiği kaybı ve kalıcı diş kayıplarına neden olabiliyor" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada Sağlık Bakanlığı’nın 2025 verilerine göre Türkiye’de kadınların ortalama menopoz yaşının 49’dan 46’ya düştüğünü, bu değişim, diş ve çene sağlığı açısından sessiz ama ciddi bir tehdit barındırdığını ifade etti. Özkan, menopozu sadece adet döngüsünün sona ermesi olmadığını belirterek, "Aynı zamanda östrojen hormonunun ani azalması anlamına geliyor. Östrojen; kemik yapımı, bağ dokularının gücü, bağışıklık sistemi ve damar yapısı gibi birçok alanda etkili olduğu gibi, diş eti ve çene kemiği sağlığı açısından da hayati rol oynar. Menopoz sonrası kadınlarda diş eti çekilmesi, çene kemik kaybı ve diş kayıpları çok daha sık görülüyor. Araştırmalara göre menopoz sonrası periodontitis görülme sıklığı yüzde 58, osteoporozlu kadınlarda çene kemik kaybı hızı 4 kat fazla. Türkiye’de ise menopoz yaşı düşüyor, risk daha erken başlıyor. Güncel araştırmalar, Türkiye’de kadınların artık ortalama 46 yaşında menopoza girdiğini ortaya koyuyor. Bu yaş, dünya ortalamasının altındadır. Bu da diş ve kemik sağlığına yönelik koruyucu önlemlerin artık 40’lı yaşların başında konuşulması gerektiğini gösteriyor. Menopoz sonrası ilk 5 yılda kadınlar kemik kütlesinin yüzde 20’sini kaybedebiliyor. Bu sadece omurga ya da kalça kemiği değil; dişleri destekleyen alveolar kemiği de içeriyor. Sonuç olarak dişlerde sallanma, diş eti iltihabı, dişler arası aralıklar ve kayıplar başlıyor" diye konuştu. Özkan şöyle devam etti: "Neden östrojen azalınca dişler zarar görüyor? Östrojen, kemik yıkımını baskılayan ve yapımını destekleyen bir denge sağlar. Osteoblastları (kemik yapan hücreler) destekler. Osteoklastları (kemik yıkan hücreler) baskılar. 2025 tarihli bilimsel verilere göre, östrojen seviyesi düştüğünde osteoklast aktivitesi artıyor ve kemik yıkımı hızlanıyor. Süngerimsi yapıya sahip kemikler -özellikle çene kemiği- ilk etkilenen alanlardan biri. Yeni araştırmalar, menopoz sonrası kadınlarda çene kemiğinde yılda yüzde 3 ila yüzde 5 oranında kemik kaybı olabileceğini gösteriyor. Diş etleri neden daha savunmasız? Östrojen azalmasıyla birlikte, diş etlerinin bağ dokuları zayıflar, damar yapısı bozulur,, yenilenme kapasitesi düşer. Bu durum, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur ve diş eti enfeksiyonlarına karşı direnci düşürür. Menopoz döneminde yaygın görülen belirtiler: diş eti kanaması, diş eti çekilmesi, ağız kuruluğu, tat değişiklikleri. Bu semptomlar yaşlanmanın doğal süreci sanılsa da kemik yıkımının habercisi olabilir. Menopoz döneminde tükürük bezlerinin aktivitesi azalır. Tükürük hem ağız florasını korur hem de çürüklere karşı savunmadır. Tükürükteki bu azalma, çürük sıklığını artırır, Çürüklerin ilerleme hızını yükseltir." Özkan, erken müdahalenin hayat kurtardığına dikkat çekerek şunları kaydetti: "Menopozdan korkmayın ama hazırlıksız da yakalanmayın. Bu dönemde kemik sağlığıyla birlikte diş eti sağlığı birlikte ele alınmalı. Menopoz sonrası her 6 ayda bir diş eti muayenesi, dijital radyografik takip ile çene kemiği kaybının erken teşhisi, hormonal hassasiyeti gözeten periodontolojik bakım protokolleri, kalsiyum ve D vitamini desteği ile kemik yoğunluğunun dengelenmesi. Osteoporoz tedavisinde kullanılan bifosfonat grubu ilaçlar, çene kemiğinin yenilenmesini baskılar. Bu ilaçları kullanan kişilerde, diş çekimi veya implant sonrası çene osteonekrozu (kemik ölümü) riski ciddi oranda artar. Bifosfonat kullanan hastalar, diş hekimine mutlaka bilgi vermeli. Bu tedaviyi almayı planlayanlar, öncesinde dental muayeneden geçmeli. Kemik yoğunluğu (DEXA) ölçülerek kişiye özel dental plan oluşturulmalı." Dişlerin menopozda daha fazla ilgi beklediğine işarete eden Özkan, "Menopoz, bir son değil; yeni bir başlangıç. Ancak bu başlangıcın sağlıklı devam edebilmesi için diş ve çene sağlığınız özenli takip gerektiriyor. Unutmayın, 46 yaş menopoz çağı, 50 yaş dişsizlik kaderiniz olmasın. Menopoz teşhisi alır almaz diş hekiminize başvurun. Kaybedilen her diş, kalp hastalığı riskinizi yüzde 28; KOAH alevlenmelerini yüzde 41 artırıyor" dedi.
27 Temmuz 2025 Pazar - 11:11
Akciğer hastası şahıs ambulans helikopter ile Van’a getirildi
Van’ın Bahçesaray ilçesinde akciğer hastası şahıs, ambulans helikopter ile Van’a getirildi. Bahçesaray Devlet Hastanesinde tedavi gören 79 yaşındaki akciğer ödemi tanılı hasta; ileri tetkik ve tedavisi için SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevki kararlaştırıldı. Van İl Sağlık Müdürlüğü ile iletişime geçilerek helikopter ambulans talep edildi. Kısa sürede Bahçesaray’a giden helikopter ambulans hastayı alarak Van’a nakli sağlandı.
27 Temmuz 2025 Pazar - 10:07
Yaz aylarında artan mide üşütmesine dikkat!
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte sıcak havalarda bozulmaya daha yatkın gıdalar ve hijyen kurallarına yeterince dikkat edilmemesi sonucu akut gastroenterit, halk arasındaki adıyla mide üşütmesi vakalarında artış yaşanıyor. Medicana Bursa Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, mide üşütmesinin genellikle virüs, bakteri veya parazitlerle enfekte olmuş su ve gıdaların tüketilmesiyle ortaya çıktığını belirterek şöyle devam etti: "Akut gastroenterit, mide ve bağırsak sisteminin iltihabıdır. En yaygın belirtisi ani başlayan ishaldir. Bununla birlikte bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş ve halsizlik gibi şikayetlerle seyredebilir. Hastalık, her yaş grubunu etkileyebilir; ancak özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde daha ciddi tablolarla karşılaşabiliriz." Antibiyotik kullanımı her zaman gerekmez. Toplumda hâlâ ‘ishalim var, antibiyotik almalıyım’ anlayışı oldukça yaygın. Ancak akut gastroenteritlerin çoğu viralkaynaklı olduğu için antibiyotik tedavisi genellikle gereksiz ve faydasızdır. Doç. Dr. Murat Keskin, yanlış antibiyotik kullanımının bağırsak florasını bozabileceğini ve iyileşme sürecini uzatabileceğini belirtti.Sıvı ve elektrolit desteği tedavinin temeli tedavide en önemli yaklaşımın vücudun sıvı ve elektrolit dengesini korumak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Murat Keskin "Bol sıvı tüketilmeli. Gerekirse eczanelerde satılan elektrolit içeren solüsyonlar tercih edilmeli. Ağızdan sıvı alamayan hastalarda ise damar yoluyla serum tedavisi uygulanabilir. Şiddetli karın ağrısı, yüksek ateş ve dışkıda kan durumlarında mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır." Doç. Dr. Murat Keskin, akut gastroenterit döneminde beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini belirtti, "Yağlı, baharatlı, lifli ve sütlü gıdalardan uzak durulmalı. Pirinç lapası, haşlanmış patates, muz, elma püresi gibi sindirimi kolay ve bağırsağı yormayan besinler tercih edilmelidir" önerisinde bulundu. Doç. Dr. Murat Keskin, mide üşütmesi şikâyetlerinin hafife alınmaması gerektiğini ve şiddetli durumlarda mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına başvurulmasının hayati önem taşıdığını hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı: "Basit gibi görünen bir ishal tablosu, özellikle risk gruplarında ciddi sıvı kayıplarına ve hastane yatışlarına yol açabilir. Bu nedenle erken tanı, doğru tedavi ve hijyen kurallarına dikkat etmek büyük önem taşıyor. Bunun yanında korunmak da önemlidir. Ellerin sık ve doğru şekilde yıkanması, güvenilir su kaynaklarının tercih edilmesi ve dışarıda yemek yerken hijyenik olmasına özen gözterilmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca çocuklara rotavirüs aşısı yapılması da viral kaynaklı ishallere karşı etkili bir koruma sağlar."
27 Temmuz 2025 Pazar - 09:48
Bayburt’ta artan sıcaklarla beraber güneş çarpması tehlikesi de büyüyor
Yaz mevsiminin etkisini artırmasıyla birlikte uzmanlar, aşırı sıcaklık ve yüksek nemin neden olabileceği sağlık sorunlarına karşı vatandaşları uyarıyor. Özellikle güneş çarpmasının ciddi ve hayati tehlike oluşturabilecek düzeyde risk taşıdığına dikkat çekiliyor. Güneş çarpması; vücudun, yüksek sıcaklık ve nem nedeniyle ısı dengesini kaybetmesi sonucu ortaya çıkan ve erken fark edilmediğinde kalıcı hasarlara ya da ölüme yol açabilen ciddi bir sağlık sorunu olarak tanımlanıyor. Uzmanlar, özellikle 65 yaş üstü bireyler, küçük çocuklar ve bebekler, kronik rahatsızlığı olanlar, açık alanda çalışanlar ile sporcuların risk grubunda yer aldığına dikkat çekiyor. Bu kişilerin sıcak havalarda daha fazla etkilendiği, dolayısıyla korunma önlemlerini mutlaka uygulamaları gerektiği belirtiliyor. Güneş çarpmasının başlıca belirtileri arasında 39 dereceyi aşan yüksek ateş, ciltte kuruluk ve kızarıklık, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kusma, kalp atışlarında hızlanma, bilinç bulanıklığı, davranış bozuklukları ve bayılma yer alıyor. Uzmanlar, 10.00 ile 16.00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması gerektiğini vurgularken, güneş koruyucu krem kullanılması, açık renkli ve bol giysiler tercih edilmesi, şapka takılması, bol sıvı tüketilmesi ve gölge alanların tercih edilmesinin güneş çarpmasından korunmada etkili olduğunu ifade ediyor. Güneş çarpması şüphesi bulunan kişilerin derhal serin ve gölge bir ortama alınması, üzerindeki sıkı kıyafetlerin gevşetilmesi, soğuk suyla ıslatılmış bezlerle vücudunun silinmesi öneriliyor. Eğer kişinin bilinci yerindeyse su veya ayran içirilmesi, bilinç kaybı varsa ise zaman kaybetmeden 112 acil servisin aranması gerektiği hatırlatılıyor. Yetkililer, hava sıcaklıklarının artmaya devam edeceğini belirterek, vatandaşların önlemleri ihmal etmemeleri çağrısında bulundu.
27 Temmuz 2025 Pazar - 09:19
Uzmanı uyardı: Çocuklarda alerjik reaksiyonlar artışta
Çocuklarda ani başlayan kırmızı, kabarık ve kaşıntılı döküntüler, besinlerden ilaçlara, hava şartlarından deterjanlara kadar birçok nedene bağlı olarak gelişebiliyor. Uzmanlar, özellikle nefes darlığı ve şişlik gibi belirtilerle birlikte görülen durumlarda hızlı şekilde acil servislere başvurmak gerektiğine dikkat çekiyor. Çocuklarda ani başlayan kırmızı, kabarık ve kaşıntılı döküntüler çeşitli nedenlere bağlı olarak artış gösteriyor. Alerjik döküntülerin çocuklarda özellikle kırmızı renkte, vücutta kabarık ve kaşıntılı olan lezyonlar şeklinde oluştuğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hikmet Akbulut, "Bunların en sık sebebi gıdalar, ilaçlar, polen, ev tozu akarı, sıcak veya soğuğa maruziyet ya da hiç bilmediğimiz etkenlere bağlı olarak gelişebiliyor. Bazen ilk defa aldığı bir mama, antibiyotik, çamaşır deterjanı, havaların çok soğuk ya da sıcak olması maalesef çocuklarda alerjik döküntüleri tetikleyebilmektedir" dedi. "Her döküntü alerjik döküntü olarak geçmiyor" Döküntülerin genellikle ani başlangıçlı şekilde olduğunu ve kaşıntılı lezyonlar halinde ortaya çıktığını ifade eden Dr. Hikmet Akbulut, "Eğer bu döküntülere nefes almada zorluk, halsizlik, dudaklarda, gözlerde ya da yüzde şişlik meydana gelmesi eşlik ediyorsa mutlaka hızlı şekilde acil servislere başvurmak gerekiyor. Özellikle etkenin ortaya koyulması ve etkenin ortadan uzaklaştırılması tedavinin temel prensibini oluştursa da antihistaminik dediğimiz alerji ilaçları tedavide bir basamak olarak kullanılabilmektedir. Her döküntü alerjik döküntü olarak geçmiyor. Ama eğer döküntü uzuyorsa, tekrarlıyorsa ve süren bir hal alıyorsa mutlaka bir çocuk uzmanına başvurmak gerekiyor. Çocuk uzmanına başvurduktan sonra çocuk uzmanının önerisiyle çocuk alerji hekimlerine, çocuk alerji uzmanlarına da başvuru yapmak gerekiyor" şeklinde konuştu. "Alerji yatkınlığı olan bir çocuk daha sık hastalanır" Bu durumların genetik bir alt yapısı olduğunu ifade eden Dr. Hikmet Akbulut, "Yani annede, babada ya da akrabalarında herhangi bir köken varsa astım gibi, mevsimsel alerjik rinit, besin ya da gıda alerjileri, ilaç alerjileri gibi durumları varsa maalesef çocuklarda olma ihtimali biraz daha artıyor. Özellikle beyaz tenli, renkli gözlü, sarışın çocuklarda bir miktar daha fazla alerjik durumlarını görüyoruz. Alerji yatkınlığı olan bir çocuk daha sık hastalanır. Vücudunda daha fazla döküntü olur. Bazen kilo ya da boy ile ilgili sıkıntıları daha fazla olabilir. Genelde mevsimsel alerjik rinit dediğimiz hastalıkta burunda akıntı, gözlerinde yaşarma, sürekli hapşırma, sürekli burnu temizleme gibi durumlar ortaya çıkar. Çocuklarda ilk başta besin alerjileriyle bu durum başlarken devamında astım gibi durumlar ya da mevsimsel alerjik rinit dediğimiz durumlar ortaya çıkmaktadır" diye konuştu.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 22:43
Orman yangınında yaralanan Kader Dereli’nin tedavisi yoğun bakımda sürüyor
Eskişehir’in Seyitgazi ilçesindeki orman yangınında yaralanan ve hastanede tedavisi devam eden Kader Dereli, Yoğun Bakım Servisi’nde gözetim altında tutuluyor. Seyitgazi ilçesinde çıkan ve rüzgarın Afyonkarahisar’a sıçrayan yangın söndürme çalışmalarına Denizli’den gelerek katılan Kader Dereli, alevlerin arasında kalarak yaralanmıştı. Vücudunun çeşitli bölgelerinde yanıklar oluşan Dereli, ekiplerce kurtarılıp Eskişehir Şehir Hastanesi’nde sevk edilmişti. Dün, Yoğun Bakım Servisi’ne alınan Dereli’nin tedavisinin devam ettiği öğrenildi. Dereli’nin vücudundaki yanıklar için bir ameliyat daha geçirdiği ve gözetim altında tutulduğu bilgisi edinildi. Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde başlayan ve Afyonkarahisar’ın İhsaniye ilçesine sıçrayan orman yangınına müdahale edilirken alevlerin aniden parlaması sonucunda 10 görevli personel şehit olurken, orman işçisi Kader Dereli yaralandı. Ekiplerce kurtarılarak ambulansla Eskişehir Şehir Hastanesi’ne sevk edilen Dereli, yoğun bakımda tedavi altına alındı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, şehit Tolunay Kocaman ve Eyüp Dereli’nin ailelerine taziye ziyaretlerinde bulundu. Ardından Eskişehir Şehir Hastanesi’ne gelen Bakan Göktaş, Kader Dereli’nin sağlık durumu hakkında bilgi alıp yaralı orman işçisine geçmiş olsun temennisinde bulundu. "Hastanemizde 1 yaralımız var, durumu iyiye gidiyor" Ziyaret sonrası gazetecilere açıklama yapan Bakan Göktaş, "Bugün Eskişehir’deyiz. Eskişehir’de orman yangınlarında 5 orman çalışanımızı ve 5 AKUT gönüllümüz bildiğiniz üzere şehit düşmüştü. Biz de bugün şehit ailelerimizi ve yaralılarımızı ziyaret ettik. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Hastanemizde 1 yaralımız var, durumu iyiye gidiyor ve çok yakın takip ediliyor. Biz de bu süreçte bakanlık olarak sahadaydık. Afyon, Eskişehir, Denizli, Karabük ve Ankara başta olmak üzere 140 psikososyal destek personelimizle 490 vatandaşımıza psikososyal destek sağladık. 7/24 çalışma esasına göre psikososyal desteklerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Tekrardan hepimize geçmiş olsun. Rabbimin ülkemizi bu tür afetlerden, felaketlerden korumasını diliyorum" ifadelerini kullandı.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 19:43
İngiltere’ye sevk edilen hastaya Türkiye’de oksijen ikmali yapıldı
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Tayland’dan İngiltere’ye nakil sırasında Türkiye’ye acil iniş yapan hasta için Trabzon’da oksijen ikmali yapıldığını açıkladı.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 18:09
Uzmanlar uyarıyor: Yaz aylarında yeterli sıvı tüketimi hayati önem taşıyor
Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni İsmail Çevik, yaz aylarında artan sıcaklıkların vücudun sıvı ihtiyacını önemli ölçüde artırdığını belirterek, özellikle risk grubundaki bireylerin su tüketimine daha fazla dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni İsmail Çevik, sıcak havalarda vücudun terleme yoluyla ısı dengesini korumaya çalıştığını ancak bu süreçte ciddi sıvı kaybı yaşandığını vurguladı. Kaybedilen sıvının yeterince yerine konmaması halinde dehidratasyon (sıvı kaybı) gelişebileceğini ifade eden Çevik, bu durumun halsizlik, baş ağrısı, kas krampları, baş dönmesi, çarpıntı ve düşük tansiyon gibi şikayetlere yol açabileceğini söyledi. İleri düzeyde sıvı kaybının ise bilinç bulanıklığı, böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi hayati riskler taşıyan sağlık sorunlarına neden olabileceği belirtildi. Uzman Diyetisyen İsmail Çevik, yeterli sıvı tüketiminin vücut ısısının düzenlenmesi, organların sağlıklı çalışması, toksinlerin atılması, cilt sağlığının korunması ve sindirim sistemi fonksiyonlarının desteklenmesi açısından büyük önem taşıdığını söyledi. Yetişkin bireylerin yaz aylarında günlük ortalama 2,5 ila 3 litre su tüketmesi gerektiğini belirten Çevik, bu miktarın kişinin yaşı, kilosu, sağlık durumu ve fiziksel aktivite düzeyine göre değişebileceğini ifade etti. Terleme yoluyla sıvı kaybı yaşayan bireylerin su tüketimini artırması gerektiğini vurguladı. Suya ek olarak; ayran, maden suyu, şekersiz taze meyve suları, komposto, çorba gibi sıvı içeceklerin ve karpuz, salatalık, çilek, domates gibi su oranı yüksek meyve ve sebzelerin de vücudun sıvı ihtiyacını karşılamaya yardımcı olduğu hatırlatıldı. Açıklamasının sonunda su tüketiminin basit bir alışkanlık değil, sağlıklı bir yaşam için vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu belirten Çevik, "Sıcak havalarda vücudun dengesini korumak için düzenli su tüketimi şarttır" dedi.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 16:23
Balıkçı teknesinde rahatsızlanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Milas ilçesi açıklarında balıkçı teknesinde rahatsızlanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Milas ilçesi Zeytinli Kuyu açıklarında seyreden balıkçı teknesinde bulunan vatandaş rahatsızlanması üzerine yardım çağrısı yapıldı. Bölgedeki Sahil Güvenlik botu tarafından teknede rahatsızlanan vatandaş kıyıda bekleyen 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 15:24
Sıcak havalarda terlemeyle birlikte kaybedilen sıvı ve mineraller hayati önem taşıyor
Yaz sıcaklarının etkisini artırdığı bu günlerde, uzmanlar vatandaşları sağlıklı beslenme ve sıvı tüketimi konusunda uyarıyor. Diyetisyen Dilara Mutlu; sıcak havalarının iştahı da etkilediğini söyleyerek kahvaltı ve akşam yemeğinin önemli olduğunu vurguladı. Niğde’de beslenme danışmanlığı hizmeti veren Diyetisyen Dilara Mutlu; özellikle yüksek sıcaklıkların yaşandığı günlerde vücudun kaybettiği sıvı ve minerallerin mutlaka yerine konulması gerektiğini söyledi. Yaz aylarında terle birlikte vücudun ciddi miktarda sıvı kaybettiğini söyleyen Mutlu; günlük su tüketiminin en az 2-2,5 litre olması gerektiğini, sıvı ihtiyacını karşılamak için suya ek olarak ayran, maden suyu, yoğurt ve ev yapımı kompostoların tercih edilebileceğini, ancak çay ve kahvenin bu gruba dahil olmadığını da hatırlattı. "İştahınız azalabilir ama öğün atlamayın" Sıcak havaların iştahı azaltmasının normal olduğunu ifade eden Diyetisyen Mutlu; buna rağmen özellikle sabah kahvaltısı ve akşam yemeği gibi iki ana öğünün asla atlanmaması gerektiğinin altını çizdi. Mutlu; "Vücut sıcak havalarda enerjisini iç ısıyı dengelemek için harcar. Bu da sindirim sistemine daha az enerji kalmasına ve iştah kaybına yol açar. Ancak sabah ve akşam öğünleri hafif de olsa mutlaka yapılmalıdır" diyerek; kahvaltıda yumurta, peynir, zeytin ve çiğ sebzelerle dengeli bir tabak, akşam yemeklerinde ise ızgara et, tavuk, zeytinyağlı sebzeler, soğuk çorbalar ve salataların tercih edilebileceğini önerdi. "Meyve ile ana öğün geçiştirmek büyük hata" Diyetisyen Dilara Mutlu, yazın yapılan bir diğer hatanın ise öğünleri sadece meyveyle geçiştirmek olduğunu vurguladı. Mutlu; "Karpuz, kavun gibi sulu meyveler ara öğün için uygundur, ancak kesinlikle ana öğün yerine geçmemelidir. Gün içinde iki ana öğün mutlaka yenilmeli öğünler arasına yoğurtlu, ayranlı veya sulu meyvelerle ara öğünler mutlaka eklenmeli" şeklinde konuştu. Son dönemde popülerleşen detoks içecekleri ve sıvı diyetlerin uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini de belirten Mutlu, özellikle böbrek ve karaciğer sağlığı açısından dikkatli olunması gerektiğini de söyledi. Diyetisyen Dilara Mutlu uyarılarını; "Kısa süreli, ödem atmaya yönelik hafif uygulamalar düşünülebilir. Ancak haftalar süren sıvı diyetler sağlık açısından tehlike arz ediyor. Kronik hastalığı olan bireyler bu tür diyetlerden uzak durmalı" şeklinde tamamladı.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 13:49
MHRS’ye ‘aile hekimine yönlendirme ekranı’ geldi
Sağlık Bakanlığı vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve kaynakları daha verimli kullanmak amacıyla yeni bir düzenlemeye gitti. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu talebi oluşturmadan önce vatandaşların tercihine sunulmak üzere ‘aile hekimine yönlendirme’ uygulaması devreye alındı. Hayata geçirilen uygulama ile kişiler, MHRS üzerinden randevu talebi bırakma işlemi öncesinde ‘aile hekimine yönlendirme’ ekranıyla karşılaşacak. Tercihleri doğrultusunda aile hekimine yönlendirilen kişiler öncelikle aile hekimlerince muayene edilecek ve değerlendirmeleri yapılacak. Aile hekimleri muayene sonrası gerek duyulan durumlarda, kayıtlı nüfusları için kendilerine ayrılan rezerv kontenjan sayesinde MHRS üzerinden kişilere doğrudan uzman hekim randevusu oluşturabilecek. Etkin, erişilebilir ve verimli sağlık hizmeti Uygulama ile vatandaşların uzman hekimlere erişiminin hızlanması, aile hekimliği kapasitelerinin daha verimli kullanılması ve birinci basamakta çözülebilecek sağlık sorunlarının doğrudan aile hekimlerince yönetilmesi hedefleniyor.
26 Temmuz 2025 Cumartesi - 12:04
Mide şikayetiyle geldi, akciğer kanserinden kurtuldu
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi’nde 76 yaşındaki Fatma Slem’in rutin mide şikayetleri nedeniyle başvurduğu kontrolde, erken evrede fark edilen bir akciğer nodülü sayesinde hayatı değişti. İlk olarak başka bir sağlık kuruluşunda çekilen tomografide fark edilen ve "buzlu cam nodülü" olarak adlandırılan kitle, Medical Point Hastanesi’nde takip altına alındı. Mide şikayetleri nedeniyle İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi’ne başvuran 76 yaşındaki Fatma Slem’in, erken evrede fark edilen bir akciğer nodülü sayesinde hayatı değişti. İlk olarak başka bir sağlık kuruluşunda çekilen tomografide fark edilen ve "buzlu cam nodülü" olarak adlandırılan kitle, takip altına alındı. Fatma Slem, büyüyen kitlenin yeniden değerlendirilmesiyle Prof. Dr. Hakkı Ulutaş ve multidisipliner onkoloji konseyi tarafından ameliyata alındı. Kapalı (uniportal VATS) yöntemle yapılan başarılı operasyon sonrasında, Fatma Slem kısa sürede sağlığına kavuştu. Yaşadığı bu durumla ilgili erken tanının önemine dikkat çeken Slem, "Aslında mide problemim için başvurmuştum. Tomografide akciğerimde bir nodül tespit edildi. Ameliyatım kapalı yöntemle gerçekleşti. Çok kısa sürede toparladım ve şu anda gayet iyiyim" dedi. Bölgede bir ilk gerçekleşti Medical Point Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Hakkı Ulutaş, operasyon süreciyle ilgili şu bilgileri verdi: "Hastamızın sağ üst apikal segmentinde, halk arasında ’buzlu cam’ olarak bilinen bir nodül tespit edildi. Gözlem sürecinde nodülün büyüdüğünü gördük. Onkoloji konseyinde değerlendirme sonucu cerrahi kararı verildi." Cerrahi müdahale, minimal invaziv tekniklerden biri olan uniportal VATS (video yardımlı torakoskopik cerrahi) yöntemiyle gerçekleştirildi. Nodülün yerinin belirlenmesinde girişimsel radyoloji ile iş birliği yapılarak, ameliyat öncesinde işaretleme yapıldı. "Patoloji sonucunda erken evre akciğer kanseri olduğu belirlendi. Lenf nodlarında herhangi bir yayılım tespit edilmediği için hastamıza ek bir tedavi gerekmedi" diye konuştu. Ayrıca Prof. Dr. Ulutaş, girişimsel radyoloji destekli bu uygulamanın hastanede ve bölgede ilklerden biri olduğunu vurguladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder