SAĞLIK
Uzmanından uyarı: "3 aydan uzun süren bel ağrısına dikkat" 07 Mayıs 2026 Perşembe - 14:27:49 Romatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu, 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan ve hareketle rahatlayan bel ağrısı varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini, aksi takdirde büyük sorunlarla karşılaşılabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Romatoloji Kliniğinden Dr. Öğr. Üyesi Yeliz Zahiroğlu Yeliz Zahiroğlu, "Ankilozan spondilit, özellikle omurga ve leğen kemiği eklemlerini etkileyen kronik iltihaplı bir romatizmal hastalıktır. Halk arasında çoğu zaman ‘bel fıtığı’, ‘mekanik bel ağrısı’ ya da ‘kas tutulması’ ile karıştırılabilir. Oysa bu hastalıkta ağrının temelinde iltihap vardır. Erken tanı konulmazsa omurgada hareket kısıtlılığına, duruş bozukluğuna ve yaşam kalitesinde belirgin azalmaya yol açabilir" dedi. "Her bel ağrısı, ankilozan spondilit anlamına gelmez" Belirtilerin büyük önem taşıdığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Zahiroğlu, "Her bel ağrısı, ankilozan spondilit anlamına gelmez. Ancak bazı özellikler bizim için uyarıcıdır. Özellikle 40 yaşından önce başlayan, 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu ile birlikte olan, hareket ettikçe açılan ama istirahatle geçmeyen bel ağrısı önemlidir. Gece özellikle sabaha karşı uyandıran bel veya kalça ağrısı da iltihaplı bel ağrısını düşündürür. ASAS kriterlerinde de egzersizle düzelme, gece ağrısı, sinsi başlangıç, 40 yaş altı başlangıç ve istirahatle düzelmeme önemli özellikler olarak tanımlanmıştır. En sık bel ve kalça ağrısı, sabah tutukluğu, hareket kısıtlılığı ve yorgunluk görülür. Bazı hastalarda topuk ağrısı, diz veya ayak bileği şişliği, göğüs kafesinde ağrı olabilir. Ankilozan spondilit sadece omurgayı tutmaz, gözde üveit, bağırsak iltihabı ve sedef hastalığı gibi durumlarla da birlikte olabilir. Bu nedenle ‘sadece bel ağrısı’ olarak görülmemelidir" diye konuştu. "3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan bel ağrılarına dikkat" Özellikle 3 aydan fazla süren bel ağrılarına dikkat çeken Zahiroğlu, ayrıca şunları söyledi: "Tanıda en önemli adım, hastanın öyküsünü dikkatle dinlemek ve iltihaplı bel ağrısını fark etmektir. Muayene, kan testleri, CRP-sedimantasyon gibi iltihap göstergeleri, HLA-B27 testi ve görüntüleme yöntemleri kullanılır. Özellikle erken dönemde röntgen normal olabilir, bu durumda sakroiliak eklem MR’ı tanıda çok değerlidir. Günümüzde oldukça etkili tedavi seçeneklerimiz var. Tedavide düzenli egzersiz, duruş eğitimi, sigaranın bırakılması ve gerektiğinde ilaç tedavileri birlikte planlanır. Ağrı kesici-antiinflamatuvar ilaçlar, uygun hastalarda biyolojik tedaviler ve hedefe yönelik tedaviler kullanılabilir. NHS gibi hasta bilgilendirme kaynaklarında da egzersiz, fizyoterapi, antiinflamatuvar ilaçlar ve gerekli hastalarda biyolojik tedaviler temel yaklaşımlar arasında sayılır. Erken tanı ile hem ağrıyı kontrol etmek hem hareket kabiliyetini korumak hem de omurgada kalıcı hasarı azaltmak mümkündür. Genç yaşta başlayan bel ağrısının ‘nasıl olsa geçer’ diye ihmal edilmemesi gerekir. 3 aydan uzun süren, sabah tutukluğu yapan ve hareketle rahatlayan bel ağrısı varsa mutlaka bir romatoloji uzmanına başvurulmalıdır."
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:49 Uzmanından yaz öncesi güneş lekelerine karşı uyarı: "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz" Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, yaz mevsimi öncesi güneş lekelerine karşı dikkatli olunması için uyarılarda bulunurken, "Güneş lekeleri doğru tedavi ve düzenli bakım ile büyük oranda kontrol altına alınabilir. Ancak en önemli nokta, erken müdahale ve profesyonel destek almaktır" dedi. Özellikle yaz mevsiminde cildin uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmasıyla birlikte ortaya çıkan güneş lekeleri, estetik açıdan en sık şikayet edilen cilt problemlerinden biri haline geliyor. Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktörün etkili olduğunu dile getirirken; güneş lekelerini geçirme yöntemleriyle ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntem seçiminin çok önemli olduğunun altını çizen Uz. Dr. Tak, özellikle yaz öncesi cildi güneş lekelerinden korumak için dikkat edilmesi gerekenleri aktardı. Güneş lekesinde tedaviye göre değişmekle birlikte genellikle birkaç hafta ile birkaç ay arasında sonuç alındığını ifade eden Uz. Dr. Hasan Tak; doğru korunma sağlandığı takdirde özellikle lazer tedavisinin uzun süre kalıcı olabileceğini dile getirdi. Tak, güneş lekeleri tedavisi için en uygun dönemin ise kış mevsimi olduğunu belirtti. Hormonal değişiklikler ve yanlış ürün kullanımları güneş lekelerine yol açabiliyor Güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktörün rol oynadığını belirten Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Tak, şu ifadelere yer verdi: "Güneş lekeleri cildin güneş ışınlarına uzun süre maruz kalması sonucu oluşan, genellikle kahverengi veya koyu tonlarda görülen pigmentasyon artışıdır. En sık yüz, alın, yanaklar, burun üstü, omuz ve ellerde ortaya çıkar. Güneş lekelerinin oluşumunda birden fazla faktör rol oynar. Bunlardan en önemlisi UV ışınlarına maruz kalmak, hormonal değişiklikler ve özellikle gebelikte melazma, doğum kontrol hapları, genetik yatkınlık, yanlış kozmetik ürün kullanımı, ciltte tahriş ve yanlış uygulamaları örnek verebiliriz. Güneş lekesi türlerine ilişkin olarak melazma (gebelik maskesi) daha çok kadınlarda görülür; simetrik ve yaygın lekeler şeklindedir ve hormonal etkilerle ortaya çıkar. Solar Lentigo (yaşlılık lekesi) da güneşe maruz kalan bölgelerde oluşur ve yaş ilerledikçe artar. Postinflamatuar Hiperpigmentasyon ise sivilce, yara veya tahriş sonrası oluşur." "Güneş lekelerinde en etkili tedavi yöntemlerinden biri lazer tedavisi" Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntem seçiminin önemini vurgulayan Uz. Dr. Tak, "Güneş lekeleri doğru tedavi ve düzenli bakım ile büyük oranda kontrol altına alınabilir. Ancak en önemli nokta, erken müdahale ve profesyonel destek almaktır. Çünkü amaç yalnızca lekeyi azaltmak değil; tekrar oluşumunu da engellemektir. Güneş lekelerinin tedavisi için medikal kremler, leke açıcı kremler, retinoik asit içeren ürünler, C vitamini ve antioksidanlar hafif lekelerde etkili olabilir. Yanı sıra kimyasal peeling dediğimiz işlemle birlikte ise cildin üst tabakası yenilenir ve leke görünümü azalır, bu da seanslar halinde uygulanabilir. En etkili tedavi yöntemlerinden biri olan lazer tedavisi ise direkt leke pigmentini hedef alır ve daha hızlı sonuç alınabilir. Son olarak mezoterapi ve PRP dediğimiz uygulamalar da cilt yenilenmesini destekler ve ton eşitsizliğini azaltmaya yardımcı olur" dedi. Yüzeysel güneş lekelerinin büyük oranda geçebilir olduğunu söyleyen Uz. Dr. Tak, derin lekelerin (melazma) ise kontrol altına alınabileceğini; tamamen silinmese de doğru tedavi ile belirgin şekilde azaltılabileceğini aktardı. "Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir" Özellikle açık tenli bireylerin, hamilelerin, güneşte uzun süre kalanların ve hormonal ilaç kullananların risk altında olduğunu dile getiren Uz. Dr. Tak, güneş lekelerinden korunmak için en önemli yöntemin düzenli güneş kremi uygulaması olduğunu ifade etti. Tak, "Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz; güneş koruyucuları düzenli kullanmak şart. Bu yüzden en az SPF 50 güneş koruyucu kullanılmalı, Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir. Bununla birlikte direkt güneşten kaçınmak, şapka ve gözlük kullanmak ve cilt bakımını doğru yapmak da güneş lekelerinden korunma noktasında büyük öneme sahip" uyarısında bulundu. Son olarak evde uygulanan yöntemlerin güneş lekesi tedavisinde sınırlı bir etki sağladığını ve ciltte tahrişe neden olabileceğini belirten Tak, "Limon ve karbonat gibi yöntemler cildi tahriş edebilir ve bilinçsiz uygulamalar lekeleri artırabilir. Bu nedenle mutlaka dermatolog kontrolü öneriyoruz" dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:13 Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu Güven Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hakan Emmez, mobil MR (manyetik rezonans görüntüleme) sisteminin dünyada ilk kez ameliyatlarda kendi merkezlerinde kullanıldığını belirterek, bu yöntem sayesinde ameliyat güvenliğinin önemli ölçüde arttığını söyledi. Güven Hastanesi, yapay zeka destekli görüntüleme altyapısı ve ultra düşük manyetik alan teknolojisini bir araya getiren mobil MR sistemini dünyada ilk kez klinik uygulamada kullanıma sundu. Prof. Dr. Hakan Emmez, mobil MR sisteminin ameliyat süreçlerine ve hasta sağlığına sağladığı avantajlar ve cihaz hakkında açıklamalarda bulundu. Yoğun bakımda bulunan çocuk hastaların ve durumu kritik olan bazı hastaların standart MR cihazlarına taşınmasının her zaman mümkün olmadığını belirten Emmez, "Bu cihazın asıl geliştirilme sebebi ise MR’a taşıyamadığımız hastanın yanına MR’ı götürmek. İkinci problem de standart MR’larda yüksek manyetik alan varken, bu cihazlarda çok düşük manyetik alan kullanılıyor. Bu sayede mobilize etme şansımız oluyor. Birçok hastada implantlar yüzünden MR çekemiyoruz. Düşük manyetik alan sayesinde bu implantlı hastalar gibi MR’a uyumlu olmayan hastaların hepsini MR’a alma şansımız var. Yüksek manyetik alan bize çok iyi görüntü sağlıyor. Düşük manyetik alanın bu handikabını yapay zeka özelliği sayesinde görüntü kalitesini artırıyoruz. Bir standart MR kalitesinde görüntü kalitesi elde etmem mümkün değil, ancak son derece güvenli ve yeterli bilgi verecek düzeyde MR görüntüsü elde etmek mümkün oluyor" ifadelerini kullandı. "Dünyada ilk defa 30’a yakın hastanın beyin ameliyatlarında mobil MR’ı kullanmaya başladık" İlk kez klinik uygulamalarda kullandıkları mobil MR sistemi ile 30’a yakın hastanın beyin ameliyatını gerçekleştirdiklerini dile getiren Emmez, "Sonuçlar son derece iyi. İlk olarak bu cihaz ameliyatın güvenliğini artırıyor. İkinci olarak ise hastanın güvenliğini ve ameliyatın kalitesini artırıyor. Bazı beyin ameliyatlarında bazı tümörlerin kritik bölgeye yakınlığını mikroskop görüntüleriyle saptamakta zorluklar yaşıyorsunuz. Dünyada birçok firma da bu handikapı ortadan kaldıracak teknolojiler üzerinde çalışıyor. Biz hasta henüz ameliyatı sonlandırmadan MR’ı hastanın başına getiriyoruz ve MR’a alıyoruz. Ameliyat sırasında görüntülerimizi alıyoruz ve gözle göremediğimiz herhangi bir alanda sorun olup olmadığını saptayıp, ona göre ameliyatı sonlandırıyoruz ya da devam ediyoruz. Şu anda biz bu cihazı ameliyat amacıyla dünyada kullanan ilk merkeziz diyebilirim" dedi. "Sonuçları üretici firma ile paylaştık, onlar için de şaşırtıcı oldu" Emmez, Amerika Birleşik Devletleri’nde üretilen mobil MR sisteminin ameliyatlarda kullanılmasının üretici firmanın da dikkatini çektiğini söyleyerek, "Biz sonuçları onlarla da paylaştık. Onlar için de şaşırtıcı oldu. Şimdi ortak çalışmalarla bu yöntemi daha ileriye nasıl götürebiliriz diye planlamaları yapıyoruz. Yapay zeka burada çok kıymetli. Yapay zekanın da en önemli özelliği veri. Siz veri girdikçe elinizdeki sonuçları daha başarılı hale getiriyorsunuz. Dolayısıyla bu sistemin bu günden daha iyiye gideceği çok aşikar "ifadelerini kullandı. Kapalı alan fobisi yaşayan hastalar için de avantaj sağlıyor Mobil MR cihazının kapalı alan fobisi yaşayan hastalar için de avantaj sağladığını dile getiren Emmez, "Kapalı, büyük bir tünel gibi bir şeye girmiyorsunuz. Bunu sadece kafanızın içine girdiği küçük bir kutu gibi düşünün. Tekrar söylüyorum; bu bir ayırıcı tanı da değil ama beynin içinde bir sorun olup olmadığını bize tomografiden daha iyi ama standart MR’dan biraz daha alt kalitede gösteren bir sistem. Bu anlamda da birçok hastaya fayda sağlayacağını düşünüyoruz" ifadelerine yer verdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 13:04 Elazığ’da ’Her Gebeye Bir Ebe’ uygulaması Elazığ’da ’Her Gebeye Bir Ebe’ uygulaması kapsamında gebe kadınlar ebeler tarafından ziyaret edilerek bilgiler verdi. Sağlık Bakanlığı’nın anne ve bebek ölümlerini azaltmak amacıyla ülke genelinde başlatmış olduğu "Her Gebeye Bir Ebe" uygulaması kapsamında Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından gebelere yönelik ev ziyaretleri uygulaması başlatıldı. Toplum Sağlığı Merkezlerinde görevli koordinatör ebeler tarafından gerçekleştirilen ev ziyaretler sırasında özellikle ilk gebeliğini yaşayan ve gebeliğinin son üç ayında olan gebelere doğum öncesi, sırası ve sonrasındaki tüm süreçlerde gebelere birebir rehberlik edilerek destek sağlanıyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuyla ilgili yapılan açıklama, "Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun talimatları doğrultusunda İlimiz genelinde başlatılan uygulama kapsamında riskli ve çoğul gebelikler yakından izlenirken, anne adaylarının genel sağlık durumları değerlendirilmekte ve gebelik sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için gerekli danışmanlık hizmetleri sunulmaktadır. Bununla birlikte gebe vatandaşlarımızın gebelik süreçlerini daha bilinçli takip etmeleri için ’Annelik Yolculuğu’ mobil uygulaması hakkında bilgilendirmede bulunuyoruz. Bu sayede gebelikten doğuma ve doğum sonrası sürece kadar güvenilir sağlık bilgilerine kolay erişim sağlanması amaçlanmaktadır. Ziyaretlerimiz sırasında uzman ebelerimiz tarafından ilimizdeki gebe okullarına yönlendirilen anne adaylarına; gebelikte beslenme, düzenli fiziksel aktivite, güvenli ilaç kullanımı, ağrıyla baş etme yöntemleri, masaj, pilates, nefes egzersizi ve doğuma hazırlık süreci yanında doğum çantasının hazırlanması, doğum sonrası anne ve bebek bakımı, emzirme ve bebeğin altını değiştirmeye kadar uygulamalı pratikler gösterilmektedir. Doğal Olan Normal Doğum Eylem Planı çerçevesinde yürütülen ’Her Gebeye Bir Ebe’ projesindeki amacımız; anne adaylarının sürece dair kaygılarını azaltmak ve bilinçli bir gebelik dönemi geçirmelerini sağlamakla birlikte anne adayına ihtiyaç duyduğu her an sağlık personeli ile iletişim kurabileceği hatırlatılmaktadır" denildi.
Ekranla büyüyen çocuklarda dijital denge ve ruh sağlığına dikkat
29 Temmuz 2025 Salı - 14:45 Ekranla büyüyen çocuklarda dijital denge ve ruh sağlığına dikkat SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ekranla büyüyen çocuklarda dijital dengenin sağlanmasının ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaz mevsiminin çocukların uzun eğitim döneminin ardından dinlendiği, eğlendiği ve yeni deneyimler kazandığı zaman dilimi olduğunu ancak teknolojinin günlük yaşantıda bu denli yoğun yer kaplamasının, yaz tatillerini de ekransız hayal etmeyi zorlaştırdığını ifade eden Uzm. Psikolog Turan, "Tablet, telefon, televizyon ya da bilgisayar fark etmeksizin, ekranla geçirilen zaman her gün artıyor. Bu durum yalnızca fiziksel olmakla kalmayıp, duygusal ve sosyal gelişimi de etkileyebiliyor" dedi. Yaz tatilinde dijital dengenin sağlanmasının çocukların ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Uzm. Psikolog Turan, "Ekran süresinin kontrolsüz şekilde artması dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, öfke nöbetleri, sosyal geri çekilme ve ilişki kurma becerilerinde zayıflama gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Oysa yaz tatili, dijital detoksun en kolay uygulanabileceği bir fırsat dönemidir. Bu da hem fiziksel sağlığı hem de duygu düzenleme becerilerini olumsuz etkiliyor. Üstelik küçük yaşta ekranla kurulan yoğun ilişki, çocukların gerçek hayattaki oyunlara, arkadaşlık ilişkilerine ve aile etkileşimlerine karşı duyarsızlaşmasına yol açabiliyor. Dijital dengeyi sağlamak yasaklayıcı ya da cezalandırıcı bir yaklaşımla değil, yönlendirici ve sınır koyan bir tutumla mümkün olabilir" ifadelerini kullandı. "Ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımı" Ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımını sıralayan Uzm. Psikolog Turan, "Zaman Sınırı Koyun: 2 yaşından küçük çocuklarda mümkün olduğunca ekrandan uzak durmak önerilirken, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda ise günlük toplam ekran süresi bir saati geçmemelidir. Ekran süresini çocuğunuzun yaşını 10 ile çarparak sağlıklı süre hesaplaması yapabilirsiniz. Aynı zamanda süre belirlerken birlikte bir zaman çizelgesi oluşturmak, çocuğun da bu sürece katılımını sağlar. İçeriği Birlikte Seçin: Hangi çizgi filmin, oyunun ya da uygulamanın çocuğunuza uygun olduğunu belirlemek ebeveynin sorumluluğundadır. Kaliteli içerikler tercih edilmeli ve mümkünse çocukla birlikte izlenmeli. Bu hem denetimi kolaylaştırır hem de paylaşım anına dönüşür. Ekran Yerine Alternatif Sunun: Sadece "Hayır, izleyemezsin" demek yerine, "Bugün birlikte parka gidelim mi?" ya da "Yeni bir masa oyunu denemek ister misin?" gibi alternatifler sunmak çocuğun ekran dışı zamanla olumlu bağ kurmasına yardımcı olur. Yatmadan En Az Bir Saat Önce Ekranı Kapatın: Uyku kalitesiyle doğrudan ilişkili olan mavi ışık, ekran başında geçirilen sürenin uzamasıyla çocuklarda uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle ekranla vedalaşma saati belirlemek önemlidir. Rol Model Olun: Çocuklar söylediğimizi değil yaptığımızı örnek alır. Eğer elimizden telefon düşmüyorsa, çocuğun ekranla sağlıklı bir ilişki kurması da zorlaşır. Dijital denge önce ebeveynle başlar. Bu nedenler aile içindeki tutum belirleyicidir" şeklinde konuştu. Teknoloji yasaklanmaz, yönetilir Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkartmanın mümkün ya da gerekli olmadığını hatırlatan Uzm. Psikolog Turan, "Ancak çocukların gerçek hayatla temas kurabilmesi, bedensel hareketlerini artırması, hayal gücünü kullanabileceği oyunlar oynaması ve sosyal becerilerini geliştirebilmesi için ekran kullanımının sınırlı ve denetimli olması büyük önem taşıyor. Çocuklar için en kıymetli ekran aslında ebeveynlerin yüzüdür. Onlarla göz göze gelin, birlikte gülün, birlikte oynayın. Yaz tatili yalnızca güneşli günlerin değil, bağların da güçlendiği bir zaman olabilir" diye konuştu.
Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın
29 Temmuz 2025 Salı - 14:21 Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; yaz aylarının gelmesiyle birlikte gıda hijyenine dikkat çekerek, "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde çok karşılaştığımız ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalığın ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçebiliriz" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; sıcak havalarda gıda hijyeninde dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Ersoy; "Gıdayı temin, hazırlama ve saklama aşamasında gıdalara bazı mikroorganizmaların bulaşması, çoğalması ya da toksin oluşturmasıyla ortaya çıkan birçok hastalık vardır. Dünya Sağlık Örgütü gıda güvenliği konusunu 5 alt başlıkta toparlıyor. Gıdaların temiz, çürümemiş ve doğru depolanan, hammaddesi sağlıklı bir şekilde ele geçirilmesi önemlidir. Burada el hijyeninin çok önemi var. Dünya Sağlık Örgütü’nün de gıda hazırlama süreçlerinde ilk başta bahsettiği şey; gıda hazırlamaya başlamadan önce, gıda hazırlarken gerektikçe ellerin yeterli ve doğru bir şekilde yıkanması ve ortamın temizliği. Kesme tahtası, bıçaklar, yemek hazırlanan alanların temiz olması gerekmektedir. Özellikle çiğ et, balık ve tavuk gibi gıdaların ortak kesme tahtalarında kullanılmaması, bunların aralarda temizlenmesi ve tercihen de kesme tahtalarının çiğ tüketilen sebzeler için ayrıca olması gerekir. Uygun saklama şartlarının olması lazım. Gıdalar pişirildikten sonra hemen tüketilmeyecekse oda ısısına geldikten sonra mümkünse 2 saat içerisinde buzdolabına kaldırılması gerekir. Çünkü 5 ile 60 derece aralığındaki sıcaklık bakterilerin üremesi ve toksin oluşturması için uygun bir sıcaklıktır. Bu aralıkta gıdaları bekletmemek lazım, buzdolabında da uzun süre beklememesi lazım, gıdalarımızı tüketirken koku ve tatta değişiklik olması durumunda da bunun tüketilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Gıdayı tekrar ısıtmaya kalktığımızda ise özellikle 60 derece sıcaklığa ulaşması ve yeterince ısıtılması lazım. Bu arada pişme dereceleri önemli. Özellikle et, tavuk ve balık da bu daha önemlidir. 70 derecenin üzerinde bakteriler çok hızlı şekilde ölürler. Parça olduğunda iç ısısının yeterince 70 derecenin üzerine çıktığından emin olmak lazım. Bu tür gıdalar haşlama suyu şeklinde ise sularının berraklaştığını da görmek lazım. 70 derecenin üzerinde pişirdiğimizde gıdalarımız yeterince pişmiş olur" ifadelerini kullandı. "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalıkların ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçmemizi sağlayacak" diyen Prof. Dr. Ersoy; "Özellikle çiğ süt ve süt ürünlerinin tüketilmesiyle hayvan hasta ise bunlar vasıtasıyla insanlara brusella bulaşı meydana gelebilir. Onun için çiğ süt ve süt ürünü tüketiminden kaçınmamız, gerekirse pişirerek ve pastörize tüketmemiz ve çiğ sütten yapılmış peynir tüketmemiz gerektiğinde ise 1,5 ay kadar tadına bile bakmadan yeterli tuz oranına sahip tuzlu suda bekletmemiz ve ondan sonra tüketmeye başlanması önemlidir. Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri ve gıda zehirlenmesi gibi hastalıkların önüne geçmemizi sağlayacaktır" diye konuştu.
Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti
29 Temmuz 2025 Salı - 14:01 Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü tarafından Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ne (ZGC) girişimleriyle, Alaplı İlçesinde görev yapan Gazeteciler, BEÜN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti. Check-up hizmeti alan gazetecilerin arasında, Zonguldak ilçelerinde olduğu gibi Alaplı’da görev yapan gazeteciler yer aldı. Gazeteciler, çeşitli branşlarda yapılan kontrollerle genel sağlık durumlarını değerlendirme fırsatı buldu. BEÜN Hastanesi Başhekim yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in odasında toplanan bir grup gazeteci, daha sonra kan testi yaptırarak, akciğer röntgeni çektirdi. BEÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır, sağlık hizmetleri ile gazetecilerin daha sağlıklı, yaşamalarını daha uzun sürdürmelerini sağlamak istediklerini söyledi. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada "Zonguldak’ta görev yapan gazetecilerin sağlık kontrolünü yapmak üzere hastanemize davet ettik. Gazetecilerin yoğun çalışma temposu içerisinde, stres içerisinde olmaları, strese bağlı olarak sistemik hastalıklarının önüne geçilmesi amacıyla kan tahlilleri, akciğer röntgenler değerlendirilecek. Sağlıklı insan, kendi branşında başarılı işler yapar. Bugün onları hastanemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk" dedi. Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık da gazetecilerin sağlık kontrolünden geçirilmesinin yanı sıra gelecekte de buna benzer faaliyetler yapacaklarını bildirdi. Günlük haber telaşı içerisindeki gazetecilerin çoğu kez kendi sağlıklarına dikkat etmediklerini anlatan Akbıyık, "Amacımız basın mensuplarının sağlıklı olarak görevlerini sürdürmelerine katkıda bulunmak. Cemiyet olarak bir öncülük yaptık. Sağ olsun BEÜN Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın desteğiyle arkadaşlarımız sağlık kontrollerini yaptırdılar. Başta Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in olmak üzere diğer birimlerde görev yapanlara teşekkür ediyorum" dedi.
’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor
29 Temmuz 2025 Salı - 13:59 ’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Dumansız Türkiye hedefi kapsamında il genelinde yürütülen mücadeleye ilişkin açıklamalarda bulundu. 2025 yılının ilk 6 ayında sigara bırakma polikliniklerine 2 bin 865 kişinin başvurduğunu açıklayan Zeren, bu süreçte 352 vatandaşın sigarayı tamamen bıraktığını ve ücretsiz ilaç desteğiyle sürecin başarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Şehzadeler İlçe Sağlık Müdürlüğü önünde kurulan stantta, Manisa’daki sigara bırakma verileri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sigara bırakma hizmetlerinin Manisa’da 17’si hastanelerde, 4’ü Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ve 1’i İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde olmak üzere toplam 22 ayrı merkezde verildiğini vurgulayan Zeren, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin de hem sigara bırakma hem de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasında önemli rol üstlendiğini ifade etti. Son 6 ayda 354 kişi sigarayı bıraktı Dumansız Türkiye kapsamında etkinliklerini sürdürdüklerini kaydeden Zeren, "Dünya genelinde ve ülkemizde sigara kullanma hem toplumu hem de bireysel sağlığı büyük oranda tehdit etmekte. Biz de bu amaçla sigarayı bırakma yönünde toplumu dumansız bir hava sahasına kavuşturma çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz. Bütün hastanelerimizde, ilçe sağlık müdürlüklerimizde ve sağlıklı hayat merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerimiz var. Bu polikliniklerde davranış tedavileri yanı sıra ücretsiz ilaç terapisi de verilmektedir. Bu yıl içerisinde yaklaşık 3 bin hastamız polikliniklerimizde müracaat etmiş. Bu konuda uzman kişilerden hem davranış hem de ilaç tedavisi almışlardır. İlaç tedavisi verilen 1.860 hastamız bulunmaktadır. Bu hastalarımızın da 354 tanesi sigaradan arınmış bir şekilde hayatına devam etmektedir. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerinin dışında KETEM dediğimiz kanser taramalarımız, psikolog desteğimiz, fizyoterapist desteğimiz, çocuk gelişimcisi, aynı zamanda diyetisyen bulunmakta. Bunların hepsinin gayesi toplumumuzu daha sağlıklı bir hale getirebilmek. Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz ilimiz genelinde şu an 4 tane ile hizmet vermekte. Ancak önümüzdeki haftalar içerisinde Yunusemre ilçemize bir tane açacağız. Yunusemre ilçemizde inşaatı devam eden bir tane daha var. Bu yıl sonuna kadar Salihli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezi’mizi de toplumumuza kazandıracağız inşallah." dedi. "Manisa’da 353 işletmeye 10 milyon ceza" "Sağlık Bakanlığımızın da söylediği gibi sağlığın korunması ve geliştirilmesi açısından Sağlıklı Hayat Merkezlerimizi vatandaşlarımızın kullanması büyük bir önem arz etmekte." diyen Zeren, "Sigara bağımlılığıyla mücadele kapsamında denetimlerimizde tüm hızıyla sürmekte. 2025 yılı içerisinde toplam 53 bin denetim gerçekleştirildi ve bunların 10 bin 500 tanesi çapraz denetim. Çapraz denetimlerimiz bakanlığımızın yeni bir uygulaması ve diğer illerin bizim ilimizi denetlemesi. Aynı zamanda bizim ilimizde diğer illeri denetlemekte. 353 işletmeye yaklaşık 10 milyon lira civarında cezai işlem uygulanmıştır. Dumansız Türkiye ve Dumansız Hava Sahası için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz." şeklinde konuştu. "Sigarayı bıraktım, daha özgürüm" "Poliklinikler sayesinde sigarayı bıraktığını açıklayan Aslıhan isimli bir vatandaş ise şunları söyledi: "43 yaşındayım ve 28 yıl boyunca sigaranın bağımlılığıyla mücadele ettim. Şehzadeler İlçe Sağlık Merkezi’nin kamu kurumlarıyla gerçekleştirdiği sigarayı bırakma eğitimlerine katılarak ben de sigarayı bırakmaya karar verdim. 1 Mayıs itibariyle müdürlüğümüze gelerek sigara bırakma polikliniği ile görüştüm ve bana ilaç temininde bulundular. Nasıl kullanmam gerektiği anlatıldı. Personelimiz çok güler yüzlü, çok ilgili. İlaçlara başladım ve 4. gün sigarayı bıraktım. Bıraktığım ilk gün fark ettiğim şu daha özgür bir alan. Çünkü sigara içerken gittiğiniz yerlerde işte sigara içilir mi? Yanında yeterince sigara var mı? Çakmağım var mı? Bunları düşünüyorsunuz. Sigarayı bıraktığınız zaman hepsinden kurtuluyorsunuz ve daha özgür daha sağlıklı bir yaşama kavuşuyorsunuz. Sigara içme isteği duyduğum zaman hobilerimle ilgilendim. Resim yaptım, kitap okudum, müzik dinledim, kalktım müzik dinlerken oynadım, yemek yaptım, balkona çıktım, gelen geçeni izledim. Bu istek, aşılamayacak bir istek değil zaten. Kendinizi ne kadar motive ederseniz o kadar kolay aşmanız mümkün. Sigarayı bırakmak konusunda bunu yarın yaparım diye bir şey yok. Gün bugün ve sağlıklı hayat merkezlerimizde çalışan personelimiz zaten size her konuda yardımcı oluyor. Ücretsiz olarak bu yardım gerçekleştiriliyor. Size ilaç ücretsiz olarak veriliyor ve hani her konuda desteği sağlıyorlar. O yüzden herkese sigarayı bırakmak için sağlıklı hayat merkezine bekliyoruz. Bu hizmetlerin bize ulaşmasını sağlayan sağlık bakanımız, il sağlık müdürümüz, emeği geçen bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sigarayı bıraktım. Daha özgürüm, daha güzelim ve daha temiz kokuyorum."
Klinik Psikolog Tatlıdil: "Yüksek kolesterol ve Tip-2 diyabet Alzheimer’da risk faktörü"
29 Temmuz 2025 Salı - 13:54 Klinik Psikolog Tatlıdil: "Yüksek kolesterol ve Tip-2 diyabet Alzheimer’da risk faktörü" Alzheimer ve Demansın 65 yaş üzeri bireylerde daha sık görüldüğünü vurgulayan Klinik Psikolog Ecem Özcan Tatlıdil, "Alzheimer ve Demans, sessizce gelen bir zihinsel erozyondur. Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altındadır. Eğitim düzeyi düşük bireylerde hastalık daha yaygındır. Kafa travmaları, yüksek kolesterol, Tip-2 diyabet ve sürekli yüksek seyreden hiperglisemi de risk faktörüdür" dedi. Uzmanlar, demansın; hafıza, dikkat, dil, karar verme ve günlük yaşam becerileri gibi zihinsel işlevlerde bozulmayla seyreden ilerleyici bir beyin sendromu olduğunu belirtiyor. Liv Hospital Ankara’da görev yapan Klinik Psikolog Ecem Özcan Tatlıdil, Alzheimer ve demans hastalıkları hakkında merak edilenler konusunda bilgilendirmede bulundu. Psikolog Tatlıdil, demansın tek bir hastalık olmaktan ziyade, birçok hastalığın yol açtığı bir klinik tablosu olduğunu aktararak, "Bu klinik tablonun ortaya çıkmasının en sık nedeni olarak Alzheimer hastalığını görmekteyiz" ifadelerini kullandı. "Alzheimer hastalığı ile Demans aynı şey değildir" Alzheimer ile Demansın aynı şey olmadığının altını çizen Tatlıdil, "Demans genel bir çatı tanımdır. Alzheimer ise bu çatı altında karşılaşılan en yaygın hastalıktır. Yani her Alzheimer hastasının Demanslı olduğunu söyleyebilecekken, her Demans hastasında Alzheimer hastalığı olduğunu söylemek mümkün değildir. Demans tablosunda en sık görülen hastalık Alzheimer hastalığıdır. Tüm Demans vakalarının yaklaşık yüzde 60-70’ini Alzheimer oluşturur" diye konuştu. "Demansta unutkanlıkla birlikte yön bulma güçlüğü ve davranış bozuklukları da olur" Yaşlanmayla birlikte kişilerde hafif unutkanlık ve dikkat eksikliği yaşanabildiğini ancak bu sürece ‘senilite’ denildiğini söyleyen Tatlıdil, "Ancak yaşlanmadaki tüm bu değişiklikleri Demans olarak nitelendirmek söz konusu değildir. Demans tablosunda unutkanlık ile birlikte yön bulma güçlüğü, davranış bozuklukları ve karar vermede zorlanma gibi daha ağır belirtiler görülmektedir" açıklamasında bulundu. "Zamanla beyin kütlesi azalır, düşünme ve davranış becerileri bozulur" Alzheimer hastalığının beynin yapıtaşı olan nöronları harap ettiğine dikkat çeken Psikolog Tatlıdil, "En çok etkilenen bölge, belleğin merkezi olan hippokampustur. Bu yüzden hastalık genellikle unutkanlıkla başlar. Zamanla nöron kaybı yayılır, beyin kütlesi azalır (atrofi), düşünme ve davranış becerileri bozulur" dedi. Tatlıdil, Alzheimer hastalığının evrelerinden bahsederek sözlerine şöyle devam etti: "Birinci evreyi ‘Ilımlı Bilişsel Bozukluk (MCI)’ olarak söyleyebiliriz. Bu evrede kişide belirtiler başlar ama günlük yaşam bu evrede etkilenmemektedir. İkinci evre ‘erken evre’ olarak ifade edilmektedir. Bu evrede kişide unutkanlık belirgindir, sosyal işlevler zorlaşır. Üçüncü evre ise ‘orta evre’ olarak isimlendirilir. Bu evrede kişinin günlük işlerinde bağımlılık başlar. Son evre olan dördüncü evreye ise ‘ileri evre’ denilmektedir. Bu evrede kişinin kişisel bakımı bile yapılamaz hâle gelir." "Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altında" Alzheimer ve Demansın 65 yaş üzeri bireylerde daha sık görüldüğünü vurgulayan Tatlıdil, "Kadınlar, erkeklere göre daha yüksek risk altındadır. Eğitim düzeyi düşük olan bireylerde hastalık daha yaygındır. Kafa travmaları, yüksek kolesterol, Tip-2 diyabet ve sürekli yüksek seyreden hiperglisemi de risk faktörüdür. Düzensiz ve sağlıksız beslenme beyin hücrelerinin enerji dengesini de korunma mekanizmalarını zayıflatarak demans lehine risk teşkil etmektedir. Bunun dışında, sürekli araştırmalarda uykusuzluk ve uyku düzensizliklerinin de özellikle yaşlılarda bilişsel gerilemeye zemin hazırlayabildiğini göstermektedir" şeklinde konuştu. "Erken başlangıçlı Alzheimer daha hızlı ilerler" Erken başlangıçlı Alzheimer 65 yaşından önce başladığının altını çizen Psikolog Tatlıdil, "Erken başlangıçlı Alzheimer daha hızlı ilerler ama nadirdir. Geç başlangıçlı ise 65 yaşından sonra başlar. Daha yaygındır, genelde yavaş seyreder" dedi. Demans tanısı koyabilmek için genellikle üç temel şartın arandığını vurgulayan Tatlıdil , bunların bireyin zihinsel performansında belirgin bir bozulmanın olması, bu bozulmanın birden fazla bilişsel alana yayılması ve günlük yaşam işlevlerinin bu durumdan olumsuz etkilenmesi olduğunu belirtti. Demansın en yaygın 3 belirtisine dikkat Tatlıdil, demansın belirtilerine ilişkin şunları söyledi: Kognitif (bilişsel) belirtiler: Unutkanlık (yakın ve uzak geçmiş), kelime bulma güçlüğü, dikkat dağınıklığı ve yön karıştırma. Davranışsal belirtiler: Depresyon, kaygı, sinirlilik, içe kapanma ve sanrılar, halüsinasyonlar. İşlevsel belirtiler: Alışveriş ve para işlerinde zorlanma, yemek yapma, temizlik, hobi aktivitelerinde azalma ve kişisel bakımı ihmal. Her unutkanlık Demans mıdır? ‘Her unutkanlık Demanstır’ şeklinde bir genelleme yapılmasının mümkün olmadığına işaret eden Psikolog Tatlıdil, "Kimi bireylerde yalnızca subjektif unutkanlık olabilir, yani testlerde bozukluk görülmez ama kişi unutkanlıktan yakınır. Bu kişiler risk grubunda sayılır. Bir sonraki evre olan hafif Kognitif Bozukluk ise Demansa dönüşebilecek erken uyarı aşamasıdır" dedi. Demansla karışabilen bazı durumlar olduğunun altını çizen Tatlıdil, "Depresyon yaşlı bireylerde bazen demansla karışabilmektedir. Depresyon haricinde Deliryum (Ani Bilinç Bulanıklığı), B12 Eksikliği, Hipotiroidi ve bazı enfeksiyonlar ile bazı ilaçların yan etkileri sayılabilir" ifadelerini kullandı. Demansın tedavisi mümkün müdür? Alzheimer ve diğer Nörodejeneratif Demanslar için kesin bir tedavi olmadığını sözlerine ekleyen Psikolog Tatlıdil, "Ancak bazı ilaçlar kişinin maruz kaldığı belirtileri hafifletir ve demansın ilerlemesini yavaşlatır. Ayrıca psikososyal destek, güvenli ortam oluşturma ve bakım planlaması tedavinin temelini oluşturmaktadır. Demans riskinin azaltılabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kişinin fiziksel ve zihinsel olarak aktif kalması, sağlıklı beslenmesi, tansiyon, kolesterol ve diyabetini kontrol altında tutması, sosyal ilişkileri sürdürülmesi ile sigara ve alkol tüketimini azaltılması gibi tedbirler sayılabilir" ifadelerini kullandı. "Her 3 saniyede 1 kişi demans tanısı alıyor" Dünyada her 3 saniyede bir kişinin Demans tanısı aldığını söyleyen Psikolog Tatlıdil, 2050 yılında Demanslı birey sayısının 150 milyonu aşması beklendiğini belirtti. Psikolog Tatlıdil, bu hastalığa sahip bireylerin yakınlarının yapması gerekenleri ise şöyle sıraladı: "Tartışmayın, hatırlatmaya çalışın. Kısa, net ve basit cümleler kullanın. Günlük rutinleri korumak, hastada güvenlik hissi oluşturur. Evin fiziksel güvenliğini gözden geçirin (kesici/yanıcı eşyaları kaldırın). En önemlisi sabırlı olun. Zorlayıcı davranışlar hastalığın bir parçasıdır, kişisel alınmamalıdır. Unutmayın, empati bu süreçte en büyük destek aracıdır."
Antioksidan deposu üzümün 6 önemli yararı
29 Temmuz 2025 Salı - 12:50 Antioksidan deposu üzümün 6 önemli yararı Memorial Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzman Diyetisyen Betül Merd, üzümün yararları ile ilgili bilgiler verdi. Yaz mevsimiyle birlikte sofraları renklendiren üzüm, yüksek besin değeri ve antioksidan içeriği sayesinde ön plana çıkıyor. Anadolu’daki tarihi binlerce yıl öncesine uzanan bu değerli meyve, sadece lezzetiyle değil aynı zamanda vücuda sağladığı faydalarla da dikkat çekiyor. Yeşil, mor veya koyu mavi renkleriyle üzüm, dünyanın dört bir yanında yetiştirilebiliyor ve çekirdekli ya da çekirdeksiz olabiliyor. Üzümün sıcak bölgelerde yetiştiğini söyleyen Betül Merd, "İnce ya da kalın kabuklu ve sulu yapısıyla tatlı bir meyve olan üzüm, sıcak ve güneşli iklimlerde yetişir. Üzüm, cinsine göre yaz ortasında ve sonbahar sonuna kadar hasat edilir. En olgun hallerinde toplanan meyvenin beyaz, siyah, kırmızı, mor gibi pek çok rengi vardır. Her çeşidinin aroması kendine özgüdür. Tatlılığı doğal şekerlerden gelir ve bu nedenle hem enerji verir hem de ağızları tatlandırır. Üzüm yetiştiriciliğinde Türkiye, dünyada sayılı ülkeler arasında yer almaktadır. Ege Bölgesi başta olmak üzere Manisa, Denizli, İzmir gibi iller hem sofralık hem kurutmalık üzüm üretiminde ön plandadır. Sıcağı seven üzüm, aynı zamanda Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde de verimli şekilde yetiştirilebilir. Dünyada ise İtalya, Fransa, ABD ve Çin büyük üzüm üreticileri arasında yer alır" dedi. Merd, üzümün vitamin ve mineral deposu olduğunu söyleyerek, "Su oranı yüksek ve doğal şeker içeriği nedeniyle enerji veren üzüm bir meyvedir. 100 gram taze üzüm yaklaşık 70-80 kcal içerir. Ayrıca içeriğinde; C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, potasyum, bakır, manganez gibi mineraller Resveratrol ve flavonoidler gibi antioksidan bileşenler açısından da zengindir. Resveratrol, üzümün özellikle kabuğunda bulunan bir birleşiktir ve kalp sağlığı üzerindeki olumlu etkisiyle bilinmektedir" ifadelerini kullandı. "Üzümün birçok yararı var" Üzümün yararları hakkında bilgiler veren Merd, "Uzun süreli ve dengeli tüketildiğinde üzümün birçok yararı bulunmaktadır. Kalp sağlığını destekler, kan basıncını düzenlemeye yardımcı olabilir. Yapılan bir araştırmada üzümdeki resveratrol bileşiğinin antioksidan ve antienflamatuar özellikler içerdiği belirlenmiştir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Üzüm çok sayıda antioksidan içerir. Kuersetin, mor ve siyah üzümlere renklerini veren bir antioksidandır. Nörodejeneratif hastalıklara karşı koruma sağlar. Araştırmalar, üzümlerin Alzheimer hastalığının başlangıcına karşı bir miktar koruma sağladığını göstermiştir. Sindirim sistemini destekler, kabızlığa karşı faydalıdır. Ayrıca üzüm, kilo kontrolü sağlamaya yardımcı olabilecek besinler açısından zengin, düşük kalorili bir atıştırmalıktır. Cilt sağlığına katkı sağlar, özellikle çekirdekli türlerde anti-aging etkileri vardır. Bazı araştırmalar, üzümlerde bulunan bir birleşik olan resveratrolün yaşlanma sürecini yavaşlatabileceğini göstermektedir. Enerji verir, yorgunluk hissini azaltabilir. Üzümde eser miktarda melatonin bulunur. Melatonin, beyinde üretilen ve dinlendirici bir uykuyu destekleyen bir hormondur. Üzüm kemikleri güçlendirir. K vitamini, kalsiyum, magnezyum ve potasyum açısından zengindir. Bu temel vitamin ve mineraller kemik sağlığını destekler. Bunları yeterli miktarda almamak kemik kırığı riskini artırabilir" dedi. Tüketirken bu kurallara uyun Üzüm tüketirken uyulması gereken kurallar hakkında konuşan Betül Merd, "Üzüm sağlıklı bir meyvedir ama porsiyon kontrolü çok önemlidir. Özellikle insülin direnci, diyabet ya da kilo kontrolü hedefi olan bireylerde aşırı tüketimi önerilmez. Taze üzüm için bir porsiyon yaklaşık 15-20 tane (bir küçük salkım) olarak düşünülebilir. Kuru üzüm ise yoğun şeker içerdiğinden, 1 yemek kaşığı kadar ile sınırlandırılmalıdır. Üzümü yanında çiğ badem ya da yoğurt gibi protein içeren gıdalarla birlikte tüketmek, kan şekerinin daha dengeli seyretmesini sağlar" ifadelerini kullandı.
Şırnak Sağlık-Sen heyeti ADSM Başhekimi Çağdaş ile görüştü
29 Temmuz 2025 Salı - 12:33 Şırnak Sağlık-Sen heyeti ADSM Başhekimi Çağdaş ile görüştü Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) Şırnak Şube Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri Şırnak ADSM Başhekimi Dt. Naim Çağdaş’ı makamında ziyaret ederek sağlık çalışanları ve kurumun işleyişi ile ilgili istişarede bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki şube yöneticileri, iş yeri temsilcileri ve sendika üyeleri ile birlikte göreve yeni başlayan Şırnak Nurullah Kadırhan Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Naim Çağdaş’la bir araya gelerek kurumdaki sağlık çalışanlarının talep ve beklentileri ileterek Kurumda vatandaşa daha kaliteli ve verimli sağlık hizmetin sunulması için değerlendirmelerde bulundu. Göreve gelen yöneticilerin sağlık altyapısının güçlenmesi ve sağlık hizmetin kalitesinin güçlenmesi için çalışmalara öncülük etmeleri gerektiğinin altını çizen Anmal, "Biz Sağlık-Sen ailesi olarak vatandaşa kaliteli sağlık hizmetin sunulması yöneticilerin çalışanlara iyi çalışma koşulları sağlanması, talep ve beklentilerine cevap vermesi ile mümkün olduğuna inanıyoruz. Vatandaşlara sağlık hizmetinin niteliği ve kalitesini yükselterek verimli sağlık hizmeti sunan sağlık idarecileriyle uyum içinde çalışmaya devam edeceğiz. Çözüm odaklı yöneticilik anlayışı çalışanların talep ve beklentilerine cevap veren yöneticileri tebrik ediyor, Yeni dönemin çözüm odaklı ve adaletli yöneticilik anlayışı ile başarılı olacağına inanıyoruz" dedi. Başhekim Dt. Naim Çağdaş da vatandaşların sağlık ihtiyacı ve beklentilerine cevap vermek için ekip arkadaşlarıyla birlikte yeni projelerle daha kaliteli bir sağlık hizmetinin sunulması için çalışacaklarını belirterek, Sağlık-Sen başkanı ve sendika yöneticilerine ziyaretlerinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek teşekkür etti.
Uzmanından uyarı: "Cilt bakımı yaz mevsimine göre değişmeli"
29 Temmuz 2025 Salı - 12:29 Uzmanından uyarı: "Cilt bakımı yaz mevsimine göre değişmeli" Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başlamadan önce, cilt özelliklerine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce, cilt özelliğine ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız. İşlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" dedi. Liv Hospital Samsun Dermatoloji Kliniği’nden Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, yaz ayında yapılabilecek dermokozmetik uygulamalar hakkında bilgi verdi. Yaz aylarının cildimizin en çok güneşe maruz kaldığı ve çevresel faktörlerden en fazla etkilendiği dönemlerden biri olduğunu işaret eden Tatar, "Güneş ışınlarının etkisi, sıcaklık ve nem oranlarının artması, havuz veya deniz suyu ile sürekli temas cildimize ekstra bir yük bindirir. Bu nedenle, yaz aylarında cilt bakım rutininizi yeniden gözden geçirmek ve cildinizi korumaya yönelik önlemler almak büyük önem taşır" şeklinde konuştu. ’’Yaz aylarında ciltte yağlanma artabilir’’ Yazın cilt bakımının nasıl düzenlenmesi gerektiği ve ne zaman dermokozmetik işlemlere başvurulabileceği konusunda açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Tatar, "Yazın cilt bakım rutininizde hafif nemlendirici ve koruyucu ürünler ön plana çıkmalıdır. Güneş koruyucu kremler, bu dönemde cilt bakımının vazgeçilmezidir ve günlük kullanımda yüksek koruma faktörlü (SPF 50 ve üzeri, PA) ürünler tercih edilmelidir. Ayrıca, su bazlı nemlendiriciler ve antioksidan serumlar, cildinize nem sağlarken çevresel zararlara karşı koruma sunar. Yaz aylarında ciltte yağlanma artabileceği için, gözenekleri tıkamayan ve cildi ağırlaştırmayan hafif temizleyiciler kullanılmalıdır" ifadelerine yer verdi. Dermokozmetik işlemlere ne zaman başvurulmalı Cildi yenilemek, matlaşan cilde parlaklık katmak, lekeleri azaltmak veya yaşlanma belirtileri ile mücadele etmek için yaz aylarında da güvenle yapılabilecek bazı dermokozmetik işlemler bulunduğunun altını çizen Uzm. Dr. Tatar, ancak yaz aylarında dermokozmetik işlemlere başvurmadan önce cilde ve çevresel faktörlere dikkat edilmesi gerektiğini işaret etti. Tatar, "Özellikle güneşin etkisi altında olan cildinizin hassasiyetini göz önünde bulundurmalısınız, işlem sonrası cildinizi güneşten korumak ve iyileşme sürecine dikkat etmek en az işlem kadar önemlidir" diye konuştu. "Yazın gerçekleştirilebilecek işlemler" Yazın mezoterapi, broad band light (BBL) tedavileri, botoks ve dolgu uygulamaları ve düşük enerji modu ile lazer epilasyon uygulamalarının gerçekleştirilebileceğini ifade eden Tatar, işlem öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında şu bilgileri paylaştı: "Mezoterapi, cilt altına vitamin, mineral ve amino asit gibi maddelerin enjekte edilmesi ile cildin canlanmasını sağlar. Yaz aylarında bu işlem özellikle yüz, boyun ve dekolte bölgelerinde tercih edilebilir. Yaz aylarında iyice yıpranmış cildimizi kışa hazırlamanın ve tatil dönüşü azalmış cilt parlaklığının tekrar sağlanmasının en etkili yollarından biri mezoterapidir. Mezoterapi denince akla gençlik aşısı, ışıltı mezoterapileri vb. birçok kavram gelmekle birlikte, cildinizin ihtiyacına uygun mezoterapi seçimini için hekiminize başvurmalısınız. Cilt altına verilen bu besleyici maddeler, yazın cildin nem dengesini korumaya ve parlaklığını artırmaya yardımcı olur. İşlem yapıldığı gün deniz havuz gibi aktiviteler önerilmemektedir fakat sonrasında güneşten korunma şartıyla suyun keyfini çıkarabilirsiniz. BBL tedavileri; cilt yenileme, lekelenme sorunlarının düzeltilmesi ve cilt tonunun eşitlenmesi için kullanılan gelişmiş bir ışık tedavisidir. İşlem ağrısı minimaldir ve öğlen arası tedavisi olarak adlandırılabilen BBL tedavisi, cildinizin üst yüzeyinde herhangi bir hasar bırakmadığı için işlemden hemen sonra günlük hayata dönülebilir. Yaz aylarında, bu işlem özellikle cilt tonu eşitleme ve ince damarların tedavisinde etkili olabilir. BBL tedavileri, cildi daha parlak ve genç gösterir. Güneşte bronzlaşmamış ciltlerde yaz kış uygulanabilen bu işlemden sonra güneşe karşı dikkatli olunmalı ve yüksek koruma faktörlü güneş kremleri düzenli kullanılmalıdır. Ayrıca, işlemden önce ve sonra doğrudan güneş ışığına maruz kalmamaya özen gösterilmelidir. Botoks ve dolgu uygulamaları; yazın uygulanan en popüler işlemlerden biridir. Hem artan güneşin etkisiyle artan mimik hareketlerine bağlı oluşan kırışıklıkların tedavisinde hem de artan sıcaklar sebebiyle koltuk altında zaman zaman kötü görünüm veya kokuya yol açan terlemelerin azaltılması için tercih edilebilir. Dolgu maddeleri ise cilde hacim kazandırarak daha genç bir görünüm sağlar. Bu işlemler yaz aylarında güvenle yapılabilir, çünkü güneş ışığına maruziyetle lekelenme veya hassasiyet riski artırmazlar. Ancak, işlemin yapıldığı bölgeyi güneşten korumak, uygulama sonrası şişlik ve morlukların oluşumunu en aza indirmek açısından önemlidir. Lazer epilasyon; (düşük enerji moduyla) istenmeyen tüylerden kurtulmanın en etkili yollarından biridir. Yaz aylarında bu işlem, düşük enerji moduyla yapılabilir. Ancak, işlem sonrası cilt güneşe karşı çok hassas olacağı için işlemden sonra birkaç hafta boyunca güneşten kaçınılmalı ve cilt mutlaka güneş koruyucu ile korunmalıdır."
İstanbul Valisi Davut Gül, Beylikdüzü’nde Aile Sağlığı Merkezi açılışına katıldı
29 Temmuz 2025 Salı - 11:21 İstanbul Valisi Davut Gül, Beylikdüzü’nde Aile Sağlığı Merkezi açılışına katıldı İstanbul Valisi Davut Gül, Beylikdüzü ilçesinde kurulan 8 nolu Aile Sağlığı Merkezi açılışına katıldı. İstanbul Beylikdüzü Yakuplu Mahallesi’nde, Sağlık Bakanlığı’na bağlı 8 nolu Aile Sağlığı Merkezi’nin açılışı gerçekleştirildi. Açılışa, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, Beylikdüzü Belediye Başkan Vekili Önder Serkan Çebi ve çok sayıda protokol üyesi katıldı. Açılış, Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından konuşmalar ve ardından kurdele kesimi ile yapıldı. Açılışın ardından Vali Gül, Aile Sağlığı Merkezi’ni gezerek detaylı bilgi aldı. "Beylikdüzü için 6 tane daha Aile Sağlığı Merkezi açma planımız var" İstanbul İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner açılış konuşmasında Beylikdüzü’ne yeni aile sağlığı merkezleri açılacağının müjdesini vererek, " Beylikdüzü ilçemiz bu konuda hassasiyet gösterdiğimiz bir ilçemiz. Yakuplu Mahallemize büyük bir yatırım yaptık. Burada 8 nolu bir aile sağlığı merkezi inşa ettik, Sağlık Bakanlığımız yatırımıyla. Sadece Sağlık Bakanlığı yatırımı da değil sayın valim riyasetinde İstanbul projemizde bağışlarımız ile bütün kamu kurumlarının uyumu ile beraber tüm memleketimizin dört bir köşesine sağlık tesisleri kazandırmaya çalışıyoruz. Her hafta bir sağlık tesisi açmak için mücadele veriyoruz. Bizim Beylikdüzü için 6 tane daha Aile Sağlığı Merkezi açma planımız var. Bunun 3 tanesini rabbim izin verirse 3 ay içinde tesisleştirmiş olacağız. Rabbim bu emeklerimizi boşa çıkarmasın inşallah. Burada vatandaşımızın bilmesi gereken bir husus var aynı hastanede aynı laboratuvarda çalışılan kan tetkiklerini burada çalıştırabilir durumdayız. Kanser taramalarını burada yapabilir durumdayız. Yeni bir uygulama sayın bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun başlattığı bir uygulama bu. Aile Sağlığı Merkezi’nde aile hekimi yönlendirdiğinde hastaneden merkezi randevu sistemine takılmadan otomatik olarak buradan randevusunu bizim kendi aile hekimimiz vatandaşa verebiliyor" dedi. "Hedef: 2 bin 500 nüfusa bir aile hekimi gelecek şekilde planlama" İstanbul Valisi Davut Gül ise açılışta yaptığı konuşmasında, "Sağlık Bakanımızın hedefi İstanbul’da 2 bin 500 nüfusa bir aile hekimi gelecek şekilde planlama. Bu Türkiye genelinde de böyle. Bunun için İstanbul nüfus itibariyle çok kalabalık şehirleşme itibariyle çok hızlı büyümüş. Dolayısıyla yapmamızın önündeki en büyük engel arsanın olmayışı. Sayın bakanımız bizlere açık çek verdi. İstanbul’da arsası temin edilen her yere ihtiyaç varsa aile sağlık merkezini hemen yapalım. Bunu olabildiğince 1 sene içinde o dönüşümü hemen gerçekleştirelim. Bu mahalle ölçeğinde yürüme mesafesinde birinci basamak sağlık hizmetinde hizmetlerinizi alacaksınız. Şehir hastanelerimiz, devlet hastanelerimiz, üniversite hastanelerimiz var. Ama birçok hizmeti oraya gitmeden aile sağlık merkezinde alabilecek durumdayız. Bunun içinde, aşılarınızı temel sağlık problemlerinizi takip edebilecek hekimlerimizi en iyi şartlarda hizmet verebilecek bir ortam oluşturmaya çalışıyoruz. Her alanda olduğu gibi sağlık alanında da sayın cumhurbaşkanımızın liderinde Türkiye’mizin bugünü dünden daha iyi. Hem Beylikdüzü’nün, hem İstanbul’un hem Türkiye’nin yarını bugünden daha iyi olacak" diye konuştu.