SAĞLIK
Göz kuruluğu ve göz hastalıklarında lazer tedavi yöntemlerinin önemi artıyor 07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:52:20 Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, son yıllarda lazer teknolojisinin kronik göz kuruluğu tedavisinde de kullanılmaya başlandığını, bu amaçla kullanılan yöntemlerden birinin de IPL (Intense Pulsed Light) tedavisi olduğunu söyledi. Medicana Konya Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yavuz Özpınar, IPL tedavisinin özellikle Meibomian bez disfonksiyonuna bağlı göz kuruluğunda uygulanmakta olduğunu söyledi. İşlem sırasında göz çevresindeki cilde kontrollü ışık atımları uygulandığını ifade eden Op. Dr. Özpınar, bu ışık enerjisi ile göz kapaklarındaki yağ bezlerinin fonksiyonunun düzenlenebileceğini, iltihabi süreçlerin azaltılabileceğini ve gözyaşı film tabakasının daha stabil hale getirilebileceğini belirtti. Özpınar, ayrıca tedavinin genellikle birkaç seans şeklinde uygulandığının ve her seansın kısa sürede tamamlandığının altını çizdi. Lazer ile gözlük numarasının tedavisi Miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının düzeltilmesi amacıyla yapılan lazer işlemleri halk arasında "göz çizdirme" olarak biliniyor. Bu işlemlerde hedeflenen yapının kornea yani gözün ön saydam tabakası olduğunu, kornea şeklinin değiştirilmesiyle ışığın retina üzerine doğru şekilde odaklanmasın sağlandığını belirten Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Tedavide bu amaçla kullanılan başlıca lazer yöntemleri mevcuttur. Seçenekler arasında yer alan LASIK (Laser Assisted in Situ Keratomileusis) en yaygın uygulanan yöntemlerden biridir. İşlem sırasında korneanın yüzeyinde ince bir kapak (flap) oluşturulur. Bu kapak kaldırıldıktan sonra excimer lazer kullanılarak, korneanın alt tabakasına mikron düzeyinde şekil verilir. Ardından kapak tekrar yerine yerleştirilir. Görme genellikle hızlı şekilde düzelir ve iyileşme süresi kısadır. Bir diğer tedavi seçeneği iLASIK (Intralase LASIK), LASIK yönteminin daha gelişmiş bir versiyonudur. Bu teknikte kornea kapağı mekanik bıçak yerine femtosaniye lazer ile oluşturulur. Bu durum kapağın daha hassas ve kontrollü şekilde hazırlanmasını sağlar. Daha yüksek teknolojili bir yöntem olduğu için bazı hastalarda daha güvenli ve öngörülebilir sonuçlar sağlayabilir" dedi. Tercih edilen diğer lazer işlemlerinden olan PRK (Photorefractive Keratectomy) yönteminden de bahseden Op. Dr. Özpınar, "Bu yöntemde korneanın yüzey epitel tabakası kaldırılır ve excimer lazer doğrudan kornea yüzeyine uygulanır. Kapak oluşturulmaz. Bu nedenle kornea yapısı ince olan hastalarda tercih edilebilir. İyileşme süresi LASIK’e göre biraz daha uzun olabilir. TransPRK (Transepitelyal PRK), PRK yönteminin daha modern bir versiyonudur. Bu teknikte korneanın yüzey epitel tabakası mekanik olarak kaldırılmaz. Lazer hem epitel tabakayı hem de alttaki kornea dokusunu tek aşamada şekillendirir. Bu sayede işlem daha kısa sürede tamamlanabilir ve cerrahi temas azalır. SMILE (Small Incision Lenticule Extraction) daha yeni geliştirilen bir yöntemdir. Bu teknikte femtosaniye lazer kullanılarak kornea içinde ince bir doku parçası oluşturulur ve çok küçük bir kesiden çıkarılır. Böylece korneanın şekli değiştirilir. Kapak oluşturulmadığı için korneanın biyomekanik yapısı daha iyi korunabilir. Ayrıca bu lazer işlemleri genellikle damla ile yapılan anestezi altında uygulanır ve ağrısızdır. İşlem sonrası hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebilirler ancak her hasta bu tedaviler için uygun olmayabilir. Kornea kalınlığı, göz numarası ve genel göz sağlığı mutlaka ayrıntılı bir muayene ile değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. Lazer tedavisinde beklenen teknolojik gelişmeler Göz hastalıklarında lazer teknolojisinin sürekli geliştiğini ve gelecekte daha hassas, daha güvenli ve kişiye özel tedavilerin yaygınlaşmasının beklendiğini vurgulayan Op. Dr. Yavuz Özpınar, "Bu alandaki önemli hedeflerden biri daha yüksek hassasiyete sahip lazer sistemleri geliştirmektir. Yeni nesil cihazlar sayesinde kornea veya retina üzerinde mikron düzeyinde daha kontrollü işlemler yapılması mümkün hale gelmektedir. Bir diğer önemli gelişme alanı yapay zeka destekli lazer planlama sistemleridir. Bu sistemler hastanın kornea haritası, göz yapısı ve görme ihtiyaçlarını analiz ederek kişiye özel tedavi planlarının oluşturulmasına yardımcı olabilir. Böylece tedavi sonuçlarının daha öngörülebilir hale gelmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca retina hastalıklarında daha hedefe yönelik mikro lazer uygulamaları üzerinde çalışmalar da devam etmektedir. Bu yöntemlerin amacı retina dokusuna minimum zarar vererek hastalıklı alanları tedavi edebilmek ve görme fonksiyonunu daha iyi koruyabilmektir. Gelecekte lazer teknolojisinin yalnızca kırma kusurlarının düzeltilmesinde değil, aynı zamanda presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme sorunu) gibi durumların tedavisinde de daha etkin yöntemler sunması beklenmektedir. Bunun yanında lazerin ilaç taşıyıcı sistemlerle veya biyoteknolojik tedavilerle birlikte kullanıldığı yeni yaklaşımlar üzerinde de araştırmalar yapılmaktadır. Sonuç olarak lazer teknolojisi göz hastalıklarının tedavisinde önemli bir yere sahiptir ve gelişen teknoloji ile kullanım alanı giderek genişlemektedir. Daha hassas cihazlar, kişiye özel tedavi planları ve yeni cerrahi teknikler sayesinde gelecekte lazer tedavilerinin göz sağlığının korunmasında çok daha önemli bir rol oynaması beklenmektedir" diye konuştu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:20 Sedef hastalığı kalbi tehdit edebilir Halk arasında sadece bir ‘cilt döküntüsü’ olarak bilinen sedef hastalığı (psoriasis), aslında bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar tüm vücudu etkileyebilen kronik bir süreci kapsıyor. Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasara yol açabileceğini, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek uyardı. Deri üzerinde gümüş renkli, parlak pullanmalarla kendini gösteren ve adını bu görüntüsünden alan sedef hastalığı (psoriasis), dünya genelinde milyonlarca kişinin yaşam kalitesini etkiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, sedefin sadece estetik bir kaygı değil, vücudun içten dışa verdiği kronik bir ‘enflamasyon’ sinyali olarak kabul edildiğini belirtti. Prof. Dr. Neslihan Şendur, deri, saçlı deri ve tırnakları etkileyen bu hastalığın doğumdan itibaren her yaşta görülebileceğini ancak genellikle genç erişkinlik döneminde başladığını ifade etti. Sedef hastalığının nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak genetik faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın genetik temelini inceleyen çalışmalar, oluşumunda tek bir genin değil, birden çok sayıda genin rolü olduğunu göstermektedir. Ortaya çıkışında veya alevlenmesinde fiziksel, kimyasal ve ruhsal travmalar, çeşitli enfeksiyonlar, stres, bazı ilaçlar, güneş ışığı ve iklim değişiklikleri gibi birçok faktör tetikleyici olmaktadır. Ayrıca son yıllarda obezite, diyabet, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı gibi sistemik sorunlar da bu sürece eşlik eden önemli faktörler arasına eklenmiştir" dedi. Hastalığın tetikleyicisi stres Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını, hastalığın belirli bir gen ile aktarılmadığı için genetik hastalıklar arasında da yer almadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalık en önemli tetikleyicisinin stres olduğunu belirtti. Şendur, "Stres sedef hastalığını başlatan ve artıran önemli bir faktördür. Araştırmalar duygusal faktörlerin sedef hastalığının oluşumunda, hastalığın şiddetlenmesinde çok önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Beslenme, hastalar tarafından çok üzerinde durulan ve sorulan bir durum. Akdeniz tipi beslenme, Omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyve önerilen gıdalardır. Hastalığın seyri ve özellikleri nedeni ile eşlik eden insülin direnci, hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıklarının kontrolü açısından da şeker, karbonhidrat, alkol, sigara, işlenmiş gıdalar ve benzerlerinden korunmak gerekir. Düzenli egzersiz ve Akdeniz diyeti ile beslenme tedavileri destekler ve eşlik edebilecek hastalıkları kontrol eder" açıklamasını yaptı. Sedef için tek bir reçete mümkün değil Sedef hastalığının tedavisinde tek bir reçetenin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Neslihan Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Sedef hastalığında standart bir tedavi yoktur. Seçilen tedaviler hastaların yaşına, hastalığın tipine, yaygınlığına, daha önce aldığı tedavilere ve eşlik eden hastalıklarına bağlı olarak değişir. Tedavi belirlenmeden önce hastanın çalışma düzeninden ekonomik durumuna kadar birçok parametre gözden geçirilir. Özellikle uzun süreli ve yaygın hastalığı olan, yaşam kalitesi bozulan ve diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler büyük önem kazanmıştır. Ayrıca topikal ilaçlara yanıt vermeyen veya sistemik tedavi alamayan hastalarda, özellikle çocuklarda fototerapi (ışık tedavisi) hala güncelliğini koruyan başarılı bir yöntemdir. Sedef, sadece bir deri hastalığı değildir; tedavi edilmediğinde kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve metabolik sendrom riskini artırır. Ayrıca hastaların yüzde 5-30’unda gelişebilen psoriatik artrit (sedef romatizması), eklemlerde kalıcı ve dejeneratif hasarlar bırakabilir. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır." İzmir gibi bölgelerin iklimsel avantajına da değinen Şendur, "Sedef hastalığı, iklim değişikliklerinden etkilenen bir hastalık. İzmir gibi nemli ve güneşli iklim özellikleri hastalar için yararlı olacaktır. Güneşin ve sedanter yani stressiz, sakin yaşamın tedaviye olumlu etkileri vardır" dedi. Doktorun önerdiği ürünler kullanılmalı Sedef hastalığının uygun tedavi ile iyileştirilebileceğini ancak tedavi kesildiğinde hastalığın herhangi bir nedenle yeniden başlayabileceğini belirten Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi yöntemleri ve yeni gelişmeler hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve gelişim mekanizmasına uygun hedef tedaviler geliştirilmeye devam ediliyor. En önemli konu hastalığın kontrolü ile remisyonun sağlanabileceği konusunda kişilerin eğitilmesi, risk faktörleri konusunda uyarılmasıdır. Bazen hastalığın spontan iyileşebilmesinin yanı sıra hastalığın tekrarlayıcı olduğu ve hayat boyu süreceği konusunun vurgulanması da hastaların tedaviden beklentileri konusunda önemlidir" diye konuştu. Bitkisel çözümlerin hekime danışılmadan uygulanmasının hastalık sürecine olumsuz yansıyabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastaların özellikle banyoda deri bütünlüğünü bozacak uygulamalardan kaçınması gerektiğini ve dermatoloji uzmanlarının önerdiği krem, nemlendirici gibi bakım ürünlerini kullanmaları gerektiğini söyledi.
Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 09:39 Sessiz tehlike: Kansızlık gündelik yaşam kalitesini sessizce düşürüyor "Sessiz tehlike anemi, halsizlikten nefes darlığına kadar günlük yaşamı etkileyen belirtilerle sinsice ilerliyor" diyen Dr. Niiar Alioğlu; kansızlığın nedenlerini, risk faktörlerini ve etkili tedavi yöntemlerini açıkladı. Erken teşhis ve doğru beslenmenin önemine dikkat çekti. Toplumda oldukça yaygın görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen kansızlık (anemi), vücudun dokularına yeterli oksijen taşıyamaması nedeniyle ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. BHT CLINIC İstanbul Tema Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Niiar Alioğlu, aneminin nedenleri, belirtileri ve etkili tedavi yöntemleri hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Alioğlu, aneminin kanda bulunan sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin sayısının veya oksijen taşıyan hemoglobin düzeyinin normalin altına düşmesiyle ortaya çıkan bir tablo olduğunu söyleyerek bu durumun, vücudun yeterince oksijen alamamasına neden olduğunu belirtti. Anemiye yol açan dört duruma dikkat Dr. Niiar Alioğlu, aneminin altında yatan dört ana nedeni sıralayarak önemli bilgiler verdi. "İlk olarak, kan kaybının anemiye sıkça yol açtığını, özellikle mide ve bağırsak sistemindeki kanamaların veya kadınlarda regl dönemlerinin bu duruma örnek gösterilebilmektedir. İkinci nedenin kırmızı kan hücresi üretim eksikliği olduğunu, kemik iliği hastalıkları, böbrek yetmezliği ve kronik hastalıkların bu kategoriye girmektedir" dedi. Üçüncü önemli faktörün kırmızı kan hücrelerinin hızlı yıkımı olduğunu vurgulayan Dr. Alioğlu, son olarak vitamin ve mineral eksikliklerinin aneminin temel nedenlerinden olduğunu, özellikle demir, B12 vitamini ve folik asit eksikliğine dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Belirtiler sessizce hayatınızı etkiliyor Aneminin sinsi ilerleyebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Alioğlu, belirtilerin zamanla ortaya çıkarak günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü söyledi. "Halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı, baş dönmesi, uyku hali, soluk ve kuru cilt, el ve ayaklarda üşüme, baş ağrısı ve fiziksel aktivitelerde zorlanmanın aneminin en sık görülen belirtileri arasında yer almaktadır. Özellikle genç yaşlardaki kadınlarda, adet dönemlerinde yaşanan yoğun kan kaybı nedeniyle demir eksikliğine bağlı anemi daha sık görülüyor" dedi. Kansızlık bu durumlarda kaçınılmaz olabilir Dr. Alioğlu, kan kaybına bağlı aneminin başlıca nedenlerini şöyle sıraladı: "Mide ve bağırsak sistemindeki (gastrointestinal) kanamaların, bu tür anemilerin en yaygın tetikleyicilerindendir. Ayrıca, trombosit düşüklüğü ya da pıhtılaşma bozuklukları, kemik iliği hastalıkları (örneğin lösemi), böbrek hastalıkları ve çeşitli kanserlerin de anemiye zemin hazırlayabilmektedir. Crohn ve ülseratif kolit gibi kronik bağırsak hastalıkları da anemi riskini artıran önemli faktörler arasında yer alıyor." Tedavi kişiye ve nedene özeldir Anemi tedavisinin altta yatan nedene göre kişiye özel olarak şekillendiğini belirten Dr. Alioğlu, her hastada kansızlığın farklı sebeplerden kaynaklanabileceğini belirtti. "Bu nedenle mutlaka doktora başvurulması ve doğru tanının konulması gerekmektedir. Demir eksikliği anemisinde demir takviyeleri ve demirden zengin beslenme önerilirken, B12 vitamini eksikliğinde B12 enjeksiyonları ve destekleyici diyet uygulanmaktadır. Kronik hastalıklara bağlı anemilerde ise altta yatan hastalığın tedavisinin öncelikli olarak ele alınır" şeklinde konuştu. İlaç dışında kansızlığa ne iyi gelir Dr. Alioğlu, "Kansızlıkla mücadelede beslenme, büyük önem taşımaktadır. Demir yönünden zengin kırmızı et, ıspanak ve özellikle siyah kuru üzüm gibi kuru meyvelerin düzenli tüketilmesi gerekmektedir. Portakal, limon ve domates gibi C vitamini içeriği yüksek gıdaların ise demirin emilimini artırarak kansızlıkla mücadeleyi desteklemektedir" açıklaması yaptı. Ayrıca keçiboynuzu pekmezi, kuru incir, kuru erik, tahin, dut, çilek, muz ve kavun gibi besinlerin de kan yapıcı etkileriyle beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini söyledi. Sessiz belirtilere kulak verin Dr. Alioğlu, "Kansızlık çoğu zaman basit bir yorgunluk ya da halsizlik hali gibi algılansa da, aslında vücutta ciddi ve ilerleyici sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Bu nedenle belirtileri hafife almamak, günlük yaşamı etkileyen bu semptomları ciddiye alarak zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmak büyük önem taşır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Ekranla büyüyen çocuklarda dijital denge ve ruh sağlığına dikkat
29 Temmuz 2025 Salı - 14:45 Ekranla büyüyen çocuklarda dijital denge ve ruh sağlığına dikkat SANKO Üniversitesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzman Psikoloğu Gizem Başkılıç Turan, ekranla büyüyen çocuklarda dijital dengenin sağlanmasının ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaz mevsiminin çocukların uzun eğitim döneminin ardından dinlendiği, eğlendiği ve yeni deneyimler kazandığı zaman dilimi olduğunu ancak teknolojinin günlük yaşantıda bu denli yoğun yer kaplamasının, yaz tatillerini de ekransız hayal etmeyi zorlaştırdığını ifade eden Uzm. Psikolog Turan, "Tablet, telefon, televizyon ya da bilgisayar fark etmeksizin, ekranla geçirilen zaman her gün artıyor. Bu durum yalnızca fiziksel olmakla kalmayıp, duygusal ve sosyal gelişimi de etkileyebiliyor" dedi. Yaz tatilinde dijital dengenin sağlanmasının çocukların ruh sağlığı açısından kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Uzm. Psikolog Turan, "Ekran süresinin kontrolsüz şekilde artması dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğu, öfke nöbetleri, sosyal geri çekilme ve ilişki kurma becerilerinde zayıflama gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Oysa yaz tatili, dijital detoksun en kolay uygulanabileceği bir fırsat dönemidir. Bu da hem fiziksel sağlığı hem de duygu düzenleme becerilerini olumsuz etkiliyor. Üstelik küçük yaşta ekranla kurulan yoğun ilişki, çocukların gerçek hayattaki oyunlara, arkadaşlık ilişkilerine ve aile etkileşimlerine karşı duyarsızlaşmasına yol açabiliyor. Dijital dengeyi sağlamak yasaklayıcı ya da cezalandırıcı bir yaklaşımla değil, yönlendirici ve sınır koyan bir tutumla mümkün olabilir" ifadelerini kullandı. "Ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımı" Ekranla sağlıklı bir ilişki kurmanın beş temel adımını sıralayan Uzm. Psikolog Turan, "Zaman Sınırı Koyun: 2 yaşından küçük çocuklarda mümkün olduğunca ekrandan uzak durmak önerilirken, okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklarda ise günlük toplam ekran süresi bir saati geçmemelidir. Ekran süresini çocuğunuzun yaşını 10 ile çarparak sağlıklı süre hesaplaması yapabilirsiniz. Aynı zamanda süre belirlerken birlikte bir zaman çizelgesi oluşturmak, çocuğun da bu sürece katılımını sağlar. İçeriği Birlikte Seçin: Hangi çizgi filmin, oyunun ya da uygulamanın çocuğunuza uygun olduğunu belirlemek ebeveynin sorumluluğundadır. Kaliteli içerikler tercih edilmeli ve mümkünse çocukla birlikte izlenmeli. Bu hem denetimi kolaylaştırır hem de paylaşım anına dönüşür. Ekran Yerine Alternatif Sunun: Sadece "Hayır, izleyemezsin" demek yerine, "Bugün birlikte parka gidelim mi?" ya da "Yeni bir masa oyunu denemek ister misin?" gibi alternatifler sunmak çocuğun ekran dışı zamanla olumlu bağ kurmasına yardımcı olur. Yatmadan En Az Bir Saat Önce Ekranı Kapatın: Uyku kalitesiyle doğrudan ilişkili olan mavi ışık, ekran başında geçirilen sürenin uzamasıyla çocuklarda uykuya dalmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle ekranla vedalaşma saati belirlemek önemlidir. Rol Model Olun: Çocuklar söylediğimizi değil yaptığımızı örnek alır. Eğer elimizden telefon düşmüyorsa, çocuğun ekranla sağlıklı bir ilişki kurması da zorlaşır. Dijital denge önce ebeveynle başlar. Bu nedenler aile içindeki tutum belirleyicidir" şeklinde konuştu. Teknoloji yasaklanmaz, yönetilir Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkartmanın mümkün ya da gerekli olmadığını hatırlatan Uzm. Psikolog Turan, "Ancak çocukların gerçek hayatla temas kurabilmesi, bedensel hareketlerini artırması, hayal gücünü kullanabileceği oyunlar oynaması ve sosyal becerilerini geliştirebilmesi için ekran kullanımının sınırlı ve denetimli olması büyük önem taşıyor. Çocuklar için en kıymetli ekran aslında ebeveynlerin yüzüdür. Onlarla göz göze gelin, birlikte gülün, birlikte oynayın. Yaz tatili yalnızca güneşli günlerin değil, bağların da güçlendiği bir zaman olabilir" diye konuştu.
Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın
29 Temmuz 2025 Salı - 14:21 Yaz aylarında hastalanmamak için bu önerileri dikkate alın Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; yaz aylarının gelmesiyle birlikte gıda hijyenine dikkat çekerek, "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde çok karşılaştığımız ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalığın ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçebiliriz" dedi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Yasemin Ersoy; sıcak havalarda gıda hijyeninde dikkat edilmesi gerekenleri sıraladı. Ersoy; "Gıdayı temin, hazırlama ve saklama aşamasında gıdalara bazı mikroorganizmaların bulaşması, çoğalması ya da toksin oluşturmasıyla ortaya çıkan birçok hastalık vardır. Dünya Sağlık Örgütü gıda güvenliği konusunu 5 alt başlıkta toparlıyor. Gıdaların temiz, çürümemiş ve doğru depolanan, hammaddesi sağlıklı bir şekilde ele geçirilmesi önemlidir. Burada el hijyeninin çok önemi var. Dünya Sağlık Örgütü’nün de gıda hazırlama süreçlerinde ilk başta bahsettiği şey; gıda hazırlamaya başlamadan önce, gıda hazırlarken gerektikçe ellerin yeterli ve doğru bir şekilde yıkanması ve ortamın temizliği. Kesme tahtası, bıçaklar, yemek hazırlanan alanların temiz olması gerekmektedir. Özellikle çiğ et, balık ve tavuk gibi gıdaların ortak kesme tahtalarında kullanılmaması, bunların aralarda temizlenmesi ve tercihen de kesme tahtalarının çiğ tüketilen sebzeler için ayrıca olması gerekir. Uygun saklama şartlarının olması lazım. Gıdalar pişirildikten sonra hemen tüketilmeyecekse oda ısısına geldikten sonra mümkünse 2 saat içerisinde buzdolabına kaldırılması gerekir. Çünkü 5 ile 60 derece aralığındaki sıcaklık bakterilerin üremesi ve toksin oluşturması için uygun bir sıcaklıktır. Bu aralıkta gıdaları bekletmemek lazım, buzdolabında da uzun süre beklememesi lazım, gıdalarımızı tüketirken koku ve tatta değişiklik olması durumunda da bunun tüketilmemesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Gıdayı tekrar ısıtmaya kalktığımızda ise özellikle 60 derece sıcaklığa ulaşması ve yeterince ısıtılması lazım. Bu arada pişme dereceleri önemli. Özellikle et, tavuk ve balık da bu daha önemlidir. 70 derecenin üzerinde bakteriler çok hızlı şekilde ölürler. Parça olduğunda iç ısısının yeterince 70 derecenin üzerine çıktığından emin olmak lazım. Bu tür gıdalar haşlama suyu şeklinde ise sularının berraklaştığını da görmek lazım. 70 derecenin üzerinde pişirdiğimizde gıdalarımız yeterince pişmiş olur" ifadelerini kullandı. "Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri, tifo gibi birçok hastalıkların ve gıda zehirlenmelerinin önüne geçmemizi sağlayacak" diyen Prof. Dr. Ersoy; "Özellikle çiğ süt ve süt ürünlerinin tüketilmesiyle hayvan hasta ise bunlar vasıtasıyla insanlara brusella bulaşı meydana gelebilir. Onun için çiğ süt ve süt ürünü tüketiminden kaçınmamız, gerekirse pişirerek ve pastörize tüketmemiz ve çiğ sütten yapılmış peynir tüketmemiz gerektiğinde ise 1,5 ay kadar tadına bile bakmadan yeterli tuz oranına sahip tuzlu suda bekletmemiz ve ondan sonra tüketmeye başlanması önemlidir. Gıda hijyenine dikkat ettiğimizde yaz döneminde en çok göreceğimiz ishal, dizanteri ve gıda zehirlenmesi gibi hastalıkların önüne geçmemizi sağlayacaktır" diye konuştu.
Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti
29 Temmuz 2025 Salı - 14:01 Gazeteciler BEUN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörlüğü tarafından Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti’ne (ZGC) girişimleriyle, Alaplı İlçesinde görev yapan Gazeteciler, BEÜN Hastanesi’nde sağlık taramasından geçti. Check-up hizmeti alan gazetecilerin arasında, Zonguldak ilçelerinde olduğu gibi Alaplı’da görev yapan gazeteciler yer aldı. Gazeteciler, çeşitli branşlarda yapılan kontrollerle genel sağlık durumlarını değerlendirme fırsatı buldu. BEÜN Hastanesi Başhekim yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in odasında toplanan bir grup gazeteci, daha sonra kan testi yaptırarak, akciğer röntgeni çektirdi. BEÜN Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır, sağlık hizmetleri ile gazetecilerin daha sağlıklı, yaşamalarını daha uzun sürdürmelerini sağlamak istediklerini söyledi. Hastane Başhekimi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada "Zonguldak’ta görev yapan gazetecilerin sağlık kontrolünü yapmak üzere hastanemize davet ettik. Gazetecilerin yoğun çalışma temposu içerisinde, stres içerisinde olmaları, strese bağlı olarak sistemik hastalıklarının önüne geçilmesi amacıyla kan tahlilleri, akciğer röntgenler değerlendirilecek. Sağlıklı insan, kendi branşında başarılı işler yapar. Bugün onları hastanemizde ağırlamaktan memnuniyet duyduk" dedi. Zonguldak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Derya Akbıyık da gazetecilerin sağlık kontrolünden geçirilmesinin yanı sıra gelecekte de buna benzer faaliyetler yapacaklarını bildirdi. Günlük haber telaşı içerisindeki gazetecilerin çoğu kez kendi sağlıklarına dikkat etmediklerini anlatan Akbıyık, "Amacımız basın mensuplarının sağlıklı olarak görevlerini sürdürmelerine katkıda bulunmak. Cemiyet olarak bir öncülük yaptık. Sağ olsun BEÜN Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Prof. Dr. Burak Bahadır’ın desteğiyle arkadaşlarımız sağlık kontrollerini yaptırdılar. Başta Prof. Dr. Ayşe Semra Demir’in olmak üzere diğer birimlerde görev yapanlara teşekkür ediyorum" dedi.
’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor
29 Temmuz 2025 Salı - 13:59 ’Dumansız Türkiye’ hedefi için Manisa’da kararlılık sürüyor Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Dumansız Türkiye hedefi kapsamında il genelinde yürütülen mücadeleye ilişkin açıklamalarda bulundu. 2025 yılının ilk 6 ayında sigara bırakma polikliniklerine 2 bin 865 kişinin başvurduğunu açıklayan Zeren, bu süreçte 352 vatandaşın sigarayı tamamen bıraktığını ve ücretsiz ilaç desteğiyle sürecin başarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, Şehzadeler İlçe Sağlık Müdürlüğü önünde kurulan stantta, Manisa’daki sigara bırakma verileri ile ilgili açıklamalarda bulundu. Sigara bırakma hizmetlerinin Manisa’da 17’si hastanelerde, 4’ü Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ve 1’i İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde olmak üzere toplam 22 ayrı merkezde verildiğini vurgulayan Zeren, Sağlıklı Hayat Merkezlerinin de hem sigara bırakma hem de sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasında önemli rol üstlendiğini ifade etti. Son 6 ayda 354 kişi sigarayı bıraktı Dumansız Türkiye kapsamında etkinliklerini sürdürdüklerini kaydeden Zeren, "Dünya genelinde ve ülkemizde sigara kullanma hem toplumu hem de bireysel sağlığı büyük oranda tehdit etmekte. Biz de bu amaçla sigarayı bırakma yönünde toplumu dumansız bir hava sahasına kavuşturma çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz. Bütün hastanelerimizde, ilçe sağlık müdürlüklerimizde ve sağlıklı hayat merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerimiz var. Bu polikliniklerde davranış tedavileri yanı sıra ücretsiz ilaç terapisi de verilmektedir. Bu yıl içerisinde yaklaşık 3 bin hastamız polikliniklerimizde müracaat etmiş. Bu konuda uzman kişilerden hem davranış hem de ilaç tedavisi almışlardır. İlaç tedavisi verilen 1.860 hastamız bulunmaktadır. Bu hastalarımızın da 354 tanesi sigaradan arınmış bir şekilde hayatına devam etmektedir. Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde sigara bırakma polikliniklerinin dışında KETEM dediğimiz kanser taramalarımız, psikolog desteğimiz, fizyoterapist desteğimiz, çocuk gelişimcisi, aynı zamanda diyetisyen bulunmakta. Bunların hepsinin gayesi toplumumuzu daha sağlıklı bir hale getirebilmek. Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz ilimiz genelinde şu an 4 tane ile hizmet vermekte. Ancak önümüzdeki haftalar içerisinde Yunusemre ilçemize bir tane açacağız. Yunusemre ilçemizde inşaatı devam eden bir tane daha var. Bu yıl sonuna kadar Salihli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki Sağlıklı Hayat Merkezi’mizi de toplumumuza kazandıracağız inşallah." dedi. "Manisa’da 353 işletmeye 10 milyon ceza" "Sağlık Bakanlığımızın da söylediği gibi sağlığın korunması ve geliştirilmesi açısından Sağlıklı Hayat Merkezlerimizi vatandaşlarımızın kullanması büyük bir önem arz etmekte." diyen Zeren, "Sigara bağımlılığıyla mücadele kapsamında denetimlerimizde tüm hızıyla sürmekte. 2025 yılı içerisinde toplam 53 bin denetim gerçekleştirildi ve bunların 10 bin 500 tanesi çapraz denetim. Çapraz denetimlerimiz bakanlığımızın yeni bir uygulaması ve diğer illerin bizim ilimizi denetlemesi. Aynı zamanda bizim ilimizde diğer illeri denetlemekte. 353 işletmeye yaklaşık 10 milyon lira civarında cezai işlem uygulanmıştır. Dumansız Türkiye ve Dumansız Hava Sahası için çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürmekteyiz." şeklinde konuştu. "Sigarayı bıraktım, daha özgürüm" "Poliklinikler sayesinde sigarayı bıraktığını açıklayan Aslıhan isimli bir vatandaş ise şunları söyledi: "43 yaşındayım ve 28 yıl boyunca sigaranın bağımlılığıyla mücadele ettim. Şehzadeler İlçe Sağlık Merkezi’nin kamu kurumlarıyla gerçekleştirdiği sigarayı bırakma eğitimlerine katılarak ben de sigarayı bırakmaya karar verdim. 1 Mayıs itibariyle müdürlüğümüze gelerek sigara bırakma polikliniği ile görüştüm ve bana ilaç temininde bulundular. Nasıl kullanmam gerektiği anlatıldı. Personelimiz çok güler yüzlü, çok ilgili. İlaçlara başladım ve 4. gün sigarayı bıraktım. Bıraktığım ilk gün fark ettiğim şu daha özgür bir alan. Çünkü sigara içerken gittiğiniz yerlerde işte sigara içilir mi? Yanında yeterince sigara var mı? Çakmağım var mı? Bunları düşünüyorsunuz. Sigarayı bıraktığınız zaman hepsinden kurtuluyorsunuz ve daha özgür daha sağlıklı bir yaşama kavuşuyorsunuz. Sigara içme isteği duyduğum zaman hobilerimle ilgilendim. Resim yaptım, kitap okudum, müzik dinledim, kalktım müzik dinlerken oynadım, yemek yaptım, balkona çıktım, gelen geçeni izledim. Bu istek, aşılamayacak bir istek değil zaten. Kendinizi ne kadar motive ederseniz o kadar kolay aşmanız mümkün. Sigarayı bırakmak konusunda bunu yarın yaparım diye bir şey yok. Gün bugün ve sağlıklı hayat merkezlerimizde çalışan personelimiz zaten size her konuda yardımcı oluyor. Ücretsiz olarak bu yardım gerçekleştiriliyor. Size ilaç ücretsiz olarak veriliyor ve hani her konuda desteği sağlıyorlar. O yüzden herkese sigarayı bırakmak için sağlıklı hayat merkezine bekliyoruz. Bu hizmetlerin bize ulaşmasını sağlayan sağlık bakanımız, il sağlık müdürümüz, emeği geçen bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sigarayı bıraktım. Daha özgürüm, daha güzelim ve daha temiz kokuyorum."