SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12 Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37 Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25 Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44 Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Almanya’da obezite cerrahisinde çalışan hemşire, eşinin ve kızının ameliyatını Türkiye’de yaptırdı
31 Temmuz 2025 Perşembe - 09:41 Almanya’da obezite cerrahisinde çalışan hemşire, eşinin ve kızının ameliyatını Türkiye’de yaptırdı Almanya’nın Fulda kentinde bir hastanenin obezite bölümünde hemşire olarak görev yapan Olga Mıttelsteın, eşinin ve kızının mide küçültme ameliyatlarını Türkiye’de yaptırma kararı alarak Elazığ Medilines Hastanesi’ni tercih etti. Son yıllarda dünya genelinde hızla artan obezite vakaları, bu alandaki cerrahi müdahalelere olan ilgiyi de beraberinde getiriyor. Özellikle Avrupa ülkelerinde sağlık sistemindeki yoğunluk, uzun bekleme listeleri, yüksek maliyetler ve prosedür engelleri nedeniyle birçok hasta farklı ülkelerdeki alternatifleri araştırıyor. Türkiye ise bu noktada hem sağlık altyapısı hem de alanında uzman doktorlarıyla öne çıkan ülkelerin başında geliyor. Obezite cerrahisinde sağlanan başarılı sonuçlar, hastalara sunulan birebir ilgi ve sürecin hızlı yönetilmesi, yurt dışından gelen hastalar için Türkiye’yi cazip hale getiriyor. Bu tercihlerin son örneklerinden biri de Almanya’nın Fulda kentinde yaşayan Olga Mıttelsteın oldu. Almanya’da bir hastanenin obezite bölümünde hemşire olarak görev yapan Mıttelsteın, eşi Wilherm ve kızı Ingrıd’ın tedavisi için Elazığ’ı tercih etti. Almanya’da görev yaptığı hastanede ameliyat öncesi süreçlerin uzunluğu ve sonucun belirsizliği nedeniyle bu kararı alan Olga, Almanya’da aynı hastanede çalıştığı bir meslektaşının yönlendirmesiyle İstanbul yerine Elazığ Medlines Hastanesine gelerek Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Fatih Erol’da eşinin ve kızının sağlıklı bir şekilde ameliyat olmalarını sağladı. "Eşim çok kötü durumdaydı, aşamalı olarak her şey çok yolunda gitti" Eşinin ve kızının ameliyatlarını Türkiye’de yaptırma kararı alan Olga Mıttelsen, "Ben Almanya’da bir hastanede obezite bölümünde çalışan bir hemşireyim. Orada bu mesleği yapan Sinan diye bir arkadaş vardı, Türkiye’den. Onunla görüştüm, ilk gördüğümde şişmandı. Sonradan gördüğümde neredeyse yarı yarıya küçülmüştü. Almanya’da obezite ameliyatını sordum. Olup olamayacağına dair net bir açıklamada bulunmadılar. Yarı ihtimal dediler, olabilir ya da olamaz. Olsa da çok uzun sürer. Ben de bu yüzden buraya gelmeye karar verdim. Eşim burada ameliyat oldu, doktorun söylediklerini harfiyen yerine getirdik. Eşim çok kötü durumdaydı, aşamalı olarak her şey çok yolunda gitti. Eşim 180 kilodan 120 kiloya geriledi. Artık merdiven çıkabiliyor, spor yapabiliyor, fitnese gidebiliyor ve çok rahat nefes alabiliyor. Bu yüzden kızımı da alıp buraya getirdim. Şimdi çok memnunum, inşallah bundan sonra da her şey yolunda gidecek. Burada kalmaktan çok memnunum, sadece doktorlar değil bütün yardımcı personeller de bize çok yardımcı oldular. Bunu gittiğim her yerde anlatacağım" dedi.
Yaz aylarında artan arı temaslarına karşı uzmanlardan uyarı
31 Temmuz 2025 Perşembe - 09:21 Yaz aylarında artan arı temaslarına karşı uzmanlardan uyarı Yaz aylarında artan arı temaslarına karşı uzmanlar, özellikle alerjisi olan bireylerin daha dikkatli olması gerektiği belirtildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Gündüz, arı sokmalarının bazı bireylerde hayati tehlike oluşturabileceğine dikkat çekerek "Nefes darlığı, hırıltı, tansiyon düşüklüğü, bayılma, göz kararması, vücutta yaygın kızarıklık, ciltte solukluk ve ishal gibi belirtiler, şiddetli alerjik reaksiyonlara işaret edebilir. Bu bulgular ortaya çıktığında hiç vakit kaybetmeden tıbbi yardım alınmalıdır" dedi. Arı zehrine karşı alerjisi bulunan bireylerin yanlarında mutlaka adrenalin oto-enjektörü (adrenalin pompası) taşımaları gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Gündüz, "Bu tür acil durumlarda ilaç, doğrudan kıyafet üzerinden kas içine uygulanabilir. Aynı zamanda 112 Acil Çağrı Merkezi’ne derhal ulaşmak, hayat kurtarıcıdır" diye konuştu. Arı sokmalarının genellikle hafif seyrettiğini kaydeden Gündüz, "Arı sokmaları genellikle hafif seyreder ve sokulan bölgede şişlik, kızarıklık, ısı artışı gibi belirtilerle kendini gösterir. Bu tür durumlarda şu önlemler önerilmektedir: Arının iğnesi, cımbız benzeri bir aletle dikkatlice ve hızlıca çıkarılmalı. Sokulan bölge sabunlu suyla yıkanarak temizlenmeli. Soğuk kompres (buz torbası) uygulanmalı. Kaşıntı için antihistaminik kremler, bulaş riskine karşı antibiyotikli pomatlar kullanılmalı. Isırılan bölgenin biraz yüksekte tutulması önemlidir. Hafif alerjik reaksiyon gösteren vakalarda bu bulgular genellikle 2-3 gün içinde kendiliğinden kaybolur. Ancak açık alanda çalışanlar ya da doğada vakit geçiren vatandaşların arı sokması riskine karşı bilinçli ve hazırlıklı olmaları hayati önemlidir" uyarısında bulundu.
Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde "Hareket Analiz Laboratuvarı" açıldı
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 17:31 Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde "Hareket Analiz Laboratuvarı" açıldı Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği bünyesinde kurulan ve Türkiye’de sayılı merkezler arasında yer alan ’Hareket Analizi Laboratuvarı’nın açılışı gerçekleştirildi. Analiz laboratuvarı sayesinde hastaların yürüme, denge ve kas aktivitesi gibi fonksiyonel hareketleri, yüksek teknoloji cihazlar ile objektif olarak analiz edilebilecek. Hareketin sayısal olarak değerlendirilmesi, tanımlanması ve yorumlanması anlamına gelen ’hareket analizi’ sayesinde hastaların normal ve normal dışı hareket mekanizmaları objektif bir şekilde değerlendirilebiliyor. Bu kayıtlar tanı koymaya, tedavi planlamasına, yeni tedavi biçimlerinin geliştirilmesine, halihazırda bulunan tedavi yöntemlerinin iyileştirilmesine, cerrahi gerekliliğe ve cerrahi sonrası iyileşme sürecini objektif takibine, farklı tedavi biçimlerinin karşılaştırılmasına ve eğitim verilmesine imkan sağlıyor. Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği bünyesinde kurulan Hareket Analizi Laboratuvarı da Türkiye’de sayılı merkezler arasında yer alıyor. Laboratuvarda özellikle ortopedik hastalıklarda (diz, kalça, ayak bileği problemleri, cerrahi öncesi ve sonrası değerlendirme, deformiteler) fonksiyonel durumu değerlendirerek hem tedavinin planlanmasında hem de takibinde altın standart ileri düzey teknolojiler kullanılarak bilimsel ve klinik analizler yapılacak. "Özellikle kalça, diz, ayak ve ayak bileği hastalıklarında bu merkez sayesinde doğru teşhis konulabiliyor" Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Engin Eceviz, laboratuvarın kapsamlı bir şekilde analiz edeceğini ve hem teşhis hem de tedavi süreçlerinde hastaya büyük bir kolaylık sağlayacağını dile getirdi. Özellikle kalça, diz, ayak ve ayak bileği hastalıklarında bu merkez sayesinde doğru teşhis konulabildiğini belirten Doç. Dr. Eceviz, şunları söyledi: "Merkezimiz Türkiye’de sayılı merkezlerden birisi. Burası bir hareket analizi laboratuvarı ve iki bölümden oluşuyor. Burada gördüğünüz cihaz ile ayak basınç ölçümleri yapılmakta. Diğer bölümde ise sabit konumda bulunan sekiz adet kamera, hasta üzerine yerleştirilen sensörlerden sürekli veri alarak hareketin nasıl gerçekleştiğini ölçmekte. Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı hareket şart; dolayısıyla biz de hastanın hareketlerinin ne kadar sağlıklı olduğunu objektif verilerle değerlendirmeye çalışıyoruz. Buradaki cihazlar sayesinde hastanın yürüyüşü, denge durumu ve kuvvet dağılımı gibi konularda detaylı analizler yapabiliyoruz. Bu sayede hareketin nasıl gerçekleştiğini derinlemesine anlayabiliyoruz. Sürekli veri akışı sayesinde hastanın hareketlerindeki tüm anormallikleri en ince detayına kadar tespit edebiliyoruz. Böylelikle, normal bir klinik gözlem sırasında fark edilemeyebilecek ayrıntılar da ortaya çıkıyor ve tedavi planlamasını buna göre şekillendirebiliyoruz. Tedavi öncesi ve sonrası iyileşme durumunu çok net bir şekilde sayısal verilerle elde ediyoruz. Eğer iyileşme sürecinde geri kalan bir bölge varsa, bu bölgeye özel olarak odaklanarak tedavinin daha düzenli ve etkili şekilde sürdürülmesini sağlıyoruz. Ayrıca, ameliyat öncesi ve sonrası iyileşme sürecini detaylı bir şekilde gözlemleyebiliyor; bu veriler üzerinden bilimsel çalışmalar planlayarak dünya bilimine katkı sunmayı hedefliyoruz. Özellikle kalça, diz, ayak ve ayak bileği hastalıklarında bu merkez sayesinde doğru teşhis konulabiliyor; böylece hastaya en uygun ve etkili tedavilerin uygulanması mümkün hale geliyor." Üç boyutlu yürüme analizi (Vicon Motion Capture), yüzeysel kas aktivitesi ölçümleri EMG (Noraxon Wireless EMG), basınç dağılım analizleri pedobarografi (Zebris FDM), yüksek çözünürlüklü video analizleri, hareket algılama ve farkındalık ölçümleri (Propriosepsiyon), kas kuvveti ölçümleri (CSMI cybex izokinetik sistem) gibi ileri düzey teknolojilerin bulunduğu Hareket Analiz Laboratuvarı açılış töreni ve tanıtımı, Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Recep Demirhan, Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Engin Eceviz ve beraberindeki sağlık personelince gerçekleştirilen kurdele kesimiyle yapıldı.
Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde "Hareket Analiz Laboratuvarı" açılışı gerçekleştirildi
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 17:06 Kartal Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde "Hareket Analiz Laboratuvarı" açılışı gerçekleştirildi Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniği bünyesinde kurulan ve Türkiye’de sayılı merkezler arasında yer alan ’Hareket Analizi Laboratuvarı’ açılışı gerçekleştirildi. Analiz laboratuvarı sayesinde hastaların yürüme, denge ve kas aktivitesi gibi fonksiyonel hareketleri, yüksek teknoloji cihazlar ile objektif olarak analiz edilebilecek. Hareketin sayısal olarak değerlendirilmesi, tanımlanması ve yorumlanması anlamına gelen ’Hareket analizi’ sayesinde; hastaların normal ve normal dışı hareket mekanizmaları objektif bir şekilde değerlendirilebiliyor. Bu kayıtlar tanı koymaya, tedavi planlamasına, yeni tedavi biçimlerinin geliştirilmesine, halihazırda bulunan tedavi yöntemlerinin iyileştirilmesine, cerrahi gerekliliğe ve cerrahi sonrası iyileşme sürecini objektif takibine, farklı tedavi biçimlerinin karşılaştırılmasına ve eğitim verilmesine imkan sağlıyor. Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniği bünyesinde kurulan Hareket Analizi Laboratuvarı bu noktada, Türkiye’de sayılı merkezler arasında yer alıyor. Laboratuvarda özellikle, ortopedik hastalıklarda (diz, kalça, ayak bileği problemleri, cerrahi öncesi ve sonrası değerlendirme, deformiteler) fonksiyonel durumu değerlendirerek hem tedavinin planlanmasında hem de takibinde altın standart ileri düzey teknolojiler kullanılarak bilimsel ve klinik analizler yapılacak. "Özellikle kalça, diz, ayak ve ayak bileği hastalıklarında bu merkez sayesinde doğru teşhis konulabiliyor" Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Engin Eceviz, laboratuvarın kapsamlı bir şekilde analiz edeceğini ve hem teşhis hem de tedavi süreçlerinde hastaya büyük bir kolaylık sağlayacağını dile getirdi. Özellikle kalça, diz, ayak ve ayak bileği hastalıklarında bu merkez sayesinde doğru teşhis konulabildiğini belirten Doç. Dr. Eceviz, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Merkezimiz Türkiye’de sayılı merkezlerden birisi. Burası bir hareket analizi laboratuvarı ve iki bölümden oluşuyor. Burada gördüğünüz cihaz ile ayak basınç ölçümleri yapılmakta. Diğer bölümde ise sabit konumda bulunan sekiz adet kamera, hasta üzerine yerleştirilen sensörlerden sürekli veri alarak hareketin nasıl gerçekleştiğini ölçmekte. Sağlıklı bir yaşam için sağlıklı hareket şart; dolayısıyla biz de hastanın hareketlerinin ne kadar sağlıklı olduğunu objektif verilerle değerlendirmeye çalışıyoruz. Buradaki cihazlar sayesinde hastanın yürüyüşü, denge durumu ve kuvvet dağılımı gibi konularda detaylı analizler yapabiliyoruz. Bu sayede hareketin nasıl gerçekleştiğini derinlemesine anlayabiliyoruz. Sürekli veri akışı sayesinde hastanın hareketlerindeki tüm anormallikleri en ince detayına kadar tespit edebiliyoruz. Böylelikle, normal bir klinik gözlem sırasında fark edilemeyebilecek ayrıntılar da ortaya çıkıyor ve tedavi planlamasını buna göre şekillendirebiliyoruz. Tedavi öncesi ve sonrası iyileşme durumunu çok net bir şekilde sayısal verilerle elde ediyoruz. Eğer iyileşme sürecinde geri kalan bir bölge varsa, bu bölgeye özel olarak odaklanarak tedavinin daha düzenli ve etkili şekilde sürdürülmesini sağlıyoruz. Ayrıca, ameliyat öncesi ve sonrası iyileşme sürecini detaylı bir şekilde gözlemleyebiliyor; bu veriler üzerinden bilimsel çalışmalar planlayarak dünya bilimine katkı sunmayı hedefliyoruz. Özellikle kalça, diz, ayak ve ayak bileği hastalıklarında bu merkez sayesinde doğru teşhis konulabiliyor; böylece hastaya en uygun ve etkili tedavilerin uygulanması mümkün hale geliyor." Bununla birlikte Hareket Analiz Laboratuvarı’nda "Üç Boyutlu Yürüme Analizi (Vicon Motion Capture)", "Yüzeysel Kas Aktivitesi Ölçümleri EMG (Noraxon Wireless EMG)", Basınç Dağılım Analizleri Pedobarografi (Zebris FDM), "Yüksek Çözünürlüklü Video Analizleri", Hareket Algılama ve Farkındalık Ölçümleri (Propriosepsiyon), "Kas Kuvveti Ölçümleri (CSMI Cybex İzokinetik Sistem)" gibi ileri düzey teknolojileri kullanılıyor. Hareket Analiz Laboratuvarı açılış töreni ve tanıtımı, Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Recep Demirhan, Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Engin Eceviz ve beraberindeki sağlık personelleri tarafından gerçekleştirilen kurdele kesimiyle birlikte yapıldı.
Yazın en sık yapılan beslenme hatalarına dikkat çekti
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 16:39 Yazın en sık yapılan beslenme hatalarına dikkat çekti Yaz tatilinde sağlıklı ve dengeli beslenmenin mümkün olduğunu belirten Acıbadem Bodrum Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Tuğçe Arabalı, yaz aylarında en sık yapılan beslenme hatalarının dışarıda yemek yeme sıklığının artması, sebze ve protein tüketiminin azalması ve gece geç saatlerde yüksek kalorili tatlıların tüketilmesi olduğunu söyledi. Arabalı, bu yanlış alışkanlıkların birkaç gün içinde halsizlik, sindirim sorunları ve kilo artışıyla sonuçlanabileceğini vurguladı. Plajda geçirilen uzun saatlerin öğün düzenini bozabileceğine dikkat çeken Arabalı, "Ancak planlama yaparak ve sağlıklı atıştırmalıklar hazırlayarak bu süreci hem keyifli hem sağlıklı geçirebiliriz" dedi. Kahvaltıda meyveyle birlikte yoğurt ya da tam tahıllı ekmekle hazırlanmış sandviç tüketmenin gün boyu enerji sağlayacağını belirten Arabalı, öğle yemeklerinde hafif sandviç ya da peynirli salataların, akşam yemeklerinde ise ızgara balık ve zeytinyağlı sebzelerin tercih edilmesini önerdi. "Mini soğutucu sizi fast food’dan korur" Arabalı, sıcak havalarda açıkta satılan sütlü tatlılar, dondurmalar ve mayonezli yiyeceklerin gıda zehirlenmesi riskini artırdığını, bunun yerine evden çıkarken soğuk yoğurt, meyve, sandviç dolu bir çanta hazırlamanın daha sağlıklı olacağını ifade etti. Haşlanmış yumurta, tam buğday ekmekle yapılmış sandviçler, ev yapımı yulaf barlar, şekersiz enerji topları, kuruyemiş, taze yaz meyveleri, salatalık, havuç ve küçük domates gibi atıştırmalıkların hem serinletici hem de besleyici olduğunu vurgulayan Arabalı, düzenli aralıklarla bu tarz yiyeceklerin tüketilmesinin kan şekerini dengede tuttuğunu söyledi. "Su tüketimini ihmal etmeyin" Terleme ve tuz kaybıyla birlikte yaz aylarında vücutta sıvı dengesinin kolayca bozulabileceğine dikkat çeken Arabalı, "Su, ayran, şekersiz buzlu çay ve nane-limonlu maden suyu sıcak günler için iyi alternatiflerdir. Güneş altında uzun süre kalmamalı ve her zaman yanınızda bir su şişesi taşımalısınız. Kısa yürüyüşlerde bile birkaç yudum su içmek gerekir" dedi. "Mutfaklı konaklamaları tercih edin" Yaz tatilinde tüm öğünlerde dışarıda yemek zorunda kalmamak için mutfaklı konaklama seçeneklerinin değerlendirilebileceğini belirten Arabalı, "Yemeklerinizi planlayın. Ne zaman ve nerede ne yiyeceğinize önceden karar vermek sürprizleri azaltır. Kızartmalardan uzak durun, kalamar, sigara böreği ve patates gibi yiyecekler yerine ızgara ve haşlama tercih edin" dedi. "Deniz kenarında ızgara balık ve salata en iyi tercih" Deniz kenarında yemek yiyenler için önerilerde bulunan Arabalı, ızgara balık ve salatanın en iyi seçeneklerden biri olduğunu belirterek, "Zeytinyağlı sebzeler -örneğin enginar, kabak, taze fasulye- ile yoğurtlu mezelerden cacık ve haydari, tam buğday ekmeğiyle dengelenmiş porsiyonlar, pilav yerine bulgur ya da salata tercih edebilirsiniz" dedi. Arabalı, uzak durulması gereken yiyecekleri ise şöyle sıraladı: "Her ne şekilde olursa olsun kızartmalar; gıda zehirlenmesine yol açabilen açıkta satılan dondurma ve sütlü tatlılar; vücudu susuz bırakan kavrulmuş çekirdek, tuzlu kuruyemiş ve işlenmiş etler ile su kaybını artıran şekerli ve alkollü içecekler."
Kars Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Şap hastalığı açıklaması
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:47 Kars Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Şap hastalığı açıklaması Kars Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden Şap hastalığıyla ilgili açıklama yapıldı. Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada, "Şap hastalığı, başta sığır, koyun ve keçi olmak üzere çift tırnaklı hayvanlarda görülen, son derece bulaşıcı viral bir hastalıktır. Etkeni olan Şap virüsü (FMDV), birbirinden farklı yedi (O, A, C, SAT-1, SAT-2, SAT-3 ve Asia-1.) serotipe sahiptir. İlimizde mera hayvancılığının yaygın olarak yapılması, hayvanların toplu bir şekilde otlatılmasını beraberinde getirmektedir. Bu durum, şap hastalığının hayvanlar arasında hızla yayılması açısından ciddi bir risk oluşturmaktadır" denildi. Açıklamada, "İlimizde yapılan ihbarlar üzerine, İl ve İlçe Tarım ve Orman Müdürlüklerimizce aynı gün mihrak bölgelerine intikal edilerek hasta hayvanlar yerinde muayene edilmiş, Şap hastalığı şüphesiyle hasta hayvanlardan alınan numuneler Şap Enstitüsü Müdürlüğü’ne ivedi bir şekilde gönderilmiştir. Daha sonra laboratuvar sonucunu beklemeksizin, hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla, Kars İli Hayvan Sağlık Zabıtası Komisyonu toplanarak, İlimiz genelindeki tüm hayvan pazarlarının kapatılması, Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların il içi ve il dışı tüm hareketlerinin durdurulması kararları alınmıştır. Şap Enstitüsü Müdürlüğünden gelen laboratuvar sonucuyla, hastalığın SAT-1 serotipi olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda, Bakanlıkla iletişime geçilerek SAT-1 serotipine yönelik şap aşısı talebinde bulunulmuş ve hızlı bir mücadele süreci İlimizde başlatılmıştır" ifadelerine yer verildi. Açıklamada özetle şu ifadelere yer verildi. "Ankara Şap Enstitüsü Müdürlüğü’nden temin edilen aşılar Kars İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüze ulaştırılmıştır. Hastalığın görülmediği ve bulaşma riski bulunan köylerden başlanmak üzere, koruyucu aşılama çalışmaları devreye alınmıştır. Hastalık mihrakları ve riskli bölgelerde, hastalığın görüldüğü ilk günden itibaren dezenfeksiyon çalışmaları mesai mevhumu gözetilmeksizin sürdürülmektedir. Yetiştiricilere yönelik bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları; mahalle, köy, mera ve yaylalar dâhil olmak üzere sahada aktif olarak yürütülmektedir. İlimizdeki özel veteriner klinikleri ve eczanelerde, ilaç ve biyolojik ürün denetimleri düzenli olarak yapılmakta olup, ilaç temini ve uygulamasında herhangi bir aksaklık bulunmamaktadır. Vatandaşlarımızın sağlıklı, güvenilir ve kaliteli gıdaya ulaşımını sağlamak amacıyla kasap ve et satış yerlerinin denetimleri aralıksız şekilde devam etmektedir. Özellikle son günlerde çeşitli mecralarda yer alan asılsız ve panik havası oluşturmaya yönelik haberlere itibar edilmemesi büyük önem taşımaktadır. Bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi ancak yetiştiricilerimizin sağduyulu yaklaşımı, İl Müdürlüğümüz ekipleriyle koordineli hareket etmesi ve sürece aktif katılımıyla mümkün olacaktır. Bu kapsamda gösterilecek iş birliği ve duyarlılık, yürütülen mücadelenin başarısını doğrudan etkileyecektir. Yetiştiricilerimizin alınan tedbirlere hassasiyetle uymaları ve ekiplerimizle koordineli şekilde hareket etmeleri önem arz etmektedir. Kars İl Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak, Bakanlığımızın talimatları doğrultusunda, İl ve İlçe Müdürlüklerimizle koordineli şekilde yürütülen bu çalışmalar neticesinde, şap hastalığının yayılımının önlenmesi ve hayvan sağlığının korunması yönünde önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Kars Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak profesyonel bir ekiple sürekli sahadayız, denetimlerimize devam ediyoruz. Hastalığın ortadan kalkması için tüm desteğimiz ile üreticilerimizin yanındayız."
Güneş çarpması çocuklarda ölümcül olabilir
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:47 Güneş çarpması çocuklarda ölümcül olabilir Yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte çocukların dışarıda geçirdiği süre de uzuyor. Özellikle küçük çocukların yüksek sıcaklıkta uzun süre güneşe maruz kalmasının ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğini belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Selami Ay, "Güneş çarpması basit bir sıcak çarpması değildir; zamanında müdahale edilmediğinde hayati risk taşır" dedi. Uzm. Dr. Selami Ay, güneş çarpmasının vücut ısısının 40 derecenin üzerine çıkmasıyla ortaya çıkan, vücudun ısı düzenleme mekanizmalarının bozulduğu ciddi bir tablo olduğunu söyledi. "Çocuklar, ter bezlerinin tam gelişmemesi, metabolizmalarının daha hızlı çalışması ve su kaybına karşı daha hassas olmaları nedeniyle güneş çarpmasına daha yatkındır" şeklinde konuştu. "Belirtiler hafife alınmamalı" Güneş çarpmasında görülebilecek belirtilerden bahseden Uzm. Dr. Ay, "Genellikle uzun süre güneşte kalma, sıcak ve nemli havalarda yoğun fiziksel aktivite ya da yetersiz sıvı alımı sonrası görülür. Halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayan tablo, ileri düzeyde bilinç bulanıklığı, nöbet, hızlı nabız, düşük tansiyon ve komaya kadar ilerleyebilir. Bu nedenle erken müdahale büyük önem taşır" dedi. Tanının genellikle klinik örneklerle konduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ay, "Rektal ateş ölçümünde 40 derecenin üzerindeki değerler, güneş maruziyeti öyküsü ve sistemik belirtiler tanıyı destekler. Gerekli durumlarda kan testleri ile böbrek, karaciğer fonksiyonları ve elektrolit dengesi değerlendirilir" açıklamasında bulundu. "Tedavi kadar korunmak da önemli" Hafif vakalarda iyileşmenin 1-2 gün içinde sağlanabildiğini, ancak orta-ağır vakalarda iyileşme süresinin 3 ila 7 günü bulabileceğini belirten Uzm. Dr. Ay, "İleri düzey güneş çarpması vakalarında karaciğer, böbrek ve sinir sistemi etkilenebilir. Bu nedenle tedavi sonrası çocukların en az 48 saat gözlem altında tutulması gerekir" diye konuştu. Tedavi kadar koruyucu önlemlerin de önemli olduğunun altını çizen Dr. Ay, "Çocuklar 10.00-16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkarılmamalı, açık renkli, ince, pamuklu giysiler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapka ve UV korumalı güneş gözlüğü kullanılmalı, bol sıvı tüketimi sağlanmalı, güneş koruyucu kremler (SPF 30 ve üzeri) dışarı çıkmadan 30 dakika önce sürülmeli ve 2-3 saatte bir yenilenmeli, küçük çocuklar kapalı araçta kesinlikle yalnız bırakılmamalı" bilgilerini verip, çocukları ve ebeveynleri uyardı. Özellikle 1 yaş altı bebekler, kronik hastalığı olan çocuklar, aşırı kilolu çocuklar ve sıvı alımı yetersiz bireylerin daha dikkatli izlenmesi gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Ay, "Çocukların yaz mevsiminde sağlıklı ve güvenli şekilde vakit geçirebilmesi, ancak ebeveynlerin bilinçli yaklaşımıyla mümkündür. Güneşin keyfini çıkarırken sağlığı riske atmamak hepimizin önceliği olmalıdır" ifadelerini kullandı.
Sağlık-Sen Başkanı Anmal, İdil İlçe Sağlık Müdürüne birinci basamak sağlık hizmeti sorunlarını iletti
30 Temmuz 2025 Çarşamba - 15:32 Sağlık-Sen Başkanı Anmal, İdil İlçe Sağlık Müdürüne birinci basamak sağlık hizmeti sorunlarını iletti Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, İdil İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Öktem ile makamında görüşüp birinci basamak sağlık hizmeti sorunlarını iletti. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, sendika yöneticileri ile birlikte İdil İlçe Sağlık Müdürü olarak göreve başlayan Dr. Mehmet Öktem ile biraraya gelip ilçenin birinci basamak sağlık altyapısı ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Köy sağlık evlerinin fiziki yetersizliği ve hizmet verimliliği ile Aile hekimleri ve sağlık çalışanlarından gelen talepleri İlçe Sağlık Müdürüne ilettiklerini belirten Anmal, İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Öktem’in aile hekimliğinden gelmesi ve bu konuda bilgi sahibi olduğu aile hekimleri ve sağlık çalışanları için büyük bir şans olduğuna inanıyoruz" dedi. İdil İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Öktem ise "görevimiz ve sorumluluğumuzda bulunan birinci basamak sağlık hizmetin güçlendirilmesi için ilgili kurum ve yetkili mercilerle görüşmektir. Bu anlamda da vatandaşlara verimli sağlık hizmeti vermeyi amaçlıyoruz. Sağlık taramaları programları ile hastalıkları erken teşhis etmeye özen göstererek vatandaşlarımızı kronik hastalıklardan korumayı ve sağlıklı bir yaşama vesile olmayı hedefliyoruz" dedi. Ökten, Sağlık-Sen yöneticileri ve sendika üyelerine yapmış olduğu ziyaretten dolayıda teşekkür etti. Görüşme sonunda Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal tarafından İdil İlçe Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Öktem’e plaket takdim edildikten sonra sendika üyeleri ile birlikte hatıra fotoğrafı çekildi.