SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12 Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37 Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25 Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44 Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Almanya’da hatalı uygulama sonucu çift spiralle yaşayan kadının laparoskopi sonrası başlayan şikayetlerine tanı konulamıyor
31 Temmuz 2025 Perşembe - 11:35 Almanya’da hatalı uygulama sonucu çift spiralle yaşayan kadının laparoskopi sonrası başlayan şikayetlerine tanı konulamıyor Almanya’da doğum kontrolü amacıyla spiral taktıran Şebnem Balin’in vücudunda fark edilmeden iki spiral birden kaldı. Hatalı uygulama laparoskopiyle düzeltildikten sonra uyuşma, nefes darlığı, his kaybı ve görme sorunları yaşamaya başlayan ve rahatsızlıklarına bir türlü tanı konulamayan Balin, şikayetlerine çare aramak için Türkiye’ye geldi. Yaklaşık 23 yıldır Almanya’nın Bielefeld şehrinde yaşayan Şebnem Balin, 4 yıl önce doğum kontrolü amacıyla spiral taktırdı. Eskiyen spiralin değiştirilmesi için 8 ay önce bir kez daha hastaneye başvuran Balin’e eski spiral çıkarılmadan ikinci spiral yerleştirildi. Balin, yaşadığı rahatsızlıklar üzerine tekrar hastaneye başvurdu. Yapılan laparoskopi ile vücudundaki iki spiral çıkarılan Balin, ardından uyuşma, nefes darlığı, his kaybı, kollarda şişme ve morarma olmak üzere çeşitli şikayetler yaşamaya başladı. Almanya’daki spiral operasyonlarının ardından yaşamaya başladığı şikayetlere çare aramak için Türkiye’ye gelen Balin, şikayetlerine tanı konulması için mücadele veriyor. "Laparoskopi olduğumdan bir sonraki gün benim omzuma bir sancı girdi, nefes alamadım" Hamileliği engellemek amacıyla 4 yıl önce spiral taktırdığını, değişim için ameliyata girdiğinde ise eski spiralin çıkartılmadan yenisinin takıldığını dile getiren Balin, "Bu yüzden vücudumda iki spiral birden oldu. Ben 5 hafta boyunca sürekli kadın rahatsızlığı yaşadım. Hep gidip geldim ama normal dediler, spiral gayet güzel dediler. Tam üç tane hastane gezdim, normal dediler. Dış gebelik geçiriyorum diye laparoskopi yaptılar. Sonuçta da iki spiralin olduğu ortaya çıktı. Laparoskopi olduğumdan bir sonraki gün benim omzuma bir sancı girdi, nefes alamadım. Hemşireye söyledik ama normal olduğunu söylediler. Ameliyattan sonra 4’üncü gün sağ ayağımda uyuşma ile gaita hissi geldi. Tuvalete gidiyorum ama bazen yapabiliyorum, bazen yapamıyorum. Bir hafta boyunca büyük idrarda kanama meydana geldi. Sonra hastaneye geri gittim ve hastane yönetimi bağırsağıma baktı ve emboli attığı görüldü. Doktorlar bunun normal olduğunu söylediler" dedi. Spiral ameliyatından sonra uyuşma, nefes darlığı, his kaybı, kollarda şişme ve morarma gibi şikayetler yaşamaya başladığını dile getiren Balin, "Ameliyat olduktan 3 hafta sonra apar topar Ankara’ya geldim. Burada da acile gidiyorum. Etlik Şehir Hastanesinde radyolojik görüntülerim de var. Kollarımda şişme ve morarma oluyor. Bütün testleri yaptılar. Kan testi, idrar testi normal çıktı. Daha önce İstanbul’da 5 gün hastanede yattım. Orada da kalp çarpıntılarım oldu, aniden nabzım 140’lara çıkıyor. Spirallerin çıkarılmasının ardından kanama problemim bitti ama uyuşmalar, tuvalet hissi kaybı, uyuşukluklar gibi belirtiler ortaya çıktı. Bunun yanı sıra konsantrasyon bozukluğu ve görme kaybı gibi sorunlar yaşamaya başladım. Dilimin yapısı bozuldu, dilim beyaz oluyor, dudaklarım tamamen bembeyaz oluyor. Her dakika su içmek zorunda kalıyorum" ifadelerini kullandı. Doktorların yönlendirmesiyle psikoloğa da gittiğini kaydeden Balin, sözlerine şöyle devam etti: "Psikoloğa da gittim, sizin psikolojik olarak her şeyiniz gayet yerinde, sadece belki düşünebilirsiniz dedi. Almanya’da çekilen görüntülemelerde herhangi bir rahatsızlığım olmadığını söylediler. Ama İstanbul’da bakılan aynı görüntüleme sonucunda rahim ile bağırsak arasında çok derinde ödem olduğunu ve ameliyatın riskli olacağını söylediler. İlaç verdiler ama ilaç da fayda vermedi."
Hamilelere yaz tatili uyarısı: Güneş, sıcak, hijyen ve seyahat planları dikkat gerektiriyor
31 Temmuz 2025 Perşembe - 10:57 Hamilelere yaz tatili uyarısı: Güneş, sıcak, hijyen ve seyahat planları dikkat gerektiriyor Yaz aylarında artan sıcaklıklar ve hareketli tatil planları, hamileler için bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, bu özel dönemde anne adaylarının hem kendilerini hem de bebeklerini korumak için dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gülbin Destici İşgören, yaz tatili planı yapan hamilelere yönelik önemli uyarılarda bulundu. Hamileliğin özen gerektiren bir süreç olduğunu hatırlatan İşgören, doğru önlemlerle tatilin güvenli ve keyifli bir şekilde geçebileceğini söyledi. Tatil planı öncesi doktor onayı şart Hamilelik döneminde yapılacak her tatil planının mutlaka doktor onayıyla yapılması gerektiğine dikkat çeken Opr. Dr. İşgören, "Her gebelik kendine özgüdür. Özellikle ilk üç ay ve doğuma yakın dönemlerde seyahat planı yapılmadan önce mutlaka hekime danışılmalıdır" dedi. Uçak yolculuğu için en uygun dönem 14-28. haftalar Uçak yolculuğunun hamilelikte dikkat edilmesi gereken konulardan biri olduğunu belirten Opr. Dr. İşgören gebeliğin 14 ila 28. haftaları arasında uçuşların daha güvenli olduğunu söyledi. "Bu dönemde uzun uçuşlarda bacakların hareket ettirilmesi, bol su içilmesi ve gerekiyorsa varis çorabı kullanılması öneriliyor. Ayrıca bazı hava yolu firmalarının hamile yolculardan sağlık raporu talep edebileceği unutulmamalı" ifadesinde bulundu. Güneş çarpmasına karşı önlem alınmalı Hamilelikte vücut ısısının artması nedeniyle güneş çarpması riskinin yükseldiğine dikkat çeken Opr. Dr. İşgören; "Özellikle öğle saatlerinde güneş altında kalınmaması, güneş gözlüğü ve en az 50 SPF içeren koruyucu kremlerin kullanılması gerekiyor" ifadelerini kullandı. Sıvı kaybına karşı su tüketimi artırılmalı Yaz aylarında artan terleme nedeniyle sıvı kaybının daha fazla yaşandığını vurgulayan İşgören; "Hamilelerin günde en az 3 litre su tüketmesi gerekiyor. Özellikle seyahat esnasında suya ulaşımın zor olabileceği düşünülerek yanlarında mutlaka içme suyu bulundurulmalı" dedi. Kıyafet seçimi hem konfor hem sağlık için önemli Hamilelikte uygun kıyafet seçiminin hem konforu hem sağlığı etkilediğini belirten İşgören; "Pamuklu, bol ve açık renkli giysilerin tercih edilmesi, sentetik kumaşlardan uzak durulması, ayak sağlığı için ise rahat sandalet ya da ortopedik terliklerin kullanılması gerekiyor" diye konuştu. Beslenmede hijyen ve dengeye dikkat edilmeli Tatil döneminde dışarıda yemek zorunda kalan hamilelerin gıda hijyenine daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. İşgören; "Güvenilir ve hijyenik restoranlar tercih edilmeli, çiğ et, iyi pişmemiş gıdalar ve pastörize edilmemiş süt ürünlerinden uzak durulmalıdır" dedi. Fiziksel aktiviteler ağır olmamalı Hamilelik döneminde vücudun daha fazla dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu açıklayan İşgören; "Tatil planlarının fazla yorucu olmaması gerekiyor. Uzun yürüyüşler, tempolu aktiviteler ya da sıcak havalarda yapılan gezilerin yerine daha sakin ve serin ortamlarda zaman geçirilmesini tavsiye ediyoruz" dedi. Havuz ve deniz tercihinde hijyen ön planda olmalı Yüzme aktivitelerinin yaz aylarında sık tercih edildiğini ancak hijyen açısından dikkatli olunması gerektiğini belirten Opr. Dr. İşgören; "Temizliği şüpheli havuzlardan uzak durulmalı, denize girilecekse suyun hijyeninden ve akıntı durumundan emin olunmalı. Ayrıca yüzme sonrası mutlaka duş alınmalı" ifadelerini kullandı. Konaklama tercihi sağlık açısından kritik Tatil süresince kalınacak yerin şartlarının doğrudan sağlıkla ilgili olduğuna dikkat çeken Opr. Dr. İşgören; "Konaklama yapılacak tesisin hijyen şartları, sağlık merkezlerine olan yakınlığı, klimalı ve asansörlü olması önemlidir. Bu, anne adayının konforunu ve güvenliğini artırır" dedi. Tıbbi belgeler her zaman ulaşılabilir olmalı Hamilelik döneminde yaşanabilecek acil durumlar için hazırlıklı olunması gerektiğini söyleyen Opr. Dr. İşgören; "Anne adaylarının hamileliğe dair tıbbi belgeleri, doktor iletişim bilgileri ve kullandıkları ilaçların listesini yanlarında bulundurmaları gerekiyor. Bu belgelerin kolay ulaşılabilir bir yerde tutulması, zaman kaybını önler" şeklinde konuştu. Hamilelik hastalık değil; bilinçli olunmalı Hamileliğin hastalık değil, özel bir dönem olduğunu ifade eden Opr. Dr. İşgören; "Dikkat ve özen ile alınacak önlemler sayesinde yaz tatili sağlıklı ve huzurlu bir şekilde geçirilebilir" dedi.
Denizli Tekden’de 2 ayda 6 kişi kalp kapağı onarımıyla sağlığına kavuştu
31 Temmuz 2025 Perşembe - 10:53 Denizli Tekden’de 2 ayda 6 kişi kalp kapağı onarımıyla sağlığına kavuştu Özel Denizli Tekden Hastanesinde 6 hasta sürekli ilaç kullanımından kurtaran kalp kapağı onarım ameliyatı yapıldı. Kalp kapağı onarım ameliyatlarını başarı ile gerçekleştiren Kalp ve Damar Cerrahisi Profesör Doktor Ali Vefa Özcan, "Bizler biraz daha mükemmele yakın tedavi yapmaya çalışarak kitaplarda olan tedaviyi hastalarımıza uygulamaya karar verdik" dedi. Hastaların daha konforlu ve sağlıklı hayat sürmeleri için protez kalp kapağı kullanmak yerine hastanın kendi kalp kapağını tamir eden ve iki ayda 6 hastaya sağlığına kavuşturan Özel Denizli Tekden Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Prof. Dr. Ali Vefa Özcan, kalp kapağı onarım ameliyatı ile ilgili verdiği bilgilerde, "Kalp kapak tamiratı kabul edilen bir tedavi yöntemidir. Son iki ayda da Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde bu ameliyatı hastalarımıza uygulama fırsatı bulduk. Hepsi de başarıyla sonuçlandı. Tüm hastalarımızda mitral yetmezlik vardı. Akciğer basınçları yüksekti ve daha çok nefes darlığı ve çarpıntı şikayetleri ön plandaydı. Konvansiyonel tedavi olarak kalp kapağının protez bir kapakla değiştirilmesi sıklıkla yapılan bir tedavi yöntemi. Bizler biraz daha mükemmele yakın tedavi yapmaya çalışarak kitaplarda olan tedaviyi hastalarımıza uygulamaya karar verdik. Protez kapak daha garanti bir ameliyat şekliyken kalp kapağının tamir edilmesi ise çok riskli bir ameliyattır. Eğer ameliyat sonrası tamir sonrası bir sorun olursa hasta psikolojik olarak etkilenerek daha da kötüye gidebilir. Bizler iki ayda 6 hastamıza kapak onarma ameliyatı yaparak güzel ve kaliteli bir hizmet sunarak mutluluğu paylaşıyoruz. Tedavi şeklinde bir adım daha atarak hastalarımıza normal konvansiyonel yöntemle iman tahtasını keserek, sternotomi dediğimiz yöntemle tedavi ettiğimiz hastalar da oldu. Sağ meme altından küçük kesi ile tedavi yaptığımız hastalar da oldu. Sağ meme altından kesi ile yapılan hastalar, "Ameliyat sonrası daha konforlu olduğunu söyleyebilirim." ifadelerini kullandı. "Kalp kapağının kireçlenme ve daralması durumları dışında saf yetmezliklerde onarım mümkün" Bazı istisna durumlar dışında kalp kapağı onarım ameliyatının mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Özcan, "Hastaların, ameliyat oldukları cerrahtan iyi bilgi almaları gerekiyor. Eğer kapakta kireçlenme ve daralma varsa bu kapakların tamir şansı zordur. Romatizmalı kalp kapaklarında genelde daralmalı yetmezlik olur. Bu tür kapaklarda en iyi yöntem protez kapak kullanmaktır. Ama saf yetmezliklerde tamir şansı yüksektir. Kalp kapağını tamir ettiğimiz zaman hasta anasından doğduğu kapakla yaşadığı için hem daha az kan sulandırıcı kullanacaktır ve dolayısıyla ameliyattan sonra günlük yaşamda çıkabilecek diğer organlar ile ilgili sorunlarda ameliyat olduğu kalp kapağı ona büyük bir engel olmayacaktır" şeklinde konuştu. "Başka hastaneler yanlış tedaviler önerdi" Kalp kapağı onarım ameliyat sonrası herhangi bir ilaç ve perhize bağlı yaşamamanın mutluluğunu yaşayan hasta Gonca Dura, "Ben İzmir’de yaşıyorum. İzmir’de gitmediğim doktor kalmadı. Farklı tedavi yöntemleri uygulanmak istendi. Mitral klips denilen tedavi yönteminden bahsettiler ve kapak denişimi olmadan bu işin çözüm olabileceğini söylediler. Yaptığım araştırmalar sonucunda mitral klips yönteminin benim için uygun olmadığını öğrendim ama yine de uzman bir görüş almak için yolumuz Özel Denizli Tekden Hastanesi Ali Vefa Hocamız ile kesişti. Hocamız bize mitral klips tedavisinin benim yaşım için uygun olmadığını, doğabilecek tüm sıkıntıları teker teker anlattı. Benim tedavimde kalp kapağı tamiri uygulanabileceğini anlattı. Ben en çok kan sulandırıcı ilaç kullanmaktan korkuyordum. Tamir olabilme ihtimali beni çok mutlu etti. Kendi kalp kapağım tamir olduğu için herhangi bir ilaç kullanmam gerekmiyor ve herhangi bir yeme içme sorunu yaşamıyorum. Kalp kapağında bir sorun olan hastaların öncelikli olarak Özel Denizli Tekden Hastanesi Ali Vefa Hocaya muayene olmalarını tavsiye ederim" diye konuştu. "Hocamızın deneyim ve bilgisi sayesinde gözü kapalı ameliyat oldum" 3 yıldır kalp kapağı hastası olduğunu ve gittiği diğer hiçbir hastanede kalp kapağı onarım ameliyatı hakkında bilgi verilmediğini ifade eden hasta Kudret Balaban, "Ben 3 yıldır ciddi kalp kapağı hastasıyım. Bu süreçte farklı farklı doktorlara, hastanelere gittim. Her doktorun söylediği, kalp kapağının değişmesiydi. Kalp kapağının tamiratı konusunda bizlere bir bilgi veren olmadı. Son olarak Ali Vefa Hocamızla yollarımız kesişti. Bu süreçte hem bilgisi hem de deneyimi ile kalp kapağını tamir edebileceğini söylemesi bende ayrı bir mutluluk oluşturdu. Gözüm kapalı şekilde gönül rahatlığı ile ameliyata girdim. Ali Vefa Hocam sayesinde sağlığıma kavuştum. Bu tür hastalığı olan kişilerin gönül rahatlığı ile Özel Denizli Tekden Hastanesi’ne gelerek Ali Vefa Hocamıza muayene olmalarını tavsiye ediyorum" dedi.
Küçükçekmece Belediyesi personeline ‘Sağlıklı Hayat’ eğitimi
31 Temmuz 2025 Perşembe - 10:45 Küçükçekmece Belediyesi personeline ‘Sağlıklı Hayat’ eğitimi Küçükçekmece Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü, personele yönelik ‘Sağlıklı Hayat’ konulu eğitim düzenledi. Seminerde güneş ışınlarının cilt kanseri için risk faktörü olduğunu belirten Doktor Ebru Aldal Gerboğa, ‘’Cilt kanseri riskini azaltmak için mümkünse saat 12.00 ile 16.00 arasında dışarı çıkılmamalı, çıkmak zorunda olanlar ise şapka ve uzun kollu kıyafetler gibi fiziksel koruyucu ekipmanlar ile güneş koruyucu kullanılmalı’’ dedi. Küçükçekmece Belediyesi İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü, personele yönelik ‘Sağlıklı Hayat’ konulu eğitim düzenledi. Eğitimde Doktor Ebru Aldal Gerboğa ve Doktor Büşra Özkan, ilçedeki koruyucu sağlık hizmetleri merkezleri ile ilgili bilgi verdi.Psikolog Ebru Aşılı ise, ruh sağlığı, teknoloji bağımlılığı, bağımlılıkla mücadele ve iletişim becerileri gibi konularda personeli bilgilendirerek, yardım alabilecekleri merkezler hakkında personeli bilgilendirdi. "Vatandaşların sağlık alanında bilgi sahibi olmasını hedefliyoruz" Sağlıklı Hayat Akademisi eğitimlerini daha fazla kişiye ulaştırabilmek amacıyla eğitimler düzenlediklerini belirten Doktor Ebru Aldal Gerboğa, ‘’Eğitimde Sağlıklı Hayat Merkezlerini duyuruyor ve vatandaşların sağlık alanında temel bilgi sahibi olmasını hedefliyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde; fizyoterapist, diyetisyen, psikolog ve çocuk gelişim uzmanları vatandaşlara hizmet veriyor. Ayrıca ücretsiz kanser taraması yapılıyor. Küçükçekmece’de Soğuksu, Kemalpaşa ve Atakent’te Sağlıklı Hayat Merkezleri bulunuyor. Vatandaşlar telefonla ya da direkt başvurarak merkezlerden randevu alabilirler’’ dedi. Psikolog Ebru Aşılı ise günümüzün en önemli sorunlarından biri olan teknoloji bağımlılığı konusunda, ‘’Teknoloji bağımlılığında çeşitli tedavi yöntemleri mevcut. Tıbbi tedavi, psikolojik destek, aile desteği ve sosyal destek kanalları var. Ergenlik çağındakiler ve üniversite öğrencileri teknoloji bağımlılığı en çok görülen yaş grubu. Bu eğitimlerde de teknoloji bağımlılığı konusunda ebeveynleri bilgilendirmeye, farkındalık kazandırmaya çalışıyoruz’’ diye konuştu.
Sıcak çarpması hayati risk taşıyabilir
31 Temmuz 2025 Perşembe - 10:42 Sıcak çarpması hayati risk taşıyabilir Sıcak çarpmasının, vücut ısısının hızla 40 derece ve üzerine çıkması ile ortaya çıkan, hayati tehlike barındıran klinik bir tablo olduğunu vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Murat Kemahlı, "Normal şartlarda vücut sıcaklığımız terleme ve susama gibi mekanizmalarla dengede tutulur. Ancak yüksek sıcaklık ve nem şartlarında bu sistemler yeterli olmazsa, vücut ısısı hızla yükselir. Bu durum, beyin başta olmak üzere hayati organlara zarar verebilir" dedi. Yaz mevsiminin etkisini yoğun şekilde hissettirdiği son günlerde, en çok sıcak çarpması önemli bir sağlık sorunu olarak öne çıkabiliyor. Özellikle 65 yaş üzeri bireyler, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve açık alanda çalışanlar için sıcak havaların ciddi sağlık riski oluşturuyor. Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Murat Kemahlı, sıcak çarpması konusunda uyarıda bulundu. Uzm. Dr. Kemahlı, sıcak çarpmasının belirtilerini ani yüksek ateş, kuru ve sıcak cilt, bilinç bulanıklığı, baş ağrısı, halüsinasyon, kalp atışlarında hızlanma ve bulantı-kusma olarak sıralarken, riskli grupları ise 5 yaş altı çocuklar ve 65 yaş üzeri bireyler, kalp, tansiyon, diyabet ve böbrek hastalığı olanlar, hamileler, aşırı kilolu bireyler, güneş altında çalışanlar, yalnız yaşayan yaşlı bireyler ve özel hastalar diye sıraladı. İlk müdahale hayat kurtarabilir Sıcak çarpmasına maruz kalan bir kişiye yapılması gereken ilk müdahaleleri sıralayan Uzm. Dr. Kemahlı, "Kişi hemen gölge ve serin bir ortama alınmalı, giysileri gevşetilmeli, boyun ve koltuk altına soğuk bez uygulanmalı, şuuru açıksa su içmesi sağlanmalıdır. Ancak durum ciddiyse hiç vakit kaybetmeden 112 acil sağlık hizmetlerinden yardım alınmalıdır" diye konuştu. Sıcaklardan korunmak için 8 önemli tavsiye Uzm. Dr. Murat Kemahlı, sıcak havalarda korunmak için 11.00 ile 16.00 saatleri arasında dışarı çıkmaktan kaçının, ince, bol ve açık renkli giysiler tercih edin, güneş gözlüğü kullanın, yeterli miktarda su tüketin, ağır egzersizlerden kaçının, serin ve gölgeli ortamlarda bulunun, risk grubundaki kişileri yalnız bırakmayın, beslenmede yağlı ve ağır gıdalardan kaçının, şekerli içecek yerine su ve doğal maden suyu tercih edin önerilerinde bulundu.
Karpuzu sağlıklı tüketmenin en pratik yolları
31 Temmuz 2025 Perşembe - 10:23 Karpuzu sağlıklı tüketmenin en pratik yolları Yaz aylarının vazgeçilmezi karpuzu nasıl sağlıklı tüketebileceğimize dikkat çeken Diyetisyen Pınar Doğan, "Karpuzu dilimlenmiş olarak yemek, en yaygın tüketim şeklidir. Özellikle yaz aylarında serinletici bir atıştırmalık olarak tercih edilir. Taze karpuz dilimlerinin yanında karpuz salatası da oldukça popülerdir. Beyaz peynir ve zeytinyağı ile hazırlanan bu salata, hem hafif hem de sağlıklı bir seçenektir" dedi. Medical Park Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Diyetisyen Pınar Doğan, karpuzun faydaları hakkında açıklamalarda bulundu. Karpuzda bulunan besin değerlerinden bahseden Doğan, "Karpuz, magnezyum, potasyum, A ve C vitaminleri de dâhil olmak üzere çeşitli besin maddeleri barındıran bir meyvedir. Aynı zamanda en çok su içeren ve kalorisi düşük besinler arasında yer alır. Karpuz, A vitamini sayesinde göz ve cilt sağlığını destekler, kan basıncını dengeler. Özellikle içerisinde yer alan karotenoidler damarların sertleşmesi, kan pıhtıları, felç ve kalp krizi riskini azaltarak kalp sağlığını korur" diye konuştu. "Karpuz tüketimi kas ağrılarını azaltır" Karpuzun faydalarına değinen Doğan, "Günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 16’sını karşılar. Dehidrasyonu ve damar sertleşmesini önler. Oksitatif stresi azaltarak kalbi korur. Sindirimi düzenleyip, kabızlığı ve hazımsızlığa iyi gelir. Kan basıncını düzenlemeye ve tansiyonu kontrol altına almaya yardım eder. Diyabet, obezite ve kanser gibi kronik hastalıkların riskini azaltır. Vücutta yağ birikimini engeller. Saç hücrelerini destekler. İçerdiği kolin sayesinde hafızayı güçlendirir. Karpuz tüketimi kas ağrılarını azaltır. Diüretiktir, doğal bir idrar söktürücüdür. Güçlü bir antioksidan olan likopen içerir. Kolajen üretimini artırır, cildi nemlendirir" şeklinde konuştu. "Susuzluğu giderebilir" Yüzde 92’si su olan karpuzun tüketildiği zaman susuzluğu giderebileceğini dile getiren Dyt. Doğan, "Su sağladığından vücut direncinin korunmasını sağlayarak bağışıklık sistemini destekler. Karpuz, su oranı çok yüksek bir meyve olduğundan diüretik özelliği bulunur, yani sık sık idrara çıkarır. Bu yüzden ödem problemi yaşayanlar için yaz aylarında ilaç gibi bir besindir. Yüksek su oranı sayesinde vücudu nemli tutmasını sağlar. Su ve elektrolit dengesini destekleyen yapısı, sıcak havalarda sıvı kaybını önler ve vücudu ferahlatır" dedi. En sağlıklı şekilde karpuzun nasıl tüketilmesi gerektiğinden bahseden Dyt. Doğan, "Karpuz, taze ve ferahlatıcı tadıyla farklı şekillerde tüketilebilen bir meyvedir. Dilimlenmiş olarak yemek, en yaygın tüketim şeklidir ve özellikle yaz aylarında serinletici bir atıştırmalık olarak tercih edilir. Taze karpuz dilimlerinin yanında karpuz salatası da oldukça popülerdir. Beyaz peynir ve zeytinyağı ile hazırlanan bu salata, hem hafif hem de sağlıklı bir seçenektir. Evde hazırlanan karpuz püresiyle yapılan dondurma ise tatlı ihtiyacını sağlıklı bir şekilde karşılayabilir. Spordan hemen sonra karpuz ve karpuz suyu tüketilmesi kas ağrısını azaltmaya yardımcı olur, kasları güçlendirir, egzersiz sonrası toparlanma sürecini hızlandırır. Hızlı kas toparlanması için spordan hemen sonra 1 bardak karpuz suyu içilebilir" açıklamasında bulundu. "Karpuz çekirdeği kan basıncına iyi gelebilir" Karpuzu çekirdeği ile tüketmenin de faydalı olabileceğine dikkat çeken Dyt. Doğan, "Karpuz çekirdeği, içinde bulunan ‘cucurbocitrin’ adlı madde ile kan basıncını düşürmek ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesi gibi birçok fayda sağlar. Her gün 1 avuç karpuz çekirdeği tüketmek yeterlidir. Çekirdeği çiğnemek veya doğrudan yutmak fark etmez. Çiğ olarak tadını sevmeyenler fırında kavurarak da tüketebilir. Karpuz çekirdeğinin tüketirken miktarın aşırıya kaçılmadan tüketilmesi gerekir, bu yüzden özellikle diyabet hastalarının dikkatli tüketmesi önerilir. "Hamilelik sürecinde karpuz kabuğu tüketmek mide yanmasına iyi gelir" Karpuz kabuğunun içerisinde yer alan lif içeriğinin bağırsak sistemine katkı sağlayabildiğini söyleyen Dyt. Doğan, "Aynı zamanda karpuz kabuğunun içinde lif bulunması kişilere uzun süre tokluk hissi de sağlar. Karpuz kabuğunda yer alan vitamin ve mineraller uyku rutinini düzene sokarak geceleri huzurlu bir uyku deneyimi yaşamanızı sağlar. Özellikle kalp ve damar sağlığını korumada etkili bir aminoasit olan sitrülin içerir. Sitrülin, kan basıncını ve LDL kolesterolü düşürmeye yardımcı olabilir. Karpuz kabuğunun hamile kadınlar için de faydaları mevcuttur. Hamilelik süreci boyunca karpuz kabuğu tüketmek özellikle bu dönemde yaşanan mide yanması probleminin önüne geçer. Karpuz kabuğu özellikle erkeklerde görülen prostat kanserini önlemeye yardım eder" dedi. "Karpuz tüketimi günde 300 gramla sınırlandırılmalıdır" Karpuzun günlük tüketiminin ne kadar olması gerektiğinden bahseden Dyt. Doğan, "Karpuz tüketimi günde 2 porsiyon (300 gram) ile sınırlandırılmaya çalışılmalıdır. Fazlası karın ağrısına, şişkinliğe, gaza, kan şekeri düzeylerinde ani artışa, nadir durumlarda cildin turuncu renk almasına ve kilo artışına neden olabilir. Karpuz ana öğün yerine ara öğünlerde tüketilmelidir" ifadelerini kullandı. "Diyabet hastaları dengeli tercih etmelidir" Diyabet hastalarının karpuzu dikkatli tüketmelerini öneren Dyt. Doğan, "Diyabet hastalarının, şeker oranı ve glisemik indeksi yüksek bir meyve olan karpuzu tüketirken dikkatli olmaları önerilmektedir. Gebelik diyabeti olan kadınlar ise şeker oranı ve glisemik indeksi yüksek olan karpuzu büyük porsiyonlar halinde tüketmekten kaçınmalıdır" dedi. "Fazla tüketilmemeli" Aşırı karpuz tüketiminin farklı sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dyt. Doğan, "Karpuzun aşırı tüketimi kan şekeri seviyelerinin hızlıca yükselmesine neden olabileceğinden diyabet hastalarının çok dikkatli olması gereklidir. Aşırı miktarda karpuz tüketimi likopenemi adı verilen geçici bir cilt rahatsızlığına yol açabilir. Karpuz tam bir potasyum deposudur ancak fazla alımı bazı kişilerde kalp fonksiyonlarını etkileyebilir, düzensiz kalp atışı veya zayıf nabız gibi sorunlara yol açabilir. Karpuz, yüksek su içeriği nedeniyle nemlendiricidir, ancak elektrolitleri (sodyum, potasyum ve magnezyum gibi) dengelemeden aşırı miktarda tüketilmesi potansiyel olarak elektrolit dengesizliklerine yol açabilir. Karpuz potasyum açısından oldukça zengin bir meyve olduğu için, aşırı tüketimi kronik böbrek hastalığı ve böbrek yetmezliği olan bireylerde sorun oluşturabilir" dedi.
Sıcak havalarda enerjik kalmanın sırrı: Su
31 Temmuz 2025 Perşembe - 10:18 Sıcak havalarda enerjik kalmanın sırrı: Su Diyetisyen Kader Ergün, yaz aylarında artan su kaybının halsizlik ve baş ağrısı gibi sorunlara yol açabileceğini belirterek, "Enerjinizi yüksek tutmak istiyorsanız su tüketimini ihmal etmeyin" dedi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Beslenme ve Diyet Kliniğinden Diyetisyen Kader Ergün, sıcak havalarda vücudun su ihtiyacının arttığını ifade ederek, "Yeterli su içmemek; halsizlik, baş ağrısı ve enerjide düşüşe neden olabilir. Bu nedenle yaz aylarında su tüketimi daha da önem kazanır" açıklamasında bulundu. "Günde en az 8-10 bardak su için" Sağlıklı bir yaşam için günde en az 8-10 bardak su içilmesi gerektiğini vurgulayan Ergün, "Dışarıda zaman geçirme süresi arttıkça bu miktar da artırılmalı. Su tüketimini gün içine yaymak, vücudun ihtiyaç duyduğu sıvıyı daha verimli karşılamayı sağlar" diye konuştu. "Suyu aromalandırmak içmeyi kolaylaştırır" Su içme alışkanlığını artırmanın yollarına da değinen Ergün, "Suya limon, nane veya salatalık gibi doğal aromalar ekleyerek hem lezzet katabilir hem de su tüketimini daha keyifli hale getirebilirsiniz" dedi. "Yaz meyveleri su ihtiyacını destekler" Su oranı yüksek besinlerin de günlük sıvı alımına katkı sağladığını dile getiren Ergün, "Karpuz, salatalık ve çilek gibi yaz meyve ve sebzeleri, vücudun su ihtiyacını karşılamak açısından oldukça faydalıdır" ifadelerini kullandı. "Sağlığınızı ihmal etmeyin" Yeterli su tüketiminin enerjiyi yükseltmesinin yanı sıra genel sağlığın korunmasına da yardımcı olduğunu vurgulayan Diyetisyen Kader Ergün, "Unutmayın, sağlığınız her şeyden önemli. Su içmeyi alışkanlık haline getirin" çağrısında bulundu.
Prof. Dr. Mehmet Duru: "Yaz mevsiminde artan mide-bağırsak enfeksiyonlarına karşı dikkat"
31 Temmuz 2025 Perşembe - 09:50 Prof. Dr. Mehmet Duru: "Yaz mevsiminde artan mide-bağırsak enfeksiyonlarına karşı dikkat" Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Servis Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, yaz mevsiminin getirdiği risklere karşı vatandaşları uyardı. Prof. Dr. Duru, "Son günlerde acil servisimize başvuran hastaların önemli bir kısmı ani başlayan mide ve bağırsak şikayetleriyle geliyor. Bu vakaların çoğu viral enfeksiyon kaynaklı. Özellikle çocuklar ve yaşlılar bu durumdan daha fazla etkileniyor" dedi. Hijyen ve gıda güvenliğine dikkat Yaz sıcaklarının etkisiyle gıda kaynaklı enfeksiyonlarda artış gözlemlendiğini belirten Prof. Dr. Duru, "Açıkta satılan yiyecekler, yeterince soğukta muhafaza edilmeyen sütlü tatlılar ve güvenilir olmayan içme suları enfeksiyon riskini ciddi ölçüde artırıyor. Özellikle çocuklar ve ileri yaş grubundaki bireyler bu tür enfeksiyonlara karşı daha savunmasız. Bu yüzden ilk belirtiler ortaya çıktığında vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmak büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. Sıvı kaybı hayati risk oluşturabilir Mide ve bağırsak enfeksiyonlarında en büyük tehlikenin vücudun hızla sıvı kaybetmesi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Duru, evde basit önlemlerle sürecin yönetilebileceğini, ancak belirtilerin devam etmesi veya şiddetlenmesi durumunda mutlaka profesyonel yardım alınması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Duru, "Yaz aylarında hijyene dikkat etmek, gıdaların saklamalarına özen göstermek ve dışarıdan alınan içeceklerin güvenilirliğini sorgulamak çok önemli. Basit görünen bir ishal bile müdahale edilmediğinde ciddi sonuçlara neden olabilir. Bu nedenle belirtileri geciktirmeden değerlendirmek gerekiyor" diye konuştu.
Doç. Dr. Demir: "Bir sıcaklık tuzağına düşebilirsiniz"
31 Temmuz 2025 Perşembe - 09:43 Doç. Dr. Demir: "Bir sıcaklık tuzağına düşebilirsiniz" DÜZCE(İHA) – Doç. Dr. Mehmet Cihat Demir, yaz sıcağında proteinli ve yağlı yiyeceklerden kaçınılması gerektiği sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Cihat Demir, yaz aylarında sıcaklıkların artmasıyla birlikte güneş çarpması riskinin de artış gösterdiğini belirterek, yaz sıcaklarından korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Sıcaklığın sadece havayı değil, vücudu da ağır ağır yakabildiğini ifade eden Demir, "Gölgeler kısalırken ve asfaltın üzerinden dalgalar yükselirken, farkında olmadan bir sıcaklık tuzağına düşebilirsiniz. Yaz aylarının getirdiği neşe ve canlılık, bazen fark edilmeyen bir tehdit olan güneş çarpmasını beraberinde taşır. Tıbbi adıyla sıcak çarpması, vücudun ısıyı düzenleyememesi sonucu gelişen, merkezi sinir sistemini etkileyen ve hızlı müdahale edilmediğinde ölümcül olabilen bir klinik tablodur. Isı regülasyonunun bozulduğu bu durumda, vücut sıcaklığı 40C’nin üzerine çıkar ve hücresel düzeyde zarar başlar" şeklinde konuştu. "Beyin ödemi, organ yetmezlikleri ve dolaşım bozuklukları görülebilir" Vücut sıcaklığının normalde terleme yoluyla dengelendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Demir, "Ancak ortam sıcaklığı çok yüksekse ya da nem oranı terlemeyi zorlaştırıyorsa bu sistem çöker. Vücut, özellikle hipotalamus aracılığıyla ısıyı kontrol eder. Ancak bu mekanizma yetersiz kaldığında, sıcak çarpması gelişir. Beyin ödemi, organ yetmezlikleri ve dolaşım bozuklukları görülebilir. Bu hastalar yakın izlem gerektirir; hiponatremi, rabdomiyoliz, koagülopati, akut böbrek yetmezliği gibi komplikasyonlar açısından dikkatli olunmalıdır. Yaşlı ve çocuklar, kalp hastalığı, diyabet gibi kronik rahatsızlığı olanlar, dış ortamda çalışanlar (tarım, inşaat, güvenlik vs.), spor yapanlar, özellikle uzun mesafe koşucuları, alkol, amfetamin ve türevleri, diüretikler ve bazı antipsikotik/antidepresan ilaç kullananlar için sıcak havalar risk teşkil etmektedir" dedi. Sıcak çarpması belirtileri Sıcak çarpması belirtilerini yüksek ateş (40C ve üzeri), terleme durması, kuru, sıcak ve kırmızı cilt, baş ağrısı, baş dönmesi, mide bulantısı, kas krampları, bilinç değişiklikleri, bayılma, nöbet geçirme olarak sıralayan Demir, bu belirtilerle karşılaşılması durumunda yapılması gerekenleri şu şekilde sıraladı: "Kişi hemen gölge veya serin bir yere alınmalıdır. Sıkı kıyafetler çıkarılmalı, vücut soğutulmalıdır. Islak bez, soğuk duş ya da vantilatörle serinletme yapılmalıdır. Bilinci açık olan kişiye yavaş yavaş su içirilmelidir. Derhal 112 Acil Çağrı Merkezinden yardım çağrılmalıdır. Sıcak çarpmasından kaçınmak için güneşe öğle saatlerinde doğrudan maruz kalmaktan (10.00-16.00), ağır egzersizleri sıcak saatlerde yapmaktan, koyu renkli ve sentetik giysilerden, alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durulması gereklidir." Korunmak için neler yapabiliriz? Sıcak çarpmasından korunmak için önerilerde bulunan Demir, "UV korumalı güneş gözlüğü kullanın. Bol, açık renkli ve pamuklu giysiler tercih edin. Bol sıvı tüketin; özellikle su ve maden suyu önerilir. Sık sık duş alın veya serinletici spreyler kullanın. Günde en az 2-2,5 litre su içmeyi hedefleyin. Kapalı alanlarda serinlik sağlayan vantilatör veya klima kullanın. Gereksiz dışarı çıkışları, özellikle öğle saatlerinde, sınırlandırın. Araç içinde kesinlikle çocuk, yaşlı veya evcil hayvan bırakmayın. Yaz sıcağında proteinli ve yağlı yiyeceklerden kaçının; sebze ve meyve ağırlıklı beslenmeye dikkat edin" şeklinde konuştu. Yangınlar ve aşırı sıcaklara dair uyarı "Ateşin rengi kırmızıysa, tehlikenin dili siyahtır" diyen Doç. Dr. Demir, "Yaz aylarının artan sıcaklıklarıyla birlikte sadece sağlık değil, doğa da tehdit altında. Özellikle orman yangınları, insan hataları ve ihmallerle birleştiğinde telafisi zor kayıplara yol açabilmektedir. Bu nedenle; ormanlık alanlara girmemeye özen gösterin. Piknik veya kamp sırasında kesinlikle ateş yakmayın. Cam ve şişe gibi güneş ışığını yoğunlaştırabilecek maddeleri doğaya bırakmayın. Yangın ihbarlarını vakit kaybetmeden 112’ye yapın. Yangın bölgelerine yaklaşmayın, merakla izlemeye gitmeyin. Duman solunması da sıcak çarpması kadar tehlikelidir. Özellikle KOAH, astım gibi solunum hastalığı olanlar serin ve kapalı yerlerde kalmalıdır. Evcil hayvanlarınızı ve yaşlı bireyleri sıcak saatlerde dışarı çıkarmaktan kaçının. Unutmayalım: Ateşi önlemek, söndürmeye çalışmaktan çok daha kolay ve değerlidir. Unutmayalım, sıcak çarpması sadece bireysel bir sağlık sorunu değil, toplumsal bir farkındalık konusudur. Yaz aylarını sağlıklı geçirmek ve sevdiklerimizi korumak için bu önlemleri göz ardı etmeyelim" şeklinde açıklamasını tamamladı.