Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Yardım derneğine 72 milyon liralık vurgun operasyonu: 21 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
Plan-S ve Türk Telekom’dan uydu tabanlı mobil haberleşme ağları için stratejik Ar-Ge iş birliği
Bakan Gürlek, Çağla Tuğaltay’ın ailesiyle bir araya geldi
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:15
Uzmanından uyarı: "Safra kesesi taşı olan herkes ameliyat olmak zorunda değil"
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:29
Dumansız Çanakkale için ekipler sahada
Çanakkale’de tütün kullanımını bırakmak isteyen vatandaşlara Sağlık Bakanlığının sağlamış olduğu destekleri anlatmak ve dumansız hava sahası denetimlerini gerçekleştirmek için İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri denetimlerine devam ediyor. Türkiye’de tütünle mücadelenin 16’ncı yılında "Sağlıklı Yaş Almak, Sağlıkla Yaşlanmak için Dumansız Türkiye" sloganı ile çalışmalar devam ediyor. Dünyada 1,3 milyar kişi tütün ürünü kullanırken, küresel bir salgın olan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Pasif içicilikten ise dünyada her yıl yaklaşık 1 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Tütün bağımlılığı toplumun tamamına sağlık, sosyal ve ekonomik zararlar veriyor. Bu yüzden vatandaşları bilinçlendirmek için Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle sahada hem tütün ürünlerini bırakmak isteyenlere yönelik bilgilendirme yapıyorlar, hem de dumansız hava sahalarının kontrollerini sağlıyor. Denetimleri alanda yakından takip eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var" şeklinde konuştu. Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor Türkiye’de yürütülen tütünle mücadelenin 16 yıldır sürdüğünü ifade eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Tütünle mücadelede 16’ncı yıl. Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor. Sağlık Bakanlığımızın İç İşleri Bakanlığımızla beraber ortaklaşa yürüttüğü dumansız Türkiye, kapalı alanlarda sigarayla mücadele ve sigarayı bırakma polikliniklerinin etkin hale getirilmesi kapsamında saha çalışmalarımız devam etmekte. Buradan bizi dinleyen tüm vatandaşlarımızın bu konuda desteklerini ve hassasiyetlerini bize vermelerini bekliyoruz. Sigarayı bırakmak isteyen her vatandaşımız Çanakkale’nin her yerinde ücretsiz olan sigara bırakma polikliniklerine davet ediyoruz. Aile hekimlerimizle iletişim kurarak İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Toplum Sağlığı merkezlerimize başvurarak ilaçlı ya da psikoterapi kapsamında sigardan kurtulabilirler. Hem maddi hem de tıbbi olarak bu bir külfet. Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var. Çoğu kişi de sigara içmemesine rağmen sigaraya bağlı etkilerden hayatını kaybetmekte. Biz bunların yaşanmasını istemiyoruz" dedi. Sigara bırakmanın bir toplum kampanyasına dönüşmesi için vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz Çanakkale’de tütün ile mücadelede vatandaşın destek vermesi ve bu mücadeleyi benimsemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Çanakkaleli vatandaşlarımızı sigara illetinden ve bağımlılığından kurtarmak için çalışmalarımızı hızlandırdık. Bu kapsamda Çanakkale ilinin tüm ilçelerinde ücretsiz sigara bırakma polikliniklerimiz mevcut. Bunu nasıl yapacaklar? En yakın aile hekimliklerine giderek ya da ilçe sağlık müdürlüğü toplum sağlığı merkezine giderek kendisi ve yakını için nasıl sigara bırakması gerektiğini öğrenebilir. Bu sigaradan hepimizin bildiği gibi binlerce sağlık sorunu çıkabiliyor. Sevdiklerinizden uzak kalmamak maddi külfetlerden de kurtulmak için bunun bir toplum kampanyasına dönüşmesi için tüm desteği vatandaşlardan beklemekteyiz" ifadelerini kullandı. Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye Tütünle mücadele çerçevesinde denetimlerin tüm kapalı alanlarda titizlikle gerçekleştiğini aktaran Op. Dr. Göktürk sözlerine şöyle devam etti; "Bununla birlikte nasıl eskiden kapalı alanlarda sigara çok fazla kullanılıyordu. Otobüste bile sigara içildiğini sigara içenler hatırlayacaktır. İleride de bu günler bu yanlışı nasıl yapmışız diye düşünmemek için biz sahada denetimlerimizi arttırdık. Tüm kapalı alanlarda, lokanta, restoran, kahvehanelerde kapalı akanlarda sigara denetimini çok kıymetli sağlık çalışanları, profesyonellerimizle yapıyoruz. Ben Çanakkale esnafından ve Çanakkale halkından da tam destek beklemekteyim. Sahada denetimlerimiz artacak. Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye." (HÇ-
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:09
Uzmanından kadınlara yaz uyarısı: "Islak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmayın"
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Sarı Demir, ıslak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmanın vajinal bölgenin nemli kalmasına ve mantar başta olmak üzere enfeksiyon riskinin artmasına neden olduğu söyledi. Yaz mevsimi keyifli bir tatil ve bolca dinlenme anlamına gelirken, kadınlar için bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor. Sıcaklık ve nemin artması, özellikle vajinal bölgede bakteri ve mantarların üremesi için uygun ortamlar oluşturuyor. Deniz, havuz ve plaj keyfi sırasında dikkat edilmeyen bazı alışkanlıklar, vajinal enfeksiyonların gelişme riskini artırabiliyor. Vajinanın doğal florasında bulunan faydalı bakteriler, bu bölgede zararlı mikroorganizmaların çoğalmasını engelliyor. Buradaki dengenin enfeksiyonlardan korunmada kritik bir rol oynadığını söyleyen Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Sarı Demir, yaz aylarında sık görülen vajinal enfeksiyonlardan korunmak için önerilerde bulunuyor. "Islak mayo ve bikiniyle beklemeyin" Dr. Sevgi Sarı Demir, deniz ya da havuz sonrası ıslak mayo ve bikiniyle uzun süre kalmanın vajinal bölgenin nemli kalmasına ve mantar başta olmak üzere enfeksiyon riskinin artmasına neden olduğu belirterek, "Bu yüzden deniz veya havuzdan çıktıktan sonra mayo ve bikini altınızı mümkün olduğunca kısa sürede kuru olanla değiştirmeye özen gösterin. Özellikle yaz aylarında sık duş almak hijyen açısından yeterlidir. Sanılanın aksine, genital bölgenin sık sık ve sabunla temizlenmesi, bölgedeki koruyucu bakterileri azaltarak enfeksiyonlara zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, sadece su ile ve gerektiği kadar temizlik yapılması önerilir. İntim temizlik ürünleri de fazla kullanıldığında vajinal pH dengesini bozabilir" dedi. "Pamuklu iç çamaşırı giyin" Sentetik kumaşların yapıları nedeniyle bölgenin hava almasını engelleyip nemin hapsolmasına yol açtığını belirterek Dr. Demir, "Pamuklu iç çamaşırı kullanmak ve iç çamaşırını günlük olarak değiştirmek, genital bölgenin kuru ve sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Yaz aylarında dar pantolon veya tayt gibi giysilerin giyilmesi de vajinal bölgede hava sirkülasyonunu engelleyerek nem birikimine ve ısı artışına yol açar. Bu durum ise mantar ve bakteri gelişimi için oldukça uygun bir ortam oluşturur. Bol, pamuklu ve nefes alan kıyafetler tercih etmek enfeksiyon riskini azaltır. Adet dönemlerinde uzun süre aynı ped ya da tamponla kalmak, bakterilerin hızlı bir şekilde çoğalmasına yol açabilir. Pedlerin düzenli aralıklarla değiştirilmesi ve tampon kullanılıyorsa en fazla dört saatte bir değiştirilmesi enfeksiyon riskini azaltır" diye konuştu. "Antibiyotik sonrası probiyotik tüketin" Antibiyotikler veya bağışıklık sistemini baskılayan kimi ilaçların yararlı bakterilere zarar vererek vajinal floranın bozulmasına neden olabildiğini kaydeden Demir, "Bu gibi ilaçları almanız gerekiyor ise ev yapımı yoğurt, doğal turşu gibi probiyotik içeren besinlerin tüketilmesi, vücut dengesinin korunmasına ve yeniden sağlanmasına katkıda bulunur" dedi.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 18:29
Elazığ TSO’dan üyelerine sağlık desteği
Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası (Elazığ TSO) ile Medilines Hospital arasında sağlıkta indirim protokolü imzalandı. Elazığ TSO, üyelerine yönelik avantajlı hizmetler sunmaya devam ediyor. Bu kapsamda Elazığ TSO ile Medilines Hospital arasında indirim protokolü imzalandı. Medilines Hospital Yönetim Kurulu Başkanı Muhittin Siğergök ve beraberindeki hastane yöneticileri, Elazığ TSO Başkanı İdris Alan ile bir araya geldi. Gerçekleştirilen ziyarette, Elazığ TSO üyelerinin sağlık hizmetlerinden indirimli faydalanmalarını sağlayacak protokol imzalandı. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkan Alan, nazik ziyaretleri ve üyelerine sunacakları katkılar için Medilines Hospital yönetimine teşekkür etti. Protokol kapsamında Elazığ TSO üyeleri, Medilines Hospital’ın çeşitli sağlık hizmetlerinden özel indirimlerle yararlanabilecek.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 17:37
Yeni atanan başhekim ilk saha çalışmasını gerçekleştirdi
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, hastane yönetimi birlikte sağlık tesisinde oluşabilecek aksaklıkları yerinde tespit etmek, sağlık çalışanlarının istek ve önerilerini değerlendirmek adına hastanede bir dizi incelemelerde bulundu. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesine Başhekimliğine yeni atanan Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, sağlık hizmetinin etkin ve nitelikli bir şekilde yürütülmesi adına hastanenin fiziki durumları, çalışma alanlarını yerinde değerlendirerek tüm servis çalışanlarının talep ve önerilerini dinleyerek not aldı. Yapılan geniş kapsamlı hastane vizitinde bölümlerin doluluk oranları, yatan hastaların sağlık durumları ve ihtiyaçlar değerlendirildi. Yapılan ön değerlendirmeler neticesinde hastanenin ihtiyaçlarını, iş fikrinin uygulanabilirliğine baktıklarını belirten Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Hastanemiz bünyesinde sunulan sağlık hizmetlerinin kalitesini korumak ve vatandaşlarımıza hızlı, etkin ve güvenli bir şekilde hizmet vermek adına yaşanan aksaklıkları ekibimle birlikte yerinde görüp değerlendirdik. İlçemizde mevsimsel hareketliliğe bağlı olarak yaşanan hasta yoğunluğunu karşılayabilmek ve kesintisiz sağlık hizmeti sunmak için gerekli birimlerimize personel takviyesi yaptık. Adaletli ve eşit bir payda altında sağlık çalışanlarımızla durum değerlendirmesi gerçekleştirdik. İlk amacımız halkımıza hekim arkadaşlarım ve sağlık çalışanlarımızla birlikte kaliteli ve konforlu bir sağlık hizmeti sunmak olacaktır" dedi.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 17:33
BEUN Hastanesi’nde endoskopik bel fıtığı ameliyatı başarıyla yapıldı
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, gelişmiş tıbbi altyapısı ve deneyimli sağlık kadrosuyla bölgesel sağlık hizmetlerinde öncü olmaya devam ediyor. Bu kapsamda hastanede ilk kez gerçekleştirilen endoskopik bel fıtığı ameliyatı, büyük bir başarıyla sonuçlandı. Daha önce mikroskopik yöntemle yapılan bu operasyonlar, artık daha konforlu ve iyileşme süreci daha kısa olan endoskopik teknikle uygulanabilecek. Bel fıtığı, günümüzde pek çok kişinin yaşam kalitesini düşüren, ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açan bir rahatsızlık olarak biliniyor. Toplumda yaygın olarak görülen ve yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren bel fıtığı, omurgadaki disklerin sinir köklerine baskı yapmasıyla bel, kalça ve bacaklarda şiddetli ağrılara neden oluyor. İleri vakalarda ise hastalar hareket etmekte ve yürümekte dahi zorlanabiliyor. Bu noktada ileri teknolojiyle donatılan Batı Karadeniz Bölgesi’nin sağlık üssü olan BEUN Hastanesi, alanında uzman hekim kadrosuyla bölge halkına en güncel, güvenli ve konforlu tedavi imkânlarını sunmaya devam ediyor. Endoskopik bel fıtığı ameliyatı; BEUN Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Murat Kalaycı ile ilgili Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Keskin tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Operasyonu gerçekleştiren öğretim üyeleri sürece ilişkin şu ifadeleri dile getirdi: "Endoskopik bel fıtığı ameliyatı, yalnızca küçük bir kesiden girilerek yapılır. Bu yöntem, dokulara minimum müdahale ile gerçekleştirilir; böylece ağrı daha az olur, iyileşme süresi ise çok daha kısadır. Hastalar çoğu zaman aynı gün ya da ertesi gün taburcu edilerek günlük yaşamlarına hızla dönebilir. Bu cihazın Üniversite Hastanemize kazandırılmasında ve Hastanemizin her geçen gün daha da önemli bir konuma erişmesinde büyük katkılar sunan Rektörümüz Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer’e şükranlarımızı sunuyoruz." Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, gerçekleştirilen başarılı operasyonla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Üniversite Hastanemiz, teknolojik altyapısını çağın gerekliliğine uygun bir şekilde sürekli geliştirerek hastalarımıza en ileri düzeyde sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor. Endoskopik bel fıtığı ameliyatının Hastanemizde başarıyla gerçekleştirilmiş olması hem hastalarımız hem de sağlık sistemimiz açısından büyük bir kazanımdır. Bu önemli gelişmede emeği geçen değerli hocalarımız Prof. Dr. Murat Kalaycı ve Doç. Dr. Emrah Keskin başta olmak üzere tüm sağlık ekibimizi yürekten kutluyorum. Ameliyat geçiren hastamıza acil şifalar diliyor, bu tür nitelikli sağlıklı hizmetlerin artarak devam etmesini temenni ediyorum. Bölgenin sağlık üssü olan Üniversite Hastanemiz sağlık alanında sadece Zonguldak’a değil, bölgemize ve ülkemize önemli katkılar sağlamaya emin adımlarla devam edecektir." Kaliteli sağlık hizmeti almak için gelen ziyaretçilerine umut, hastalarına şifa olan BEUN Hastanesi, yenilikçi yaklaşımı ve alanında uzman akademik kadrosuyla bilimsel gelişmeleri klinik uygulamalara başarıyla entegre ederek bölge halkına yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunmayı sürdürüyor.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 16:57
"Burun estetiğinin yüze uyum sağlaması önemli"
Burun estetiğinin kişinin özgüvenini arttırdığına dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy "Önemli olan yüzdeki uyum ve doğal görünümdür; tamamen farklı bir yüz beklemek doğru olmaz. Gerçekçi beklentiler kişiyi de memnun eden sonuçları getiriyor" dedi. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy burun estetiği olarak bilinen rinoplastinin, burun yapısındaki şekil bozuklukları ve nefes alma problemlerini aynı anda giderebilen bir ameliyat olduğunu söyledi. Hem estetik hem işlevsel sorunlara aynı anda çözüm bulunduğuna işaret eden Dr. Temizsoy "Kimi hastalar burnunun şeklinden memnun olmadığı için, kimileri ise deviasyon gibi nefes alma problemleri nedeniyle bu operasyona başvuruyor. Bazı durumlarda estetik ve fonksiyonel ihtiyaçlar bir arada değerlendirilerek tek cerrahiyle her iki soruna da müdahale ediyoruz" diye konuştu. Dr. Temizsoy bu ameliyata ihtiyaç duyulan durumları "Burnun boyutunu küçültmek veya büyütmek, burun sırtındaki kemeri düzeltmek, burun ucunu kaldırmak, inceltmek veya şekillendirmek, burun deliklerinin boyutunu veya şeklini değiştirmek, doğuştan gelen şekil bozukluklarını düzeltmek, burun eğriliği (deviasyon) gibi nefes alma sorunlarını gidermek, travma sonrası oluşan bozuklukları düzeltmek" olarak sıraladı. "Ameliyat öncesi kişiye özel planlama yapılıyor" Rinoplasti öncesinde hastanın burnunun mevcut durumu ve beklentileri detaylı şekilde analiz edildiğini belirten Dr. Temizsoy bu süreçte muayene, görüntüleme yöntemleri ve bazı durumlarda üç boyutlu simülasyonlardan yararlanıldığını ifade etti. Ameliyat sonrası doğal ve yüz hatlarına uygun olmasının önemini vurgulayan Dr. Temizsoy "Her burnun yapısı ve her hastanın beklentisi farklıdır. Bu yüzden ameliyat öncesi dönemde fotoğraf analizleri, tomografi ve gerekiyorsa 3D simülasyonlarla hastaya özel bir planlama yapıyoruz. Böylece daha doğal ve yüzle uyumlu sonuçlar alıyoruz" diye konuştu. "Kapsamlı değişikliklerde açık ameliyat" Ameliyatların genellikle genel anestezi altında yapıldığını söyleyen Dr. Temizsoy açık teknikte kesi işlemlerinin burun delikleri arasından; kapalı teknikte ise tüm işlemlerin burun içinden yürütüldüğünü anlattı. Kullanılan tekniklerin hastaya göre değiştiğini aktaran Dr. Temizsoy, "Daha kapsamlı yapısal değişiklikler gerektiğinde açık teknik tercih edilir. Kapalı rinoplasti ise iz kalmasını istemeyen ve daha sınırlı müdahaleye ihtiyaç duyan hastalar için uygundur" açıklamasını yaptı. "İyileşme sürecinde sabır ve bakım önemli" Ameliyat sonrası ilk günlerde hafif ağrı, şişlik, morluk ve burun tıkanıklığı beklendiğini dile getiren Dr. Temizsoy burun üzerine atel yerleştirilerek hastanın genellikle aynı gün taburcu edildiğini anlattı. Burnun tamamen şekillenmesi ve son halini almasının aylar sürdüğünü; bu süreçte hasta bakımına ve kontrollerine özen göstermek gerektiğine dikkat çekti. İyileşme sürecinin sabır istediğine işaret ederek "Şişlikler birkaç hafta içinde azalsa da burnun son şeklini alması genellikle 6 ila 12 ayı bulur. Bu süreçte doktor kontrolleri aksatılmamalı, özellikle ilk haftalarda darbe, aşırı güneş ışığı ve ağır egzersizlerden kaçınılmalıdır" dedi. "Bazı komplikasyonlar görülebilir" Her cerrahi işlem gibi rinoplastide de bazı komplikasyonlar görülebilir olduğunu hatırlatan Dr. Temizsoy nadiren de olsa enfeksiyon, kanama, burun asimetrisi veya anesteziye bağlı reaksiyonların gelişebileceğini; bazı durumlarda ise ikinci bir düzeltme ameliyatı gerekebileceğini ifade etti. Bu risklerin genelinin alanında uzman bir cerrah ve uygun hasta seçimiyle azaltılabileceğini vurguladı. "Gerçekçi beklentiler, memnuniyet oranını artırır" Burun estetiğinin, burnun yüzle uyumunu artırarak kişinin kendine güvenini de olumlu etkilediğinden bahseden Dr. Temizsoy şunları kaydetti: "Her hastanın, ameliyat sonrası görünümün sınırlarını gerçekçi şekilde anlaması gerekir. Başarılı sonuçlar, cerrahi müdahale kadar beklenti yönetimiyle de yakından ilişkilidir. Rinoplasti sonrasında yüzdeki uyum ve doğal görünüm ön planda tutulmalı. Ameliyattan sonra tamamen farklı bir yüz beklemek doğru değil. Gerçekçi beklentilerle yapılan müdahaleler kişinin de memnun eden sonuçları getiriyor".
31 Temmuz 2025 Perşembe - 16:04
Doğuştan mimiklerini kullanamıyordu, 23 yıl sonra ilk kez gülümsedi
Kişilerin mimiklerini kullanmasına imkan tanımayan nadir görülen doğuştan bir rahatsızlık olan moebius sendromuyla doğan 23 yaşındaki Kübra Nur Sevgi, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyonla 23 yıl sonra ilk kez gülümsedi. Uzmanlar, "Yaklaşık 100 bin doğumda bir olan nadir bir hastalık. 23 yaşında, hiç gülemeyen bir hastaydı, 23 yıl sonra ilk defa gülmüş oldu. Tek taraflı yüz felçlerinin ameliyatlarını planlıyoruz ancak 2 taraflı olması ülkemizde de yapılmamış bir şeydi. Operasyon ülkemizde bir ilk olma özelliği taşıyor. Umut arayan hastalar için çok kıymetli, hastanın yüzünü güldürebilmek bizim de yüzümüzü güldürdü, mutluyuz" dedi. Kübra Nur Sevgi ise, "Doğuştan yüz mimiklerimi hareket ettiremiyorum. Gülümseme ifadesini gördükten sonra sürekli aynalara bakar oldum. 23 yaşında gülümseyebiliyorum, pes etmesinler" diye konuştu.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 15:30
SANKO Üniversitesi Hastanesi Gaziantep’te ilke imza attı
SANKO Üniversitesi Hastanesi, Gazantep’te ilke imza attı. KOAH’a (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) yönelik uygulanan bronkoskopik hacim küçültücü COIL (Akıllı sarmal tel) tedavisi ile iki hasta sağlığına kavuştu. Şanlıurfalı olan 9 çocuk babası M.M. (63), 2020’den bu yana KOAH’la mücadele ediyordu. 10 ay önce sigarayı bırakan M. M. yaptığı araştırmalar sonucunda SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde güncel tedavi yöntemleri uygulandığını öğrendi. Hastaneye gelerek, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli’yle tanıştıktan sonra yaşamının değiştiğini söyleyen M.M., "Beni bu hale sigara getirdi 52 sene sigara içtim. Sigarayı 10 ay önce bıraktım. Nefes alıp vermekte çok zorluk yaşadım. Sadece evin içindeki ihtiyaçlarımı karşılıyordum, dışarıya çıkamıyordum. Evde kışları 8-9 saat, yazları 3-4 saat oksijen tüpü kullanıyordum. Levent Hocam öncelikle tedavimi planladı. Şanlıurfa’ya döndüm iki buçuk ay kadar fizik tedavi gördüm. Tekrar hastaneye geldim, hocam ve ekibi beni ameliyata alarak, akciğerime sarmal tel takıp COIL tedavisi uyguladılar. Şu anda çok iyiyim. Ameliyattan çıktıktan 2-3 gün sonra hastanede bin metre yürüyüş yaptım. Bunun 600 metresini oksijen kullanmadan yaptım. Rahat nefes alabiliyorum hatta ameliyattan 1-2 gün sonra kardeşim yanımdaydı onun nefes ölçtüm 93, ben şu anda oksijen kullanmadan bakıyorum 93-94. Çok şükür oksijenden kurtuldum, bundan sonra kullanmayacağım inşallah. Hocama, ekibine ve tüm hastane çalışanlarına teşekkür ediyorum" dedi. COIL tedavisi, KOAH hastalarına umut oluyor Gaziantep’te yaşayan Şanlıurfalı (65) 4 çocuk babası S.D. ise sigarayı çok tükettiğini, iki kez korona olup ciğerlerinin iltihaplandığını, düşüp belini kırıldıktan da sonra nefes alırken çok zorlandığını söyledi. "Arabaya binemiyordum, yemek yiyemiyordum, hiçbir şey yapamıyordum" diyen S.D. COIL tedavisi için İstanbul’a gittiğini ancak güvenemeyerek vazgeçtiğini ifade etti. Uygulamanın SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde başladığını duyunca güvendiği için Prof. Dr. Levent Elbeyli ile iletişime geçtiğini söyleyen S.D. şunları kaydetti: "Levent Hoca bana 45 gün kas güçlendirme tedavisi uyguladı. Hatta nefes almasını da bilmiyordum Fizyoterapistimiz Enes Bey hasta odamda bana fizik tedavi uyguladı. Son zamanlarda ameliyattan önce bile oksijeni günde 3-4 saat kadar almaya başladım. Önce yarım dakika bile oksijensiz duramıyordum. Bu uygulamadan sonra şu an çok güzel gidiyor herhangi bir zorluk hissetmiyorum çok faydasını göreceğime inanıyorum. Ameliyattan çıktığım ilk günkü gibi değilim, her şey gittikçe daha iyiye gidiyor. Çok şükür iyiyim, yiyebiliyorum, gezebiliyorum. Hocalarımın ve hastane çalışanlarının emeklerine sağlık, herkese de öneriyorum." "İşlem kesi olmaksızın tamamen endoskopik olarak yapılıyor" "Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) akciğerin normal dokusunun bozularak yerine hava kesecikleri dediğimiz amfizem alanlarının artmasıyla karakterize bir hastalıktır" diyen SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Elbeyli, "Toplumumuzda sigara içme oranı yüksek olduğundan çok sayıda KOAH hastası bulunmaktadır. Hastalık şiddeti artıkça nefes darlığı da artmaktadır. Özellikle ileri evre hastalarda oksijen ihtiyacı olmakta ve bu durum hastanın hem özbakımı hem de sosyal yaşantısında birçok problem oluşturmaktadır. Bunların önüne geçmek, hastalarımızın yaşam kalitesini yükseltmek COIL tedavisine başladık. Bronkoskopik olarak hava yollarından girilerek akciğerin amfizemli alanlarına COIL dediğimiz hafızalı sarmal teller yerleştirilip bu alanların büzülmesi sağlanmaktadır. Uluslararası çalışmalarda COIL tedavisinin uygulandığı KOAH hastalarında nefes darlığı hissinde azalma, günlük işlerini daha kolay yapma, merdiven inip çıkmada kolaylık, yürüme mesafesinde artma beklenmektedir" ifadelerini kullandı. "Başarılı sonucu devam ettirmek önemli" İlk COIL uyguladığımız her iki hastamız geçmişte uzun süre sigara içme öyküsüne sahip olup, kendi ihtiyaçlarını gerçekleştirirken ve kısa mesafeleri bile yürürken belirgin nefes darlığı çekmekteydi ve ileri evre KOAH hastasıydı. Yıllarca birçok medikal tedavi denenmesine rağmen hastaların şikayetleri devam etmekteydi" diyen Prof. Dr. Elbeyli, "Hastalarımızı COIL işlemi yapmadan önce SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevhiz Gündoğdu gözetiminde Pulmoner Rehabilitasyon Programına dahil etmekteyiz. Süreci tamamlayan hastalarımıza COIL işlemini gerçekleştirdik. Her iki hastamızın da henüz birinci günden itibaren nefes darlığının olmaması, oksijen desteği almadan dahi kan oksijen değerlerinin yüksek olması bizi mutlu etti. Taburculuk öncesi yaptığımız yürüme testinde işlem öncesine göre yürüme kapasitesinde belirgin bir artış izlendi. Başarılı bir sonuç elde etmek kadar bu sonucu devam ettirebilmek de önemlidir. Hasta sigara ile ilişkisi tamamen kesmelidir. Sigaraya tekrar başlanması durumunda elde edilen olumlu sonuçlar maalesef kalıcı olmayabilir. Bu hastalarda kas yıkımı fazla olduğundan özellikle proteinden zengin bir beslenme alışkanlığı olmalıdır. Sedanter yaşam yerine fiziksel egzersizlerin olduğunu bir yaşam şekli COIL işlemi sonrasında hastaya uzun süre bir rahatlama sunacaktır" şeklinde konuştu. SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Dr. Öğr. Üyesi İlham Gülçek ve Opr. Dr. İbrahim Nacak ile birlikte Gaziantep’te ilk kez gerçekleştirilen bu işlemi yapmanın gururunu yaşadıklarını dile getiren Prof. Dr. Elbeyli, "Halen rehabilitasyon süreci devam eden hastalarımızı da COIL işlemi sonrası evlerine rahat bir nefes almanın mutluluğu içinde göndermek adına elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. KOAH hastalarına önerim; bu hastalığın sizi toplumdan soyutlamasına müsaade etmeyin, COIL işlemi ile hayat kalitenize aynı yerden devam edin" diye konuştu.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 14:13
Evde ve ofiste check-up dönemi
Sakarya’da hizmet sunan Özel Adatıp Hastanesi, sağlık hizmetlerinde bir yeni uygulamayı daha hayata geçirdi. Artık check-up hizmeti, hastanenin deneyimli hekim kadrosu tarafından evde ya da ofiste de gerçekleştirilebiliyor. Doç. Dr. Hayati Kandiş liderliğinde yürütülen bu hizmet, özellikle yoğun iş temposu ve şehir yaşamının getirdiği şartlar sebebiyle hastaneye gitmeye vakit bulamayan kişiler için büyük kolaylık sağlıyor. Hizmet çerçevesinde; kan tahlilleri, tansiyon ölçümleri ve gerekli diğer tarama testleri kişilerin kendi ortamlarında, steril şartlar altında yapılabiliyor. Uygulama sonrasında elde edilen sonuçlar, detaylı bir şekilde değerlendirilerek, kişiye özel sağlık önerileri sunuluyor. "Önleyici sağlık hizmetlerini daha ulaşılabilir hale getirdik" Evde check-up uygulamasının önemine değinen Doç. Dr. Hayati Kandiş, "Check-up, hastalıkları erken evrede tespit edebilmek için kritik bir öneme sahip. Biz de bu süreci, kişilerin kendi konfor alanlarında, zaman kaybetmeden gerçekleştirebilecekleri bir hizmet haline getirdik. Böylece hem iş hem özel yaşam temposu içinde sağlık kontrollerini aksatmamalarını hedefliyoruz" ifadelerini kullandı. Özel Adatıp Hastanesi, evde check-up hizmeti ile koruyucu hekimliği bir adım öteye taşırken, bu uygulamanın özellikle yaşlı bireyler, kronik hastalar ve yoğun tempoda çalışanlar için önemli bir çözüm sunduğunu belirtiyor.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:54
Diyarbakır’da sıcaklıklarla birlikte hastanelere başvurular arttı
Diyarbakır’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar, hastanelere yapılan başvurularda artışa neden oldu. Termometrelerin 45 dereceyi aştığı şehirde özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalıkları olan vatandaşlar sağlık kuruluşlarına daha fazla yönelmeye başladı. Kentteki kamu hastanelerinde günlük başvuru sayısı yaklaşık 2 bini bulurken, en yoğun bölümler arasında dahiliye ve acil servisler öne çıkıyor. Koronavirüs salgını döneminden bu yana ilk kez bu ölçekte bir yoğunluk yaşanırken, sağlık görevlileri vatandaşlara gerekli hizmeti sunmaya devam ediyor. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Dahiliye Uzm. Doç. Dr. İhsan Solmaz, mevsim normallerinin çok üzerinde bir hava sıcaklığının olduğunu, özellikle Diyarbakır gibi karasal iklimi olan yerlerde sıcaklığın daha fazla olduğunu söyledi. Solmaz, "Bizim özellikle yaşlı hastalarda, çocuklarda, kronik hastalığı olanlar da ya da Alzheimer, Demans gibi hastalığı olanlar da su tüketimine eksilme ile sıcakların artmasıyla, sıcak çarpmaları ile birlikte acile başvurular arttı. Son bir haftadır biz sağlık çalışanları olarak gözle görülür bir artışı görüyoruz. Acile başvuru sayıları arttı, servise yatan hasta sayılarımız arttı, yoğun bakıma yatan hasta sayılarımız arttı. Hepsi benzer klinikler; sıcağa maruz kalma, susuz kalma, böbrek yetmezliğine girme, tuz seviyesinde azalma veya artma ile birlikte acil servisine başvuran hastalar bunlar. Bunlar niye oluyor, bunlar genelde hava sıcaklığın çok fazla artmasıyla birlikte hissedilmeye kayıplarla terle, solunum yoluyla kaybedilen sıva açığının yerine konulmamasına bağlı oluyor. Biz bu hastaları kendi servislerimize yatırıyoruz hastaların serum takviyelerine, destek tedavilerini başlıyoruz ve kaybettiği sıvıyı yerine koyuyoruz. Çok rahat bir şekilde 24 saat, 48 saat içerisinde böbrek değerleri normale geliyor bu hastaların ve taburcu ediyoruz" dedi. Koronavirüs zamanında da böyle bir salgın tarzında bir durum yaşandığını, pik yapıp hasta sayılarının acilde arttığını ve acili tıkanma seviyesine getirdiği durumları yaşandığını belirten Solmaz, "Hasta sayısında gözde görülür bir artış var mı? Evet, çok ciddi bir artış var. Bizim hastanemizde günlük yaklaşık 2 bin civarında bir hasta girişi oluyor yeşil, sarı ve kırmızı alanda. Bu hasta sayısında belli bir oranda bir artış var yüzde 15-20 oranında artış var ama artışın aslında nedeni sayıdan ziyade bütün hastaların bu tanıyla geliyor olması yani sıcağa maruz kalması, bulantı, kusma, şuur değişikliği gibi sıva açığı, böbrek yetmezliği ve tuz dengesinin bozulmasıyla gelen hastalar" diye konuştu. Annesinin az su tükettiğini ve bu nedenden dolayı böbreklerinde sıvı kaybının oluştuğunu aktaran hasta yakını Kıymet Baran, "Annemin rahatsızlığından dolayı hastaneye geldik. Önce ‘kalp yetmezliği’ dediler ama ardından doktorların detaylı kontrollerinden sonra böbrek yetmezliği olduğu ortaya çıktı. Böbrek değerlerinin çok yüksek olduğunu bize aktardılar. Bunun nedeni de sıvı kaybının olduğunu, su tüketmediğinden kaynaklandığını söylediler. Bu tür hastaların özellikle yaşlıların, kronik hastaların çok fazla su tüketmeleri gerektiğini onlara söylememiz ve ikna etmemiz gerekiyor ama onlar bir türlü ikna olmuyorlar. Su içtiklerini söylüyorlar ama terleyerek su kaybettiklerinin farkında değiller. Günde en az 3 litre su içmeleri ve değerlerinin yerine gelmesi gerekiyor. Doktorumuzun yapmış olduğu serumlarla, tedavilerle değerler şu an çok iyi olduğunu söyledi. İnşallah bugün ya da en geç yarın sabah taburcu olabilirsiniz dendi. Özellikle kronik hastalara ve yaşlılara önerim bir evlat olarak annelerini, kaynanalarını ve tüm yaşlıları su içmeye ikna etsinler. Tek tedavileri budur" ifadelerini kullandı.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:49
Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor
Uzm. Dr. Jülide Çeldir Emre, her gün bir yenisiyle kahrolduğumuz orman yangınlarının, yangın bölgelerinde yaşayanların akciğer sağlığına olumsuz etkisine dikkat çekerek, "Yangın bölgelerinde yoğun duman maruziyeti yaşayan vatandaşlar arasında nefes darlığı, öksürük, astım atakları ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) alevlenmeleri gibi ciddi solunum sorunları görülüyor. Yangın da dumanı da sadece çevreyi değil, ciğerlerimizi de yakıyor" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, orman yangınlarının ekosistemi mahvederken yangın dumanının özellikle çocuklar, yaşlılar, astım ve KOAH hastaları için yüksek risk taşıdığını söyledi. Orman yangını dumanının, başta ince partikül maddeler olmak üzere karbonmonoksit, nitrojendioksit, formaldehit gibi toksik bileşenler içerdiğini belirten Dr. Emre, "2021’de yayımlanan sistematik derlemeler, duman maruziyeti ile astım ve KOAH alevlenmelerinde, acil servis başvurularında ve akciğer fonksiyonlarında bozulmada artış olduğunu göstermiştir. Kısa süreli PM2.5 artışı (ince partikül madde, çapı 2,5 mikron veya daha küçük olan parçacıklar (PM2,5) olarak tanımlanıyor) bile solunum fonksiyonlarında anlamlı düşüş oluşturabilir. Yangın bölgesindeki yoğun duman; akut bronşit, hava yolu hassasiyeti, hatta zatürre riskini artırır. Yangın dönemlerinde solunum cihazı kullanan hastalarda oksijen ihtiyacı artmakta, acil servis başvuruları yükselmektedir" dedi. Duman maruziyetinden korunmak için Uzm. Dr. Emre, dumana maruz kalmamak için kapı ve pencerelerin kapalı tutularak dumanın içeri girmesinin engellenmesini ve izolasyon için kapı ve pencere kenarlarına ıslak havlu koyulmasını önerdi. Hepa filter hava temizleyicilerin iç mekan havasındaki ince partikülleri temizlemede etkili olduğunu belirten Emre, dışarı çıkmak gerektiğinde cerrahi maskenin yetersiz kalabileceğini, N95 ve FFP2 tipi partikül filtreli maskelerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Emre, risk gruplarının korunması gerektiğini kaydedip, "Özellikle astım, KOAH gibi kronik solunum yolu hastalığı olanlar ilaçlarını yanında bulundurmalıdır. Ek inhaler ilaç kullanımı ihtiyacı oluşabilir, tedbiri elden bırakmayın" dedi. Duman geçse bile tehlike geçmez Uzm. Dr. Emre, yangınların söndürülmesinden sonra akciğer sağlığı ile şikayetlerin görüldüğünü vurgulayarak, "Yangınlar söndükten sonra bile bazı bireylerde haftalar ya da aylar boyunca devam eden solunum sorunları görülebilir. Yüksek yoğunlukta duman soluyan bireylerde geç dönem bronş hassasiyeti, kronik öksürük, egzersiz intoleransı gibi şikâyetler oluşabilir" diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Bulgulara göre, duman maruziyetinden 3 ay sonra bile bazı bireylerde akciğer fonksiyon testlerinde düşüş rapor edilmiştir. Kalıcı hava yolu reaktivitesi ve bronkodilatör ihtiyacının devam ettiği vakalar bildirilmiştir. Geç dönem şikâyetlerle başvuran hastalarda kronik öksürük, egzersizle gelen nefes darlığı gibi durumlar görüyoruz. Bu kişiler çoğu zaman maruziyeti unutsalar bile altta yatan neden orman yangınına bağlı akciğer hasarı olabiliyor." Ne zaman doktora başvurulmalı Göğüs Hastalıkları Uzmanı Jülide Çeldir Emre, solunum sorunları yaşayanların; yangından haftalar sonra devam eden öksürük veya nefes darlığı, yeni başlayan hırıltılı solunum, egzersiz toleransında belirgin azalma ve solunum yolu enfeksiyonlarına karşı artan hassasiyet oluştuğunda mutlaka doktora başvurmaları gerektiğini sözlerine ekledi. Ormanlar nefes alma kapasitemizi iyileştirir Öte yandan ormanların akciğer sağlığına olumlu etkilerine de değinen Uzm. Dr. Emre, ormanların yalnızca doğanın bir güzelliği değil, insan sağlığı için de vazgeçilmez bir ‘can damarı’ olduğunu söyledi. Özellikle akciğer sağlığı açısından ormanlık alanların, hava kalitesini iyileştirici etkileriyle öne çıktığını, ağaçların karbondioksiti emerken oksijen üretip havadaki zararlı partikülleri filtrelediğini kaydeden Emre, "Bilimsel çalışmalar, yeşil alanlarda yaşayan bireylerin solunum fonksiyonlarının daha iyi olduğunu ve kronik hastalıklara yakalanma risklerinin daha düşük olduğunu göstermektedir. Ormanlar sadece nefes aldığımız yeri değil, nefes alabilme kapasitemizi de iyileştirir. Bu yüzden ormanları korumak, gelecekteki solunum sağlığımızı korumakla eşdeğerdir" dedi.
31 Temmuz 2025 Perşembe - 13:45
Diyarbakır’da sıcaklıklarla birlikte hastanelere başvurular arttı
Diyarbakır’da mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar, hastanelere yapılan başvurularda artışa neden oldu. Termometrelerin 45 dereceyi aştığı şehirde özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalıkları olan vatandaşlar sağlık kuruluşlarına daha fazla yönelmeye başladı. Kentteki kamu hastanelerinde günlük başvuru sayısı yaklaşık 2 bini bulurken, en yoğun bölümler arasında dahiliye ve acil servisler öne çıkıyor. Koronavirüs salgını döneminden bu yana ilk kez bu ölçekte bir yoğunluk yaşanırken, sağlık personelleri vatandaşlara gerekli hizmeti sunmaya devam ediyor. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Dahiliye Uzm. Doç. Dr. İhsan Solmaz, mevsim normallerinin çok üzerinde bir hava sıcaklığının olduğunu, özellikle Diyarbakır gibi karasal iklimi olan yerlerde sıcaklığın daha fazla olduğunu söyledi. Solmaz, "Bizim özellikle yaşlı hastalarda, çocuklarda, kronik hastalığı olanlar da ya da Alzheimer, Demans gibi hastalığı olanlar da su tüketimine eksilme ile sıcakların artmasıyla, sıcak çarpmaları ile birlikte acile başvurular artı. Son bir haftadır biz sağlık çalışanları olarak gözle görülür bir artışı görüyoruz. Acile başvuru sayıları arttı, servise yatan hasta sayılarımız arttı, yoğun bakıma yatan hasta sayılarımız arttı. Hepsi benzer klinikler; sıcağa maruz kalma, susuz kalma, böbrek yetmezliğine girme, tuz seviyesinde azalma veya artma ile birlikte acil servisine başvuran hastalar bunlar. Bunlar niye oluyor, bunlar genelde hava sıcaklığın çok fazla artmasıyla birlikte hissedilmeye kayıplarla terle, solunum yoluyla kaybedilen sıva açığının yerine konulmamasına bağlı oluyor. Biz bu hastaları kendi servislerimize yatırıyoruz hastaların serum takviyelerine, destek tedavilerini başlıyoruz ve kaybettiği sıvıyı yerine koyuyoruz. Çok rahat bir şekilde 24 saat, 48 saat içerisinde böbrek değerleri normale geliyor bu hastaların ve taburcu ediyoruz" dedi. Koronavirüs zamanında da böyle bir salgın tarzında bir durum yaşandığını, pik yapıp hasta sayılarının acilde arttığını ve acili tıkanma seviyesine getirdiği durumları yaşandığını belirten Solmaz, "Hasta sayısında gözde görülür bir artış var mı? Evet, çok ciddi bir artış var. Bizim hastanemizde günlük yaklaşık 2 bin civarında bir hasta girişi oluyor yeşil, sarı ve kırmızı alanda. Bu hasta sayısında belli bir oranda bir artış var yüzde 15-20 oranında artış var ama artışın aslında nedeni sayıdan ziyade bütün hastaların bu tanıyla geliyor olması yani sıcağa maruz kalması, bulantı, kusma, şuur değişikliği gibi sıva açığı, böbrek yetmezliği ve tuz dengesinin bozulmasıyla gelen hastalar" diye konuştu. Annesinin az su tükettiğini ve bu nedenden dolayı böbreklerinde sıvı kaybının oluştuğunu aktaran hasta yakını Kıymet Baran, "Annemin rahatsızlığından dolayı hastaneye geldik. Önce ‘kalp yetmezliği’ dediler ama ardından doktorların detaylı kontrollerinden sonra böbrek yetmezliği olduğu ortaya çıktı. Böbrek değerlerinin çok yüksek olduğunu bize aktardılar. Bunun nedeni de sıvı kaybının olduğunu, su tüketmediğinden kaynaklandığını söylediler. Bu tür hastaların özellikle yaşlıların, kronik hastaların çok fazla su tüketmeleri gerektiğini onlara söylememiz ve ikna etmemiz gerekiyor ama onlar bir türlü ikna olmuyorlar. Su içtiklerini söylüyorlar ama terleyerek su kaybettiklerinin farkında değiller. Günde en az 3 litre su içmeleri ve değerlerinin yerine gelmesi gerekiyor. Doktorumuzun yapmış olduğu serumlarla, tedavilerle değerler şuan çok iyi olduğunu söyledi. İnşallah bugün ya da en geç yarın sabah taburcu olabilirsiniz dendi. Özellikle kronik hastalara ve yaşlılara önerim bir evlat olarak. Annelerini, kaynanalarını ve tüm yaşlıları su içmeye ikna etsinler. Tek tedavileri budur" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder