SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12 Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37 Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25 Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44 Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Uzmanından yaz sıcaklarında kalp hastalarına hayati uyarılar
01 Ağustos 2025 Cuma - 11:46 Uzmanından yaz sıcaklarında kalp hastalarına hayati uyarılar Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Uzman Hekimi Doç. Dr. Ramazan Gündüz, artan yaz sıcaklıklarında özellikle kalp ve tansiyon hastalarını ilgilendiren hayati uyarılarda bulundu. Gündüz, sıcak havanın kalbin iş yükünü artırarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurguladı. Yaz mevsimiyle birlikte ülke genelinde rekor düzeyde sıcaklıkların yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Ramazan Gündüz, sıcak hava ve buna eşlik eden sıvı kayıplarının kalbin iş yükünü ciddi oranda artırdığını söyledi. Doç. Dr. Gündüz, "Ülkemizde yaz mevsimiyle beraber rekor düzeyde sıcaklıklara ulaşmış bulunmaktayız. Sıcak hava ve buna eşlik eden sıvı kayıpları kalbin iş yükünü ciddi oranda artırmakta ve kalbe ciddi bir stres faktörü olarak yansımaktadır. Özellikle tansiyon hastaları, kalp hastaları, tansiyon ve kalp için ilaç kullanan hastalar ve belli bir yaşın üzerinde egzersiz yapan hastalar yüksek risklidir. Bu hastaların daha dikkat etmesi gerekir." dedi. "Bu belirtilere dikkat" Sıcak havalarda dışarıda bulunan kişilerin bazı belirtilerle sıcak çarpmasına maruz kalabileceğini belirten Gündüz, şu uyarılarda bulundu: "Sıcak havalarda eğer dışarıdaysanız, baş ağrısı, terleme, sersemlik, baygınlık hissi, yorgunluk, çarpıntı hissediyorsanız sıcak çarpmasına maruz kalmış olabilirsiniz ve bu durumda hemen serin bir yere geçin, bol sıvı alın, soğuk bir suyla duş alın, şikayetleriniz bunları yapmanıza rağmen geçmiyorsa, hekiminizi arayın ya da medikal destek isteyin mutlaka." "Gölgeyi tercih edin, saat 17.00’den önce çıkmayın" Sıcak havalarda alınması gereken önlemlere de değinen Gündüz, vatandaşlara şu tavsiyelerde bulundu: "Sıcak havalarda neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz? İlk yapılması gereken saate dikkat etmeliyiz. Özellikle 17.00’a kadar güneş ışığının en fazla dışarıya ulaştığı saatlerdir. Bu saatlerden önce dışarı çıkmayalım. Dışarı çıkarken giyinmemize dikkat edelim. Pamuklu, terletmeyen, açık renkli kıyafetleri tercih edelim. Güneşin vücudumuzdaki etkinliğini azaltmak için güneş kremi kullanalım, güneş gözlüğü ve şapka gibi yardımcı kıyafetler giyelim. Su içmeye dikkat edelim. Yoğun egzersizlerden kaçınalım. Eğer yazın egzersize başlamayı düşünüyorsak bile, hekimimize danışarak egzersizi yapalım." "İlaç dozlarını kendi başınıza değiştirmeyin" Açıklamasında, dışarıda çalışmak zorunda kalan kişilere de seslenen Doç. Dr. Gündüz, "Dışarıda çalışıyorsak veya dışarı çıkmak zorundaysak, yanımıza mutlaka bol miktarda su alalım. Arada mola verip dinlenmeye dikkat edelim. Gölge bir yer seçip, burada su ihtiyacımızı karşılayıp dinlenelim" dedi. Kalp hastalarının kullandığı ilaçlara da değinen Gündüz, "Son olarak da şunu söylemek istiyorum. Eğer kalp hastasıysanız ve kalple ilgili ilaçlar kullanıyorsanız, bu ilaçlarınızın yaz dönemi boyunca dozlarının değiştirilmesi gerekebilir. Fakat bunları kendi başınıza değiştirip veya kesmeye çalışmayın. Hekiminize danışıp bunların doz ayarlanmasını yaptırınız." ifadelerini kullandı.
Meme kitlelerinde düzenli kontrol ve erken müdahale hayat kurtarıyor
01 Ağustos 2025 Cuma - 11:44 Meme kitlelerinde düzenli kontrol ve erken müdahale hayat kurtarıyor Meme sağlığını korumak için düzenli kontrol ve erken müdahalenin hayat kurtardığını belirten Denizli Özel Egekent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Tekin, "Meme kitleleri tanısında ve tedavisinde cerrahi müdahale, erken teşhis ve doğru planlama ile oldukça başarılı sonuçlar verir" dedi. Denizli Özel Egekent Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mustafa Tekin, meme kitlelerinin tanısı ve tedavisinde cerrahi müdahale süreci hakkında önemli bilgiler paylaştı. Meme kitlelerinin tanısı ve tedavisinde gerçekleştirilen cerrahi müdahalenin hastaların yaşam kalitesini artırmak ve olası ciddi hastalıkları önlemek açısından büyük önem taşıdığını belirten Op. Dr. Mustafa Tekin, "İlk aşamada meme ultrasonografi ve mamografi gibi görüntüleme yöntemleri kullanılarak kitlelerin büyüklüğü, şekli ve özellikleri belirlenir. Bu tetkiklerin ardından, biyopsi yöntemiyle kitlelerin benign mi yoksa malign mi olduğunu yani iyi huylu mu kötü huylu mu olduğunu kesinleştirmek için patolojik analiz yapılır ve tedavi planı ona göre oluşturulur" dedi. Hasta ve kitlenin durumuna göre tercih yapılıyor Cerrahi müdahale sürecinde, hastanın durumu ve kitlelerin özellikleri dikkate alınarak farklı teknikler tercih edilebildiğini kaydeden Op. Dr. Mustafa Tekin, "Küçük ve benign görülen kitlelerde genellikle lokal eksizyon veya kısmi meme alınması yeterli olurken, malign durumda ise daha kapsamlı cerrahi ve gerekirse sentinel lenf nodu biyopsisi yapılabilir. Ameliyat sonrası, hastanın iyileşme sürecini hızlandırmak ve estetik sonuçları optimize etmek amacıyla, genellikle minimal invaziv teknikleri tercih ederiz" diye konuştu. "Düzenli takip ve uyum tedaviyi olumlu etkiliyor" Meme sağlığını korumak için düzenli kontrollerin ve erken müdahalenin hayat kurtardığını belirten Op. Dr. Mustafa Tekin, şu uyarılarda bulundu: "Meme kitleleri tanısında ve tedavisinde cerrahi müdahale, erken teşhis ve doğru planlama ile oldukça başarılı sonuçlar verir. Hastaların bu süreçte uzman bir hekim tarafından düzenli takip edilmesi ve tedavi planlarına uyum göstermeleri gerekiyor. Hastalara moral ve motivasyon aşılamak da tedavi sürecine olumlu katkılar sağlıyor"
Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi saha denetimine çıkıp, sorunları yerinde inceledi
01 Ağustos 2025 Cuma - 11:27 Cizre Devlet Hastanesi Başhekimi saha denetimine çıkıp, sorunları yerinde inceledi Şırnak’ın Cizre İlçe Devlet Hastanesi Başhekimliği görevine kısa bir süre önce başlayan Dr. Halit Sapan, sorun ve eksiklikleri yerinde görmek ve hastanedeki iş ve işleyişinin daha etkin bir şekilde yapılması için hastane içi saha denetimini gerçekleştirdi. Cizre Dr. Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Halit Sapan, hastanede sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak ve fiziki koşulları daha elverişli hale getirmek amacıyla kapsamlı bir iyileştirme süreci başlatacaklarını ifade etti. Başhekim Dr. Sapan, tüm servis ve birimlerin peyderpey elden geçirileceğini, boya, badana ve restorasyon çalışmalarının planlı ve titizlikle sürdürüleceğini vurguladı. Bu çalışmaların hem hasta memnuniyetini hem de personel verimliliğini artırmayı hedeflediğini belirten Dr. Sapan, bu planlamanın ilk adımı olarak fizik tedavi ünitesinde kapsamlı bir yenileme çalışması gerçekleştirildi. Sapan, birimin fiziki yapısı, hem hasta konforunu hem de sağlık personelinin çalışma koşullarını gözeten şekilde yeniden düzenlendiğini söyledi. Yapılan iyileştirmelerin ardından Başhekim Dr. Halit Sapan, hastane yöneticileri ile birlikte incelemelerde bulundu. Yapılan fiziki düzenlemelerin hizmet kalitesine katkısına vurgu yapan Sapan, bu tür düzenlemelerin yalnızca görüntü değil, sağlık hizmetinin etkinliği açısından da büyük önem taşıdığını belirterek, ellerinden gelenin en iyisini yapmaya gayret ettiklerini söyledi.
Emzirme anne sağlığında kalkan görevi görüyor
01 Ağustos 2025 Cuma - 11:16 Emzirme anne sağlığında kalkan görevi görüyor Araştırmalara göre, emziren kadınlarda meme kanseri riski yüzde 4,3 oranında azalıyor; emzirmenin hormon dengesi, kemik sağlığı ve ruhsal iyilik hali üzerinde de çok yönlü etkiler sağladığı bilimsel verilerle ortaya konuyor. Doç. Dr. Cihan Karadağ, emzirmenin annenin hem kısa hem uzun vadeli sağlığı için faydalarını anlattı. Dünya genelinde yapılan araştırmalara göre emzirme; annenin doğum sonrası toparlanma sürecini hızlandırıyor, uzun vadede meme ve yumurtalık kanseri başta olmak üzere birçok hastalığa karşı koruyucu etki gösteriyor. Medicana Kadıköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Cihan Karadağ, emzirmenin sadece bebek için değil, anne sağlığı için de güçlü bir koruyucu mekanizma sunduğunu belirtti. Ruhsal dengeyi destekler, stresi azaltır Emzirme sırasında salgılanan oksitosin hormonu, annenin hem fiziksel hem de ruhsal durumunu doğrudan etkiliyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Doç. Dr. Cihan Karadağ, "Oksitosin hormonu emzirme sırasında yoğun şekilde salgılanır. Bu hormonun, rahim kasılmalarını sağlayarak doğum sonrası iyileşmeyi desteklediği bilinmektedir. Aynı zamanda oksitosin düzeyindeki artış, annenin stresle başa çıkma kapasitesini artırır. Emziren annelerde serum kortizol ve adrenalin düzeyleri daha düşük ölçülmektedir. Bu da annenin daha sakin, huzurlu ve dayanıklı bir ruh haline sahip olmasına katkı sağlar" dedi. Meme ve yumurtalık kanserine karşı koruyucu etki sağlar "Emziren kadınlarda östrojen hormonunun salgısı geçici olarak baskılanır. Bu durum meme dokusundaki hücre çoğalmasını azaltarak meme kanseri gelişme riskini düşürür" diyen Doç. Dr. Cihan Karadağ, şu bilgileri paylaştı: "12 ay emziren kadınların meme kanserine yakalanma riski, hiç emzirmeyenlere göre yüzde 4,3 oranında azalır. Ayrıca, 30 yaşından önce doğum yapmış ve bir yıl boyunca düzenli emzirmiş kadınlarda yumurtalık kanseri riski de ciddi oranda düşer." Kemik sağlığını korur, doğum sonrası kiloların verilmesine yardımcı olur Doç. Dr. Cihan Karadağ, bu sürecin kemik sağlığı ve kilo kontrolü açısından da olumlu etkiler oluşturduğunu belirterek, "Emzirmenin ilk 6 ayında kemik yapımını gösteren biyolojik belirteçlerde artış, kemik yıkımında ise azalma gözlemlenmiştir. Bu da osteoporoz riskinin düşmesini sağlar. Aynı zamanda emzirme, annenin günlük enerji ihtiyacını ortalama 500 kalori artırır. Bu artışın bir kısmı annenin besin tüketimiyle, bir kısmı ise gebelikte depolanan yağların kullanımıyla karşılanır. Sonuç olarak emziren anneler, doğum sonrası dönemde daha kolay kilo verir" şeklinde konuştu. Emzirme, doğurganlığı geçici olarak baskılar Düzenli emzirmenin, doğumdan sonraki dönemde doğurganlığı doğal olarak baskıladığını ifade eden Doç. Dr. Cihan Karadağ, "Emziren kadınlarda prolaktin hormonunun yüksek düzeyde salgılanması, yumurtlamayı geçici olarak baskılar. Bu nedenle emziren kadınlar doğumdan sonraki 10 haftalık dönemde genellikle gebe kalmaz. Ancak bu sürenin kişiden kişiye değişebileceği unutulmamalıdır" ifadelerini kullandı.
Sağlık-Sen Şube Başkanı Anmal, Cizre ADSM Başhekimi Karaaslan ile sağlık hizmetini değerlendirdi
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:58 Sağlık-Sen Şube Başkanı Anmal, Cizre ADSM Başhekimi Karaaslan ile sağlık hizmetini değerlendirdi Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı ve beraberindeki Sendika yöneticileri Cizre ADSM Başhekimi Mazlum Karaaslan’ı ziyaret ederek, çalışanların sorun ve talepleri ile Sağlık hizmeti ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal beraberindeki şube yöneticileri, işyeri temsilcileri ve sendika üyeleri ile birlikte Cizre Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Mazlum Karaaslan’ı makamında ziyaret ederek kurum çalışanlarının sorunlarını iletip sendikal çalışmalar ve vatandaşların sağlık hizmeti alma beklentileri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Kurumum fiziki yetersizliği ile ilgili görüşlerini ifade eden Başkan Anmal, "Şırnak genelinde olduğu gibi Cizre’de de faaliyet gösteren ağız ve diş sağlığı merkezinin vatandaşlarımızın sağlık beklentisine sağlık çalışanların özverisi ile en iyi sağlık hizmetin verildiğine müşahede ediyoruz. Şırnak Milletvekili Arslan Tatar’ın çabası ile yapımı devam eden yeni Cizre ADSM binasının hizmete girmesi ile tesis olarak önemli ölçüde rahatlayacaklar. Biz, kamu çalışanları olarak elbette görevimizi en iyi şekilde yapmaya çalışırken değerli devlet büyüklerimizden de emeğin karşılığının verilmesini ve kurum amirlerimizin de çalışanlarını onura etmelerini bekliyor ve önemsiyoruz" dedi. Sağlık-Sen heyetinin yapmış olduğu ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade eden Cizre Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Dt. Mazlum Karaaslan ise, kendilerine tevdi edilen görevi layığı ile yapmaya çalışacaklarını belirterek, "Cizre özelinde ve Şırnak genelinden kurumumuza müracaat eden hastalarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmaya ve hastalarımıza şifa olmaya büyük bir gayret gösteriyoruz. Hastane Başhekimliği olarak sivil toplum kuruluşlarının öneri ve gözlemlerine önem vereceklerini sahadaki çalışanlardan da fikir ve görüşleri alarak bu görüş ve istişarelerle hastaların hak ettiği en iyi ve en hızlı sağlık hizmetini sunmak için çalışacağız" ifadelerinde bulundu. Ziyaret sonunda Sağlık-Sen heyeti tarafından Başhekim Karaaslan’a çeşitli hediyeler takdim edildi.
Anne sütü hem bebeğe hem anneye şifa
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:58 Anne sütü hem bebeğe hem anneye şifa Sivas Medıcana Hastanesi’nde görevli Op. Dr. Nadir Cömert, annenin bebeğini emzirmesinin bebeğin gelişimine büyük katkı sağladığı gibi annenin sağlığı açısından da büyük önem taşıdığını belirterek, emziren annelerde meme, rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma riski ile kemik erimesi oranının düştüğünü ifade etti. Bebek sağlığı ve gelişimi için önemli olan anne sütü, anneye de fayda sağlıyor. Sadece bebek için değil anne için de önemli olan emzirme, doğum sonrası iyileşmeyi ve doğum sonrası kilo vermeyi hızlandırıyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nadir Cömert, "Emzirmek, anne ile bebek arasında özel bir bağın kurulmasına yardımcı olur. Diğer yandan da emziren annelerde meme, rahim ve yumurtalık kanserine yakalanma riski ile kemik erimesi oranı düşer. Emziren anneler karşılaştıkları herhangi bir strese karşı daha yumuşak tepkiler geliştiririr. Emziren annenin serum kortizol ve adrenalin düzeyi emzirmeyen annelere göre anlamlı bir düşüş gösterir. Bu durum annenin emzirme döneminde psikolojik olarak rahatlamasını sağlar" dedi. "Doğum sonrası iyileşme süreci hızlanır" Emzirmenin anne sağlığını koruduğunu söyleyen Op. Dr. Cömert, "Emzirme meme, rahim, yumurtalık kanseri ve kemik erimesi riskini düşürür. Emzirme sürecindeki düşük östorojen seviyesi meme kanseri riskini azaltır. Yapılan araştırmalar, 30 yaşından önce doğum yapan ve bir yıl ya da daha fazla süreyle emziren kadınların yumurtalık kanserine yakalanma riskinde belirgin bir azalma olduğunu göstermektedir. Emzirmenin özellikle ilk altı ayında prokollejen, karboksil peptitin (PICP) arttığı tespit edilmiş, kemik yıkımı belirteçlerinin gerilediği gösterilmiştir. Bu da emziren annelerde kemik erimesi görülme sıklığını çok azaltır. Emzirmek, annenin doğum sonrası iyileşme sürecini hızlandırır. Emzirmeyle birlikte salınan oksitosin hormonu anne rahminin kasılmalarını artırarak doğum yapan annenin kanamasını azaltır. Emziren annelerde kanama daha az olduğundan uzun dönemde kansızlığa bağlı halsizlik, çarpıntı ve çabuk yorulma gibi şikayetler daha az görülür" dedi. "Hamilelik kilolarını vermeyi kolaylaştırır" Emziren annelerin doğum sonrası daha kolay kilo verebileceğini söyleyen Cömert, "Emzirme annenin günlük enerji gereksinimini yaklaşık 500 kalori artırır. Bu artan kalori ihtiyacının bir kısmı annenin yediklerinden karşılanırken, bir kısmı gebelikte depolanan yağlardan karşılanır. Bu da annenin gebelik sırasında aldığı fazla kiloların kaybına yol açar. Tüm bunların yanında düzenli emziren bir kadın, gebelikten sonra 10 hafta boyunca gebelikten korunabilir. Emzirmeyen annelerde ise doğumdan 6 hafta sonra gebelik oluşabilir" dedi.
Kadınlarda daha sık görülüyor, 5 durumda ameliyat kaçınılmaz oluyor
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:27 Kadınlarda daha sık görülüyor, 5 durumda ameliyat kaçınılmaz oluyor Kadınlarda erkeklere oranla 5 ila 10 kat daha sık görülen tiroid hastalıklarında, bazı durumlarda cerrahi müdahale kaçınılmaz hale geliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Barış Özcan, tiroid hastalıklarının tanı ve tedavi süreciyle ilgili önemli bilgiler verdi. Tiroid bezinin boynun ön kısmında yer alan kelebek şeklinde bir endokrin organ olduğunu belirten Op. Dr. Barış Özcan, bu bezin vücuttaki birçok sistemi etkileyen T3 ve T4 hormonlarını salgıladığını ifade etti. Hormon dengesizliğiyle birlikte çeşitli tiroid hastalıklarının gelişebileceğini söyleyen Özcan, belirtiler arasında sinirlilik, boyunda şişlik, yorgunluk, kilo değişiklikleri ve uyku problemlerinin yer aldığını dile getirdi. "Tiroid nodüllerinin yüzde 95’i iyi huylu" Tiroid nodüllerinin büyük çoğunluğunun iyi huylu olduğunu vurgulayan Özcan, "Nodüllerin yüzde 90-95’i iyi huyludur ancak bazıları kanser riski taşıyabilir. Erken tanı bu noktada hayati önem taşır. Şüpheli nodüllerde ‘İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi (İİAB)’ ile hücre örneği alınarak değerlendirme yapılır" dedi. Biyopsinin her nodül için şart olmadığını belirten Özcan, "Ultrasonda şüpheli bulgular varsa, nodül çapı 1 cm’den büyükse, ailede tiroid kanseri öyküsü mevcutsa ya da hastada geçmişte radyasyon maruziyeti varsa biyopsi önerilir" ifadelerini kullandı. Cerrahiyi gerektiren durumlar Tiroid hastalıklarının tedavisinde cerrahinin her zaman ilk seçenek olmadığını, ancak bazı durumlarda zorunlu hale geldiğini ifade eden Op. Dr. Barış Özcan, tiroid kanseri tanısı konulan hastalarda cerrahinin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Biyopsi sonucunda kanser şüphesi bulunan veya kesin tanı konulamayan nodüllerde de cerrahinin tercih edilebileceğini söyleyen Özcan, özellikle soluk almayı veya yutmayı zorlaştıran büyük nodüllerin de ameliyatla alınmasının gerekebileceğini aktardı. Ayrıca, ilaç tedavisine yanıt vermeyen hipertiroidi vakalarında cerrahinin bir tedavi seçeneği haline geldiğini dile getiren Özcan, boyunda belirgin şişlik oluşturarak estetik kaygı oluşturan nodüllerin de cerrahi müdahale ile alınabildiğini kaydetti. Tiroid hastalıklarının özellikle 40 yaş üzeri kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Özcan, düzenli kontrollerin ve erken tanının önemine vurgu yaptı.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı: "Bacak ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir"
01 Ağustos 2025 Cuma - 10:09 Kardiyoloji Uzmanı Dr. Erhan Yazıcı: "Bacak ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, kalp krizi belirtileri ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Erhan Yazıcı, yürürken bacaklarda ağrı, uyuşma ve kramp gibi şikayetlerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek, bunların Periferik Arter Hastalığı (PAH) adı verilen ciddi bir damar rahatsızlığının belirtisi olabileceğine dikkat çekti. "Periferik arter hastalığı sadece bacakları ilgilendiren bir sorun değildir" Kardiyoloji Uzmanı Dr. Yazıcı, "Bacak damarlarında tıkanıklık varsa, bu durum genellikle kalp damarlarında da sorun olduğuna işaret eder. Yani periferik arter hastalığı olan bir kişinin kalp krizi veya felç riski de yüksektir. Sigara kullanımı, hipertansiyon (yüksek tansiyon), yüksek kolesterol, diyabet (şeker hastalığı), 50 yaş ve üzeri bireyler, tedavi ameliyatsız da olabiliyor" dedi. Uzm. Dr. Yazıcı, erken teşhis edilen vakalarda ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleriyle başarılı sonuçlar alındığını belirtti. Belirtilerle ilgili konuşan Uzm. Dr. Yazıcı, "Yürürken bacakta ağrı ya da kramp oluşuyorsa, dinlenince geçen ağrılar sık sık tekrarlıyorsa, sigara kullanıyor, hipertansiyon veya diyabet hastasıysanız 50 yaş üstüyseniz ve hareketsiz bir yaşamınız varsa zaman kaybetmeden bir kardiyoloji uzmanına başvurun. Periferik arter hastalığı sessiz ilerleyen ama ölümcül olabilen bir tablodur. Bu nedenle, özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli kalp-damar kontrollerini yaptırmaları büyük önem taşır. Erken tanı, hem hayat kurtarır hem de yaşam kalitesini artırır" diye konuştu.
Genç yaşlarda apandis kanseri sıklığı artıyor
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:49 Genç yaşlarda apandis kanseri sıklığı artıyor Sıradan bir karın ağrısı veya apandisit şüphesi, nadir görülen bir tümörün habercisi olabilir. Doç. Dr. Hüsnü Aydın, genellikle apandisit ameliyatı sonrası patolojiyle anlaşılan bu kanserin özellikle gençlerde arttığını belirterek, erken tanı ve multidisipliner bir yaklaşımın hayati olduğunu vurguladı. Toplumda oldukça nadir görülen bir tümör olan apandis kanseri, son yıllarda özellikle genç yaş gruplarında endişe verici bir artış gösteriyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hüsnü Aydın, 1980-85 doğumlu bireylerde vaka oranlarının 3 ila 4 kat arttığına dikkat çekti. Doç. Dr. Aydın, bu kanser türünde erken teşhisin kritik rol oynadığını belirtti. Nöroendokrin tümörler gençlerde daha sık Apandis kökenli kanserlerin farklı alt tiplere ayrıldığını dile getiren Doç. Dr. Hüsnü Aydın, klinik pratikte en sık karşılaşılanların nöroendokrin tümörler, adenokarsinomlar ve müsinöz tümörler olduğunu söyledi. Bu gruplar arasında en sık görülen nöroendokrin tümörlerin genellikle genç bireylerde ortaya çıktığını ve daha iyi seyirli olduğunu belirten Doç. Dr. Aydın, "Adenokarsinomlar ise daha ileri yaşlarda görülür ve daha agresif seyredebilir. Müsinöz tipteki tümörler ise müsin salgılayarak karın zarına yayılım yapabilir" dedi. Tanı, çoğu zaman ameliyat sonrası konuyor Bu kanser türlerinin büyük çoğunluğunun, klasik bir apandisit vakası sanılarak yapılan ameliyatların ardından tesadüfen ortaya çıktığını söyleyen Doç. Dr. Aydın, "Genellikle hastaya apandisit tanısıyla ameliyat yapılır. Patoloji incelemesinde ise kanser tespit edilir. Bu yüzden ameliyat sonrası çıkan patoloji raporu mutlaka dikkatle incelenmeli, hasta doktorundan bu konuda bilgi almalıdır" ifadelerini kullandı. Tek başına apandisit ameliyatı yeterli olmayabilir Apandisit kanserlerinde hastalığın yayılım durumunun tedavi planını belirlediğini ifade eden Doç. Dr. Aydın, "Erken evredeki vakalarda apandektomi yani yalnızca apandisin alınması yeterli olabiliyor. Ancak bazı hastalarda kanserin bir kısmı vücutta kalabiliyor. Güdük dediğimiz kalan parçada kanserli hücre varsa hastalık tekrar edebilir. Özellikle müsinoztipteki kanserler karın zarına yayılıp vücudun farklı bölgelerini etkileyebilir. Adenokanserler ise lenf nodlarına ve bağırsaklara yayılım gösterebilir. Hastalar mutlaka bir tümör konseyinde değerlendirilmeli. Cerrahi, onkoloji ve patoloji uzmanları birlikte karar verirse hastaya en uygun tedavi planı yapılabilir. Erken teşhis ve doğru tedaviyle apandisit kanserlerinde başarı oranı yüksektir" şeklinde konuştu.
"Emzirme alışkanlıkları bebeklerde gaz sancısına yol açabilir"
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:39 "Emzirme alışkanlıkları bebeklerde gaz sancısına yol açabilir" Emzirme yönteminin veya annenin beslenmesinin gaz sancısını etkileyebildiğinin altını çizen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Çakmak, "Emzirme sırasında bebek çok hava yutuyorsa veya anne süt akışı çok hızlıysa gaz şikâyeti artabilir. Bazı bebekler, annenin süt ürünleri veya gaz yapıcı yiyecekleri (lahana, baklagiller, soğan gibi) fazla tüketmesine hassas olabilir. Ancak bu hassasiyet her bebekte aynı şekilde görülmez" dedi. Bebeklik döneminde ailelerin en sık karşılaştığı zorluklar arasında gaz sancısı öne çıkıyor. Kolik olarak da bilinen bu durum, hem bebekte hem de ailede büyük stres oluşturabiliyor. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Bekir Çakmak, bebeklerde gaz sancısı ile ilgili bilgilendirmelerde bulundu. "Her 10 bebekten 2-3’ünde görülebilir" Gaz sancısının bebeklerde ne sıklıkta görüldüğünden bahseden Uzm. Dr. Çakmak, "Gaz sancısı, sağlıklı bir bebekte günde en az 3 saat süren, haftada 3 günden fazla görülen ve genellikle belirli saatlerde tekrarlayan ağlama nöbetleriyle tanımlanır. Her 10 bebekten 2-3’ünde görülür. Hem kız hem erkek bebeklerde, hem anne sütüyle hem de mama ile beslenen bebeklerde ortaya çıkabilir. Gaz sancısı genellikle 2-3. haftalarda başlar, 6-8. haftalarda zirve yapar ve 3-4. aya doğru kendiliğinden azalır. Nadiren 5-6 aya kadar devam edebilir" diye konuştu. "Gaz sancısı sebepleri" Gaz sancısına sebep olan etkenlere değinen Uzm. Dr. Çakmak, "En yaygın nedenlerden biri sindirim sisteminin henüz tam olgunlaşmamış olmasıdır. Bunun yanı sıra, bağırsaklarda normal gaz birikimi, beyin-bağırsak iletişiminin tam oturmamış olması, duyusal aşırı uyarılma ve bazı bebeklerde genetik yatkınlık da rol oynayabilir" şeklinde konuştu. "Emzirme şekli önemli" Emzirme şeklinin veya annenin beslenmesinin gaz sancısını etkileyebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Çakmak, "Emzirme sırasında bebek çok hava yutuyorsa veya anne süt akışı çok hızlıysa gaz şikâyeti artabilir. Bazı bebekler, annenin süt ürünleri veya gaz yapıcı yiyecekleri (lahana, baklagiller, soğan gibi) fazla tüketmesine hassas olabilir. Ancak bu hassasiyet her bebekte aynı şekilde görülmez. Bazı çalışmalarda formül mama ile beslenen bebeklerde kolik şikâyetinin daha sık olduğu bildirilmiştir. Bunun nedeni mamanın sindiriminin daha zor olması ya da biberonla hava yutulması olabilir. Ancak tüm mama kullanan bebeklerde mutlaka gaz sancısı olacak diye bir kural yoktur" dedi. "Gaz sancısına iyi gelen öneriler" Uzm. Dr. Çakmak, gaz sancısı olan bir bebeğin ağrısını hafifletmek için neler yapılabileceğini şöyle sıraladı: "Karnına saat yönünde yapılan yumuşak masaj, ılık banyo, bebeği kucağa alıp hafifçe sallamak, ayaklarını bisiklet çevirme hareketiyle oynatmak ve ’Bebek kangurusu’ gibi dik pozisyonlarda taşımak gibi yöntemler rahatlatıcı olabilir." "Bebeğin tepkileri gözlemlenmeli" Masaj, sıcak uygulama ya da pozisyon değiştirme yöntemleri ne kadar etkili olduğunu anlatan Uzm. Dr. Çakmak, "Bu yöntemler, çoğu bebekte kısa süreli rahatlama sağlar. Ancak her bebeğin tepkisi farklıdır. Deneme-yanılma yöntemiyle en uygun yöntem belirlenebilir. Ailelerin sabırlı olması ve bebeğin tepkilerini gözlemlemesi önemlidir" açıklamasında bulundu. "Probiyotikler faydalı olabilir" Bazı gaz damlalarının ve probiyotiklerin klinik çalışmalarda faydalı bulunduğunu dile getiren Uzm. Dr. Çakmak, "Özellikle Lactobacillus reuteri içeren probiyotiklerin bazı bebeklerde ağlama süresini azalttığı gösterilmiştir. Bitkisel çözümler (rezene, papatya vs.) dikkatli kullanılmalı, özellikle 6 aydan küçük bebeklerde doktor onayı olmadan verilmemelidir" dedi. "Ateş ve kusma varsa doktora gidilmeli" Hangi durumlarda doktora başvurulması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Çakmak, "Sadece gaz ağrısıyla açıklanamayacak durumlarda (ateş, kusma, kanlı dışkı, aşırı huzursuzluk, beslenme reddi) mutlaka doktora başvurulmalıdır. Gaz sancısının normalden farklı olup olmadığı ancak hekim değerlendirmesiyle anlaşılabilir. Çoğu bebekte gaz sancısı zamanla kendiliğinden geçer. Tedaviye değil, zaman ve sabra ihtiyaç duyulur. Ancak yukarıda belirtilen uyarı işaretleri varsa doktora başvurmak gerekir" ifadelerini kullandı. "Destek almaktan çekinilmemeli" Ailelerin bu dönemi nasıl yönetmesi gerektiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Çakmak, "Bu süreç hem bebek hem de aile için zorludur. Ebeveynlerin suçluluk hissetmeden, destek almaktan çekinmeden bu süreci paylaşması çok önemlidir. Gerekirse bir aile büyüğünden yardım alınmalı, nöbetleşe uyuma planları yapılmalı ve destek gruplarıyla iletişim kurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki bu geçici bir süreçtir" dedi. "Ebeveynlere tavsiyeler" Uzm. Dr. Çakmak, ailelere şu önerilerde bulundu: "Bebeğinizin ağlaması sizin iyi bir ebeveyn olmadığınızı göstermez. Bebeğinizin en çok rahatladığı yöntemleri keşfedin. Kendi sağlığınızı ihmal etmeyin; siz ne kadar iyiyseniz bebeğiniz de o kadar iyi olur. Bu dönemin geçici olduğunu unutmayın."
Dumansız Çanakkale için ekipler sahada
01 Ağustos 2025 Cuma - 09:30 Dumansız Çanakkale için ekipler sahada Çanakkale’de tütün kullanımını bırakmak isteyen vatandaşlara Sağlık Bakanlığının sağlamış olduğu destekleri anlatmak ve dumansız hava sahası denetimlerini gerçekleştirmek için İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri denetimlerine devam ediyor. Türkiye’de tütünle mücadelenin 16’ncı yılında "Sağlıklı Yaş Almak, Sağlıkla Yaşlanmak için Dumansız Türkiye" sloganı ile çalışmalar devam ediyor. Dünyada 1,3 milyar kişi tütün ürünü kullanırken, küresel bir salgın olan tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Pasif içicilikten ise dünyada her yıl yaklaşık 1 milyondan fazla kişi hayatını kaybediyor. Tütün bağımlılığı toplumun tamamına sağlık, sosyal ve ekonomik zararlar veriyor. Bu yüzden vatandaşları bilinçlendirmek için Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü, Çanakkale İl Emniyet Müdürlüğü ekipleriyle sahada hem tütün ürünlerini bırakmak isteyenlere yönelik bilgilendirme yapıyorlar hem de dumansız hava sahalarının kontrollerini sağlıyor. Denetimleri alanda yakından takip eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var" şeklinde konuştu. "Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor" Türkiye’de yürütülen tütünle mücadelenin 16 yıldır sürdüğünü ifade eden Çanakkale İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Tütünle mücadelede 16’ncı yıl. Sağlıklı bir Türkiye için çalışmalarımız devam ediyor. Sağlık Bakanlığımızın İçişleri Bakanlığımızla beraber ortaklaşa yürüttüğü dumansız Türkiye, kapalı alanlarda sigarayla mücadele ve sigarayı bırakma polikliniklerinin etkin hale getirilmesi kapsamında saha çalışmalarımız devam etmekte. Buradan bizi dinleyen tüm vatandaşlarımızın bu konuda desteklerini ve hassasiyetlerini bize vermelerini bekliyoruz. Sigarayı bırakmak isteyen her vatandaşımız Çanakkale’nin her yerinde ücretsiz olan sigara bırakma polikliniklerine davet ediyoruz. Aile hekimlerimizle iletişim kurarak İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Toplum Sağlığı merkezlerimize başvurarak ilaçlı ya da psikoterapi kapsamında sigardan kurtulabilirler. Hem maddi hem de tıbbi olarak bu bir külfet. Sağlıklı yaş almak, sağlıklı yaşlanmak için sigarasız bir Türkiye hayalimiz var. Çoğu kişi de sigara içmemesine rağmen sigaraya bağlı etkilerden hayatını kaybetmekte. Biz bunların yaşanmasını istemiyoruz" dedi. "Sigara bırakmanın bir toplum kampanyasına dönüşmesi için vatandaşlarımızdan destek bekliyoruz" Çanakkale’de tütün ile mücadeleye vatandaşın destek vermesi ve bu mücadeleyi benimsemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Gökhan Baştürk, "Çanakkaleli vatandaşlarımızı sigara illetinden ve bağımlılığından kurtarmak için çalışmalarımızı hızlandırdık. Bu kapsamda Çanakkale ilinin tüm ilçelerinde ücretsiz sigara bırakma polikliniklerimiz mevcut. Bunu nasıl yapacaklar? En yakın aile hekimliklerine giderek ya da ilçe sağlık müdürlüğü toplum sağlığı merkezine giderek kendisi ve yakını için nasıl sigara bırakması gerektiğini öğrenebilir. Bu sigaradan hepimizin bildiği gibi binlerce sağlık sorunu çıkabiliyor. Sevdiklerinizden uzak kalmamak maddi külfetlerden de kurtulmak için bunun bir toplum kampanyasına dönüşmesi için tüm desteği vatandaşlardan beklemekteyiz" ifadelerini kullandı. "Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye" Tütünle mücadele çerçevesinde denetimlerin tüm kapalı alanlarda titizlikle gerçekleştiğini aktaran Op. Dr. Baştürk, sözlerine şöyle devam etti: "Bununla birlikte nasıl eskiden kapalı alanlarda sigara çok fazla kullanılıyordu. Otobüste bile sigara içildiğini sigara içenler hatırlayacaktır. İleride de bu günler bu yanlışı nasıl yapmışız diye düşünmemek için biz sahada denetimlerimizi arttırdık. Tüm kapalı alanlarda, lokanta, restoran, kahvehanelerde kapalı alanlarda sigara denetimini, çok kıymetli sağlık çalışanları, profesyonellerimizle yapıyoruz. Ben Çanakkale esnafından ve Çanakkale halkından da tam destek beklemekteyim. Sahada denetimlerimiz artacak. Amacımız ceza yazmak değil daha sağlıklı bir Çanakkale daha sağlıklı bir Türkiye."