Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Yardım derneğine 72 milyon liralık vurgun operasyonu: 21 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Köfteci Yusuf’ta insanlık dersi
"Kazığımı niye aldın" kavgası: 1’i ağır 4 yaralı
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
Borsa İstanbul’da yeni rekor
Ağrı’da kayınbirader dehşeti: Eniştesini 7 kurşunla vurdu
Kars’ta 2200 rakımda 50 santim kar
Edirne’de tır yön tabelasına çarptı: Sürücü yaralandı
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
3
05 Mayıs 2026 Salı- 09:34
"Polenler ve hava kirliliği astımı tetikliyor"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 12:06
Çocuklarda alerjiye dikkat: "Besin ilişkili anafilaksileri çok sık görmeye başladık"
5
30 Nisan 2026 Perşembe- 09:15
Yüksekova’nın fedakar ebeleri gebeler için yollarda
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:15
Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı"
Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, sıcak çarpmasının sanıldığından çok daha ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, özellikle riskli grupların dikkatli olması gerektiğini belirtti. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, "Sıcak çarpması, vücut ısısının 40 dereceyi aşması ve buna bayılma, konuşma bozukluğu, bilinç kaybı gibi belirtilerin eklenmesiyle oluşan ciddi bir tablodur. Bu durum asla hafife alınmamalıdır" dedi. "Sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmeli" Sıcak havalardan en çok etkilenen gruplar arasında bebekler, çocuklar, yaşlı bireyler, kronik hastalığı olanlar, inşaat işçileri ve çiftçilerin yer aldığını kaydeden Nogay, sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmesi gerektiğini belirtti. Dr. Nogay, "Hasta serin ve gölge bir ortama alınmalı, kıyafetleri gevşetilmeli, boyun, koltuk altı ve kasık gibi bölgelere soğuk uygulama yapılmalı, ardından 112 Acil Servis aranmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kafeinli içeceklerden uzak durulmalı" Sıcak çarpmasından korunmak için önerilerde de bulunan Dr. Nogay, "Açık renkli kıyafetler, pamuklu giysiler tercih edilmeli. 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı mümkünse çıkmayalım. Bol su tüketerek şekerli ve kafeinli içeceklerden uzak durulmalı. Kafeinli ve şekerli içeceklerin özellikle kola gibi içecekler sıcak çarpmasına zemin hazırlayabilir" diye konuştu
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:14
Sıcak ve nem, nefes darlığına yol açabiliyor
Yaz mevsiminde aşırı sıcaklar birçok rahatsızlığa neden olurken kronik akciğer hastalığı olanlar için de bazı riskler barındırıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Niiar Alioğlu, astım, KOAH ve bronşit rahatsızlığı olanların yaz aylarında nefes darlığı yaşayabildiğini belirterek önemli tavsiyelerde bulundu.
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:59
Op. Dr. Yıldız’dan HPV aşısıyla ilgili önemli uyarı
Medical Point Gaziantep Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Sarı Yıldız, gençlere ve ailelere HPV aşısının önemi ile ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Semra Sarı Yıldız, rahim ağzı kanserine karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olan HPV aşısı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Yıldız, "HPV aşısı, geleceğinizi koruyan bir sağlık yatırımıdır. Bugün atılacak küçük bir adım, yarın hayat kurtarabilir" dedi. Op. Dr. Semra Sarı Yıldız, "İnsan Papilloma Virüsü (HPV), dünyada en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan biridir. Bazı türleri, özellikle rahim ağzı kanseri başta olmak üzere genital bölge kanserlerine ve siğillere neden olabilir. HPV aşısı ise bu virüsün riskli tiplerine karşı bağışıklık geliştirerek kadınları ve erkekleri ciddi sağlık sorunlarından korur. Aşı 9 yaşından itibaren uygulanabilir. En ideal zamanın ise cinsel temas başlamadan önceki dönemdir. Ancak aşının 45 yaşına kadar da etkili olabilir. HPV aşısı yalnızca bireysel bir koruma sağlamaz, aynı zamanda toplum sağlığı için de kritik bir rol oynar. Kız ve erkek çocuklarımızı aşılatarak toplumun geleceğini de güvence altına almış oluruz. Çocuğunuzu bugün koruma altına almak, onun geleceğini şekillendirmek demektir. Bu aşının faydası, yalnızca hastalığı önlemekle sınırlı değil, hayat kalitesini ve sağlıklı yaşam süresini de belirliyor" şeklinde konuştu. Genç bireylerin de kendi sağlık sorumluluğunu alarak HPV hakkında bilgi edinmeleri ve aşılarını yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Yıldız, toplum genelinde farkındalığın artmasıyla kanser oranlarında büyük düşüşler yaşanabileceğini belirtti.
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:50
Alzheimer tanısında çığır açan gelişme
Alzheimer hastalığında erken tanının kapısını aralayan yeni bir gelişme yaşandı. Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, FDA onayı alan kan testiyle artık hastalığın biyolojik olarak çok daha kolay ve hızlı saptanabileceğini belirtti. Alzheimer ile mücadelede artık tanı için bir kan testi yeterli. Özellikle ileri yaştaki bireyler için büyük bir endişe kaynağı olan Alzheimer hastalığının teşhisinde çığır açan bir gelişme yaşandı. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin (FDA) onayladığı yeni kan testi, milyonlarca insana umut ışığı oldu. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, bu tarihi adımı şu sözlerle değerlendirdi: "Artık hastalığın biyolojik tanısını kan yoluyla koymak mümkün. Bu da erken teşhis ve etkili tedaviler için çok büyük bir avantaj sağlıyor." Biyolojik tanı sürecinde devrim Prof. Dr. Hanoğlu, Alzheimer’ın bugüne kadar daha çok klinik semptomlara göre tanılandığını, ancak son yıllarda biyolojik belirteçlerle tanının desteklenmeye başlandığını hatırlattı. "Daha önce belden sıvı alma yöntemiyle yapılan biyobelirteç testleri artık yerini çok daha pratik bir yöntem olan kan testine bırakıyor. Kan yoluyla yapılan bu testler sayesinde hastalığın erken döneminde tanı koymak mümkün hale geliyor" ifadelerini kullandı. Yeni tedavilerle hastalığın seyri değişebilir Son iki yılda Alzheimer tedavisinde önemli bir dönemece girildiğini belirten Prof. Dr. Hanoğlu, monoklonalantikorlar yoluyla yapılan aşı benzeri tedavilerin artık devreye girdiğini söyledi. "Bu tedaviler, beyinde biriken amiloid plaklarını temizlemeye odaklı. Özellikle hastalığın başlangıç aşamasında ve prodromal dönemde kullanıldığında süreci yavaşlatabildiği gösterildi" dedi. Alzheimer’ı önlemede yaşam tarzı büyük etken Alzheimer’a karşı sadece biyolojik değil, yaşam tarzı temelli önlemlerin de etkili olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hanoğlu, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalığın ortaya çıkışını geciktirdiğini ya da yavaşlattığını ifade etti. Hanoğlu, "Tansiyon ve şeker kontrolü, fiziksel aktivite, uyku düzeni, dengeli beslenme ve zararlı alışkanlıklardan uzak durmak bu süreçte oldukça önemli" şeklinde konuştu. "Umut var, yeter ki erken tanı kuralım" Prof. Dr. Lütfü Hanoğlu, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: "Alzheimer tanısı artık çok daha erken konulabilecek. Bu, hem hastaların yaşam kalitesini yükseltmek hem de tedavi şansını artırmak adına büyük bir umut kaynağı. Umutsuz olmaya gerek yok; yeter ki geç kalınmasın."
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:49
Kronik ağrıda tedavi başarısı doğru ağrı kesici kullanımına bağlı
Algolog Prof. Dr. Emine Nur Tozan, ağrı kesicilerin doğru kullanımının tedavi başarısını artırdığını söyledi. Kronik ağrı tedavisi gören pek çok hastanın sadece ağrıları olduğu zaman ağrı kesici kullandığına dikkat çeken Prof. Dr. Tozan, "Kronik ağrı tedavisinde ağrı kesiciler; ‘ağrım oldukça alırım’ şeklinde değil, belli bir süre; ‘ağrı olsa da olmasa da’ kuralı ile devamlı ve belli bir sürede alınmalıdır" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Algoloji (Ağrı) Uzmanı Prof. Dr. Emine Nur Tozan, ağrı kesici (analjezik) ilaçların etkili ve güvenli kullanımının bazı ilkelere bağlı olduğunu ifade etti. Bu ilkelerin, hem kısa süreli hem de kronik ağrıların tedavisinde komplikasyonları önlemek ve en iyi sonucu almak için kritik öneme sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Tozan, "Özellikle 3 aydan daha uzun süre devam eden ağrılar; ‘kronik ağrı’ olarak tanımlanır. Kronik ağrı tek başına bir ağrı olmaktan öte; hastanın yaşam kalitesini de bozan multifaktöriyel bir süreçtir. Bu nedenle bu süreci yönetirken ağrıya eşlik eden diğer semptomlar da tedavi edilmeli ve yönetilmelidir. Kronik ağrıda kullanılan analjezikler, ağrıyı baskılamazlar, ‘ağrının temel mekanizmasını tedavi’ etmek amacı ile kullanılırlar." diye konuştu. Ağrının kaynağı net belirlenmeli Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) en hafif etkili ilaçla başlayan üç basamaklı ağrı tedavi şeması önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Tozan, başarılı tedavi için ağrının kaynağının örneğin: kas-iskelet sistemi, sinirsel, nosiseptif (doku hasarına neden olan bir yaralanmadan sonra hissedilen ağrı), nöropatik (sinir hasarı ya da sinir sisteminde bir problem nedeni ile oluşan bir ağrı tipi), viseral ağrı (genellikle yaralanma, iltihaplanma veya işlev bozukluğunun sonucu olan iç organlardan kaynaklanan bir ağrı türü) gibi net bir şekilde belirlenmesi gerektiğini söyledi. Tanıya (kanser ağrısı, bel ağrısı, diyabetik nöropatik ağrı gibi) uygun analjezik seçilmesinin önemine de dikkat çeken Prof. Dr. Tozan sözlerini şöyle sürdürdü: "Kronik ağrı tedavisinde; ağrı kesiciler; ‘ağrım oldukça alırım’ şeklinde değil, belli bir süre; ‘ağrı olsa da olmasa da’ kuralı ile devamlı ve belli bir sürede alınmalıdır. En düşük dozda başlayıp etkili olan doza kadar titrasyon (yavaş yavaş doz artışı) yapılmalıdır. Gereksiz uzun süreli kullanımdan kaçınılmalıdır. Özellikle opioid (beyin hücreleriyle etkileşime giren geniş bir ağrı kesici ilaç grubu) analjeziklerin, kabızlık, bulantı-kusma, bilişsel fonksiyonlarda yavaşlama, uykuya eğilim gibi yan etkileri olabilir. Ateş ve hafif / orta şiddette ağrı tedavisinde kullanılan parasetamol özellikle uzun süreli ve yüksek dozlarda ‘karaciğer toksisitesi’ne neden olabilir. Ağrı kesici kullanımında yan etkilerine, diğer ilaçlarla etkileşimine ve kontrendikasyonlarına karşı dikkatli olunmalıdır. Hekim, hastasına ilacı nasıl, ne zaman ve ne kadar süreyle kullanacağı, yan etkileri konusunda bilgi vermelidir. Hastalar da hekimin verdiği bilgi ve uyarılarını dikkate almalıdır." Öte yandan Algoloji Profesörü Tozan, hastanın ağrı skoru ve yaşam kalitesinin düzenli aralıklarla değerlendirilmesi gerektiğini, gerekiyorsa doz veya ilaç değişikliği yapılması gerektiğini kaydetti. Kronik ağrıda multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çeken Tozan, "Uzun süreli ağrıda sadece ilaç değil, fizik tedavi, psikolojik destek, egzersiz, beslenme gibi destekleyici yöntemler de uygulanmalıdır." dedi.
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:45
Uzmanlardan hamilelere tatil uyarısı
Gaziantep Özel Anka Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Güler, yaz aylarında tatile çıkacak anne adaylarını uyardı. Hamileliği yaz aylarına denk gelen anne adayları için tatil planları zaman zaman kaygı verici olabiliyor. Ancak Gaziantep Özel Anka Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Güler, alınacak basit önlemlerle yaz tatilinin hem sağlıklı hem de keyifli şekilde geçirilebileceğini söyledi. "Güneş lekelerine karşı önlem alınmalı" Hamilelik döneminde cildin lekelere daha yatkın hale geldiğini belirten Prof. Dr. Güler, "Güneşe çıkarken mutlaka en az 50 faktörlü koruyucu krem kullanılmalı. Geniş kenarlı şapka, pamuklu giysiler tercih edilmeli. Özellikle 11.00-16.00 saatleri arasında direkt güneş ışığından kaçınılmalı ya da gölgede zaman geçirilmelidir" dedi. "Havuz ve deniz temizliğine özen gösterin" Gebelikte yüzmenin en sağlıklı fiziksel aktivitelerden biri olduğunu söyleyen Güler, "Temiz ve güvenilir yerlerde yüzmek gebelik için oldukça faydalı. Ancak hijyenik olmayan havuzlar ve denizler enfeksiyon riskini artırabilir. Ayrıca ıslak mayo ile uzun süre kalmak vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bu konuda özenli olunmalı" diye konuştu. "Yolculuklarda 2 saatte bir mola şart" Yaz tatili planı yapan hamilelere yolculuk tavsiyelerinde de bulunan Prof. Dr. Ayşe Güler, "Uzun yolculuklarda 2 saatte bir kısa yürüyüş molaları verilmeli. Bu, bacaklardaki dolaşımı destekler. Emniyet kemeri karın altına gelecek şekilde takılmalı ve bol sıvı tüketilmelidir" uyarısında bulundu. "Bol su, hafif beslenme" Yaz sıcaklarında sıvı kaybına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirten Güler, "Susamayı beklemeden su içilmeli. Gazlı ve kafeinli içeceklerden kaçınılmalı. Taze, hafif ve tuzsuz gıdalar tercih edilmeli. Bu, hem sindirimi kolaylaştırır hem de genel vücut dengesini korur" diye konuştu. Tatil öncesi mutlaka doktor kontrolüne gidin Prof. Dr. Ayşe Güler, riskli gebelik geçiren ya da erken doğum riski taşıyan anne adaylarının doktor kontrolü olmadan tatile çıkmamaları gerektiğini vurguladı.
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:10
Uzun süre oturmak, obez kadınlarda meme kanseri riskini artırıyor
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, obezitenin, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre beden kitlenin normal sınırların üzerine çıkmasına neden olan, vücutta aşırı yağ birikimi olarak tanımlandığını, dünya çapında 600 milyondan fazla insanın fazla kilolu ve obez olduğunu bildirdi. Obezitenin, yani aşırı yağlanmanın pek çok kronik hastalığa ve kansere neden olduğunu bildiren Prof. Dr. Uğur Coşkun, yeni yayımlanan kapsamlı bir araştırmada; günlük oturma süresinin, obez kadınlarda meme kanseri riskini artırabileceğini ortaya koyduğunu belirtti. Coşkun, "1999-2020 yılları arasında Amerika’da gerçekleştirilen Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi verilerine dayanan bu çalışmada, 9 binden fazla obez kadın incelendi. Araştırmaya göre, günlük 8 saatten fazla oturan kadınlarda meme kanseri görülme oranı, daha az oturanlara göre belirgin şekilde daha yüksek. Çalışma bulgularını incelediğimizde uzun süreli oturmanın özellikle fiziksel olarak aktif olmayan kadınlar için risk faktörü oluşturduğunu söylemek mümkün. Araştırmanın çarpıcı bulgularından biri de obez olan ancak yeterli fiziksel aktivite yapan kadınların, günlük oturma sürelerinin meme kanseri ile anlamlı bir ilişki bulunmaması. Bu da egzersizin, uzun oturma sürelerinin zararlı etkilerini azaltabileceğine işaret ediyor" bilgisini verdi. Menopoz döneminde olan 60 yaş üzeri ve ileri derecede obez kadınların riskin en yüksek olduğu gruplar arasında yer aldığını belirten Prof. Dr. Coşkun, "Bu çalışma da hareketsiz yaşam tarzının obez kadınlarda meme kanseri riskini artırabileceğini net bir biçimde göstermektedir. Fiziksel aktivitenin olumlu etkilerini de göz önüne alarak özellikle riskli grupta yer alan kadınların vakit kaybetmeden kendilerine en uygun olan ve hayatları boyunca yapabilecekleri bir fiziksel aktiviteye başlamaları oldukça mühim. Sağlıklı yaşam tarzı seçimleri, özellikle obez bireyler için, kanser riskini azaltmada kritik öneme sahiptir" dedi.
03 Ağustos 2025 Pazar - 21:54
Gezi teknesinde yaralanan vatandaşa tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan vatandaş Sahil Güvenlik ekipleri tarafından tıbbi tahliyesi gerçekleştirildi. Fethiye açıklarındaki seyreden gezi teknesinde yaralanan vatandaş için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı sonrası Sahil Güvenlik botu tarafından yaralanan vatandaşın tıbbi tahliyesi gerçekleştirilerek 112 ambulans ekiplerine teslim edildi.
03 Ağustos 2025 Pazar - 21:25
Solunum yetmezliği yaşayan bebek ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi
Ağrı’da solunum yetmezliği nedeniyle entübe edilen 6 aylık bebek, ambulans uçakla Ankara’ya sevk edildi. Pnömoni ve konjenital kalp hastalığı tanısıyla Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Basamak Çocuk Yoğun Bakım Servisi’nde tedavi altına alınan 6 aylık Elif Bozkuş, durumu ağırlaşınca entübe edilerek yoğun bakımda takip altına alındı. Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda yapılan değerlendirme sonucunda bebeğin ileri tedavi için Ankara Etlik Şehir Hastanesi 3. Basamak Yoğun Bakım Servisi’ne sevk edilmesine karar verildi. Elif bebek, Ağrı Havalimanı’ndan kalkan ambulans uçakla Ankara’ya nakledildi.
03 Ağustos 2025 Pazar - 14:12
KOAH’ta erken tanı hayat kurtarıyor
Dünyada milyonlarca insanı etkileyen ve her yıl milyonlarca kişinin ölümüne neden olan KOAH hastalığına karşı uzmanlar uyarıyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Avşar, özellikle sigara içen 40 yaş üstü bireylerin risk altında olduğunu belirterek erken tanının hayati önem taşıdığını vurguladı. Kahramanmaraş HG Hospital’da görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Avşar, dünya genelinde 400 milyon kişiyi etkileyen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) konusunda önemli uyarılarda bulundu. Türkiye’de yaklaşık 4 milyon KOAH hastası bulunduğunu belirten Avşar, "Her yıl KOAH nedeniyle dünyada 7 milyon, Türkiye’de ise 300 bin kişi hayatını kaybediyor. Kırk yaşını geçmiş ve sigara içen herkesin mutlaka solunum testi yaptırması gerekir" dedi. Avşar, KOAH’ın akciğerde hem bronşları hem de parankim yapıyı etkileyen, kronik bronşit ve amfizem birleşimi bir hastalık olduğuna dikkat çekti. En büyük risk faktörünün sigara olduğunu vurgulayan Avşar, "KOAH hastalarının yüzde 90’ında sigara sorumlu. Bunun dışında nargile, tezek dumanı ve çeşitli kimyasallara maruz kalmak da hastalığa yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı kaybedilen nefesi geri kazandırmaz ama ilerlemeyi durdurur" KOAH’ın, genellikle 40 yaş üzerindeki bireylerde nefes darlığı, öksürük, balgam ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle kendini gösterdiğini ifade eden Dr. Avşar, erken teşhisin önemine dikkat çekerek şöyle konuştu: "Tanı solunum fonksiyon testiyle konuluyor. Eğer 40 yaşını geçtiyseniz ve sigara içiyorsanız mutlaka test yaptırmalısınız. Çünkü erken tanı konulmazsa hastalık ilerliyor ve hastalar bize nefes kapasiteleri çok düşmüş halde geliyor. Ne yazık ki kaybedilen akciğer kapasitesini geri kazandıramıyoruz ancak uygun tedaviyle hastayı rahatlatabiliyoruz. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı yani KOAH, kronik bronşit artı amfizemden oluşan bir durum. Sebeplerinde yüzde 90 sigara sorumludur. Buraya özellikle vurgu yapmak istiyorum; KOAH vakalarının yüzde 90’ınında sigara sorumludur. Buna ilave olarak pro, nargile gibi organik ve inorganik kimyasallara maruziyet gibi durumlar ve tezek dumanına maruziyet de KOAH’a neden olabilmektedir. Ama burada en önemlisi yine sigaradır. Dünyada dört yüz milyon KOAH hastası var. Türkiye’nin payına düşen yaklaşık 4 milyon hasta. KOAH bir yılda dünyada 7 milyon, Türkiye’de 300 bin ölüme neden olmaktadır. Ben hastalarıma hep şöyle derim: Bir uçak 300 kişi alır. Yani yılda bin tane uçak düşüyor ve kimse umursamıyor. Bu kadar ciddi bir durum. Kırk yaşın üstündeki bireylerde nefes darlığı, hırıltı, öksürük gibi belirtiler varsa ve sigara öyküsü de bulunuyorsa biz KOAH’tan şüphe ediyoruz. 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH tespit ediyoruz. Belirtiler; sürekli öksürük, balgam, sabahları balgam çıkarma, yürürken nefes darlığı ve hırıltılı solunumdur. Tanı solunum testiyle konur. O yüzden diyoruz ki 40 yaşını geçtiyseniz ve sigara içiyorsanız mutlaka solunum testi yaptırın. KOAH geç fark edilirse, hasta bize solunum kapasitesi düşmüş olarak gelir. Tedavi veriyoruz ama kaybedilen fonksiyonları geri getiremiyoruz. Ayrıca 40 yaş altı KOAH varsa genetik nedenler de araştırılır. Sonuç olarak; sigara içiyorsanız ve 40 yaşına geldiyseniz mutlaka solunum testi yaptırın ve KOAH’ı erken fark edin."
03 Ağustos 2025 Pazar - 13:11
Uzmanından uyarı: "Sıcağın getirdiği ödemle başa çıkmak için maden suyu tüketilmeli"
Zonguldak’ta diyetisyen Gizem Güneş, yaz sıcaklarının etkisini artırdığı bugünlerde ödem sorununa karşı vatandaşları uyardı. Aşırı sıcaklar ve terleme nedeniyle vücudun elektrolit dengesinin bozulduğunu belirten Güneş, bu durumun ödem oluşumuna yol açabileceğini söyledi. Elektrolitlerin yerine konmaması halinde şişkinlik, yorgunluk ve halsizlik gibi sorunların ortaya çıkabileceğini vurgulayan Güneş, özellikle maden suyunun günlük beslenme rutinine dahil edilmesi gerektiğini belirtti. Güneş, "Ter yoluyla sadece su değil; magnezyum ve potasyum gibi önemli mineraller de kaybediliyor. Bu mineralleri yerine koymak için maden suyu iyi bir tercihtir" dedi. Maydanoz, ananas ve karpuz gibi ödem atıcı besinlerin de yaz aylarında destekleyici etkisi olduğunu kaydeden Güneş, bu tür gıdaların günün erken saatlerinde tüketilmesinin daha faydalı olacağını ifade etti. Güneş, "Bu besinlerin 16.30’dan sonra tüketilmesini çok önermiyorum" diye konuştu. Yürüyüşün, lenf dolaşımını uyarması açısından önemli olduğunu hatırlatan Güneş, sıcak havalarda değil ama sıcaklık biraz düştükten sonra orta tempoda yapılan yürüyüşlerin ödem atımını destekleyeceğini söyledi. Su tüketiminin önemine de dikkat çeken Diyetisyen Güneş, "Günde 2,5 litre olan su tüketimi yaz aylarında biraz daha artırılabilir. Bununla birlikte tuz tüketiminde de denge sağlanmalı. Doğal kaya tuzu tercih edilebilir ancak miktarına dikkat edilmeli" uyarısında bulundu. Son olarak, günlük ödemin dışında kronikleşmiş şişkinlik şikayetleri olan kişilerin mutlaka bir uzmana danışması gerektiğini belirtti.
03 Ağustos 2025 Pazar - 13:07
Diyetisyenden sıvı tüketimi uyarısı
Diyetisyen Yavuz Beyazelma, yaz aylarında su tüketiminin önemine değindi. Tunceli Devlet Hastanesi diyetisyenlerinden Yavuz Beyazelma, yaz aylarında birlikte vücutta önemli miktarda sıvı kaybı olduğunu belirterek bunun yol açabileceği olumsuzluklardan kaçınmanın en önemli yolunun su tüketmek olduğunu söyledi. Yaz aylarında terlemeyle birlikte vücutta önemli miktarda sıvı kaybı oluştuğuna dikkat çeken Tunceli Devlet Hastanesi diyetisyenlerinden Yavuz Beyazelma, "Bu sıvı ve elektrolit kaybı baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, yüksek tansiyon gibi problemlere yol açmaktadır. Bunu dengelemenin en doğal su tüketmektedir. Günde en az 8-10 bardak, yine ağır işlerde çalışanlar için en az 15-20 bardak su tüketmek bu kaybı önemli ölçüde engelleyecektir. Özellikle açık havada vakit geçiriyorsanız maden suyu gibi elektrolit içeriği yüksek olan içecekleri tüketmek bu anlamda fayda sağlayacaktır" dedi. Yaz mevsiminde beslenmenin önemine de değinen Beyazelma, "Kızartılmış, kavrulmuş besinler yerine haşlanmış veya fırınlanmış, bazen ızgarada pişirilen besinleri tüketmek bize fayda sağlayacaktır" diye konuştu. Beyazelma, susamadan su içilmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder