SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor 06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12 Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37 Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25 Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44 Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Nusaybin’de 3 boyutlu yazıcıyla kraniyoplasti ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 16:12 Nusaybin’de 3 boyutlu yazıcıyla kraniyoplasti ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi Mardin’de Nusaybin Devlet Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen ve başarıyla sonuçlanan kraniyoplasti ameliyatı, hem tıbbi hem de teknolojik açıdan bir ilke imza attı. Genç hasta Lokman Akyüz’e uygulanan ameliyatla, özel olarak geliştirilen 3 boyutlu yazıcı teknolojisi kullanılarak milimetrik ölçülerde tam anatomik bir kafatası oluşturuldu. Ameliyatı gerçekleştiren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Barış Altun, operasyonun modern teknoloji ile cerrahi tekniğin bir araya getirilmesiyle başarıyla tamamlandığını söyledi. Dr. Altun, bu ameliyatla hastanın beyni iç ve dış darbelere karşı korunmuş olduğunu belirterek, "Aynı zamanda kozmetik açıdan da önemli bir iyileşme sağlandı. Toplumsal etkileşimde hastanın kendini daha rahat hissetmesi amaçlandı. Operasyon başarılı geçti, sadece enfeksiyon riski göz önünde bulundurularak takip yapıyoruz" dedi. Ameliyat sonrası ertesi gün taburcu edilen Lokman’ın üçüncü gün kontrolünde de herhangi bir komplikasyon görülmediği, hastanın takibinin devam edeceği ve altı ay ile bir yıl içinde rutin kontrollerinin yapılacağı bildirildi. Nusaybin Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. M. Selim Ünverdi ise, "Hastanemizde ilk kez kraniyoplasti ameliyatı gerçekleştirdik. Bu önemli operasyonun başarılı geçmesinden büyük mutluluk duyuyoruz. Desteklerinden dolayı Sağlık Bakanlığımıza, İl Sağlık Müdürümüze ve Kaymakamımıza teşekkür ederim. İnşallah Nusaybin’de daha birçok ilke imza atacağız" ifadelerini kullandı.
Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında sağlıkta stratejik iş birliği başlatıldı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 15:47 Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında sağlıkta stratejik iş birliği başlatıldı Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında sağlık diplomasisi, yatırım ve eğitim alanlarını kapsayan stratejik iş birliği süreci başlatıldı. Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay başkanlığındaki heyet, Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri’yi ziyaret etti. Görüşmede iki ülke arasında sağlık turizmi, geleneksel tıp, dijital sağlık çözümleri ve tıbbi aromatik bitkiler başta olmak üzere çok sayıda başlık masaya yatırıldı. Ziyarette Türkiye ile BAE arasında sağlık alanındaki uzun vadeli iş birliğini kurumsallaştıracak olan "Çerçeve İş Birliği Protokolü" Büyükelçiye resmi olarak takdim edildi. Protokolde karşılıklı hasta yönlendirme, eğitim programları, ortak sertifikasyon sistemleri, sağlık yatırımları ve girişimciliği kapsayan birçok alanda iş birliği hedefleri belirlendi. Görüşmede ayrıca önümüzdeki aylarda Ankara’da düzenlenmesi planlanan "Türkiye - Birleşik Arap Emirlikleri Uluslararası Sağlık ve Medikal Yatırım Konferansı" hakkında bilgi paylaşımında bulunuldu. SATKOF, söz konusu konferansta BAE Büyükelçiliğini resmi paydaş olarak görmekten memnuniyet duyacağını iletti. SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, "Türkiye’nin güçlü sağlık altyapısı, yetişmiş insan kaynağı ve akredite sağlık kuruluşları; Birleşik Arap Emirlikleri’nin dijital vizyonu ve yatırım gücüyle birleştiğinde ortaya çıkacak sinerji yalnızca iki ülkeye değil, bölgesel sağlık barışına da katkı sağlayacaktır" dedi. Birleşik Arap Emirlikleri Ankara Büyükelçisi Saeed Thani Hareb Al Dhaheri ise, "Sağlık Turizmi Konfederasyonu’nun nazik ziyareti ve sunduğu vizyoner iş birliği önerileri için teşekkür ederim. Türkiye ile sağlık alanındaki bu stratejik diyaloğu büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz. Bundan sonraki süreçte de iletişim halinde olmaktan ve özellikle BAE’de düzenlenecek sağlık turizmi programlarında SATKOF ile birlikte çalışmaktan mutluluk duyacağız" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Cumhur Aydemir: "Anne sütü, sağlıklı nesillerin temelidir"
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 13:23 Prof. Dr. Cumhur Aydemir: "Anne sütü, sağlıklı nesillerin temelidir" Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Neonatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cumhur Aydemir, 1-7 Ağustos Emzirme Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, anne sütünün bebek sağlığı açısından vazgeçilmez bir besin olduğunu belirterek, "Anne sütü, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlar" dedi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), UNICEF ve Sağlık Bakanlıkları öncülüğünde her yıl kutlanan Emzirme Haftası kapsamında yazılı bir açıklama yapan Prof. Dr. Aydemir, emzirmenin sürdürülebilir bir şekilde desteklenmesinin önemine dikkat çekti. Aydemir, DSÖ’nün bu yıl emzirme konusunda sağlık sistemlerinin sürekli destek sağlayacak şekilde güçlendirilmesini öncelik haline getirdiğini belirterek, "Her annenin, istediği sürece emzirmek için ihtiyaç duyduğu desteğe ve bilgiye erişebilmesi sağlanmalıdır. Bunun için nitelikli emzirme danışmanlığına yatırım yapılmalı, Mama Kodu uygulanmalı ve kadınları destekleyen ortamlar oluşturulmalıdır" ifadelerini kullandı. Dünya Emzirmeyi Destekleme İttifakı’nın (WABA) belirlediği 2025 yılı teması hakkında bilgi veren Aydemir, "Bu yılın teması ‘Emzirmeyi Önceliklendirin: Sürdürülebilir Destek Sistemleri Oluşturun’ olarak belirlendi. Aileler, topluluklar, iş yerleri, sağlık sistemleri ve hükümetler birlikte hareket ettiğinde, emzirmeye verilen desteğin nesiller boyu sürecek olumlu etkileri olur" dedi. Aydemir, Türkiye’de Emzirme ve Anne Sütü Gönüllüleri Derneği (TEMAS) gibi kuruluşların bu sürece önemli katkı sunduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi, ardından uygun ek gıdalarla birlikte emzirmenin en az 2 yaşına kadar sürdürülmesi, kültürel bir norm haline gelmelidir. Bu süreçte yalnızca annenin değil, tüm aile bireylerinin bebek ve çocuk bakımına dahil olması desteklenmelidir." Ulusal Emzirme Yardım Hattı, çevrim içi ve yüz yüze eğitimlerin özellikle aile desteği olmayan ebeveynler için önemli bir rol üstlendiğini belirten Aydemir, "Geleceğimiz olan çocuklarımızın, kendileri için en ideal besin olan anne sütü ile beslenmesini sağlayarak sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Gelin, hep birlikte emzirmeyi destekleyen bir dünya oluşturalım" çağrısında bulundu.
"Sağlık çalışanlarının mülteci hayatı bitecek"
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 13:15 "Sağlık çalışanlarının mülteci hayatı bitecek" Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, Silopi ilçesinde yapımı tamamlanan ilçe sağlık müdürlüğü ve sağlıklı hayat merkezinin kısa sürede hizmete girmesiyle, sağlık çalışanlarının yıllardır konteynerlerde sürdürdüğü adeta mülteci hayatının sona ereceğini söyledi. Silopi’de sağlık hizmetlerinin kalitesini artıracak önemli gelişmeler yaşanıyor. Yapımı tamamlanan Silopi İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nin kısa süre içinde hizmete alınması bekleniyor. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, söz konusu sağlık tesislerinin açılmasıyla birlikte konteynerlerde görev yapan sağlık personelinin yıllardır süren zor koşullarının sona ereceğini dile getirdi. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, beraberindeki şube yönetimi ve Silopi İlçe Temsilcisi Hasan Ökten ile birlikte, göreve yeni başlayan Silopi İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cihan Salihoğlu’nu makamında ziyaret etti. Anmal, birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini ifade ederek, "Silopi İlçe Sağlık Müdürlüğü ve Sağlıklı Hayat Merkezi’nin faaliyete geçmesiyle, büyük özveriyle konteynerlerde hizmet veren sağlık çalışanlarının adeta mülteci hayatı sona erecek. Tesisin yapım sürecinde katkı sunan AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar’a teşekkür ederiz" dedi. İlçe Sağlık Müdürü Dr. Cihan Salihoğlu ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Zor fiziki koşullarda görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum. Yeni sağlık tesisimizin hizmete girmesiyle birlikte hem çalışanlarımız hem de halkımız daha sağlıklı ve konforlu hizmete kavuşacak" ifadelerini kullandı. Ziyaret, plaket takdimi ve sağlık çalışanlarıyla yapılan kısa bir buluşmanın ardından sona erdi.
Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 12:09 Alevler doğayı, dumanı ciğerlerimizi mahvediyor Orman yangın olduğu bölgelerinde yoğun dumana maruz kalan kişilerde nefes darlığı, öksürük, astım atakları ve KOAH alevlenmeleri gibi ciddi solunum sorunları görülüyor. Yangın dumanının solum yolu hastalıklarını tetiklediğini vurgulayan Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, "Dumanın içindeki zehirli gazlar, örneğin karbon monoksit, ve özellikle bazı partiküller, doğrudan akciğerleri etkileyebilir" dedi. Son dönemde artan orman yangınları, yalnızca doğal kaynaklarımızı yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlığımızı da tehdit ediyor. Yangınların yoğun olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşlar, ciddi solunum problemleriyle karşı karşıya kalabiliyor. Nefes darlığı, öksürük, astım atakları ve KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) gibi hastalıkların alevlenmesi, bu durumdan etkilenenlerin yaşadığı en büyük sağlık sorunları arasında yer alıyor. Yangın dumanının yaydığı zararlı maddelerden korunmak, özellikle yangın bölgelerinde yaşayanlar için büyük önem taşıyor. Dumanın etkisi, özellikle yaşlılar, çocuklar ve kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini belirten Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Jülide Çeldir Emre, "Astım, KOAH gibi hastalıkları olan bireyler, acil başvurulara kadar gidebilecek rahatsızlıklar yaşayabilir. Yangın esnasında dumanı soluyup herhangi bir tepki göstermemiş olsanız dahi, ilerleyen süreçte vücudunuzun bu dumanla temasının etkileri ortaya çıkabilir. Bu süreçte, hava yolu hassasiyeti artabilir ve akciğer enfeksiyonları riski yükselir. Ayrıca, 3 ay sonra yapılan bazı çalışmalarda solunum fonksiyonlarının düşüklüğü ve yeni tanı konmuş astım ya da KOAH hastalarının olduğu gözlemlenmiştir. Tanı konmuş hastalar ise daha fazla ilaç kullanımı ve oksijen desteği ihtiyaç duyabilmektedir" ifadelerini kullandı. Dumandan korunmanın yolları Orman yangınları son yıllarda ülkemizde sıklıkla görülen ve yerleşim yerlerine yakın bölgelerde etkili olan felaketlerden biri haline geldiğini vurgulayan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Emre, "Bu yangınların meydana getirdiği duman, yoğun bir şekilde yerleşim alanlarına da sirayet etmektedir. Dumanın içindeki zehirli gazlar, örneğin karbon monoksit, ve özellikle 2.5 mikrogramın altındaki bazı partiküller, doğrudan akciğerleri etkileyebilir. Yangın anında, insanların evlerini, parklarını ya da bahçelerini kaybettikleri için bazen terk etmekte zorlanıyorlar. Bunun yerine dumanın etkisini azaltmaya yönelik çeşitli yöntemlere başvuruyorlar, ancak bu tür basit çözümler yeterli olmamaktadır. İnsanlar, dumanın etkisinden korunabilmek için ilk olarak evlerinde kapı ve pencereleri kapatarak, dışarıdan gelen havayı engellemeye çalışmalıdır. Eğer klima kullanılıyorsa, yalnızca iç ortam havasını döndürecek şekilde ayarlanmalıdır. Ayrıca, pencere ya da kapı kenarlıklarına ıslak havlular yerleştirilmesi, dışarıdan gelen dumanın içeri girmesini engellemeye yardımcı olabilir" diye ekledi. Bu belirtiler gözlemlendiğinde bir uzmana başvurulmalı Normal cerrahi maskeler, bu tür bir dumanın etkilerine karşı yeterli olmadığını ifade eden Emre sözlerini şu şekilde noktaladı: "Bu durumda, özel filtreli maskeler veya en azından ıslak maskeler kullanılması gerekmektedir. Özellikle kronik akciğer hastalığı olan kişilerin, dumanın etkisini azaltmak için mümkünse o bölgeden ayrılmaları ve ilaçlarını yanlarında taşımaları önemlidir. Duman maruziyeti sonrası öksürük gibi normal belirtiler görülebilir. Ancak bu belirtiler uzun sürerse veya şiddetlenirse, kişi bir sağlık profesyoneline başvurmalıdır. Öksürük, hırıltı, nefes darlığı, efor kapasitesinde azalma gibi şikayetler devam ederse, mutlaka bir hekime danışılmalıdır. Akut dönemde geçmeyen belirtiler, daha ciddi bir sorunun habercisi olabilir."
Sigara tiryakisi çift 42 yıl sonra sigarayı bıraktı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 12:07 Sigara tiryakisi çift 42 yıl sonra sigarayı bıraktı Bursa’da 42 yıldır sigara kullanıcısı olan 62 yaşındaki Osman Elver ve 64 yaşındaki Leyla Elver çifti, aile hekimlerinin yönlendirmesiyle ile birlikte gittikleri sigara bırakma polikliniğinde sigarayı bıraktı. Sağlıklı hayat merkezleri bünyesinde hizmet veren sigara bırakma poliklinikleri, vatandaşlara sigara bırakma konusunda sağladığı başarılı destekle dikkat çekiyor. 42 yıldır sigara tiryakisi olan 62 yaşındaki Osman Elver, aile hekiminin yönlendirmesiyle gittiği Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde bulunan sigara bırakma polikliniğine başvurarak sigarayı bıraktı. Eşinin sigarayı bırakmasını örnek alarak aynı polikliniğe başvuran 64 yaşındaki Leyla Elver ise, yapılan değerlendirme sonrası başlanan ilaç tedavisi ile sigarayı bıraktı. Eşiyle yaklaşık olarak aynı tarihlerde sigara içmeye başladıklarını belirten Osman Elver, "Bundan 3 ay önce sigarayı bırakmaya karar verdim. Aile hekimimizin tavsiyesi üzerine buraya geldim. Bana ilaç tedavisi başladılar bu sayede sigarayı bıraktım. Buranın sayesinde yaklaşık 3 aydır sigara içmiyorum. Nefes alışım, uyku saatlerim değişti, yeme içme ile ilgili problemlerim vardı, yürüyüşüm değişti. Herkese sigarayı bırakmayı tavsiye ederim" diye konuştu. Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin muhakkak en yakınlarındaki sağlık kuruluşundan yardım alması gerektiğini söyleyen Elver, "Evim buraya yakın, bunaldığım, sıkıldığım zaman doktor kardeşlerimizle anlaştık buraya geliyorum. Yardımcı oluyorlar. Sigarayı bırakmak istiyorsanız başta elinizden çıkartın sonra beyninizden atın ki sağlığınıza kavuşabilesiniz. Sigarayı bırakmak isteyen herkese sağlıklı hayat merkezine başvurmaları ve destek almalarını tavsiye ederim" şeklinde konuştu. Eşinden gördü, bırakmaya karar verdi Eşinin sigarayı bırakması üzerine ondan güç alarak sigarayı bırakmaya karar verdiğini belirten Leyla Elver ise, "Başta eşim buraya müracaat etti. Baktım eşime iyi geldi, bana da iyi gelir diyerek ben de daha sonra müracaat ettim. Sigarayı tek başıma bırakamazdım, ama eşimle beraber birbirimize destek olduğumuz için daha rahat bıraktım. Ondan cesaret aldım. Nefesim de açıldı. Bana da her yönden iyi geldi. Sigarayı bıraktıktan sonra evimizin havası değişti, kokusu değişti" dedi. ‘Çiçek kokusunu alamıyordum’ Sigara bırakma sürecinde başından geçen olay ile yaşadığı mutluluğu dile getiren Leyla Elver, "Evimizde bir gün oturuyorduk karşılıklı kapımız çaldı. Bir baktım kargo çiçek getirmiş. Oğlum çiçek göndermiş. Ben de onu aldım eve yukarıya çıkardım masanın üzerine koydum. O kadar güzel koktu ki halen daha kapıdan girişte bile mis gibi çiçek kokusu karşılıyor. Önceden de çiçek geliyordu ama sigara içtiğimiz için çiçek kokusunu alamıyorduk ama şu anda evim sigara kokmuyor, çiçek kokuyor" diye konuştu. Ücretsiz destek hizmeti veriliyor Sigara bırakma sürecinde profesyonel kişilerden destek almanın oldukça önemli olduğunu söyleyen Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği Sorumlu Hekimi Uzm. Dr. Reyhan Çanakçı, "Sigara bağımlılık yapan bir madde. Bağımlılık da bir hastalık. Nasıl ki diğer hastalıklarda bir destek alıyorsak doktorlardan, sigara bırakma polikliniklerinden destek almak çok önemli. İlaçlı tedavi hizmeti veriyoruz ve bu konuda başarı oranımız gayet yüksek. Kişi kararlı olduğu sürece hem bilgiye dayalı davranışçı terapiyle hem de sosyal destekle ve ilaç tedavisiyle kombine ederek kişiye yardımcı oluyoruz. Gerçekten kişinin kararlı olması ve randevularına gelmesi yeterli oluyor. Biz elimizden gelen bütün desteği kurum olarak da hekim olarak de veriyoruz" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Çanakçı son olarak sigara bırakma polikliniğine başvurmak isteyen kişilerin ALO 171 Hattı’ndan ya da İl Sağlık Müdürlüğü’nün internet sitesi üzerinde bulunan dahili numaralardan randevu alabileceklerini söyledi.
Tekerlekli sandalye ile geldi, annesinin elinden tutup çıktı
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 11:25 Tekerlekli sandalye ile geldi, annesinin elinden tutup çıktı Serebral palsi (SP) hastası Hasan Emrem, annesi ve doktorlarının çabalarını boşa çıkarmadı. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümünden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’dan aldığı iki yıllık tedavi sayesinde bugün rahatça yürüyebiliyor ve kendi ihtiyaçlarının bir kısmını karşılayabiliyor. Hasan Emrem’in annesi Canan Emrem, tedavi sürecinin sonunda oğlundaki ilerlemeye dikkat çekerek, "Bu kadar yol almışken yarıda bırakmayacağım. Hasan tamamen yürüyene kadar devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. Henüz 6 aylıkken oğlu Hasan Emrem’deki gelişim geriliğini fark eden Canan Erdem, oğluna serebral palsi (SP) teşhisi konulduğu günden beri mücadele veriyor. Beynin; hareket, duruş ve dengeyi sağlayan kısmının hasar alması ya da gelişmemesi durumunda ortaya çıkan SP hastalığı nedeniyle yıllardır oğluna fizik tedavi aldıran Canan Emrem, sonunda oğlunun yürüdüğünü gördü. Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’dan 2 yıldır fizik tedavi alan 7 yaşındaki Hasan Emrem, bugün annesinin elinden tutarak yürüyebiliyor. Hastaneye tekerlekli sandalyeyle gelen, hiçbir ihtiyacını tek başına karşılayamayan Hasan Emrem’in bugün geldiği noktadan çok mutlu olduğunu belirten annesi Canan Emrem, "Biz buraya geldiğimizde Hasan elimden tutup yürüyemiyordu, emekleyemiyordu. Şu anda emekliyor, yürüyor hatta koşturuyor. Sadece tek elle elimden tutup yürüyebiliyor. Bağımsız bir şekilde ayağa kalkıp 20 adım atabiliyor. Çok güzel ilerledik" sözlerini kaydetti. "Buradan iyi sonuç bekleyerek geldim" Hasan Emrem’in 2 yaşından beri fizik tedavi ve rehabilitasyon aldığını dile getiren Canan Emrem, oğlunun geldiği aşamadan memnun olduğunu ancak bu sürecin kolay olmadığını dile getirdi. Çevresinin tavsiyesi üzerine Medicana’yı tercih ettiklerini aktaran Canan Emrem, "Çok zorlandım, çok yoruldum. Evladımla sürekli dışarıdayım, fizik tedaviye gelmediğimiz zaman dışarıda aktif bir şekilde hareket etmesi için uğraşıyorum. Haftada 3 gün fizik tedaviye geliyoruz. Burada bir saat fizik tedavi alıyor. Dışarıda da yürüyüş yapıyoruz, yüzmeye gidiyoruz. Özel eğitimde de bir saat fizik tedavi veriliyor. Yüzme haftada bir gün. Neredeyse her gün fizik tedaviyi destekleyecek bir şey yapıyoruz" diye konuştu. "Tek başına yürüyene kadar pes etmek yok" Hasan Emrem’in 6 aylıkken kaslarını kontrol edememesinden kaynaklı bir sorun olduğunu fark ettiğini ve yapılan tetkikler sonucu evladına serebral palsi tanısı konulduğunu aktaran Canan Emrem, "Buraya geldikten sonra Hasan’da yürümenin dışında da ilerlemeler oldu. Örneğin artık kendisi yemeğini yiyebiliyor, saçını tarayabiliyor. Kendi ihtiyaçlarını karşılamaya başladı. 11 yaşındaki kızıma da yetişmeye çalışıyorum. Bazen onu ihmal ediyor olabileceğimin vicdan azabını yaşıyorum. Ancak neyse ki çok olgun bir çocuk. Kardeşinin yürümesini o da çok istiyor. Hasan tamamen yürüyene kadar devam edeceğiz. Bu kadar yol almışken yarıda bırakmak istemiyorum. Bu zamana kadar pes etmedik, şimdi hiçbir şekilde pes etmek yok" mesajını verdi. Şendur: "Aile ve hekim iş birliği hayati önem taşıyor" Fizik tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde hasta için aile ve hekim işbirliğinin önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle sürdürdü: "Hasan ilk geldiğinde destekle yürüyebiliyordu, kendi başına yiyemiyordu, tuvaletini tutamıyordu. Diz ayak ve kalçalarında kas gücü kaybı, denge koordinasyonu son derece zayıftı. Destek ve cihazla yürüyordu. Şu anda denge ve koordinasyonu daha iyi; yürümesinde gelişme var. Hafif bir destekle, annesinin elini tutarak yürüyebiliyor. Hasan geldiği günden daha iyi bir durumda. Ancak hayatının her döneminde fizik tedavi alanında gelişiminin desteklenmesi için yapılabilecek şeyler var. İleride belki bir cihazlama ya da cerrahi işlem gerekebilir. Özellikle düzelmeyen bazı bacak ve kol problemlerinde düzeltmeler de yapılabiliyor. Ama asıl amaç, mümkün olduğu kadar yaşamını sürdüreceği konuma getirmeye çalışmaktır. O nedenle biraz daha kendi çabasıyla yürümesini istiyoruz" ifadelerini kullandı. Adım adım ilerlediler Fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecinin görüldüğü kadar basit olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Emek isteyen bir süreç. Rehabilitasyon süreci ilmek ilmek ilerler. Ailenin katılımı olmadan hiçbir şey yapamayız. Hastanın ailesi çok önemli. Rehabilitasyon dışında bir de ev programları veriyoruz. Hastaya ve hasta sahibine ödev veriyoruz. Onları iyi yapanlar da sonuca ulaşıyor" dedi. Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur ayrıca, Hasan’daki anormalliği oldukça erken bir dönemde fark eden anne Canan Emrem’i de takdir etti.
Nörolojik hastalıklarda ilaçsız çözüm: TMS tedavisi umut oluyor
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:53 Nörolojik hastalıklarda ilaçsız çözüm: TMS tedavisi umut oluyor SAMSUN (İHA) – Samsun’da uygulanmaya başlanan Transkraniyal Manyetik Stimülasyon (TMS) yöntemi, başta depresyon olmak üzere birçok nörolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkta yeni bir tedavi seçeneği olarak dikkat çekiyor. Cerrahi olmayan ve ilaçsız uygulanan TMS yönteminin, özellikle tedaviye dirençli majör depresyon vakalarında etkili olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor. Konuyla ilgili bilgi veren Medicana International Samsun Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Adem Akkurt, TMS’in FDA ve Avrupa Birliği CE onaylı bir yöntem olduğunu ifade ederek açıklamalarda bulundu. "İlaçsız ve ağrısız bir yöntem" TMS’in, beyin yüzeyine dışarıdan uygulanan kısa süreli manyetik uyarılarla çalıştığını ifade eden Dr. Akkurt, "Bu yöntemle beyindeki nöronların aktivitesi artırılabiliyor ya da azaltılabiliyor. Ağrısız, anestezi gerektirmeyen ve günlük yaşantıyı engellemeyen bir tedavi seçeneğidir" dedi. Dr. Akkurt, TMS tedavisinin sadece depresyon değil, aynı zamanda obsesif kompulsif bozukluk (OKB), anksiyete, migren, inme sonrası rehabilitasyon, Parkinson, Alzheimer gibi birçok nörolojik ve psikiyatrik durumda da başarıyla kullanıldığını vurguladı. Hastanın oturur pozisyonda olduğu özel koltukta uygulanan TMS seanslarının 20 ila 40 dakika sürdüğünü aktaran Akkurt, "Genellikle haftada 5 gün olmak üzere 4 ila 6 hafta süren bir program uygulanıyor. İlk haftalardan itibaren olumlu etkiler görülebiliyor" diye konuştu. "Yan etkisi yok denecek kadar az" Tedavinin genellikle yan etkisiz ilerlediğini belirten Dr. Akkurt, "Hafif baş ağrısı ya da uygulama bölgesinde kısa süreli rahatsızlık hissi dışında ciddi bir yan etki beklenmez. Epilepsi gibi özel durumlar dışında, çoğu hasta için güvenli bir yöntemdir" şeklinde konuştu.
Çocuk romatoloji uzmanı, çocuklarda geçmeyen eklem ağrısı ve şişkinliklere dikkat çekti
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:42 Çocuk romatoloji uzmanı, çocuklarda geçmeyen eklem ağrısı ve şişkinliklere dikkat çekti Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Romatoloji Uzmanı Dr. Yasemin Demir Yiğit, romatizmal hastalıkların sadece yetişkinlerde değil, çocukluk çağında da görülebileceğine dikkat çekti. Dr. Yiğit, çocukların, yetişkinlerin küçük halleri olmadığını, onların tedavisi ve takibinin kendine özgü kurallara göre yapılması gerektiğini söyledi. Yiğit, eklemlerde geçmeyen şişlik, sürekli ağrı, hareket kısıtlılığı, ciltte döküntüler, uzun süren ya da tekrarlayan ateş durumlarında mutlaka bir çocuk romatoloji uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti. Çocuk romatolojisinin sadece kas ve eklem hastalıklarıyla değil, bağ doku, damar hastalıkları ve tekrarlayan ateş sendromlarıyla da ilgilendiğini belirten Yiğit, sık görülen bazı hastalıkları şöyle sıraladı: "FMF (Ailevi Akdeniz Ateşi), PFAPA (tekrarlayan bademcik iltihabı), Behçet hastalığı, Juvenil Dermatomyozit (cilt ve kas tutulumu), Lupus (bağ dokusu hastalıkları) ve Vaskülitler (damar iltihapları)." Dr. Yiğit, "Sadece tahlil sonuçlarına bakarak tanı koymuyoruz. Hastanın hikayesi, muayenesi ve klinik bulguları çok önemli. Tanı koyarken diğer branşlarla da iş birliği içinde hareket ediyoruz. Çocuk Romatolojisi, detaylı ve titiz bir uzmanlık alanıdır. Aileler, çocuklarında yukarıdaki şikayetleri fark etmeleri durumunda vakit kaybetmeden bir çocuk romatoloji uzmanına başvurmaları gerekiyor" dedi.
Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı"
04 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:19 Uzmanından sıcak çarpması uyarısı: "Asla hafife alınmamalı" Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, sıcak çarpmasının sanıldığından çok daha ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, özellikle riskli grupların dikkatli olması gerektiğini belirtti. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Acil Tıp Uzmanı Uzm. Dr. Süleyman Nogay, yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sıcak çarpmasına karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Nogay, "Sıcak çarpması, vücut ısısının 40 dereceyi aşması ve buna bayılma, konuşma bozukluğu, bilinç kaybı gibi belirtilerin eklenmesiyle oluşan ciddi bir tablodur. Bu durum asla hafife alınmamalıdır" dedi. "Sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmeli" Sıcak havalardan en çok etkilenen gruplar arasında bebekler, çocuklar, yaşlı bireyler, kronik hastalığı olanlar, inşaat işçileri ve çiftçilerin yer aldığını kaydeden Nogay, sıcak çarpması şüphesi olan bir kişiye hızla müdahale edilmesi gerektiğini belirtti. Dr. Nogay, "Hasta serin ve gölge bir ortama alınmalı, kıyafetleri gevşetilmeli, boyun, koltuk altı ve kasık gibi bölgelere soğuk uygulama yapılmalı, ardından 112 Acil Servis aranmalıdır" ifadelerini kullandı. "Kafeinli içeceklerden uzak durulmalı" Sıcak çarpmasından korunmak için önerilerde de bulunan Dr. Nogay, "Açık renkli kıyafetler, pamuklu giysiler tercih edilmeli. 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı mümkünse çıkmayalım. Bol su tüketerek şekerli ve kafeinli içeceklerden uzak durulmalı. Kafeinli ve şekerli içeceklerin özellikle kola gibi içecekler sıcak çarpmasına zemin hazırlayabilir" diye konuştu