SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
İzmir kan bağışında ülke ortalamasının üstünde
24 Ağustos 2025 Pazar - 12:10 İzmir kan bağışında ülke ortalamasının üstünde İzmir, kan bağışında Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergiliyor. İzmir’in rakamsal olarak ve nüfusa oranla Türkiye’nin en iyi kan veren illerinden biri olduğunu belirten Türk Kızılay Ege Bölgesi Kan Merkezi Müdürü Dr. Barış Dolaş, "Aydın, Manisa ve İzmir’de yıllık kan bağışı hedefi 300 bin ünite. Bu hedefi, tüm aylarda ve geçmiş yıllarda yüzde 100 oranında tutturuyoruz" dedi. Türkiye genelinde her gün binlerce kişi, trafik kazaları, cerrahi operasyonlar ve kronik hastalıklar gibi çeşitli nedenlerle kana ihtiyaç duyuyor. Hayati öneme sahip olan kan, yalnızca insandan temin edilebiliyor ve modern tıpta vazgeçilmez bir tedavi unsuru olarak kabul ediliyor. Bir ünite kan, üç farklı hastanın hayatını kurtarabiliyor. Üstelik bir kan bağışı, ortalama sadece 15 dakika sürüyor. Türkiye’nin kan ihtiyacının gönüllü ve düzenli bağışçılardan karşılanması amacıyla Türk Kızılay tarafından "Ulusal Kan Temini Projesi" yürütülüyor. Proje kapsamında, 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi ve mobil bağış araçlarıyla ülke genelinde 300’ü aşkın noktada hizmet veriliyor. 2024 yılı verilerine göre, İzmir 154 bin 784 ünite kan bağışıyla Türkiye’de en fazla bağış yapılan iller arasında üst sıralarda yer aldı. İzmir ile birlikte Manisa ve Aydın illerindeki tüm kan bağışı Ege Bölge Kan Merkezi Müdürlüğü binasından yürütüldüğünü söyleyen Türk Kızılay Ege Bölgesi Kan Merkezi Müdürü Dr. Barış Dolaş, "İzmir, rakamsal olarak ve nüfusa oranla Türkiye’nin en iyi kan veren illerinden biridir. Ege Bölge Kan Merkezi Müdürlüğü’nün Aydın, Manisa ve İzmir’de yıllık kan bağışı hedefi 300 bin ünite. Bu hedefi, tüm aylarda ve geçmiş yıllarda yüzde 100 oranında tutturuyoruz. Bağışçılarımızın gerçekleştirdiği organizasyonlar sayesinde bu hedefe ulaşıyor ve emaneti başarıyla taşıyoruz" ifadeleri kullandı. Kanın tek kaynağı insan Kanın yalnızca insan vücudundan elde edilebilen, başka hiçbir yerde üretilemeyen, tarlada yetiştirilemeyen hayati bir organ olduğunu kaydeden Dr. Dolaş, "Dolayısıyla birbirimize muhtaçlığımızın en güzel örneklerinden biridir. Vicdanlı her insanın ve vatandaşlık görevini kutsal sayan herkesin, sedyeye yatıp üç kişinin hayatını kurtarmak için kendine bir motivasyon kaynağı bulduğu bir iyilik karakteridir. Kan bağışı, sadece teknik olarak vücuttan 480 mililitre kanın alınması ve başka bir insana verilmesi değil, aynı zamanda büyük bir iyilik hareketinin önemli bir basamağıdır. Bu bakış açısıyla, Türkiye’de özellikle İzmir, Manisa ve Aydın gibi illerde, duyarlı vatandaşlarımızın destekleri ve katkılarıyla, bölgedeki 95 hastanenin kan ihtiyacını karşılamak konusunda Türkiye’nin en ön sıralarında yer almaktayız" diye ekledi. Bağış yap, hayat kurtar Dönemsel olarak kan bağışında zaman zaman düşüşler yaşandığını da ifade eden Türk Kızılay Ege Bölgesi Kan Merkezi Müdürü Dr. Barış Dolaş sözlerini şu şekilde noktaladı: "5 dakika sonra telefonunuz çalabilir ve maalesef oğlunuzun merdivenden düştüğü, eşinizin trafik kazası geçirdiği veya doğum sırasında bebeğinizin kan ihtiyacı olduğu kötü haberini alabilirsiniz. Kan ihtiyacı doğacak hasta veya hasta yakını olacağımızın garantisini hiçbirimiz veremeyiz. Bugün gönüllü olarak erkekler 3 ayda bir, kadınlar ise 4 ayda bir düzenli kan bağışı yaparak tanımadığımız insanların hayatına dokunuyoruz. Ancak birkaç ay veya hatta birkaç dakika sonra belki sizin birinci derece yakınınızın, hatta kendinizin kan ihtiyacı olabilir. Bu noktaya gelmeden önce insanlık adına, yaşam mücadelesi için, birbirimize sahip çıkmak adına tüm vatandaşlarımızı kan bağışına davet ediyorum." Kan bağışında bulunan Alican Bodur ise sağlığı için dört ayda bir kan verdiğini belirterek herkesi kan bağışı yapmaya davet etti.
Obeziteye karşı ‘Mikro’ mücadele
24 Ağustos 2025 Pazar - 10:29 Obeziteye karşı ‘Mikro’ mücadele Sağlıklı ve fit bir görünüm için spor ve dengeli beslenme genel olarak kabul gören bir formül olsa da, uygulama konusunda birçok kişi zorluk yaşayabiliyor. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, özel zaman ya da mekân gerektirmeyen mikro egzersizlerin küçük gibi görünse de metabolizma, duruş ve eklem sağlığı üzerinde büyük etkiler oluşturduğunu belirtti. Spor yapmak herkesin hayatına dâhil etmek istediği bir aktivite olsa da bunun için ya yeterli zaman ya da uygun ortam bulunamıyor. Ancak mikro egzersizler bu soruna çare olabiliyor. Mikro egzersizlerin doğru uygulandığında spor yapmak kadar etkili olabileceğini belirten Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, mikro egzersizler sayesinde kas hafızasının güçlendiğini ve böylece daha hareketli bir yaşama adım atılabileceğini ifade etti. "Masa başı çalışanlara uygun" Sık yapılan hareketlerin beyin ve kaslar tarafından kaydedilmesi sonucu kas hafızasının oluştuğunu aktaran Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, "Kas hafızası, sık yapılan hareketlerin beyin ve kaslar tarafından kaydedilmesiyle oluşur. Bu sayede yıllar geçse de bisiklete binmek gibi beceriler kolayca geri döner. Mikro egzersizler, vücuda unuttuğu hareketleri tekrar hatırlatır. Uzun süre hareketsiz kalan kaslar bu küçük egzersizlerle yeniden aktifleşir. Sadece 1-2 dakikalık bilinçli bir hareket bile, kasların ve beynin ‘harekete geç’ mesajını almasını sağlar. Özellikle masa başı çalışanlar, egzersize yeni başlayanlar ve obez bireylerde uzun süre hareketsizlik sonrası başlangıç için güvenli ve etkili bir ilk adımdır" sözlerini kaydetti. "Yeniden başlamanın en iyi yolu" Obezite sorunu olan bireylerde mikro egzersizlerin etkili olabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, "Obezite sorunu olan bireyler için en uygun başlangıç egzersizleri; otururken, yatarken veya destek alarak yapılabilen basit ve güvenli hareketlerdir. Örneğin sırt üstü yatarken yapılan nefes egzersizi, sandalyede mini çömelme veya otururken kalçayı sıkma gibi hareketler kasları yormadan yeniden çalıştırır. Amaç kasları uyandırmak, eklemleri zorlamadan harekete alışmaktır. Bu küçük egzersizler hem kas hafızasını canlandırır hem de vücudu daha büyük hareketlere hazırlamak için güvenli bir zemin oluşturur" dedi. "Özel bir zaman oluşturmanıza gerek yok" Mikro egzersizler için özel bir zaman oluşturmaya gerek olmadığının altını çizen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, şu ifadeleri kullandı: "Örneğin sabah yatakta uyanınca dizler bükülü pozisyonda birkaç derin nefes alınıp, bel yatağa bastırılıp bırakılabilir. Bu hareket, karın ve bel kaslarını nazikçe uyandırır. Gün içinde otururken kalçanızı birkaç saniye sıkıp bırakmak ya da ayaklar yerdeyken topuklarınızı yukarı kaldırmak da hem dolaşımı destekler hem kasları harekete geçirir. Hatta kırmızı ışıkta beklerken bile dik durup omuzlar geriye alınarak postür hatırlatması yapılabilir. Küçük ama düzenli bu adımlar, vücudu yeniden harekete hazırlamanın en güvenli yoludur." "Küçük hareketler büyük etki oluşturuyor" Mikro egzersizlerin kolayca yapılabilir olmasının, etkili olmaz göstergesi verebildiğini söyleyen Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, mikro egzersizlerle ilgili şunları söyledi: "Kaslar ne kadar aktifse, metabolizma o kadar canlı çalışır; üstelik bu küçük hareketler insülin duyarlılığını bile artırabilir. Duruş bozukluklarında da etkili olan mikro egzersizler, özellikle masa başında zayıflayan kasları güçlendirerek omurga sağlığını destekler. Eklem sağlığı açısından da, hafif ama düzenli hareketler eklem sıvısının dolaşımını artırır, sertliği önler. Bilimsel çalışmalar, gün içine yayılan 2-3 dakikalık egzersiz molalarının hem postüral yorgunluğu azalttığını hem de glikoz ve yağ metabolizmasını olumlu etkilediğini gösteriyor. Ancak mikro egzersizleri herkese önermiyoruz. Yaş, kilo ve eklem problemlerine göre kişiye uygun mikro egzersiz planlanmalıdır. Örneğin diz ya da bel problemi olanlarda yere çömelmeden, daha çok oturarak veya sırtüstü yapılan egzersizler tercih edilir. En doğrusu, vücudunuzu zorlamayan, ama düzenli yaptığınızda sizi iyi hissettiren egzersizleri seçmektir." "Düzenli yapılmalı" Öte yandan düzenli bir şekilde mikro egzersiz yapan bireylerde gözlemlenen olumlu değişimleri de paylaşan Uzm. Dr. Şeyma Büyükkömürcü, "Duruş bozuklukları düzelir, kaslar dengeye gelir. Boyun, bel, diz gibi bölgelerdeki ağrılar hafifler. Kas hafızası canlanır, vücut hareket etmeyi yeniden öğrenir. Metabolizma hızlanır, ödem ve ağırlık hissi azalır. Zihinsel netlik ve enerji artar. Günlük işler; örneğin merdiven çıkmak, sandalyeden kalkmak kolaylaşır. Genellikle 1-2 hafta içinde fark edilir iyileşmeler başlar. Mikro egzersizler, fiziksel aktiviteye geçişte güvenli ve etkili bir basamaktır" diye konuştu.
Eğitimin birincisi oldu, direksiyon başında hayat kurtarıyor
24 Ağustos 2025 Pazar - 09:51 Eğitimin birincisi oldu, direksiyon başında hayat kurtarıyor Düzce’de düzenlenen Ambulans Sürüş Güvenliği Eğitimine katılan ve 17 kişi arasında en yüksek puanı alarak birinci olan iki çocuk annesi 45 yaşındaki Semra Karagöz, ambulans şoförü olarak görev yapmaya başladı. Düzce İl Ambulans Servisi Başhekimliğince düzenlenen ve 5’i erkek 12’si kadın 17 personelin katıldığı eğitimde, zorlu parkurlarda ileri sürüş teknikleri gösterildi. Eğitimi birincilikle tamamlayan Karagöz, direksiyon başına geçerek hastalara ve yaralılara en hızlı şekilde ulaşmak için görev yapıyor. "Mutlu ve gururluyum" Karagöz, mesleğe 2004’te Iğdır’da başladığını, daha sonra Kayseri’de görev yaptığını ve son olarak Düzce’ye atandığını söyledi. Sürüş güvenlik eğitiminde birinci olduğunu öğrendiğinde çok şaşırdığını ve mutlu olduğunu belirten Karagöz, "Karma bir eğitim aldık ve ben orada birinci olduğumu öğrendim. Sonuçlar çıkınca bende çok şaşırdım. Çok mutlu oldum ve gurur duydum kendimle" dedi. "Kadınlar ve çocuklar görünce çok seviniyor" Direksiyon başında kendisini gören vatandaşların şaşırdığını ve olumlu tepkiler verdiğini anlatan Karagöz, şöyle devam etti: "Özellikle kadınlar olumlu yönde tepki gösteriyorlar. Çocuklar çok seviniyor. Vatandaşlar gördükleri zaman şaşırıyorlar. Ambulans sürmek çok keyifli, çok mutluyum. Vakalara giderken direksiyon başına geçince çok mutlu oluyorum. Sonuçta görevimiz hayat kurtarmak. Bunun içinde çok mutlu ve gururluyum. Erkek mesai arkadaşlarımla birlikte nöbet tuttuğumda sağ olsunlar beni destekliyorlar. Her zaman her konuda yardımcı oluyorlar. Aldığımız eğitimler ve arkadaşlarımızın destekleri sayesinde sürüş tekniklerini iyi biliyoruz, vakalarda zorlanmıyorum" Karagöz, tüm kadınlara ambulans şoförlüğünü tavsiye ettiğini belirterek, "Şoförlüğü tüm kadın arkadaşlarımıza öneririm. Ambulans sürmenin keyfini diğer kadın arkadaşlarımızın da tatmasını isterim" ifadelerini kullandı.
Çocuklarda ağır çanta kullanımı bel ağrısı yapıyor
24 Ağustos 2025 Pazar - 09:46 Çocuklarda ağır çanta kullanımı bel ağrısı yapıyor Okul dönemi, öğrencilerin bedensel ve zihinsel gelişimleri açısından kritik bir süreç olarak öne çıkıyor. Bu süreçte öğrencilerin taşıdığı çantalar, sağlıklı gelişim üzerinde önemli bir rol oynuyor. Yanlış çanta seçimi ve kullanımı, çocukların omurga sağlığına ciddi zararlar verebiliyor. Medicana Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, okulların açılmasına yakın aileleri çanta konusunda uyardı. Okul çağı yaş grupları için bel ve sırt bölgesi ağrılarının görülmesi erken gibi düşünülse de bel ağrısı sıklığı yüzde 9-66 arasında değişmekte olup, yeni yapılan çalışmalardaki sıklık oranlarının eski çalışmalara göre daha fazla olduğunu ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, "Çocukluk çağında sırt ağrısının en sık görüldüğü yer bel bölgesidir. Bel ağrısının görülme sıklığı, hasta grubunun yaşına ve aktivite düzeyine göre değişir. Özellikle uğraşılan spor dalına göre bel ağrısı sıklığı artabilir. Çocuklarda bel ağrıları; mekanik (duruş bozuklukları, kas spazmları ve gerginlikleri), gelişimsel (omurga eğrilikleri), enfeksiyon ve tümör gibi nedenlerle gelişebilir. Ayrıca, uzun süre televizyon seyretmek, bilgisayar başında oturmak ve hareketsiz yaşam öyküsü de çocuklar arasında bel ağrısına neden olabilecek faktörler arasındadır. Okul döneminde yanlış ve ağır çanta kullanımı da öğrencilerde omuz, sırt ve bel ağrılarına yol açabilmektedir" diye konuştu. Çanta çift omuz askısı ile kullanılmalı Özellikle ağır çanta kullanımının çocuklarda omuz, boyun ve bel bölgesindeki kaslarda spazma yol açarak sırt ağrısına neden olabileceğini belirten Doç. Dr. Gökhan Cansabuncu, "Ayrıca ağır çanta tek taraflı omuz askısı kullanılarak taşındığında veya yan askılı okul çantaları kullanıldığında omurga üzerindeki dengesizlikten dolayı çeşitli sırt ağrıları görülebilir. Çanta kullanımına bağlı sırt ağrılarını azaltmak için çanta içerisindeki ağırlık mümkün olduğunca azaltılmalı. Ağır eşyalar mümkün olduğunca çantanın sırt bölgesine yakın kısmına konulmalı. Okul çantası mutlaka çocuğun yaşına ve boyuna uygun seçilmeli. Çanta çift omuz askısı ile kullanılmalı. Omuz askıları yeterli genişlikte ve yumuşak olmalı. Çantada mümkünse sırtı destekleyen bel bandı bulunmalı. Küçük yaş grubu çocuklarda üzerinde tekerlek olan modeller tercih edilmeli. Çocukluk çağı yaş grubunda başlayan bel ağrıları, fizik muayene ile tanı konulup takip edilebilir. Bel ağrısının erken teşhisini koyabilmek için, semptomlar iyi değerlendirmeli, diğer hastalıklar ekarte edilmelidir" şeklinde konuştu.
Uzmanı uyardı: "Tırnağınızı değil, dişinizi yiyorsunuz. Fark etmeden diş köklerini eriten tehlike"
24 Ağustos 2025 Pazar - 09:27 Uzmanı uyardı: "Tırnağınızı değil, dişinizi yiyorsunuz. Fark etmeden diş köklerini eriten tehlike" Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanlarından Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, "Tırnak yeme, başlangıçta fark edilmeyen ama zamanla diş minesini aşındırarak çatlatan, dentini açığa çıkaran, dişlerin orta hattını kaydıran, çene kemiğini zorlayan ve hatta diş köklerini eriten bir süreçtir. Sadece ağız değil, tüm yüz yapısını etkileyebilir" dedi. Özkan, yaptığı açıklamada, günlük hayatın stresi, kaygı bozuklukları ve odaklanma problemleriyle ilişkilendirilen tırnak yeme alışkanlığının, sanıldığından çok daha ciddi ve kalıcı ağız-diş sorunlarına yol açtığını belirterek, " Tırnak yeme, başlangıçta fark edilmeyen ama zamanla diş minesini aşındırarak çatlatan, dentini açığa çıkaran, dişlerin orta hattını kaydıran, çene kemiğini zorlayan ve hatta diş köklerini eriten bir süreçtir. Sadece ağız değil, tüm yüz yapısını etkileyebilir. Dişin dış katmanı olan mine, sert yapısına rağmen, tırnak yeme sırasında, sürekli travmaya maruz kaldığında mikroskobik olarak açınır ve çatlar. Tırnak yeme sırasında oluşan tekrar eden baskı ve sürtünme, zamanla bu aşınma ve çatlakları derinleştirir. Mine tabakası hasar gördüğünde, alttaki dentin tabakası korumasız kalır. Dentin, dış etkilere daha açık ve yumuşaktır. Sonuçta diş ayrıkları/ diş aralıkları oluşmaya başlar ve dişlerin anatomik olarak estetik görüntüsü bozulur. Bu durumda dişlerde hassasiyet, çürük riski ve estetik bozulmalar kaçınılmaz hale gelir" diye konuştu. "Türkiye’de her 3 gençten 1’i tırnak yiyor" Özkan, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Türkiye Psikiyatri Derneği verilerine göre, 7-12 yaş arası çocukların yüzde 30’unun, ergenlerin yüzde 45’nin, yetişkinlerin ise yüzde 15’nin tırnak yeme alışkanlığına sahip olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti: "Stresli dönemlerde bu oranlar hızla artarken, diş hekimleri bu alışkanlığın ağız içinde oluştuduğu tahribatla her geçen gün daha fazla karşılaşıyor. Dişlerin orta hattında kayma, yüz simetrisinde bozulması oluyor. 2024 yılında yayınlanan bilimsel çalışmalarda, 8-12 yaş grubundaki çocuklarda tırnak yeme alışkanlığı olan bireylerde dişlerin orta hattında kaymalar ve kapanış bozuklukları saptandı. Dişlerin hizasında meydana gelen sapmalar, yüz simetrisinde bozulmalara, çene darlığına ve hatta çene eklemi problemlerine zemin hazırlar. Bu değişiklikler, gelişim döneminde kalıcı hale gelebilir. Tırnak yerken alt çene öne kayıyor. Yapısal sorun sürekli tırnak yeme alışkanlığı alt çenenin öne doğru kayma hareketi yapmasından dolayı, alt çene öne doğru gelerek çene eklem sorunu ve kapanış bozukluğuna sebep olmaktadır. Bu durum, yalnızca estetik bir problem oluşturmakla kalmıyor, çene kasları ve çiğneme fonksiyonu üzerinde de etkili oluyor." "Diş kök rezorpsiyonu (Diş kökü erimesi) çene kemiğinde geri dönüşsüz hasar" Tırnak yeme alışkanlığıyla ilgili en endişe verici durumlardan birinin de diş köklerinde rezorpsiyon (erime) oluşması olduğunu anlatan Özkan, "Kök rezorpsiyonu olan diş zamanla yerinden oynamaya başlar. Sürekli mikrotravma, dişin kök ucunda çene kemik erimesini tetikleyerek dişin çene kemiğindeki tutunma gücünü azaltır. Bu fark edilmezse, diş kaybı kaçınılmaz olur. Bu hasar röntgenle fark edilir ama çoğu hasta farkına bile varmaz. Tırnak altı, dış dünyayla en çok temas eden bölgelerden biri olduğu için çeşitli mikroorganizmaların barındıran yeridir. Tırnak yeme yoluyla bu bakteriler doğrudan ağız içine taşınır ve diş eti iltihapları, ağız kokusu ve sistemik enfeksiyonlara yol açabilir. Candida, Enterobacteriaceae ve Staphylococcus gibi tırnak içi patojenler ağız içine taşınabilir. Ağız içi florasının bozulması; çürük artışına, diş eti hastalıklarına ve bağışıklık sistemi zayıflığında sistemik problemlere neden olabilir" dedi. Tırnak yemenin ruh sağlığından başlayan bir sorun olduğuna dikkat çeken Özkan, şöyle devam etti: "Tırnak yeme, psikiyatrik literatürde "Body-Focused Repetitive Behavior (BFRB)" yani ’vücut odaklı tekrarlayıcı davranış’ olarak tanımlanır. Bu alışkanlık genellikle çocuklukta başlar ve stres, anksiyete ya da dikkat eksikliği bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Ağız sağlığı kadar ruh sağlığı da bu sorunun merkezinde yer alır. Bu nedenle, tırnak yeme tedavisinde yalnızca diş hekimi değil, gerekirse psikiyatri desteği de sürece dahil edilmelidir." Tırnak yeme alışkanlığı büyüme çağındaki çocuklarda çene gelişimini etkileyebilir. Erken yaşta fark edilen anomaliler, ortodontik plaklar veya gelişim yönlendirici apareylerle kontrol altına alınabilir. Geciken vakalarda ise ileri düzey ortodontik veya cerrahi müdahaleler gerekebilir. Çene ve yüz gelişimi açısından kritik olan 6-12 yaş döneminde düzenli diş hekimi takibi yapılmalı. Orta hat kaymaları, açık kapanış, çene darlığı gibi bulgular tespit edilirse ortodontik destekle müdahale edilmelidir. Tırnak yeme alışkanlığı sadece bir estetik sorun değil, ağız içinde anatomik, biyolojik ve psikolojik hasarlar bırakan bir alışkanlıktır. Fark edilmediğinde kalıcı diş kaybı, çene bozukluğu ve yüz gelişiminde geriliklere neden olabilir."
Samsun İl Sağlık Müdürlüğü yöneticilerinden Kızılay’ın kampanyasına destek
23 Ağustos 2025 Cumartesi - 14:02 Samsun İl Sağlık Müdürlüğü yöneticilerinden Kızılay’ın kampanyasına destek Samsun İl Sağlık Müdürlüğü bünyesindeki sağlık yöneticileri, Türk Kızılay Orta Karadeniz Bölge Kan Merkezi’nin "Birbirimize Candan Bağlıyız, Hedef 1919 Kan Bağışı Kampanyası"na destek vermek için kan bağışında bulundu. Cumhuriyet Meydanı’nda kurulan kan bağışı standını ziyaret eden Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, kampanyanın önemine dikkat çekti. Uras, "Samsun İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde farklı kurumlarda yöneticilik yapan arkadaşlarımızla birlikte Türk Kızılay Orta Karadeniz Bölge Kan Merkezi tarafından başlatılan ’Birbirimize Candan Bağlıyız, Hedef 1919 Kan Bağışı Kampanyası’na destek olmak için Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Kızılay kan bağış alanımıza geldik. İnşallah burada bağışlanacak kanlarla birçok vatandaşımızın hayatlarının en zor anında, kana yani hayata yaşama en çok ihtiyaç duydukları anda, yanlarında olmuş, onların hayata tutunmasına vesile olmuş olacağız. Biz sağlık çalışanları olarak kan bağışının önemini, nasıl hayat kurtarabileceğini, birçok vakada yakından gördüğümüzden buradan tüm Samsunlulara seslenmek istiyoruz. Bir gün kan bağışının size de lazım olabileceğini düşünerek mutlaka düzenli olarak kan bağışında bulunun. Sağlıklı her Samsunlu yılda 4 kez 3 er aylık periyotlarla bağışta bulunabilir. Lütfen el birliğiyle kan stoklarımızı destekleyelim, hastalarımıza hayat verelim. Vatandaşlarımız bu yılki kampanyada ayrıca her kan bağışıyla doğaya da 3 fidan armağan etme şansına sahipler. El birliğiyle hem ormanlarımıza hem insanlarımıza can olalım, umut olalım. Tüm Samsunluları 24 Ağustos tarihine kadar açık olacak Cumhuriyet Meydanı’ndaki Kızılay kan bağışı stantlarına bekliyoruz" dedi. Kampanya, 24 Ağustos’a kadar Cumhuriyet Meydanı’ndaki Kızılay kan bağışı standında devam edecek.
Uzmanı uyardı: "Susuz kalan beyin, daha fazla stres üretiyor"
23 Ağustos 2025 Cumartesi - 12:34 Uzmanı uyardı: "Susuz kalan beyin, daha fazla stres üretiyor" Su eksikliğinin beyin dahil tüm organların işleyişini bozduğunu söyleyen Dr. Günay Budagova, "Hafif dehidrasyon bile kortizol (stres hormonu) seviyesini yükseltirken, mutluluk hormonu üretimini azaltır. Bu da kaygı, sinirlilik ve huzursuzluk hissine yol açar" dedi. İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma yeterince su içmeyen kişilerin daha fazla strese maruz kaldığını ortaya koydu. Araştırmacılar, düzenli olarak az su içen kişilerin strese karşı daha abartılı biyolojik tepki verdiğini buldu. Bunun nedeninin ise; daha az su içen insanlarda yeterli miktarlarda su tüketenlere kıyasla stres hormonu olan kortizolün daha fazla salgılanması olduğu belirtildi. Araştırmacılar, stresli dönemlerde veya önemli bir konuşma yapacağınız zamanlarda yanınızda su şişesi bulundurmanın uzun vadeli sağlık açısından da faydalı olabileceğini ifade etti. Yapılan araştırmayı değerlendiren Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Günay Budagova, aşırı sıcaklarda, bir hastalıktan iyileşme sürecinde ve hamilelik sürecinde daha fazla su tüketilmesi gerektiğini söyledi. Dikkat, öğrenme ve karar vermeyi etkiliyor Erkeklerin günde 2 buçuk, kadınların ise 2 litre su tüketmesi gerektiğini de aktaran Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Günay Budagova, şunları belirtti: "Daha az su tüketimi doğrudan stres oluşturmaz ama vücutta hormon dengesini bozarak, zihinsel performansı etkiler bu da strese tepkiyi arttırır. Su eksikliği (dehidrasyon) ile ruh sağlığı arasında güçlü bir ilişki vardır. Düşük sıvı seviyeleri hormon değişikliklerine, bilişsel bozukluğa, kötü uykuya ve ruh halimizi bozabilecek belirtilere neden olur. Hafif dehidrasyon bile kortizol (stres hormonu) seviyesini yükseltebilir. Buna karşılık, mutluluk hormonu üretimi azalır. Aniden serotonin, dopamin ve oksitosin gibi iyi hissettiren nörotransmitterlerin sentezi azalır. Bu hormonal dengesizlikler bireyi sinirli, üzgün, bitkin bir hale dönüştürebilir. Dehidrasyon, elektrolitlerinizin dengesini de bozar. Elektrolitler, diğer birçok görevin yanı sıra bilişsel işlevlerinizi düzenler. Elektrolit düzeylerinde dengesizlik olduğunda; dikkat, öğrenme, karar verme, hafıza gibi bilişsel süreçler de etkilenir. Kortizol, vücudun birincil stres hormonudur ve strese karşı aşırı kortizol tepkisi, kalp hastalığı, diyabet ve depresyon riskinin arttırabilir." Dr. Günay Budagova, susuzluğun sadece ruh halinizi etkilemekle kalmadığını savaş ya da kaç tepkisini tetiklediğini de belirtti.
Büyükşehir zabıtasından hijyen ve etiket denetimi
23 Ağustos 2025 Cumartesi - 12:19 Büyükşehir zabıtasından hijyen ve etiket denetimi Muğla Büyükşehir Belediyesi, halk sağlığını korumak amacıyla Temmuz ve Ağustos aylarında il genelinde yoğun denetimler gerçekleştirdi. Zabıta ekiplerinin yürüttüğü kontrollerde sağlıksız şartlarda taşındığı belirlenen 80 kilogram et ürünü, 10 kilogram süt ürünü ve 130 kilogram midye tespit edilerek imha edildi. İl genelinde yapılan denetimler kapsamında 46 fırın ve pastane kontrol edildi. Hijyen, gramaj ve son kullanma tarihi yönünden yapılan incelemeler sonucunda, hijyen kurallarına uymadığı belirlenen 4 işletmeye denetim tutanağı düzenlendi. Fiyat etiketleri ve son kullanma tarihleri kontrol edildi Öte yandan, 34 zincir markette gerçekleştirilen fiyat, etiket ve son kullanma tarihi denetimlerinde 11 bin 263 kalem ürün incelendi. Yapılan kontrollerde son kullanma tarihi geçmiş 69 kalemde 1425 adet ürün tespit edilerek satıştan men edildi. Muğla Büyükşehir Belediyesi, halk sağlığını tehdit edebilecek her türlü olumsuzluğun önüne geçmek için denetimlerini aralıksız sürdürüyor. Yetkililer, vatandaşların güvenli gıda tüketebilmesi için düzenli ve titiz bir şekilde denetimlerin devam edeceğini vurguladı. Başkan Şan: "Sağlıksız şartlarda üretilen ya da satılan ürünlere asla müsamaha göstermiyoruz" Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanı Ahmet Şan açıklamasında şunları söyledi: "Vatandaşlarımızın güvenli gıdaya ulaşabilmesi için il genelinde düzenli ve titiz denetimler gerçekleştiriyoruz. Sağlıksız şartlarda üretilen ya da satılan ürünlere asla müsamaha göstermiyoruz. Halk sağlığına büyük önem veren Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Aras’ın da hassasiyetle üzerinde durduğu bu konuda, ekiplerimiz görevini kararlılıkla sürdürmeye devam edecek. Amacımız, Muğla’da yaşayan her bir vatandaşımızın sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak" dedi.
Uzmanından tavsiye: "Düzenli brokoli tüketmek kolon kanseri riskini azaltabilir"
23 Ağustos 2025 Cumartesi - 11:25 Uzmanından tavsiye: "Düzenli brokoli tüketmek kolon kanseri riskini azaltabilir" Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, düzenli brokoli tüketmenin kolon kanseri riskini azaltabileceğini belirtti. Yapılan bir araştırmaya göre, brokoli ve diğer turpgilleri tüketmek kolon kanseri riskini azaltıyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Uğur Coşkun, "Yeni bir araştırma, brokoli ve diğer turpgillerin kolon kanseri riskini azaltabileceğini ortaya koydu. BMC Gastroenterology dergisinde yayımlanan 17 çalışmanın sistematik incelemesine göre, brokoli, karnabahar, lahana ve brüksel lahanası gibi turpgillerden günde 20 ila 40 gram tüketen bireylerde kolon kanseri riskinin yüzde 20 oranında daha düşük olduğu bulundu" dedi. "Çalışmada 97 bin 595 kolon kanseri vakası verilerini analiz edildi" Fazla tüketimin koruyucu etkiyi artırmadığına dikkati çeken Coşkun, "Ancak günde 40 gramdan fazla tüketiminin koruyucu etkiyi artırmadığı belirtiliyor. Araştırmalar 60 gramın üzerine çıkıldığında ise ek bir fayda gözlenmediğini ifade ediyor. Çalışmada toplam 639 bin 539 katılımcıdan oluşan ve 97 bin 595 kolon kanseri vakası verilerini analiz edildi" ifadelerini kullandı. Sülforafan maddesinin koruyucu etki sağladığını belirten Coşkun, "Brokoli gibi turpgiller, doğrandığında veya çiğnendiğinde içeriğindeki glukozinolatları biyolojik olarak aktif izotiyosiyanatlara, özellikle de sülforafana dönüştürüyor. Sülforafan maddesi, kanserojenleri etkisiz hale getirme, kanserli hücrelerde programlı hücre ölümünü tetikleme ve tümör büyümesini engelleme gibi mekanizmalarla koruyucu etki sağlıyor. Bu sebzeler aynı zamanda flavonoidler, lif, C vitamini ve karotenoidler gibi faydalı fitokimyasallar açısından zengin bir kaynaktır" açıklamasında bulundu. "Haftada 3-4 kez brokoli, karnabahar gibi sebzelerin sofralarda yer almasını öneriyoruz" Coşkun, kanserden korunmak için düzenli brokoli ve turpgilleri tüketmenin öneminde değinerek şunları kaydetti: "Araştırma, koruyucu etkinin özellikle Kuzey Amerika ve Asya’daki çalışmalarda daha belirgin olduğunu, Avrupa ve Avustralya’da ise bu etkinin daha az net olduğunu belirtiyor. Kanserden korunmak için düzenli olarak brokoli gibi turpgilleri buharda hafif pişirerek tüketmenin sülforafan kaybını en aza indirdiğini söyleyebiliriz. Ayrıca brokoliyi doğradıktan sonra bir süre bekletmek, bu yararlı bileşiğin daha fazla oluşmasını sağlıyor. Kolon kanserine karşı korunmak için haftada 3-4 kez brokoli, karnabahar gibi sebzelerin sofralarda yer almasını öneriyoruz."