SAĞLIK
Manisa’daki hastalara mesir macunu dağıtıldı 02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:48:58 Manisa Büyükşehir Belediyesi, bu yıl 486’ncısı düzenlenen Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali coşkusunu hastanelere taşıdı. Festival etkinliklerine katılamayan hastalar ve refakatçileri, belediye ekiplerinin ziyaretiyle geleneksel şifalı mesir macununa kavuştu. Sosyal belediyecilik anlayışıyla hareket eden Manisa Büyükşehir Belediyesi, hastanede tedavi gördüğü veya refakatçi olduğu için festival alanına gidemeyen vatandaşlardan gelen talepler üzerine harekete geçti. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu’ya ulaştırılan, "Hastanede olduğumuz için festivale katılamadık, bizlere de mesir macunu ulaştırabilir misiniz?" talepleri kısa sürede karşılık buldu. Üç büyük hastanede dağıtım yapıldı Başkan Dutlulu’nun talimatıyla Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ekipleri tarafından organize edilen çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi, Manisa Şehir Hastanesi ve Merkez Efendi Devlet Hastanesi ziyaret edildi. Ekipler, servisleri tek tek ziyaret ederek hasta ve yakınlarına mesir macunu ikram etti. Vatandaş odaklı hizmet anlayışını vurgulayan Başkan Besim Dutlulu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: "Mesir macunu geleneği, toplumun her kesimine hitap eden köklü bir mirastır. Festival heyecanını yerinde yaşayamayan vatandaşlarımızın talebine kayıtsız kalmamız mümkün değildi. Ekiplerimiz aracılığıyla bu şifalı geleneği hastanelerimize ulaştırdık. Tek dileğimiz, bu kadim mirasın herkese şifa ve moral olmasıdır." Hastanede festival sürpriziyle karşılaşan vatandaşlar, kendilerini unutmayan Manisa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Başkan Besim Dutlulu’ya teşekkür ederek memnuniyetlerini dile getirdi. Bu anlamlı çalışma, hem kültürel mirasın yaşatılmasına hem de hastaların moral bulmasına katkı sağladı.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 14:00 Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Eroğlu: "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" KASTAMONU (İHA) – Kastamonu’da bölgedeki veteriner odalarının temsilcileriyle bir araya gelen Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, "Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" dedi. Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi’nin 5’inci Bölge Oda Başkanları Toplantısı Kastamonu’da gerçekleştirildi. Şehit Şerife Bacı Öğretmenevi2nde gerçekleştirilen toplantıya Kastamonu, Düzce, Samsun, Çankırı, Ankara, Bartın, Sinop, Bolu, Tokat, Çorum, Zonguldak ve Amasya illerinden veteriner odalarının başkanları katıldı. "Veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş" Toplantıda konuşan Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu, Dünya Veteriner Hekimler Günü’nün önemine değinerek, "Gıda ve sağlığın koruyucuları veteriner hekimlerin çalışma alanları çok geniş. Hayvan sağlığı, hayvan refahı, hayvan hakları, hayvansal üretim, çevre sağlığı, veteriner halk sağlığı, biyoteknoloji, biyogüvenlik ve tabii ki insan sağlığı sonuçta hizmet eden bir meslek grubu. Hayvan ve insan sağlığına aynı anda hizmet eden meslek grubu dünyada sadece veteriner hekimlerdir. Bugün sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda veteriner hekimliğin farkındalığını ortaya koyma, yaşama ve hayata dair olan hizmetlerini ortaya koymak ve daha ileri noktalarda standartları geliştirilmiş bir veteriner hekimlik uygulamaları günüdür" dedi. Veteriner hekimlere yönelik yapılan yasal düzenlemelere değinen Eroğlu, "Türkiye’de 72 veteriner hekim odamız var. Bütün odalarımız mesleğimizin sorunlarını ve daha ileri noktalara nasıl taşınması gerektiğini gösteren etkinlikler yapıyorlar. 41. Madde gibi çok önemli bir konumuz vardı. Biliyorsunuz üç yıldan beri bir türlü bir sonuca gidilememişti. Geçen ay Tarım Komisyonu’ndan 41. Madde geçti. İnşallah önümüzdeki günlerde de genel kurula gelecek. Tabii bakanlığın konuyu sahiplenmesi, bakanlık eliyle meclise gitmesi önemliydi" dedi. Devlet nezdindeki temsil taleplerini yineleyen Eroğlu, "Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu kararı alındı Kasım ayında. Biz bu kurulda, ülkemizdeki 47 bine yaklaşan veteriner hekimi temsil eden yasal bir kurum olarak yer almamız gerektiğini devletimizin çeşitli makamlarına ilettik. Ayrıca veteriner fakültelerinde bir kontenjan azaltıldı. Çok sevindirici bir durumdu, bunun devam etmesini istiyoruz. Yüzdelik dilim, taban puan uygulaması, son sınıf öğrencilerine ücret verilmesi gibi konuları büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Sağlıklı hayvan, gıda, çevre ve toplum hedefi için veteriner hekimlerin haklarının teslim edilmesi gerekiyor" şekinde konuştu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Kastamonu Veteriner Hekimler Odası Başkanı Hacı İbrahim Maşalacı ise toplantının hayırlara vesile olması temennisinde bulundu.
02 Mayıs 2026 Cumartesi - 12:40 KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in nörodejeneratif hastalıklardaki etkileri dünyada ilk kez kapsamlı şekilde incelendi. Karabük Üniversitesi (KBÜ) Tıp Fakültesi Temel Tıp Bilimleri Fizyoloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir’in yürütücülüğünü yaptığı "Kainik Asit ile Oluşturulan Deneysel Nörodejenerasyon Modelinde Trokserutinin Nöroprotektif Etkilerinin ve Galektin-3 İlişkisinin Araştırılması" başlıklı bilimsel çalışma; Alzheimer, Parkinson ve Huntington gibi nörodejeneratif hastalıkların tedavisine yönelik önemli bulgular ortaya koydu. TÜBİTAK destekli projede, beynin temel uyarıcı nörotransmitteri olan glutamatın aşırı birikiminin sinir hücrelerinde ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi. Bu durumun bilişsel ve motor bozukluklarla seyreden, ilerleyici ve geri dönüşümsüz özellikteki nörodejeneratif hastalıkların gelişiminde önemli rol oynadığı vurgulandı. "Yaşlanan nüfusla hastalıklar artıyor" Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Demir, dünya nüfusunun giderek yaşlandığını belirterek, "Dünya nüfusu yaşlandıkça hem Türkiye’de hem de dünyada Alzheimer ve Parkinson gibi hastalıkların görülme sıklığı artmaktadır. Bu hastalıkların temelinde oksidatif stres, nöroinflamasyon ve bazı kimyasal habercilerin dengesizliği yer almaktadır" dedi. Araştırmada deneysel model kullanıldığını ifade eden Demir, "Mikrocerrahi yöntemle denekler üzerinde kainik asit kullanarak nörodejenerasyon modeli oluşturduk. Bu modelde beyin hasarı ve nöron kaybını gözlemleyerek hastalığın mekanizmasını inceleme imkânı bulduk" diye konuştu. "Trokserutin umut verdi" Çalışmada Trokserutin’in etkilerini incelediklerini kaydeden Demir, elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek şunları söyledi: "Son dönemde önem kazanan Galektin-3 proteini üzerine de yoğunlaştık. Trokserutinin hem nöroinflamasyonu hem de oksidatif stresi azalttığını, ayrıca Galektin-3 seviyelerini düşürdüğünü tespit ettik. Elde ettiğimiz sonuçlar oldukça olumlu." Elde edilen bulguların gelecekte yeni tedavi yöntemlerine kapı aralayabileceğini vurgulayan Demir, "Bu çalışma dünya ve Türkiye’de ilk olma özelliği taşıyor. Uluslararası saygın bir dergide yayınlanmak üzere kabul edildi. Bu bizim için son derece umut verici" ifadelerini kullandı.
Güneş ışığının azalması ruh sağlığını etkiliyor
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 12:20 Güneş ışığının azalması ruh sağlığını etkiliyor Günlerin kısalması ve güneş ışığının azalmasıyla birlikte sonbahar ve kış aylarında artan ruhsal sorunların dikkatle takip edilmesi gerektiğini söyleyen Psikiyatr Uzm. Dr. Mehmet Çevik, mevsimsel depresyonun hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Liv Hospital Samsun Psikiyatri Bölümü’nden Uzm. Dr. Çevik, yaz aylarının bitişiyle birlikte günlerin kısalması, hava sıcaklıklarının düşmesi ve güneş ışığının azalmasının birçok kişide ruhsal dalgalanmalara yol açabildiğini belirterek, "Bu dönemde sıkça karşılaşılan ‘sonbahar hüznü’, kimi zaman basit bir ruh hali değişikliği olarak kalsa da, bazı kişilerde mevsimsel depresyona dönüşebiliyor" dedi. "Halsizlik ve yorgunluk görülebilir" Mevsimsel depresyonda halsizlik, isteksizlik, uyku düzeninde bozulma, aşırı uyuma ya da uyuyamama, iştah değişiklikleri ve yoğun mutsuzluk hissi gibi belirtiler görülebileceğini aktaran Uzm. Dr. Çevik, bu durumun günlük yaşamı olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Çevik, "Özellikle çalışan bireylerde iş verimliliğini, çocuklarda ise okul başarısını düşürebilen mevsimsel depresyon, kişinin sosyal hayatını da kısıtlayabiliyor" diye konuştu. Başa çıkmak için öneriler Sonbahar hüznüyle mücadele konusunda önerilerde bulunan Çevik, "Güneş ışığından daha fazla faydalanmak, düzenli egzersiz yapmak, dengeli beslenmek ve uyku düzenine dikkat etmek önemlidir. Hafif seyreden ruh hali değişikliklerinde yaşam tarzı düzenlemeleri faydalı olurken, uzun süren ve şiddetli belirtilerde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Mevsimsel depresyon göz ardı edilmemelidir. Erken müdahale kişinin yaşam kalitesini korumada en etkili yöntemdir" ifadelerini kullandı.
Tayini çıkan 14 yıllık kurucu başhekime veda programı
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 11:53 Tayini çıkan 14 yıllık kurucu başhekime veda programı Şırnak’ın Cizre İlçesi Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin 14 yıllık korucu Başhekimi Cihangir Tüzün için veda programı düzenledi. Duygusal anların yaşandığı programda Tüzün’e hizmetlerinden dolayı plaket takdim edildi. Cizre Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin korucu Başhekimi Cihangir Tüzün’ün İstanbul’a tayininin çıkması nedeni ile hastane çalışanları tarafından veda programı düzenlendi. Dicle Nehri kenarında özel bir konutta gerçekleşen veda programına Cizre Kaymakamı Ahmet Vezir Baycar, İdil Kaymakamı Anıl Adıgüzel, ADSM Başhekimi Mazlum Karaaslan, İdari ve Mali İşler Müdürü Usam Munis, Cizre Dr.Selahattin Cizrelioğlu Devlet Hastanesi Başhekimi Halit Sapan, Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, diş tabipleri ve hastane çalışanları katıldı. 24 yıllık meslek hayatının 14 yılını yöneticilik yaparak geçirmenin onuru ve gururu içerisinde olduğunu ifade eden Tüzün, görev süresi boyunca Cizre ve bölge halkına en iyi sağlık hizmetini sunmak adına büyük bir özveri ile hizmet etmeye çalıştıklarını söyledi. Tüzün, "Meslek hayatım boyunca en büyük kazancım; vefayı, dürüstlüğü ve çalışkanlığı ilke edinmiş siz değerli insanlarla aynı yolda yürümek oldu. Eğer bu süreçte mesleğimize mütevazı bir katkı sunabildiysem, bu benim için paha biçilemez bir mutluluk ve onur kaynağıdır" dedi. Program sonunda hizmet ve katkılarından dolayı Cizre Kaymakamı Ahmet Vezir Baycar ve Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal tarafından Cihangir Tüzün’e plaket takdim edildi. Program toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Prof. Dr. Soydinç: "Kalp ritmini düzenlemek sadece yaşlıların değil, gençlerin de hayatını kurtarabilir"
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:07 Prof. Dr. Soydinç: "Kalp ritmini düzenlemek sadece yaşlıların değil, gençlerin de hayatını kurtarabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Serdar Soydinç, kalp ritim bozukluklarının tedavisinde devrim oluşturan kalp pilleri hakkında önemli bilgiler verdi. Yeni nesil cihazlar sayesinde hem yaşam süresinin hem de yaşam kalitesinin ciddi şekilde arttığını belirten Soydinç, bu teknolojilerin artık sadece ileri yaştakiler için değil, genç bireyler için de hayat kurtarıcı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Soydinç, "Kalp pili (pacemaker), kalbin yavaşlayan ya da duraksayan atışlarını düzenlemek için vücuda yerleştirilen küçük, elektronik bir cihazdır. Göğüs bölgesine yerleştirilen bu cihaz, kalbe sinyaller göndererek düzenli ritmi yeniden sağlar. Kalp pili sadece yaşlı hastalara takılmaz. Genetik geçişli ritim bozuklukları genç yaşta da kalp durmasına yol açabilir. Bu hastalarda kalp pili hayati önem taşır" dedi. "Cihaz kontrolü, tedavi kadar önemli" Prof. Dr. Soydinç, cihaz takıldıktan sonra düzenli kontrollerin aksatılmaması gerektiğini vurgulayarak, "Son yıllarda geliştirilen kalp pilleri, artık daha küçük boyutlarda üretiliyor, daha uzun ömürlü bataryalara sahip ve uzaktan takip edilebiliyor. Bluetooth destekli modeller, doktorların hastanın kalp ritmini anlık olarak izlemesine imkan tanıyor. Ayrıca kablosuz (leadless) kalp pilleri, klasik modellerin aksine doğrudan kalbin içine yerleştiriliyor. Bu yenilik, enfeksiyon riskini azaltırken iyileşme sürecini de hızlandırıyor. Kalp pili takıldıktan sonra cihazın çalışma performansı düzenli olarak takip edilmeli. Bu, hem tedavi başarısını hem de cihaz ömrünü artırır. Ayrıca MR uyumlu modeller sayesinde, hastalar görüntüleme işlemlerinde de sıkıntı yaşamıyor" ifadelerini kullandı. "Kalp pili taşıyan bireylerin bazı güçlü manyetik alanlardan" Her yıl gelişen teknoloji sayesinde daha güvenli, konforlu ve uzun ömürlü cihazlar üretildiğini belirten Prof. Dr. Soydinç, kalp pillerinin doğru hastaya, doğru zamanda takılmasının hayati öneme sahip olduğunu söyleyerek, "Kalp pili taşıyan bireylerin bazı güçlü manyetik alanlardan. Örneğin güvenlik kapıları, endüstriyel mıknatıslar ya da bazı kablosuz kulaklıklar, uzak durması gerekebilir. Ancak yeni nesil cihazlar, bu konuda daha fazla güvenlik ve esneklik sunuyor. Özellikle uzaktan kontrol edilebilen ve MR uyumlu modeller, hastaların günlük yaşamını oldukça kolaylaştırıyor. Modern tıbbın sunduğu kalp pilleri, ritim bozukluğu ve kalp yetmezliği hastaları için adeta ikinci bir hayat sunuyor" diye konuştu.
Kalınlaşan kalp damar duvarına alkolü tedavi
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:56 Kalınlaşan kalp damar duvarına alkolü tedavi Denizli Özel Tekden Hastanesine nadir görülen bir kalp rahatsızlığı olan tıkayıcı kalp duvarı kalınlaşmasına bağlı nefes darlığı şikayetiyle gelen hasta, kalınlaşmış kalp duvarına saf alkol enjekte edilerek yapılan operasyon ile sağlığına kavuştu. Alkol septum ablasyon operasyonunu başarıyla gerçekleştiren Denizli Özel Tekden Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nihat Pekel, "Uyguladığımız alkol tedavisiyle kalp duvarının büzüşerek incelmesini sağladık. Hastamızın bu başarılı teknikle sağlığına kavuşmasından ve memnun olmasından mutluyuz" dedi. Nadir görülen kalp duvarı kalınlaşması rahatsızlığı yaşayan hasta Tayfun Arslan Denizli Özel Tekden Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Nihat Pekel’e danışarak muayene oldu. Hasta Tayfun Arslan’a tedavi yöntemlerini anlatan Dr. Pekel hastasına Anjiyo yöntemi ile kalınlaşan duvarı besleyen damara alkol enjekte ederek yapılan tedaviyi önerdi. Kısa sürede uygulanan tedavi yöntemi ile sağlığına kavuşan hasta hakkında konuşan Kardiyoloji uzmanı Dr. Nihat Pekel, "Hastamızda nadir gördüğümüz kalp kası rahatsızlığı var. Kalbin septum dediğimiz sol ve sağ odacıklarını ayıran duvarı oldukça kalınlaşmış durumda. Bu kalınlaşmış duvar ile sol kapakçık etkileşime girerek kalbin kasılması esnasında kalbin sol karıncığından kanın çıkışına ciddi derecede mani oluyordu. Bu durum da hastamızda yorgunluk, nefes darlığı gibi şikayetleri ortaya çıkıyordu. Biz hastamızın kendisine tedavi seçeneklerini anlattık. Bu kalınlaşan kalp kasının tedavisinde 2 seçenek var, bunlardan biri açık kalp ameliyatıyla o kalınlaşan bölgenin tıraşlanarak inceltilmesi, diğer yöntem ise anjiyo yöntemiyle kalınlaşan bölgeyi besleyen damarın tespit edilmesi ve o damar içerisine saf alkol enjekte ederek o bölgenin büzüşerek incelmesini sağlamak. Buna alkol septum ablasyonu tedavisi diyoruz. Hastamıza anlattığımız tedavi yöntemlerinden bunu seçti. Bizlerde 1 ay önce bu tedaviyi uyguladık. Çok ciddi rahatsızlıkları vardı. Çok hızlı yorulduğundan dolayı çok kısa mesafe yürüyebiliyordu. Tedaviyi uyguladıktan hemen sonra olumlu sonuçlar almaya başladık. Bugün yaptığımız kontrollerde kalp kası ile kalp kapakçığı etkileşimin azaldığını gördük. Hastamıza başarılı bir tedavi uyguladık. Hastamızın sağlığını kavuşmuş olması ve memnun olması da bizleri mutlu etti" ifadelerini kullandı. "1 ayda yorulma ve nefes darlığı şikayetlerim kalmadı" Kalp rahatsızlığından dolayı Muğla’dan Denizli Özel Tekden Hastanesine muayene ve tedavi olmaya geldiğini belirten hasta Tayfun Arslan, "Kalp duvarlarımdaki rahatsızlığı yüzünden büyük sorunlar yaşıyordum. Nefes darlığı yaşıyorum, yürüdüğümde çabuk yorulduğum hareketsiz kalıyordum. 20 adım atınca dinlenmek zorunda kalıyorum. Nihat Beyin önerdiği tedaviyi yöntemiyle ameliyat oldum ve ameliyat çok başarılı geçti. Şu an nefes darlığı şikayetim kalmadı ve yürüdüğümde hemen yorulmuyorum. Ben Nihat hocayla babam sayesinde tanıştım ve tüm çevreme ve kalp ve damar rahatsızlığı olan hastalara Denizli Özel Tekden Hastanesine gelerek Nihat hocaya muayene olmalarını tavsiye ediyorum" şeklinde konuştu.
Atatürk Üniversitesi, üniversite hastanelerinin geleceğine yön veren çalıştayda yerini aldı
25 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:41 Atatürk Üniversitesi, üniversite hastanelerinin geleceğine yön veren çalıştayda yerini aldı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) ev sahipliğinde ve Üniversite Hastaneleri Birliği iş birliğinde düzenlenen "Üniversite Hastaneler Birliği Çalıştayı", Prof. Dr. Cengiz Andiç Kültür Merkezinde 43 üniversitenin katılımıyla gerçekleştirildi. Üniversite hastanelerinin geleceğinin masaya yatırıldığı önemli buluşmaya Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu da katılarak görüş ve önerileriyle katkı sundu. Programın açılışında konuşan Sağlık Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Nurullah Okumuş, üniversite hastanelerinin sağlık sistemindeki önemine değinerek Bakanlık olarak tüm hastanelere destek verdiklerini vurguladı. Bakanlığın üniversite hastanelerini yalnız bırakmadığını ifade eden Okumuş, şunları söyledi: "Bakanımızın üniversite hastanelerine açık ve net bir desteği var. Kendisi defalarca, ‘Benim için Bakanlığa bağlı, özel, vakıf üniversitesi, kamu ya da üniversite hastaneleri diye bir ayrım yok. Tüm hastaneler bizimdir, tamamına aynı seviyede yaklaşıyoruz. Onların sorunları bizim sorunlarımızdır, çözümü için elimizden gelen her şeyi yapacağız’ ifadelerini kullandı. Bu doğrultuda bizler de üniversite hastanelerinin hem sağlık profesyonellerinin eğitimi hem de sağlık hizmet sunumunda en üst seviyelere ulaşmaları için gereken tüm katkıyı sağlamaya hazırız." Rektör Hacımüftüoğlu: "Üniversite Hastaneleri, Ülkemizin Sağlık Vizyonunun Lokomotif Gücünü Oluşturuyor" Çalıştay kapsamında yaptığı değerlendirmede üniversite hastanelerinin yalnızca tedavi sunan kurumlar değil, aynı zamanda bilim üreten, yeni nesil hekimler yetiştiren ve sağlık alanındaki gelişmelere öncülük eden stratejik yapılar olduğuna dikkat çeken Rektör Hacımüftüoğlu ise şu ifadeleri kullandı: "Üniversite hastaneleri, ülkemizin sağlık vizyonunun lokomotif gücünü oluşturuyor. Birliğimiz çatısı altında buluşmak, yalnızca sorunlarımızı paylaşmak değil; ortak akıl ve dayanışma ruhuyla geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan kıymetli bir fırsattır. Burada ortaya çıkacak fikirler, üniversite hastanelerimizin hizmet kalitesini artıracak ve yarınlarımız için önemli bir yol haritası olacaktır." Hacımüftüoğlu ayrıca Atatürk Üniversitesinin köklü geleneğini hatırlatarak, yalnızca bir akademik merkez değil; sağlık, eğitim ve sosyal yaşamı bir bütün olarak sunan güçlü bir kurum olduklarını ifade etti: "68 yıllık tarihiyle ülkemizin en köklü eğitim ve sağlık kurumlarından biri olan üniversitemiz, modern ve yeşil kampüsüyle öğrencilerine eşsiz bir deneyim sunarken, aynı zamanda sağlık alanında da bilimsel üretimin ve yeniliklerin merkezinde yer almaktadır. Bu çalıştayda alınacak kararların yalnızca üniversite hastanelerine değil, ülkemizin sağlık sistemine de önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz." Van’da düzenlenen çalıştay, üniversite hastanelerinin karşılaştığı sorunların çözümüne yönelik fikirlerin ortaya konduğu, iş birliği ve dayanışma kültürünün güçlendirildiği verimli bir toplantı olarak öne çıktı.
Kalp sağlığında rutin kontroller hayati önem taşıyor
24 Ağustos 2025 Pazar - 14:26 Kalp sağlığında rutin kontroller hayati önem taşıyor Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, kalp damar hastalıklarının dünyadaki ölümlerin sebeplerinin en başında olduğunu söyleyerek, "Kalp sağlığımızı korumak adına belli kontrolleri yapmamız gerekiyor" dedi. Kalp sağlığında genetik faktörün önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Kalp damar hastalıkları hepimizin bildiği gibi tüm dünyada bir numaralı ölüm sebebidir. Ülkemize de yaklaşık 200-250 bin insanımızı kalp ve dolaşım sistemine bağlı hastalıklardan maalesef kaybetmekteyiz. Tabii tüm hastalıklarda olduğu gibi aslında hasta olduktan sonra değil de hasta olmadan da bir şeyler yapmamız gerekiyor. Yani hastalığı daha başından engellememiz gerekiyor. Kalp hastalıklarında da bu oldukça önemli. Çünkü bizim kardiyovasküler risk faktörleri dediğimiz riskleri azalttığımızda, kalp krizi geçirme ve kalp hastalığına yakalanma riskimizi neredeyse yüzde 50’ye yakın azaltıyoruz. Bir örnek vermek gerekirse; örneğin sigarayı bıraktığımızda ilk 1-2 yıl içerisinde sigaraya bağlı kalp krizini neredeyse yüzde 50 oranında azaltmış oluyoruz. Örneğin bu yüksek oranları hiçbir ilaçla biz başaramadık. Tabii kalp hastalıklarında bir takım risk faktörleri var. Yani kimler kalp hastalığına yakalanıyor diye baktığımızda; özellikle 40 yaşından sonra kalp hastalığının arttığını görüyoruz ama son zamanlarda pandemi ile birlikte bu 40 yaşının da daha aşağılara indiğini yani 30 yaşlarından itibaren kalp krizlerinin de arttığını görmekteyiz. Doğal olarak da yani yaşlandıkça da kalp hastalığı riskimiz artıyor. Bir diğer önemli nedeni de genetik. Eğer ailemizde annemizde 65 yaşın altında, babamızda 55 yaşın altında eğer kalp krizi geçiren varsa bu bizde aslında genetik olarak kalp krizine yakalanma ya da kalp hastalığına yakalanma riskimizi arttırıyor. Özellikle hele hele kırklı yaşlarda babasında ya da annesinde kalp krizi geçiren insanlarımız varsa bunların özellikle dikkat etmelerini öneriyoruz. Yine özellikle hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve stresi de dahil ettiğimizde ciddi manada bu tür hastaların kalp hastalığına yakalandığını görüyoruz ve bu saydığım risk faktörlerini gerçekten de azalttığımızda ya da kontrol ettiğimizde gerçekten de kalp sağlığımızı korumuş oluyoruz. Hatta hastalığa belki de hiç yakalanmayacağız diyebiliriz" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, özellikle dengeli beslenmenin ve egzersizin kalp sağlığına faydalı olacağını söyleyerek, "Özellikle ben yine de kalp hastalığında sağlıklı beslenmenin, dengeli ve düzenli beslenmenin ve egzersizin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunlar gerçekten yapması kolay hatta bazen de bedava işler diye düşünüyorum ben. Özellikle egzersizi vurgulamak istiyorum. Tabii biz genelde hastalarımıza mümkünse haftanın her günü en az 30 dakika, mümkünse 45 dakika veya 1 saate kadar da bu uzatılabilir düzenli egzersiz yapmalarını, eğer her gün yapamıyorsa haftanın en azından yarısından fazlasını şayet bunu da yapamıyorlarsa yani yoğun çalışan insanlarımız olabiliyor tabii ki o zaman da hafta sonu cumartesi-pazar bu 5 gün yapamadıkları egzersizleri toplayıp bile yapsalar aynı faydayı görüyorlar. Burada tabii önemli olan nokta şu; hangi egzersizleri yapacağız? Bunlar çok önemli, özellikle kas gücü gerektiren, kol kaslarını çalıştıran egzersizlerden biraz uzak durmak gerekiyor. Mümkünse bisiklet sürmek, yüzme, aerobik egzersizler ya da tempolu yürüyüşlerin daha faydalı olduğunu söyleyebiliriz kalp sağlığı açısından. Burada önemli nokta şu; yani sporu bizim bir gezinti olarak ya da arkadaşlarla muhabbet aracı olarak değil de bizim belli kriterleri de sağlamamız gerekiyor özellikle egzersizde. Yani mesela ben basitçe hastalarıma ter atacak kadar efor yapmanızı öneriyorum diyorum. Çünkü bazen kalp hızını arttırdığımızda yani başlangıçtaki kalp hızınız 70 ise bunu en az yüzde 70-75 kadar hızınızı artırmanız gerekiyor ki biz gerçekten istediğimiz faydayı elde edelim. Onun dışında basitçe eğer evde dijital tansiyon aleti varsa egzersize başlamadan önce kan basıncınızı ve nabzınızı ölçün. Orada gösteriyor size ve burada eğer nabzınızı 70’se mesela yüzde 70-75’i yaklaşık 50 eder 50 eklediğimizde yani 120’ye kadar kalp hızınızı çıkartmanız gerekiyor. Buna özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise beslenme. Tabii bizim dengeli ve düzenli beslenmemiz lazım. Hatta şöyle söyleyebiliriz; aslında bizim ne hastası olacağımıza ne yediklerimiz karar veriyor. Yani eğer siz şekerli gıdalar, hamur, tatlı gıdalar yediğinizde şeker hastası olabilirsiniz, kilonuz artabilir. Yine tuzlu gıdalar çok tüketirseniz, işlenmiş gıdalar çok tüketirseniz o zaman da tansiyonunuz yükselebilir. Dolayısıyla da bizim dengeli ve düzenli beslenmemiz gerekiyor. Özellikle rafine edilmiş işlenmiş gıdalardan, tuzlu, yağ oranı yüksek gıdalardan uzak durmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Kalp sağlığı için kontroller önemli" Seyfeli, kalp sağlığında özellikle kontrollerin yapılmasının çok önemli olduğunu söyleyerek, "Tabi biz sadece sağlığımıza, egzersiz ve beslenmeye dikkat etmekle kalmayacağız. Aynı zamanda da bizim aslında belli kontrolleri kalp sağlığını korumak adına ve öğrenmek adına da yapmamız gerekiyor. Özellikle 40 yaşından sonra bizim mutlaka yılda bir ya da iki kez kardiyolojik muayene olmamız gerekiyor. Eğer ailesinde erken yaşta kalp hastalığı varsa ya da genetik olarak kolesterol yüksekliği varsa bu hastaların bence 30 yaşından itibaren de belli sürelerle yani 3 yılda bir olabilir mutlaka kalp kontrollerini yaptırmaları gerekiyor. Kalp kontrollerinde de tabii bizim rutin de yaptığımız muayene, efor testi, ekokardiyografi gibi bir takım tetkikler yapıyoruz. Bazen bunlarda tabii her zaman bir şey bulunamayabilir. Dolayısıyla da biz burada şuna dikkat ediyoruz; hastanın mevcut risk faktörlerini bir gözden geçiriyoruz. Eğer burada kalp sağlığı için ileri 10 yılda orta derece risk taşıyan hastalar varsa ve kardiyovasküler riski orta derecede olanlar varsa bunlara da biz sanal anjiyografiyi özellikle öneriyoruz. Şu an son yıllarda sanal anjiyo sıkça kullandığımız metodlardan. Gerçekten de bu saydığım yöntemlerle yani klasik yöntemlerle kalp hastalığından habersiz olan, damar tıkanıklığından habersiz olan hastalarımızı bu sanal anjiyo ile de yakalayabiliyoruz. Bu işlemin de son derece kolay olduğunu söyleyebilirim. Doğruluk payı da neredeyse yüzde 90-95’e yakın kalp damar sağlığımızı teşhis edebiliriz. Özetle ben sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, stresi azaltmayı, alkol ve sigaradan uzak durmayı, kiloyu kontrol altına almamız gerekiyor. Kan şekerimizi, kan basıncımızı ve kolesterole dikkat ettiğimizde umarım kalp hastalığı riskimizi ciddi oranda azaltacağını düşünüyorum" dedi.
Kalp sağlığında rutin kontroller hayati önem taşıyor
24 Ağustos 2025 Pazar - 14:22 Kalp sağlığında rutin kontroller hayati önem taşıyor Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, kalp damar hastalıklarının dünyadaki ölümlerin sebeplerinin en başında olduğunu söyleyerek, "Kalp sağlığımızı korumak adına belli kontrolleri yapmamız gerekiyor" dedi. Kalp sağlığında genetik faktörün önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Kalp damar hastalıkları hepimizin bildiği gibi tüm dünyada bir numaralı ölüm sebebidir. Ülkemize de yaklaşık 200-250 bin insanımızı kalp ve dolaşım sistemine bağlı hastalıklardan maalesef kaybetmekteyiz. Tabii tüm hastalıklarda olduğu gibi aslında hasta olduktan sonra değil de hasta olmadan da bir şeyler yapmamız gerekiyor. Yani hastalığı daha başından engellememiz gerekiyor. Kalp hastalıklarında da bu oldukça önemli. Çünkü bizim kardiyovasküler risk faktörleri dediğimiz riskleri azalttığımızda, kalp krizi geçirme ve kalp hastalığına yakalanma riskimizi neredeyse yüzde 50’ye yakın azaltıyoruz. Bir örnek vermek gerekirse; örneğin sigarayı bıraktığımızda ilk 1-2 yıl içerisinde sigaraya bağlı kalp krizini neredeyse yüzde 50 oranında azaltmış oluyoruz. Örneğin bu yüksek oranları hiçbir İlaçla biz başaramadık. Tabii kalp hastalıklarında bir takım risk faktörleri var. Yani kimler kalp hastalığına yakalanıyor diye baktığımızda; özellikle 40 yaşından sonra kalp hastalığının arttığını görüyoruz ama son zamanlarda pandemi ile birlikte bu 40 yaşının da daha aşağılara indiğini yani 30 yaşlarından itibaren kalp krizlerinin de arttığını görmekteyiz. Doğal olarak da yani yaşlandıkça da kalp hastalığı riskimiz artıyor. Bir diğer önemli nedeni de genetik. Eğer ailemizde annemizde 65 yaşın altında, babamızda 55 yaşın altında eğer kalp krizi geçiren varsa bu bizde aslında genetik olarak kalp krizine yakalanma ya da kalp hastaneye yakalanma riskimizi arttırıyor. Özellikle hele hele kırklı yaşlarda babasında ya da annesinde kalp krizi geçiren insanlarımız varsa bunların özellikle dikkat etmelerini öneriyoruz. Yine özellikle hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, obezite, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme ve stresi de dahil ettiğimizde ciddi manada bu tür hastaların kalp hastalığına yakalandığını görüyoruz ve bu saydığım risk faktörlerini gerçekten de azalttığımızda ya da kontrol ettiğimizde gerçekten de kalp sağlığımızı korumuş oluyoruz. Hatta hastalığa Belki de hiç yakalanmayacağız diyebiliriz" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, özellikle dengeli beslenmenin ve egzersizin kalp sağlığına faydalı olacağını söyleyerek, "Özellikle ben yine de kalp hastalığında sağlıklı beslenmenin, dengeli ve düzenli beslenmenin ve egzersizin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunlar gerçekten yapması kolay hatta bazen de bedava işler diye düşünüyorum ben. Özellikle egzersizi vurgulamak istiyorum. Tabii biz genelde hastalarımıza mümkünse haftanın her günü en az 30 dakika, mümkünse 45 dakika veya 1 saate kadar da bu uzatılabilir düzenli egzersiz yapmalarını, eğer her gün yapamıyorsa haftanın en azından yarısından fazlasını şayet bunu da yapamıyorlarsa yani yoğun çalışan insanlarımız olabiliyor tabii ki o zaman da hafta sonu cumartesi-pazar bu 5 gün yapamadıkları egzersizleri toplayıp bile yapsalar aynı faydayı görüyorlar. Burada tabii önemli olan nokta şu; hangi egzersizleri yapacağız? Bunlar çok önemli, özellikte kas gücü gerektiren, kol kaslarını çalıştıran egzersizlerden biraz uzak durmak gerekiyor. Mümkünse bisiklet sürmek, yüzme, aerobik egzersizler ya da tempolu yürüyüşlerin daha faydalı olduğunu söyleyebiliriz kalp sağlığı açısından. Burada önemli nokta şu; yani sporu bizim bir gezinti olarak ya da arkadaşlarla muhabbet aracı olarak değil de bizim belli kriterleri de sağlamamız gerekiyor özellikle egzersizde. Yani mesela ben basitçe hastalarıma ter atacak kadar efor yapmanızı öneriyorum diyorum. Çünkü bazen kalp hızını arttırdığımızda yani başlangıçtaki kalp hızınız 70 ise bunu en az yüzde 70-75 kadar hızınızı artırmanız gerekiyor ki biz gerçekten istediğimiz faydayı elde edelim. Onun dışında basitçe eğer evde dijital tansiyon aleti varsa egzersize başlamadan önce kan basıncınızı ve nabzınızı ölçün. Orada gösteriyor size ve burada eğer nabzınızı 70’se mesela yüzde 70-75’i yaklaşık 50 eder 50 eklediğimizde yani 120’ye kadar kalp hızınızı çıkartmanız gerekiyor. Buna özellikle dikkat edilmesi gerekiyor. Bir diğer önemli konu ise beslenme. Tabii bizim dengeli ve düzenli beslenmemiz lazım. Hatta şöyle söyleyebiliriz; aslında bizim ne hastası olacağımıza ne yediklerimiz karar veriyor. Yani eğer siz şekerli gıdalar, hamur, tatlı gıdalar yediğinizde seker hastası olabilirsiniz, kilonuz artabilir. Yine tuzlu gıdalar çok tüketirseniz, işlenmiş gıdalar çok tüketirseniz o zaman da tansiyonunuz yükselebilir. Dolayısıyla da bizim dengeli ve düzenli beslenmemiz gerekiyor. Özellikle rafine edilmiş işlenmiş gıdalardan, tuzlu, yağ oranı yüksek gıdalardan uzak durmamız gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Kalp sağlığı için kontroller önemli" Seyfeli, kalp sağlığında özellikle kontrollerin yapılmasının çok önemli olduğunu söyleyerek, "Tabi biz sadece sağlığımıza, egzersiz ve beslenmeye dikkat etmekle kalmayacağız. Aynı zamanda da bizim aslında belli kontrolleri kalp sağlığını korumak adına ve öğrenmek adına da yapmamız gerekiyor. Özellikle 40 yaşından sonra bizim mutlaka yılda bir ya da iki kez kardiyolojik muayene olmamız gerekiyor. Eğer ailesinde erken yaşta kalp hastalığı varsa ya da genetik olarak kolesterol yüksekliği varsa bu hastaların bence 30 yaşından itibaren de belli sürelerle yani 3 yılda bir olabilir mutlaka kalp kontrollerini yaptırmaları gerekiyor. Kalp kontrollerinde de tabii bizim rutin de yaptığımız muayene, efor testi, ekokardiyografi gibi bir takım tetkikler yapıyoruz. Bazen bunlarda tabii her zaman bir şey bulunamayabilir. Dolayısıyla da biz burada şuna dikkat ediyoruz; hastanın mevcut risk faktörlerini bir gözden geçiriyoruz. Eğer burada kalp sağlığı için ileri 10 yılda orta derece risk taşıyan hastalar varsa ve kardiyovasküler riski orta derecede olanlar varsa bunlara da biz sanal anjiyografiyi özellikle öneriyoruz. Şu an son yıllarda sanal anjiyo sıkça kullandığımız metodlardan. Gerçekten de bu saydığım yöntemlerle yani klasik yöntemlerle kalp hastalığından habersiz olan, damar tıkanıklığından habersiz olan hastalarımızı bu sanal anjiyo ile de yakalayabiliyoruz. Bu işlemin de son derece kolay olduğunu söyleyebilirim. Doğruluk payı da neredeyse yüzde 90-95’e yakın kalp damar sağlığımızı teşhis edebiliriz. Özetle ben sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, stresi azaltmayı, alkol ve sigaradan uzak durmayı, kiloyu kontrol altına almamız gerekiyor. Kan şekerimizi, kan basıncımızı ve kolesterole dikkat ettiğimizde umarım kalp hastalığı riskimizi ciddi oranda azaltacağını düşünüyorum" dedi.