SAĞLIK
Efeler’de OED cihazları hizmete girdi 28 Nisan 2026 Salı - 17:04:45 Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Aydın basınının unutulmaz ismi merhum Erman Çetin’in anısını yaşatan, modern tıbbın en önemli ilk yardım araçlarından biri olan OED cihazlarını hizmete sundu. Efeler Belediyesi ile Aydın Gazeteciler Cemiyeti (AGC) iş birliğiyle, kentin en işlek noktaları OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) cihazlarıyla donatıldı. Geçtiğimiz yıl 28 Nisan’da, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erman Çetin, vefatının yıl dönümünde anlamlı bir törenle anıldı. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ve yönetiminin tam kadro katıldığı programa; Erman Çetin’in ailesi, Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ümit Özmen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, gazeteciler, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Çetin’in adı Efeler sokaklarında insanları hayata bağlayan bir simgeye dönüştü. Uğur Mumcu Parkı’nda düzenlenen etkinlikle birlikte; Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Uğur Mumcu Parkı, Menderes Park, Fatih Mahallesi kapalı pazar yeri, İmamköy Mahallesi Doğa Otel, Zafer Meydanı’ndaki belediye otoparkı, Pınarbaşı Mesire Alanı, Efeler Belediyesi hizmet binası girişi ve ESKO iş hanı olmak üzere kentin 8 farklı noktasına yerleştirilen cihazlar hizmete girdi. Etkinliğin ardından katılımcılar, düzenlenen lokma hayrında bir araya geldi. Programda konuşan Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, "Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin fikriyle yola çıktığımız bir sosyal sorumluluk projesinin paydaşı olmaktan mutluyuz. Geçen yıl; önceki dönem Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Aydın’ın değerli gazetecisi kıymetli kardeşim Erman Çetin’in hiç beklenmedik kaybına uyanmıştık. Aydın kıymetli bir değerini kaybetti. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ile görüştük. Birlikte böyle bir sosyal sorumluluk projesi yaptık. Aydın’da 8 noktaya yerleştirdik. OED cihazı ani kalp durmalarında tamamen otomatik ilk yardım yapacak bir cihaz. Aydın’da bulunan spor salonlarından da bu cihazı temin etmelerini isteyeceğiz. Bundan sonra böyle acı kayıplar yaşamak istemiyoruz. Tekrar Erman Çetin’e Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları, sevenleri ve basın camiasına baş sağlığı diliyorum. Proje fikrinin sahibi Aydın Gazeteciler Cemiyeti’ne de teşekkür ediyorum. Umarız birlikte ortak çalışmalarımıza devam ederiz" dedi. Erman Çetin’i çocukluğundan beri tanıdığını ifade ederek konuşmasına başlayan Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş, "Erman Çetin Başkanımız benim çocukluğumdan beri tanıdığım, biz daha okula giderken ilçemizde gazetecilik yapan bir ağabeyimizdi. Zaman geçti aynı şehirde gazetecilik yaptık, aynı cemiyette basın camiamız için sorumluluk aldık. Maalesef hiç beklemediğimiz bir anda Erman ağabeyimizi kaybettik. Erman Çetin şehrimiz için önemli bir değerdi ve ismini yaşatmak için, aynı zamanda da şehrimize faydalı olabilecek bir anı bırakmak istedik. Son dönemde erken yaşta gelen kalp krizi nedeniyle çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Başka değerlerimizi kaybetmeyelim, Erman Çetin’in de adını yaşatalım diye bu proje ortaya çıktı. Anıl başkanımıza projemizi ilettik ve hemen kabul etti. Bugün de ilk adımı attık. Umarım tüm Aydın’da bunu yaygınlaştırırız." diye konuştu.
28 Nisan 2026 Salı - 14:55 Uzmanı uyardı: Baharda cilt hastalıkları artıyor Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, bahar aylarında artan güneş ışınları, yükselen sıcaklık, polen yoğunluğu ve terleme gibi çevresel faktörlerin cilt sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, "Bu dönemde hem mevcut deri hastalıkları alevlenebilir hem de bazı cilt sorunları ilk kez ortaya çıkabilir" dedi. "Güneş alerjisi baharda daha sık görülüyor" Bahar aylarında cildin dış etkenlere karşı daha hassas hale geldiğini vurgulayan Akbaba, "Kış aylarında güneşten uzak kalan cilt, bahar aylarında ani şekilde güneşe maruz kaldığında savunmasız kalır. Bu nedenle baharın ilk dönemlerinde güneş alerjisi vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum genellikle güneşe çıkıldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kol ve dekolte gibi güneşe açık bölgelerde kaşıntılı, kızarık ve kabarık döküntüler görülür" diye konuştu. "Bitki teması kalıcı lekeler bırakabilir" Açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bitkilerle temasın da arttığını belirten Akbaba, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle limon, incir ve bazı yabani bitkilerle temas sonrası gelişen fitodermatit sık görülür. Bu durumda ciltte önce kızarıklık ve yanma hissi oluşur ardından güneş ışığıyla etkileşime girerek kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler bazı hastalarda uzun süre kalıcı olabilir." "Terleme mantar enfeksiyonlarını tetikliyor" Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte artan terlemenin cilt üzerinde nemli bir ortam oluşturduğunu belirten Akbaba, "Bu durum mantar enfeksiyonları için uygun zemin hazırlar. Özellikle ayaklarda, kasık bölgesinde ve vücudun kıvrım alanlarında kaşıntılı, kızarık ve bazen pullanma ile seyreden lezyonlarla kendini gösterir. Kişisel hijyenin yanı sıra uygun kıyafet seçimi de mantarı önleme noktasında önemlidir. Sentetik ve hava almayan kıyafetler enfeksiyonları artırabilir" uyarısında bulundu. "Polen ve çevresel faktörler alerjiyi artırıyor" Bahar aylarında polen yoğunluğunun artmasıyla sadece solunum yollarının değil, cilt hastalıklarının da tetiklendiğini söyleyen Akbaba, "Kontakt dermatit vakalarında da bu dönemde belirgin artış görülür. Polenler, bitkiler ve bazı kozmetik ürünleri ciltte kaşıntı, kızarıklık ve hassasiyete yol açabiliyor. Ayrıca atopik dermatit (egzama) hastalarında da bu dönemde alevlenmeler görülebilir. Cilt bariyeri zaten hassas olan bireylerde çevresel alerjenler kaşıntı ve kuruluğu daha da artırır" dedi. "Ani güneş maruziyeti yanıklara neden olabiliyor" Bahar aylarında güneş daha masum gibi algılansa da UV etkisinin oldukça güçlü olduğunu söyleyen Akbaba, "Özellikle ilk güneşlenmelerde cilt korunmasız kalabiliyor. Bu durum güneş yanıklarına neden olabiliyor. Ciltte kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi ve bazı durumlarda su toplaması gibi bulgular ortaya çıkabiliyor" diye konuştu. "Akne şikayetleri artış gösterebilir" Artan sıcaklık ve terlemeyle birlikte ciltte yağ üretiminin de arttığını belirten Akbaba, "Akneye yatkın bireylerde sivilce oluşumu artabilir. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte iltihaplı lezyonlar oluşabilir. Bu dönemde uygun cilt temizliği ve bakımı önem kazanır" dedi. "Basit önlemlerle korunmak mümkün" Bahar aylarında cilt sağlığını korumak için alınacak basit önlemlerin büyük fark gösterebileceğini vurgulayan Akbaba, şunları kaydetti: "Güneşten korunmak en önemli adımdır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımının yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler düzenli olarak kullanılarak cilt bariyeri güçlendirilmeli. Ayrıca pamuklu ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli, terleme sonrası cilt temizlenmeli ve bitki teması sonrası cilt yıkanmalıdır. Bahar aylarında ortaya çıkan veya artış gösteren cilt problemleri hafife alınmamalı özellikle uzun süren, şiddetlenen ya da yayılım gösteren lezyonlarda bir dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir."
İnterstisyel akciğer hastalıkları ve İPF, birçok kanserden daha ölümcül
12 Eylül 2025 Cuma - 12:00 İnterstisyel akciğer hastalıkları ve İPF, birçok kanserden daha ölümcül Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dr. Öğretim Üyesi Esra Arslan Aksu, İPF ve diğer interstisyel akciğer hastalıklarının birçok kanser türünden de daha fazla ölüme neden olduğunu söyledi. Her yıl eylül ayının üçüncü haftası, tüm dünyada "idiyopatik pulmoner fibrozis (İPF)" ve diğer interstisyel akciğer hastalıklarına (İAH) dikkat çekmek amacıyla "farkındalık haftası" olarak anılıyor. Bu yıl 14–21 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek etkinliklerle, erken tanının önemi vurgulanacak ve kamuoyunda farkındalığın artırılması hedeflenecek. İPF ve diğer interstisyel akciğer hastalıklarında erken tanı, hastaların yaşam süresini uzatmak ve yaşam kalitesini artırmak açısından kritik öneme sahip. Günümüzde hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilen antifibrotik tedaviler mevcut olup, bu tedavilere zamanında başlanması hastalığın seyrini belirgin şekilde etkileyebiliyor. Ayrıca akciğer transplantasyonu da uygun hastalarda bir tedavi seçeneği olarak gündeme gelebiliyor. Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Solunum Fonksiyon Testi Laboratuvarında bulunan karbonmonoksit difüzyon testi cihazı sayesinde hastalara solunum testi yapılabiliyor. Laboratuvarda 1 yıllık süreçte 188 hastaya 197 işlem yapıldı. "Birçok kanser türünden de daha fazla ölüme neden oluyor" İnterstisyel akciğer hastalıklarının ve İPF’nin çok bilinmese de tehlikeli bir hastalık grubu olduğunu ifade eden Samsun Üniversitesi Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Esra Arslan Aksu, "Eylül ayının 3. haftası her yıl ’İdiyopatik Pulmoner Fibrozis ve İnterstisyel Akciğer Hastalıkları Farkındalık Haftası’ kapsamına konuyla alakalı aktiviteler yapılıyor. Bu hastalıklar ‘akciğerin nadir hastalıkları’ diye geçse de önemi; ilerleyici olması ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemesidir. Aslında çok bilinmeyen hastalıklar olmakla birlikte birçok kanser türünden de daha fazla ölüme neden olan bir hastalık grubudur. Bu hastalık grubunun belirtileri arasında inatçı kuru öksürük, kronikleşmiş öksürük ve nefes darlığı en belirgin başlangıç belirtileridir. Eğer erken dönemde yakalanmazsa ilerleyen dönemlerde nefes darlığındaki artış daha belirgin hale geliyor ve hastalar ileri evrede oksijen bağımlı hale geliyorlar. Hastalığın oluşma sebepleri arasında bir grubu nedeni belli olmayan hastalık olmakla birlikte bir kısmının da en büyük nedeni sigara kullanımı. Bağ doku hastalıkları, metabolik hastalıklar ve çevresel maruziyete bağlı olarak da hastalık gelişebiliyor" dedi. "Nadir bulunan karbon monoksit difüzyon testi cihazı, Karadeniz’deki hastalara hizmet veriyor" Laboratuvarda bulunan test cihazının Samsun’da 2 adet Karadeniz’de ise birkaç ilde olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Aksu, "Hastalar, göğüs hastalıkları uzmanının muayenesi ve difüzyon testi sonrasında hastada bir interstisyel akciğer hastalığı düşünüyorsak bazı hastalarda hücre sayımı yaparak tanıya gidiyoruz. Bazen de sadece doğru ve detaylı alınmış bir anamnez, fizik muayene ve karbon monoksit difüzyon testi sonucunda hastaya tanı koyabiliyoruz. Hastanemizde bulunan karbonmonoksit difüzyon testi cihazı, maalesef çok yaygın bulunan bir cihaz değil. Samsun’da sadece 2 merkezde var. Karadeniz’de de birkaç ilde mevcut. O yüzden cihazımız bölge hastalarına hizmet eden önemli bir cihaz ve şu haliyle önemli bir interstisyel akciğer hastalığı kliniğiyiz" diye konuştu. "İnterstisyel akciğer hastalıkları, ileri dönemde solunum yetmezliğine sebep olabilir" Oksijen düzeyinin düşmesine neden olan hastalık grubunun ileri dönemde solunum yetmezliğine yol açtığına da değinen Aksu, "İnterstisyel akciğer hastalıkları, orta-ileri yaş hasta grubunu etkileyen, akciğerin doğalda var olan süngerimsi yapısının sertleşmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu hastalık sonrasında vücudumuzda değişime uğrayan bir takım oksijen ve karbondioksit gibi gazlar var. Bunların geçişleri etkilenerek hastaların vücutlarındaki oksijen düzeyi düşmekte. İleri evrelerde ise karbondioksit düzeyleri artmaktadır. Bu da maalesef ileri dönemler için solunum yetmezliğine sebep olmaktadır" şeklinde konuştu.
Ortopedi Uzmanı Dr. Tekin: "Skolyozda en doğru tedavi için erken tanı şart"
12 Eylül 2025 Cuma - 11:12 Ortopedi Uzmanı Dr. Tekin: "Skolyozda en doğru tedavi için erken tanı şart" Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, skolyozda erken tanının önemine dikkat çekerek, hastalık ve tedavi süreci hakkında bilgi verdi. Ortopedi Uzmanı Dr. Tekin, omurga eğriliği olarak bilinen skolyoz, özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde sıkça karşılaşılan ancak erken fark edildiğinde etkili şekilde tedavi edilebilen bir rahatsızlık olduğunu vurguladı. Ortopedi Uzmanı Dr. Tekin, "Skolyoz, omurganın önden bakıldığında düz olması gerekirken, sağa veya sola doğru "S" ya da "C" şeklinde anormal eğrilik göstermesidir. Bu durum sadece omurgayı değil, aynı zamanda kaburga ve kas yapısını da etkileyerek kişinin duruşunu ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir" dedi. Nedenleri ve belirtileri Ortopedi Uzmanı Dr. Tekin, "Skolyozun sebepleri arasında idiopatik (sebebi bilinmeyen), doğuştan gelen (konjenital) ve kas-sinir hastalıklarına bağlı (nöromüsküler) tipler bulunmaktadır. Belirtiler ise omuz ve kalça asimetrisi, gövdenin bir tarafa eğilmesi, sırt ve bel ağrısı olarak ortaya çıkar. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden uzman kontrolüne başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. Tanı ve tedavi Doç. Dr. Tekin, "Hafif vakalarda düzenli takip yeterli olurken, orta dereceli skolyozda korse kullanımı öneriyoruz. Eğrilik 40-50 dereceyi geçtiğinde ise cerrahi müdahale gerekebilir" ifadelerini kulandı. Ailelere öneriler Dr. Tekin, "Çocukların duruşlarına dikkat edilmeli, büyüme dönemlerinde düzenli sağlık kontrolleri yapılmalıdır. Skolyozun erken teşhisi tedavinin başarısı için kritik öneme sahiptir" diyerek ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.
Dijital hekimlikle defalarca dişçi koltuğuna oturmaya son
12 Eylül 2025 Cuma - 11:09 Dijital hekimlikle defalarca dişçi koltuğuna oturmaya son Diş protezi ya da diş implantı gibi tedavilere ihtiyacı olan hastalar için süreci kolaylaştıran dijital diş hekimliği uygulaması hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü’nden Dt. Özlem Özhan Yatar, uygulamanın hastalara ve hekimlere büyük kolaylık sağladığını ifade etti. Dt. Özlem Özhan Yatar, dijital diş hekimliği uygulamalarının geleneksel yöntemlere göre daha hızlı ve daha iyi sonuçlar sağlayabildiğini söyledi. Ağız ve diş sağlığı alanı, dijitalleşme sürecinin getirdiği yeniliklerden payını aldı. Diş protezi ya da diş implantı gibi zorlu ve kapsamlı yöntemler, dijitalleşmeyle beraber daha kolay ve daha az riskle uygulanır hale geldi. Dijital diş hekimliği olarak adlandırılan söz konusu uygulama hakkında bilgi veren Medicana International İzmir Hastanesi’nden Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Özlem Özhan Yatar, dijitalleşmenin hem hekimin hem de hastanın işini kolaylaştırdığını ifade ederek, "Son yıllarda teknolojinin ve dijital sistemlerin yaşantımıza yoğun şekilde girmesiyle beraber biz de bunu meslek alanımızda görmeye başladık. Dijital diş hekimliği klasik ölçü yöntemlerinden ziyade hastada çok daha kısa sürede basit ve hata payı bırakmayan bir şekilde ölçü alınan bir yöntemdir" dedi. Tedaviyi başa saracak riskler ortadan kalkıyor Dijital diş hekimliğinin son 5 yıllık süreçte bilinirliğinin arttığını dile getiren Dt. Özlem Özhan Yatar, "Bu çok yaygın bir uygulama değil. Çünkü işin içine ağız içi kamera, ona uygun bilgisayar ve en önemlisi bu teknikle çalışabilecek bir laboratuvar giriyor" dedi. Uygulamaya değinen Dt. Özlem Özhan Yatar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dijital diş hekimliği, mesleki anlamda büyük yenilik getirdi. Hastanın ağız ölçüsü alınırken kullanılan macun tarzı materyaller tarih oldu. Macunla ölçü alındığında, bunun ağızda sabit bir şekilde konumlandırılmasından, en son laboratuvarda alçı dökülerek modelin düzgün bir şekilde oluşturulmasına kadar geçen süreçte deforme olmaması gerekir. En ufak bir deformasyon, yapılan protezin ağız içiyle uyumlu olmamasına neden olabilir. Dijital diş hekimliğinde, bir diş fırçası büyüklüğünde ağız içi kamera ile 2-3 dakika içinde hastanın ölçüleri alınabilir. Örneğin, bulantı refleksi çok yüksek bir hastada bu yöntemde sorun yaşanmıyor. Çünkü durup kalınan yerden ölçü almaya devam edilebiliyor. Ancak klasik yöntemde böyle bir kolaylık sunulamıyor. Ölçü materyalinin, ağızda donana kadar bekletilmesi gerekiyor. Ayrıca dijital yöntemle alınan ölçüler gerçeğe daha yakın çıktığı için hata payı azalıyor. Hastanın ölçüleri bilgisayar arşivinde kolayca saklanabildiği için de yeni uygulamalarda kullanılabilir oluyor." İkinci seansta işlem tamamlanabiliyor Tarayıcı ile ölçü alındığında bilgisayar üzerinden laboratuvara gönderildiğini ifade eden Dt. Özlem Özhan Yatar, "Kalıp gönderme söz konusu olmadığı için süreç de kısalmış oluyor. Ayrıca klasik yöntemdeki gibi ara provalara ihtiyaç duyulmuyor. İlk seansta ölçü alınıp, ikinci seansta implant ya da protez takılabiliyor. Örneğin implant yapılan hastalarda cerrahi müdahale sonrası dijital ölçü alınarak 24 saatte sabit geçici dişler teslim edilebiliyor" dedi. Dt. Özlem Özhan Yatar, dijital diş hekimliğine uygun laboratuvarların sayısının artmasıyla, diş tedavisi uygulamalarında daha fazla işlemin kolay bir şekilde yapılabileceğini aktardı.
Uzmanı uyardı: "Ani ve şiddetli karın ağrıları ciddiye alınmalı"
12 Eylül 2025 Cuma - 10:59 Uzmanı uyardı: "Ani ve şiddetli karın ağrıları ciddiye alınmalı" Uzm. Dr. Muharrem Coşkun, ani ve şiddetli karın ağrılarının ciddi nedenlerden kaynaklanabileceğini belirterek, doğru değerlendirme ile komplikasyonların önlenebileceğini vurguladı. Ani ve şiddetli karın ağrıları, genellikle acil müdahale gerektiren durumların ilk göstergesi olabilir. Özellikle karın içinde yer alan organlarla ilgili sorunlar, bazen yaşamı tehdit edebilecek komplikasyonlara yol açabilir. Medicana Kadıköy Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Muharrem Coşkun, karın ağrılarının farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirterek, "Ani başlayan ve giderek şiddetlenen karın ağrısı, apandisit, safra kesesi taşı, pankreatit veya bağırsak tıkanıklığı gibi acil durumların habercisi olabilir. Ağrının niteliği, süresi ve eşlik eden bulgular, doğru tanı için yol göstericidir" dedi. Kusma ve bulantıya dikkat Uzm. Dr. Muharrem Coşkun, ani karın ağrısı ile birlikte bazı belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden tıbbi değerlendirme yapılması gerektiğini belirterek, "Kusma ve bulantının eşlik etmesi, yüksek ateş, karın bölgesinde sertlik veya hassasiyet, dışkıda kan veya renk değişikliği, şiddetli ve giderek artan ağrı bazen hayati risk taşıyan durumların göstergesi olabilir. Erken tanı ve doğru müdahale, komplikasyon riskini önemli ölçüde azaltır" şeklinde konuştu. "Dengeli beslenin" Uzm. Dr. Muharrem Coşkun, tanı sürecinde multidisipliner yaklaşımın önemine değinerek, "Ağrının kaynağına bağlı olarak cerrahi veya medikal tedavi seçenekleri değerlendirilir. Düzenli takip ve doğru tedavi planı, komplikasyonların önlenmesinde kritik rol oynar. Ani karın ağrılarının tamamen önlenmesi her zaman mümkün olmasa da, bazı önlemler riskin azaltılmasına katkı sağlar. Dengeli ve düzenli beslenme, aşırı yağlı ve işlenmiş gıdalardan kaçınma, düzenli egzersiz ve fiziksel aktivite, daha önce benzer rahatsızlıkları olan kişilerin, risk durumlarını bilerek hareket etmesi önlem olabilir" ifadelerini kullandı. "Geçici bir rahatsızlık olarak görülmemeli" Uzm. Dr. Muharrem Coşkun, karın ağrısı şikâyeti yaşayan kişilerin gecikmeden tıbbi değerlendirme almasının önemini vurgulayarak, "Ağrı hafif gibi görünse de altında ciddi bir durum yatabilir. Özellikle şiddetli ve ani başlayan karın ağrıları, ihmal edilmemeli ve acil değerlendirmeye alınmalıdır. Ani ve şiddetli karın ağrıları, sadece geçici bir rahatsızlık olarak değerlendirilmemeli, potansiyel ciddi sağlık sorunlarının habercisi olarak ele alınmalıdır. Erken tanı ve uygun müdahale ile komplikasyon riski önemli ölçüde azaltılabilir" dedi.
Osmanlı’dan esinlenen yöntemle 11 yılda 800 bağımlı genci hayata döndürdüler
12 Eylül 2025 Cuma - 09:50 Osmanlı’dan esinlenen yöntemle 11 yılda 800 bağımlı genci hayata döndürdüler Kendi çocuklarının uyuşturucu bağımlısı olduğunu gören ve uygulanan tüm tedavi yöntemlerinden olumlu sonuç alamayan iki baba, Osmanlı dönemindeki tedavi yöntemini keşfederek önce kendi evlatlarını iyileştirdi. Şimdi ise aynı durumda olan ailelere ve gençlere umut olmaya devam ediyorlar. Isparta’da kurdukları Uyuşturucu, Bağımlılıklarla ve Alkolizmle Mücadele Derneği (UYUMDER), Osmanlı döneminde alkol bağımlılarına uygulanan hamam tedavisinden esinlenerek sauna ve çeşitli aktivitelerle ilaçsız tedavi sunuyor. Bu yöntem sayesinde 11 yılda 800’den fazla kişi bağımlılıktan kurtuldu. Isparta’da 2014 yılından itibaren faaliyet gösteren Uyuşturucu, Bağımlılıklarla ve Alkolizmle Mücadele Derneği (UYUMDER), madde bağımlılarını ilaçsız tedavi eden özel bir iyileştirme merkeziyle dikkat çekiyor. Türkiye’nin ilklerine imza atan derneğe başvuran bağımlılar, at bakıcılığı, kütüphane, hobi bahçesi, ahşap ve demir atölyesi, oyun salonu ve su terapisi gibi etkinliklerle sosyal hayata kazandırılıyor. Merkez, AMATEM ve benzeri kuruluşların uyguladığı ilaç tedavisini reddediyor. Osmanlı döneminde alkol bağımlılarına hamam yöntemiyle uygulanan tedaviden ilham alan dernek, günümüz teknolojisini kullanarak sauna yöntemiyle 6 ay süren bir iyileştirme süreci yürütüyor. Başarı oranının yüzde 70’e ulaştığı merkezde bugüne kadar 800’den fazla genç, madde bağımlılığından kurtularak meslek sahibi oldu. Evlatlarını kurtarma mücadelesinden doğan umut Derneğin kuruluş hikâyesi de ise İbrahim Uzunköprü ve Yaşar Erbil, kendi evlatlarının uyuşturucu bağımlısı olduğunu gördüklerinde pek çok tedavi yöntemini denedi ancak sonuç alamadı. Katıldıkları bir etkinlikte Osmanlı dönemindeki hamam tedavisinden ilham alan iki baba, apartmanlarının deposuna kurdukları basit bir sauna sistemiyle ilk 6 kişilik bağımlı grubunu 6 ayda iyileştirmeyi başardı. Bu başarının ardından derneği büyüterek, kendi acılarından doğan bu yöntemle başka ailelere de umut kapısı araladılar. Acıdan doğan bir umut hikâyesi UYUMDER’de tedavi olduktan sonra yaklaşık 3 yıldır gönüllü olarak eğitmenlik yapan Mustafa Sarı, "UYUMDER, 11 yıl önce küçük bir depoda, iki evladıyla sınanmış iki baba tarafından, kendi yaşadıkları acılardan yola çıkılarak kuruldu. Daha sonra yapılan çalışmaları gören Isparta Valiliği’nin de destekleriyle derneğimiz, Isparta–Eğirdir Karayolu’nda yaklaşık 52 dönümlük bir araziye taşındı. Kuruluş hikâyesi şöyle: Kurucularımız İbrahim Uzunköprü ve Yaşar Erbil, evlatlarının sigara bile içmediğini düşünürken bir anda onların madde bağımlısı olduğunu öğrendi. Birçok yöntem denemelerine rağmen sonuç alamadılar. Katıldıkları bir seminerde Osmanlı döneminden kalma bir tedavi yöntemini duyduktan sonra bu yöntemi denemeye karar verdiler. Dernek ilk olarak bir apartmanın bodrum katında kuruldu. İlk 6 kişiyle başladılar ve çok zor, çok acılı bir dönemden geçtiler. Daha sonra buranın yetersiz geldiğini anlayınca Gölcük Tabiat Parkı civarında daha büyük bir alana geçerek ilk sauna sistemini orada başlattılar" ifadelerini kullandı. Asırlık yöntemle ilaçsız tedavi Sauna programının Osmanlı dönemine dayandığını belirten Sarı, "O dönemde şarap bağımlıları ve Müslüman olmayı seçen Hristiyanlar, bağımlılıklarından kurtulmak için hamama girerek vücuttaki maddeleri terleme yoluyla atıyorlardı. Biz de burada tamamen geçmişe dayalı bu yöntemi uyguluyoruz. Dışarıda AMATEM veya başka kuruluşların kullandığı ilaç tedavisini kesinlikle uygulamıyoruz" şeklinde konuştu. 18 yılın izleri, 24 günde temizleniyor Derneğin, Türkiye’de ilk ve tek ilaçsız tedavi merkezi olduğunu söyleyen Sarı, "Sauna programımızda 21 ile 24 gün arasında, kullandığımız vitaminlerin de desteğiyle, vücuttaki bağımlılık maddelerini detoks yöntemiyle temizliyoruz. Bazı maddelerin 18 yıl boyunca vücuttan atılmadığı bilinir, biz bu tedaviyle 21–24 günde bu maddeleri sauna yoluyla atabiliyoruz. Başarı oranımız yüzde 70’tir. Kimse ‘yüzde 100 başarı’ iddiasında bulunamaz, böyle bir şey yoktur. Altı aylık tedavi programımızı adım adım uyguladığımızda başarı ortalaması yüzde 70’tir. Yüzde 30’luk başarısızlık oranı ise genellikle kişilerin istikrarsızlığından kaynaklanır. ‘Annem için geldim, babam için geldim, evlatlarım için geldim’ diyerek isteksiz gelen arkadaşlarımız olabiliyor. Bu nedenle zaman zaman başarısızlık yaşanıyor" dedi. Gençlerin hayatına dokunmak için destek çağrısı UYUMDER olarak maddi sıkıntılar yaşadıklarını ifade eden Sarı, "Biz Isparta’da Valilik onaylı bir tedavi merkeziyiz ve tamamen ücretsiz hizmet veriyoruz. Ancak gelen arkadaşlarımıza her zaman yeterli imkân sağlayamıyoruz. Örneğin, kuru bakliyatımızı bile Ankara’dan kendi aracımızla temin ediyoruz. Devletimiz her zaman yanımızda, Allah razı olsun, ama biz büyüklerimizin, belediyemizin ve halkımızın desteğinin her zaman omuzlarımızda olmasını istiyoruz. Buradaki yatak kapasitemiz 50 kişi fakat maddi imkânsızlıklar nedeniyle şu anda 20–25 gence destek olabiliyoruz. Belediyemiz, Valiliğimiz ve iş insanlarımız bize destek verirse, sadece 25 değil 50 gencimizi aynı anda tedavi edebilir ve sahip çıkabiliriz" ifadelerini kullandı.
Osmanlı’dan esinlenen yöntemle 11 yılda 800 bağımlı genci hayata döndürdüler
12 Eylül 2025 Cuma - 09:47 Osmanlı’dan esinlenen yöntemle 11 yılda 800 bağımlı genci hayata döndürdüler Kendi çocuklarının uyuşturucu bağımlısı olduğunu gören ve uygulanan tüm tedavi yöntemlerinden olumlu sonuç alamayan iki baba, Osmanlı dönemindeki tedavi yöntemini keşfederek önce kendi evlatlarını iyileştirdi. Şimdi ise aynı durumda olan ailelere ve gençlere umut olmaya devam ediyorlar. Isparta’da kurdukları Uyuşturucu, Bağımlılıklarla ve Alkolizmle Mücadele Derneği (UYUMDER), Osmanlı döneminde alkol bağımlılarına uygulanan hamam tedavisinden esinlenerek sauna ve çeşitli aktivitelerle ilaçsız tedavi sunuyor. Bu yöntem sayesinde 11 yılda 800’den fazla kişi bağımlılıktan kurtuldu. Isparta’da 2014 yılından itibaren faaliyet gösteren Uyuşturucu, Bağımlılıklarla ve Alkolizmle Mücadele Derneği (UYUMDER), madde bağımlılarını ilaçsız tedavi eden özel bir iyileştirme merkeziyle dikkat çekiyor. Türkiye’nin ilklerine imza atan derneğe başvuran bağımlılar, at bakıcılığı, kütüphane, hobi bahçesi, ahşap ve demir atölyesi, oyun salonu ve su terapisi gibi etkinliklerle sosyal hayata kazandırılıyor. Merkez, AMATEM ve benzeri kuruluşların uyguladığı ilaç tedavisini reddediyor. Osmanlı döneminde alkol bağımlılarına hamam yöntemiyle uygulanan tedaviden ilham alan dernek, günümüz teknolojisini kullanarak sauna yöntemiyle 6 ay süren bir iyileştirme süreci yürütüyor. Başarı oranının yüzde 70’e ulaştığı merkezde bugüne kadar 800’den fazla genç, madde bağımlılığından kurtularak meslek sahibi oldu. Evlatlarını kurtarma mücadelesinden doğan umut Derneğin kuruluş hikâyesi de ise İbrahim Uzunköprü ve Yaşar Erbil, kendi evlatlarının uyuşturucu bağımlısı olduğunu gördüklerinde pek çok tedavi yöntemini denedi ancak sonuç alamadı. Katıldıkları bir etkinlikte Osmanlı dönemindeki hamam tedavisinden ilham alan iki baba, apartmanlarının deposuna kurdukları basit bir sauna sistemiyle ilk 6 kişilik bağımlı grubunu 6 ayda iyileştirmeyi başardı. Bu başarının ardından derneği büyüterek, kendi acılarından doğan bu yöntemle başka ailelere de umut kapısı araladılar. Acıdan doğan bir umut hikâyesi UYUMDER’de tedavi olduktan sonra yaklaşık 3 yıldır gönüllü olarak eğitmenlik yapan Mustafa Sarı, "UYUMDER, 11 yıl önce küçük bir depoda, iki evladıyla sınanmış iki baba tarafından, kendi yaşadıkları acılardan yola çıkılarak kuruldu. Daha sonra yapılan çalışmaları gören Isparta Valiliği’nin de destekleriyle derneğimiz, Isparta-Eğirdir Karayolu’nda yaklaşık 52 dönümlük bir araziye taşındı. Kuruluş hikâyesi şöyle: Kurucularımız İbrahim Uzunköprü ve Yaşar Erbil, evlatlarının sigara bile içmediğini düşünürken bir anda onların madde bağımlısı olduğunu öğrendi. Birçok yöntem denemelerine rağmen sonuç alamadılar. Katıldıkları bir seminerde Osmanlı döneminden kalma bir tedavi yöntemini duyduktan sonra bu yöntemi denemeye karar verdiler. Dernek ilk olarak bir apartmanın bodrum katında kuruldu. İlk 6 kişiyle başladılar ve çok zor, çok acılı bir dönemden geçtiler. Daha sonra buranın yetersiz geldiğini anlayınca Gölcük Tabiat Parkı civarında daha büyük bir alana geçerek ilk sauna sistemini orada başlattılar" ifadelerini kullandı. Asırlık yöntemle ilaçsız tedavi Sauna programının Osmanlı dönemine dayandığını belirten Sarı, "O dönemde şarap bağımlıları ve Müslüman olmayı seçen Hristiyanlar, bağımlılıklarından kurtulmak için hamama girerek vücuttaki maddeleri terleme yoluyla atıyorlardı. Biz de burada tamamen geçmişe dayalı bu yöntemi uyguluyoruz. Dışarıda AMATEM veya başka kuruluşların kullandığı ilaç tedavisini kesinlikle uygulamıyoruz" şeklinde konuştu. 18 yılın izleri, 24 günde temizleniyor Derneğin, Türkiye’de ilk ve tek ilaçsız tedavi merkezi olduğunu söyleyen Sarı, "Sauna programımızda 21 ile 24 gün arasında, kullandığımız vitaminlerin de desteğiyle, vücuttaki bağımlılık maddelerini detoks yöntemiyle temizliyoruz. Bazı maddelerin 18 yıl boyunca vücuttan atılmadığı bilinir, biz bu tedaviyle 21-24 günde bu maddeleri sauna yoluyla atabiliyoruz. Başarı oranımız yüzde 70’tir. Kimse ‘yüzde 100 başarı’ iddiasında bulunamaz, böyle bir şey yoktur. Altı aylık tedavi programımızı adım adım uyguladığımızda başarı ortalaması yüzde 70’tir. Yüzde 30’luk başarısızlık oranı ise genellikle kişilerin istikrarsızlığından kaynaklanır. ‘Annem için geldim, babam için geldim, evlatlarım için geldim’ diyerek isteksiz gelen arkadaşlarımız olabiliyor. Bu nedenle zaman zaman başarısızlık yaşanıyor" dedi. Gençlerin hayatına dokunmak için destek çağrısı UYUMDER olarak maddi sıkıntılar yaşadıklarını ifade eden Sarı, "Biz Isparta’da Valilik onaylı bir tedavi merkeziyiz ve tamamen ücretsiz hizmet veriyoruz. Ancak gelen arkadaşlarımıza her zaman yeterli imkân sağlayamıyoruz. Örneğin, kuru bakliyatımızı bile Ankara’dan kendi aracımızla temin ediyoruz. Devletimiz her zaman yanımızda, Allah razı olsun, ama biz büyüklerimizin, belediyemizin ve halkımızın desteğinin her zaman omuzlarımızda olmasını istiyoruz. Buradaki yatak kapasitemiz 50 kişi fakat maddi imkânsızlıklar nedeniyle şu anda 20-25 gence destek olabiliyoruz. Belediyemiz, Valiliğimiz ve iş insanlarımız bize destek verirse, sadece 25 değil 50 gencimizi aynı anda tedavi edebilir ve sahip çıkabiliriz" ifadelerini kullandı.
Kütahya’da dev guatr ameliyatsız tedavi edildi: Yüzde 90’dan fazla küçülme oldu
12 Eylül 2025 Cuma - 09:15 Kütahya’da dev guatr ameliyatsız tedavi edildi: Yüzde 90’dan fazla küçülme oldu Kütahya Evliya Çelebi Eğitim Araştırma Hastanesi Girişimsel Radyoloji Biriminde olağanüstü büyüklüğe ulaşan guatr, mikrodalga ablasyon yöntemiyle tedavi edilerek yüzde 90’dan fazla küçülme gerçekleştirilerek büyük bir başarıya imza atıldı. Mikrodalga ablasyon yöntemi hakkında açıklamalarda bulunan Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Korkmaz, " Girişimsel Radyoloji olarak, dev guatrı nedeniyle İzmir’den bize başvuran hastamız, nefes almakta güçlük, yutkunmada zorluk, fiziksel görünüm bozukluğu ve buna bağlı özgüven kaybı şikâyetleriyle çok zor günler geçiriyordu. Hastamızın önce biyopsisini yapıp sonuçlarını bekledik. Biyopsi sonuçlarından sonra mikrodalga ablasyon işlemine uygun olduğuna karar verdik. Hastamıza bu yöntemi detaylıca anlattık ve kabul etmesiyle birlikte işlemin planlamasını yaptık. İşlem günü yaklaşık 1 saat süren, ameliyatsız ve sadece iğne deliğinden uygulanan mikrodalga ablasyon ile tedavisini gerçekleştirdik. Hastamıza yapılan işlemin ardından 6 ay sonra geldiği kontrolünde guatrında yüzde 90’dan fazla küçülme sağlandığını gördük. Nefes darlığı ve bası şikâyetleri tamamen kayboldu, görünümü normale döndü. Hastamız şimdi çok mutlu. Kendisi, " Artık rahat nefes alabiliyorum, özgüvenim yerine geldi" diyor" diye konuştu. "Hastalara umut olmaya devam ediyoruz" 1000’in üzerinde vaka tecrübesiyle girişimsel radyolojinin gücüyle hastalara umut olmaya devam ettiklerini söyleyen Prof. Dr. Mehmet Korkmaz, " Merkezimize Türkiye’nin dört bir yanından; tiroid, paratiroid, meme, karaciğer ve böbrek tümörleri için hastalar geliyor ve ameliyatsız şifa buluyor. Ayrıca, kliniğimizde sadece hastalar değil, yurtiçi ve yurtdışından gelen hekimler de bu konuda eğitim alıyor. Böylece mikrodalga ablasyon tedavisinin ülkemizde ve dünyada daha yaygınlaşmasına katkı sağlıyoruz" dedi. "Tiroid nodülü ve mikrodalga ablasyon tedavisi nedir? Tiroid nodülleri, tiroid bezinde oluşan ve hastalarda hem kozmetik hem de fonksiyonel problemlere yol açabilen oluşumlardır. Mikrodalga ablasyon, bu nodülleri cerrahi müdahale gerektirmeden (ameliyatsız) etkili bir şekilde tedavi eder. Mikrodalga enerjisi ile nodül dokusu hedef alınarak, hücrelerin kontrollü bir şekilde ısıtılıp yok edilmesi sağlanır. Bu yöntem, cerrahiye gerek kalmadan yapılabilmesi sayesinde hastaların hızlıca günlük yaşantılarına dönmelerine imkan tanır.
7 yıldır yürüyemeyen hasta, 9 günde sağlığına kavuştu
11 Eylül 2025 Perşembe - 21:24 7 yıldır yürüyemeyen hasta, 9 günde sağlığına kavuştu Kastamonu’da 40 yaşında başlayan hastalığı sebebiyle 7 yıldır yürüyemez hale gelen hasta, 9 gün süren tedavisinin ardından sağlığına kavuştu. Kastamonu’da yaşayan 67 yaşındaki Safiye Kuru, 40 yaşında başlayan rahatsızlığı sebebiyle 60 yaşından itibaren yürüyemez hale geldi. 7 yıldır desteksiz yürüyemeyen Safiye Kuru, Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nörololoji Ana Bilim Dalı Kliniğinde muayene oldu. Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Noroloji Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İdris Kocatürk tarafından yapılan muayene sonrasında Kuru’ya "multiple skleroz" hastalığı tanısı konuldu. Ameliyata alınan Kuru, 9 günlük hastane yatışında kortikosteroid tedavisi edildi. 67 yaşındaki Safiye Kuru, tedavisinin üçüncü gününde yürümeye başladı. Sağlığına kavuşmanın sevincini yaşayan Safiye Kuru, kendisini tedavi ederek tekrardan yürümesini sağlayan Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Noroloji Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İdris Kocatürk’e teşekkür etti. "Kliniğimiz hastalara umut oluyor" Safiye Kuru’nun tedavi süreciyle ilgili bilgi veren Kastamonu Üniversitesi Tıp Fakültesi Noroloji Anabilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Doç. Dr. İdris Kocatürk, "İlerleyen yaşlarda multiple skleroz ani olmayan güç kayıpları, halsizliklerle ve uyuşmalarla yavaş ilerleyip hastalığın teşhis edilmesini güçleştiriyor. Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanemiz Nöroloji Anabilim Dalı Başkanlığımızda gerekli tedavi ve ameliyatlarla hastalarımızı yeniden sağlığına kavuşturuyoruz. Hastanemiz bu anlamda Kastamonu’ya umut oluyor" dedi.