SAĞLIK
Efeler’de OED cihazları hizmete girdi 28 Nisan 2026 Salı - 17:04:45 Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Aydın basınının unutulmaz ismi merhum Erman Çetin’in anısını yaşatan, modern tıbbın en önemli ilk yardım araçlarından biri olan OED cihazlarını hizmete sundu. Efeler Belediyesi ile Aydın Gazeteciler Cemiyeti (AGC) iş birliğiyle, kentin en işlek noktaları OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) cihazlarıyla donatıldı. Geçtiğimiz yıl 28 Nisan’da, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erman Çetin, vefatının yıl dönümünde anlamlı bir törenle anıldı. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ve yönetiminin tam kadro katıldığı programa; Erman Çetin’in ailesi, Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ümit Özmen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, gazeteciler, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Çetin’in adı Efeler sokaklarında insanları hayata bağlayan bir simgeye dönüştü. Uğur Mumcu Parkı’nda düzenlenen etkinlikle birlikte; Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Uğur Mumcu Parkı, Menderes Park, Fatih Mahallesi kapalı pazar yeri, İmamköy Mahallesi Doğa Otel, Zafer Meydanı’ndaki belediye otoparkı, Pınarbaşı Mesire Alanı, Efeler Belediyesi hizmet binası girişi ve ESKO iş hanı olmak üzere kentin 8 farklı noktasına yerleştirilen cihazlar hizmete girdi. Etkinliğin ardından katılımcılar, düzenlenen lokma hayrında bir araya geldi. Programda konuşan Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, "Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin fikriyle yola çıktığımız bir sosyal sorumluluk projesinin paydaşı olmaktan mutluyuz. Geçen yıl; önceki dönem Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Aydın’ın değerli gazetecisi kıymetli kardeşim Erman Çetin’in hiç beklenmedik kaybına uyanmıştık. Aydın kıymetli bir değerini kaybetti. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ile görüştük. Birlikte böyle bir sosyal sorumluluk projesi yaptık. Aydın’da 8 noktaya yerleştirdik. OED cihazı ani kalp durmalarında tamamen otomatik ilk yardım yapacak bir cihaz. Aydın’da bulunan spor salonlarından da bu cihazı temin etmelerini isteyeceğiz. Bundan sonra böyle acı kayıplar yaşamak istemiyoruz. Tekrar Erman Çetin’e Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları, sevenleri ve basın camiasına baş sağlığı diliyorum. Proje fikrinin sahibi Aydın Gazeteciler Cemiyeti’ne de teşekkür ediyorum. Umarız birlikte ortak çalışmalarımıza devam ederiz" dedi. Erman Çetin’i çocukluğundan beri tanıdığını ifade ederek konuşmasına başlayan Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş, "Erman Çetin Başkanımız benim çocukluğumdan beri tanıdığım, biz daha okula giderken ilçemizde gazetecilik yapan bir ağabeyimizdi. Zaman geçti aynı şehirde gazetecilik yaptık, aynı cemiyette basın camiamız için sorumluluk aldık. Maalesef hiç beklemediğimiz bir anda Erman ağabeyimizi kaybettik. Erman Çetin şehrimiz için önemli bir değerdi ve ismini yaşatmak için, aynı zamanda da şehrimize faydalı olabilecek bir anı bırakmak istedik. Son dönemde erken yaşta gelen kalp krizi nedeniyle çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Başka değerlerimizi kaybetmeyelim, Erman Çetin’in de adını yaşatalım diye bu proje ortaya çıktı. Anıl başkanımıza projemizi ilettik ve hemen kabul etti. Bugün de ilk adımı attık. Umarım tüm Aydın’da bunu yaygınlaştırırız." diye konuştu.
28 Nisan 2026 Salı - 14:55 Uzmanı uyardı: Baharda cilt hastalıkları artıyor Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, bahar aylarında artan güneş ışınları, yükselen sıcaklık, polen yoğunluğu ve terleme gibi çevresel faktörlerin cilt sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, "Bu dönemde hem mevcut deri hastalıkları alevlenebilir hem de bazı cilt sorunları ilk kez ortaya çıkabilir" dedi. "Güneş alerjisi baharda daha sık görülüyor" Bahar aylarında cildin dış etkenlere karşı daha hassas hale geldiğini vurgulayan Akbaba, "Kış aylarında güneşten uzak kalan cilt, bahar aylarında ani şekilde güneşe maruz kaldığında savunmasız kalır. Bu nedenle baharın ilk dönemlerinde güneş alerjisi vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum genellikle güneşe çıkıldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kol ve dekolte gibi güneşe açık bölgelerde kaşıntılı, kızarık ve kabarık döküntüler görülür" diye konuştu. "Bitki teması kalıcı lekeler bırakabilir" Açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bitkilerle temasın da arttığını belirten Akbaba, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle limon, incir ve bazı yabani bitkilerle temas sonrası gelişen fitodermatit sık görülür. Bu durumda ciltte önce kızarıklık ve yanma hissi oluşur ardından güneş ışığıyla etkileşime girerek kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler bazı hastalarda uzun süre kalıcı olabilir." "Terleme mantar enfeksiyonlarını tetikliyor" Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte artan terlemenin cilt üzerinde nemli bir ortam oluşturduğunu belirten Akbaba, "Bu durum mantar enfeksiyonları için uygun zemin hazırlar. Özellikle ayaklarda, kasık bölgesinde ve vücudun kıvrım alanlarında kaşıntılı, kızarık ve bazen pullanma ile seyreden lezyonlarla kendini gösterir. Kişisel hijyenin yanı sıra uygun kıyafet seçimi de mantarı önleme noktasında önemlidir. Sentetik ve hava almayan kıyafetler enfeksiyonları artırabilir" uyarısında bulundu. "Polen ve çevresel faktörler alerjiyi artırıyor" Bahar aylarında polen yoğunluğunun artmasıyla sadece solunum yollarının değil, cilt hastalıklarının da tetiklendiğini söyleyen Akbaba, "Kontakt dermatit vakalarında da bu dönemde belirgin artış görülür. Polenler, bitkiler ve bazı kozmetik ürünleri ciltte kaşıntı, kızarıklık ve hassasiyete yol açabiliyor. Ayrıca atopik dermatit (egzama) hastalarında da bu dönemde alevlenmeler görülebilir. Cilt bariyeri zaten hassas olan bireylerde çevresel alerjenler kaşıntı ve kuruluğu daha da artırır" dedi. "Ani güneş maruziyeti yanıklara neden olabiliyor" Bahar aylarında güneş daha masum gibi algılansa da UV etkisinin oldukça güçlü olduğunu söyleyen Akbaba, "Özellikle ilk güneşlenmelerde cilt korunmasız kalabiliyor. Bu durum güneş yanıklarına neden olabiliyor. Ciltte kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi ve bazı durumlarda su toplaması gibi bulgular ortaya çıkabiliyor" diye konuştu. "Akne şikayetleri artış gösterebilir" Artan sıcaklık ve terlemeyle birlikte ciltte yağ üretiminin de arttığını belirten Akbaba, "Akneye yatkın bireylerde sivilce oluşumu artabilir. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte iltihaplı lezyonlar oluşabilir. Bu dönemde uygun cilt temizliği ve bakımı önem kazanır" dedi. "Basit önlemlerle korunmak mümkün" Bahar aylarında cilt sağlığını korumak için alınacak basit önlemlerin büyük fark gösterebileceğini vurgulayan Akbaba, şunları kaydetti: "Güneşten korunmak en önemli adımdır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımının yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler düzenli olarak kullanılarak cilt bariyeri güçlendirilmeli. Ayrıca pamuklu ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli, terleme sonrası cilt temizlenmeli ve bitki teması sonrası cilt yıkanmalıdır. Bahar aylarında ortaya çıkan veya artış gösteren cilt problemleri hafife alınmamalı özellikle uzun süren, şiddetlenen ya da yayılım gösteren lezyonlarda bir dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir."
Prof. Dr. Çağırgan: "Sadece bir tüp kan ile umut olabilirsiniz"
14 Eylül 2025 Pazar - 13:58 Prof. Dr. Çağırgan: "Sadece bir tüp kan ile umut olabilirsiniz" Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, lenfomaların erken tanı ve uygun tedavilerle tamamen iyileşebileceğini vurguladı. Kök hücre naklinde uyumlu donörlerin hayati önem taşıdığını belirterek gönüllü bağışçılara çağrıda bulundu. İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Hematoloji, Klinik Araştırmalar Kemik İliği Nakil Merkezi hocalarından Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, Dünya Lenfoma Farkındalık Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Çağırgan, lenfomaların bağışıklık sisteminden köken alan kanser türleri olduğunu ve günümüzde tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer aldığını vurguladı. Lenfomaların her yaş grubunda görülebildiğini belirten Prof. Dr. Çağırgan, lenf bezlerinin şişmesiyle kendini gösterdiğini ancak karaciğer, dalak, kemik iliği ve beyin gibi iç organlarda da ortaya çıkabileceğini söyledi. Çağırgan, lenfoma tanısı için sadece lenf bezi büyümesi gerekmediğini, aynı zamanda aşırı gece terlemeleri, ateş, iştahsızlık, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtilerin de önemli olduğunu ifade etti. Tedavi edilebilir Lenfomaların tek bir hastalık olmadığını, Hodgkin ve Non-Hodgkin olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını anlatan Prof. Dr. Çağırgan, Non-Hodgkin lenfomaların ise 50’den fazla alt tipinin bulunduğunu belirtti. Prof. Dr. Çağırgan, düşük dereceli (yavaş ilerleyen) ve yüksek dereceli (hızlı ilerleyen) lenfomaların, hastanın durumuna ve hastalığın tipine göre ayarlanacak tedavilerle tamamen iyileştirilebileceğinin altını çizdi. Erken tanının tedavi başarısını artırdığını, ancak ileri evrelerde bile tam iyileşmenin hedeflendiğini vurguladı. "Kardeşler arası uyum yüzde 30" Kan kanserler, lenfomalar ve kemik iliğinden köken alan diğer bazı kanserler ile aplastik anemi gibi kemik iliği yetmezliği hastalıkları, kalıtsal bağışıklık yetmezliği hastalıkları gibi yaşamı tehdit eden birçok hastalığın tedavisinde allojenik kök hücre naklinin kritik bir rol oynadığını söyleyen Prof. Dr. Çağırgan, başarılı bir nakil için doku gruplarının tam uyumlu olmasının şart olduğunu ifade etti. Kardeşler arasında uyum ihtimalinin sadece yüzde 30 olduğunu belirten Çağırgan, uyumlu donör öneminin altını çizdi. Bu noktada gönüllü bağışçıların hayati bir rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Çağırgan, Türkiye’de TürkKök ve dünyadaki diğer kemik iliği bankalarına kayıtlı milyonlarca gönüllü verici olduğunu belirtti. TürkKök sayesinde hastaların büyük bir kısmına uyumlu donör bulunduğunu ve bu sayede birçok hastanın sağlığına kavuşabildiğini sözlerine ekledi. Prof. Dr. Çağırgan, "Sağlıklı bireyler olarak sizler de sadece bir tüp kan vererek gönüllü kök hücre bağışçısı olabilirsiniz. Bu basit adım, lenfoma gibi ciddi hastalıklarla mücadele eden hastalarımız için yaşama tutunma şansı ve umut anlamına geliyor" diyerek konuşmasını tamamladı.
Yapay zeka destekli robotik lazer ile ameliyatsız tedavi
14 Eylül 2025 Pazar - 12:57 Yapay zeka destekli robotik lazer ile ameliyatsız tedavi Kayseri Özel İdeal Hastanesi Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Emre Yurdakul, lazer cihazları ile 10-15 santimetre derinlikteki hasarlı dokunun iyileşmesinin sağlanabildiğini söyleyerek, "Ameliyat edemeyeceğimiz bel-boyun fıtıkları, dirsek problemleri, sinir sıkışmaları, topuk dikeni ve birçok hastalıkta lazer teknolojisini kullanıyoruz" dedi. Kayseri Özel İdeal Hastanesi Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Emre Yurdakul, cihazı ile ameliyat edemeyecekleri hastalıklarda kullanabildiklerini söyleyerek, "Lazer teknolojisinin gelişmesiyle beraber tıbbi anlamda da lazeri yaygın olarak kullanmaktayız. Özellikle artık ameliyat etmeyeceğimiz belli bir düzeye gelmiş bel boyun fıtıkları, dirsek problemleri, sinir sıkışmaları, topuk dikeni ve birçok hastalıkta bu lazer teknolojisini kullanmaktayız. Bu kullandığımız cihaz, yapay zekâ teknolojisi ile desteklenmiş robotik lazer cihazı" dedi. Cihazın lazer ile 10-15 santimetre deri altındaki hasara ulaşarak tedavi ettiğini söyleyen Yurdakul, "Bu cihaz, yaklaşık 10-15 santimetre derinlikteki hasarlı dokuya ulaşıp iyileşmesinin sağlayabiliyor. Kliniğimizde bu cihazı yaygın olarak kullanmaktayız. Robotik olmasının ve yapay zekâyı kullanmasının avantajı ise her hastaya özel kendi kendini programlaya bilmesi, yani manuel bir ayardan ziyade hasarın derecesini, hasarın nerede olduğuna, derinliğini cihaz kendisi ölçerek, otomatik olarak kendisinin koordinatlara göre programlıyor ve hedef seçiyor" ifadelerini kullandı.
Yapay zeka destekli robotik lazer ile ameliyatsız tedavi
14 Eylül 2025 Pazar - 12:54 Yapay zeka destekli robotik lazer ile ameliyatsız tedavi Kayseri Özel İdeal Hastanesi Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Emre Yurdakul, lazer cihazları ile 10-15 santimetre derinlikteki hasarlı dokunun iyileşmesinin sağlanabildiğini söyleyerek, "Ameliyat edemeyeceğimiz bel-boyun fıtıkları, dirsek problemleri, sinir sıkışmaları, topuk dikeni ve birçok hastalıkta lazer teknolojisini kullanıyoruz" dedi. Kayseri Özel İdeal Hastanesi Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Emre Yurdakul, cihazı ile ameliyat edemeyecekleri hastalıklarda kullanabildiklerini söyleyerek, "Lazer teknolojisinin gelişmesiyle beraber tıbbi anlamda da lazeri yaygın olarak kullanmaktayız. Özellikle artık ameliyat etmeyeceğimiz belli bir düzeye gelmiş bel boyun fıtıkları, dirsek problemleri, sinir sıkışmaları, topuk dikeni ve birçok hastalıkta bu lazer teknolojisini kullanmaktayız. Bu kullandığımız cihaz, yapay zekâ teknolojisi ile desteklenmiş robotik lazer cihazı" dedi. Cihazın lazer ile 10-15 santimetre deri altındaki hasara ulaşarak tedavi ettiğini söyleyen Yurdakul, "Bu cihaz, yaklaşık 10-15 santimetre derinlikteki hasarlı dokuya ulaşıp iyileşmesinin sağlayabiliyor. Kliniğimizde bu cihazı yaygın olarak kullanmaktayız. Robotik olmasının ve yapay zekâyı kullanmasının avantajı ise her hastaya özel kendi kendini programlaya bilmesi, yani manuel bir ayardan ziyade hasarın derecesini, hasarın nerede olduğuna, derinliğini cihaz kendisi ölçerek, otomatik olarak kendisinin koordinatlara göre programlıyor ve hedef seçiyor" ifadelerini kullandı.
Prostat kanseri, erkeklerde en çok görülen ikinci kanser türüdür
14 Eylül 2025 Pazar - 12:01 Prostat kanseri, erkeklerde en çok görülen ikinci kanser türüdür SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Sakıp Erturhan, prostat kanserinin erkeklerde akciğer kanserinden sonra dünya genelinde en çok görülen ikinci kanser türü olduğunu söyledi. 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü nedeniyle açıklama yapan Prof. Dr. Erturhan, "Sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma, ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren prostat kanserinde hastaya multidisipliner yaklaşımla tedavi seçenekleri sunulmaktadır" dedi. Prostat kanserinin ABD ve Batı Avrupa’da erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğunu, Asya toplumlarında az görülmesinin isedünya ortalamasını düşürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Erturhan, 2020 yılında dünya genelinde1.4 milyon yeni tanı alan hasta ve 375.000 yaşam kaybı bildirildiğini ifade etti. Türkiye’de prostat kanserinin insidansı (Görülme sıklığı) ile ilgili ilk ciddi çalışmanın 2009 yılında yapılan Prostatürk çalışması olduğunu ve sonucunda Türkiye’de prostat kanser insidansının 100.000’de 35 olarak bulunduğunu belirten Prof. Dr. Erturhan çalışmaya yönelik şu bilgileri paylaştı: "2022 yılında Türk Üroloji Akademisi Üroonkoloji Araştırma grubu tarafından yapılan kesitsel çalışma Gaziantep, İstanbul, Ankara, Erzurum, Giresun, Zonguldak, Samsun, Isparta ve Mersin olmak üzere 9 merkezde yürütüldü. Öncesinde yazılı ve görsel basında duyurusu yapılan bu çalışmaya 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık gününün olduğu hafta (12-16 Eylül 2023) belirtilen merkezlere başvuran; 50-80 yaş arası semptomatik/asemptomatik erkek hastalar ile 40 yaş üstü aile öyküsü olan gönüllü erkek hastalar dahil edildi. Hastaların rektal muayeneleri ve serum PSA (Prostat Spesifik Antijen) düzeyleri kontrol edilip gerekli görülen hastalardan prostat biyopsisi uygulandı. Toplam 873 gönüllünün katıldığı bu çalışmada, gönüllülerin 87’sinden biyopsi alındı ve hastaların 16’sında (Yüzde 1.83) prostat kanseri yakalandı. Kanser saptanan hastaların sayısı ise 9 (Yüzde 0.91) olarak tespit edildi. Sözkonusu bu veriler, dünya ortalamasının altında olmakla birlikte çalışmamıza esas teşkil eden, ‘Türkiye’de prostat kanseri için rutin tarama uygulanmalı mıdır?’ sorusuna yüksek sesle "evet" diyecek düzeyde değildi. Ancak prostat kanseri tüm dünyada halen yaşam kaybına neden olan bir hastalık olma özelliğini sürdürmektedir. Özellikle ailesinde prostat kanseri hikayesi olan 40 yaşından büyük erkekler en ciddi risk grubudur. İdrar yapma ile ilgili şikayetleri olan erkeklerin ürolog kontrolüne gitmeleri, daha sonraları yaşam kaybıyla sonuçlanabilecek ileri evre prostat kanserinin erken dönemde yakalanmasına imkan verebilmektedir." Prostat kanseri oluşumuna etki eden faktörler Prostat kanserinin neden oluştuğuna dair pekçok faktörün, tarihsel süreçte araştırıldığını hatırlatantan Prof. Dr. Erturhan, şunları söyledi: "İyi huylu prostat büyümesinden aşırı seksüalite, pek çok gıda ve vitamin alımının etkisi üzerinde durulmuşsa da bugün için elimizde kalan iki ana faktör; ileri yaş ve aile öyküsüdür. Burada ileri yaştan kasıt, 50 yaş üzeri grup olmaktadır. Ancak ailesinde birinci derece yakınlarında prostat kanseri hikayesi olanlarda bu sınır 40 yaşa inmektedir. Son yıllarda onkogenetik araştırmalar prostat kanserinin, meme ve yumurtalık kanseri ile benzer kötü gen havuzunu kullandığını göstermiştir. Bunun günlük pratikte anlamı, birinci derece kadın yakınlarında meme ve yumurtalık kanseri olanlarda da artmış prostat kanser riski bulunmaktadır." Prostat kanserinde hasta yönetimi "Yukarıda bahsedilen semptomlarla başvuran hastalarda ayrıntılı bir medikal öykü ve dokunarak prostat muayenesi ile PSA düzeylerine bakılır" diyen Prof. Dr. Erturhan, şöyle konuştu: "Gerek muayenede gerekse PSA tahlilinde bir anormallik tespit edilirse prostattan parça (Biyopsi) alınır. Biyopsi sonrası sonuç prostat kanseri ile uyumlu gelirse hastalığın evresini (Komşu organlara veya uzak organlara yayılım durumu) ortaya koymak amaçlı radyolojik ve gerekli olgularda nükleer tıp görüntüleme yöntemleri kullanılır."
Geyik Barajından saniyede 600 litre olan su tahsisi 330 litreye düşürüldü
14 Eylül 2025 Pazar - 10:46 Geyik Barajından saniyede 600 litre olan su tahsisi 330 litreye düşürüldü Türkiye’nin ve dünyanın en önemli turizm kentlerinden Bodrum’un içme ve kullanma suyu sıkıntısı dönüşümlü su uygulaması ile giderilmeye çalışılırken, Mumcular Barajından su tahsisi tamamen kesilmişti. Bodrum’un en fazla su ihtiyacının karşılandığı Geyik Barajından da saniyede 600 litre olan su tahsisi 330 litreye düşürüldü. Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürü Yılmaz Şengül ve Genel Müdür Yardımcısı Nuri Kali, Bodrum’da MUSKİ tarafından başlatılan, sık sık patlayan CTP içme suyu hatlarının yenileme çalışmalarını inceledi. Proje kapsamında çalışmalar 3 noktada aynı anda devam ederken 1. kısmın yüzde 80’i, 2. kısmın yüzde 9’u, 3. kısmın ise yüzde 50’si tamamlandığı açıklandı. MUSKİ Genel Müdürü Şengül, "Turizm sezonunun kapanmasının ardından sona erecek kazı yasakları ile birlikte bölgede çalışmalar daha da hızlanarak arızalı hatlarının Bodrumun Güneyindeki bölümünü tamamen yenilenecek ve arıza kaynaklı kesintilerin önüne geçilecek. Ayrıca MUSKİ tarafından Kuzey ring hattının da yenilenmesi için proje çalışmaları tamamlanırken, ihale aşamasına geçiliyor. Bu bölgede de en kısa sürede yenileme çalışması başlatılarak yanlış yapım ve malzeme seçimi sonucu sık sık patlayan hattın tamamı yenilenmiş olacak" dedi. Mumcular Barajından sonra Geyik Barajı da kısıtlamaya gitti MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, Mumcular Barajından tahsis edilen suyun DSİ tarafından tarımsal amaçlı kullanımı için tamamen kesildiğini belirtirken, geçen yıl saniyede 600 litre su tahsisi yapılan Geyik Barajından da bu tahsisin saniyede 330 litreye düşürüldüğünü açıkladı. Şengül, "Bodrum’da başlatılan dönüşümlü su verilmesi uygulamasına çözüm bulmak adına da çalışmalar sürüyor. An itibarı ile 1 Milyon 600 bin m3 hacminde su bulunan Mumcular Barajından Bodrum’a verilmekte olan saniyede 300 litre su DSİ tarafından tarımsal sulamada kullanılmak üzere kesilirken, Bodrum’un anlık ihtiyacı olan 1100 litre/saniye su, 800 litre/saniye ye düşmüştü. Yapılan ilave kaynak çalışması ile bu miktar 950 litre/saniyeye kadar çıkartıldı. Yine geçtiğimiz yıl saniyede 600 litre su aldığımız ve an itibarı ile 9 Milyon 800 bin m3 hacminde yani geçen seneki miktarla aynı hacimde su bulunan Geyik Barajı tahsisi ise saniyede 330 litre ye düşürüldü. Bodrum’da su kesintisi yaşanmaması ve dönüşümlü su verilme uygulamasının sona ermesi için DSİ Genel Müdürlüğünden saniyede 150 litre daha su talep edildi. DSİ’nin talebimize olumlu yaklaşması ve su tahsisi yapması durumunda Yarımada’da dönüşümlü su uygulaması sona erecektir" dedi.
Çocuklukta atlanan enfeksiyon, yıllar sonra kalbe zarar verebilir
14 Eylül 2025 Pazar - 10:28 Çocuklukta atlanan enfeksiyon, yıllar sonra kalbe zarar verebilir Çocuklukta geçirilen basit bir boğaz enfeksiyonunun yıllar sonra kalbi tehdit edebildiğini belirten Prof. Dr. Saygın Türkyılmaz, erken tanı ve tedavinin önemine dikkat çekti. Türkyılmaz, "Beta hemolitik streptokok enfeksiyonları tedavi edilmezse, yıllar sonra romatizmal kalp hastalığına ve ciddi kalp yetmezliğine yol açabilir" dedi. Çocukluk döneminde geçirilen bazı enfeksiyonların ileride romatizmal kalp hastalığına neden olabileceği konusunda uyaran Medipol Mega Üniversite Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Saygın Türkyılmaz, romatizmal kalp hastalığının tanısı ve tedavisinde erken müdahalenin hayati önem taşıdığını söyledi. "Boğaz enfeksiyonunu hafife almayın" Romatizmal kalp hastalığının genellikle çocukluk çağında geçirilen boğaz enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Prof. Dr. Türkyılmaz, "Bu enfeksiyon kalbi, eklemleri, beyni ve yumuşak dokuları tutabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda kalp kapaklarında hasarlar meydana gelir ve bu durum ilerleyen yaşlarda ciddi kalp yetmezliğine yol açabilir" dedi. Hastalığın genellikle orta yaşlarda eforla gelen nefes darlığı gibi şikayetlerle ortaya çıktığını anlatan Prof. Türkyılmaz, "Ekokardiyografi ile kalp kapaklarını inceliyoruz. Eğer bozulma varsa ve hastanın geçmişinde çocukluk döneminde ateşli hastalık geçirdiğini öğrenirsek, çoğunlukla tanı netleşiyor" diye konuştu. "Kimi zaman tamir, kimi zaman değişim gerekiyor" Tedavinin hastadan hastaya değiştiğini vurgulayan Prof. Dr. Türkyılmaz, "Eğer kapak tamir edilebilecek durumdaysa önceliğimiz bu yönde oluyor. Ancak bozulma ileri düzeydeyse kapak değişimi gündeme geliyor. Bu noktada hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna uygun en doğru yaklaşımı belirliyoruz" ifadelerini kullandı. Düzenli kalp kontrolü şart Romatizmal kalp hastalığını önlemenin en etkili yolunun çocuklukta enfeksiyonların zamanında tedavi edilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Türkyılmaz, "Sağlık sorunu olmasa bile özellikle orta yaş grubundaki bireylerin kalp kontrollerini ihmal etmemesi gerekiyor. Erken tanı sayesinde yaşam kalitesi korunabilir" diyerek uyarıda bulundu.
Ekran bağımlılığı, vücudu savunmasız bırakıyor
14 Eylül 2025 Pazar - 10:22 Ekran bağımlılığı, vücudu savunmasız bırakıyor Dijital çağın getirdiği yeni düzen, çocukları park ve sokak oyunlarından, yüz yüze sosyalleşme fırsatından uzaklaştırdığı gibi sağlıklarını da olumsuz etkilemeye başladı. Uzun süre ekran başında vakit geçiren ve beslenmesine dikkat etmeyen çocukların alerjik hastalıklara yakalanmasının kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Ekran başında geçirilen süre arttıkça bağışıklık azalıyor. Paketli ve işlenmiş gıdalar tüketen, uzun süre ekrana maruz kalan ve hareketsiz olan çocuklarda zamanla alerjik hastalık görülme riskinin ciddi oranla artabiliyor" dedi. Uzun süre ekran başında kalmak çocuklarda bağışıklık sistemini olumsuz etkileyebiliyor. Ekran başında geçirilen sürenin artması, hareketsizlikle beraber dış ortam maruziyetinin azalmasına, düzensiz beslenmeye ve uyku kalitesinin azalmasına neden oluyor. Bu durumun çocuklarda alerji riskinin artmasına neden olabildiğini söyleyen Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Ekran bağımlılığı öncelikle hareketsizlik getirir. Bu da obeziteye neden olabilir. Obezite de bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkilemektedir. Uzun süre ekran başında kalmak mavi ışık maruziyetini artırarak çocuklarda uyku bozukluklarına neden olmaktadır. Uykuya geçişi zorlaşan çocuk, etkin uyku uyuyamaz. Dolayısıyla başta melatonin olmak üzere uykuda salınması gereken hormonlar yeterli düzeyde salınamadığından bağışıklık sistemi olumsuz etkilenmektedir" diye konuştu. Doğadan uzak kalmak riski artırıyor Çocukların dış ortama maruz kalamamasının da alerjik hastalık riskini artırdığını kaydeden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, "Alerjik hastalıkların bağırsak florasının çeşitliliği ve zenginliğiyle alakalı olduğu tespit edilmiştir. Eğer çocuk steril bir ortamda büyüdüyse, toprağa, hayvanlara maruz kalmadıysa etkin bir bakteri florası oluşamıyor, doğadan alınabilecek faydalı bakteriler de vücuda alınmayabiliyor. Bu durum bağışıklık üzerinde olumlu etkisi olan bağırsak bakterilerinin azalmasına ya da hiç bulunmamasına neden oluyor. Dolayısıyla çocuğun bağırsak florasının çeşitliliği de azalıyor. Bu da alerjik hastalıkların artmasına ve daha hassas bağışıklığının olmasına yol açıyor. Çocuğun doğada olması bu açıdan çok önemli" ifadelerini kullandı. Uyku düzensizliği ile alerjik reaksiyonlar arasında bağlantı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, alerjik riniti olan hastaların yoğun burun tıkanıklığı, horlama ve burun kaşıntısı nedeniyle uykuya dalmada zorluk yaşayabileceğini belirtti. Paketli gıdalardan uzak durulmalı "Çocukların, katkı maddeleri yönünden zengin hazır gıdalar tüketmemelerine özen gösterilmeli" diyen Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, bu gıdaların deri döküntüleri, kaşıntı başta olmak üzere birçok sağlık sorununa neden olabileceğini belirtti. Çocukta obezitenin, alerjinin tedavisinde de olumsuz etki oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Şule Çağlayan Sözmen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Mevsiminde sebze ve meyve tüketmeye önem verilmeli. Paketli gıdalardan uzak durulmalı. Mevsiminde ve çeşitli besin tüketmek, alerjik hastalıkların seyrini iyileştirir ya da oluşmasını engelleyebilir. Bunların dışında çocukların hareketli olması sağlanmalı. Eve hapsolmak yerine doğada bitkilerle hayvanlarla iç içe etkinlikler planlanmalı. Çocukların küçük yaşlardan itibaren toprağa, hayvanlara temas etmelerinin alerjik hastalıkların oluşmamasında etkin olduğu düşünülmektedir. Çocukların ekran maruziyeti azaltılmalı. İşlenmemiş besinler yiyen, hareketli ve ekran süresi oldukça kısaltılmış çocuklar, alerjik hastalıklar açısından daha az risk taşımaktadır."
Uzmanı uyardı : "Ağız solunumu bağışıklık sistemini çökertiyor"
14 Eylül 2025 Pazar - 10:16 Uzmanı uyardı : "Ağız solunumu bağışıklık sistemini çökertiyor" Uzman Diş Hekimi ve Ağız, Diş, Çene Cerrahı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, ağızdan nefes almanın yalnızca dişleri değil, tüm vücut savunma sistemini tehdit eden ciddi bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı. Özkan, yaptığı açıklamada güncel bilimsel araştırmaların, kronik ağız solunumunun, hem bağışıklık sistemini hem de üst solunum yollarını doğrudan etkilediğini ortaya koyduğunu ifade etti. Özkan, "Ağızdan nefes almak, burnun doğal filtreleme, nemlendirme ve bağışıklık fonksiyonlarını bypass etmektir. Bu durum yalnızca bir alışkanlık değil, vücudun ilk savunma hattının çökmesidir. Burun, havayı filtreler, ısıtır ve nemlendirir. Ayrıca nitrik oksit (NO) üretimi sayesinde mikrobiyal savunmayı aktive eder. Ağız solunumu ise bu sistemi devre dışı bırakarak virüs, bakteri ve tozları doğrudan akciğerlere taşır. Solunum yolu enfeksiyon riski 4 kata kadar artar" dedi. "Tükürük azalıyor, ağız florası savunmasız kalıyor" Ağızdan nefes alan bireylerde tükürük üretimi yüzde 30-50 azaldığına dikkat çeken Özkan, şunları kaydetti: "Tükürük, sekretuar Iga, lizozim ve laktoperoksidaz gibi bağışıklık ajanlarını içerir. Bu ajanların eksilmesiyle, diş çürüğü gelişme riski yüzde 56 artar, diş eti hastalıklarında yüzde 42 yükselme görülür. Kötü ağız kokusu (halitozis) yaygınlaşır. Ağız kuruluğu; diş minelerini, diş etlerini ve bağışıklığı aynı anda savunmasız bırakır. Kronik ağız solunumu olan bireylerde, üst solunum yolu enfeksiyonları yüzde 63 daha sık, secretory Iga düzeyi yüzde 48 düşük, diş eti dokularında yüzde 70’e varan iltihap görülüyor (NIH, 2024). Ayrıca boğaz ve bademciklerde kronik inflamasyon gelişiyor." Özkan: "Diş eti hastalığı dediğimiz şey, bağışıklık sisteminin cepheyi terk etmesidir. Ağızdan alınan nefes, bu savaşı kaybetmektir. Çocuklarda yüz gelişimini ve uykuyu da bozuyor. Ağız solunumu özellikle gelişim çağındaki çocuklarda başta Long face sendromu (uzun, dar yüz), üst çene darlığı ve çapraşıklık, damakta daralma, uyku apnesi ve horlama, kalitesiz uykuya bağlı bağışıklık baskılanmasına neden oluyor. Gece boyunca ağzınızla nefes alıyorsanız, bağışıklık sisteminiz de sizinle birlikte uyuyamaz. Ve uyuyamayan bir savunma sistemi, bir gün sizi yarı yolda bırakır" diye konuştu. Özkan, ağız solunumunun hangi hastalıklarla ilişkili olduğunu da şöyle anlattı: " ADHD (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite). Uyku apnesi. Bademcik enfeksiyonları. Down sendromu, serebral palsi. Diş eti iltihabı ve çekilme. Ağız kokusu, plak birikimi. Kronik dudak iltihabı (glandularis cheilitis). Bunların yaşanmaması için Panoramik röntgen veya gerekirse 3D tomografi ile üst hava yolları değerlendirilmelidir. Ağız solunumuna yol açan sebepler belirlenmelidir. Gömülü dişler, burun tıkanıklığı, üst çene darlığı, alerjik rinit, KBB, ortodonti, çene cerrahisi uzmanlarının yer aldığı multidisipliner yaklaşım şarttır. Gömülü dişler ya da doku baskısı varsa, sinirlere zarar vermeden steril cerrahi ortamda çıkarılmalıdır." Özkan, "Nefesinizi nasıl aldığınız, bağışıklığınızı nasıl koruduğunuzu belirler. Burundan alınmayan her nefes, bağışıklık sisteminize açık bir kapıdır. Bu kapıyı kapatmak sizin elinizde" dedi.
İştahsız çocuklara renkli tabaklar ve doğru alışkanlıklar şart
14 Eylül 2025 Pazar - 09:49 İştahsız çocuklara renkli tabaklar ve doğru alışkanlıklar şart Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Veysel Ciğerli, çocuklarda sıkça rastlanan iştahsızlık problemine karşı ailelerin bilinçli yaklaşım göstermesi gerektiğini vurgulayarak, beslenmeyi eğlenceli hale getirmenin ve doğru zamanlamanın bu süreçte kilit rol oynadığını ifade etti. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Veysel Ciğerli, çocuklarda iştahsızlığın göz ardı edilmemesi gereken bir durum olduğunu vurgulayarak, "Psikolojik ya da fizyolojik nedenler bu sorunun kaynağı olabilir. Mutlaka bir sağlık taraması yapılmalı. Eğer herhangi bir sağlık problemi yoksa doğru zamanlama ve uygun besin seçimiyle bu durum aşılabilir" dedi. Sunum şekli çocukların iştahını açabilir Diyetisyen Veysel Ciğerli, çocuklara yiyecekleri farklı ve eğlenceli şekillerde sunmanın önemine dikkat çekerek şu önerilerde bulundu; "Gülen yüzlü tabaklar, sebzelerle yapılmış figürler, çiçek şeklindeki yumurtalar gibi farklı sunumlarla çocuğun tabağına ilgisini çekebilirsiniz. Masallar eşliğinde yapılacak keyifli sohbetlerle beslenmenin önemini anlatabilirsiniz." Yemek saati birlikte geçirilen kaliteli zaman olmalı Ailece yenen yemeklerin çocuklar için bir rutin oluşturduğunu belirten Diyetisyen Veysel Ciğerli, "Yemek zamanlarını sadece beslenme değil, birlikte geçirilen kaliteli bir zaman haline getirmek çocuğun yemek alışkanlıklarını olumlu etkiler. Sofrada tüm ailenin bir arada olması çok önemlidir" şeklinde konuştu. Sıvı tüketimine dikkat, porsiyonlara özen Yemekten önce ve yemek sırasında sıvı tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini belirten Diyetisyen Veysel Ciğerli, midenin sıvı ile dolmasının doygunluk hissine neden olacağını ve bu yüzden gıda tüketiminin azalabileceğini söyledi. Ayrıca fazla büyük porsiyonlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı. Çocuğun yemek hazırlığına dâhil edilmesinin iştah üzerinde olumlu etkisi olduğunu ifade eden Ciğerli, "Malzeme seçiminden hazırlık sürecine kadar çocuğu işin içine katmak hem yemekle bağ kurmasını sağlar hem de ilgisini artırır. Sofrada ona teşekkür edin, katkısını takdir edin. Bu, iştahla yeme isteğini artıracaktır" dedi. Ekran karşısında yemek yemekten kaçının Diyetisyen Ciğerli, çocukların yemek sırasında ekran başında olmaması gerektiğinin altını çizerek, "Sırf yemek yesin diye çocuğun karşısına çizgi film açmak, onun ne yediğinin farkına varmasını engeller. Bu da sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanmasını zorlaştırır" dedi. Her çocuğun yeme alışkanlığının farklı olduğunu belirten Ciğerli, "Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Onun kendi beslenme yolculuğuna saygı gösterin. Sevmediği bir yiyeceği hemen zorlamayın, zaman zaman sofrada görmesini sağlayarak aşinalık kazandırabilirsiniz" diye konuştu. Diyetisyen Veysel Ciğerli, ailelere sabırlı olmalarını tavsiye ederek, "Çocuğun iştahını artırmak için baskı kurmadan, yemek zamanlarını eğlenceli hale getirerek ve sağlıklı alışkanlıklar kazandırarak uzun vadeli başarı sağlanabilir" dedi.
Sağlık Bakanı Memişoğlu’ndan vatandaşlara randevu tüyosu
13 Eylül 2025 Cumartesi - 14:55 Sağlık Bakanı Memişoğlu’ndan vatandaşlara randevu tüyosu Samsun’da vatandaşlarla çay ocağında sohbet eden Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, randevu almada sıkıntı olmadığını, aile hekimlerinin hastalara her branştan randevu alabildiğini söyledi. Bakan Kemal Memişoğlu, Samsun’daki programlarının arasında esnaf ve vatandaş ziyaretinde bulundu. Samsun Büyükşehir Belediyesi ziyareti öncesinde esnafla ve vatandaşlar ile muhabbet eden Bakan Memişoğlu, bir çay ocağındaki kalabalıkla da uzun uzun sohbet etti. Kalabalığa aile sağlığı merkezleri ve sağlıklı hayat merkezlerinin önemini anlatan Bakan Memişoğlu, aile hekimlerinin ihtiyaç duyulması halinde hastalara her branştan ve yerden randevu alabildiğini de hatırlattı. "Randevu sorunu yok. Aile hekimi ihtiyaç duyarsa size her yerden randevu alabilir" Çay ocağındaki vatandaşları sigara içmemeleri konusunda uyaran Bakan Memişoğlu, "Çay için sigara içmeyin. Sağlıkla ilgili yapacağımız bir şey var mı? Samsun Şehir Hastanesi’ni Kasım ayında açıyoruz. Sizler aile sağlığı merkezlerine(ASM) gidiyor musunuz? Memnun musunuz? ASM’lere gittiğiniz zaman aile hekimi istiyorsa herhangi bir yerde herhangi bir branşta randevu alabiliyor. Bunu biliyor musunuz? Esasında randevu sorunu yok. Aile hekimi ihtiyaç duyarsa size her yerden randevu alabilir. İçinizde sağlıklı hayat merkezine giden var mı? Sağlık İl Müdürümüz buradaki çay ocağındaki herkesi alıyor. Bu merkezlerimizde diyetisyen var, psikolog var, spor salonu var, diş hekimi var, çocuk gelişimci ve her şey var. Oraya gideceksiniz. Bu çay ocağındaki herkesi sağlıklı hayat merkezine götüreceğiz. Hepinizi oraya götürüp, sonra da tekrar buraya getireceğiz" dedi. Büyükşehir ziyareti Memişoğlu, vatandaş ziyaretinin ardından Samsun Büyükşehir Belediye’sine ziyaret gerçekleştirdi. Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan bir dizi ziyaretler kapsamında Samsun’a gelen Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu makamında ağırladı. Ziyarette kentte yürütülen sağlık yatırımları ve Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmaları ele alındı. Ziyarette konuşan Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, "Bakanımızı şehrimizde ağırlamaktan büyük onur ve mutluluk duyuyoruz. Samsun, sadece Karadeniz’in değil, Türkiye’nin de sağlık alanında parlayan yıldızlarından biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Sayın Bakanımıza şehrimize verdiği değerden ötürü tüm Samsun adına bir kez daha teşekkür ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız ve milletvekillerimizin desteği ile Samsun her alanda olduğu gibi sağlık noktasında da merkezi bir üs olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Biz de Büyükşehir Belediyesi olarak sağlığı, halk sağlığını önceleyen tüm yatırımlara büyük önem veriyor, projelerimizi bu vizyon doğrultusunda hayata geçiriyoruz" ifadelerini kullandı. Ziyarette Başkan Doğan, Bakan Memişoğlu’na ziyaret anısına hediye takdiminde bulundu. Ziyaret programı hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.