Son Dakika
|
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Ayasofya’da dev restorasyonda kritik aşama: Kubbe kapatılıyor
Kene kabusu geri döndü, 21 yaşındaki genç hayatını kaybetti
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
Gülistan Doku ve Mekiye Akyel’in ailesi Diyarbakır'da bir araya geldi
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Arnavutköy sahilinde erkek cesedi bulundu
Almanya'da vicdani retçilerin sayısında dikkat çeken artış
Rusya, Odessa’yı vurdu: 10 yaralı
Küçükçekmece Gölü kırmızıya döndü
Beykoz’daki yangının bilançosu gün ağarınca ortaya çıktı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
SAĞLIK
NEÜ Diş Hekimliği Fakültesinden uluslararası başarı
27 Nisan 2026 Pazartesi - 14:08:33
Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) Diş Hekimliği Fakültesi, bilimsel etkinin önemli göstergelerinden biri olan Category Normalized Citation Impact (CNCI) değerini 1.51’e yükselterek dünya ortalamasının üzerine çıktı. Uluslararası alanda elde edilen bu önemli gelişmeden ötürü büyük bir memnuniyet ve gurur duyduklarını belirten NEÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, "Diş hekimliği alanında bilimsel etkinin en güvenilir göstergelerinden biri olarak kabul edilen Category Normalized Citation Impact (CNCI) değerimizin 1.51 düzeyine ulaşması, fakültemizin dünya ortalamasının belirgin ve anlamlı biçimde üzerinde bir akademik etki ürettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu sonuç, yalnızca yayın sayısındaki artışı değil; üretilen bilginin uluslararası literatürde karşılık bulduğunu, atıf aldığını ve bilimsel tartışmalara yön verdiğini göstermektedir. Ortaya konan bu başarı; güçlü akademik kadromuzun sistematik ve nitelik odaklı çalışmaları, disiplinlerarası araştırma yaklaşımımız ve uluslararası düzeyde görünürlüğü yüksek yayın politikamızın somut bir çıktısıdır. Fakültemiz, diş hekimliği alanında yalnızca bilgi üreten değil, ürettiği bilginin etkisiyle öne çıkan ve referans alınan bir araştırma ortamı olma yolunda istikrarlı biçimde ilerlemektedir" dedi. Türkiye’nin diş hekimliği alanında, uluslararası mecrada önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Dekan Tunçdemir sözlerini şöyle sürdürdü: "Elde edilen bu düzey, Türkiye’nin diş hekimliği alanındaki bilimsel üretim ve etki kapasitesinin uluslararası ortalamaların üzerinde konumlandığını güçlü bir şekilde teyit etmektedir. Bu başarıyı sürdürülebilir kılmak ve daha ileri taşımak amacıyla, bilimsel mükemmeliyet, yenilikçilik ve uluslararası iş birlikleri ekseninde çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz."
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:48
Diz protezi her zaman kalıcı mı?
Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezinin hangi durumlarda uygulandığını ve ameliyat sürecinin nasıl ilerlediğini anlattı. Balıkesir, 27.04.2026 - "Diz protezinde zaman içinde oluşabilecek enfeksiyon, gevşeme veya dengesizlik gibi durumlar ikinci bir ameliyatı gerekli kılabilir" diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezi hakkında açıklamalarda bulundu. Revizyon diz protezi nedir? Revizyon diz protezinin, daha önce diz protezi ameliyatı olan hastalarda yapılan protez değiştirme ameliyatı olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, bazı durumlarda eklemdeki protezin yalnızca bir parçasının değiştirilmesinin yeterli olabildiğini ifade etti. Ancak bazı hastalarda tüm protez parçalarının tamamen değiştirilmesi gerekebildiğini belirten Altıntaş, bu ameliyatın ayrıntılı bir ameliyat öncesi planlama gerektirdiğini söyledi. Revizyon ameliyatlarında özel protez setleri ve malzemeleri kullanıldığını vurgulayan Altıntaş, bu operasyonların aynı zamanda tecrübe gerektirdiğini ve iyileşme süresinin diğer diz protezi ameliyatlarına göre daha uzun olabildiğini ifade etti. Diz protezlerinin uzun yıllar sorunsuz kullanılabildiğini de belirten Altıntaş, diz protezi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 90’ının protezlerini ortalama 20 yıl boyunca problem yaşamadan kullanabildiğini söyledi. Revizyon ameliyatı neden yapılır? Revizyon diz protezi ameliyatının en sık nedenlerinden birinin enfeksiyon olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, diz protezi ameliyatlarından sonra enfeksiyon riskinin yüzde 1’den az olduğunu ancak gelişmesi durumunda hastalarda dizde ağrı, şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve bazen akıntı gibi şikayetlerin görülebildiğini dile getirdi. Dizde boşluk ve dengesizlik oluşmasının da revizyon ameliyatı gerektirebilen durumlar arasında yer aldığını belirten Altıntaş, ayakta dururken, dizi hareket ettirirken veya yürürken gerekli bağ dengesi bozulduğunda dizin işlevselliğinin de bozulabileceğini ifade etti. Bunun yanında, dizde sertlik oluşmasının da revizyon ameliyatını gerektirebileceğini belirten Altıntaş, geniş kas dokusu veya dizdeki protez bileşenlerinin konumunun hareket açıklığını engelleyebildiğini söyledi. Ayrıca zaman içinde protez parçalarında aşınma ve gevşeme görülebileceğini ifade eden Altıntaş, protez çevresinde oluşan kırıkların da revizyon ameliyatı gerektirebilen nedenler arasında yer aldığını belirtti. Ameliyat nasıl yapılır? Revizyon diz protezi ameliyatının önceki diz ameliyatındaki yara izinin bulunduğu bölgeden ekleme ulaşılarak yapıldığını belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, ameliyat sırasında enfeksiyon olup olmadığının tekrar değerlendirildiğini ifade etti. Protezin hangi parçalarının yıprandığı, gevşediği veya yerinden çıktığını belirlemek için protezin metal ve plastik parçalarının detaylı şekilde incelendiğini söyledi. Kemiği korumak amacıyla protez parçalarının dikkatli bir şekilde çıkarıldığını ifade eden Altıntaş, daha önce çimento kullanılmışsa çimento artıklarının temizlendiğini belirtti. Revizyon protezi için kemik yüzeylerinin hazırlandığını kaydeden Altıntaş, önemli kemik kaybı bulunan durumlarda protezin ana bileşenlerine metal takviyeli bloklar eklenebildiğini dile getirdi. Diz protezi implantının çimentolu olarak kemiğe yerleştirildiğini ve tutunmasının sağlandığını belirten Altıntaş, ameliyatın sonunda eklem içinde birikebilecek kan ve sıvının boşaltılması için dren yerleştirildiğini, ardından eklem kapsülünün onarıldığını sözlerine ekledi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:43
Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar: "Nefesinizin çığlığını duyun"
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, kronik solunum sorunu olan bireylerin, egzersiz, eğitim ve yaşam tarzı düzenlemelerini içeren çok yönlü bir tedavi yaklaşımı olan pulmoner rehabilitasyonla hayat kalitelerini artırabileceğini kaydetti. Pulmoner rehabilitasyonun, özellikle Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), Astım, Akciğer Fibrozu ve uzun süreli solunum problemleri yaşayan kişilerde önemli katkılar sağladığını belirten BURTOM Biyofiz Tıp Merkezi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Merve Dede Akpınar, nefes darlığı yaşayan bireylerin zamanla fiziksel aktivitelerden uzaklaşabildiğini, bu durumun kas gücünün azalmasına ve dayanıklılığın düşmesine yol açarak solunum sorunlarının daha belirgin hale gelmesine sebep olabildiğine dikkati çekti. Uzm. Dr. Akpınar, "Pulmoner rehabilitasyon programları bireyin hem fiziksel kapasitesini hem de psikolojik dayanıklılığını desteklemeyi amaçlar" dedi. Pulmoner rehabilitasyonun yalnızca solunum egzersizlerinden oluşmadığını, program kapsamında kişiye özel egzersiz planları, solunum teknikleri, hastalık hakkında eğitim, doğru ilaç kullanımı ve günlük hayat aktivitelerini kolaylaştırmaya yönelik önerilerin de yer aldığını dile getiren Akpınar, şunları kaydetti; "Bu bütüncül yaklaşım sayesinde nefes darlığının azaltılması, fiziksel dayanıklılığın artırılması ve bireyin günlük yaşamda daha bağımsız hareket edebilmesi hedeflenir. Düzenli olarak uygulanan rehabilitasyon programlarının egzersiz kapasitesini artırdığı, hastaneye yatış oranlarını azalttığı ve genel yaşam kalitesini yükselttiği bilinmektedir." Uzm. Dr. Merve Dede Akpınar, solunum hastalıklarında erken değerlendirme ve tedavi sürecine zamanında başlanmasının önemini vurguladı. Nefes darlığı, çabuk yorulma, merdiven çıkarken zorlanma veya uzun süre devam eden öksürük gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulunan Akpınar, "Bu tür şikâyetler çoğu zaman yaşa ya da sigara kullanımına bağlanarak göz ardı edilebilmektedir. Oysa erken dönemde başlanan pulmoner rehabilitasyon programları hastalığın etkilerini azaltmada önemli rol oynayabilir" diye konuştu. Akciğer sağlığını korumak ve solunum kapasitesini desteklemek için ise Akpınar, şu önerilerde bulundu; "Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durulmalı. Düzenli fiziksel aktivite yapılmalı. Temiz hava ortamlarında yürüyüş ve nefes egzersizleri uygulanmalı. Solunum hastalıkları olan bireyler düzenli doktor kontrolü yaptırmalı. Gerektiğinde pulmoner rehabilitasyon programlarına iştirak edilmesi. Doğru egzersizler, eğitim ve düzenli takip ile solunum hastalığı olan bireylerin daha aktif ve bağımsız bir yaşam sürmesi mümkündür."
27 Nisan 2026 Pazartesi - 13:22
Samsun Şehir Hastanesi’ne taşınma sürüyor: Yeni birimler hizmette
Samsun Şehir Hastanesi’nde taşınma süreci devam ederken hematoloji, kulak burun boğaz (KBB) ve nefroloji bölümleri 27 Nisan itibarıyla hasta kabulüne başladı. Samsun’da sağlık hizmetlerinin daha modern ve kapsamlı bir yapıya kavuşması amacıyla yürütülen Samsun Şehir Hastanesi’ne taşınma süreci planlı şekilde devam ediyor. Yetkililerden yapılan açıklamaya göre, 27 Nisan Pazartesi günü itibarıyla bazı bölümler yeni yerleşkede hasta kabulüne başladı. Yeni hizmet binasında faaliyet göstermeye başlayan bölümler arasında hematoloji ve KBB ile nefroloji yer aldı. Söz konusu birimlerin, modern donanım ve geniş kapasiteyle vatandaşlara hizmet vermeye başladığı bildirildi. Yetkililer, taşınma sürecinin kademeli olarak sürdüğünü belirterek, vatandaşların randevu alırken hastane seçimine dikkat etmeleri gerektiğini vurguladı. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) ve ALO 182 üzerinden randevu oluşturulurken "Samsun Şehir Hastanesi" seçeneğinin kontrol edilmesi istendi. Canik ilçesinde bulunan yeni yerleşkenin, ilerleyen süreçte tüm birimleriyle tam kapasite hizmet vermesi hedefleniyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
4
26 Nisan 2026 Pazar- 11:45
Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:29
’Bulantı, kusma ve ishalle seyreden mide gribine dikkat’
Halk arasında ’mide gribi’ olarak bilinen viral gastroenterit hakkında bilgi veren Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fuat Ekiz, "Mide gribi, aslında grip virüsünün değil, norovirüs ve rotavirüs gibi sindirim sistemine yönelik virüslerin neden olduğu bir enfeksiyondur. En sık bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ateş ve halsizlik gibi belirtilerle seyreder. Hastalık, kişiden kişiye kolayca bulaşabildiği için özellikle okul, kreş ve kalabalık yaşam alanlarında salgınlara yol açabilmektedir" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fuat Ekiz, halk arasında ’mide gribi’ olarak bilinen viral gastroenterit hakkında açıklamalarda bulundu. Mide ve bağırsakları etkileyen bu enfeksiyonun her yaş grubunda görülebildiğini belirten Doç. Dr. Ekiz, özellikle sonbahar ve kış aylarında vaka sayılarında ciddi artış yaşandığını söyledi. "Okul, kreş gibi yerlerden bulaşıyor" Mide gribinin ne olduğundan bahseden Doç. Dr. Ekiz, "Mide gribi, aslında grip virüsünün değil, norovirüs ve rotavirüs gibi sindirim sistemine yönelik virüslerin neden olduğu bir enfeksiyondur. En sık bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, ateş ve halsizlik gibi belirtilerle seyreder. Hastalık, kişiden kişiye kolayca bulaşabildiği için özellikle okul, kreş ve kalabalık yaşam alanlarında salgınlara yol açabilmektedir" dedi. "Çocuklar ve yaşlılar risk altında" Çocukların, yaşlıların ve bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerin mide gribine karşı daha savunmasız olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Ekiz, "Bu gruplarda sıvı kaybının hızlı gelişmesi ciddi sağlık riskleri doğurabilmektedir. Özellikle küçük çocuklarda ve yaşlılarda dikkatli olunması gerekir" diye konuştu. Tedavi yolları Mide gribine karşı antibiyotiklerin hiçbir faydası olmadığını söyleyen Doç. Dr. Ekiz, tedavinin esasının sıvı ve mineral kaybını önlemek olduğunu ifade etti. Doç. Dr. Ekiz, "Hastaların bol sıvı tüketmesi, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durması, istirahat etmesi ve hijyen kurallarına özen göstermesi tedavinin temelini oluşturmaktadır. El yıkamanın, kişisel eşyaların paylaşılmamasının ve yiyecek hijyenine dikkat edilmesi hastalığın bulaşmasını önlemede en etkili yöntemlerdir" şeklinde konuştu. "Hayati tehlike oluşturabilir" Doç. Dr. Ekiz, açıklamasını şöyle sonlandırdı: "Mide gribi toplumda çok sık görülse de çoğu zaman basit önlemlerle kontrol altına alınabilir. Ancak sıvı kaybı ciddi seviyelere ulaştığında özellikle çocuklar ve yaşlılar için hayati tehlike oluşturabilir. Bu nedenle şiddetli ishal ve kusma yaşayan, sıvı kaybını tolere edemeyen kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir."
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:26
Nöroloji uzmanından uyarı: "Alzheimer’ın en erken belirtisi unutkanlık"
Nöroloji Uzmanı Dr. Abdurrahman Akbaş, Alzheimer’ın en erken belirtisinin unutkanlık olduğunu söyledi. Alzheimer’ın beyin hücrelerinde azalma, hücreler arası bağlantıların bozulması ve bazı zararlı metabolik atıkların birikmesiyle oluştuğunu belirten Liv Hospital Samsun Nöroloji Kliniği’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Abdurrahman Akbaş, "En erken belirtiler hafıza ile ilgili olan unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri, öğrenme ve plan yapmada zorluk, yön bulmada güçlük, şüphecilik, uyku, yeme ve tuvalet alışkanlıklarında değişim, geç evrede yürüme güçlüğü, yutma güçlüğü ve kilo kaybıdır. Yaş ve genetik yatkınlık en büyük risk faktörleridir" dedi. Günümüzde toplumdaki yaş ortalamasının artması sonucunda nüfus artışına paralel olarak nörolojik hastalıkların da giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Uzm. Dr. Akbaş, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü nedeniyle bilgilendirmede bulundu. "Sigara ve alkol yakalanma riskini 3 kat artırıyor" Alzheimer’ın beyin hücrelerinde azalma, hücreler arası bağlantıların bozulması ve bazı zararlı metabolik atıkların birikmesiyle oluştuğunu aktaran Uzm. Dr. Abdurrahman Akbaş, "En erken belirtiler hafızayla ilgili olan unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri, öğrenme ve plan yapmada zorluk, yön bulmada güçlük, şüphecilik, uyku, yeme ve tuvalet alışkanlıklarında değişim, geç evrede yürüme güçlüğü, yutma güçlüğü ve kilo kaybıdır. Yaş ve genetik yatkınlık en büyük risk faktörleridir. Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, sigara, alkol, şeker, yetersiz fiziksel aktivite hastalığın oluşumunu 3 kat artırır. Risk faktörlerinin tedavi edilmesi, sebze ve meyve, balık tüketimini arttırma, yağlı yiyeceklerden kaçınmak, yeni şeyler öğrenmeyi artırmak gerekir" şeklinde konuştu. "Psikolojik destek önemli" Hasta yakınlarını bilinçlendirmenin ve erken görüntüleme yöntemlerinin hastalıkla mücadelede önemli olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Akbaş, "Çoğu durumda hastalar kadar yakınları da hastalıkların getirdikleri zorluklarla yıpranır, bu nedenle onlara da psikolojik destek gerekir. Halen ülkemizde Alzheimer hastaları ve yakınlarının yaşam stillerini artıracak donanımlı daha fazla merkeze ihtiyaç vardır" diye konuştu.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:11
Mevsim geçişlerinde ruh haline iyi gelecek 8 altın öneri
Soğuk ve kasvetli havaların depresyona yol açabileceğini belirten Psikolog İrem Kırım, mevsim değişikliklerinin insanların uyku düzenini, iştahını, motivasyonunu, sosyal yaşantısını, hayattan beklentilerini kısacası hem bedensel hem ruhsal sağlığını olumlu ya da olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Havanın sıcak-soğuk dengesinin insanların adaptasyon sürecini olumsuz etkileyerek psikolojik sorunlara yol açabildiğini söyleyen Psikolog İrem Kırım, ruhsal sorunlara daha çok kış aylarında rastlanıldığı, güneş ışığından az yararlanan Kuzey ülkelerinde daha sık depresyon görüldüğünü vurguladı. Psikolog Kırım, "Hastalığın seyri genelde sonbahar ve kış aylarında artarken aşırı yeme eğilimi, buna bağlı kilo artışı ve beraberinde enerji kaybı, aşırı uyuma isteği, fiziksel görüntüden şikâyetler gibi durumlar da geliyor. Sosyalleşmeden uzaklaşma, nedeni belirsiz bedensel yakınmalarla birlikte kişilerde depresif duygulanımlar görülebiliyor. İlkbahar yaz aylarında ise depresif ruh halinden çıkılarak nispeten artan enerjiyle hareketlilikte artış gözlemleniyor. Kadınlarda depresif ruh hali görülme oranı erkeklere göre daha fazla kabul ediliyor" dedi. "Yalnız kalma isteği oluşabilir" Depresyondan hemen hemen herkesin etkilenebileceğini söyleyen Psikolog Kırım, mevsimsel depresyon belirtileri hakkında şu bilgileri paylaştı: "Sabahları zor uyanıyorsanız veya uyandığınızda yorgun kalkıyorsanız, aşırı yemek yeme isteğiniz varsa, kilo almaya başladıysanız, uyuma isteğinizde artış yaşanıyorsa, enerjinizde düşme, bitkinlik hissiniz varsa bunlar başlıca mevsimsel depresyon belirtileri arasındadır. Yine konsantre olmakta zorluk yaşıyorsanız, sosyal aktivitelerden ve çevrenizdekilerden uzaklaşmak istiyorsanız, eskisi kadar hayattan zevk alamıyor, umutsuzluğa kapılıyorsanız ve bunları en az ardışık 2 yıldır her mevsim geçişlerinde yaşıyor ve ilkbahar, yaz aylarında düzeliyorsanız, mevsimsel depresyon geçiriyor olma ihtimaliniz oldukça yüksektir." "Kilo memnuniyetsizliği depresyonu tetikleyebilir" Mevsimsel depresyonun üç temel nedeni olduğunu söyleyen Psikolog Kırım, "Mevsimsel Depresyonun İlk olarak birçok canlıda bulunan kış uykusuna benzerliği ve evrimsel bağlantısı olduğu dikkat çekmiştir. İnsanlarda da, hayvanlarda olduğu gibi enerjilerinde düşme, kilo alımı, yağdan zengin yiyecek yeme ihtiyacı, uykulu hissetme görülebilir. Bu durum insanlardaki sosyal hayatı bozduğu için depresif duygulanıma neden olabilir, ağır psikiyatrik sorunları beraberinde getirebilir. İkinci dikkat çeken durum ise, gözün günlük ve mevsimsel ışık değişikliklerini merkezi sinir sistemine iletme özelliğinin bozulması ve yeteri duyarlılıkta beyne iletilemeyince adaptasyonun bozulmasıyla gelen duygu durum bozukluklarıdır. Işık tedavisi etkili yöntemlerden biri olarak bulunmuştur. Son olarak ise, güneş ışığı sayesinde melatonin denilen bir madde beyinde serotonini uyarıyor ve serotonin de (halk arasında mutluluk hormonu) mutlu olmamızda fayda sağlıyor. Güneş ışığının az görüldüğü zamanlarda serotonin miktarı azalır, uyku döngüsü etkilenir ve buna bağlı olarak depresif duygulanımlar görülmeye başlar" ifadelerini kullandı. Mevsim geçişlerinde ruh halinize iyi gelecek 8 altın öneri Mevsimsel duygu durum değişikliklerine karşı kişinin neler yapabileceğine dair açıklamalarda bulunan Psikolog Kırım, mevsim geçişlerinde bireyin ruh haline iyi gelebilecek tavsiyeleri şöyle sıraladı: "Güneşe çıkmak kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur, kapalı ortamlarda kalmayın, sabahları yarım saat yürüyüş yapmak ya da hava almak halsizliğinize iyi gelebilir. Düzenli bir uyku, doğanın değişimine ayak uydurmak için gereklidir. Televizyon, tablet, telefon gibi elektronik cihazlardan uzak durmak uykuya geçişi kolaylaştırır. Odanızın iyi havalanmış olmasına, yatak ve yastığınızın uyumanıza uygun olmasına özen gösterin. Özel bir spor yapmanıza gerek yok, açık havada yürümek haftada en az 2-3 kez 20-30 dakika kadar bile olsa kaslarınızda salınan hormonlar sayesinde mutlu olmanızda fayda sağlayacaktır. Yürüyüşe vakit ayıramıyorsanız alışverişe, işe, yürüyerek gidebilir; merdivenlerden çıkmayı tercih edebilirsiniz. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Bu dönemde duygusal yeme ihtiyacınız artış gösterebilir, sıkıldıkça kendinizi buzdolabının önünde abur cubur ararken bulabilirsiniz. İşlenmiş hazır gıdalardan ve karbonhidrattan zengin yiyeceklerden uzak durmaya çalışın. Bir süre sonra alacağınız kiloların sizi daha da mutsuz yapacağını unutmayın. Düzenli diyetisyen kontrollerinize gidin ve duygusal yeme ihtiyacınız varsa bir psikologdan destek isteyin. Sosyal ilişkilerinize ve çevrenize özen gösterin. Sevdiğiniz insanlarla olun, sevdiğiniz mekânlara gitmeye çalışın. Mümkün oldukça eve kapanmayın, açık ve ferah yerleri tercih edin, kendinize ve arkadaşlarınıza vakit ayırın. Mutlaka hobiler edinin, sevdiğiniz etkinlikleri takip edin ve katılın. Sizi strese sokacak ortamlardan ve insanlardan uzak durun. Tüm sorunlarınızı aynı anda çözmeye çalışmayın. Bir önem sırası oluşturun ve baş etme becerileri ve stratejileri geliştirin. Ruh ve bedenin bir bütün olarak ele alındığı meditatif yoga, nefes egzersizleri gibi etkinliklerle farkındalık ve gevşemenizi sağlayın. Hastalığın tedavisinde birçok farklı tedavi ve terapi teknikleri vardır. Baş etmekte zorluk çektiğinizde ve günlük yaşantınızı olumsuz etkilediğinde uzmanlardan yardım talep etmekte gecikmeyin. Psikoterapi, antidepresanlar ve ışık tedavisi hastalığın seyrini değiştirecek önemli tedavi teknikleridir."
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:08
SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı
İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, bu yıl "Çocuk Sağlığında İş Birliği: Pediatristler ve Aile Hekimleri Buluşuyor" temasıyla düzenlendi. Kongreye çok sayıda akademisyen, pediatri uzmanı, aile hekimi ve sağlık profesyoneli katılırken program kapsamında çocuk sağlığı izlemi, güncel tedavi yöntemleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve teknolojik gelişmelerin pediatriye yansımaları gibi birçok başlık ele alındı. Programda, uydu sempozyumları, akılcı ilaç, romatoloji oturumu, uzman atışması, hematoloji ve onkoloji oturumu, uzmana danışalım, olgu sunumları ile aile hekimliği ve genel pediatri ortak oturumu ile çocuk nöroloji oturumu gerçekleştirildi. Bilimsel oturumlar, paneller ve interaktif etkinliklerle zenginleşen kongrede, hem klinik pratiğe yönelik güncel bilgiler paylaşıldı hem de farklı uzmanlık alanlarında tartışmalar yapıldı. Kongrenin kapanışında konuşan Kongre Başkanı ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Dilek Orbatu, kongrenin, çocuk sağlığında daha güçlü bir iş birliği ortamı oluşturmasını beklediklerini vurguladı. Orbatu tüm katılımcı, konuşmacı ve destekçilere teşekkür ettiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, pediatristler ve aile hekimleri arasındaki iş birliğini güçlendiren, bilgi paylaşımını ve mesleki gelişimi destekleyen önemli bir platform olmuştur. Çocuk sağlığı alanında yeni ufuklar açmak ve daha sağlıklı nesiller yetişmesine katkı sağlamak amacıyla bu tür bilimsel toplantıların önemi büyüktür." Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği oturumlarda güncel bilimsel gelişmeler tartışılırken, sözlü bildiri ödülleri de sahiplerini buldu.
22 Eylül 2025 Pazartesi - 08:38
Aktarlarda sonbahar hareketliliği
Kış aylarının habercisi sonbaharın gelmesiyle birlikte soğuk algınlığı ve gribe karşı önlem almak isteyen vatandaşlar aktarları ziyaret ediyor. Sonbahar mevsiminin gelmesiyle birlikte Erzincan’da ki aktarlarda hareketlilik yaşanmaya başladı. Kış aylarına sayılı günler kala vatandaşlar çareyi aktarlarda arıyor. Özellikle soğuk algınlığı, öksürük ve grip gibi hastalıklara bitkisel çözümler arayan vatandaşlar ıhlamur, zencefil, zerdeçal, havlıcan, hatmi çiçeği, tarçın, narçiçeği, ada çayını en çok tercih ediyor. Sonbaharın gelmesiyle birlikte mevsim değişikliğine bağlı hastalıklar baş gösterirken, vatandaşlar da bu durumu doğal yolla atlatabilmek için aktarlarda yoğunluk oluşturuyor. Mevsim geçişlerinde satılan bitkiler hakkında bilgiler veren Aktarcı Özer Hanoğlu, "Havaların soğuması ile birlikte insanların vücut direnci ortama uygunluk sağlayamıyor. Bu dönemlerde vatandaşlarımız antibiyotik ilaçlara ihtiyaç duyduğu gibi, doğal ürünlere de ihtiyaç duyabiliyor. Ihlamur, zencefil, zerdeçal, havlıcan, hatmi çiçeği, tarçın, nar çiçeği ve ada çayı gibi daha birçok bitkiye başvuruyor. Şu an işlerimizde yavaş yavaş bir hareketlilik yaşanmaya başlandı. Mevsimsel geçişler, insanların savunma sistemlerinin en düşük olduğu zamandır. Özellikle gündüz ve gece sıcaklık farkının fazla olması hastalıkların daha sık görüldüğü gösteriyor. Bu yüzden de halsizlik, kırgınlık, yorgunluk ve uyku problemleri ortaya çıkar. Özellikle grip, nezle ve buna bağlı soğuk algınlığı oluşuyor. Bizim için sezon açıldı diyebiliriz" dedi. "En çok zencefil, tarçın ve ıhlamur satılıyor" Soğuyan havaların, hastalıkları da beraberinde getirdiğini ifade eden Hanoğlu, "Zayıf olan bağışıklık sistemini güçlendirmek ve soğuk algınlığına faydalı olduğu içi zencefil, adaçayı ve ıhlamurun en çok satılan bitkilerdir. Diğer adı narçiçeği olan hibiskusun bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve koruyucu olması sebebiyle özellikle kış aylarında, her gün bir bardak içilmesini öneriyoruz" diye konuştu. "Ihlamurun faydaları" Ihlamur çayının düzenli tüketimi sonucu birlikte mevsim geçişlerinde ve kış aylarında hastalıklara karşı koruyucu bir etkisi gözlenebilir. Soğuk algınlığını ve gribal enfeksiyonu tedavi edici etkidedir. Öksürüğe neden olan bakterilerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar, bununla birlikte öksürük yumuşatıcı ve kesici etkisi vardır. Boğazı yumuşatarak boğaz tahrişinin ve ağrısının azalmasına yardımcı olur. İdrar sökücü etkisiyle karaciğer ve safra rahatsızlıklarını iyileştirici etkisi vardır. Terlemeyi sağlayarak enfeksiyonlara karşı savaşçı özelliktedir. Vücut direncini artırır, stresi ve yorgunluğu azaltır. "Zencefilin faydaları" Zencefil, her yaşta soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarla ve enfeksiyonlarla savaşmak için reçete edilmiştir. Vücudu sıcak tutmak için çay şeklinde kullanılabilir. Çay, bir diaphoretik gibi davranır ve terlemeyi artırarak toksinleri vücuttan atar. Sindirim sürecini kolaylaştırıcı etkisi olduğu keşfedilmiştir. Yemekten sonra yükselen şeker seviyeleri, midenin içeriğinin doğal boşalma oranını azaltmasına neden olabilir. Zencefildeki gingerol gibi organik bileşikler, meme kanseri ve diğer birçok kanser türlerinin önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca kolorektal kansere yol açabilen kolonda karsinojenik aktivitenin önlenmesine yardımcı olur. Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların başlangıcını, azaltarak geciktirdiği bilinmektedir. Bu zararlı faktörlerin yaşa bağlı bilişsel gerilemede etkili olduğu biliniyor. Bu nedenle zencefil, güçlü besleyicileriyle beyin hasarı riskini azaltır ve hafızanız bozulmadan kalır.
21 Eylül 2025 Pazar - 14:40
Özel teknede yaralanan vatandaşa Sahil Güvenlik tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden özel teknede yaralanan vatandaşa tıbbi tahliye gerçekleştirildi. Fethiyle açıklarında seyreden özel teknede yaralanan vatandaş için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine yönlendirilen Sahil Güvenlik ekipleri yaralanan çocuğu bota alarak 112 ambulans ekiplerine teslim etti.
21 Eylül 2025 Pazar - 12:30
Alzheimer hastaları Mavi Ev’de huzur buluyor
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği ’Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi’nde (Mavi Ev) hastalığının erken evrede tespit edilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, hastalığı önleyebilecek ve ilerlemesini yavaşlatabilecek tavsiyelerde bulunuyor. Her yıl 21 Eylül, tüm dünyada ’Dünya Alzheimer Günü’ olarak kabul ediliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi de Alzheimer hastaları ve yakınlarına destek amacıyla hayata geçirdiği Mavi Ev ile örnek bir model oluşturuyor. Mavi Ev’de hastalar ve yakınları hem hastalık ve evreleri hakkında pratik bilgiler alıyor hem de psiko-sosyal destekle moral buluyor. "Zihnimizi çalıştırmalıyız" Antalya Büyükşehir Belediyesi Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi Sorumlusu Gerontolog Merve Kıldır, Alzheimer riskine karşı zihinsel ve fiziksel aktivitelerin önemine dikkat çekerek, "Alzheimer riski taşıyan bireyleri zihinsel ve fiziksel olarak sürekli aktif tutmalıyız. Bulmaca çözmek, kitap okumak, örgü örmek, hafif ev işlerine yardımcı olmak faydalıdır. Sosyal hayata katılım, dengeli beslenme, düzenli uyku ve alkol-sigaradan uzak durmak da riski azaltır. Yürüyüş, egzersiz ve sporla hareketli bir yaşam sürmek gerekir. Torunlarla vakit geçirmek bile hem moral hem de zihinsel açıdan hastaya çok iyi geliyor" dedi. "Yaşam kalitelerini yükseltiyoruz" Mavi Ev’in Alzheimer hastaları ve yakınları için sunduğu hizmetleri anlatan Merve Kıldır, "Merkezimizde hastalığın takibini ve sürecin doğru yönetilmesini sağlıyoruz. Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmasa da erken tanı ve düzenli takip ile hastalığın seyri yavaşlatılabilir. Hasta ve hasta yakınlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmek için moral ve destek sağlıyoruz. Gündüz bakım hizmetinin yanı sıra gerontolojik danışmanlık hizmetini de kesintisiz sunuyoruz. Alzheimer ile mücadelede birlikte güçlüyüz" diye konuştu. "Herkese Mavi Evi anlatıyorum" Mavi Ev’den hizmet alan Ayşe Bayık ise memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: "Bu merkezden çok memnunum. Her gittiğim yerde, telefonda Kayseri’deki akrabalarıma anlatıyorum. Biz yaşlıyız, evde yalnız kalıp sıkılıyoruz. Burada arkadaşlarımızla buluşuyoruz, çok güzel vakit geçiriyoruz. Servisimiz geliyor, bizi karşılıyorlar, elimizden tutuyorlar."
21 Eylül 2025 Pazar - 12:17
Alzheimer hastaları Mavi Ev’de huzur buluyor
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği "Mavi Ev"de hastalığının erken evrede tespit edilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, hastalığı önleyebilecek ve ilerlemesini yavaşlatabilecek tavsiyelerde bulunuyor. Her yıl 21 Eylül, tüm dünyada "Dünya Alzheimer Günü" olarak kabul ediliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi de Alzheimer hastaları ve yakınlarına destek amacıyla hayata geçirdiği "Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi" (Mavi Ev) ile örnek bir model oluşturuyor. Mavi Ev’de hastalar ve yakınları hem hastalık ve evreleri hakkında pratik bilgiler alıyor hem de psiko-sosyal destekle moral buluyor. Zihnimizi çalıştırmalıyız Antalya Büyükşehir Belediyesi Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi Sorumlusu Gerontolog Merve Kıldır, Alzheimer riskine karşı zihinsel ve fiziksel aktivitelerin önemine dikkat çekerek, "Alzheimer riski taşıyan bireyleri zihinsel ve fiziksel olarak sürekli aktif tutmalıyız. Bulmaca çözmek, kitap okumak, örgü örmek, hafif ev işlerine yardımcı olmak faydalıdır. Sosyal hayata katılım, dengeli beslenme, düzenli uyku ve alkol-sigaradan uzak durmak da riski azaltır. Yürüyüş, egzersiz ve sporla hareketli bir yaşam sürmek gerekir. Torunlarla vakit geçirmek bile hem moral hem de zihinsel açıdan hastaya çok iyi geliyor" dedi. "Yaşam kalitelerini yükseltiyoruz" Mavi Ev’in Alzheimer hastaları ve yakınları için sunduğu hizmetleri anlatan Merve Kıldır, "Merkezimizde hastalığın takibini ve sürecin doğru yönetilmesini sağlıyoruz. Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmasa da erken tanı ve düzenli takip ile hastalığın seyri yavaşlatılabilir. Hasta ve hasta yakınlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmek için moral ve destek sağlıyoruz. Gündüz bakım hizmetinin yanı sıra gerontolojik danışmanlık hizmetini de kesintisiz sunuyoruz. Alzheimer ile mücadelede birlikte güçlüyüz" diye konuştu. "Herkese Mavi Evi anlatıyorum" Mavi Ev’den hizmet alan Ayşe Bayık ise memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: "Bu merkezden çok memnunum. Her gittiğim yerde, telefonda Kayseri’deki akrabalarıma anlatıyorum. Biz yaşlıyız, evde yalnız kalıp sıkılıyoruz. Burada arkadaşlarımızla buluşuyoruz, çok güzel vakit geçiriyoruz. Servisimiz geliyor, bizi karşılıyorlar, elimizden tutuyorlar ".
21 Eylül 2025 Pazar - 11:34
SATKOF ve TABA-AmCham, ABD Temasları 2025 Programı’nda iş birliği mesajı verdi
Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay ve Türk Amerikan İşadamları Derneği-Amerikan Ticaret Odası (TABA-AmCham) Genel Başkanı Süleyman Ecevit Şanlı, ABD Temasları 2025 Programı kapsamında New York’ta bir araya gelerek iş birliği mesajı verdi. Türkevi’nde gerçekleşen programda, SATKOF ve TABA-AmCham heyetleri, Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız ve Türkiye Cumhuriyeti New York Başkonsolosu Ahmet Muhittin Yazal’ı ziyaret etti. Görüşmelerin, Türk-Amerikan ilişkilerinde stratejik iş birliklerine zemin hazırlayacak ön temaslar olduğu belirtildi. Program çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşecek olan ve sağlık, enerji, ticaret ve sanayi bakanlarının yanı sıra TÜRKSOY temsilcileri, çeşitli büyükelçiler ve Ermeni diasporası temsilcilerinin de yer alacağı üst düzey diplomatik buluşmaların ön hazırlıkları yapıldı. Öte yandan SATKOF’un ABD’de temsilcilik açma süreci kapsamında gerekli görüşmelerin tamamlandığı, sağlık turizmi alanında Türkiye’nin küresel etkisini artıracak bu adımın önemli bir gelişme olduğu kaydedildi.SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, New York’taki temaslarda sağlık diplomasisinin ön plana çıktığını belirterek, SATKOF’un Türkiye’nin uluslararası temsiline katkı sağlayan tüm iş birliklerini desteklediğini ifade etti. SATKOF ve TABA-AmCham’ın, sağlık, ticaret ve diplomasi alanlarında kurduğu iş birliklerinin Türkiye’nin küresel marka değerine katkı sunduğu vurgulandı.
21 Eylül 2025 Pazar - 11:14
Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonlarına dikkat
Sonbaharın geldiği ve havaların yavaş yavaş soğumaya başladığı bu dönemlerde, enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimlerinin birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırladığını ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Op. Dr. İdil Öztürk, "Alerjik bünyeye sahip olma, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artırır. Bu hastalıklar mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülürler. Damlacık enfeksiyonu biçiminde ortaya çıkarlar, yani yakın mesafeden konuşma, öpme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşmalarını kolaylaştırır. Yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmamasıyla da bulaşır" ifadelerini kullandı. Op. Dr. İdil Öztürk, mevsim geçişlerinde bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak viral enfeksiyonlara yakalanma riskinin arttığını belirterek, "Alerjik bünyeye sahip olanlar, sigara kullananlar, burun anatomisinde eğrilik bulunan kişiler ve düzensiz beslenen bireyler daha fazla risk altındadır" dedi. En sık nezle ve grip görülüyor Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarını şöyle sıraladı: "Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Soğuk mevsimlerde daha sıktır. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. 5 yaşın altındaki çocuklar yılda ortalama 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. İnfluenza virüslerinin yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonudur. Virüsün 3 tipi vardır. Tip A insanlar, domuzlar ve kümes hayvanlarında, Tip B sadece insanlarda hastalık yapar. Tip C ise insanlarda çok hafif belirtilere yol açar. Sıklıkla ani başlayan yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığıyla kendini gösterir. Ateş genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer." Antibiyotik kullanımına dikkat "Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir" diyen Op. Dr. İdil Öztürk, "Viral bir hastalık olduğu için antibiyotik verilmez ancak orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi ikincil enfeksiyon, komplikasyon olarak eklenmiş ise antibiyotik kullanılır. Yutak ve bademciklerin ani başlayan enfeksiyonudur. Virüs veya bakteriyel kaynaklı olabileceği için etkene göre tedavi metodu değişiklik gösterir. Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir" şeklinde konuştu. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu görülebilir Çocuklarda orta kulak enfeksiyonunun daha sık görüldüğünü kaydeden Op. Dr. İdil Öztürk, "Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay asındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Yine sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben gelişir. Viral enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir" dedi. Korunmak için bu önlemleri ihmal etmeyin KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, "Söz konusu üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için hijyene ve el yıkamaya özen gösterilmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, kalabalık ortamların sık sık havalandırılması, hasta kişilere mümkünse maske taktırılması ve fazla yaklaştırılmaması, yaşa uygun ve dengeli beslenilmesi, mevsime uygun giyinilmesi gerekir" şeklinde bilgi verdi.
21 Eylül 2025 Pazar - 10:32
Erzurum’da gece sıcaklık -4,7 dereceye kadar düştü
Soğuk havası ile tanınan Erzurum’da, termometreler yüksek kesimlerde ve gece saatlerinde-4,7 gösterdi. Palandöken beyaz örtüsünü az da olsa kavuştu. Dün gece Palandöken Dağı’nın Konaklı Bölgesi’nde bulunan Doğu Anadolu Gözlemevi, Türkiye’nin en soğuk yeri oldu. Sabah saatlerinde Palandöken Dağı’nın Ejder Zirvesi de hafifte olsa beyazlandı. Bölge genelinde havanın parçalı ve çok bulutlu, aralıklı yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Hava sıcaklığının mevsim normalleri civarında seyretmesi beklenirken, rüzgarın kuzeyli yönlerden hafif ve orta kuvvette, zaman zaman kuvvetli(40-60 km/sa.) esmesi bekleniyor. Meteoroloji uzmanları kuvvetli rüzgar uyarısında bulunarak, "Rüzgarın öğle saatlerinden itibaren Erzincan, Bayburt ve çevrelerinde kuvvetli (40-60 km/saat) şekilde esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir"dediler.
21 Eylül 2025 Pazar - 10:18
Beslenme trendleri tek başına yeterli değil
Son yıllarda ketojenik diyet, vejetaryen beslenme ve aralıklı oruç gibi diyetler sağlıklı yaşam trendlerinin merkezinde bulunuyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seda Uşarer, popüler beslenme yaklaşımlarının meme sağlığı açısından tek başına olağanüstü faydalar sunmadığını vurguladı. Dyt. Seda Uşarer, "Tüketilen yağın türü, öğün saatleri, besin çeşitliliği ve vitamin-mineral dengesi gibi faktörler, bu diyetlerin yararını artırabileceği gibi bağışıklık sistemini zayıflatıp kanser riskini de etkileyebiliyor" diye konuştu. Günümüzde sağlıklı yaşam arayışında olan birçok insan, popüler diyetlere yöneliyor. Ketojenik diyet, vejetaryen beslenme ya da aralıklı oruç gibi yaklaşımlar, kilo verme ve kronik hastalıkların risklerini azaltma gibi iddialarla öne çıkabiliyor. Peki, bu diyetlerin meme sağlığı üzerinde gerçekten etkisi var mı? Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Seda Uşarer, uzun bir süredir kilo vermek isteyenlerin uyguladığı ketojenik diyetin içeriğinin, düşük karbonhidrat, yüksek yağ alımı üzerine kurulu olduğunu belirtti. Dyt. Seda Uşarer, "Ketojenik diyetin amacı, vücudu ’ketozis’ adı verilen metabolik duruma sokarak yağ yakımını arttırmaktır. Yüksek doymuş yağ tüketimi bazı çalışmalarda meme kanserini arttırıcı faktör olarak göstermektedir. Bazı araştırmalar, ketojenik beslenmenin ileri evre meme kanseri hastalarında metabolik belirteçleri iyileştirdiğini, kan şekeri ve insülin direncini azalttığını ortaya koyuyor. Özellikle doymuş yağ ağırlıklı bir beslenme, bazı çalışmalarda meme kanseri riskini artırıcı bir faktör olarak öne çıkabiliyor. Bu sebeple ketojenik diyette tüketilen yağ türleri oldukça önem taşıyor" dedi. "Sebze ve meyveler kür halinde tüketilmemeli" Vejetaryen beslenmenin lif, antioksidan ve fitokimyasal açısından zengin bir diyet sunduğunu kaydeden Dyt. Seda Uşarer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Birçok araştırma, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin genel olarak kanser riskini azaltabileceğini ortaya koymaktadır. Özellikle yüksek posa alımı, östrojen seviyelerini düzenleyerek meme kanseri riskini azaltabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hiçbir sebze ya da meyveyi her gün düzenli bir şekilde suyunu sıkıp içmek ya da yemek suretiyle kür şeklinde tüketmemektir. Öte yandan, iyi planlanmamış bir vejetaryen diyet, B12, demir ve omega-3 eksikliklerine yol açabilir. Bu da bağışıklık sistemini zayıflatarak, hastalıklara karşı direnci olumsuz yönde etkileyebilir." "Hücre sağlığının korunmasına yardımcı olabilir" "Aralıklı oruç, yemek yeme süresini sınırlayarak vücutta ’otofaji’ adı verilen hücrelerin hasarlı ya da işlevini yitirmiş bileşenlerini sindirerek yeniden kullanmasını sağlayabilir" diyen Dyt. Seda Uşarer, "Bu mekanizma vücuttaki toksinlerin temizlenmesine ve hücresel sağlığın korunmasına yardımcı olmaktadır. Baz çalışmalar, insülin duyarlılığını artırarak hormonla ilişkili kanser risklerini azaltabileceğini söylemektedir. Ancak düzensiz beslenme davranışlarına yol açabileceği için uzman diyetisyenler eşliğinde dikkatli uygulanmalıdır. Öğün saatlerine dikkat edilmelidir" ifadelerini kullandı. "Tek başına koruma sağlamaz" Her beslenme modelinin meme sağlığı açısından farklı etkileri olabildiğini kaydeden Dyt. Seda Uşarer, şöyle konuştu: "Ketojenik diyette yağ türü seçimine dikkat edilmediğinde risk artabilirken, vejetaryen beslenmede posa ve antioksidan zenginliği koruyucu rol oynayabilmektedir. Ancak doğru bir beslenme programı çıkarılmazsa bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilmektedir. Aralıklı oruç ise insülin direncini azaltarak hücresel sağlığa katkı sağlayabilmekle birlikte uzman tarafından takip edilmediğinde beslenme alışkanlığını da bozabilmektedir. Unutulmamalı ki, hiçbir diyet tek başına mucizevi bir koruma sağlamaz. Yanlış uygulandığında ise riskleri artırabilir. Önemli olan; dengeli, çeşitliliği gözeten, kişiye özel ve diyetisyen kontrolünde sürdürülebilir bir beslenme planını uygulamaktır."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder