SAĞLIK
Hekim oğuldan ebe anneye Ebeler Haftası sürprizi 26 Nisan 2026 Pazar - 14:04:53 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan pratisyen hekim, aynı hastanenin doğumhanesinde görev yapan ebe annesine Ebeler Haftası dolayısıyla sürpriz yaptı. Hastanenin acil servisinde görevli pratisyen Hekim Dr. Buğra Şekerci aynı hastanede doğumhanede ebe olarak çalışan annesi Nefise Şekerci’yi ziyaret ederek çiçek takdim etti. Aynı kurumda görev yapan anne ve oğlun, aynı gün nöbetçi olmaları nedeniyle gerçekleşen buluşma duygusal anlara sahne oldu. Dr. Şekerci, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atanmasının aileleri için önemli bir mutluluk kaynağı olduğunu belirterek, özellikle annesiyle aynı hastanede görev yapmanın kendileri için ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti. Aynı kurumda farklı birimlerde sağlık hizmeti sunmanın hem mesleki hem de ailevi açıdan kendilerini motive ettiğini dile getiren Şekerci, "Atanma sürecimde annemle aynı hastanede çalışma fikri bizi heyecanlandırıyordu. Bugün de aynı gün nöbetçiyiz. Ebeler Haftası vesilesiyle anneme sürpriz yapmak istedim. Bu vesileyle başta annem olmak üzere tüm ebelerin haftasını kutluyorum" dedi. Ebe Nefise Şekerci ise 35 yıldır sağlık çalışanı olduğunu 25 yıldır ebe olarak görev yaptığını belirterek oğlunun aynı hastanede görev yapmasından büyük bir gurur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Aynı kurumda birlikte hizmet vermenin kendisi için tarif edilemez bir duygu olduğunu vurgulayan Şekerci, "Bugün aynı gün 24 saat nöbetçiyiz. Oğlum bana Ebeler Günü için sürpriz yaptı. Çok mutlu oldum. Oğlumla aynı hastanede çalıştığım için gururluyum" diye konuştu.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:32 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında birkaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 12:24 Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polib çıkartıldı Kahramanmaraş’ta burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle hastaneye başvuran 12 yaşındaki bir çocukta, yapılan muayenede genzinde dev bir polip tespit edildi. Ameliyatla alınan polibin, hastanın şikayetlerinin asıl nedeni olduğu belirlendi. Edinilen bilgiye göre, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme azlığı şikayeti bulunan çocuk 12 yaşındaki Halil İbrahim Eliaçık, geniz eti büyümesi şüphesiyle muayeneye alındı. Endoskopik inceleme sırasında sinüs içerisinden çıkarak burun arkasına ve genze kadar uzanan büyük bir kitle tespit edildi. Uzmanlar tarafından "antrokanal polip" olarak adlandırılan bu oluşumun, alerji ve sinüzit zemininde geliştiği ifade edildi. Yapılan operasyonla polip kökünden ayrılarak çıkarıldı. Sular Akademi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Uzmanı Opr. Dr. Faruk Atlı, "Hasta 12 yaşında bir çocuktu, burun tıkanıklığı ve kulağında işitme kaybı şikayetiyle geldi. İlk etapta geniz eti düşündük ama endoskopik muayenede sinüsten çıkıp genze kadar uzanan büyük bir antrokanal polip tespit ettik. Bu tür polipler genellikle alerji ve sinüzit zemininde oluşur. Polip oldukça büyüktü, bu yüzden burundan çıkaramadık, ağız içinden almak zorunda kaldık. Çocuk hastalarda sinüs gelişimi devam ettiği için çok geniş müdahale yapmıyoruz, sadece polibi temizledik. Bu durum burun tıkanıklığı, koku kaybı ve kulağın havalanmasını bozarak işitme azlığına neden olabilir. Ameliyat sonrası iki gün tampon kalacak, ardından hastamızın hızla düzelmesini bekliyoruz. Tekrar etmemesi için de uzun süreli alerji tedavisi uygulayacağız. Yetişkinlerde sinüs içini daha kapsamlı temizleriz ancak çocuklarda büyüme devam ettiği için sınırlı müdahale tercih ediyoruz. Deprem sonrası artan toz oranı da bu tür vakaları tetikleyebilir. Bu nedenle hastaya uzun süreli alerji tedavisi planladık" diye konuştu. Anne Mediha Eliaçık ise, "Biz aslında bir kaç doktora normal bir kulak ağrısı diye gitmiştik. Sonradan doktorumuza geldik. Belirtilerini tespit edip ameliyatla çocuğum sağlığına kavuştu" dedi.
26 Nisan 2026 Pazar - 11:45 Fransa’da evde 6 doğum yaptı, "Fizyolojik doğum" tercihini Diyarbakır’dan yana kullandı Fransa’dan Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, doğal doğum arayışıyla Diyarbakır’da fizyolojik doğum sürecini doktor eşliğinde, müdahalesiz şekilde gerçekleştirdi. Fransa’da 6 doğum yapan ve sonrasında Muğla’ya yerleşen Ali Tokyürek ve Anissa Tokyürek çifti, Fransa’da evde doğumun yasak olmaması nedeniyle tüm doğumlarını evde gerçekleştirdi. Ancak Türkiye’de evde doğumun yasak olması nedeniyle doğal doğum arayışına geçen çift, hiçbir ilaç ya da tıbbi gereklilik olmadan nasıl bir doğum yapabileceklerini araştırdı. Bu süreçte Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünden Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’na ulaşan çift, doktorun "Fizyolojik doğum"u desteklediğini öğrenerek iletişime geçti. Doktor tarafından kabul edilen çiftin doğumu, hastane odasında tamamen doğal bir ortamda ve herhangi bir tıbbi müdahale olmadan, doktor eşliğinde gerçekleştirildi. Hastane odası ev ortamını aratmadı Dicle Memorial Hastanesinde ebe olan Elif Ilgaz, Fransa vatandaşı çiftin istediği gibi bir doğum olduğunu dile getirdi. Ilgaz, "Fransız vatandaşı gebemiz, 6 doğumunu Fransa’da gerçekleştirmiş. Yedinci gebeliği için artık doğal doğum arayışına girmiş. Bu süreçte internet üzerinden yaptığı araştırmalar sonucunda Diyarbakır Dicle Memorial Hastanesinden Op. Dr. Selin Kadıoğlu’na ulaşmış. Bunun üzerine doğumuna birkaç gün kala Muğla’dan ailesiyle birlikte Diyarbakır’a gelen çift, burada bir otelde konakladı. Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu tarafından yapılan muayenede ek bir risk olmadığı gözlemlendi. Hastanın talebi doğrultusunda normal doğum, müdahalesiz doğum, doğuma saygı ve doğumun doğal zamanına saygı ilkeleri çerçevesinde süreç planlandı. Doğum, hastane odasında tamamen doğal şartlarda, hiçbir invaziv işlem ve tıbbi girişim olmadan gerçekleştirildi. Anne adayı, kendi odasında ev konforuna yakın bir ortamda doğumunu tamamladı. Komplikasyonsuz ve risksiz gerçekleşen doğumun ardından hasta süreçten memnun kaldı ve mutlu ayrıldı" dedi. Ali Tokyürek ise Muğla’da yaşadıklarını ve eşinin doğal bir doğum arayışında olduğunu ifade etti. Tokyürek, "Tamamen doğal bir doğum istediği için internette araştırdık. Araştırmanın sonucunda Op. Dr. Selin Bilgin Kadıoğlu’nun bir makalesi üzerine denk geldi. O makaleyi okuduktan sonra, ’ben bu doktoru istiyorum’ dedi bana. Ben de baktım Diyarbakır’dadır, bize epey uzaktı. Biraz uğraştık. Hocayla iletişime geçtik. Doktor da bize, ’benim için sorun değildir, gelebilirsiniz’ dedi. Otobüse binip buraya kadar geldik ve doğumun gerçekleşmesini bekledik. Her şey istediğimiz gibi oldu sonuçta. Öbür çocuklarımız Fransa’da doğdu. Onlar evde doğdu, orada öyle bir imkanımız vardı. Türkiye’de evde doğum yasak. Ama hastaneye geldiğimizde bir farkını görmedik. Aynen Fransa’da evde doğum gibi oldu. Sonuçta gerçekten doktor eşime çok büyük şefkat gösterdi. Odasında gerçekten sanki evdeymiş gibi doğum yaptı" şeklinde konuştu.
SAÜ’lü doktordan ağrı tedavisinde çığır açan yöntem
24 Eylül 2025 Çarşamba - 11:00 SAÜ’lü doktordan ağrı tedavisinde çığır açan yöntem Sakarya Üniversitesi Arş. Gör. Dr. Muhammed Zahid Şahin, Amerikalı Prof. Dr. Alaa Abd-Elsayed ile birlikte ağrı tedavisinde hastaların yaşam kalitesini artıran yeni bir teknik geliştirdi. Uyluğun ön-dış kısmında şiddetli ağrıya yol açan "meralgia paresthetica" adlı hastalığın tedavisinde kullanılabilecek yeni radyofrekans ablasyon tekniği, Prof. Dr. Abd-Elsayed’in liderliğinde geliştirildi. ABD Wisconsin Üniversitesi Anesteziyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi ve ağrı uzmanı olan Prof. Dr. Abd-Elsayed ile birlikte çalışan Dr. Şahin’in katkı sunduğu teknik, önemli bir bilimsel dergide yayımlanarak tıp dünyasına sunuldu. "Lateral Femoral Cutaneous Nerve Radiofrequency Ablation for Meralgia Paresthetica: A Description of a Novel Technique" başlıklı makalede, ultrason eşliğinde uygulanan bu yeni yöntem sayesinde sinirin daha güvenli ve etkili bir şekilde hedeflenebildiği, böylece geleneksel tedavilere yanıt vermeyen hastalarda daha uzun süreli ağrı kontrolü sağlanabileceği vurgulandı. Prof. Dr. Abd-Elsayed tarafından ilk kez 2020 yılında altı hasta üzerinde uygulanan yöntemin, yıllar içinde geliştirilen deneyim ve teknik birikimle olgunlaştırıldığı aktarıldı. Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda görev yapan Dr. Muhammed Zahid Şahin, bu çalışmada yer almanın kendisi için büyük bir gurur kaynağı olduğunu belirtti.
Karnı doyunca hapşıran genç kadın Samsun’da şifa buldu
24 Eylül 2025 Çarşamba - 10:48 Karnı doyunca hapşıran genç kadın Samsun’da şifa buldu Üç yıldır yediği her yemek sonrası hapşırık krizine giren ve Almanya’da çare bulamayan 20 yaşındaki genç kadın, Samsun’da aldığı doğru ’doyma hapşırması’ tanısı ve tedavisinin ardından sağlığına kavuştu. Almanya’da yaşayan 20 yaşındaki bir genç kadın, üç yıldır her yemek sonrası art arda gelen hapşırık krizleri ve şiddetli burun akıntısıyla mücadele ediyordu. Alerji testi yaptırmış, farklı tedaviler denemiş ancak çare bulamamıştı. Almanya’da yalnızca ’okyanus suyu spreyi’ önerilerek eve gönderilen hasta, yıllarca cevapsız kalan sorusunun yanıtını Türkiye’de aldı. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü’nde (KBB) yapılan ayrıntılı değerlendirmeler sonunda genç kadına, nadir görülen ancak çoğu kez gözden kaçan bir tanı kondu. ’Doyma hapşırması’ tanısı koyarak hastayı değerlendiren KBB Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, genç kadının yaşadığı tabloyu doğru tanıyla aydınlatarak tedaviye başladı. "Ne yesem hapşırıyordum" Yemek yedikten sonra yaşadıklarını anlatan genç kadın, "Tatlı, tuzlu, baharatlı ya da sütlü ne yesem değişmiyordu. Sofradan kalktığım an hapşırmaya başlıyordum. Bazen 5-6 kez üst üste hapşırıyordum ve burun akıntım çok şiddetli oluyordu. Bu durum sosyal hayatımı da zorlaştırdı" dedi. Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, bu durumun nadir görüldüğünü vurgulayarak, "Poliklinikte yapılan incelemelerle, baharatlı ve asitli yiyeceklerle tetiklenen gustatuar rinit ihtimali dışlandı. Ayrıca yapılan alerjik testler de negatif bulundu. Böylece tabloya en uygun tanı netleşti. O da ’doyma hapşırması’. Doyma hapşırması, midenin dolmasıyla birlikte vagus siniri üzerinden burun mukozasının uyarılması sonucu ortaya çıkan bir refleks. Hastamızda da bu mekanizmanın çalıştığını gözlemledik. Çoğu kez alerjiyle karıştırılıyor ve yanlış tedaviler uygulanıyor. Doğru tanı sayesinde gereksiz tedavilerden kaçınmak mümkün oluyor" dedi. Hastalığın tedavi kısmından da bahseden Turgut, "Tedavide yavaş yemek yemek hapşırık krizlerini azaltabiliyor. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi uygulanabiliyor. Benzer şikâyetleri olanların bir KBB uzmanına başvurması öneriliyor. Doyma hapşırması, toplumda çok sık görülmese de doğru tanı konulmadığında yıllarca süren şikâyetlere yol açabiliyor. Genç kadının yaşadığı bu deneyim, doğru tanının önemini bir kez daha ortaya koydu. Doyma hapşırması; midenin dolmasıyla birlikte hapşırık refleksinin tetiklenmesiyle ortaya çıkar. Alerji ya da enfeksiyonla ilişkili değildir. Genetik yatkınlık söz konusu olabilir. Tedavide en önemli nokta ise doğru tanı ve yaşam tarzı düzenlemeleridir" diye konuştu. Yıllarca doyma hapşırması sıkıntısıyla mücadele eden genç kadın, Samsun’da aldığı tanı ve tedavinin ardından Almanya’da sosyal yaşamına devam etti.
7 yaşındaki Yağmur hem baba hem de dayısına sigarayı bıraktırdı
24 Eylül 2025 Çarşamba - 10:17 7 yaşındaki Yağmur hem baba hem de dayısına sigarayı bıraktırdı Çanakkale’de sağlık elçisi olan 7 yaşındaki Yağmur Yıldız hem babasına hem de dayısına sigarayı bıraktırdı. Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında imzalanan protokol çerçevesinde temel eğitim çağındaki çocuklara sağlık bilinci kazandırmayı amaçlayan "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" projesi hayata geçirildi. Proje çerçevesinde okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklara öğretmenleri, UMKE ekipleri, 112 Acil Çağrı Merkezi ekipleri, aile hekimleri eşliğinde kişisel bakım alışkanlıkları, sağlık bilinci öğretildi. Proje kapsamında eğitimlerini alan öğrencilerin her biri ‘Sağlık Elçisi’ seçildi. Çanakkale’de proje çerçevesinde ise toplam 800 öğrenci hem teorik hem de pratik eğitimler aldı. Bu proje çerçevesinde eğitim alan öğrencilerden biri olan Yağmur Yıldız ise hem babası Oğuz Yıldız (36) hem de dayısı Sacit Uslu’ya (33) sigarayı bıraktırdı. Dayısı Sacit Uslu da bu sigara bırakma sürecinde yeğeni Yağmur’dan büyük destek aldığını belirtti. "Artık çok mutluyum çünkü artık hiç hasta olmayacaklar" Babası ve dayısına sigarayı bıraktıran Yağmur Yıldız, o süreci böyle anlattı; "Babam, dayım ve dedem çok sigara içiyordu. Dedemin sigara içmekten ciğerleri hasta oldu. O yüzden öldü. Ben dayım ve babamı sigaralarını bırakmaları için ikna ettim. onlar da beni dinleyip bıraktılar. Ben o sigara paketlerinin üstündeki resimlerden çok korkuyordum, onları söyledim bırakmaları için. Babam Özge doktordan yardım aldı. Dayım da başka bir doktordan yardım aldı. Dedemin çok hasta olduğunu gördüm, çok üzüldüm. Bu yüzden dayım ve babama da sigara bırakmaları için çok ısrar ettim. Onlar da beni üzmeyip bıraktılar. Çok mutluyum çünkü hiç hasta olmayacaklar." "Çocuklarınız için sigarayı bırakın yoksa çocuklarınız sizi gördüğünde üzülür ve dumandan rahatsız olur" Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun Çanakkale ziyaretinde de onunla görüştüğünü belirten Sağlık Elçisi Yıldız, "Sağlık Bakanı geldi onunla da görüştüm. Sağlık elçiliği görevimi yerine getirdiğimi ona da aktardım. Dayım ve babam sigara içerken çok duman geliyordu bana ve ondan da bırakmalarını istiyordum, nefes alamıyordum, çok rahatsız oluyordum. Burnumu tıkayıp başka bir yere gidiyordum. Babam ve dayım bundan dolayı beni kırmayarak sigarayı bıraktılar. Çok mutluyum hiç ciğerleri rahatsız olmayacak, beni de duman rahatsız etmeyecek. İlk önce çocuklara sesleniyorum çocuklar anne ve babanıza sigarayı bıraktırın. Büyüklere sesleniyorum çocuklarınız için sigarayı bırakın yoksa çocuklarınız sizi gördüğünde üzülür ve dumandan rahatsız olur" dedi. "Hiç başlamamam gerekirdi" Askerlik yaparken sigaraya başladığını aktaran Sacit Uslu, "Lise yıllarında sigara içiyordum ben askerde başladım ama çevremdeki arkadaşlarım içerdi. Onlarla birlikte ben de disipline giderdim. Ondan sonra askerde sigara içmediğim halde hani içtimalarda herkes bilir, her Türk genci bunu bilir, sigara içmeyenlerle, içenler ayrılmaz, askerde herkes birdir. Onlarla birlikte sabah sigara izmaritlerin toplardım ki o zamanlar bile çok tiksinirdim. Hani babam da yıllarca içti, ben babamdan bile yani kokusundan tiksiniyordum. Çok fazla aynı ortamda bulunmak istemezdim, sinir olurdum. Ben bu sigarayı içmiyorum ama cezasını herkesle birlikte çekiyorum deyip başladım. Tabi bu gençlikte yanlış bir düşünceydi, hiç başlamamam gerekirdi" diye konuştu. "Sigaraya başladıktan sonra hayatımda çok değişiklikler oldu" Sigaraya başladıktan sonra hayatında olumsuz değişikliklerin başladığını vurgulayan Uslu, "Sigaraya başladıktan sonra hayatımda çok değişiklikler oldu. O zamanlar spor yapıyordum, bir yerden sonra tıkanmaya başladım. Halı saha maçlarında hani maç bitsin diye dua ediyordum. Bu olayların üst üste geldi. Çeşitli dönemlerde tek başıma bırakmaya çalıştım ama olmadı. Dediğim gibi bu süreçte ailenin desteği çok önemli. Bana yeğenim Yağmur çok destekçi oldu. Artık sigarayı bırakmam konusunda resmen benle kavga etmeye başladı" ifadelerini kullandı. Sigara Bırakma Polikliniği ile sigarayı hayatından tamamen çıkardı Çanakkale Sağlık İl Müdürlüğünde çalışan ablası Ebru Yıldız sayesinde Sigara Bırakma Polikliniğine gelen Uslu, sigara bırakma sürecini şöyle aktardı: "Bir gün ablam aradı, dedi ki Sağlık Bakanlığının Sigara Bırakma Polikliniği var, yurt dışından bir ilaç geldi, deneme amaçlı istersen bir de onu dene. Ben de deniyim dedim. Bir şey kaybetmem sonuçta ama işime yararsa kazanacağım bir gençliğim var, bir ömrüm var, bu düşünceyle gittim. Doktorumuz orada çok güzel yardımcı oldu, çok iyi ilgilendi. Çeşitli sorularla benim bağımlılık derecemi ölçtüler ona göre ilacın kullanma talimatlarıyla beraber ben ayrıldım oradan. İlacımı kullanmaya başladım zaten ilk beş gün içinde ben yavaş yavaş sigaraya karşı bir isteksiz olmaya başladım. 5 günün sonunda tamamen sildim ama ilaçlarımı kullanmaya devam ettim, bitirene kadar. Ondan sonra aklımda tamamen sildim." Gerçekten herkese yeni bir hayat verdiler Sağlık Bakanlığının sigara bırakmaya yönelik projesi sayesinde birçok kişiye yeni bir hayat verdirdiğini vurgulayan Uslu, "Benden feyz alarak alarak 2 tane iş arkadaşım vardı, onlar da çok sigara içiyordu, onlara söyledim bu yöntemi, onlar da gitti. Onlar da başardı. Biz başardıysak herkes başarabilir bunu ama bu süreçte dediğim gibi ailenin desteği çok önemli. Sağlık Bakanlığımızın bu projesine gerçekten çok minnettarım. Benim gibi bir çok gencin hatta orta yaşlının ve yaşlı kesimin de çok hayır duasını aldılar. Gerçekten herkese yeni bir hayat verdiler" şeklinde konuştu.
‘Arı alerjisi, tarım işçilerini tehdit ediyor’
24 Eylül 2025 Çarşamba - 09:52 ‘Arı alerjisi, tarım işçilerini tehdit ediyor’ Tarım alanlarında çalışan işçilerin, alerjik reaksiyonlar açısından en riskli grupların başında geldiğini belirten Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, "Arıcılar, çiftçiler, bahçıvanlar, temizlik ve atık sektöründe çalışanlar, açık arazide görev yapan askerler ve özellikle mevsimlik işçiler risk altındadır. Tekrarlayan arı sokmaları alerjik reaksiyon riskini artırır. Kalp ve akciğer hastalığı olanlarda ölümcül reaksiyon riski daha yüksektir" dedi. Tarımsal alanlarda çalışan işçiler, alerjik reaksiyonlar açısından en riskli grupların başında geliyor. Böcekler, kimyasallar, tarımsal atıklar ve polenler; deri ve solunum yollarında çeşitli alerjik reaksiyonlara yol açabiliyor. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nin nemli iklimi ve fındık hasadı dönemi, çiftçiler için tehlikeli olabiliyor. Medical Park Ordu Hastanesi Göğüs Hastalıkları, İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ali Kutlu, tarım işçilerini ve kırsalda yaşayanları bekleyen en büyük tehlikelerden birinin arı alerjisi olduğuna dikkat çekerek açıklamalarda bulundu. "Böceklerin yol açtığı alerjik reaksiyonlar" Prof. Dr. Ali Kutlu, çiftçilerin en sık şikayet ettiği alerjik yakınmaların böceklerin deriye teması sonucu gelişen kaşıntılı egzama ve kızarıklık tabloları olduğunu belirterek, son yıllarda ülkede yaygınlaşan kahverengi kokarca böceği ve rove böceklerinin en sık cilt yakınmalarına yol açtığını ifade etti. "Hayatı tehdit edebilir" Alerjik reaksiyonların en tehlikelisinin solunum ve dolaşım sistemini etkileyerek bazen ölüme yol açabilen anafilaksi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kutlu, iş yerlerinde gelişen anafilaksilerin büyük bölümünün arı sokmaları ile ilişkili olduğunu vurguladı. Türkiye’de yılda yaklaşık 15 milyon arı sokması meydana geldiğini, bunların 300 bin kadarının ciddi seyrettiğini ve yalnızca 2025 bahar aylarından itibaren Karadeniz kırsalında 11 kişinin arı sokması nedeniyle hayatını kaybettiğini belirten Prof. Dr. Kutlu, hayatını kaybedenlerin büyük bir kısmının arı alerjisi olduğunun farkında bile olmadığını söyledi. "Risk altındaki bireyler" Arıcılar, çiftçiler, bahçıvanlar, temizlik ve atık sektöründe çalışanlar, açık arazide görev yapan askerler ve özellikle mevsimlik işçilerin risk altında olduğunu aktaran Prof. Dr. Kutlu, "Tekrarlayan arı sokmaları alerjik reaksiyon riskini artırır. Kalp ve akciğer hastalığı olanlarda ölümcül reaksiyon riski daha yüksektir" dedi. "Hayat kurtaran enjeksiyon" Prof. Dr. Kutlu, hayatı tehdit edebilen anafilaksi reaksiyonlarında en önemli noktanın erken müdahale olduğunu, solunum yollarının tıkanmasını ve dolaşım sisteminin çökmesini önlemek için epinefrin adı verilen ilacın en kısa sürede uygulanması gerektiğini vurguladı. Kutlu, kendinden enjektörlü adrenalin formlarının bulunduğunu ve alerjisi bilinen kişilerin bu ilacı mutlaka yanlarında taşımaları gerektiğini söyledi. Çözüm önerileri Özellikle arıcılığın yoğun olduğu bölgelerden başlanarak riskli meslek gruplarına taramalar yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kutlu, alerjisi olan bireylerin uygun tedavi merkezlerine yönlendirilmesi gerektiğini ifade ederek şu bilgileri paylaştı: "Okul, yurt, fabrika ve kışla gibi toplu yaşam alanlarında alerji taramaları yapılmalıdır. İş yeri hekimleri, birinci basamak ve acil servis hekimleri anafilaksiye müdahale ve adrenalin kullanımı konusunda meslek içi eğitime tabi tutulmalıdır. Riskli iş kollarında ve arıcılıkla uğraşan köylerde oto enjektörlü adrenalin bulundurma zorunluluğu getirilmesi hayati önem taşımaktadır." Toplumun bilinçlendirilmesinin önemine değinen Prof. Dr. Kutlu, "Gelişmiş ülkelerde oto enjektörlü adrenalin kullanımı ülkemizin çok üzerindedir. Bizde ise hem hastalarda hem de sağlık çalışanlarında bu konuda yeterli farkındalık bulunmamaktadır. Önleyici tedbirlerle birçok ölümün önüne geçmek mümkündür" ifadelerine yer verdi.
"Kolesterolün fazlası felce davetiye çıkarıyor"
24 Eylül 2025 Çarşamba - 09:49 "Kolesterolün fazlası felce davetiye çıkarıyor" Kolesterolün yalnızca zararlı bir madde olarak görülmesinin yanlış olduğunu belirten Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Kolesterol hücre zarının yapısında bulunarak sağlamlığını korur, hormonların üretiminde görev alır, D vitamini yapımında rol oynar. Ayrıca, safra asitlerinin yapısına katılarak yağların sindirilmesine yardımcı olur. Yani aslında yaşam için gereklidir. Ancak fazlası damarların iç yüzeyine tutunarak tıkanıklığa yol açar ve bu da kalp krizi ve felç riskini artırır" dedi. VM Medical Park Florya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Hilal Yıldırım Deryol, kolesterolün vücut için hayati görevler üstlendiğini ancak seviyesinin yükselmesi halinde kalp-damar sağlığı açısından ciddi risklere yol açabileceğini söyledi. "Kolesterol yaşam için gerekli" Kolesterolün yalnızca zararlı bir madde olarak görülmesinin yanlış olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Kolesterol hücre zarının yapısında bulunarak sağlamlığını korur, hormonların üretiminde görev alır, D vitamini yapımında rol oynar. Ayrıca, safra asitlerinin yapısına katılarak yağların sindirilmesine yardımcı olur. Yani, aslında yaşam için gereklidir. Ancak fazlası damarların iç yüzeyine tutunarak tıkanıklığa yol açar ve bu da kalp krizi ile felç riskini artırır" diye konuştu. "İyi ve kötü kolesterol dengesi" Kolesterol seviyelerinin tek başına değil, taşıyıcı proteinlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "LDL kolesterol, ‘kötü kolesterol’ olarak bilinir çünkü yüksek olduğunda damarlarda birikir. HDL ise iyi kolesteroldür; fazla kolesterolü karaciğere taşıyarak damarların temiz kalmasına yardımcı olur. Bu yüzden LDL’nin düşük, HDL’nin ise yüksek olması sağlığımız açısından son derece önemlidir" dedi. "Yüksek kolesterolün sonuçları ciddi olabilir" Kolesterol yüksekliğinin uzun yıllar belirti vermeden ilerlediğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Kalp krizi, felç ve bacak damar tıkanıklıkları, yüksek kolesterolün en önemli sonuçlarıdır. Dolayısıyla, kolesterolün düzenli olarak ölçülmesi ve takip edilmesi hayati öneme sahiptir. Özellikle ailesinde kalp-damar hastalığı öyküsü olan bireyler daha dikkatli olmalıdır" ifadelerini kullandı. "Beslenmenin etkisi büyük" Beslenmenin kolesterol seviyeleri üzerindeki etkisine değinen Dr. Öğr. Üyesi Deryol, şu bilgileri paylaştı: "Hayvansal yağlar, işlenmiş gıdalar ve kızartmalar kötü kolesterolü artırır. Buna karşılık sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı içeren beslenme tarzı kolesterolün dengelenmesine yardımcı olur. Lifli gıdalar, özellikle yulaf ve baklagiller, bağırsaklarda fazla kolesterolün emilimini azaltır. Bu nedenle beslenme düzeninin sağlıklı olması ve kilo kontrolü, kolesterol seviyelerini düşürmede en güçlü araçtır." "Kolesterol dostu gıdalar" Dr. Öğr. Üyesi Deryol, bazı besinlerin kolesterolü doğal yolla dengelediğini belirterek, "Yulaf ve tam tahıllar, baklagiller, somon ve sardalya gibi Omega-3 açısından zengin balıklar, zeytinyağı, kuruyemişler, sebze ve meyveler kolesterol dengesine katkı sağlar. Avokado da içerdiği sağlıklı yağlarla LDL kolesterolün düşürülmesine destek olur" dedi. "Lif ve Omega-3’ün kalp sağlığındaki yeri" Çözünür lifin kolesterol düşürücü etkisine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Çözünür lif, bağırsaklarda adeta sünger gibi davranarak kolesterolün kana karışmasını engeller. Böylece LDL düşer, damarlar korunur" diye konuştu. Omega-3 yağ asitlerinin de kalp sağlığına olumlu etkileri olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Deryol, düzenli balık tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. "Uzak durulması gereken besinler" Kolesterol yüksekliğini tetikleyen yiyeceklere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Kızartmalar, fast- food türü yiyecekler, paketli atıştırmalıklar, işlenmiş et ürünleri ve tam yağlı süt ürünleri ölçülü tüketilmelidir. Bu besinlerin fazlası kolesterol değerlerini hızla yükseltir" dedi. "Egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleri önemli" Beslenmenin yanı sıra yaşam tarzının da önem taşıdığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Düzenli egzersiz kötü kolesterolü azaltır, iyi kolesterolü artırır. Bunun yanında, fazla kilolardan kurtulmak, sigara ve alkolü bırakmak da kalp-damar sağlığına büyük katkı sağlar. Kolesterol kontrolü için bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir" açıklamasında bulundu. "Yanlış bilinenler" Kolesterol hakkında toplumda pek çok yanlış inanış olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Deryol, "Kolesterol sadece kötü bir şey değildir; vücudun ihtiyaç duyduğu bir maddedir. Yumurta ölçülü tüketildiğinde zararlı değildir. Ayrıca kolesterol yüksekliği genellikle sessiz ilerler, belirtilerle fark edilmez. Modern kolesterol ilaçları ise gerektiğinde güvenle kullanılabilir ve hastalar için hayat kurtarıcıdır" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Kapanmayan yaraya Şırnak’ta serbest doku transferi
24 Eylül 2025 Çarşamba - 09:34 Kapanmayan yaraya Şırnak’ta serbest doku transferi ŞIRNAK (İHA)-Spina bifida hastası 19 yaşındaki Fatih Ayas’ın topuğundaki 5 yıldır kapanmayan kronik yara, Şırnak Devlet Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen "serbest doku transferi" "ameliyatıyla tedavi edildi. Şırnak’ın Silopi ilçesinde ikamet eden 19 yaşındaki Fatih Ayas, yaklaşık 5 yıldır topuğunda yapılan tüm tedavilere rağmen kapanmayan bir yara oluştu. Çevre il ve ilçelere tedavi için giden genç bir türlü iyileşmedi. Şırnak Devlet Hastanesinde yapılan başarılı doku transferi ameliyatı ile adeta kabusa dönen hayatı, yeniden canlandı. Şırnak Devlet Hastanesinde, rekonstrüktif cerrahi alanının en kapsamlı operasyonlarından biri başarıyla uygulandı. Kronik hastalığı bulunan ve spina bifida tanısı olan bir hastasının topuğunda uzun süredir iyileşmeyen kronik yara nedeniyle yapılan değerlendirmeler sonucunda serbest doku transferi ameliyatı gerçekleştirildi. Yapılan başarılı ameliyatı gerçekleştiren Orotopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Semih Hatipoğlu ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sergen Karataş İhlas Haber Ajansı mikrofonlarına ameliyat öncesi ve sonrasını anlattı. Enfeksiyon riski taşıyan yaranın, Şırnak’taki bu çığır açan ameliyatla kapanarak genç hastayı sağlığına kavuşturduklarını belirten Op. Dr. Sergen Karataş, "Hastamız Fatih bize ayağında doku defekti ile geldi. Daha önce spina bifida hastası olduğu için topuğunda yara oluşmuş. Çeşitli müdahaleler yapılmış ama primer yani yaranın kapatılması denenmiş, ancak başarılı olmamış. Biz de bu şikayetle geldiğinde hastayı tekrar değerlendirdik ve serbest doku naklinin daha uygun olabileceğini düşündük. Bundan sonra da Plastik Cerrahi Uzmanı Sergen Hoca ile birlikte değerlendirdik ve serbest doku nakli yapmaya karar verdik. Hastamıza ameliyatı ayrıntılı şekilde anlattık, kabul ettik. Yaklaşık 4 saat süren bir ameliyat sonucunda başarılı bir şekilde Sergen Hocamızla birlikte doku transferini gerçekleştirdik. Takiplerini yapıyoruz, şu an pansumanı gayet iyi, herhangi bir sıkıntımız yok. Birkaç gün içinde taburculuğunu planlıyoruz. Bu, Şırnak’ta ilk defa yapılan serbest doku nakli oldu. Ben ortopedi uzmanıyım ama esas olarak bu ameliyat plastik cerrahinin alanına giriyor. Ancak bizim kliniğimizde de doku transferleri çok sık yapıldığı için benim de ilgim var. Sergen Hoca da bu konuda oldukça tecrübeli. Onun önderliğinde birlikte bu ameliyatı gerçekleştirdik. Başarısız olma ihtimali vardı, ancak başarılı oldu. Hastamızda sonuçtan dolayı mutluyuz" dedi. ’’Operasyon enfeksiyonu tamamen ortadan kaldırıyor’’ Mikroskop altında damar onarımı gerektiren bu operasyonun, enfeksiyonu tamamen ortadan kaldırdığını belirten Op. Dr. Semih Hatipoğlu, "Hasta mevcut hastalığı nedeniyle sürekli açık yara problemi yaşıyordu. Bu, kronik bir yaraydı ve kapanmıyordu. Enfeksiyon şüphesi de olduğu için farklı tedavi seçenekleri düşünülebilirdi ama en iyi cerrahi yöntem serbest doku transferiydi. Bunun da serbest kas transferi olması gerekiyordu. Hem kanamayı kontrol altına almak hem de enfeksiyonu çözmek açısından bu yöntem en uygunu oldu. Biz de ikimizin bu konuda tecrübeli olması nedeniyle bir araya geldik. Ameliyatın burada yapılıp yapılamayacağına dair fikir birliği sağladık ve yapılabileceğine karar verdik. Uzun süreli bir ameliyat olduğu için tek cerrahın bu sorumluluğu alması hem ameliyat süresi hem de hasta sağlığı açısından riskli olacaktı. Ekip halinde çalışmak çok daha önemliydi. Şanslıyız ki böyle bir ekip oluşturduk ve baştan sona birlikte ameliyatı gerçekleştirdik. Bu mikrocerrahi bir yöntemdi, yani mikroskop altında damar onarımını gerektiriyordu. Hasta yaklaşık 2 haftadır bizde yatıyor. Artık enfeksiyon şüphemiz yok, akıntı yok, yara iyileşmesi neredeyse tamamlanmak üzere. Birkaç gün daha takip edip sonrasında hastamızı taburcu edeceğiz. Takipte de şu an bir sıkıntımız yok, süreç gayet iyi gidiyor" diye konuştu. 19 yaşındaki genç hasta Fatih Ayas ise "Spina bifida hastasıyım. Hastalığıma bağlı olarak özellikle topuk bölgemde yaralar oluşuyordu. Bu yara nedeniyle yaklaşık 5 yıldır, hatta belki daha da uzun süredir il dışına gitmek zorunda kaldım. Farklı hastanelere başvurdum, birçok tedavi, ameliyat ve operasyon geçirdim. Son aylarda özellikle enfeksiyon nedeniyle antibiyotik tedavileri gördüm. Ancak bunlar da kalıcı çözüm olmadı. En son buraya geldik. Bu ameliyat zaten Şırnak’ta ilk defa yapılmış ve hocalarımız bunu başardı, sağ olsunlar. Şu an herhangi bir sıkıntım yok, ameliyat başarıyla gerçekleşti. Daha önce Diyarbakır Eğitim Araştırma Hastanesine gittim, geldim. Silopi ilçesine de gittim, orada da çeşitli işlemler yapıldı. Ama en uzun ve kalıcı çözümün burada sağlanabileceğini gördük. 2 haftadır buradayım, herhangi bir sıkıntı yok, tedavim devam ediyor" ifadelerini kullandı.
Erzurum Şehir Hastanesi’ne TÜSEB Teknoloji Transfer Ofisi  (Düzeltme)
24 Eylül 2025 Çarşamba - 09:22 Erzurum Şehir Hastanesi’ne TÜSEB Teknoloji Transfer Ofisi (Düzeltme) Erzurum Şehir Hastanesinde, sağlıkta yenilikçi projelere destek veren Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) açıldı. Hastanenin Konferans Salonu’ndan düzenlenen programda, kurdele kesilerek TÜSEB TTO’nun açılışı yapıldı. TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, burada yaptığı konuşmada, üreten sağlık sisteminin oluşmasını sağlamak amacıyla TTO’ları açtıklarını belirterek, "TTO proje ekiplerinin, fikrin ürüne dönüştürülmesi açsından üretim, klinik çalışması ve hayvan çalışmaları gibi her alanda fikir sunuculara destek vereceğiz. İstanbul’da Türkiye’nin en büyük hayvan laboratuvarına sahibiz. Bugün implante ettiğimiz herhangi bir tıbbi cihazı aylarca biz o hayvanlarda takip edebiliyoruz. Sizin projelerinizin, fikrinizin uluslararası bir ürüne dönüşmesi aşamasında tüm süreçlerde TÜSEB olarak, TTO olarak yanınızda olacağız. ’Fikrim var, Ankara’ya mı gitsem?’ diye düşünmeyeceksiniz. Sizden bir ücret almayacağız, üstüne üstelik projeleriniz için size fon vereceğiz. Tüm patent ve fikir hakları da sizin olacak" dedi. "Yeni bir dönemin başlangıcı" Törende konuşan Erzurum Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Hakkı Tör, yalnızca bir ofisin açılışını değil, Türkiye’nin sağlık vizyonuna yön verecek yeni bir dönemin başlangıcını yaptıklarını vurguladı. Düzenlenen programda TÜSEB Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan, TÜSEB Genel Sekreteri Ahmet Zengin, TÜSEB destek ve yönetim hizmetleri daire başkanı Batuhan Yeşilyurt , TÜSEB Ar-Ge uzmanı Bengü Aktaş, Erzurum TÜSEB TTO sorumlusu Doç. Dr. Fazile Nur Ekinci Akdemir, TÜSEB TTO Müdürü Doç. Dr. Zeliha Özdemir Köken birer konuşma yaptı Konuşmaların ardından "2025 TÜSEB Proje Destekleri ve Üreten Sağlık Modelinde TÜSEB TTO’nun Rolü", "TÜSEB Proje Desteklerinde 2025 Vizyonu", "Üreten Sağlık Modelinde TÜSEB TTO’nun Rolü" başlıklarında sunumlar gerçekleştirildi.
Sakarya Büyükşehirle ilk yardım eğitimleri başlıyor
23 Eylül 2025 Salı - 18:08 Sakarya Büyükşehirle ilk yardım eğitimleri başlıyor Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen temel ilk yardım eğitimleri başlıyor. "İlk Yardım Hayat Kurtarır" mottosuyla düzenlenecek eğitimlerde, doğal afetler, yangınlar ve günlük yaşamda karşılaşılabilecek kazalara karşı hazırlıklı olmayı sağlayacak ücretsiz temel ilk yardım eğitimleri düzenlenecek. 8 Ekim tarihine kadar başvuruların devam edeceği eğitimler, 13 Ekim Pazartesi başlayacak. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, vatandaşların muhtemel acil durumlara karşı bilinçlenmesi amacıyla temel ilk yardım eğitimlerine başlıyor. "İlk Yardım Hayat Kurtarır" mottosuyla hayata geçirilen proje kapsamında, doğal afetler, yangınlar ve günlük yaşamda karşılaşılabilecek kazalara karşı hazırlıklı olmayı sağlayacak ücretsiz temel ilk yardım eğitimi verilecek. Hem teorik bilgiler hem de uygulamalı eğitimlerin verileceği program, kazalarda önlenebilir sakatlıkların azaltılmasına katkı sağlamayı ve toplumsal ilk yardım bilincini artırmayı hedefliyor. Eğitimi tamamlayan vatandaşlara katılım belgesi takdim edilecek. Ofis Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek eğitimlere başvurular 25 Eylül ve 8 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 13 Ekim Pazartesi başlayacak ve Ekim Ayı boyunca devam edecek eğitimlere, www.sakarya.bel.tr adresinden başvuru yapılabilecek.
Şah damarları tıkalıydı, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde sağlığına kavuştu
23 Eylül 2025 Salı - 16:44 Şah damarları tıkalıydı, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde sağlığına kavuştu Konya’da her iki şah damarı da tıkalı olan ve defalarca geçici felç atakları geçiren 65 yaşındaki hasta, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yapılan ileri düzey beyin anjiyosu ile dünyada da nadir olan bir başarıya imza atılarak yeniden sağlığına kavuştu. Sol şah damarına 2021 yılında stent takılan Ali Mecit (65), stentin zamanla tıkanması sonucu ciddi bilinç bozuklukları ve düşme atakları yaşamaya başladı. Uzun süredir kronik olarak kapalı olan bu stentin endovasküler girişimle başarıyla açılması sayesinde beynin sol yarısına yeniden kan akımı sağlandı. Ameliyatı gerçekleştiren Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Nöroendovasküler Ekip Başkanı Prof. Dr. Gökhan Özdemir, bu tür vakaların dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ve seçilmiş olgularda aktif tedavinin yaşam kalitesini ciddi oranda artırabileceğini vurguladı. Prof. Dr. Özdemir, "Hastamız, iki şah damarı da tıkalı olan ve yıllar içinde ciddi şikayetleri gelişen bir kişiydi. Genelde bu tür olgularda kronik damar tıkanıklıklarına cerrahi ya da girişimsel müdahale önerilmez. Ancak bu vakada tekrar eden geçici iskemik ataklar ve fonksiyonel kötüleşme nedeniyle yeniden değerlendirme yapıldı. Yapılan detaylı beyin anjiyosunda daha önce stentlenen sol şah damarının tıkalı olduğu ve beyne yeterince kan gitmediği belirlendi. Bu kritik durumda uygun tekniklerle stent bölgesi yeniden açıldı. Bu tür başarılı müdahaleler nadirdir ve ciddi deneyim gerektirir" dedi. Genellikle akut inme hastalarında aniden tıkanan damarların ilk dakikalar içinde açılabildiğini, kronik olarak tıkanmış damarların tekrar açılmasının hem teknik olarak zor hem de çoğu zaman önerilmediğini belirten Özdemir, "Bu tür durumlarda damar yatağı bozulur ve müdahale riskli hale gelir. Genellikle bu tür damarlar açılmaz, çünkü hem risklidir hem de başarı şansı düşüktür. Ancak bu olguda teknik yeterlilik ve klinik gereklilik birleşti ve başarılı bir şekilde damar yeniden açıldı. Bu tür vakalar, dünyada da oldukça nadirdir" ifadelerini kullandı. Ali Mecit’in oğlu Ahmet Mecit, "Babamın elinde ve ayağında titreme vardı, ayakta durmakta zorlanıyordu, ameliyattan sonra yürümeye başladı. Riskli bir operasyonu başarıyla gerçekleştiren Gökhan hocam ve ekibine çok teşekkür ederim" diye konuştu.